RSS

ESMA DERSLERİ – 5 – ER RAHÎM (16-2)

19 Şub

330

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

(16-1) den devam)

Yani iman etmedi diye bir kadına iftira helal mi? Var mı böyle bir şey, gayri müslime iftira caiz mi? İftira herkese haram. Dolayısıyla ahlaklı olmak lazım, tutarlı olmak lazım. Peygamberlik saltanat değildir, peygamberliğe saltanat diyen müşrikken Ebu Süfyandı. Ebu Süfyanla Hz. Abbas Ra. Ordu Mekke’ye girerken, şimdi o dağ belli, ben gittim oraya. Tam giriş yerinde bir tepenin başına oturdular. Ebu Süfyan tabii orduyu seyrediyor ama şaşırmış vaziyette. Ne söyleyeceğini bilemiyor, yüzünde 7 renk cümbüşü var. Alı al moru mor bir geliyor bir gidiyor, içinde de fırtınalar kopuyor tabii o anda, çok gelditler yaşıyor ve en sonunda dudaklarından şu cümle dökülüyor. Ya ebel fadl, Ey fad’lın babası, Efendimizin amcası İbn Abbas’a; kardeşinin oğlu yeğeninin saltanatı ne kadar da büyümüş.

Hz. Abbas’ın verdiği cevabı merak etmiyor musunuz? Ağzından çıkanı kulağın duysun ey Ebu Süfyan bu saltanat değil nübüvvettir nübüvvet. Ağzından çıkanı kulağın duysun derler adama, bu saltanat değil nübüvvettir. Nübüvvete saltanat gömleği giydirirseniz Allah resulünden; ne titriyorsun be adam, ben de senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum azarını işitirsiniz. Biz yıllar yılı altın taçlı, sırma kaftanlı, gümüş tahtlı bir peygamber tasavvur ettik zihnimizde. Biz aslında bizi karıştırdık, biz Musa’yı firavunun yerinde düşledik. Biz İbrahim’i Nemrud’un yerinde düşledik, biz hayatları karıştırdık. Maalesef bizim hayatımız karışık olunca hayatları da karıştırdık. Onun için lütfen düzelelim, düzeltelim. Zihnimizi düzeltelim önce, tarihe, peygamberlere, Allah’a ve peygamberler peygamberi Allah resulüne iftira etmeyelim düz ve koşma şeyler üzerinden. Eyvallah.

Uhud’ta dişi kırılmıştı yüzü yarılmıştı kan revan içinde kalmıştı şefkat peygamberine bakın, merhamet peygamberine bakın. Yanındakiler bir ara bir düzüne kadar kalmıştılar, koca İslam ordusu dağılmıştı, hatta bir müşriğin kılıcı efendimizin eteğine gelmiş. Uhud dağında ki o kaya kovuğuna arkasını vermişti efendimiz ve olan biteni engin bir teslimiyet içinde izliyordu. Allah’ın tecellilerini izliyordu. Orada her şey olabilirdi. fein mate ev kutilenkalebtüm alâ a’kabiküm. (A. İmran/144) o ölür ya da öldürülürse ökçelerinizin üzerine gerisin geri dönecek misiniz?

İşte o anda olan bitenin bir ihtimali bu, böyle bir hal, dehşet günü ve Hz. Saad Bin Ebi Vakkas artık iş başa düşmüştü, öyle ki Allah resulüne göğsünü siper etti artık koluyla Allah resulünü sağdan soldan eğilerek tam bir ok geldi ve Saad bir ömür boyu çolak kaldı. At ya Saad anam babam sana feda olsun.

Allah resulünün ömründe bir kişiye bu cümleyi kullandığını biliyoruz. At ya Saad anam babam sana feda olsun..! Böyle bir durum ve tabii böyle bir durumda peygamberdir, peygamber duası reddolunmaz. Yanındakiler beklenti içerisinde Ya ResulAllah kaldır artık elini, böyle beklenti var. Kaldır şu ellerini çünkü bittim ya Rabbi dediğinde yettim kulum diyor Rabbimiz.

Ne demişti Nuh? enniy mağlubun fentasır. (Kamer/10) ben bittim, mağlub oldum ya Rabbi sen bana yardıma gel demişti de, Fefetahnâ ebvabes Semai Bimain munhemir. (Kamer/11) biz de göğün kapılarını açtık, gökten denizi ayağına indirdik. Sen karada gemini yap yeter ki, deniz lazım olursa Denizin rabbi denizi ayağına getirir. Gazze’lilere de bunu dedim, siz karada gemi yapıyorsunuz, siz geminizi yapın, deniz lazım olursa rabbiniz denizi ayağınıza getirir.

Öyle değil mi zaten kul ne ki, kulun gücü ne ki, Allah kulun gücüne mi bakar ki yani. Sadece gücünün yettiğini yapıp yapmadığına bakar. Yoksa Rabbim isterse suları büklüm büklüm burulur. Öyle değil mi, Allah dilerse neler olmaz. Ama bu alemi o yasa üzerine kurmuş bizim gayretimize bakıyor. Onun için kaldır ya ResulAllah modundalar meydandakiler. Artık kaldır şu ellerini. Ve kaldırıyor Allah resulü, ne diyor siz ce?

Aman Allah’ım Allahümme mağfirli kavmihi İnnehüm la ya’rifun. Allah’ım kavmimi affet, onlara hidayet et, zira onlar bilmiyorlar. Bu. Raûf ve Rahîm bu. Bu nebinin göğsüne takıyor Rabbimiz Raûf ve Rahîm iki esmayı. Dolayısıyla Allah’ım kavmimi affet. Bakınız bir duada kaç dua var;

1 – Allah’tan onların affını istiyor.

2 – Onlar için istiğfar ediyor yani kendisi de onların günahına tevbe ediyor. Allahümme mağfir li kavmi.

3 – Bilmedikleri için mazur görülmelerini istiyor.

4 – Onları kavmim diye anarak kendisine nispet ediyor ve şereflendiriyor. Bir küçücük dua içinde dört iltifat, dört tane dua ediyor.

Allah resulünden müşriklere lanet okuması istendiğinde şöyle diyor cevaben; Ben lanetçi olarak gönderilmedim, ben rahmet olarak gönderildim. Diyordu. İki hadisi de Müslüm’den aldım: Hatta ömrünün sonunda, -tabii Allah resulü lanet ettikleri yok mu? Oluyor.

Mesela Bir’i maûne Faciasında. O çok acıydı, şefkatini düşünün Allah resulünün. Bir’i maûne faciası malumunuz bir kabileden geldiler Allah resulünden öğretmen istediler. Allah resulü elinde ki 70 öğretmeni gönderdi. Ki onlara gözü gibi bakardı. Fatımasından esirgediğini onlara vermişti. Onlara gerçekten tir tir titrerdi. Eğitime verdiği değer bu Allah resulünün.

Ve yolda pusuya düşürdüler Bir’i Maûne, maûne kuyusu civarında kılıçtan geçirdiler şehit ettiler hepsini. İki tane develerin başında nöbetçi olan sahabi kaldı, bir tanesi geldi manzarayı görünce o da yalın kılıç daldı ve şehit oldu, geriye bir tane kaldı Amr isimli bir sahabi.

O müşriklerin pusu ekibinin lideri Cebbar isimli biriydi. Yakasına yapışmış Amr’ın; Bana diyor şunları teşhis et. Teker yeker teşhis ediyor şu, şu, şu diye. Bana bunların içinde bulamadığın birini teşhis et diyor. Buradaydı, ben öldürdüm fakat cesedini bulamıyorum. O Amir Bin Füheyre. Hz. Ebu Bekir’in azatlısı. Hicret sırasında izleri silmekle görevlendirilen, çobanlık yapan zat. Yine hicret sırasında efendimizle beraber Medine’ye gelen zat.

Amir Bin Füheyre, onu arıyor o hainlerin reisi zat. En sonunda merak sırası sahabiye geliyor ve soruyor; Niye onu merak ettin diyor. Onu ben öldürdüm, ölürken ne dedi biliyor musun lekad füztu vallahi, vallahi ben kazandım dedi. Şimdi ben öldürdüm o niye kazanmış oluyor, kafasına takılmış. Öldüren benim ölen o, ölen kaybeder, öldüren kazanır onun dünyasında bu tek dünyalı. Tek dünyalı olunca öldüren kazanmış oluyor. Çift dünyalı olunca ölen kazanmış oluyor. Mazlumen ölen.

Dolayısıyla adam bunun arkasına düştü bu sözü anladığında imana erdi. Hani üstadın dediği gibi; İslâm’ı öyle yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin, ölürken dahi diriltmek işte bu.

İşte o vakada da Allah Resulü bir ay gözyaşı içinde knut yapıyor. 5 vakit namazda göz yaşı içerisinde o hainlere lanet okuyor. Bazı ara ara Allah resulünün böyle ilendiği, lanet ettiği durum var. Fakat ömrünün sonunda ne diyor biliyor musunuz, ya Rabbi diyor ben ömrüm içinde kime beddua etmişsem onu onun için duaya tebliğ et. Allahuekber..! Başka bir izahı var mı, şefkatten ve merhametten başka bir izahı var mı, alemlere rahmet olmak bu galiba. Oysa kendisi için hiç lanet etmedi, kendisi için lanet etseydi vahşi için ederdi. Ona da biraz sonra değineceğim inşallah.

Allah resulü öyle diyor kime lanet okumuş, kime ilenmiş kime beddua etmişsem onu, onun için rahmete dönüştür, mağfirete dönüştür ya Rabbi. Bu Bir’i maûne olayı hicretin 4. Yılında Necid şeyhi Ebu Berâ künyeli Amir bin Mâlik’in daveti üzerine gerçekleşiyor.

Bir de Ben’i Cezime olayı var Allah resulünün rahmetini gördüğümüz merhametini gördüğümüz. Allah resulü Mekke’nin fethinin ardından Halid bin Velid’i 350 kişilik bir müfreze ile Cezire bin Amir kabilesine gönderiyor. Mekke’nin güneyinde yaşıyorlar bunlar ve kabileyi İslâm’a davet ediyor her zaman olduğu gibi. Kabile İslâm’a davet edildiğini görünce saba’na saba’na diye -gece yarısı bu- ses geliyor kabileden. Halid bin Velid bu saba’nayı farklı yorumluyor. Aslında kabileye geçmişte biraz hıncı varmış. Onu daha sonra öğreniyoruz. Saba’na döndük demek. İşte döndük ama neye döndük, çünkü esnemma demeyi bilmiyor adamlar veya akıl edemiyorlar neyse, ve yalın kılıç hücum emri veriyor kabileden birçokları esir alınıyorlar.
Ertesi sabah esirlerin öldürülmesini emrediyor o geçmiş davadan dolayı sanırım. Süleym oğullarına mensup askerler bu emri yerine getiriyorlar, fakat sahabe den olanlar komutanları da emir verse bu emri asla tutmuyorlar, çünkü eğitimliler, çizgileri biliyorlar onlar ve o esirlerden kaçan bir tanesi Medine’ye gelip ResulAllah’a durumu haber veriyor ve tabii Allah resulü tabir caizse yıkılıyor.

O andan itibaren ResulAllah’ın yanına o gibi durumlarda kimse yaklaşamazmış. Kıbleye dönüyor ellerini açıyor gözlerinden yaşlar akarak. Ya Rabbi ben Halid’in yaptığından Berî’yim ya Rabbi. Adeta Allah’ın cezalandırmasından çekinerek önce kendini tebriye ediyor, ya Rabbi ben Halid’in yaptığından Berîyim. Ve Halid geliyor tekmil verecek, başını böyle çeviriyor. Oradan geliyor başını öbür tarafa çeviriyor, oradan geliyor. Hala Ben Halid’in yaptığından berîyim.

Dolayısıyla bundan dolayı bu olayı telafi için Hz. Ali’yi gönderiyor. Yanına büyük miktarda mal veriyor, git köpek çanağına, kedi çanağına varıncaya kadar kimin nesi zayi olmuşsa, sadece kan bedeli değil, öldürülenlerin kan bedelleri değil, köpek ve kedi çanağına varıncaya kadar tazmin et. Hepsinin rızasını alıyor, helalliğini alıyor, kan bedellerini veriyor ölenlerin malı zayi olanların mallarını tazmin ediyor, geriye hayli yekün miktarda bir mal daha kalıyor,

Hz. Ali diyor ki; ResulAllah boşuna mal vermez. Eğer bu buraya gelmeseydi b unları bana vermezdi bunlarda sizin diyor ve aralarında onları da paylaştırıyor, öylece gönüllerinin rızasını alıyor. Ama Allah resulünün merhametine bir kez daha şahit oluyoruz orada; Allah’ım ben Halid’in yaptığından berîyim.

Üsame Bin Zeyd; hicretin 8. Yılında Ben’i mürre üzerine bir müfreze gönderiliyor. Daha önceden Efendimizin evlatlığı olarak bilinen Zeyd Bin Harise’nin oğlu malum, efendimizin torunu gibi gördüğü, hatta belki torun undan daha çok sevdiği bazı kaynaklarda böyle rivayetler var, efendimiz onu kucağından indirmezmiş. Onun içinde biliyorsunuz efendimizin ellerinde yetiştiği için vefatı sırasında yeni orduya komutan oydu. Efendimiz onun üzerine öyle titrerdi ki.

Üsame bir ev almış, 20li yaşlarda genç delikanlı. Evi de 6 ay sonra borcunu ödemek üzere taksitle almış yani. Ellerimle büyüttüğüm Üsame’yi görüyor musun yaptığını? Ne yapmış ya ResulAllah? Sanki 6 ay yaşayacağını biliyormuş gibi gitmiş 6 ay taksitle ev almış. Üsame böyle mi olacaktı..! Allahuekber.!

Ya bizi görse ne derdi? Ya ResulAllah biz önce öl sonra öde alıyoruz. Biz ölüyoruz taksit bitmiyor, ondan sonra torunlarımız ödüyor. Bizi görsen ne derdin. Taksidin aslında taksit taksit ölüm olduğunu daha o günden ne güzel ifade ediyor. Taksidin ekonomiyi içten içe çökerten bir bela olduğunu nasıl, yani taksit kolaylıkmış gibi duruyor, öyle de görünüyor, helaldir de, caizdir de, hiçbir problem yok. Ama taksit insanda ki dünya hırsını nasıl körüklüyor biliyor musunuz? Elinizde olmayanla alıyorsunuz. Elinizde olmayanla alınca ihtiyacınızdan fazlasını almaya başlıyorsunuz. Bakınız hırsı körüklüyor. Kapitalizmin uyanık bir aracı haline taksit nasıl geliveriyor.

Onun için ellerimle yetiştirdiğim Üsame böyle mi olacaktı diyor. Üsame’ye bu kadar titrerdi Allah resulü. İşte Ben’i mürre üzerine düzenlenen müfrezede Üsame de vardır. Mirdas b. Nehik bir müşrikle göğüs göğüse mübareze yapmakta, çatışmakyadır ve en sonunda düşmanını yıkar alta. Düşmanı; kılıcı tam havadayken eşhedi enlâ ilahe illallah veya lâ ilâheillallah der. Ama kılıç havada durmaz tabii. İneceği yere iner. Ve tabii o manzaraya şahit olan yanındakiler; Ne yaptın Üsame, ne yaptın sen. Lâ ilâhe illallah dedi adam. Ama gitmiştir. Kendini savunma babından, o korktuğu için söyledi aslında Müslüman falan olmadı, canını kurtarmak için söyledi der orada öyle geçiştirilir ama Allah Resulüne haber ulaşır tabii. Resulallah haber aldıktan sonra ilk gördüğü anda; Üsame demek sen Rabbim Allah’tır diyen birini öldürdün ha? Ama ya Resulallah o canını kurtarmak için öyle dedi. Hel şakakta kalbeh? Kalbini yarıp baktın mı, kalbini açıp baktın mı? Şimdi Resuallah dönüp dönüp; Demek sen Rabbim Allah’tır diyen birini öldürdün Üsame? Diyordu. Üsame o kadar utanmış, o kadar yerin altına geçmiş ki keşke o günden sonra Müslüman olsaydım dedim diyor kendisi.

Allah resulünün rahmetini görüyorsunuz merhametini görüyorsunuz şefkatini görüyorsunuz. Bir Adem, bir âlem. Bir Adam daha saadete ersin, bir insan daha kurtulsun, bir insan daha Rabbiyle buluşsun hepsi bu, ResulAllah’ı dersi bu başka bir derdi yok. En sevdiğimi bile böylesine şiddetli azarlamasının sebebi insana olan şefkat ve merhametindendi başka bir şey yok.

Küçük İbrahim ölüyor, Allah Resulü ağlıyor. Saad B in Muaz neden ağlıyorsun diye soruyor, ResulAllah cevap veriyor. Bu Allah’ın, kullarının kalbine yerleştirdiği bir şefkattir ya Saad. Allah kulları arasından merhametli olanları çok sever. Yani demek ki Araplar böyle şeylere arlanmayı ayıp görürlermiş, sanırım biraz buralarda da var gibi böyle yani. İşte erkekliğe falan dokunur diye. Ne alakası var diyor yani Allah Resulü, bu şefkat ve merhametin ifadesi. Onun için ağlamak erkeğe yakışır, göz yaşı insana yakışır aslında. Ağlamayan gözden Allah’a sığınıyordu ya ResulAllah, utanmayan yüzden Allah’a sığınıyordu. Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz, neden ağlamıyorsunuz. Kur’an öyle diyor. Ve tadhakûne ve lâ tebkûn. (Necm/60) Bir hadiste; Eğer benim bildiğimiz bilseydiniz, ya da benim gördüğümü görseydiniz çok ağlar az gülerdiniz.

Onun için anlayanlar ağlarlar, ağlayanlar anlarlar. Ve Allah resulünüm şefkat ve merhametini çok gördüğümüz olay Vahşi hadisesi.

Vahşi Bin Harb. Ebu Deseme künyeli Habeşistan asıllı siyahi bir köle. Önce Tuayme bin Adiy’in kölesiymiş. Tuayme Bin Adiy meşhur Cübeyr’in babası, efendimizi Taif dönüşü yanına 4 oğlunu verip te Mekke’ye getiren zat. Mut’in bin Adiy’in kardeşi. Dolayısıyla onun kölesiymiş. O Bedir’de öldürülüyor Müslümanlar tarafından. O öldürülünce yeğeninin kölesi oluyor bu sefer. Kime? Cübeyr Bin Mut’ime. Bu kişi Hz. Aişe peygamberimizle evlenmeden önceki sözlüsü. Müslüman olmayınca bu iş bozuldu. Cübeyr Bin Mut’ime aynı zamanda Bedirde de esirdi, Allah Resulü; bu zatın babası hayatta olsa da gelse benden Bedir esirlerini bilâ bedel bırakmamı istese vallahi bırakırdım dediği olayın kahramanı.

İşte onun kölesi olmuş ve Uhud savaşında Cübeyr Bin Mut’im amcasının öcünü almasını söylüyor. Bir başka rivayette ikinci bir sipariş daha alıyor o da Ebu Süfyan’ın karısı Hind Bin Utbe’nin siparişi. Cübeyr Bin Mutim savaşta öldürülen babası ve kardeşi için Vahşiye; İnsanlarla beraber sen de savaş alanında bulun. Eğer benim amcam Tuayme Bin Adiy karşılığında, Muhammed’in amcasını öldürebilirsen, sana hürriyetini iade edeceğim. Diye teklif eder. Öbürü ise sevdiğin kızı sana alacağım der. Böyle çifte kavrulmuş vaad.

Dolayısıyla Uhud’a geliyor, Uhud’da tek işi Hz. Hamza’yı kollamak, Hz. Hamza’nın rolü belli. Efendimizin çok sevdiği, amcası ama 3 yaş büyük efendimizden. Efendimizin kolu kanadı adeta. Nasıl kolu kanadı olmasın ki düşünün Hz. Hamza Müslüman olduğunda Miladdı Mekke’de. Hamza’dan öncesi – Hamza’dan sonrası diyoruz biz Mekke dönemine. Gerçekte Ömer’in İslam’ından çok daha keskin bir miladdır. Çünkü Hz. Hamza imanını ilk andan itibaren çıkıyor ve geçsin karşıma diyor itirazı olan. Onsan sonra Kureyş Allah resulüne doğrudan saldıramıyor. Hz. Hamza bir miladdır bu çok önemlidir. Bir aslan gibi koruyor Allah resulünü ve en önce kendisi atılıyor onun için Allah resulü içinde İslâm içinde değeri ortada Hz. Hamza’nın.

İşte Uhud’da onu kolluyor, Hz. Hamza hasımlarından biri ile boğuşurken, mızrak atmada da çok usta olan Vahşi mızrağını atıyor ve Hz. Hamza’yı kürek kemiklerinin ortasından vuruyor, düşünce de onunla yetinmiyor adın a yakışır bir iş yapıyor vahşice geliyor göğsünü yarıyor iç organlarını çıkarıyor -hassaten kalbini ciğerini çıkardığı rivayetleri vardır- getiriyor Hind’e veriyor. Yani Araplar çok kinlendikleri zaman içim soğusun diye düşmanlarının iç organlarıyla su içerlermiş, böyle bir vahşi uygulama. İşte bunu yapıyor.

Efendimiz Uhud’dan sonra Uhud’da yenildiğinden daha fazlasına Hz. Hamza’nı şehadetine üzülüyor. Hz. Hamza’nın şehadetini görünce efendimiz, ömründe öyle bir şey yok, dizlerinin üstüne çöküyor. Dizinin bağı çözüldü derler ya..! Efendimiz çok acı yaşadı, çok acı gördü o manzarayı bir tek orada görüyoruz. Ne kadar değerli olduğunu ne kadar büyük şok olduğunu efendimiz için ne acı bir manzara olduğunu anlayın.

İşte o. Ondan sonra kendisi anlatıyor Vahşi; Mekke’nin fethinden sonra bir müddet kaçtım. Bana haber gönderdiler kaçmakla olmaz gel Muhammed’e teslim ol zaten o düşmanlarını affediyor, o affedici. Ben de kaçmaktan yoruldum ve geldim Allah resulüne teslim oldum. O dedi ki bana benim gözüme görünme bana amcamı hatırlatıyorsun.

Ondan sonra vahşi Allah resulünün gözüne görünmemeye çalıştı. Hatta Mescidi Nebevi’ye geldiği, efendimiz girdikten sonra girmeyi kolladığı, efendimiz cemaate namazı kıldırıp dönmeden evvel bir direğin arkasına saklandığı ve oradan efendimiz arkasını döndüğünde baktığı, döndüğünde ise saklandığı ve doyası göremediği. Zaten efendimiz Mekke’nin fethinden, Vahşin in Müslüman olduktan sonra yaklaşık 2 yıl sonra veya daha da aşağı bir zaman yaşadılar. Dolayısıyla b u zaman zarfında efendimizi doyası göremediği rivayetleri vardır ve bunun da Vahşi’nin yüreğine bir ok gibi saplandığı rivayetleri vardır. Adeta efendimiz kendisinden mahrum etmekle cezalandırmıştır, ama ona başka bir şey yapmamıştır o engin merhametiyle. Oysa ki efendimizin kan hakkı vardır, kısas hakkı vardır, vardır, vardır..! Ama bütün bunlar bir tarafa konuluyor ve orada onu affediyor yalnız mümkünse gözüme görünme diyor, bana amcamı hatırlatıyorsun.

Ve ondan sonra Humus’a geçiyor Vahşi, Humus’ta yaşıyor, birkaç kez içki cezasına çarptırılıyor, yani içkiyi terk edemiyor, veya birkaç kez terk ediyor yeniden başlıyor. Yemame savaşına katılıyor Yemame de Müseylime’yi öldüren iki kılıçtan birinin sahibi. Cahiliye de insanların en hayırlısını öldürdüm, İslâm’da ise insanların en şerlisini öldürdüm diyor kendisi olayı anlatırken.

Ve Tabii Vahşi’nin arkasından hayli bir rivayet edebiyatı ortaya çıkıyor. Bu Taberani ve Heysemi’nin İbn Abbas’tan naklettikleri bir rivayette şöyle bir olay yaşanıyor vahşinin Müslüman olmasıyla alakalı.

Allah resulü Vahşi’ye, gelip teslim olmasını istediği haberini gönderdiğinde o habere mukabil Vahşi de şöyle bir haber gönderiyor. Ben şirk koştum, cinayet işledim, zina ettim. Oysa ki Kur’an da bunları yapanlar, yani günaha batanlar için bir yol olmadığı söyleniyor. Muhtemelen bu söyledikleri ile o günden 15 sene önce nazil olmuş olan Furkan/68. Ayetini kastediyor. Orada işte Allah’a şirk koşmayan, zina ve cinayet işlemeyenlere müjde veriliyor. Ben bunların üçünü de yaptım diyor.

Bu sefer Allah resulü Furkan suresinin hemen iki sonraki, 70. Ayetini gönderiyor. Bunu okusun diyor yani buna baksın. İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan feülaike yübeddilullahu seyyiatihim hasenat. Ancak kim tevbe eder, iman eder salih amel işlerse Allah onun kötülüklerini iyiliğe tebdil eder. Kötülüklerini seyyiatını hasenata tebdil eder. ve kânAllâhu Ğafûren Rahıyma. (Furkan/70) çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir Ayetin i okusun diyor haber gönderiyor.

Bu rivayetlerde işte bu ayet onun üzerine indi falan diye şeyler var, alakası aslı yok. Bu Furkan suresi ta 10 sene evvel indi o olaydan yani Mekke de indi.

Vahşi bu kez ayette ki şu iki şarta takılmış, takmış kafayı, garanti istiyor yani. Tevbe etmek ve salih amel işlemek. Yani salih amelim yok banim diyor, bu güne kadar işlemedim, b u günden sonra ne olacağım belli değil.

Allah Resulü bu sefer Nisa/48. Ayetini gönderiyor; İnnAllâhe lâ yağfiru en yüşreke BiHİ ve yağfiru ma dune zâlike limen yeşa’ n Allah sadece kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalan her şeyi affedebilir.

Vahşi bu kez Allah’ın beni affedip affetmeyeceğinin garantisi yok ki diyor burada. Şirk koştum ben diyor şirk koşanı affetmezmiş, benim halim harap diyor, dönüşüm yok artık. Bayağı da garanticiymiş demek ki.

Bu sefer Allah resulü Zümer/53. Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym. (Zümer/53) ayetini gönderiyor. De ki ey hayatını israf eden kullarım, ey hayatını bozuk para gibi harcayan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin lâ taknetu min rahmetillâh. innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a Allah günahların tamamını affedebilir. O çok bağışlayıcı sonsuzca merhamet sahibidir. Ayeti gelince Vahşi işte o zaman artık geliyor Allah resulünün dizlerinin dibine oturuyor.

Bu rivayeti gerçekten de Allah resulünün bir Vahşi için verdiği emeği. Amca katili olsa bile bir insan için verdiği emeği gösteriyor. Bir köle, bir siyahi ve amca katili, ama insan değil mi. Bir insan bir âlem. Kimseyi atma lüksümüz yok. O, onun dünyasını kararttı, Vahşi Hamza’nın dünyasını kararttı ama kendi akıbetini karartmıştı. Hamza’nı ahireti güllük gülistanlık, ne olacak ki dünya hayatı zaten geçiciydi. Asıl büyük kayıp ahirette ki kayıptır. Allah resulü de zaten onun için bir Adem, bir âlem diyor. Buradan bize bir pay yok mu, bir hisse yok mu?

Tefsirciler bu rivayeti tartışmışlar, senet zincirinde meçhul raviler olduğu söylenmiş doğrudur da. Fakat öncelik Furkan/68 ve Zümer/53 e dair Buhari ve Müslüm bu hadisleri bu rivayeti destekliyor. Bu tip rivayetler benim hoşuma gidiyor zayıflığına rağmen çünkü vahdaniyete verilen önemi gösteriyor. Fakat Şii geleneği, ehli beyt geleneği bu rivayetlere Emevi uydurması olarak bakıyor. Ben bunu biraz doğru bulmuyorum, yani böyle yaklaşılmasını doğru bulmuyorum. Emevi’ler uyduracaklarsa Vahşi gibi bir köleye niçin uydursunlar, Yezid’e uydururlar, önce Onlar Yezid’i kurtarsınlar. Neden kendilerinden olan bu adamlar yani Yezid gibi adamlar dururken Vahşi için düzüp koşsunlar ki. Dolayısıyla ben Şia nın bu tip rivayetlere böyle yaklaşmalarını doğru bulmuyorum.

(bozuk bölüm)

Tufandan kurtuluş zaten rahmettir bunu biliyoruz. Ad’ın peygamberi Hud’un kurtuluşu rahmettir. Hud/58 ayete sadece atıf yaparak geçeyim vaktimiz doldu.

Hz. Yakub’un kıskançlık krizine giren oğulları Bünyamin’i istiyorlar. Hz. Yakub ne diyor? hel amenüküm aleyhi illâ kema emintüküm alâ ehıyhi min kabl. (Yusûf/64) şimdi daha önce kardeşiniz Yusuf için size güvendiğim gibi buna da mı güveneyim diyor.

fAllâhu hayrun hafizan ve HUve Erhamur Rahımiyn. Koruyucu olması itibarıyla Allah en hayırlısıdır diyor. Niye bunu anıyor acaba, kim için merhamet dileniyor? Yusuf için mi, Bünyamin için mi, kıskançlık krizine giren kardeşler için mi. En çokta sanki kıskançlık krizine giren kardeşler için. Hani Çoban; yürüyemeyen ayağı zayıf koyunu sırtına alırmış ya, peygamberler de ümmetlerinin içinde ki herhalde zayıf olanları sırtlarına alıyorlar. Bu da bunu gösteriyor olsa gerek.
Hz. Yusuf’un büyük merhameti. İhanet eden kardeşleri karşısında artık olay ortaya çıkmış lâ tesriybe aleykümül yevm. diyor. Bugün size4 kınama yoktur. yağfirullâhu leküm, ve HUve Erhamur Rahımiyn (Yusuf/92) Allah sizi affetsin, Allah sizi affedecektir. O merhametlilerin en merhametlisidir.

Peygamberlerin merhameti babında biz Hz. Yusuf’un bu merhametini Allah resulünde de aynen tecelli ettiğini görüyoruz. Mekke’nin fethi günü Kâbe’ nin avlusundayız. İslâm ordusu Mekke’ye girmiş. Mekke’lilerin kodamanları evlerine kapanmışlar, bir kısmı da Kâbe’nin yanına gelmiş. Başka hiçbir kaçacak göçecek yerleri yok. Hatta orada ikisi birbiri ile konuşuyorlarmış, Bilal Kâbe’nin tepesinde ezan okurken. Haşa biri diğerine diyormuş ki işte merkep gibi bağırıyor. Öteki de ona diyormuş ki Allah’a şükürler olsun ki babam öldü de bu günü görmedi diyormuş. Yoksa kalpten giderdi. Dolayısıyla bu duygular içinde adamlar, çok kötü haldeler.

Allah resulü Kâbe’nin içinde putları temizlemiş, iki rekât namaz kılmış, Kâbe’nin kapısına çıkmış orada ki bu perişan, bir ömür kendisine acı çektiren Mekke lilere dönmüş; Bugün size ne yapacağımı düşünüyorsunuz? Onlar ente ehun kerimun, vebnun kerimun, vebnü ‘ahın kerimin. Sen kerim bir evlatsın, kerim bir kardeşsin, kerim bir kardeşin oğlusun.

Zalımlar diyeceksiniz, öyle diyorlar ne diyecekler başka. Tabii titriyorlar ama, çünkü hepsinin cinayetleri var. Allah resulü bugün diyor size Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyorum lâ tesriybe aleykümül yevm bugün size kınama yoktur, İz hebû antüm tüleka. Haydi gidin sizi salıverdim, salıverilmişlerden oldunuz. Bu, merhamet orada bir kez daha tecelli ediyor.

Dolayısıyla Hz. Süleyman’ın Belkıs’a yazdığı mektubta İnnehu min Süleymane ve innehu Bismillâhir Rahmânir Rahıym. (Neml/30) diye başlaması da bir merhamet abidesidir, merhametin tecellisidir. Hz. Eyyub’un yaklaşımı yine merhametin tecellisidir, ama şunu söylemeden geçmeyeceğim asıl merhamet mü’minlerin tamamının sıfatıdır.

Rahîm ismi sadece peygamberimize mi verilmiştir Kur’an tarafından? Tüm mü’minlere Rahîm ismini vermiştir Kur’an dersem doğru mudur? Eyvallah..! MuhammedürResulAllah. Muhammed Allah’ın elçisidir velleziyne me’ahu eşiddâu alelküffari ruhamâu beynehüm. (Feth/29) onunla beraber olan müminler inkârcılara karşı şiddetli, tavizsiz, mü’minlere karşı Rahîm’dirler Ruhamâ çoğulu Rahîmin cemisidir. Her bir mümine Rahîm sıfatını veriyor Kur’an.
Neymiş? Rahim sıfatının karşılığı da mü’mine ayrıca şefkatli olmak. Şimdi şöyle bir bakın, kendi yakınlarına ve dünyanın tüm hanımlarına nazik bey efendi, kırılacak. Ama kendi hanımına gelince tam bir odunla karşılaşıyorsunuz affedersiniz. Yahu şu mübarek nezaketinden eşin de hissesini alsa olmaz mı? Dünyanın tüm erkeklerine hanfendi nazik ve kibar. Fakat kendi kocasına gelince içindeki canavarı doyur moduna giriyor. Şu mübarek nezaketinden eşin de nasibini alsa olmaz mı?

Dünyanın tüm insanlarına merhametli bizim bey. Ama iş Müslümana gelince değişiveriyor. Bakıyorsunuz o fasığın önünde düğme ilikliyor, o facirin önünde virgül oluyor. O münafığın önünde yere yatıyor, o kâfirin önünde hiçbir şey demiyor ama Müslümana gelince bir hatasını bulmaya görsün, bakıyorsunuz imanın hatırı falan yok. Rahîm isminden tecelli almamış, Rahîm ismini yok sayıyor Allah’ın bir ismini esmasından bir isminin üstünü çizmiş, hiç tecelli etmemiş. Oysa toprak gibi olmalı, bas ve geç demeli sen kardeşimsin, senin imanın var.

İman Erciyes dağı, imanın dışında tüm hata çakıl taşı. Hangi çakıl taşı Erciyes dağından büyük olabilir ki. Eğer çakıl taşının Erciyes dağından büyük olduğunu söylüyorsanız sizin durumunuzu mantıki olarak tartışmak yerine klinik vaka olarak tespit edip Hasta haneye göndermek lazım öyle değil mi? Dolayısıyla mü’minlere karşı toprak gibi olurlar öyle değil mi?

Rahîm isminin asıl tecellisi budur aslında. Onun işçin Kur’anın bu tavsiyesini biz de tutalım inşallah. Fetih/29. Ayetine iman edelim önce sonrada amel edelim ve Rahîm ismi Müminlere karşı bizde de tecelli etsin. İmanı elde var bir kabul edelim, iman mı o başka. Onun için imana yok muamelesi yapmayalım inşallah.

Bu manada şeytanın da varlığının Allah’ın Rahîm isminin tecellisi olabileceği ihtimalini unutmayalım. Şeytanın varlığının hikmeti nedir biliyor musunuz? İradenin tahrikidir. İrade insana verilmiş en büyük lütuf, seçim için irade şart irade olmadan seçim olmaz. Seçim için iyinin varlığı yetmez, yeter mi? Hayır yetmez. Seçmekten bahsediyorsanız iki tane olacak, iyi ve kötü. Hak ve batıl, doğru ve yanlış.

Kötünün varlığı da gerekli, kötünün varlığı halinde iyiyi seçmek bir meziyettir, yokluğu halinde iyiyi seçmek bir meziyet değildir çünkü seçim yoktur. İmtihan sırrı ancak böyle gerçekleşir, hayatın sebebi imtihandır. Şeytan olmasaydı imtihan olmazdı. O zaman şeytan neden oldu değil, Allah imtihan etti demek lazım.

Şeytanın varlığı dolaylı olarak Rahimiyyetin tecellisi, işte tecellisine medar olur, şeytan insanın ötekisidir, şeytan varken insan kendi cinsini ötekileştirmesin diye. Eğer birini ötekileştirecekseniz sana şeytan yeter, şeytanı istediğin kadar döv, istediğin kadar lanetle, istediğin kadar kov, istediğin kadar karala layıktır. Yani layıkı veçhiyle karalayamazsın. Ama kendi cinsini ötekileştirme.

Batılıların en büyük problemi nedir biliyor musunuz? Doğru bir şeytan tasavvuruna sahip olmamasıdır, batıya şeytan ihraç etmek lazım ki insanı ötekileştirmesinler.

Yeterince şeytanları var diyorsunuz, hayır, bizi şeytanlaştırıyorlar. Kendi dışındakileri şeytanlaştırıyorlar işin kötüsü bu. Onun için oraya biraz şeytan göndermek lazım. Dolayısıyla batılılar doğru bir şeytan tasavvuruna sahip olsalardı bir başkasını şeytanlaştırmazlardı. Şeytan Allah’ın hasmı değildir, asi bir kuludur. Şeytan insanın hasmıdır, insanın düşmanıdır. innehu leküm ‘adüvvün mubiyn. (Yasin/60) sizin apaçık düşmanınızdır. Onun için şeytan insanın hasmıdır.

O nedenle eğer şeytan olmasaydı insan kendi türünü ötekileştireceği için şeytanın varlığı da Allah’ın Rahimiyyetinin dolaylı bir tecellisidir diye bahsi inşallah bitirelim ve ellerimizi açalım Rahîm olan Allah’a bir dua edelim.

Âmin. Ya Rahîm, günahtan dönmek kişinin kendine merhametidir, bizi kendimize merhametli kıl ya Rahîm. Hataları affetmek başkalarına merhamettir, bizi başkalarına karşı merhametli kıl ya Rahîm. Merhamete sahip olmak en büyük ödüldür bizi merhamet ettiği için ödül bekleyenlerden eyleme ya Rahîm. İyiliğin kendisi en büyük kazançtır, iyiliği kazanç kapısı edenlerden kılma ya Rahîm. Bize cahile ilmi ile merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi zelile izzet kazandıranlardan kıl ya Rahîm. Bizi asiye davetle merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bize fakire malıyla merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi büyüklere saygıyla merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi küçüklere sevgiyle merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi canlılara şefkatle merhamet edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi merhametini hak edenlerden kıl ya Rahîm. Bizi âlemlere rahmet olana hayırlı ümmet kıl ya Rahîm. Bizi çevremize iki ayaklı rahmet kıl ya Rahîm. Amin, amin, amin, ya mu’in Vel Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 19 Şubat 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: