RSS

ESMA DERSLERİ – 7 – EL MELİK (28)

07 Nis

EL MELİK

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ihî ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki, anlasınlar beni. Âmin, âmin, amin.

Değerli dostlar Selâmü aleyküm ve Rahmetullah, Hepiniz hoş geldiniz. Bugün el Melik ismini inşallah işleyeceğiz. Bugüne kadar, ki bugün işleyeceğimiz isim 11. Sıfat. Bu güne kadar Rabb, Rahman, Rahîm, Mâlik, Ekrem, İlâh, Vekîl, Ğafûr, A’lâ ve Habîr esmasını işledik. İnne lillâhi tis’aten ve tis’înesmen hadisinde de ifade edildiği gibi Allah’ın 99 ismi vardır cümlesinden yola çıkarak Allah ismi Hasını 99 sıfatın dışında tutmak zorundayız. Dolayısıyla bugün isim olarak 12 ama sıfat olarak 11. Esmamızdayız.

Bugünkü ismimiz, ismi Celîl çok önemli. Daha önce El Mâlik ismini işlemiştik, Fatiha’da ki Mâliki YevmidDiyn den yola çıkarak. Onun için işimiz nispeten kolay. Çünkü lügavi tahlilin bir bölümünü mülk, meleke kökünün yani etimolojisinin tahlilini Mâlik isminde işlediğim için bugün burada sadece atıflar yaparak geçmek istiyorum. İnşaAllah el Melik isminin asıl bizi ilgilendiren büyük bir tarafı var bugün inşallah onun üzerinde durmak istiyorum. Mülkünde mutlak otorite sahibi olan, yani şöyle de diyebiliriz Kâinatın mutlak kralı. Mutlak erk kullanan tek otorite.

Buradan ne çıkıyor? Mutlak iktidarın tek sahibi, eşsiz, benzersiz, nesinsiz, menensiz, limitsiz, sınırsız iktidarı kullanan tek zat demektir. Buradan ne çıkıyor? Mutlak erk kullanmaya kalkan yeryüzünde ki herhangi bir otorite, herhangi bir yönetim, herhangi bir Tiran, tiranlaşmaya kalkışan herhangi bir insan Allah’tan el Melik ismini çalmaya kalkıyor demektir ki asıl biz bu tehlike ve tehditten yola çıkarak bir tarihsel okuma da yapacağız inşallah.

Bugün dersi biraz farklı görürseniz şaşırmayın, yani Allah’ın Mustafa kulunun siyasete girdiğinden şikâyet etmeyin, Allah girmiş ben ne yapayım. Allah kâinatın siyasetçisi çünkü kâinatı yönetiyor. Rabbül âlemin, onun içinde ne diyelim şimdi el Melik’i işleyeceğiz ama hiç dokunmayacağız, zülfü yâre dokunmayacağız, suya sabuna dokunmayacağız mı yani. O zaman kirletenlerin kiri orada kalacak demektir. Suya sabuna dokunmadan kirlettikleri alanları nasıl yıkayacağız, zihinleri nasıl yıkayacağız, yürekleri nasıl yıkayacağız. Esma ül Hüsna yıkanmak içindir. O nedenle el Melik ismi insanlığın neresini yıkıyor biraz bugün oraya vurgu yapacağız.

Mülkünde mutlak otorite sahibi olan, kâinatın ve içindekilerin mutlak kralı, mutlak erk kullanan tek zat demiştik. İştikak bilgisini hemen geçiyorum, çünkü Mâlik isminde işledik. Me le ke, le me ke, ke le me, ke me le.. , 6 tane kombinezon çıkıyor 3 harften, bu 6 kombinezonun 6 sı da iki tane manaya, aslında tek manaya şiddet ve te’sir demiştim değil mi etki, ve şiddet. Onun için melek aynı kökten, lekme, tokat veya yumruk aynı kökten. Mülakim; boksör aynı kökten. Kelâm aynı kökten. Çünkü etkili söze kelâm diyoruz. Kavl diye etkisiz söze diyoruz Arap dilinde. Dolayısıyla bunları hep işlemiştim onun için oraya atıf yapıyorum. Zaten dersler biliyorsunuz şahsıma ait olan sitede de yer alıyor, hepsi yer alıyor. İstediğinizde açıyorsunuz izliyorsunuz, indirebiliyorsunuz, diğer sitelerde de yer alıyor. Sanırım uluslararası paylaşım sitelerinde de duyduğum kadarıyla yutup da falan yer aldığını duyuyorum. Onun için istediğiniz yerden bulabilirsiniz geçmiş dersleri. Bazen dinlemekte fayda var, tekrarında fayda var.

Melik erk ve iktidar yetkisi kullanan ve aynı zamanda dağıtan manası da var. Melik; Kral, Sultan, Hükümdar, Han, Hakan, Reis, Başkan, Reis-i Cumhur, Lider, önder.. yani bunların hepsi Melik ismi kapsamında, Melik isminin anlam alanında değerlendirilebilir.

Nazari çerçeveye şöyle bir bakalım. Melik’te Mâlik’te Allah’ın sıfatlarıdır. Melik ile Mâlik arasında ne fark var? Bunu da işlemiştim ama bir özet yapayım;

Melik; Zatîdir, Mâlik fiilidir. Melik Allah’ın zatına bakar, Mâlik ise eylemine bakar, işine bakar. Dolayısıyla ne çıkıyor buradan? Melik ismi Allah’ı gösterirken Mâlik ismi yaratılmışları gösteriyor aslında. Tabii Melik isminin yaratılmışlarla bir alakası yok mu diyeceksiniz, var. Nedir o? Nefy etme suretinde yani mutlak erk iddiasına kalkışmasınlar. Mutlak erk, mutlak iktidar. Erk iktidar manasına geliyor biliyorsunuz. Mutlak iktidar Allah’a aittir dolayısıyla Melik ismi tenzihi bir isimdir. Yani Allah’ın bu sıfatına dokunmayın, bu sıfatını çalmaya kalkmayın, bu sıfatına ortak olmaya kalkmayın. Ama Allah Melik isminden yeryüzündekilere bir pay vermemiş midir? Vermiştir, fakat bu pay mutlak değil mukayyet, sınırlı ve nispîdir, röletivdir. Dolayısıyla görecedir.

Ama Ahirette onu da vermemiştir. Melik isminin dünyada görece bir payı insanlara verilmiş fakat ahirette Melik ismi hem mutlak hem mukayyet olarak Allah’a aittir. Ahirette insanın söz sahibi olması söz konusu değildir. Yani Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih. (Kıyamet/16) dilini oynatma, kendini savunmak için. Dünyada savunacaktın, her şey şahit dilin bile şahit neyi yalanlayacaksın. Dokunduğun her şey şahit, gözünün dokunduğu her şey şahit, giydiğin elbise senin şahidin, yattğın yatak senin şahidini, içtiğin su senin şahidin, yediğin etmek senin şahidin sen neyi yalanlayacaksın.

Dolayısıyla ahiret artık yalanlama ve ispat mercii değil çünkü her şey şahit Elyevme nahtimü alâ efvahihim.. (Yasin/65) Biz o gün ağızlarını kapatırız bantlarız ve tükellimüna eydiyhim bize elleri konuşur ve teşhedü ercülühüm ve ayakları şahitlik yapar Bimâ kânu yeksibûn. (Yasin/65) ne kazandığını söyler zaten. Dolayısıyla ahirette nispi bile yok, dünyada var ama.

Allah’ın Melik isminin tecellisi ile Mâlik isminin tecellisi arasında da farklar var. Melik isminin tecellisi Allah’ın zatından eşyanın zatına. Bu çok mühim bir husus. Mâlik isminin tecellisi ise Allah’ın fiilinden eşyanın fiiline. Ne fark eder?  Yani zati bir esma ile fiili bir esma arasında ki tecelli farkı sonuçlara nasıl yansır? Şöyle yansır El Melik isminin insana tecellisi insanın davranışlarıyla değişmez, davranıştan bağımsızdır. Yani zatından neş’ et eden her tecelli insan davranışından bağımsız gelir Rabb gibi, Rahman gibi. Ama Rahîm’e gelince insan davranışıyla bağlantılıdır. Yani Rahîm benin üzerimde daha fazla Rahîm olsun istiyorsan davranışlarına dikkat et. Davranı8şların değiştikçe Rahîm isminin sende tecellisi de değişir. Ama Rahman isminin tecellisi değişmez. Kâfire de mü’mine de. İnkârcıya da iman edene de, kuşa da kurda da, yere de göğe de Rahman Rahmandır. Dolayısıyla böyle bir küçük gibi görünen ama büyük ve köklü bir fark var.

Mutlak Melik mülkünü yaratır, Mutlak Kral mülkünü yaratır başkasının yarattığına muhtaç olmaz. Başkasının yarattığına muhtaç olan bir kral olsa olsa mukayyettir yani sınırlıdır, görecedir. Aslında o Melik bile değildir ama mecazen Melik denir ona.

Âlimler ilimlerinin hakiki sahibi değildirler, nedir? O ilimleri öğrenmiştirler. Çünkü ilmin hakiki sahibi olan onu öğrenmez. Onun için Allah’a muallim denemez âlîmdir O âlimdir ama Muallim değildir. Neden? Muallim bilgiyi öğrenen kimseye denir. Talim, öğrendiği bilgiyi öğretmektir. Allah âlimdir ama muallim değildir bilgiyi öğrenmez, bilgiyi bizatihi O yaratır zaten, bilgi O’ndadır, onun için biz bildiklerimizi O’ndan alırız. Bizim tüm bilgilerimiz O’na aittir. Yani bilgi Allah’tan nazil olur. Modernlerin en büyük problemi bilgiyi kaynağından koparmalarıdır, bilgiyi Allah’sız bırakmalarıdır. Bilgi Allah’sız olursa ne olur? Ahlaksız olur. Onun için bilgiden önce bilgi ahlakı lazımdır. Bilgi ahlakı verilmeden bilgi verildiğinde bilgi değeri artırmaz, azaltır. Bilgi insanı eğitilmiş vahşi kılar o zaman. Şeytanın dahi aklına gelmeyen şer işleri yapar insan o bilgiyle, bilgi ahlakı olmazsa. Onun içindir ki biz bilgi ahlakını bilgiden daha önemseriz. Önce bilgi ahlakı sonra bilgi deriz ve bizim İslâm aklında bilgiye ahlaktan ulaşılır. Yunan batı aklında ise ahlaka bilgiden ulaşılır. Onun için Yunan batı aklında, buna Hıristiyan aklı da dahil, -İseviliği katmıyorum- Hıristiyan aklı da dahil bilgi tanrıdan çalınmış bir meta dır. İşte promete efsanesi budur, tanrıdan ateşi çalmak. Aslında Adem hadisesini, Adem kıssasını da Hıristiyanlık böyle algılar. Nedir? İşte yasak meyve. Adem aslında yasak meyve ile tanrıdan bilgiyi çalmıştır. Hani şu apple varya ucu yenik elma o Adem ısırığıdır ucundaki ısırık. Bu Apple firmasının da logosudur aynı zamanda, ucunda şöyle bir ısırık vardır o elmanın o Adem ısırığıdır yan i bilgiyi dişlemiştir, bilgiden bir parça koparmıştır. Niye, tanrıdan izin almamıştır yani çalmıştır. İnsan bilgiye sahip olmak istiyorsa tanrıdan hırsızlık yapmalıdır, mantık bu.

Biz ise bilgiye Allah’tan nail olduk Ve alleme AdemelEsmâe küllehâ. (Bakara/31) Allah’tan Adem’e isimler indi, Allah Adem’e isimleri öğretti. Dolayısıyla biz bilgiyi Allah’tan bir emanet olarak aldık yani biz bilgiyi Allah’tan alınca insan olduk. Dolayısıyla yunan batı aklıyla İslâm aklı arasında bilgiye bakışta çok temel bir fark var bu manada. Onun için biz bilgiyi bir emanet olarak bildiğimizden dolayı emanete ihanet etmekten tir tir titreriz. Fakat onlar bilgiyi çaldıkları için, yani Tanrıdan ne kadar fazla çalarlarsa o kadar özgür olacaklarına inanırlar. Biz ise ne kadar teşekkür edersek, şükredersek o kadar özgür olacağımıza inanırız. Fark çok büyük dolayısıyla âlimler ilimlerinin hakiki Mâliki değildirler, Meliki değildirler. Nedirler ya? Sadece mecazi Melik’i olabilirler.

Canlı varlıklar canlarının hakiki Melik’i değildirler, yani canımızın Melik’i değiliz. Eğer canımızın El Melik’i olsaydık canımıza bize bir başkasının vermemesi lazımdı. Yani Hayy sıfatının Melik’i olan Allah’tır tüm canlılara canı o verir. Biz sadece mecazen Melik’i olabiliriz.

İradenin gerçek Melik’i Allah’tır, biz iradenin Melik’i değiliz gerçek Melik O’dur, iradenin kralı O’dur. Nedir? Küllî iradesinden cüz’i bir pay vermiştir yani emanet etmiştir bakalım doğru kullanacaklar mı? Dolayısıyla imtihana çekecektir. Onun için biz Melik değiliz hiçbir sahip olduğumuzun Melik’i değiliz.

Melik ismi mutlak iktidar yetkisini Allah’a hasreder önemli bir başlık budur. Melik ismi; Ya Melik’e illâllah, Lâ ilâhe illallah gibi. Her isim kelime i tevhidin aynasıdır aslında. Diyeceksiniz ki öyleyse eğer o zaman semi’, Basîr isimleri gibi isimleri ne yapalım, insan da görür Allah’ta görür. Ama insan Es Semi’ değildir her şeyi görmez, insan her şeyi işitmez. Dolayısıyla her şeyi işiten Es Semi’ olan Allah’tır, El Basîr olan her şeyi gören Allah’tır. El Alîm olan Allah’tır. Onun için orada da nefyedilen, olumsuzlanan şey mutlak olandır yani mutlak görme, mutlak işitme, mutlak bilme Allah’a hasredilir. Dolayısıyla yine Lâ ilâhe illallâh’ın yansımasıdır esma.

Melik ismi mutlak erk ve otorite kullanmayı Allah için ispat, mahlûkat için nefy eder. Yaratılmışlardan hiç biri, melekler de dahil mutlak iktidar kullanma yetkisine sahip değildir.

İnsan El Melik olamaz eğer iddia ederse ne olur? Çıldırır, tiranlaşır. İnsan El Melik olamaz eğer mutlak erk kullanmaya kalkarsa çıldırır, tiranlaşır. Çünkü yetenekleri sınırlıdır. Mutlak erk ise sınırsız iktidar kullanmaktır.  Sınırlı bir varlık sınırsız bir iktidarı kullanmaya kalktığı zaman çıldırır. Tarihe bakın ne dediğimi anlarsınız. Tarihin tüm tiranları, tüm firavunları, tüm Nemrutları, çağdaşıyla, moderniyle, kadimiyle fark etmez. Hepsinin çıldırmış bir yanı vardır. Bunu nasıl yapar diyorsunuz, bu zulmü nasıl yapar, insan insana bunu yapar mı? Niye yapar?

Mutlak erk kullanıyor, kendisini El Melik sanmış, Allah’tan rol çalıyor veya çalmaya kalkıyor. Öbür taraftansa mukayyet, sınırlı. Peki, sınırlı bir yaratık, varlık sınırsız bir güç kullanmaya kalkınca ne olacak? Tiranlaşacak. Mutlak erk kullanmaya kalkışan her tiran böyledir. Nedeni de bellidir, mutlak erk yetkisi, sınırsız yapabilme yeteneği talep eder. İnsan bunu, bu talebi karşılayamaz. Nemrutlaşma ve firavunlaşma böyle başlar. Tanrıdan rol çalmak budur.

El Melik ismi insan haddini bilsin diye nazil olmuştur. İsimler Kur’an la nazil olmuştur değil mi? Allah’ın esması sonsuzdur, Fakat Kur’an da fakirin tespit ettiği Allah dışında 99 isim var. İsim diyorum. Mastardan isim türetmeyi doğru bulmadığımı söylemiştim, fiilden isim türetmeyi hiç doğru bulmadığımı söylemiştim. Allah’ın kendisine isim olarak seçtiği, isim olarak nazil olmuş olan esmadır. Dolayısıyla Kur’an dan bu güne kadar tespit edebildiğim Allah ismi hassı dışında 99 isimdir. Ama Allah’ın esması sınırsız. Neden böyle sınırlı? Bu tıpkı peygamberler gibidir, peygamberler on binlerce ama Kur’an da sadece 28 inin hayat hikâyesi anlatılır. Neden? Çünkü Kur’an a seçilmiş olanlar hayatın belli durumlarının prototipleridir, modelleridir. Modelleme yapıyor Kur’an rol model olarak seçiyor. Onun içinde esma da böyledir. Rabbimizin kendisine isim olarak nazil ettiği bu 99 isimde bizim için hayati alanlara işaret ediyor. Yani Allah’ı tanıma, insanı tanıma hususunda. Çünkü esmadan aynı zamanda insanı da tanıyoruz. Allah’ın mutlaklığını ve insanın mukayyetliğini tanıyoruz, sınırlılığını tanıyoruz.

Nas suresi; Kul e’ûzü BirabbinNâs (1) de ki sığınırım insanlığın Rabbine. Melikin Nâs sığınırım insanlığın Melik’ine. İlâhin Nâs sığınırım insanlığın ilâhına Min şerril vesvâsil hannâs Neden? Sinsi ve sinip ayartıcı şeytanın şerrinden, şeytansıların şerrinden Minel cinneti ven Nâs o şeytanlar ve şeytasıları sadece görünmez varlıklar arasında aramayın, görünen varlıklar arasında da arayın, insanlar arasında da arayın, insan suretinde ki şeytanları da fark edin. Onların şerrinden 3 esmaya sığınırım. Rabb ismine, Melik ismine, İlah ismine.

Burada çok önemli mesajlar var. Mutlak erk kullanan tiranın ilk kurbanı kendisidir. Kendini kâinatın kralı sanmak. Diktatörlerin hepsi böyledir, yoksa diktatör olunmaz zaten, kendini kâinatın kralı sanmak. Ama fark ediyor musunuz Rabb, Melik, İlâh geliyor. Aslında Melik isminden rol çalmaya kalkan her diktatör Rabb ismine de tecavüz etmeye kalkışmış, ilâh ismine de tecavüz etmeye kalkışmıştır.

Onun için ene Rabbukümül’a’lâ. (Nazi’at/24) diyen firavun işte orada kendini belli ediyor. Ben sizin en büyük rabbinizim, en üstün benim veya. Ben Rabbim, en üstün de benim. Dolayısıyla Rabb isminin alanına da tecavüz ediyor ilâh isminin alanına da tecavüz ediyor. Rabb lık; insanlık üzerinde terbiye yetkisi, mutlak terbiye yetkisi. Melik’lik insanlık, varlık üzerinde yönetme yetkisi, İlâh’lık ise sadece ve sadece insanlığın tapmasına muhatap olma yetkisi, yani kulluk, kulluğun adresi olmak. Görüyorsunuz bu üçü yan yana geliyor.

Tanrı gibi davranmak, davrananı tanrı yapar mı? Yapmaz. Peki, ne yapar? Şeytan yapar. Tanrı gibi davranmak davrananı tanrılaştırmaz ama şeytanlaştırır. Dolayısıyla insan tanrı gibi davranmaya başladığında şeytanlaşır çünkü haddini aşar, çünkü Allah’ın sahasına kaçak girmiş olur, rol çalmaya kalkışmış olur. İşte orada şeytanlaşır.

Min şerril vesvâsil hannâs. Hannâs hem korkak hem de sinsi, yani saldırgan ama korkarak saldıran demektir. Çünkü Hunnes;İ bir görünüp bir kaybolan manası da vardır. Yani başını çıkarıp, çıkarıp sokuyor, bir fırsatınızı bulsa üzerinize atılacak. Ama eğer siz ona meydan vermezseniz kaçacak. Şeytana ve şeytansılara böyle bir nitelik atfediyor nâs suresinde Rabbimiz.

Nedir aslında? Tiranlar ve diktatörlere bakın hepsi hannâs tır. Niye öyledir? Dünyayı yakacak kadar gaddardırlar fakat bir o kadar da korkaktırlar. Zulümleri ne kadar artarsa korkuları da o kadar artar. Baskıları ve şiddetleri ne kadar artarsa korkuları da o kadar artar, korunmaya da o kadar ihtiyaç duyarlar. Korkan korunur. Onun için biz sadece Allah’tan korkarız, Allah’ı seviyoruz, sevgisini yitirmekten korkuyoruz. Bakınız döver diye değil sevgisini yitirmekten korkuyoruz onun içinde kuldan korkmuyoruz. Ama tiranlar öyle değil tiranlar Allah’tan korkmadıkları için kuldan korkarlar, hatta eşyadan korkarlar.

Çok ilginçtir şu dünyayı titreten bazı diktatörlerin karanlıkta uyumadığını, uyuyamadığını biliyor muydunuz? Şimdi isimlerini saysam bazıları kanuna dokunur bazıları da başka şeylere dokunur onun için saymayayım. Eyvallah.

[Ek bilgi; • Her diktatör, yalan söyler.
• Her diktatör, korkar. Korktuğunu kimse göremez ama o geceleri uyuyamaz, korkudan.
• Her diktatör, çocukları sever. Çünkü, o her gecenin karanlığında, bir çocuğun babasını öldürür.
• Her diktatör bağırarak, gözlerini açarak, işaret parmağını kitlelere uzatarak konuşur. (Bakınız, Hitler, Mussolini, Pinochet, Saddam, Franko, Humeyni, Kaddafi…)
• Her diktatör, gücünü halktan aldığını söyler ve o halk, bir daha asla konuşamaz. Çünkü diktatör konuşur hep.
• Her diktatör, insanları böler, “Benden olanlar, benden olmayanlar” diye.
• Her diktatörün çevresinde DALKAVUKLAR ve PALYAÇOLAR vardır. Onlar, diktatörün hasta ruhunu okşarlar.
• Diktatör, ağlamaz.
• Her diktatör, kendisine savaşacak düşman yaratır. Düşmansız diktatör olmaz.
• Her diktatörün arkasında silahlı güç vardır.
• Her diktatör, sanatı ve sanatçıyı sevmez. Çünkü onları denetlemek zordur. Sanat, kelepçelenemez.
• Diktatör, TEK’tir. O, seçilmiş, olağanüstü, karizmatik, hatip, yenilemez, bilge kişidir. OL derse olur, YOK OL derse yok olur.
• Her diktatör bilgiden korkar, bilgiyi sevmez. Bilginin ulaşımı engellenemez. Engellenemeyen her şey, diktatör için tehlikelidir.
• Her diktatör, yönetir. Hiçbir diktatör yönetilmeyi, kendisine akıl verilmesini sevmez. O, dinlemez, dinletir.
• Her diktatörün gözünde insan bir ŞEY’dir. ŞEY’in hiç önemi, anlamı yoktur. Her ŞEY, ancak diktatörün saltanatının bir aracıdır.
• Her diktatörün saltanatında KORKU vardır. Diktatör, korkuyla beslenir. Ne ki, en şanlı direnişler, en onurlu başkaldırılar da diktatörün korkusudur.
• Her diktatörün KÖRÜKÖRÜNE bağlandığı, savunduğu, dogmatik bir ideolojisi vardır.
• Her diktatör, SÖZ’den ve YAZI’dan korkar. Şairlerin ve bilgelerin sözleri, karanlığı delik deşik eder. İşte oradan sızan ışıktır, diktatörün saltanatını sarsan. (Recai Çevik)
]

Sınırsız erk sınırsız ahlaksızlık üretir. Allah dışında biri sınırsız erk kullanmaya kalktığında sınırsız ahlaksızlık üretir. Çünkü sınırsız erk kullanılamaz. İnsan sınırsız erk kullanmaya uygun bir varlık değildir. Sınırlı olan insanoğlunun eline sınırsız bir yetki vermeye kalktığınızda insanoğlu içgüdülerine gör davranmaya kalkacaktır. Bu da arzusunu ilâh edinmek olacaktır, yani tanrısı arzusu olacaktır hazzı olacaktır. Onun için sınırsız erk sınırsız ahlaksızlık üretir. Arzusu kanun olanın ilahı nefsi olur öyle değil mi?

Onun için Eraeyte menittehaze ilâhehu heva. (Furkan/43) Hevasını ilah edinen kimseyi görmedin mi, baksana şu adama hevasını, yani arzusunu ilah ediniyor, tanrı ediniyor.

Örnek vermeye gerek var mı, Dresten’i hatırlayın. Öylesine bombalanmıştı ki 2. Cihan harbinde, erimeyen çelik kalmamıştı. 30.000 dereceye çıkmış şehrin sıcaklığı. İnsan kalır mı, kemik kalır mı, ot kalır mı? Eyvallah. Hiroşima’yı düşünün, Nagazaki’yi düşünün, Beyrut’u düşünün, Sabra’yı düşünün , Şepila’yı düşünün, Bağdat’ı düşünün, Gazze’yi düşünün. İnsan insana nasıl yapar bunu, yapar mı, niye yapar. Bunu düşünün El Melik ismine bir kez daha iman edin. Allah esmasını niye inzal eder bir kez daha şükredelim. Esmasını insana haddini, sınırlarını çizmek için inzal eder. Yani insana rahmet olsun diye esmasını inzal eder. Biz Allah’ı bilmesek Allah’ın bir şeyi eksilmiyor ama bilmediğimiz kadar bizim insanlığımız eksiliyor. Bildiğimiz kadar da insanlığımız tamamlanıyor, kemale ulaşıyor.

Mutlak erk kullanan her şeyi mülkü, herkesi de böcek gibi görür. Böcek öldürmenin sakıncası nedir? Onun için böcek gibi öldürüyorlar, insana böcek muamelesi yapıyorlar. İstatistiktir onlar için kaç kişi ölmüş rakamdır hepsi bu. Allah’ın şah eseri değil. Eğer El Melik’e iman etseydi karıncayı ezebilir miydi? Allah eline yeryüzünün gücünü versin, mührü Süleyman’a sahip olsun, Sultan Süleyman olsun. Nedir Neml suresi, karınca suresinin verdiği mesaj? Eğer Allah’lı ise bir hükümdar, bir erk sahibi, bir yönetici, karıncayı dahi incitmez incitemez, mesaj budur. Sultan Süleyman olursunuz ama karıncayı ezmezsiniz. Bu nedir? Ahlaklı güç, Allah’lı güç. Allah’sız güç; ahlşaksız güç. Dolayısıyla güç ahlaktan arındığı zaman Allah’tan da arınmış olur. Allah’tan arındığı zaman da o gücü kimse tutamaz. O güç önce o gücü sergileyenin kendisine yönelir, imha edici bir güçtür, kontrolsüz bir güçtür, güç değildir, kontrolsüz güç güç değildir. Nedir ya? Beladır, musibettir, felakettir, afettir.

Ahlaksız iktidar iktidarsız ve korkaktır, Allah’sız iktidar, iktidarsızdır. İktidarsızlığını bastırmak için şiddet kullanır. Aslında kullandığı şiddet iktidarsızlığının önüne gerdiği bir perdedir. Öyle değil mi? Aklını kullanan insan kasını niye kullanır karşısındakine? Sözün gücüne inanan gücün sözcüsü olabilir mi? Sözün gücüne inanan şiddeti kullanabilir mi. Sözün gücüne inanıyorsan konuş. Demek ki inanmıyor onun içinde yumruğunu konuşturuyor, silahını konuşturuyor, gücünü konuşturuyor.

Allah sözün gücüne inanmamızı istiyor, onun için konuşuyor bizimle. Eğer söz güçlü olmasaydı Allah konuşur muydu? Biz söz medeniyetinin çocuklarıyız,

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı.

Söz ola ağulu aşı,

Bal ile yap ede bir söz. (Yunus Emre)

Yunus’umuz ne güzel söylemiş değil mi, Eyvallah..! Dolayısıyla sözün gücüne biz iman ettik ama gücün sözcüleri bizim sözümüzü ağzımıza tıkadılar, dinlemiyorlar. Biz Kur’an da onu öğrendik Elleziyne yestemi’unel kavle feyettebi’une ahseneh. (Zümer/18) sözü olanı dinleriz, isteriz ki sözümüz var kulak verilsin. Onlar ki sözü olanın tüm sözünü dinlerler, en güzeline uyarlar. Eyvallah! Efendimiz onun için konuşan herkesi dinlerdi. Bu huyundan dolayı Mekke müşrikleri, ona ‘üzün lâkabını takmışlardı, kulak demek ‘üzün. Niye? Sözü olan herkesi dinliyor diye. Hem de omuzuyla dinlemezdi, biri konuştuğu zaman göğsünü dönerdi direkt olarak. Peygamberi bir edep. Çünkü söz bizatihi değerlidir, kelamı ilahiden bir yansımadır. Kelîm olan anlatabiliyor muyum?

Dolayısıyla biz söze inanıyoruz, söze inanan bir dünyada yaşamak istiyoruz, onun için buraya geldik, onun için bu dersleri yapıyoruz, onun için yıllar yılı, artık onlarca yıl dememe müsaade edersiniz değil mi. Çünkü insan faaliyetine başlayalı 28 yıl oldu. Onlarca yıl bu fakir sözün gücüne hep inanmıştır. Bir gün susarsam sözün gücüne inanmadığım için susarım. Daha doğrusu karşımda sözün gücüne inanan insan bulamadığım zaman susarım. Onun için beni suskunluğa mahkûm etmezsiniz değil mi eyvallah!

Bu noktada merkezi ele geçirme kavgası, kavganın merkezini oluşturuyor onun için. Bakın; Tiranlar, tiran olmaya aday olanlar mutlak erk kullanma işi şeytani bir arzu, bu arzu bu ateş insan nefsinde gizlenmiş. İnsan istiyor ki mutlak erk kullanayım. Yani tanrılaşma arzusu insanın nefsinde, egosunda var. Peki ne yapıyor onun için? Bir yere servetin, gücün, silahın, bilginin temelküzünü istiyor.

Öncelikle servet temelküzü, yani merkezleşsin bir yerde, yoğunlaşsın. Yoğunlaşınca ne olur? Çekim gücü oluşur, Yoğunlaşan her şey çekim gücü oluşturur, bu yasadır. Bakınız kutuplar nedir, neden kutuplar çeker? Bir mıknatısın bir ucu kuzey bir ucu güneyi gösterir? Kutuplar yoğunlaşmış metaller içerir. Dolayısıyla yoğunlaşır. Aynı zamanda kutuplar manyetik yoğunlaşmayı ifade ederler. Yeryüzünün manyetik yoğunluğunu ifade ettikleri için pusula öyle gösterir.

Aynı zamanda pertavsız dediğimiz mercek ne iş yapar? Dağılmış olan ışık fotonlarını bir noktaya toplar, dağılmış olan ışıklar insanı ısıtırken toplanmış ışık yakar. Ateş çıkarırsınız. Nedir yoğunlaşma cazibe getiriyor.

Aşk dediğimiz şeyde kalpte muhabbetin yoğunlaşmış halidir yakar. Onun için kara sevdadır çünkü değdiği yeri karartır. Çünkü sevda al olur aslında, sevda ak olmaz, muhabbet ak olur, sevda zaten kara demektir. Yani kara sevda kara kara demektir. Dolayısıyla muhabbet ak olur. Hiç siz Allah aşkından delirmiş, kafayı bozmuş bir sahabe durdunuz mu? Falan sahabe de kafayı yedi, niye? Allah’ı çok sevdi, peygamberi çok sevdi. Nereden çıktı bu kadar deli.

Dolayısıyla demek ki sevmeyi bilmiyoruz, sevmenin de edebi var o edebi biliyoruz. yani bu manada yoğunlaşıyor, servet yoğunlaşıyor, güç yoğunlaşıyor, iktidar yoğunlaşıyor, yoğunlaşınca bir cazibe oluşturuyor. Cazibe oluşturduğu zaman ne oluyor? Oraya artık göz dikiyor birileri. Birilerinin göz diktiği yerde yoğunlaştırmayı artırıyor, merkezi ele geçirme kavgası böyle başlıyor. o da kavganın merkezi oluyor. Yani merkezi ele geçirme kavgası, kavganın merkezi oluyor.

En hayırlı iş nedir? Müslümanların yapması gereken en hayırlı iş yoğunlaşmayı önlemektir. Yani güç temerküzünü önlemektir. Gücün, iktidarın, paranın, servetin, bilginin tek ele geçmesini önlemek Müslümanların yapacağı entelektüel faaliyetlerin en hayırlısıdır.

Onun içinde ne diyor Kur’an; key lâ yekûne duleten beynel’ağniyai minküm. (Haşr/7) servet sizin içinizden sadece zenginlerin elinde dolaşan bir devlete dönüşmesin. Duleten; devleten demektir. Kur’an da devlet kelimesinin geçtiği tek yer burasıdır. Yani servet, devlet olmasın.

Ne olur servet Devlete dönüşürse? Artık sinekler oraya göz koyar, sineklerin hücum ettiği yer olur bal arısı gelir mi sineklerin hücum ettiği yere, sinekler kirletmiştir orayı. Onun içinde servet temerküzünü, güç temerküzünü, bilgi temerküzünü tek elde toplamamak, bu esastır. Dağıtmak, ne kadar dağıtırsanız o kadar hayırlı olur. Niye hayırlı olur? Allah’ın da muradı odur önü söyleyeyim. Niye öyledir? Birazdan gelirim, onun da bir arka planı var, onun da felsefi bir arka planı var.

Güç ve iktidar araçlarını El Melik’e iman eden emanet ve liyakat ehli arasında pay etmektir bize düşen. Yani yine de bunların elinde tekelleştirmemek. İktidar bozar, mutlak iktidar mutlak bozar demiş zatın biri. Hakikaten bu manada güç ne kadar artarsa insan bozulmaya o kadar yakın olur. Onun için efendimiz bu bozulmaya karşı öyle bir mücadele verdi ki biliyor musunuz, karşısında biri titriyordu, yani duymuş biliyor, artık Arap yarımadasının tek Hakimi. Ne titriyorsun be adam dedi. Ben de senin gibi kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum. Bu kadar. Ben de senin gibi kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum. Onun için ne titriyorsun diyebilmek, gerçek Melik olmak budur anlatabiliyor muyum? Yani mukayyet iktidar sahibi olmak budur, mutlak iktidar sahibini unutmamaktır.

Onun için efendimiz buna hiç izin vermedi, öyle diyordu Nesai’nin naklettiği bir rivayette; Bana kul peygamber olmakla hükümdar peygamber olmak arasında seçim yapmam emredildi ben de kul peygamber olmayı tercih ettim. Ne muhteşem..’ Efendimizin Melik ismini okuyuşu, oraya da geleceğim inşallah Eyvallah!

Mutlak erk egoyu mutlaklaştırır, vicdanı öldürür. Kendini tanrı sanan delinin yeri tımarhanedir öyle değil mi. Peki kendini tanrı sanan deli iktidara gelmişse ne olacak? Memleketi tımarhane yapar. Onun için insanlık tarihi, bunun örnekleri ile doludur. Bir toplumun Allah’ın gazabına uğraması bu yüzden olsa gerek başka bir şeyden değil. Çözüm; El Melik’e l ayıkı gibi iman etmektir.

Gelelim Kur’an î çerçeveye; Rabb, Rahman, Rahîm, Mâlik,i Ekrem, İlâh vekîl, Ğafûr, A’lâ, Habir isminden sonra Melik ismi. İlk defa Mekke döneminde 3. yılda nazil olan Nas/2 ayetinde geliyor. Melikin Nâs biraz önce okudum. Kur’an da 5 yerde kullanılıyor Allah’ın sıfatı olarak. Ama Kur’an ın tamamında 12 yerde kullanılıyor, 7 yerde de Melik, yani kral manasında, yönetici manasında, iktidar manasında kullanılıyor. Dolayısıyla Allah için Kur’an da kullanıldığı sayı sadece 5.

Mâlik ve Melik farkı; Kur’an da bu kökten Allah’ın 3 ismi yer alıyor. Mâlik, Melik, Melîyk yani mübalağa formu. Melik ile Melîyk arasında bir y farkı var. Dolayısıyla Melik Melîyk, Melîyk’i ayrıca işleyeceğiz. Kur’an da bir kökten birkaç isim varsa, isim olarak geliyorsa onları ayrı ayrı isim olarak alıyoruz. Çünkü Kur’an da aynı kökten ne kadar gelmiş olursa olsun Rabbimize ayrı ayrı formlarla isim olarak kullanılıyorsa o müstakil bir isimdir. Melik ile Melîyk aynı değildir. Mâlik Milkin Mâlikidir, Melik mülkün Melikidir, Melîyk, melekûtun melikidir.

Şuna bakın, üçünün de mastarı bile değişik. Milkin Mâliki. Milk ne demek? Taşınmazlar milktir. Cansız sahip olduğunuz şeylere milk diyoruz. Eğer içinde canlılar, şuurlularda varsa ona mülk diyoruz o zaman mülk oluyor. Yani milk hani, mastarın orta harfinin harekesi kesra, en aşağıda ki. Bu aslında nahiv velsefesidir. Şöyler az buçuk Arap dili bilenlere hitap etmiş olayım burada. Nahiv felsefesinde hani Rabbe, ribbe, rubbeyi izah etmiştim hatırlıyor musunuz Böyle üçlü gelen mastarlar olur, onun için Mülk, melk, milk. Bu da üçlü gelir. Milk en aşağı derecede ki mülkiyeti ifade eder. Melk orta derecedekini ifade eder Mülk en üst derecedekini ifade eder. Yani ötre, fetha, kesra, yüksek, orta alçak.

Peki bunun içinde şuurlu varlıklar olsa mesela milkinizin içinde insan da olsa Mülk olur o zaman. Peki bunun içinde Melekler de olsa ne olur? Melekût olur. Meleklere de Mâlik olursanız o zaman siz Melîyk olursunuz. İnsana Mâlik olursanız Melik olursunuz, eşyaya Mâlik olursanız Mâlik olursunuz. 3 ismin 3 ayrı mastarı var, fiili var.

Allah zatını, Mülkün Mâliki olmakla övmüş fakat Milkin Mâliki olmakla övmemiştir. Niye? Oysa ki, milk Mâlik’e nispet edilir. Fakat Rabbimiz milki nispet etmemiş kendisine. Neden? Kulillâhumme mâlikel mülk. (A.İmran/26) De ki sen mülkün Mâlikisin. Mülkün, ama milkin değil, Mâlikel Mülk olması lazımdı dile göre. Çünkü Allah Milkin değil Mülkün Mâlikidir. Yani benim sahip olduğum varsa elimin Mâliki de benim de mâlikim. Dilimin maliki de benim de malikim, sözlerimin maliki de benim de malikim. Dolayısıyla mülkün Mâlikidir O.

Netice nedir? Melikiyet makamı Malikiyyet makamından üstündedir. Melik Allah için yalın halde gelir fakat Mâlik hep izafetle gelir. Yani Mâlikel mülk, Mâliki yevmiddiyn. Bakınız hep izafetle gelir, terkiple gelir, isim tamlaması ile gelir. Ama Melik mutlak olarak gelir. Melikil Hakk, birazdan göreceğiz inşallah. Cuma/1. Ayetinde olduğu gibi. Melikil Hakk. Dolayısıyla Melik tek başına da geliyor.

Her Melik Mâliktir fakat her Mâlik Melik değildir. Neden bu Çünkü Mâlik’in sahip olduğuna Melik’te sahiptir. Fakat Melik’in sahip olduğuna Mâlik sahip değildir biraz önce açıkladım.

Allah insanların Meliki, eşyanın Mâlik’idir. İnsan da eşyanın sadece nispi mâlikidir, izafi malikidir Netice nedir? Bu da Melik’in Mâlik’ten daha üstün ve kapsamlı olduğunu gösterir. Sözün özü Mâlik fiile, Melik ise isme dayanır.

Şimdi Melikin Nâs. (Nas/2) a gelelim. Burada Allah insanlığın Melikidir. İnsan Allah’ın şaheseri ve varlık ağacının soylu meyvesidir bu kesin. Yani insan varlık ağacının en soylu meyvesidir. Lekad halaknel’İnsane fiy ahseni takviym.   . (Tîyn/4-5) Biz insanı en güzel kıvamda yarattık. Fakat ne yaptık? Kıvamını güzel yaptık ta kıvamını kendisi bulsun diye Sümme radednahu yolun başına getirip bıraktık.

Yani aşağıların aşağısına attık manası vermiyorum orada doğru değil. Niye aşağısına atsın ki, yolun başına getirip bırakmıştır. Allah en güzel kıvamda yaratır da ondan sonra aşağıların aşağısına atar mı? Niye atsın hem sonra. Ne yaptık? Bu yolu kendisi yürüsün hak etsin diye start noktasına getirdik. Dedik ki sen gayretinle verdiğimiz bu imkânlarla, akılla, iradeyle, gözle, kulakla, imanla, gönderdiğimiz kitaplarla, vahiylerle, peygamberlerle bu yolu al dedik. Lekad halaknel’İnsane fiy ahseni takviym, Sümme radednahu esfele safiliyn

İnsan varlığını devam ettirmek için yekdiğerine muhtaçtır öyle değil mi? Onun için insan yavrusu dünyada ki tüm canlıların yavrusundan en zor yavrudur. Birçok canlı yavrusunu doğurduğunda yavru hayatını idame ettirebilir, ama insan yavrusu asla tek başına hayatını idame ettiremez. Niye bu kadar zor? Aslında Rabbimizin verdiği mesaj şudur; yekdiğerine muhtaçsın ey insan, kendi cinsine bu kadar muhtaçsın, yani annesiz yapamazsın, çevresiz yapamazsın, ailesiz yapamazsın. Bakınız dana doğar doğmaz bir iki saat içinde bakıyorsunuz ayakta. Ama insanın ayağa kalkması için bir yıl geçmesi lazım ortalama.

Neden böyle insana Allah ünsiyet kazan diyor, adını kazan, adın ünsiyetten, yani yakınlık kazan, teennüs et insanlaş. İnsanlaşman da diğer insanların yanında olmakla mümkindir. Evet, bu klinik olarak sabit, insan konuşmayı konuşarak öğrenir. Bir insan bir ormana bırakılsa ve hiç konuşan kimse görmese konuşamıyor. Çok ilginç, demek ki teennüs insanlaştırıyor. Diğer insanlarla beraber olmak insanlaştırıyor.

Hikmeti nedir peki? Kendi türünü  ötekileştirmesin diye. Ötekileştirmek nedir? Şeyanlaştırmaktır. Şeytan niçin yaratılmıştır? Bu suali sorun. Cevabı İnsanı kendi cinsini ötekileştirmekten kurtarmak için. Çünkü sana öteki olarak şeytan yeter ey insan, niye insanı ötekileştiriyorsun, şeytan senin ötekindir. innehu leküm ‘adüvvün mubiyn. (Yasin/60) o apaçık düşmanınızdır sizin diyor Rabbimiz. Dolayısıyla sen niye cinsini şeytanlaştırıyorsun, hiç kimseyi şeytanlaştırma, şeytan, şeytan olarak yeter. Ama kendini şeytanlaştıranlar da şeytana ilhak olmuş oluyorlar, şeytana mülhak oluyorlar. Eyvallah.

İnsan ötekiyle ünsiyet kurandır. Ünsiyet için ilk şart nedir? Ben idraki. Ben idraki büyüdükçe bencillik küçülür, ben idraki küçüldükçe bencillik büyür. İkisi ayrı şeydir. Ben idraki kendisinin farkına varmaktır, kendinin farkında olmaya ban idraki diyoruz.

Dolayısıyla Allah’ımız önce insanda “Ben” idraki inşa ediyor sonra şehadet getirmesini istiyor. Eşhehü ellâ ilâhe illallah. Şimdi şehadet getirdik fakat ilk söylediğimiz kelime hangisi biliyor musunuz? “Ben”. Eşhedü deki hemze “ben” e delalet eder. ene eşhedü, ben. Dolayısıyla ben demeden şahit olamazsınız, ben demeden Allah’a tanık olamazsınız, çünkü birine şahit olacaksan şahit olanın varlığı önce lazım. Şahit olan lazım ki şahit olsun.

Rabbim senin varlığını tanıyor, sen kendi varlığını tanıyor musun? İşte şehadet budur. Rabbim senin varlığını sana tanıtmak için kendine şahit kılıyor seni. Aslında şahide muhtaç olduğu için değil senin kendini tanımaya ihtiyacın var da onun için bilmem anlatabildim mi? Şehadetle bile bize ikram ediyor kendine ikram değil. Eyvallah.

Ben idrakine ulaşmanın göstergesi nedir peki? Seni ve onu fark etmek seni ve onu fark etmeyenin ben demesi bir anlam ifade eder mi? Hiç kimse yok, ben, ben, ben deyip geziyorsunuz, deli derler adama. İşte o bencildir. Dolayısıyla seni ve onu fark eden ben idrakine ulaşmış olur. Ben idrakine ulaşmanın ilk şartı seni ve onu fark etmektir. Seni ve onu fark edince ne olacak? Bencillikten kurtulup bize ulaşacak, biz, nahnü ye ulaşacak. Ben idraki sebep biz idraki sonuçtur.

Ben, bizden mi büyük, biz benden mi büyük? Biz ben den büyüktür değil mi. Biz en az 2 kişiyiz, 3 – 4 kişiyiz, ben ise tekim. Dolayısıyla biz, benden büyük. Onun için büyük olana davettir İhdinasSıratal’müstakıym. Hidayete davet bize davettir. Bizi dosdoğru yola ilet. İşte biz bilinci.

Bizi arayan nas’ı fark eder. Kul e’ûzü BirabbinNâs, Melikin Nâs, İlâhin Nâs. Evet, neden Nâs’ın Rabbi? Neden insanın değil? Kul e’uzü Birabbinİnsan diyebilirdi, Melikin İnsan diyebilirdi. Değil ama Melikin nâs. Bu çok önemli, biz e dikkat çekiyor, insanlık ailesine dikkat çekiyor burada.

Ben lik, teklik, kendi kendine yetme iddiasıdır. Ben de kalma, bencil kalma, tek olma kendi kendine yetme iddiasıdır. Şirk, kendi kendine yetmektir. Kendi kendine yettiğini iddia eden şirk koşmuş olur. Kendi kendine yeten tek zat vardır Allah.

Nâs suresinin ilk 3 ayeti ne demiş oluyor burada? 3 sıfatın tecellisine medar olmanın yolu ben e değil biz e ait olmaktır. Hem Rabb, hem Melik, hem İlâh sıfatlarının üçünün birden tecellisine medar olmak istiyorsanız, tec ellisine muhatap olmak istiyorsanız sizin ne yapmanız lazım? Ben e değil, biz e karışmanız lazım. İşte onun için Kul e’ûzü BirabbinNâs, Melikin Nâs. İlâhin Nâs,

Ayet bütün insanlığın Meliki diyor. Nâs neden 3 kez trekrar ediliyor 3 ayette tek gelebilirdi aslında atıf vav’ıyla üçüne de atfedilebilirdi. Çünkü Allah için insan üç kat değerli. Çünkü insan Allah’ın sıfatlarının medarıdır, muhatabıdır. Eğer insan olmasa Allah’ın bazı sıfatları tecelli etmezdi. Mesela Taş günah işlemez, onun için taşa Ğaffar, Ğafur ismi tecelli etmez. O zaman ne olacak? İnsan lazım. Görüyorsunuz Allah’ın bazı sıfatlarının tecelli etmesi için insanın varlığı lazım.

Peki, 1 ve 3. Ayetlerin mesajı nedir? Eğer insanlık şeytanın güdümüne girmek istemiyorsa 3 ismin tecellisine medar olmalıdır. Ancak bu sayede ins ve cin şeytanlarının invasından, yani Melik’lik iddiasından, Rabb lik iddiasından, ilâhlık iddiasından korunmuş olur, ancak bu sayede korunur. Nasıl? 3 ismin tecellisine medar olursa, muhatap olursa ancak bu sayede tiranlardan korunur, içinden tiran çıkarmaktan korunur. Mesaj bu. Rabb, Melik İlâh. Neden peşpeşe gelmiş? İnsanlığın top yekûn sapmasına bu üç isim engeldir de onun için. Bu üç isim var olduğu sürece insanlık toptan sapmaz. Mutlaka insanlık içinde sapmamış bir maya bulunur bu demektir.

Dahası İnnemel mu’minune ıhvetün. (Hucurat/10) işte bu mü’minler kardeştir. Va’tasımu Bihablillâhi cemiy’an. (A.İmran/103) Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Aslında Melik isminin, Rabb isminin, İlâh isminin birlikte tecellisi için Rabbimiz bu emirleri veriyor.

Melek neden Rabb ve İlâh arasında gelmiş derseniz, Rabb insana fiile, İlâh zata dönüktür. Peki Melik? Hem fiile hem zata dönüktür. Yani Melik ismi cüz’i bir mülkü verir ama aynı zamanda mülkiyetin mutlak tasarrufunu Allah’a bırakır. Peki yeri nasıldır Rabb. Melik İlâh. Arzdan arşa doğru bir yönü vardır. Rububiyyet, Melikiyyet, ulûhiyyet.

Biliyorum çok yoğun her biri bir derslik. Bombardımana uğradık neredeyse uyuklayacağız diyorsanız eğer ben haklısınız derim. Ama yine de uyumayın derim uyumamanız menfeatinize. Çünkü bunlara bir daha sıra gelmeyebilir. Allah’ın El Melik ismini bir kez işleyeceğiz. Dolayısıyla şu bir buçuk saat sizim için altın değerinde. Bu altın değerinde kini altın olarak alırsınız da kiminiz 24 ayar olarak, kiminiz 22 ayar olarak, kiminiz 18 ayar olarak, kiminiz 12 ayar olarak, kiminiz de bayağı düşük yani içinde koklatmışlar bunu diyecek kadar düşük olarak alırsınız. Bence 24 ayar olarak almak varken 12 ayar olarak almak yani yazık değil mi, kayıp değil mi. Enflasyona uğratmayın bilgiyi.

El Melik ve sahte Melikler. Krallar ölür, Allah ölümsüzdür. Devletler yıkılır, Allah’ın mülkü bakidir. İmparatorluklar dağılır, Melik olan Allah’ın mülkünde zeval yoktur. Krallar herkesi dize getirir, Melik olan Allah kralları da dize getirir. Kralların gücü tebasına yeter Melik olan Allah’ın gücü Kralların tümüne yeter. Krallar varlığını El Melik e muhtaçtır, bedenleri de onun mülküdür. Onun için krallar ölürler, ölümsüz kral yoktur, Allah vardır. Her Kral devletini Allah’ın mülkünde kurar öyle değil mi; Ne diyordu Seyrani? AbdülMecid tanzimata karşı çıktığı için, Seyrani’yi çağırtmış huzura seni sürerim demiş. Seyran inin verdiği bir cevap var.

Bozmak mümkin ise aklın bikrini,

Boz da bakir iken dul gönder beni.

Aklımın bekâretini bozmak mümkünse boz da, yani benim düşüncemi nasıl engelleyebilirsin sen, insan düşüncesine zincir vurmak mümkin midir? Bunu söylüyor.

Hakkın  mekânından özge bir mekân,

Bulmak mümkin ise bul gönder beni.

Yani sürerim diyorsun, beni süreceğin yer Allah’ın mekânının dışında bir mekân olsun. Eğer bulabiliyorsan oraya sür eğer sürdüğün yer Allah’ın mekânı ise benim için sürgün olmaz. Ne kadar harika değil mi? Bu işte vahiyle inşa olmuş bir zihnin söyleyebileceği bir şey.

Krallar Kral olmadan önce mülk O’nundu, kral olunca da O’nundur, kral olduktan sonrada O’nundur, Allah’ındır. Krallar tebaya muhtaçtır değil mi yani yönetilen olmadan ne iş yapacak. Ama El Melik hiçbir varlığa muhtaç değil. Kralların krallığı dünyada sınırlı olarak geçerlidir, El Melik’in krallığı dünyada da ahirette de geçerlidir. Krallar otoritelerini paylaşmak zorundadırlar, El Melik otoritesini kimse ile paylaşmaz. Krallar korkarlar ve korunurlar, El Melik için korku ve korunma söz konusu değildir.

Allah’ın insanlığın Mâliki olması kralların ve yönetimlerin tanrılaşmasını ret içindir demiştik. Tek kişilik iktidar ilahi yasaya aykırıdır onun için. Tek kişilik her iktidar ilahi yasaya aykırıdır. Onun için efendimize. ve şavirhüm fiyl emr. (A.İmran/159) Onlarla devlet işlerini istişare ile götür. Hatta bu emri geldiğinde istişarenin en büyük sıkıntısını yaşamıştı efendimiz. Çünkü Uhut harbi öncesinde savaş konseyi ile istişare etmiş, savaşı dışarıda yapalım, meydan savaşı yapalım diyenler savaştan ilk kaçanlar olmuştu. Rabbimiz buna rağmen ayeti indiriyor yine de istişareye devam et diyor. Yani onlar için af dile, onları affet bir de Allah’tan af dile. fa’fü anhüm vestağfir lehüm ve şavirhüm fiyl emr. Dolayısıyla istişareye devam et.

Tek kişinin iktidarı niye ilahi yasaya aykırıdır? Şunun için teklik yaradana, çokluk yaratılana mahsustur bu kadar bu bir yasadır. Ne ki tek, o yaratanın, ne ki çok, o yaratılanın hakkıdır. Yönetimde de bu esastır. İnsan yaratılışına en uygun erk Nâs’ın iradesine dayalı erktir. ve emruhüm şura beynehüm. (Şûrâ/38) budur. Onların devlet işleri aralarında şura iledir danışma iledir.

Şûrâ aslında arının bal yapma eylemi içinde kullanılan bir terimdir. Mişvera arının polen topladığı gözeneğe denir. Mişvera, müşavere. Ne demek? Yani Şûrâ da istişare de aslında akıllardan bir arı gibi polen toplayıp bir gözede bal yapmak, istişare budur onun için akılların balını süzmektir istişare.

Tersi nedir? İktidarın tanrılaşmasıdır. Dikta, zorba, Nemrut, Firavun, Tiran hep böyle çıkıyor. Tarihe bakın tarih bunun şahidi. Eski Mısır’da Firavunlar kendilerini tanrının oğlu yerine koyarlardı, Amon Ra. Güneşin oğlu. Dolayısıyla nedir? Firavuna dokunan ölür eski Mısırda yasadır. Çünkü tanrıya dokunulmaz. Onun için Firavun firavun olduğu gün mezarı yapılmaya başlanırdı. Yani öleceğine falan yakın değil firavun olduğu gün. Zaten firavunluğu bitene kadar ancak mezarı biterdi. Keops ta 100.000 kişi çalışmış, rivayet edildiğine göre işi bitirdiği gün hepsi öldürülmüştü. Onun için Firavunlukta böyle bir şey. İnsanları böcek gibi görür demiştim ya.

Sümer de öyle idi, Sümer Kralı tanrının yeryüzünde ki sembolüydü. Enlil’i ve Anu seçerdi yani Sümer kralını bu tanrılar, (Anu gök tanrı, Enil yer tanrısı) On un için Krala itaat tanrıya itaat kabul edilirdi.

Çin’de Kral tanrının yerde ki temsilcisi sayılırdı. Zerdüştizmde, eski perste Ahura mazda hükümdar tanrı demektir zaten. Kral tanrının yer yüzünde ki gölgesiydi. İslam geleneğine yansımış olan zillullah-ı fi’l-arz ifadesini hatırlayın geleceğim oraya.

Hint’te Şiva, vişnu ve Tirişna. Üç ana tanrı zaten yöneticiye hulûl ederdi bunlar yani yöneticinin içine girerdi, dolayısıyla yönetici de tanrı olurdu.

Hun- Moğol Türklerinde nasıldı? Kral tanrının mümessili idi. Japonya da nasıldı? Kral, yani mikado güneşin oğluydu, hala da öyle inanırlar. Yunan da nasıldı? İskender Babil’i aldıktan sonra tebasının kendisine secde etmesini emretmişti. Yani Tiranlaşınca öyle oluyor demek ki. Düşünün, hepsi hepsi 65 kg lık bir delikanlıydı ama Kâinatı ben yarattım pozlarına girince, benden büyük yok pozlarına girince tiranlaşıyor. Melik olan Allah’tan rol çalmaya kalkmaktır işte bu manada, mutlak iktidar kullanmaya kalkmak.

Melik mutlak erktir demiştik, bu iddia Allah’tan rol çalmaya gider demektir. Thomas Hobbes’un bir  Leviathani var, bu aslında Tevrat’ta geçen bir varlık canavar. Thomas Hobbes Devlete itaati anlatırken, yani devletin Leviatanlaşması, canavarlaşmasından söz edilir. Canavarlaşıp herkesi yemesi.

Konfüçyüs’ün tai dağında bir kadınla mükamelesi var onu kısaca aktarayım. Konfüçyüs Tai dağında gezerken ağlayan bir kadına rast gelir. Tek başına bir kadın dağın tepesinde niye yaşar. Der ki Niye ağlıyorsun, ne yapıyorsun burada tek başına? Demiş ki; Biraz önce kayın babamı öldürdüler, onun ötesinde kocamı bir kurt yedi, ondan sonra da işte bugün de oğlumu hayvanlar parçaladı. Der ki; Niye burada yaşıyorsun, kurda kocanı, vahşi hayvanlara oğlunu, eşkıyaya Kayın babanı öldürecekleri yerde şehre dön de orada yaşasana der. O da der ki; Ama burada zalim bir kral yok. Çok hoş ve nükteli bir hikayedir aslında.

Peki, hilafet nasıl saltanata dönüştü sorusunu tam burada sormak lazım. İbn. Mukaffa, Ebu Cefer Mansur’un baş danışmanı ve veziridir. İslâm siyaset tarihinde adalet 1 numaraydı. İslâm da iki terim var, biri tevhid, biri adalet. Tevhid insandan Allah’a dönük kanadını, adalet insandan eşyaya dönük kanadını ifade ediyordu. İnsan mutluluğa çift kanatla uçabilirdi. Kanadın birini tevhid, diğerini adalet oluştururdu. Tevhid insan Allah ilişkilerinin ekseni, adalet insan eşya, insan-insan ilişkilerinin ekseni oluştururdu.

Peki bir kanadını ne zaman kırdık biz? İslam siyasetinin adalet kanadını işte Abbasiler döneminde kırıldı. Nasıl kırıldı? Adaletin yerini itaat aldı devlete itaat. El Edebüs sağir kitabı vardır İbn. Ül Mukaffa’nın yöneticiye itaati Allah’a itaat olarak niteledi orada. Bu aslında İslam siyaset modeli değil, Sasani modeliydi. Kadim Pers’te böyleydi aslında. Anu Şirvan, duymuşsunuzdur Nuşirevan. Aslında Anuşirvan dır, Anu bilmem size bir şey hatırlattı mı, biraz önce Sümer’de Kral dedim Anu ve Enil’in yer yüzünde ki sembolü. Yani aslında Sümer tanrısının en büyüğü Anu tanrısıdır. Anu Şirvan da oradan gelir aslında. Anu Şirvan adalet sembolüdür eski Pers’te Meşhur adil hükümdar. Eski Pers’i İskender biliyorsunuz MÖ. 3. Yüzyılda ezdi ve geçti fethetti Babil’i aldı. Pers’i ezdikten sonra Pers beyliklere parçalandı, 500 yıl beylikler halinde yaşadı. Ms. 3. Yy.lın başında yani 200 ler de falan Sasan diye bir din adamı çıktı eski Pers’in topraklarını geri birleştirmeye kalktı. Onun torunu 1. Ardeşiye’dir ve efsanevi Sasani hükümdarı ve kurucu hükümdardır. 1. Ardeşir’in meşhur bir vasiyetnamesi vardır kendisinden sonraki krallara. Oradan birkaç cümle okuyayım isterseniz; Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın ki Din ve Devlet ikiz kardeşlerdir Tev emân aynen metinde böyle yazıyor İbn. Mukaffa. Biri olmadan diğeri ayakta duramaz. Çünkü din devletin temeli ve orta direğidir, dahası biz devlet dini koruduktan sonra ancak devlet olur. Devlet için nasıl bir temel atıcı lazımsa Din içinde b ir koruyucu gerektir. Çünkü koruyucusu olmayan şey zayi olur, temeli olmayan şey yıkılır. Onun için de 1. Ardeşir’in devletinde Devlet dinin koruyucusu, din de devletin koruyucusu.

Buraya kadar sorun yok gibi duruyor, yani ne güzel al gülüm ver gülüm devletle din böyle birbirine yaslansın gitsinler diyorsunuz. Fakat Sasani modeli 500 yıl sonra Abbasi modeli olarak İslam’laştırılır. Maverdi bu tezi Ahkâmus Sultaniyesinde kemâline ulaştırır. O zamana kadar hiçbir İslam Alimi dinin korunması devletin görevidir cümlesini kurmamıştır. Çünkü dinin korunması Devletin görevi değildir. Dinin korunmasını Allah üstlenmiştir, Allah korur dinini.

Peki, devlet dini korumaya kalkınca ne olur, ne zararı var? Ne mi zararı var, dinin koruyucusu Allah değil de başkası olursa Allah’ın koruduğu dinin yerine devletin koruduğu din gelmiş olur.

Allah dini, o dinin saliki olan ümmet eliyle korurdu. Devlet dini korumaya kalkınca aslında devlet ümmete karşı dini korumaya kalkmış olur. Yani devlet ümmete zulmedince dinin arkasına sığınır, devlet zulmünü din üzerinden yapmaya başlar bu sefer. Niye zulmediyorsun deyince de sen dine mi karşı geliyorsun der. Çünkü dinin arkasına sığınmıştır. Yönetenler zulmü dinin arkasına saklanarak yapmaya başlarlar. Onlara karşı çıkmakta neye karşı çıkmak olur? Dine karşı çıkmak. Sen Allah’ın yeryüzünde ki gölgesine mi karşı çıkıyorsun? Ve zalim yönetimin kabarık faturası çoğu zaman dine çıkar ve din ödemek zorunda kalır. Dini ve devleti ümmetten korumaya kalkmanın en büyük şeyi zulüm olarak ümmete döner. Devletin zulmü dinin zulmü gibi algılanmaya başlar bu sefer. İşte en büyük te4hlike de budur. Devlet zulmünü din üzerinden meşrulaştırır. Oysa Din müstakil, bağımsız kendi gücüyle ayakta dursa, ki durur, dinin müesseseleri bunun için yeterlidir, devletin zulmünü de engellemeye kalkacak, Devletten de hesap soracak olan dindir. Devlet dini korumaya kalkınca korumasından nasıl hesap sorsun, eline kılıcı almış onu koruyor, koruduğunu ezebilir de. Nitekim tarihte öyle de olmuştur.

Jüstinyen Bizans’ın kurucu imparatorudur, Sasani devlet modelini aynen alır ve Bizans’a uygular. Önce Devlet sloganı Jüstinyen’e aittir. Bu tavır İstanbul’un fethinden sonra Osmanlıya da sirayet eder. Medeni siyasetten bir sapmadır aslında. İslam tarihinde saltanatın İslamileştirilmesi neticesi işte böyle doğar.

Peki, İ. Azam Ebu Hanife ölümü pahasına niye baş kadılık görevini reddetti sizce? Sebebini biliyor musunuz? Aslında arkasında yatan söylemediği sebep nedir? Budur. Çünkü İ. Azâm’a ölümü pahasına niye Ebu Cafer Mansur baş kadı olacaksın dedi, olmam dediği içinde zehirleyerek öldürttü? Zaten maaş teklif ediyorsunuz, makam teklif ediyorsunuz, hem de en yüksek. Bugünkü Yargıtay başkanı mı dersiniz, Anayasa mahkemesi başkanı mı dersiniz  deyin gitsin artık hangisini derseniz.

O makam teklif ediyor, İ. Ebu Hanife kamçılanma pahasına, en sonunda öldürülme pahasına kabul etmiyor. Dile zulmünü meşrulaştıracak diye kabul etmiyor. İşte reddinin sebebi bu, Eyvallah.!

Benzer bir hadise daha var, İ. Azâm’ı katleden adam yine Abbasi Halifesi Ebu Cafer Mansur. İ. Mâlik’e dedi ki senin Muvatta kitabını Devletin resmi kanun kitabı yapalım. İmam ne dedi biliyor musunuz? Asla şiddetle reddediyorum dedi. İnsanlar benim kitabıma niye uymak zorunda kalsınlar ki, Oysa kitabı hadislerden seçmelerdi. Muvatta hadis kitabı. Oma onun seçmesi. Yani Muvatta’ya uymuş olurlarsa peygambere uymuş olmayacaklar, İ. Mâlik’in peygamberden seçtiklerine uymuş olacaklar, yani İ. Mâlik’in içtihadına uymuş olacaklar. Nihayetinde Buhari de ki hadisler Buhari’nin içtihadına göre sahihi olalar, Müslüm’de ki hadislerde Müslüm’ün içtihadına göre sahih olanlar. Birinin aldığın ı öbürü almamış, hocasının aldığın ı talebesi almamış mesela. Hocasının güvenilir dediğine talebesi dememiş mesela. Dolayısıyla son tahlil de bunların içtihadı. Neden insanlar benim görüşüme uymak sorunda olsunlar ki.

Ne dersiniz, şu televizyondan bangır bangır bağıran ve ille bizim gibi düşüneceksiniz, bizim gibi yaşayacaksınız, bizim dediğimize uyacaksınız, ya sev ya terketçilere getirip te bir ders verdirmek lazım değil mi İ. Mâlik’i, İ. Azâm’ı. Özgürlük, hangi özgürlük, bu kendilerini çağdaş zannedenler mi. Kim çağdaş şimdi? Kim modern şimdi?

Evet görüyorsunuz, İ. Mâlik’in derdi de Devlet zulmünü dinin arkasına gizlemesin. Niye? Devlet niye dinin jandarması olacakmış ki, dinin jandarmaya ihtiyacı mı var. Peki Devlet dini kimden koruyacakmış? Ümmetten mi. Dini ümmet koruyacak zaten çünkü din ümmete emanet in tensurullahe yensurküm. (Muhammed/7) Din ümmete emanet, nihayetinde vahiy Allah’ın kelâmı ve Allah koruyacak onu.

Dolayısıyla aslında devlet dini bağrına almakla dinin sırtından geçinmeye kalktı. Ne oldu? Bunun zararını biz gördük. Osmanlı gün gelip yıkılınca dinin müesseseleri de Osmanlı’nın enkazının altında kaldı. Eğer din bağımsız müesseseleriyle, kurumuyla yaşasaydı Osmanlı yıkıldığında din kurumları da Osmanlı enkazının altında mahvolmazdı. Çünkü devletler yıkılır, ama dinler öyle değil. Dinlerin bekası, devletlerin bekasına emanet edilemez bilmem anlatabildim mi. Hele ed Din’in, Allah’ın Hakk dininin bekası hiç edilemez.

Dolayısıyla işte bütün bunların arkasında El Melik ismine imanda ki zafiyetimiz yattı. O zaman El Melik ismine imanı tazelemek lazım. Mutlak erki Allah’ın kullandığını bilmemiz lazım, mutlak yöneticinin, mutlak iktidarın Allah’a ait olduğunu bilmemiz lazım ve mutlak Melik olan Allah’ın da koruyamayacağı hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla b una iman etmemiz lazım.

Ben istemiştim ki bugün ne yapıp yapıp bitireyim. Aslında kafama koyduğum bu şeyi yapmak için o hızdı, o hızı onun için kullandım, fakat yine beceremedim. Bu kadarlıkla yetinelim dermişiniz bu isme? Yoksa arkasını isteriz mi dersiniz? Allah kabul etsin el Melik olan Allah üstünüzden elini çekmesin.

{ve ahıru da’vana enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)}

Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.(Elmalı)}

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: