RSS

ESMA DERSLERİ – 11 – EL KUDDÛS (D)

14 Tem

EL KUDDÛS )A(

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym

EL KUDDÛS

O, hissin idrak ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin ileri atılıp tahayyül ettiği, vicdanın ihtilâç ettiği tefkirin tasarladığı her vasıf (nitelik) den münezzeh ve müberradır.

O’nu vasf ederken; o, ayıp ve noksan sıfatlardan münezzehtir demedim, çünkü böyle bir söz edebe aykırı düşer. Zira böyle bir ifade, ülkenin kralını vasf eden kimsenin: «ülkemizin kralı, mühür kazıya, kan alıcı değildir!» sözüne benzer.

Şurası da muhakkaktır ki, bir şeyin mevcut olmasını nefy etmek (yoktur demek) o şeyin var olmasının mümkün olduğunu vehm ettirir.

Böyle bir vehim de -Vacib-i Tealaya- noksanlık isnat etmeye yol açar. Onun için O’nu vasf ederken dedim ki: O, bir çok kimselerin mükemmel olarak kabul ettiği veya sandığı vasıflardan münezzehtir. Çünkü o ‘insanlar, önce kendilerine bakıp niteliklerini tanıdılar. Tabiî ki, bu nitelikler içinde mükemmel olanı mevcut olduğu gibi noksan olanlar da mevcuttur.

Onlar, ilim, kudret, duyma, görme, konuşma, irade gibi vasıflarını manalarının hizasına koyarak işte bu kemâl sıfatlardır, dediler.

Kendilerine göre, cehalet, acizlik, körlük, sağırlık, dilsizlik gibi noksan olan sıfatlan da manalarının hizasına koyarak noksan saydılar.

Sonra Allah’ı övmek istedikleri zaman kendi ölçüleri dahilinde ki mükemmel sıfatlarla tavsif ettiler ve noksan sıfatlardan tenzih ettiler. Oysa Allah kendi nefislerinde kemâl sıfatlar olarak tanıdıkları sıfatlardan da, kendi haklarında noksan kabul ettikleri sıfatlardan da münezzeh ve müberradır. Hatta yaratıklar için tasavvur ve tahayyül edilen her türlü sıfatlardan da münezzehtir. Çünkü O, onların hiç birine benzemez, hiç bir şey de O’na menend olamaz!

Bu konuya dalma ve izah etme olmasaydı zaten bu konuya girmezdim, teeddüp ederdim. Bunu, mukaddimeler bölümlerindeki dördüncü bölümde gayet açık olarak izah ettim, tekrarına lüzum görmüyorum.

TENBÎH:

Kulun takdisi, ilim ve iradesini tenzih etmesidir İlmine gelince: Onu, bütün muhayyelât, mahsusat (his edilenler), Mevhûmat  (vehm edilenler) ve behîmi sıfatların iştirak ettiği her şeyden tenzih etmesidir.

İradesine gelince, onu, şehvet, öfke, yemek, içmek, evlenmek, giymek, dokunmak, bakmak gibi beşerî lezzet  ve sıfatlara müncer olan her türlü sıfatlardan tenzih etmektir.

İşte  kul, böyle olunca ancak Allah’a yaklaşabilir. Onun kalbi her zaman için Allah’la beraber olabilir. O’nun Allah’tan başka hiç bir şeyde hazzı, Allah’a kavuşmaktan başka hiç bir şeyde şevki, Allah’tan gayri hiç bir nesnede sevinç ve neşesi kalmaz! O’na Cennet bütün nimetleri ile verilse, hiç birine iltifat etmez. Sahipsiz evi ne yapsın o?

Hülâsa: Kul, hissî, hayali ve hayvanı olan temayüllerden kurtulduğu gün ruhen kemâle ermiş olur.

Müridin celâleti, muradının celâletiyle ölçülür. Bütün gayesi karnına giren şey olursa, kıymeti de ondan çıkan şey kadar olur. Allah’tan başka gayesi olmayan kişinin   derecesi, himmetine göredir.

İlmi, mahsusat, mütehayyilât derecesini geçerse, iradesi şehvet icaplarından arınırsa Hazretil – Kuds’un sevgisine mazhar olmuş demektir… (Gazali-Esma-i Hüsna/s.72-74)

********************************************************

El-KUDDÛS

Hatadan, kusurdan, eksiklik ve acizlikten temiz, pak ve müberra, mukaddes ve münezzeh olan demektir.

EL-KUDDÛS, ayrıca, bütün mahlûkatı maddi ve manevi kirlerden, ayıplardan ve günahlardan temizleyip arındıran anlamına da gelmektedir. Bu anlam Kuddüs isminin bize bakan yönüdür de diyebiliriz.

Yüce Allah, Kuddüs isminin bir gereği olarak, yerlerin ve göklerin kirlerini ve pisliklerini yağmurlar, karlar ve dolularla temizler. Soğukla, sıcakla dezenfekte eder ve mikroplardan arındırır; yeryüzünü insanlar için hazırlar, sağlam, sağlıklı ve güvenli bir karargah haline getirir. Bunu bazen insanların eliyle, bazen hayvanlarla bazen de toprakla, suyla yapar. Dağları yağmurlarla temizlediği fîtoi, kurumuş otları ve yaprakları toprağa gübre yaparak, odunları zamanla petrol veya kömür yaparak dönüştürüp temizler. Denizleri dalgalarla temizlediği gibi, karaları rüzgârlarla temizler. Bazen ölmüş hayvanları bir başka hayvan grubuna yem ederek temizler, bazen de yem olanlarla temizler. Leşleri bazı hayvanlar için bir ziyafet yaptığı gibi… Onların kalıntılarını da bakterilerle küçülterek yok eder.

Kısacası evrende bu ismin tecellisi çoktur ve çok değişik şekillerde karşımıza çıkar. Bazen insanların gönüllerindeki küfür kirini iman ve tevbe ile temizler, şirkten tevhide ulaştırır; bazen günahlarımızı zikir ve teşbihle temizler, rahatlatır. Bazen bunalmış ruhlara ferahlık vererek ağırlıklarım alır, huzura kavuşturur.

Kul, Rabbini akla gelebilecek bütün noksanlıktan, kusurdan, hatadan tenzih ve takdis etmelidir. Allah’ın kendisini tarif ettiği şekliyle tanıyıp bilmeli ve inanmalıdır. Her çeşit eksiklikten, zafiyetten ve kusurdan uzak olduğunu bilip iman ve idrak etmeli; bu iman ve idrak etme halini de hayatında uygulayıp izan (anlayış, inanış) haline getirmelidir. Nitekim az önce okuduğumuz ayette yüce Allah kendisini böyle anlatıyordu. Biz onu ancak kendi anlattığı şekilde bilip inanmakla mükellefiz ve ona bu şekilde inanmalıyız.

Takdis ve mukaddes kavramları da yine “Kuddûs” fiilinden gelmektedir. Temizlenmiş, takdis edilmiş, kutsanmış gibi anlamları vardır. “Kuddûs”, Kur’an-ı Kerim de, değişik anlamlarda ve birçok yerde geçmektedir. Bunlardan birkaç tanesine göz atalım;

Muhakkak ki ben, evet ben, senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen temiz vadi Tu- va’dasın!” (Taha/12) 

 “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.” (Maide/21)

Allah’a, hiçbir eksiklik, hiçbir hata ve kusur izafe edilemez, “O şeklen nasıl bir şeydir?” diye hayal de edilemez. Çünkü insan görüp bildiklerine göre hayal kurar. Allah ise yaratılmamıştır ve Onu hiçbir göz görmemiştir. O, görülüp bilinen ve yaratılanların, yaratılmışların hiçbirine benzemez. Yüce Allah, kullarının kurabileceği her türlü hayalin ötesindedir:

“O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nun’dur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O, galip olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.” (Haşr/22-24)

Aynı zamanda Cebrail (a.s) için de “Ruhu’l-Kudüs: Temiz ruh, mukaddes ruh” olarak kullanılmaktadır ki, bu konudaki ayet şöyledir:

Celâlim hakkı için Musa’ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu’l-Kudüs ile de destekledik…” (Bakara/87)

“De ki: Onu, Mukaddes Rûh, iman edenlere sebat vermek, Müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi.” (Nahl/102) (Esma’ül- Hüsna ve dua)

****************************************************************

EL KUDDÛS

Cumartesi günü öğleyin buluşacaktık. Bir yağmur bastırdı, evden çıkamadım. Saat on birden on üçe kadar, gökte ne varsa yere indi! Sicim gibi yağdı, her yeri kamçıladı, temizledi. Çoktandır böyle yağmamıştı. Her taraf toz içindeydi. Fabrika bacaları başta olmak üzere, arabalardan ve sobalardan çıkan dumanlar, şehrin dokusuna sinmişti. Ağaçların yapraklarının gerçek renkleri seçilemez olmuştu.

Pencereden baktım. Her yer gülüyor, ışıl ışıl ışıldıyordu. Yağmurun ardından, rüzgâr çıktı. Yani kocaman bir fön makinesi çalışmaya, binaların yüzlerini, ağaçların saçlarını kurutmaya başladı.

Yağmur durdu ya, rüzgâra dünden razıydım. Sıkıca giyinip çıktım. İki adım ben atıyordum, bir adım da o itiyordu. Zaten rüzgâr esse düşecek kadar zayıf derler ya öyleydim. Saç baş darmadağın, Viraneye ulaştım. Kapıyı bırakır bırakmaz, ‘Drank! ..! diye kapandı. Sanki harap bina, temelinden sarsıldı! Bahçe kapısı aralıkmış, nereden bileyim? Girişte oturup, ders çalışanlardan boş bulunanlar sıçradı! Gelişim muhteşem oldu, yani.

Rüzgâr, bulutları hızla aralamıştı. İyice dağıtmaya başlamıştı. Kısa sürede yok edeceğe benziyordu. Arkadaşların yarısı gelmişti. Diğerleri gelinceye kadar havanın açacağını umuyorduk. Duygu, çay servisi yapıyordu. Ahmet tost yapıyordu. Öğle yemeklerini yine tostla geçiştireceklerdi. Aralarında bunu bulduklarına şükredenler vardı. Garibanlardan biri Ahmet’e yardım ediyor; sucuk, peynir ve yağ kokuları, çay kokusuna karıştıkça acıkanların ağzı sulanıyordu. Çok geç kahvaltı etmiştim ama onların iştah uyandıran konuşmaları, beni de özendirdi. Bir çay da ben alıp kaşarlı tostumu beklemeye başladım.

“Haydi Ahmet, midemiz kazınmaya başladı! ”

“Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar! ”

“Olanları alıverin, arkadaşlar! Servisi beklemeyin! Sıcak sıcak atıştırın! ”

Duygu boyuna temizlik yapıyor, eski binayı ve bahçesini temiz tutmak için didinip duruyordu. Ahmet de yardım ettiği halde üstesinden gelemediği zamanlar oluyor, yeni gelen çocuklardan yardım istiyordu.

Yine öyle zamanlardan biriydi. Bahçe, ağaç yapraklarından görünmez olmuştu. Doğada göze batmadığı gibi sonbaharın anlamına anlam katan sararmış yapraklar bahçede normal karşılanmıyor, kirlilik olarak nitelendiriliyordu. O nedenle düştükçe süpürülmesi, çabucak dolan çöp kutusunun da sık sık boşaltılması gerekiyordu. Önceleri bahçe sabahları temizlenirken, hane halkının artması, sonbaharın iyiden iyiye varlığını belirtmesi sebebiyle günde bir kaç kere süpürülmeye başlanmıştı. Bu işi, sabahları Ahmet ya da Duygu yaparken, arada Hikmet veya Numan da yapar olmuştu.

Lavaboların temizliği de sorun haline gelmiş, haftada bir dip bucak temizlenip dezenfekte edilmesi kaydıyla günlük bakımları Viranede barınanlara bırakılmıştı. Aralarında anlaşmış, sırayla halletmekteydiler.

İnsan, gittiği her yerin doğasını bozan bir yaratık. Her yerde kalıntı bırakan ve bıraktığı kalıntılar doğayla uyum yapmayan… Piknik alanındaki şişeler, meyve ve sebze kabukları, et kâğıtları, poşetler; oralardan, daha sonra gelecek kişileri umursamayan, duyarsız oldukları kadar da saygısız kişilerin geçtiğini gösteriyor. Geliyor, mekânı kullanıyor, yiyor içiyor, pisliklerini bırakıp gidiyorlar. Hatta alkol alıyor, içki şişelerini de taşa çalıp kırıyor, sanki arkalarından hizmetçileri gelecek de temizleyecekmiş gibi rahat rahat uzaklaşıyor, duyarsızlıkları ve saygısızlıkları nedeniyle olabilecek şeyleri akıllarına bile getirmiyorlar. Ateş tamamen sönmemiş olabilirmiş, cam kırıkları birisini yaralayabilirmiş veya mercek görevi yaparak yangına sebebiyet verebilirmiş, diğer pislikler kokuşabilir, mikrop yuvası haline gelebilirmiş, sinekleri çekermiş; umurlarında değil!

Doğada, insan ayağı değmeyen yerler, tertemiz! Oralar kirlenmiyor mu? Kirleniyor ama doğanın doğal temizlik sistemi tıkır tıkır işliyor. Bir hayvan mı öldü? Diğerleri yiyor, kalanları kurtlar, karıncalar bitiriyor; bir bakmışsın ki leşten en küçük pis bir kalıntı kalmamış!

Mezarlıklar da öyle… Ölülerimizi, et yiyen hayvanlara bırakmıyor, toprağın bağrına yatırıyoruz. Toprak öğütüyor, yok ediyor. Bu arada, tarla fareleri, yılan çıyan, karınca, kurt, böcek; artık hangisinin ne kadarı rızkıysa o kadarını yiyip gidiyorlar. Kan ve su gibi sıvı kısmı, çürüyen tarafları da ağaçlara besin oluyor. Mezarlıklara bakıyorum, o kadar beden gömülüyor, tonlarca et ve kemik; en ufak bir şişkinlik yok. Ne yerse yesin, toprağın karnında şişkinlik olmuyor. Tonlarca insanı yiyor, zerre kadar hazımsızlık çekmiyor.

Yemek vakti, aklıma neler de geliyor! Allah’ın kurduğu ve işlettiği düzene duyduğum hayranlık, düşüncelerimi aldı götürdü!

Bütün bunlar, Allah’ın, Zât-ı Uluhiyete bakan yanlarından olan Kudüs isminin tecellilerinden… Kuddûs sıfatı da Zâtına ait özellikleri, yani sadece O’nda olan, başkasında olmayan hususları ifade etmekte… ‘Mukaddes; temiz, pak, arı duru demek. Kuddûs ismi, Allah’ın, Zât-ı Uluhiyet mülahazasına yakışmayan şeylerden münezzeh olduğunu anlatmakta… Eşi benzeri, zıddı ve sureti yoktur. Mukaddestir. ‘Kuddûs’, ‘kutsal’ demektir. Allah, yaratığı canlılara ait özellik ve ihtiyaçlardan münezzehtir.

Fiilen, ‘Kuddûs’ ismi, nezih ve nezif hale gelmeyi sağlar. Doğanın tertemiz kalması ve ekolojik dengenin sağlanması da bu esma nedeniyledir. İnsan eli, toprağı kirletmekte olduğu gibi nehirleri ve denizleri de kirletmekte… Hava da kirletilmeye başlandı, kirlilik atmosfere kadar yükselerek büyük boyutlara ulaştı. Tuna, Nil, Amazon, Mississipi gibi büyük nehirler temizliklerini muhafaza ederken, diğerlerinde, karada olduğu gibi göllerde ve denizlerde de kirlilik oranı her geçen gün artmakta.

Canlılar, yaratılış itibariyle mükemmel. Bedenleri; gözler, kulaklar, burun, deri; kısacası, iç ve dış organlar, salgılarla, döküntülerle veya diğer yollarla sürekli ve otomatikman temizlenmekte… Bütün bunlar, Kuddûs ismini işaret etmekte.
Yapılan bir makinenin yağlanması ve bakımı gerekir. Beden, otomatik yağlanır, sürekli yenilenir. Kedi gibi yalanarak, kuşlar gibi gagalarıyla temizlenen, karınca gibi ölüsünü yerde bırakmayan, karga gibi gömen hayvanlar, insanlara temizlik konusunda örnek olan yaratıklar. Hayvanlar bile kalıntı bırakmamakta, bazı insanlar hayvanlar kadar bile olamamakta.

Öyle insanlara ‘Hayvan! ” demek, onlara hakaret midir, iltifat mıdır, kestiremiyorum. Eğer insanlar, ellerinde her türlü temizlik araç ve gereci olduğu halde ne kendisini ne de çevresini temizlemeye yanaşmıyorsa, hayvanla mukayesesini iki kere düşünmek, zavallı hayvanların haklarını teslim etmek lazım.

Ahmet’le Duygu, onca imkânsızlığa rağmen bu asırlık harap ahşap binada, sadece rutubet kokusunu engelleyemediler. O kadar kişi kaldığı halde her taraf tertemiz! Viranenin ilk zamanını düşünüyorum da… Çöp evden farksızdı. Duvarlar sıvandı, badanalandı, tahtalar boyandı, camlar temizlendi. Döşemeden tavana kadar her yer krem rengi yağlıboyayla boyandı. İç ve dış duvarlar bembeyaz… Duygu, satranç piyonlarını, tavla zarlarını ve pullarını bile yıkıyor, kurutuyor; tahta kutularını siliyor, temizliyor. O masalar, günde kaç kere siliniyor! Kızcağızın eli sudan çıkmıyor.

Sevindirici bir tarafı varsa; ikisinin gün boyu beraber olmaları ve iyi kazanmaya başlamaları… Yoktan var ettikleri her şey ellerinin emeği. Emekleri kutsal, kazançları temiz, yüzleri güleç, ruhları güzel.

İnsan beyni ne kadar süratle çalışmakta! Bir anda akıldan neler geçmekte! Çayımla tostumu alıncaya kadar aklımdan geçiverenlerden hatırlayabildiklerim bu kadar. Unuttuklarım ne kadar, bilmiyorum. Allah, insanı ne kadar mükemmel yaratmış! Yaratılışımız kusursuz olduğu halde, varlığımızı kullanış ve yaşayış şeklimiz ne yazık ki mükemmel değil. Bize bahşedilen nimetleri tam kapasite kullanabilsek, yeryüzünde harikalar yaratan, Efendimize layık bir ümmet olabiliriz. Aksi halde, her nimetten sorgulanacağımız gibi donatıldığımız nimetleri, nerelerde ve nasıl kullandığımızdan da sorgulanacağız! (Onur BİLGE-Binbir gece öyküleri)

************************************************************

EL KUDDÛS

        Kutsalı anlamak için öncelikle Allah’ın Kuddûs ismini incelemeye  ve biraz da Arapça dil bilgisine ihtiyacımız var ama öncesinde kısa bir giriş bilgisi;

Al-i İmran/ 78. Ayet: Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. «Bu, Allah katındandır.» derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah’a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.

İslam dünyasının en önemli sorunlarından birine  karşı Kur’an veciz bir ikazda  bulunmuş: Dillerini eğip bükmek deyişi ile ne kastedilmiştir ayrıntısını tefsir kitaplarına bırakalım. Ama burada benim değineceğim nokta münafıklar aracılığı ile İslami kavramların içi boşaltılmış ve özünden başka bir şekilde anlaşılması sağlanmıştır.

Şimdi konuya girelim; Hepimiz biliyoruz ki Allah’ın Zati ve Subuti Sıfatları vardır. Zati sıfatlar kendinden başkasında asla olmayan, varlığı bilinen ama mahiyeti hakkında hiçbir şekilde fikir yürütülemeyen sıfatlarıdır. Varlığı da sadece Allah’ın bize bildirmesiyle bilinir. İşte Kuddûs sıfatı da Allah’ın zati sıfatı olan Muhalefetun lil havadis kapsamında  yer alıyor.

İsra/85: Bir de sana ruhtan soruyorlar, de ki: ruh rabbımın emrindendir ve size ılimden ancak az bir şey verilmiştir.

Kur’an ın çeşitli ayetlerinde de Kutsal Ruhtan bahsedilmiş ama mahiyeti hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir. Bazıları Cebrail demiş olsa da kesin bilgi değildir. Hakikatini Allah bilir.

İnsan bilgisi olmadığı bir şeyi  kendine benzeterek anlamaya çalışır ama bu noktada sapıtma başlar. Mesela Kur’an da insanın da zati sıfatları vardır Allah İnsana mümin, münafık, muttaki, adem, kafir gibi insana özgü zati sıfatlar takmıştır.

Peki, insanın yaptığı araba kafir olur mu, bilgisayar muttaki olur mu? Ama müttaki denince akla insan gelir araba gelmez. Demek ki zati sıfatlar esere geçmiyor.  Gâvur icadı diyerek her halta karşı çıkanların ne kadar komik duruma düştüğünü bilirsiniz.

Kur’an a baktığımızda Kuddûs olan tek varlığın Allah olduğunu anlarız. Ruhül Kuddûs kelimesi de geçer ancak onun mahiyeti hakkında kesin bir bilgi yoktur. Varlığı bilinir ama mahiyeti bilinmez.

Kutsallık yalnızca Allah’adır, esere geçmez,  Eğer kutsallık hakkındaki hükmü insana verdiğimizde sapıtma başlar. Mesela; İsa’yı Kutsar Allah yerine koyar.

Kâseyi kutsar  insanı bırakır ona hizmet eder.

Şeyhini kutsar oturduğu minderi öper  koklar, sonra resmini öper sonra heykelini diker.

Binayı kutsar onun için savaşır.

Davasını kutsal yapar sonra davasının karşısındakini öldürür çünkü ona göre kutsal değildir. Terörün kaynağı.

Partisini kutsal yapar oy vermeyenin imanından şüphe eder.

Devleti kutsar uğruna cinayet işletir.

Kendini kutsar Firavun olur.

Ne kadar mantıklı geldi değil mi?

Çünkü insan kutsalın ne olduğunu bilmez de ondan. Çünkü bilemez, çünkü Allah bildirmemiş.

Şimdi gelelim Kuddûs ve Mukaddes sözlerine; Hani demiştim ya konu başında içi boşaltılmış kavramlar diye işte mukaddes ile Kuddûs aynı şey mi diye tartışalım.

Birisi ism-i Fail diğeri ise mefuldur.  Bu durumda meful fail yerine geçemez. Bunu Allah’ın Hâlık sıfatı ile karşılaştırırsak mahluk halik mıdır sorusuna muhatap oluruz. Cevap hayır olacağı için Kutsal ile kutsanmışın arasındaki farkı da anlayabiliriz.  Mukaddes olmak için Kuddûs ün olması şarttır. Ama mukaddes Kuddûs değildir. Kutsala hizmet eden araç  mukaddes olabilir ama kutsal değildir.  Mesela yukarıda bahsettiğim araba örneğine bakabiliriz. Aracı kafir de yapsa onu alan Müslüman Allah yolunda kullanırsa mukaddes olur, yoksa lüks ve şatafat için kullanırsa mukaddes olmaz.

Daha düşük bir örnek verirsek, insan öğrenir, yazı yazar, yürür, dinlenir bunların hepsi insana verilmiş bir özelliğin yansımasıdır ama hiçbiri tek başına insan değildir. İnsanın uyuması Allah’ı temsil eder mi? Belki Rahmet sıfatını temsil eder ama tek başına Allah’ın zatına gitmez.

İşte mukaddes ile Kuddûs arasındaki farkı bilmem anlatabildim mi?

Bunlar en doğru açıklamalar değil ve olamaz elbette. Ancak Müslümanların araştırması gereken dünya kadar felsefi konu var. Allah da düşünün derken bunu istemiyor mu?

Dolayısı ile Beytül makdis (Kutsanmış Ev) yada kutsal ev hangisi yakışır? Kutsal mıydı değil miydi demek yerine kutsanmış mıydı kutsanmamış mıydı demek daha doğru olacak.

İnsan neden bir şeyi kutsal yapar diye sorduğumuzda, Hristiyanların örneğinden ders alabiliriz; Menfaati olduğu şeyi kutsal yapar. Kutsalın ne olduğunu kendi de bilmediğinden işleri iyice karmakarışık eder.

İşte demek istediğim şey Filistin de ki Müslümanların durumunu kutsal üzerinden değil de insan hakları üzerinden tartışırsak olayı bir taş binaya indirgemeden Allah’ın yarattığı İnsana yükseltgersek ortada söylenecek lafımız da olur, çözümümüzde olur.

Filistin tarihini sondan başa doğru taradığımızda  Kudüs’ün kutsanmasındaki en önemli faktörün siyasal iktidarı elde etmek olduğu açıktır. Bugün 20 yaşını dolduran her Müslüman kendine şu soruları çok rahatça sorabilir;

1 – Filistinliler topraklarını iyi fiyata İsrail’e satarken de Kudüs kutsal mıydı?

2 –  Şeyh Şerif Hüseyin Filistin’in Osmanlıya isyanını organize  ederken de Kudüs kutsal mıydı? Bugün nasıl bir oyuna geldiklerini anladıklarında mı Kudüs tüm Müslümanların kutsal davası olmuştur?

3 – Geçmişte kendini halife ilan yöneticilerin  birbirlerine rekabeti uğruna bu topraklarda insan öldürmeleri de kutsal sayılır mı? Kâbe’yi ziyaret etmeyi yasaklayıp da Kudüs’ü kutsayıp paralel Kâbe ilan eden halifenin hayatını araştırmanızı tavsiye ederim.

Son 150 yıl içerisinde İslam devleti olacaksınız diyerekten Osmanlıya isyan ettirilen toplumların bugün içine düştükleri oyunun farkına varmalarını beklerim. Ayrıca günümüzde de Müslümanları yine  bu tarz isyanlarla politik maşa durumuna  düşürme çabalarının yakın tarihle benzerlik sergilediğine dikkatinizi vermelisiniz. Osmanlı’nın zayıflama dönemlerinde tarikat şeyhlerinin ağırlığı yadsınamayacak kadar fazladır. (Behlül-El Kuddûs)

*********************************************

        KUDDÛS İSMİNİN BİZE YÜKLEDİĞİ GÖREV VE SORUMLULUKLAR;

1 – Öncelikle Allah’ı Kur’an da anlatıldığı şekilde tanımak zorundayız. İçinde yaşadığımız toplumda farklı farklı Allah anlayışları mevcuttur. İnsanlar Kur’an ı okumadan, Allah’ın isimlerini öğrenmeden O’nu tanıdıklarını, O’nu sevdiklerini ve O’na kulluk yaptıklarını iddia ediyorlar. Kur’an indiği toplumdaki insanları

“Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyamadılar.” (En’am 91)

Gerçeğiyle uyarıyordu. Takdis, Allah’ı en güzel vasıflarıyla tanımaktır. Tesbih ise O’nu her türlü eksiklikten uzak tutmaktır. Takdis ve tesbihin birleşiminden tevhid inancı ortaya çıkar. Eğer bu iki unsurdan biri eksik olursa tevhid inancı da eksik demektir. Kur’an da melekler bu konuda bize örnek olarak gösterilmektedir.

“Halbuki biz seni hamdin ile tesbih ve takdis ediyoruz.” (Bakara 30)

Tesbih ve takdis, Kelime-i Tevhid’in özetidir. Önce “Lâ ilâhe” diyerek bütün ilahlık iddiasında bulunanları reddediyoruz, yani tesbih ediyoruz. Daha sonra da “illallah” kısmını ilave ederek Allah’ın gerçek ilah olduğunu vurguluyoruz. Böylece takdis görevimizi de özlü bir şekilde yerine getirmiş oluyoruz.

Allah’ı hakkıyla tesbih ve takdis edebilmek büyük bir nimettir. Bu nimeti bize bahşettiği için Rabbimize hamd etmemiz gerekir. Kur’an’ın üçte birine eşit olan İhlâs suresi de tesbih ve takdisin açılımı şeklindedir.

Deki: O Allah bir tektir. O hiçbir kimseye muhtaç olmayan ama herkesin kendisine muhtaç olduğu Samed‟dir.”

Bu bölüm Allah’ı takdis kısmıdır. Kur’an, Rabbimizin ne olduğunu ve özelliklerini açıklıyor. O’nun azamet ve kibriya sahibi olduğunu belirtiyor. Yaratıklara hiçbir konuda muhtaç olmadığını ve onlara hiçbir şekilde benzemediğini zikrediyor.

“O doğurmadı ve doğrulmadı. O‟nun hiçbir eşi, dengi, benzeri ve alternatifi yoktur.”

Bu bölüm ise tesbih bölümüdür. Allah her türlü eksiklik ve noksanlıktan tenzih ediliyor. O’nun ne olmadığı vurgulanıyor.

Peygamberimiz (s.a.v) in henüz yeni konuşmaya başlayan çocuklara öğrettiği şu iki ayet de, tevhid inancını en özlü bir şekilde anlatmaktadır:

“O Allah, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, her Ģeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyendir.” (Furkan/2)

“Çocuk edinmeyen, hâkimiyette ortağı bulunmayan, aczinden dolayı bir dosta ihtiyaç duymayan Allah’a hamdolsun de ve gerektiği şekilde onu büyükle.” (İsra/111)

Bu ayetlerde de tesbih ve takdis iç içe olarak karşımıza çıkmaktadır. Allah’a iman tesbih ve takdis ile beraber olmalıdır. Aksi halde iman tam olarak gerçekleşmiş olmaz.

Bugün Allah’a iman ettiğini iddia edenler bazı insanlar O’na ait bazı özellikleri bazı şahıs, kurum ve kuruluşlara yakıştırmaktadırlar. Allah’ın hâkimiyet, Rezzâk, Âlim ve egemenlik gibi bazı sıfatını başkalarına da isnat etmektedirler. O’ndan başkalarından medet umup yardım istemektedirler. Bütün bu durumlar tevhit inancı ile taban tabana çelişmektedir.

Bugün Allah’ı hayatlarının sadece belirli bölümlerine karıştırıp diğer alanlarda O’ndan başkasının sözünü dinleyenlerin tevhid inancında problem vardır. Allah’ın egemenliğini göklere hasredip, yeryüzünde O’ndan başka mutlak hükümranlar kabul edenler de Allah’ı hakkıyla tanımamaktadırlar.

Camide ve Ramazan ayında Allah’ı hatırlayan sonra da O’nu hayatlarından soyutlayanlar Allah inançlarını yeniden gözden geçirmek durumundadırlar.

2 – Kutsallık ve mukaddeslik vahiy ile alakalıdır. Vahiy getiren meleğe, vahyin indiği şehre ve vadiye Allah kutsallık izafe etmektedir. Vahiy ile alakası olmayan şeyler kutsal olarak nitelendirilemez. Kutsal ve mukaddes kelimelerini gelişigüzel bir şekilde herkese ve her şeye kullanamayız.

Allah’ın vahyinin hâkim olduğu toprak parçaları kutsaldır. Vahyin yüklediği görevler ve hizmetler de kutsaldır. Vahyin gündemde tutulduğu makam ve mevkiler de kutsaldır. Mübarek ve bereket kelimeleri de vahiyle alakalıdır. İslam’ın bu önemli kavramlarını rastgele bir şekilde kullanmamalıyız. Allah’ın onayı olmayan hususları mübarek ve bereket kelimeleriyle ifade etmemeliyiz. Hayatını vahye göre düzenlemeyen şahısları mübarek olarak isimlendirmemeliyiz. Örneğin; İslam’a uygun olmayan bir elbiseye, alışverişe, düğüne ve toplantıya “Mübarek olsun” temennisinde bulunmamalıyız.

3 – Kuddûs ismi, paklık ve temizlik ifade eder. Biz de hayatımızı, fikirlerimizi, inancımızı ve ibadetlerimizi her türlü kirden ve necasetten temizlememiz gerekir. Kur’an, kendini arındıran kimselerin kurtuluşa ulaşacaklarını müjdelemektedir.

“Her kim kendini (benliğini) arındırırsa kesinlikle mutluluğa erişecektir.” (Şems/9)

Kur’an daha ilk gelen mesajlarında Hz. Peygambere (s.a.v) ve bizlere bedenimizi, kişiliğimizi, kalbimizi, ruhî durumumuzu ve davranış tarzımızı temizlememizi emretmektedir. Ayrıca her türlü cahiliye düşüncelerinden ve hayat tarzından da uzaklaşmayı emretmektedir.

“Elbiseni temiz tut, ve bütün pisliklerden kaçın.” (Müddessir/4-5)

Bu ayette geçen “siyâb” kelimesi hem elbise anlamına, hem de beden, kişilik, benlik, kalp, çevre, ruhî durum ve davranış biçimi anlamlarına da gelir. Kalbi ve davranışları temiz olmayanların kullukları da temiz olmaz. Allah ibadetteki temizlikten önce inanç ve düşüncedeki temizliğe itibar eder. Allah günahlarından ve hatalarından kurtulmak isteyenleri ve düşüncelerini temizleyenleri sever.

“Doğrusu Allah pişmanlıkla kendisine yönelenleri ve özlerini temiz tutanları sever.” (Bakara/222)

Allah müşrikleri fikir ve düşüncelerinden dolayı necis olarak nitelendirmiştir. Bu tür necis insanlardan uzak durmamızı da emretmektedir.

“Halkın senin aleyhinde söyleyebileceği her şeye sabırla katlan ve onlardan uygun şekilde uzaklaş.” (Müzzemmil/10)

4 – İbadetlerimizin de temiz olması gerekir. Allah şirk ve riyadan uzak olmayan ibadetleri katına yükseltmez.

“Oysa kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O’na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları ve kendilerini arındıracak harcamada bulunmaları emrolunmuştu. İşte bu doğruluğu kesin bir dindir.” (Beyyine/5)

Allah kendisine yapılmayan ibadeti kabul etmez. Şirke bulanmış bir ibadet şeklini de kendisine yapılmış olarak değerlendirmez. İbadet ve itaatlarımızı hem sadece Allah için, O dedi diye yapacağız, hem de O’nun istediği şekil ve modelde yapma gayreti içerisinde olacağız. “Kulluk yap da nasıl yaparsan yap” mantığı içerisinde olmamalıyız.

İbadet hayatımızı her türlü fikri ve ameli bid’at ve hurafelerden arındırmalıyız. Bu dini Allah göndermiştir. O halde bu din O’nun istediği ve şerefli elçisinin hayatında uyguladığı şekilde yaşanmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için Kur’an ı anlayarak ve ayetler üzerinde düşünerek okumalıyız. Hz. Peygamberin ibadet ve kulluk hayatını O’nun hadislerinden öğrenmeliyiz.

“Muhakkak ki Allah temizdir. Ancak temiz olanları kabul eder.” (Müslüm)

5 – Allah temiz ve hoş bir hayat yaşayanları cennette esenlik ve hoş bir karşılama ile karşılayacaktır. Şehvetlerin esiri, kulu kölesi olmaktan uzak bir hayat yaşayanlar cennette her türlü sıkıntıdan uzak ebedi bir hayat yaşayacaklardır.

“Rablerine karşı takvalı olanlar da bölük bölük cennete gönderileceklerdir. Oraya vardıklarında kapılarının ardına kadar açık olduğunu göreceklerdir. Muhafızlar onlara “ Selam sizlere! Hoş geldiniz! İşte buyurun, içinde temelli kalacağınız bu cennete girin” diyeceklerdir.” ( Zümer/73)

“Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün. Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.” (İnsan/20-21)

“İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.” ( Nisa/57)

6 – Bizden önceki toplumlar, Allah’ın tertemiz sayfalarına ve onları okuyan peygamberlere uydukları için bulundukları kötü durumu değiştirdiler. Allah da onların iyi ve güzel yöndeki değişimlerine yardım etti. Bizler de Kur’an ın tertemiz sayfalarını okur, hayatımızı onlara göre düzenlersek Rabbimiz bizim de, fert ve toplum olarak hoşnut olacağı şekilde değişmemize ve düzelmemize yardım edecektir. Düşmanlarımıza karşı bizim yâr ve yardımcımız olacaktır. Bu dünyada izzet ve şeref içinde bir hayat sürmemiz konusunda bizim dostumuz olacaktır. Tertemiz cennetlere girip orada tertemiz eşlere sahip olmamız ve hoş içeceklerden içmemiz ancak Kur’an ın arınmış sayfalarını hayatımızın her bölümünde rehber edinmemiz ile mümkün olacaktır.

 “Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.” (Beyyine/1,2,3)

“O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.” (Abese/13-14)

7 – Allah’ın bizim şahsiyetimizi arındırması için mazlumların haklarını savunmamız gerekir. Zalimin zulmüne razı olmamalıyız. Zulme razı olmak veya zulmün karşısında seyirci olarak kalmak insan şahsiyetini ve onurunu bozar. Zalimin kim olduğuna ve zulmün çeşidine itibar etmeden karşı koymak zorundayız. Mazlumun da kimliğine bakmadan yardımcısı olmalıyız. Peygamberimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur:

Zayıf kimsenin hakkının güçlülerden alınmadığı bir ümmet takdis olunmaz (olunmasın)” (İbn Mace) Yani Allah o ümmeti arındırmaz veya arındırmasın demektir.

PEYGAMBERİMİZİN KUDDÛS İSMİ İLE YAPTIĞI DUALAR:

1 – Peygamberimiz (s.a.v), vitir namazını A‟lâ, Kâfirûn ve İhlas sureleri ile kılardı. Selam verdiği zaman ise üç defa, üçüncüsünde sesini yükselterek şöyle derdi:

 “Melik ve Kuddûs olan Allah her türlü noksanlıktan uzaktır.” (Nesaî)

2 – Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Her sabah Allah’ın bazı görevli melekleri; “Ey Yaratıklar! Melik ve Kuddûs olan Allah’ı tesbih edin” diye seslenirler.” (Mecmeu‟z-Zevâid)

3 – Başka bir rivayette de şöyle geçmektedir:

“Allah her sabah “ Melik ve Kuddûs olan Allah her türlü eksiklikten uzaktır” diye seslenen iki melek görevlendirir.” (Mecmeu‟z-Zevâid)

4 – Allah Resulü ( s.a.v) rükûda: “ “Melik ve Kuddûs, meleklerin ve Cebrail’in Rabbi olan Allah her türlü noksanlıktan uzaktır.” şeklinde tesbih yapardı. (Müslüm)

5 – Peygamber (s.a.v)‟e bir adam vahşi hayvanlardan şikâyette bulundu. O da adama şöyle dua etmesini tavsiye etti:

“Melik ve Kuddûs, meleklerin ve Cebrail‟in Rabbi olan Allah her türlü noksanlıktan uzaktır.” (Mecmeu‟z-Zevâid)

6 – Hz. Aişe ( r.a) Peygamber ( s.a.v) in gece namaz için kalktığında okuduğu dua ve zikirleri şöyle rivayet eder. Gece kalkınca onar kez “Allahu Ekber”, “Elhamdu lillâh”, “Sübhânallahi ve bihamdihi”, “Sübhânallahi‟l-Meliki‟l-Kuddûs”, “ Estağfirullah” ve “ Lâ ilâhe illallah” der, sonra da on kez şöyle dua ederdi: “Ey Allah’ım! Dünyadaki ve kıyamet günündeki sıkıntılardan Sana sığınırım.” (İbn. Mace) (Dr. Ramazan Sönmez/ Esma-i Hüsna)

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

 

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 14 Temmuz 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: