RSS

ESMA DERSLERİ – 12 – ES SELÂM (B)

04 Ağu

Es Selâm (a)

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym

ES-SELÂM

  1. Selamete çıkartan.
  2. Selamette olan, yani zatının tüm hata ve kusurlardan münezzeh olması,
  3. Kullarına cennette selam veren demektir.

1- Selamete çıkartan Allah Selam’dır. Bu isim ile yarattıklarına tecelli edince onları düşmanlardan, sıkıntılardan, tehlikelerden, musibetlerden ve her türlü kederlerden selamete çıkartır. Selam isminin bu manası şöyle maddeleyebiliriz:

a – Yarattıklarını düşmanlarının saldırılarından kurtarmakla selamete çıkartması: Her varlığın onlarca düşmanı vardır. O varlığın düşmanlarının saldırılarından kurtularak selamete ulaşması Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

b – Hayatının devamı için lazım olan cihazları vermekle selamete çıkartması: Sineğe kanat takmaktan tutun, balığa süzgeç takmağa; ağaçlara yaprak ve çiçek takmaktan tutun, her mahluku, hayatının devamı için gerekli olan cihazlarla donatmaya kadar her ihsan Selam isminin bir tecellisidir.

c – Kullarını tehlikelerden kurtarmak suretiyle selamete çıkartması: Mesela, anne karnında bir bebek düşünün! Gayet aciz, zayıf ve savunmasız… Onu o dar mekânda boğulmak, aç kalmak, zehirlenmek gibi tehlikelerden muhafaza edip selametle dünyaya çıkartmak, Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

Yine insanın görünmeyen düşmanları olan Mikroplar! Mikroplara karşı insanın bedeninde bir savunma sistemi kurmak ile onları hastalıklardan korumak ve bazen birçok hikmete binaen hasta edip şifa vermek de Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir. İnsanın vücuduna savunma sistemi kuran Allah-u Teâlâ, büyük bir insan olan dünyayı da savunma sistemleri ile donatmış ve Selam ismini farklı farklı tecellileri ile bizlere tanıttırmıştır.

İşte bunlardan bir tanesi: Dünyamızı çepeçevre kuşatan atmosfer! Canlılar için zararlı olabilecek gök taşlarından, zararlı ışınlara kadar birçok tehlikeye siper olmakla Allah’ın Selam ismine büyük bir ayna olmuş. Bizler de her an bu isme aynayız ve bu ismin tecellisine muhtacız.

Kaçınılmaz bir trafik kazasından umulmadık bir şekilde kurtulmak; canlı çıkılması mümkün olmayan bir kazadan yara almadan çıkmak; çatıdan düşen bir kiremidin başımıza değil de yanımıza düşmesi; depremde evimizin yıkılmaması veya yıkılan bir binanın altından ölmeden kurtulmak; tehlikeli bir ameliyattan sağ salim çıkmak ve bunlar gibi görünür ve görünmez tehlikelerden selamete çıkmamız Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

2 – Bütün kusurlardan selamette olan: Selam isminin ikinci manası: Allah’ın bütün eksikliklerden ve kusurlardan münezzeh olması yani selamette olmasıdır. Selam isminin bu manası Kuddüs ismine benzer. Bu manada her bir mahlûk Allah’ın Selam ismine şahitlik eder. Dilerseniz bir çiçeğin Allah’ın Selam ismine olan şehadetini hep beraber görelim.

Bir gülü yaratmak için sanatkârının hangi sıfatlara sahip olması gerekir?

İlk önce aciz olmamalı, kudreti sonsuz olmalı. Çünkü çiçeği basit bir tohumdan çıkartmak ancak sonsuz bir güce sahip olmakla mümkündür. Aciz olan çiçeğe usta olamaz. İşte çiçek, varlığı ile Allah’ın acizlikten selamette olduğuna ve O’nun sonsuz bir kudrete malik olduğuna şehadet eder.

Yine ustası cahil olmamalı, âlim olmalı. Çünkü çiçekteki hikmet ve sanat ancak sonsuz bir ilmin varlığı ile izah edilebilir. Hem bu çiçek güneşinden, havasına; bulutundan toprağına kadar bütün âlem ile alakadardır. Bu münasebetleri ancak ilim sahibi bir zat düzenleyebilir. İşte çiçek kendindeki sanat ve hikmetin lisanıyla ve her şeyle münasebetlerinin düzenlenmesi cihetiyle Allah’ın cahillikten salim olduğuna ve nihayetsiz bir ilme sahip olduğuna işaret eder.

Yine çiçeğin ustası kör olmamalı, görmeli. Çünkü yapan yaptığını görür, göremeyen yapamaz.

İşte gül, varlığı ve kendindeki mükemmel sanat ile Allah’ın körlükten selamette olduğuna ve her şeyi gören basir olduğuna şehadet eder.

Çiçek yoktu, var oldu. Varlığı yokluğuna tercih edildi. Demek sanatkârında irade sıfatı vardır. Tercih edemeyen ve iradesi olmayan çiçeği yapamaz. İşte çiçek, varlığının yokluğuna tercih edilmesiyle Allah’ın iradesizlikten selamette olduğuna ve mutlak irade sahibi olduğuna şehadet eder.

Hem bakın, çiçeğe nasıl merhamet ediliyor ve ihtiyaçları ne kadar güzel karşılanıyor. Çiçek bu haliyle, Allah’ın merhametsizlikten selamette olduğuna ve Rahim ismiyle isimlendiğine şehadet eder.

Bu çiçek gibi milyonlarcası aynı anda yaratılıyor. Her birine farklı ziynetler takılıyor. Demek bunların sahibinin bitmez ve tükenmez hazineleri vardır. Fakir olan bunlara sahip olamaz. İşte çiçek, binler arkadaşı ile Allah’ın fakirlikten selamette olduğuna işaret eder ve gani yani zengin olduğunu ispat eder.

Daha bunlar gibi daha birçok lisan ile o çiçek, Cenab-ı Hakk’ın bütün kusurlardan beri olduğunu ispatla O’nun Selam ismiyle müsemma olduğuna işaret eder.

İşte her bir mahlûk yüzlerce lisanlarla Allah’ın Selam olduğuna ve bütün noksanlıklardan ve kusurlardan beri olduğuna şehadet ederler.

3 – Cennette kullarına selam veren; Selam isminin üçüncü manası, Cennette kullarına selam verendir. Bu mana Yasin suresinde “Onlara Rabb-i rahimlerinden bir selam vardır” (Yasin/58) ifadesiyle beyan edilmiştir.

Allah’ın Selâm diye isimlendirilmesi salim diye isimlendirilmesinde daha beliğdir. Selâm ismi mahlûkatını, zulmünden selâmetini gerektirmektedir. Böyle olunca da yüce Allah zulmü ve şerri irade etmekten, onlarla isimlenmekten, o tür fiillerden ve onlara nisbet edilmekten selâmdır. Mahlûkatını zulümden selâmete çıkarandır. Bundan dolayı yüce Allah kadir gecesini selâm, cenneti dârüsselâm, cennet ehlinin birbirine tahiyyesini selâm diye vasıflandırmış ve velî kullarını selâm sözü ile övmüştür.

ADEM (AS) VE SELAM

Ebû Hüreyre ra den rivayet edildiğine göre, Nebî A.S. şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ Âdem (as)  yaratınca ona:

– Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem aleyhisselâm meleklere:

– es-Selâmü aleyküm, dedi. Melekler:

– es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetullâh”ı ilâve ettiler.” (Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân 1; Müslim, Cennet 28) 

HZ.İBRAHİM (as)

İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi? Hani onlar İbrahim’in huzuruna girmişlerdi de, selâm sana, demişlerdi. İbrahim, size de selâm, demişti.” (Zariyat/25)

Şu kadarı var ki, yüce Allah Kur’ân’da çok kere Hz. İbrahim’in (a.s) kıssası kapsamında da bu ifadeyi aktarır. Bu da tıpkı hac vb. gibi, “selâm”ın da cahiliye Arapları arasında yaşayan, İbrahim’in tevhit esaslı dininin bir kalıntısı olduğuna ilişkin bir kanıttır. Yüce Allah Hz. İbrahim’in, babasıyla bir diyalogunda şöyle dediğini aktarır.

“Sana selâm olsun, dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.” (Meryem/47)

“Andolsun ki elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirdiler ve ‘Selâm (sana)!’ dediler, o ‘(Size de) selâm’ dedi.” (Hûd, 69) Bu kıssa, Kur’ân’da birkaç kez anlatılmıştır.

Yüce Allah bunun, aynı zamanda gözde meleklerinin de selâmlaşma aracı olduğunu belirtmiştir:

“Melekler, tertemiz olarak canlarını aldığı kimselere; ‘Size selâm olsun’ derler.” (Nahl/32)

“Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar; ‘Sabretmenize karşılık size selâm olsun.’ derler.” (Ra’d/23-24)

Yine bunun, cennet halkının da selâmlaşma aracı olduğunu bildirir:

“Oradaki dirlik temennileri ‘selâm’dır.” (Yûnus/10)

“Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler. Duydukları söz, yalnız ‘selâm, selâm’dır.” (Vâkıa/25-26)

Lisan-ül Arap adlı sözlük kitabında konuyla ilgili olarak şöyle deniyor:

“Cahiliye döneminde Arapların selâmlaşmaları şöyleydi: Biri arkadaşıyla karşılaşınca ona, ‘En’im saba-hen=iyi sabahlar’ ve ‘abeyt-el la’n=cenabınızda lâneti gerektiren bir durum olmasın’ derdi. Bir de ‘selâmün aleyküm’ derlerdi. Bu son cümle, barışma işaretiydi; aramızda savaş yok anlamını ifade ederdi. Sonra yüce Allah İslâm dinini gönderdi ve karşılaşmalarda ‘selâm’la yetinilmesi öngörüldü. Bu selâmlaşma şeklini yaygınlaştırmaları emredildi.” [Lisân-ul Arap’tan aldığımız alıntı burada son buldu.] 

Cennete girerken müminler selamla karşılanırlar, cennette de birbirleriyle selamlaşırlar Dünyada ve ahiretteki güzel ve huzurlu bir yaşam, mümin kulları üzerinde, sonsuz şefkat sahibi olan Allah’ın ‘Selam’ sıfatının tecellilerindendir. Dünyada güzel bir hayatla yaşayan, Rabbimize kulluk edip yaptığı salih amellerden ecir kazanan mümin, ahirette de ‘hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak’ cennete girecektir Allah samimi kullarının ahirette karşılaşacakları ortamı Kuran’da şöyle haber vermiştir:

“İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar” (Furkan/75)

Selam adapları

Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.” (Buhârî, İsti’zân 5, 6; Müslim, Selâm 1; Âdâb 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 134; Tirmizî, İsti’zân 14.)

Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.” (Ebû Dâvûd, Edeb 135)

Enes  ra şöyle demiştir: ResulAllah (sa) bana: “Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu. (Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 863)

Ebû Hüreyre  ra’den rivayet edildiğine göre, Resûlalah (sa) şöyle buyurdu:

“Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.” Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 871)

Selamla ilgili birkaç hadis şöyledir:

Hz. Peygamber, Allah’a yemin ederek başladığı bir hadiste “İman etmedikçe cennete gire­mezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyurduktan sonra ya­nındakilere, ancak selâmlaşarak aralarında sevgi bağı kurabileceklerini bildirmiştir. {Müslim, iman, 93; İbn Mâce, Edeb-11).

“size bir selâm verildiği zaman ondan daha iyisiyle mukabele edin veya aynısıyla selâm verin” (Nisa/86)

İmrân İbni Husayn  ra şöyle dedi:

Nebî sas’e bir adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu.

Nebî sas:- “On sevap kazandı” buyurdu.

Sonra bir başka adam geldi, o da:- es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu.

Hz.Peygamber:- “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:

– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz.Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu.

 Efendimiz:- “Otuz sevap kazandı” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2)

Size “günaydın” diyene siz de aynı sözcükle karşılık verebilirsiniz. Günaydın demek “bir temenni” den ibarettir. Selamlaşmadan sonra bu tür iyi dileklerde bulunmakta hiçbir sakınca olmaz. Ama bu tür kelimeleri bir “ibadet” olan “selam” sözcüklerinin alternatifi olarak düşünmek ve kullanmak yanlıştır. (Adana siyer araştırma derneği)

 

*****************************************************************

ES SELÂM

Bir süredir üzerine göz nuru döktüğü Esma-i Hüsna kitap çalışmasının es-Selâm ism-i şerifini, besmele, hamdele ve salveleyle şöylece yazmaya koyuldu:

“Es-Selâm, kendisi her türlü eksiklikten sâlim olup, başkalarını da her türlü kötülükten, meşakkat, minnet, kusur ve âfetten kullarını kurtarıp selâmete çıkaran demektir.

Zira Peygamberimiz Efendimiz her namazdan sonra: “Allâhümme entesselâm ve min-kesselâm.” “Allah’ım! Sen’sin Selâm ve Sen’dendir selâmet.” buyurmuştur.

En’âm sûresi (6), 54:Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selâm olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir.”

Dünya güzeldir dostlar! Bütün sıkıntılarına, bütün acılarına ve zorlu imtihanlarına değecek kadar güzeldir! Çünkü Allah’a kavuşmanın yolları, ilâhî kader ile sadece dünya hayatında çizilmiştir, biz insanlara! Dünya, “ahiretin tarlası” olarak yaratılmış ve “ömür” adlı zamanda ne ekebilirsek, onu biçebileceğimiz anlatılmıştır vahiy yoluyla. Ölüm ile “amel defterleri” kapanır dostlar. Ve dünya hayatını “imtihan yeri” kılan Yüce Allah (cc) bu imtihanı başarı ile vermesi için de, Kur’ân-ı Kerî’’inde kuluyla konuşur dostlarım!

Rahmete kulak veren, gönül veren, o rahmet sağanağına el uzatan her kul duyar bu sesi!

Selâmet”in sesidir bu! Esenliğin, huzurun, ebedî güzelliklerin sesidir bu!

Yûnus sûresi (10), 25: “Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de (dileyeni de) doğru yola hidayet ediyor.”

Demek ki “ömür” adlı zaman treninin gayesi, son durağı “Selâmet Yurdu” olmalı!

Âl-i İmrân sûresi (6)’nin 133’üncü ayet-i kerimesinde,

“Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah’tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!” buyurarak, kullarını muhteşem bir yarışa çağıran Yüce Allah, finalin “Selâmet Yurdu” olduğunu anlatır kullarına.

Burada durun ve lütfen gönlünüzün bütün alıcılarını ötelere çevirerek, “Rahmet”i soluklayın dostlar!

“Ömür treni”, selâmet yurduna yolcu taşımakta! Hayat, bu demek işte! Yani cehennem gaye değil. Sadece tedbir! Asıl gaye, “selâmet yurdu” diye adlandırılan cennete varmak! Cennet, Kur’ân-ı Kerîm’de selâmet, esenlik ve huzur yeri olarak yorumlanmıştır, bu kelime ile! Çünkü cennette bulunanlar, her türlü hoşnutsuzluktan uzak, esenlik ve selâmet içinde ebedî bir hayat süreceklerdir.

Cennete selâmet yurdu denilmesinin bir sebebi de orada bulunanlarla, melekler arsında selâmlaşmanın yaygın olmasıdır. Rahmettir bunun adı dostlar! Sevgidir bunun adı!

Ve O, Yüceler Yücesi Yaradan’dan, cennet adlı “selâmet yurdu”na varabilen kulları için hazırlanan nimetlere bakın! Ne olur, Kur’an’ı okuyun dostlar! O muhteşem kelâma âşık olacaksınız! Rabbinizi isimleriyle tanıdıkça ve O’nun Yüce kelâmına “dost” oldukça, hayatınızın bin bir güzellikle donandığını göreceksiniz!

Yûnus sûresi (10), 9, 10: “Hiç şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri muradlarına erdirir. Naîm cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur. Onların oradaki duaları: “Allah’ım, sen yücelerden yücesin”; sağlık dilekleri “selâm”, dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” (diye şükretmek olacaktır.)”

Râd sûresi (13), 22-24: “Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akıbeti kendilerinin olacak olanlardır. Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapıdan yanlarına girip (şöyle diyecekler): “Sabrettiğiniz için size selam olsun. Dünya yurdunun sonucu (Âhiret yurdu) ne güzeldir!”

İbrahim sûresi (14), 23: “İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri “selâm!”dır.”

O, “selâmet kapısı” Yüceler Yücesi Allah, mü’min kullarının dünya hayatında da birbirleriyle karşılaştıklarında “selâmlaşmalarını” emreder.

İki Cihan Serveri Muhammed Mustafa (s.a.s.); “Selâmı aranızda yayınız.” buyurarak, iki mü’minin, birbiri için edebileceği en büyük duayı öğretmiştir ümmetine!

“Selâmün aleyküm” demeyi O öğretmiştir bizlere!

“Selâmün aleyküm”le, “Allah’ın selâmeti, koruyuculuğu ve muhafazası senin üzerine olsun” dersiniz kardeşinize! Yani: “Kardeşim, sen Allah’ın himayesindesin, hiçbir şeyden korkma, hiçbir şey için de çok fazla üzülme. Es-Selâm olan Rabbin seninle!” dersiniz ve dünya meşgaleleri ile bir an olsun gaflete düşmüş kardeşinizi uyarırsınız bu “selâm” kelimesiyle!

Selâm veren kişi, aynı zamanda;

-“Ben selâmet sahibinin kuluyum. O’nun halifesiyim yeryüzünde. Benim yanıma gelen, benden kötülük görmez, ancak selâmet bulur.” mesajını verir, karşısındakine.

“Selâm verme” bu anlam zenginliğiyle, bu muhteşem inanç sisteminin “kod”larından biridir dostlar!

“Selâm”, gaybdan da alınır. Unutmayın ki, 1400 yıl öncesinden bizleri işaret ederek, sahabelerine:

“Sizler benim arkadaşlarım, onlar ise benim kardeşlerimdir buyuran O, gül yüzlü Nebi’nin (sav), “ahir zaman ümmetiyiz” biz dostlar!

Ve Allah (cc), Habibine de “selâm vermemizi” emreder. Sevdiğine verilen her salât ü selâmı 10 misli ile karşılar. O Yüce Sultan!

Ahzâb sûresi (33), 56: “Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.””

Eve girerken, melekler selâmlanır dostlar!

Namazdan çıkış, kişinin sağındaki, solundaki meleklere selâm verişiyle olur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “İman etmedikçe Cennete giremezsiniz: birbirinizi sevmedikçe, olgun bir imana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!”

Eve girerken, bizi sarmalayan âleme selâm vermemiz emredilir Kur’ân-ı Kerîm’de dostlar:

Nur sûresi (24), 61: “…Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar.”

Nur sûresi (24), 27: “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.”

Nisâ sûresi (4), 86: “Siz bir selâm ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selâmı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”

Dünya hayatını, Kur’ân-ı Kerîm’in ışık saçan ortamında huzurla geçiren ve bu bilinçle yaşayan kulunun ölüm anında ruhunu, meleklerine kulunu selâmlatarak aldırır, O, Bâkî olan Allah (cc).

Fussilet sûresi, 30: “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.”

Sen, ey es-Selâm olan Allah’ım! Bu dünyayı “Selâm” isminin tecellileri ile yaşamayı, bizlerle karşılaşan her insana “selâmeti” sunmayı, mahşer yolculuğuna “selâmetle” çıkmayı ve “Dar’üs-Selâm”da konaklamayı nasip eyle bizlere!”

Sabah ezanı okunmaya başladığında sadrından satırlara düşenleri, bilgisayarının mavi ekranına yazdıklarını son kez okudu. Yazılarında şairlerin hikmetli sözlerine sıkça yer verme gibi bir âdeti vardı. Bu bağlamda yazısını, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in

“Göklerden son ilâm;

Allah bir, bir İslâm,

Şekiller, elif-lâm;

Ne bir harf, ne kelâm;

Es-Selâm… Es-Selâm…” mısralarıyla nihayete erdirdi. İbrahim Ethem Gören

**********************************************************

ES SELÂM

“Zâtı kusurdan, sıfatları noksanlıktan ve fiilleri şerden sâlim olan.”(İmam Gazâlî)

“Mahlukatını her türlü tehlikelerden selâmete erdiren.”

“Cennetteki kullarına selâm eden.”

“O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selâm’dır…” (Haşr/23)

Allah, Vacib-ül Vücud’dur, yani varlığı kendindendir ve yok olmaktan sâlimdir.

Kudreti sonsuzdur ve aciz kalmaktan sâlimdir. Bir başka kudretin, o mutlak kudreti sınırlaması, icraatından men etmesi muhaldir.

Keza, Allah’ın bütün sıfatları değişikliğe uğramaktan da sâlimdirler. Yani, onlar için bir noksanlaşma, bir farklılaşma, kaybolma, yok olma düşünülemez.

Ve Allah’ın bütün fiilleri mahlukatını selâmete erdirecek şekilde cereyan eder. Bu fiiller, zulümden, aşırılıktan, hikmetsizlikten kısacası bütün noksanlıklardan ve yanlışlıklardan sâlimdirler. O ilâhî fiiller, kâinatın ilk tohumunu şu hazır hale sâlimen ulaştırdığı gibi, bütün nutfeleri, çekirdekleri ve yumurtaları da ilim ve hikmetiyle terbiye ederek kemâl noktalarına kavuşturur.

Canlı cansız her şeyi, yokluktan varlığa sâlimen çıkaran Allah, kendisine iman ederek istikamet üzere ömür süren kullarını da kabir ve mahşer safhalarından sâlimen geçirerek ‘Dârü’s-Selâm’ olan Cennetine ulaştıracak ve orada bu bahtiyar kullarına‘Selâm’ diye hitap etmekle, bütün dert ve çilelerden, hastalık ve musibetlerden sâlim bir hayat süreceklerini müjdeleyecektir.

Bu müjdeye mahzar olmak isteyen bir kul, kalbini her türlü şüphelerden, aklını sapık fikirlerden, dilini yanlış sözlerden, midesini haram lokmadan, kısacası hem ruhunu, hem de bedenini sonu azap olacak şeylerden uzak tutmaya çalışacaktır. Zaten, Müslüman denilince, ‘Allah’a tam teslim olmakla bu selâmete erişmiş bahtiyar kul’ anlaşılır.

Selâm ismi, bizi Dârü’s-Selâm’a çağırır ve o âleme uygun bir hayat geçirmemizi ihtar eder. (Prof. Dr. Alaaddin Başar)

***************************************************************

ES SELÂM

Selâm, esenlik, barış ve mutluluğun kaynağı. Anlam itibarıyla “Selâm”, “hastalıktan, beladan, ayıptan ve kusurdan arınmış, her türlü eksiklikten salim olduğu gibi, kullarını da her türlü tehlikeden koruyan, selamette olan, selamette kılan” anlamlarına gelmektedir.

“Selâm” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (Haşr/23) Allah-ü Teala Hz.leri’nin ismi olarak geçmektedir.

es-Selâm İsm-i Şerif’i mastardır. Dertten, beladan, ayıbtan, kusurdan beri olmak manasınadır. Esas itibariyle mastarlardan isim olmaz. Fakat mübalağa manası gözetilerek mastarlardan isim yapıldığı vardır. Şu halde mana: Her türlü noksandan, ayıptan, afat ve belalardan son derece salim ve münezzeh bulunan demek olur. Bu ifadeye göre bu İsm-i Şerif de el-Kuddûs İsm-i Şerif’ine yakın bir mana bildirmekte ise de, bu daha ziyade istikbale aittir.

es-Selâm İsm-i Şerif’i, gerek dünyada, gerek ahirette, tehlike içine düşen kullarını, isterse selamete çıkaran diye de tefsir edilmiştir. Öyle ya, her türlü selametin sahibi ancak O olduğu gibi, istediğini selamete erdirecek olan da ancak O’dur

Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. “Selâm” olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslam dinini indirerek selamet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selamı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz  Müminleri Cehennem azabından selamette kılandır.

Müslüman kelimesiyle selam, İslâm kelimeleri silm kökündendir. Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz: “Müslüman: dilinden ve elinden Müslümanların selamette olduğu/ zarar görmediği kişidir.” (Buhari – Müslüm – Ebu Davud) buyurmuştur. İnkâr mikropları saçanlara, isyan okulları kuranlara, harami çeteleri kuranlara dilinle ve elinle bir şey yapamıyorsan bari Müslümanlara dil uzatma.

İmam Kuşeyri: “Mümin kardeşinin bir ayıbını gördüğünde onu yetmiş çeşit mazeret bularak temize çıkarmaya çalış. Eğer mazeret bulamazsan sen yine de yetmiş mazerete ikna olmadın diye kendini ayıpla” diyor. (Kuşeyri)

Allah-ü Teâla Hz.lerinin gerek zatı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tagayyüre, bir değişikliğe uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa, ebed de de öyledir. O, asla yok olmaz, ilmi gevşemez, kudreti kesilmez, mülkü elinden çıkmaz.

Bu sıfat da ancak Allah-ü Teâla Hz.lerine mahsustur. O’ndan başka salim kalacak yoktur. Mahlûk varken yok olur, sultanken kul olur, bilirken cahil, muktedirken hiç olur. Hiç bir varlığa inanılmaz, hiç kimseye güvenilmez; bir anda hepsi yalan oluverir.

Yine bu İsm-i Şerif’in tefsiri olmak üzere “Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden..” denmiştir.

Yâ-sîn Suresinde Allah;

Selâmün kavlen min Rabbi’r-Rahîm” (Yasin/58) buyurulmuştur.

Meâl-i Şerifi: Ehl-i cennete, Rahîm olan Rab’dan doğrudan doğruya söylenme bir selam da vardır.” Bu ayetteki er-Rahîm İsm-i Şerif’i, sonunda müminleri rahmetiyle muratlarına erdirecek demek manasınadır.

Hayatta bazen öyle hadiseler olur ki, bu hadiseler karşısında insan, müthiş bir fırtınaya tutulmuş vapur gibi, ıztırap dalgaları arasında çalkalanır durur. Vapurun kaptanı olduğu gibi, vücudun kaptanı da akıl ve ilimdir. Fakat onu destekliyecek olan kuvvet de imandır. İman muvazene temin eder. Muvazene de selamete çıkaracak bir sebep olur. İman yoksa muvazene de yok. Muvazene olmayınca selamete çıkar bir yol da yok demektir.

Faraza denizin ortasında azgın dalgalar arasında teknesi battı, batıyor vaziyetine düşen kaptanın orada biricik dayanıp güveneceği kuvvet, kalbindeki Allah-ü Teâla Hz.lerine olan imanıdır. O bilir ki, her türlü selametin biricik sahibi, yaratanı, bağışlayanı yalnız Allah’tır ve inanmıştır ki, Allah-ü Teâla Hz.leri merhametlidir, kudretlidir, bütün işleri hikmetlidir. Artık o, Allah’ın hükmüne ve kendi hakkındaki emr-ü fermanına razıdır.

Allah-ü Teâla Hz.lerinim yardımından ve merhametinden asla ümidini kesmez. Kalbinin bir tarafında korku varsa, öte tarafında da ümit bulunur. Korku ile ümitten meydana gelen muvâzene içinde yeise kapılmaz, izini şaşırmaz, manasız telaşlarla vahameti arttırmaz. Bilakis soğukkanlılığını muhafaza eder, vaziyete göre tedbir alır, kumanda verir, ondan ötesini Allah’a bırakır. O’nun yaratıp sevk edeceği fırsatları gözetir ve her fırsattan sükûnetle faydalanarak, böylece selamet sahiline çıkar.

Fakat bu inancı ve bu kuvveti bulamayan kalplerde yalnız korku hakimdir. Müthiş bir yeis, bütün kalbi kaplamıştır. Orada hiç bir ışık, hiç bir ümit yoktur. İşte bu yeis hali, daha büyük felaketlere yol açabilir. Her zaman görüp ve işitip duruyoruz ki, muvazenesini kaybederek kendisini fazla yeis ve ıstıraba kaptıranlarda hemen barut gibi ateş almak, olura olmaza hiddetlenmek, düşünmeden her şeye saldırmak gibi gayri tabiî ve mazarratlı haller görülür. Onun için kalpleri perişan, fikirleri kararsızdır. Çaredir diye asılsız şeyler araştırır, tedbirdir diye yanlış şeylere başvurur.

Halbuki böyle yapmak zaten mevcut olan mazarrata daha başka mazarratlar eklemekten, durumu bütün bütün kötüleştirmekten başka bir şeye yaramaz. Bu cihetten bu gibi hallerde muvazeneli bulunmak Allah’ın büyük nimetidir. Çünkü muvazenesizliğin neticesi – Allah’a sığındık – ya intihar…. ya tecennün.. İşte bu da bu surette helak girdaplarına batar gider. Şayet kurtulmaları mukadder değilse, imanlısı da, imansızı da dalgalar veya ıstıraplı hadiseler arasında boğulur gider. Bunlar, görünüşe göre hayatlarının sonucu itibariyle birleşmiş gibi olsalar da, ölümden sonra görecekleri muamele ayrıdır.

Allah-ü Teala Hz.leri buyurmuştur ki: “Kullarımdan bir kuluma bedeni, yahut malı, yahut evladı yüzünden bir musibet verirsem, o da bunu sabr-ı cemil ile karşılarsa, kıyamet günü kendisi için mizan kurmaktan yahut defter-i amalini açmaktan haya ederim.” (Hadis-i Kutsi) İşte iman sahibi, sabr-ı cemili sebebiyle Hakk’ın  o büyük mükafatına erecektir. (Admin- Ahmet Çelik)

******************************************************

ES SELAM

  1. Selamete çıkartan.
  2. Selamette olan, yani zatının tüm hata ve kusurlardan münezzeh olması,
  3. Kullarına cennette selam veren demektir.

1-      Selamete çıkartan;

Allah Selam’dır. Bu isim ile yarattıklarına tecelli edince onları düşmanlardan, sıkıntılardan, tehlikelerden, musibetlerden ve her türlü kederlerden selamete çıkartır. Selam isminin bu manası şöyle maddeleyebiliriz:

a – Yarattıklarını düşmanlarının saldırılarından kurtarmakla selamete çıkartması: Her varlığın onlarca düşmanı vardır. O varlığın düşmanlarının saldırılarından kurtularak selamete ulaşması Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

b – Hayatının devamı için lazım olan cihazları vermekle selamete çıkartması: Sineğe kanat takmaktan tutun, balığa süzgeç takmağa; ağaçlara yaprak ve çiçek takmaktan tutun, her mahluku, hayatının devamı için gerekli olan cihazlarla donatmaya kadar her ihsan Selam isminin bir tecellisidir.

c – Kullarını tehlikelerden kurtarmak suretiyle selamete çıkartması: Mesela, anne karnında bir bebek düşünün! Gayet aciz, zayıf ve savunmasız… Onu o dar mekânda boğulmak, aç kalmak, zehirlenmek gibi tehlikelerden muhafaza edip selametle dünyaya çıkartmak, Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

Yine insanın görünmeyen düşmanları olan Mikroplar! Mikroplara karşı insanın bedeninde bir savunma sistemi kurmak ile onları hastalıklardan korumak ve bazen birçok hikmete binaen hasta edip şifa vermek de Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir. İnsanın vücuduna savunma sistemi kuran Allah-u Teâlâ, büyük bir insan olan dünyayı da savunma sistemleri ile donatmış ve Selam ismini farklı farklı tecellileri ile bizlere tanıttırmıştır.

İşte bunlardan bir tanesi: Dünyamızı çepeçevre kuşatan atmosfer! Canlılar için zararlı olabilecek gök taşlarından, zararlı ışınlara kadar birçok tehlikeye siper olmakla Allah’ın Selam ismine büyük bir ayna olmuş.

Bizler de her an bu isme aynayız ve bu ismin tecellisine muhtacız. Kaçınılmaz bir trafik kazasından umulmadık bir şekilde kurtulmak; canlı çıkılması mümkün olmayan bir kazadan yara almadan çıkmak; çatıdan düşen bir kiremitin başımıza değil de yanımıza düşmesi; depremde evimizin yıkılmaması veya yıkılan bir binanın altından ölmeden kurtulmak; tehlikeli bir ameliyattan sağ salim çıkmak ve bunlar gibi görünür ve görünmez tehlikelerden selamete çıkmamız Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

2 – Bütün kusurlardan selamette olan;

Selam isminin ikinci manası: Allah’ın bütün eksikliklerden ve kusurlardan münezzeh olması yani selamette olmasıdır. Selam isminin bu manası Kuddüs ismine benzer. Bu manada her bir mahlûk Allah’ın Selam ismine şahitlik eder. Dilerseniz bir çiçeğin Allah’ın Selam ismine olan şehadetini hep beraber görelim.

Bir gülü yaratmak için sanatkârının hangi sıfatlara sahip olması gerekir?

İlk önce aciz olmamalı, kudreti sonsuz olmalı. Çünkü çiçeği basit bir tohumdan çıkartmak ancak sonsuz bir güce sahip olmakla mümkündür. Aciz olan çiçeğe usta olamaz. İşte çiçek, varlığı ile Allah’ın acizlikten selamette olduğuna ve O’nun sonsuz bir kudrete malik olduğuna şehadet eder.

Yine ustası cahil olmamalı, âlim olmalı. Çünkü çiçekteki hikmet ve sanat ancak sonsuz bir ilmin varlığı ile izah edilebilir. Hem bu çiçek güneşinden, havasına; bulutundan toprağına kadar bütün âlem ile alakadardır. Bu münasebetleri ancak ilim sahibi bir zat düzenleyebilir. İşte çiçek kendindeki sanat ve hikmetin lisanıyla ve her şeyle münasebetlerinin düzenlenmesi cihetiyle Allah’ın cahillikten salim olduğuna ve nihayetsiz bir ilme sahip olduğuna işaret eder.

Yine çiçeğin ustası kör olmamalı, görmeli. Çünkü yapan yaptığını görür, göremeyen yapamaz.

İşte gül, varlığı ve kendindeki mükemmel sanat ile Allah’ın körlükten selamette olduğuna ve her şeyi gören basir olduğuna şehadet eder.

Çiçek yoktu, var oldu. Varlığı yokluğuna tercih edildi. Demek sanatkârında irade sıfatı vardır. Tercih edemeyen ve iradesi olmayan çiçeği yapamaz. İşte çiçek, varlığının yokluğuna tercih edilmesiyle Allah’ın iradesizlikten selamette olduğuna ve mutlak irade sahibi olduğuna şehadet eder.

Hem bakın, çiçeğe nasıl merhamet ediliyor ve ihtiyaçları ne kadar güzel karşılanıyor. Çiçek bu haliyle, Allah’ın merhametsizlikten selamette olduğuna ve Rahim ismiyle isimlendiğine şehadet eder.

Bu çiçek gibi milyonlarcası aynı anda yaratılıyor. Her birine farklı ziynetler takılıyor. Demek bunların sahibinin bitmez ve tükenmez hazineleri vardır. Fakir olan bunlara sahip olamaz. İşte çiçek, binler arkadaşı ile Allah’ın fakirlikten selamette olduğuna işaret eder ve gani yani zengin olduğunu ispat eder.

Daha bunlar gibi daha birçok lisan ile o çiçek, Cenab-ı Hakk’ın bütün kusurlardan beri olduğunu ispatla O’nun Selam ismiyle müsemma olduğuna işaret eder.

İşte her bir mahlûk yüzlerce lisanlarla Allah’ın Selam olduğuna ve bütün noksanlıklardan ve kusurlardan beri olduğuna şehadet ederler.

3- Cennette kullarına selam veren; Selam isminin üçüncü manası: Cennette kullarına selam verendir. Bu mana Yasin suresinde “Onlara Rabb-i rahimlerinden bir selam vardır” ifadesiyle beyan edilmiştir.

 Allah’ın Selâm diye isimlendirilmesi salim diye isimlendirilmesinde daha beliğdir. Selâm ismi mahlûkatını, zulmünden selâmetini gerektirmektedir. Böyle olunca da yüce Allah zulmü ve şerri irade etmekten, onlarla isimlenmekten, o tür fiillerden ve onlara nisbet edilmekten selâmdır. Mahlûkatını zulümden selâmete çıkarandır. Bundan dolayı yüce Allah kadir gecesini selâm, cenneti dârüsselâm, cennet ehlinin birbirine tahiyyesini selâm diye vasıflandırmış ve velî kullarını selâm sözü ile övmüştür.

ADEM AS VE SELAM

Ebû Hüreyre ra den rivayet edildiğine göre, Nebî (A.S.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ Âdem as  yaratınca ona: 

– Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem aleyhisselâm meleklere:

– es-Selâmü aleyküm, dedi. Melekler:

– es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetullâh”ı ilâve ettiler.” (Buhârî, Müslim) 

HZ.İBRAHİM (as)

 “İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi? Hani onlar İbrahim’in huzuruna girmişlerdi de, selâm sana, demişlerdi. İbrahim, size de selâm, demişti.” (Zariyat/25)

Şu kadarı var ki, yüce Allah Kur’ân’da çok kere Hz. İbrahim’in kıssası kapsamında da bu ifadeyi aktarır. Bu da tıpkı hac vb. gibi, “Selâm”ın da cahiliye Arapları arasında yaşayan, İbrahim’in tevhit esaslı dininin bir kalıntısı olduğuna ilişkin bir kanıttır. Yüce Allah Hz. İbrahim’in, babasıyla bir diyalogunda şöyle dediğini aktarır.

Sana selâm olsun, dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.” (Meryem/47)

Andolsun ki elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirdiler ve ‘Selâm (sana)!’ dediler, o ‘(Size de) selâm’ dedi.” (Hûd/69) Bu kıssa, Kur’ân’da birkaç kez anlatılmıştır.

Yüce Allah bunun, aynı zamanda gözde meleklerinin de selâmlaşma aracı olduğunu belirtmiştir:

“Melekler, tertemiz olarak canlarını aldığı kimselere; ‘Size selâm olsun’ derler.” (Nahl/32)

“Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar; ‘Sabretmenize karşılık size selâm olsun.’ derler.” (Ra’d/23-24)

Yine bunun, cennet halkının da selâmlaşma aracı olduğunu bildirir: “Oradaki dirlik temennileri ‘selâm’dır.” (Yûnus/10)

“Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler. Duydukları söz, yalnız ‘selâm, selâm’dır.” (Vâkıa/25-26)

Lisan-ül Arap adlı sözlük kitabında konuyla ilgili olarak şöyle deniyor:

“Cahiliye döneminde Arapların selâmlaşmaları şöyleydi: Biri arkadaşıyla karşılaşınca ona, ‘En’im saba-hen=iyi sabahlar’ ve ‘abeyt-el la’n=cenabınızda lâneti gerektiren bir durum olmasın’ derdi. Bir de ‘selâmün aleyküm’ derlerdi. Bu son cümle, barışma işaretiydi; aramızda savaş yok anlamını ifade ederdi. Sonra yüce Allah İslâm dinini gönderdi ve karşılaşmalarda ‘selâm’la yetinilmesi öngörüldü. Bu selâmlaşma şeklini yaygınlaştırmaları emredildi.” [Lisân-ul Arap’tan aldığımız alıntı burada son buldu.] 

Cennete girerken müminler selamla karşılanırlar, cennette de birbirleriyle selamlaşırlar Dünyada ve ahiretteki güzel ve huzurlu bir yaşam, mümin kulları üzerinde, sonsuz şefkat sahibi olan Allah(cc)’ın ‘Selam’ sıfatının tecellilerindendir Dünyada güzel bir hayatla yaşayan, Rabbimize kulluk edip yaptığı salih amellerden ecir kazanan mümin, ahirette de ‘hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak’ cennete girecektir Allah(cc) samimi kullarının ahirette karşılaşacakları ortamı Kuran’da şöyle haber vermiştir:

 “İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar” (Furkan/75)

Selâm adapları

 “Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.” (Riyazü’s-Salihin)

 “Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.” (Riyazü’s-Salihin)

Enes  ra şöyle demiştir: Resûlullah sas bana:“Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu. (Riyazü’s-Salihin)

Ebû Hüreyre  ra’den rivayet edildiğine göre, Resûlalah sas şöyle buyurdu:

“Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.” (Riyazü’s-Salihin)

Selamla ilgili birkaç hadis şöyledir:

Hz. Peygamber, Allah’a yemin ederek başladığı bir hadiste “İman etmedikçe cennete gire­mezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyurduktan sonra ya­nındakilere, ancak selâmlaşarak aralarında sevgi bağı kurabileceklerini bildirmiştir {Müslim, iman, 93; İbn Mâce, Edeb, 11).

“size bir selâm verildiği zaman ondan daha iyisiyle mukabele edin veya aynısıyla selâm verin” (Nisa/86)

İmrân İbni Husayn  ra şöyle dedi:

Nebî A.S. e bir adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu.

Nebî A.S.- “On sevap kazandı” buyurdu.

Sonra bir başka adam geldi, o da:- es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu.

Hz. Peygamber:- “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:

– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz. Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu.

 Efendimiz:- “Otuz sevap kazandı” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2)

Size “günaydın” diyene siz de aynı sözcükle karşılık verebilirsiniz. Günaydın demek “bir temenni” den ibarettir. Selâmlaşmadan sonra bu tür iyi dileklerde bulunmakta hiçbir sakınca olmaz. Ama bu tür kelimeleri bir “ibadet” olan “selam” sözcüklerinin alternatifi olarak düşünmek ve kullanmak yanlıştır. Sinan KONUK

***************************************************************

Selam A. Hulusi)

Selâm kavramının anlamı

İslam“; selâmet bulma, selâmete erme, “selâm” isminin mânâsının sizde açığa çıkması anlamında!.  “Allah”ın “selâm” isminin mânâsı ortaya çıktığı zaman kişi, bir kısım ilâhi isimlerin mânâsıyla tahakkuk etmek suretiyle, cennet yaşamı dediğimiz yaşama geçer.

ES SELÂMYaratılmışlara (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenlere “İSLÂM”ın hazmını veren; Dar`üs Selâm (hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuku) olan cennet boyutu hâlinin yaşamını meydana getiren! Rahîm isminin tetikleyerek açığa çıkardığı isim-özelliktir! “Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym = Rahîm Rab`den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini Rableri olan Esmâ hakikatlerinden açığa çıkan yolla yaşarlar)!” (Yâsîn: 58).

SELÂM :Yakin halini yaratan.

Yaratılmışlarda yakîn ve kurb hâlini oluşturup mâiyet sırrını açığa çıkartan

O (ismi) ALLAH olan ki, tanrısallık yoktur hüviyet (benlik sahibi) O’dur!.. Melîk (hükmeden), Kuddûs (saf, arı, orijini değişmemiş), Selâm (varlık kendine teslim olmuş), Mü’min (gayba imanı açığa çıkarıp tereddüt ve şüpheyi yok eden), Müheymin (farkındalığı dışında hiçbir şey olmayan), Azîz (dilediğini yapan, misli olmayan), Cebbâr (yaratmış olduğu sistem sonucu dilediğini karşı konulmaz şekilde açığa çıkaran), Mütekebbir (kibriyâ, benlik sahibi)… ismi “ALLAH” olan şirk koşulmasından beridir (yalnızca şirk koştuğunu sanan olabilir!)…

Esselâmu aleyküm derken “selâm” isminin mânâsını, evvelâ senin idrâk etmiş olman lâzım!..”Selâm” ismi, selâmete çıkma mânâsındadır!.. “Sen”den, selâmete çıkma!..Terkib kayıtlarından selâmete çıkma!..

Selâm isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!.. Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur.. Yani, sen ona “selâm olsun sana” dediğin zaman, terkib kayıtlarından âzâde olma, kurtulma, selâmete erme mânâsında olarak bilinçli şekilde , böyle bir temenni ile selâm vermelisin!.. Bunu yaptığın zaman, bunda bir şartlanma, bir alışkanlık bir tabiat terkibi sözkonusu olmayıp; şuurlu olarak ortaya koyduğun bir fiil ve karşındakine şuurlu olarak bir yönelme sözkonusudur!..

HAŞR/23-) “HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik`ül Kuddûs`üs Selâm`ul Mu`min`ul Müheymin`ul `Aziyz`ul Cebbâr`ul Mütekebbir* SubhânAllâhi `ammâ yüşrikûn;

“HÛ” Allâh, tanrı yok, sadece “HÛ”! Melik`tir (efâl, oluşlar âleminde mutlak hükmü yürüyen), Kuddûs`tür (yaratılmışlığa ve kevne ait nitelenmelerden, yaratılmış kavramlardan münezzeh), Selâm`dır (yaratılmışlarda yakîn ve kurb hâlini oluşturup mâiyet sırrını açığa çıkartan), Mu`min`dir (iman açığa çıkartarak hakikatini müşahedeye yönelten), Müheymin`dir (gözetip himaye eden, muhteşem azametini seyirde yaratılmışlığı kaldıran), Aziyz`dir (karşı konulması imkânsız olarak dilediğini yapan), Cebbâr`dır (iradesini zorunlu kabul ettiren), Mütekebbir`dir (Mutlak yegâne Kibriyâ {eniyeti} olan)! Allâh, onların ortak koştukları tanrı kavramlarından Subhan`dır!

Konuyla alâkalı bilgiler

Kişinin davranışları ya onun terkibini meydana getiren, ilâhi isimlerin kendisini sevk ettiği mânâda oluşuyor; Ve bu oluşmayı, biz canımızın öyle istemesi veya o işi sevdiğimiz için öyle yapmamız, diye nitelendiriyoruz!…

Veyahut canımız istemediği halde, hoşlanmadığımız halde, ilâhi emir olduğu için onu tutuyoruz…

İlâhi emrin mânâsının ne olduğunu daha evvelki konuşmalarımızda görmüştük.. Kişinin terkib kayıtlarından kurtulup, mutlak mânâda Allah’a kulluk ettiğini müşâhede etmeyi sağlayıcı fiiller..

Demek ki; kişinin sevdiği için veya canının istediği için veya öyle arzu ettiği için yaptığı her hareket neticede Allah ile onun arasında bir perde meydana getiriyor..

Alışmışım böyle yaptım!.. Canım bunu seviyorum da onun için!.. Seviyorum, yani duygumdan dolayı ; alışmışım, yâni şartlanmamdan dolayı; böyle yaratılmışım, benim tabiatım böyle; evet tabiatının gereği olarak!..

Yâni netice olarak, bütün bunlar, senin varlığını meydana getiren “ilâhi isimlerin ortaya çıkışı” demek, sende mevcut olan rubùbiyetin gereği olarak, iktizâsı olarak!..

İşte varlığının, nefsinin hakikati, bu rubùbiyet olduğu, Hak olduğu, idrâki geldiği andan itibaren, kişiye bir başıboşluk, bir boş vermişlik gelir!.. Bunun neticesinde de o kişi canının istediği, nefsinin istediği, tabiatının sevkettiği istikamette bütün davranışları ortaya koyar!..

Hiçbir kayıtla kayıtlanmaz ve bu da onun bedenselliğe, tabiat zulmetine hapsolmasından, kendisini zindana, sicciyne atmasından başka bir şey getirmez.

Bu hakikati idrakle beraber, ilâhi emirlere uyma hâli devam ederse, o zaman terkib tabiatının ötesinde , Allah’a vâsıl olur; ve böylece ebedi saadet onun için söz konusu olur…Bu davranışların neticesinde “Selâm” isminin mânâsı kendisinde âşikâr olur..

Muhakkak ki Allah ve melekleri, nebîsine çok salat ederler… Ey imân edenler, siz de O’na salat edip layıkiyle selam verin…

“Allahın yeryüzünde seyâhat eden melekleri vardır ki, onlar bana ümmetimden selâm tebliğ ederler…”

“Cebrâil’le buluştum… Bana şöyle dedi: Sana müjdelerim ki, Allah; kim sana salât ederse, ben ona salât ederim; kim sana selâm verirse ben ona selâm ederim; buyurdu…”

Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e halk ettiklerinin adedince, sen râzı olana kadar ve arşının ağırlığınca ve kelimelerin adedince selâm ve bereket ihsan eyle!..

Selâm, dalga dalga yayılır “özündeki Hakikati Muhammedî”den “kulluk” görevini yerine getirmekte olan tüm “sâlih”lere… “benliğinden kurtulmak suretiyle tüm SALÂHA ermişlere”…

KADR sürecinin yaşandığı “yok”luk karanlığı (gecesi), bin ayda (80 küsur yıllık insan ömrü sürecinden) yaşanabileceklerden daha hayırlıdır. Melekler (melekî kuvveler —kanatlar bu kuvvelerin 2–3–4 yönlü olması) ve ruh (varlığındaki hüviyetin ”HU” hakikatin anlamı), kişinin rabbinin (esma terkibinin–varlığını oluşturan ALLAH isimlerinin bileşiminin) izni (kapsamı–kapasitesi) kadarıyla, şuurunda açığa çıkar; böylece o anda, kendi “yok”luğu hissi yanı sıra, mutlak var olan “ALLAH”ı hissedip yaşar! Her hükümden “Selâm” ette olarak!.

Min külli emrin selâm

-Her “emr”den, hükmullah gereği varolmuştan selâm getirir.

“Selâm” derken, burada senin anladığın manâda; “Selâmün aleyküm!.” demek, mânâsında değil!… “Selâmet getirir” anlamında!…

Soru; Üstadım, namazdan çıkarken verilen selâm`ı biraz açabilir misiniz?

Üstad; Namaz; kişinin beşeriyet dünyasından arınıp; Allah hakikatına yönelmesidir!… “Namazdan çıkmak” demek; tekrar insanların arasına dönmek, aralarına girmek demektir… İnsanların arasına girerken de elbette selâm verilir…

Soru; Üstadım “Selâmu aleykum”un açıklamasını yapar mısınız?.. Bir kişiye “selâm” diye selam vermek yanlış mıdır?

Üstad; Selâmı verenin niyetine bağlıdır… “Selâm” derken ne düşündüğüne bak!.. Ağzından çıkan her kelimeyi, düşünerek çıkartmak… Robot gibi, aldığını yansıtmak değil!…

Son günlerde en çok üzerinde durduğum konu ŞUURLU yaşamak; TAKLİTTEN çıkmak!…

“Selâm” derken, Allah’ın Selâm isminin mânâsının o kişinin özünden gelen bir biçimde kendisinde açığa çıkmasını temenni ederek, “Selâm” diyorsan, hiç bir mahzûru yoktur…

Ama, şartlanma yollu, taklit yollu, düşünmeden, koyun “meeee”ler gibi, “Es selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu” diyorsan… Biraz uzunca “meeeee”leme olur bu!… Bilmem anlatabildim mi?…

Ne anlarsın sen, “Selâmu aleykum” demekle “günaydın” demenin farkını!. Özünden gelen “Selâm” kavramının, karşı beyine yönlendirilerek; onda, özünden “selâm”ın beyninde açığa çıkmasını sağlamak amacıyla, ona kapı açmanın nasıl oluştuğunu!.

NISA/86-) Ve izâ huyyiytüm Bi tehıyyetin fehayyu Bi ahsene minha ev rudduha* innAllâhe kâne alâ külli şey`in Hasiyba;

Selâm ile size yönelene, siz de daha kapsamlı bir selâm ile karşılık verin yahut aynısıyla karşılayın. Muhakkak Allâh, her şeyde Hasiyb`dir (açığa çıkanın sonucunu yaşatandır).

EN’AM/127; Lehüm DarusSelâmi `ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya`melun;

Rableri indîndeki Dâr`üs Selâm (Es Selâm isminin mânâsının yaşam boyutu) onlar içindir! Yapmakta oldukları dolayısıyla “HÛ” onların Veliyy`idir.

YUNUS/10; Da`vahüm fiyha subhanekellahümme ve tehıyyetühüm fiyha Selâm* ve ahıru da`vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn;

Onların ondaki Allâh`a yönelişleri: “Subhaneke Allâhümme = Subhansın sen Allâh`ım; seni tenzih ve tespih ederiz”dir… Birbirlerine yönelişleri ise: “Selâm”dır (Selâm ismi mânâsı sürekli açığa çıksın bizde)… Yönelişlerinin sonucunda ulaştıkları ise: “El Hamdu Lillâhi Rabb-ül âlemîn = Hamd Rabb-ül âlemîn Allâh`ındır” noktasıdır.

YUNUS/25; VAllâhu yed`u ila DarisSelâm* ve yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;

Allâh, Selâm Yurduna (bedensel sınırlamalar ötesindeki, hakikatinize bahşedilmiş kuvvelerle yaşam boyutuna) çağırır ve dilediğini sırat-ı müstakime hidâyet eder.

MERYEM/62; Lâ yesme`une fiyha lağven illâ Selâma* ve lehüm rizkuhüm fiyha bükreten ve `aşiyya;

Orada lağv (dedikodu) değil sadece “Selâm” (Selâm isminin mânâsı açığa çıkar ve böylece kendi hakikatlerinden açığa çıkan kuvveleri konuşurlar) işitirler… Orada kendilerinin sabah -akşam, yaşam gıdalarıyla beslenmeleri söz konusudur.

VÂKI’A/90; Ve emma inkâne min ashâbil yemiyn;

Eğer Ashab-ı yemîn`den ise;

VÂKI’A/91-) FeSelâmün leke min ashâbilyemiyn;

(Eğer öyle ise): “Ashab-ı yemîn`den senin için bir Selâm var” (denilir).

Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn.

 

Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ağustos 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: