RSS

ESMA DERSLERİ – 12 – ES SELÂM (C)

11 Ağu

Es Selâm (a)

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

ES SELÂM

“ES SELÂM”; Yaratılmışlara (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenlere “İSLÂM”ın hazmını veren; Dar’üs Selâm (hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuku) olan cennet boyutu hâlinin yaşamını meydana getiren (Demektir)

“Selâm” İsmi, “Rahiym” isminin tetikleyerek açığa çıkardığı isim-özelliktir!

SELAMETE ERMEK

Selâm” ismi, selâmete çıkma mânâsındadır! “Selâm“ isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!.. Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur.

Din’in mânâsı senin ebedi saadetini meydana getirecek ilâhi hükümler, değil miydi?

Senin saadetin derken, senin saadetinden murad nedir?

Zâtını ve sıfatını, belli terkib kayıtlarının ötesinde kendini tanıman değil miydi?

Bu terkib kaydından kurtulman için de senin, terkibinin gerektirdiği davranışları terkedip, ilâhi isimlerin genişliği içinde, belli davranışları ortaya koyman îcâb etmiyor mu?

İşte bu davranışı, ortaya koyabilirsen, terkib zorlanmasını kırmış, terkib sınırlarını aşmış, ilâhi isimlerin genişliğinde bir davranışı ortaya koymuş olursun!

Bu ortaya koyduğun davranış, olayların sana hükmetmesi değil; olaylara karşı senin ikinci bir yön vermen şeklinde değerlendirilir!

Senin karşılaştığın bir olay var. Bu olay, bireysel mânâda herhangi bir maddi menfaatini veya dünyalık bir menfaatini sağlayacak veyahut ta seni toplumsal şartlanmaya uygun bir davranışa itekliyor.

Meselâ bir arkadaşını, her görüşte “selâm” diyerek selâmlaşıyorsun.. Bu senin normal şartlanmanın gereği olarak, yaptığın bir davranış!

Şimdi yapılacak şey şu; gene selâm vereceksin!. Ama “Esselâmu aleyküm” diyeceksin!

Esselâmu aleyküm derken “selâm” isminin mânâsını, evvelâ senin idrâk etmiş olman lâzım!. ”Selâm” ismi, selâmete çıkma mânâsındadır!

Sen”den, selâmete çıkma!

Terkib kayıtlarından selâmete çıkma!

“Selâm” isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!

Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur. Yani, sen ona “selâm olsun sana” dediğin zaman, terkib kayıtlarından âzâde olma, kurtulma, selâmete erme mânâsında olarak bilinçli şekilde, böyle bir temenni ile selâm vermelisin!

Bunu yaptığın zaman, bunda bir şartlanma, bir alışkanlık bir tabiat terkibi sözkonusu olmayıp; şuurlu olarak ortaya koyduğun bir fiil ve karşındakine şuurlu olarak bir yönelme sözkonusudur!

Böyle davranabildiğin zaman, olaya “sen” hükmetmiş olursun!

Şuurlu olarak!. Kendin yön vermen kaydıyla.!

Ama bu böyle olmayıp da ilk anlatılan biçimde olursa, o terkibinin gerektirdiği, şartlanmanın ortaya koyduğu bir alışkanlığın dile gelişidir.

SALÂT, NAMAZLA SELÂMETE KURTULUŞA ERMEK

KUR’ANDA NAMAZ KILANLAR İÇİN BAZI AYETLER

Gündüzün iki tarafında ve geceden zülfelerde (gündüze yakın saatlerinde) salâtı ikame et… Muhakkak ki hasenat (Hakikatini yaşamak – kişiden açığa çıkan güzel yaşantı) seyyiatı (hakikati örtme ve nefsaniyetten kaynaklanan suçların getirisini) giderir… Bu, idrak sahiplerine bir öğüttür. (Hûd/114)

Yine onlar Rablerinin vechini (cennet yaşamı olan rabbanî kuvvelerin açığa çıkışı yaşamını) arzulayarak sabrettiler (mevcut şartlarına); salâtı ikame ettiler ve kendilerinde açığa çıkardığımız yaşam gıdasından gizli ve açık olarak bağışta bulundular… Yaptıkları yanlışları (arkasından yapacakları) güzel fiillerle yok ederler… İşte onlarındır geleceğin vatanı! (Ra’d/22)

Onlar (iman edenler) salâtlarında hakkıyla Allâh’ı müşahede etmenin yaşantısı içindedirler; (Mü’minun/2)

Salâtı ikame edin, zekâtı verin ve Rasûle itaat edin ki rahmete erdirilesiniz. (Nûr/56)

Onlar ki, salâtı (Allâh’a yöneliş ile mi’râcı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler; işte onlar ölümsüz geleceklerine kesin yakîn elde etmişlerdir. (Neml/3)

Sana vahyolunan BİLGİ’yi (Kitap) oku, bildir; salâtı ikame et… Kesinlikle salât fahşadan (kendini beden kabulünün getirisi olan aşırı davranışlardan) ve münkerden (Sünnetullâh’a ters düşüren şeylerden) uzaklaştırır… Elbette ki Allâh zikri (hatırlanışı) Ekber’dir (Ekberiyeti hissettirir)! Allâh ne hâlde olduğunuzu bilir. (Ankebut/45)

O’na yönelmişler olarak, O’ndan (yaptıklarınızın sonucunu otomatik olarak yaşatacağı sistem ve düzeni nedeniyle) korunun, salâtı ikame edin ve şirk koşanlardan olmayın! (Rûm/31)

O salât tamamlandığında arzda yayılın, Allâh’ın fazlından talep edin ve (el Esmâ’sıyla hakikatiniz olan) Allâh’ı çok zikredin (HATIRLAYIN) ki kurtuluşa eresiniz! (Cuma/10)

Rabbinin ismini zikredip (hatırlayıp) bilfiil salât eden (yaşayan) kurtulmuştur. A’lâ/15)

KUR’AN DA NAMAZ KILMAYANLARA BAZI AYETLER

Onların ardından bir nesil geldi ki, salâtı (hakikatlerine yönelişi) yitirdiler ve şehvetlere (kendilerini beden kabulünün dürtülerine ve boş heveslerine) tâbi oldular… Gayyayı (içinden çıkılamaz cehennem çukurunu) boylayacaklar! (Meryem/59)

“Sizi Sakar’a (dev alevli kuşatan ateşe) sokan nedir?” (Müddessir/42)

Dediler ki: “Musallîn’den (bilfiil salâtı yaşayanlardan) değildik!”  (Müddessir/43)

SALÂT’I İKAME NE DEMEKTİR?

İnsanlar niçin namaz kıldıklarının mantıklı bir açıklamasını (kendi kalplerine) yapamıyorlarsa yaptıkları o şekillerin içinin boş ve amaçsız olduğunu da bilmeliler.

Arapçada “ikame” kurma, dikme, ayağa kaldırma, konma, konaklama, ayağa kalkma, ayakta durma anlamlarına geliyor. Türkçede ise yerine koyma, yerine kullanma, ayağa kaldırma, ayakta durdurma, ayakta tutma, ortaya koyma, yerine konulan, yerine geçen, kondurma, oturma, iskân etme gibi çok benzer anlamlarda kullanılıyor. İkame mal hukukta birbirlerinin yerine geçen, konulabilen mal demek.

Salât kelimesini aradığımızda sözlüklerde karşımıza çıkan “sal” kök anlamlarından “yaslama” Kuran’da kullanılmış olanıdır. Ve üstelik bu kök anlam her defasında bir “bağlama, bağlantı” ile birleştirilmiş durumda.

Elinizde odunlar var ve siz onu ateşe atarsanız ısınırsınız. Ateşle odunu birbirine bağlamalı, birbiriyle birleştirmelisiniz ki ortaya bir verim çıksın. Yoksa elinizde odun taşımanızın bir anlamı yok.

Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

Kuran’da “bağlantı” manasını içinde barındırmayan başka bir “sal” yoktur. Hayır. Bu tesadüf değil.

Salâtı ikame” tek bir manaya indirgenemez. Ama bu tabirin temel manasının; işte bu bağlantının sağlanması, bu “bağlantının ayakta tutulması” kısacası Allah’ın birleştirmemizi istediği şeyi birleştirme yolundaki “vahyi hayata tatbik etmek” dâhilindeki tüm çabalarımızı içerdiğini görüyorum. Allah’ın birleştirmemizi istediği şey ise temel manada “vahiy” ile onun hâkim kılınması istenen hem “nefis” hem de “yeryüzü hayatı”dır. Salâtı ikame edenler bu bağıntıyı ayakta tutarken engeleyenleri ise bu bağlantıyı çeşitli biçimlerde koparmaya çalışırlarken görürüz. Allah’ın yeryüzü ile ve kulları ile olan irtibatını bilerek ya da bilmeyerek ortadan kaldırma peşindedirler. Bunun için kelimeleri tahrif dâhil her yolu bugüne kadar uygulamışlar, inananların Kuran’ı anlamamaları için, o bağlantıyı koparmaları için ellerinden geleni yapmışlardır.

Odunu ateşe, kendimizi vahye yaslamalıyız. Salâtı ikame, namaz ya da destek-okuma tartışmalarına indirgenecek kadar basit bir iş değildir. Mesele vahyi hayata tatbik etmektir. Bu bağlantıyı sağlayan ip ise kuşkusuz ve kuşkusuz Kuran’dır. O ipe sarılırsak o bağlantıyı ayakta tutarız, Allah’la bağlantıyı (şekli şemali ne olursa olsun) ayakta tutarsak salâtı ikame ederiz. O ipe sarılmazsak o bağlantıyı koparmış olacak… böylece hem toplumsal olarak yeryüzünü ıslah edecek olan… hem de bireysel olarak ahir hayatımızı elde edeceğimiz… o en doğru yolu bulamamış ve arınamamış olacağız. Bu Allah’ın sünnetidir. (Kalemzade Cengiz yardım sitesinden alıntı derlemesi)

***********************************************************

KURTULUŞ – ARINMA VE SELÂMET NAMAZ SAYESİNDE GERÇEKLEŞİR.

NAMAZ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

1 – İslâm’ın şartları kapsamında yapılması teklif edilmiş olan fiiller, çalışmalar; (Namaz, Oruç, Hac, Zekât vs.) insanı belli amaçlara ulaştırmak için getirilmiş araçlardır!

İşte bu yüzdendir ki, düşünebilen varlıklar olarak bizlerin, araçlara başvururken, diğer yandan da amaçları çok iyi kavramamız zorunludur!

Şimdi denebilir ki, “Biz bunları “ALLÂH”ın emrine uymak için yapıyoruz; amaç budur! Gerisine gerek yoktur!”

Eğer olay bu kadar basit olsaydı, Kur’ân beş-on buyruk âyetinden ibaret olur; insanların akıl ve mantığına, kavrayışına hitap etmez;

Hâlâ tefekkür etmeyecek misiniz?”…

Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”…

Hâlâ basîretle bakmayacak mısınız?”… gibisinden uyarılara gerek duymaz; 6300 küsur âyete de gerek kalmazdı!

Bu sebepledir ki, biz bir yandan araç olan “ibadet” şekillerini hakkıyla değerlendirerek yol alacağız; öte yandan da hedefi iyi kavrayarak, elimizdeki araçla, amaca ulaşacağız!

İşte bir araç olan, biçimsel “namaz”ı da bu anlamda, amacına uygun olarak değerlendirmek zorundayız! (A. Hulusi)

2 – Namaz Allah ile kulunun arasındaki tek bağdır.

3 – Namaz İslam dininin olmazsa olmazıdır.

{Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur. (Beyheki)

Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur. (Nesai)

Namaz kılmayanın dini yoktur. (İbni Nasr)

Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir. (Taberani)

Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. (Taberani)}

4 – Kul ancak namazla inandığını, teslim olduğunu bu kaynakla ispatlayabilir.

5 – İslam’a aidiyet ve ibadet şartlarının tümünü namaz ihtiva eder.

(Ör.: Besmele Allah’ın varlığını kabuldür.

Tekbir ululamaktır,

Ellerin kaldırılması ahireti kabuldür,

Kâbe’ye yönelmek Hac’dır,

Okunan vahyi getirenin melekler olduğunu kabul etmektir,

Vahyin bağlı olduğu kitabı, Kur’an ı kabul etmek demektir.

Tahiyyata oturulduğunda Peygamberleri kabul etmektir. Vs. Ve daha nice işaretler vardır. Kısaca namaz tüm ibadetlerin fihristidir.

6 – Kişi namaza durduğunda kendini yaratana hamd, şükür ve ihtiyaç ve isteklerini arz etme konumundadır. Bu bilinçle yaptığında kendisine icabet edilir. (Neml/62)

7 – Namaz kulun an içinde elde ettiği sevapları ancak namaz bağı ile kayda geçirir. Tıpkı bilgisayarda yazılan bir yazının kaydet tuşu gibi işlev yapar.

8 – Ahirette cennete girebilmenin tek anahtarıdır.

(Müddessir/41-42-43 açıkça “Suçlular, mücrimler, günahkârlar” diyor, Müşrik veya kâfir demiyor. Yani Cennete giremeyip sekar cehennemine düşenler inandıklarını iddia etmelerine rağmen namaz kılmayanlara hitaptır.)

9 – Namaz maddi ve manevi arınmadır.

10 – Kul namaz sayesinde feyz alma konumuna girer. Bunun için namazı kılmaktan bir yukarı taşıyıp ikame etmek şeklinde, yani bilinçli, ne yaptığını bilerek yapılan ibadet kula fayda sağlamaya başlar. Anlamadan, adet veya kültür olarak kılınan namaz için yazıklar olsun onlara diyor. (Maun/4)

11 – Allah ibadetler konusunda bilhassa namaz konusunda çok hassas olduğunu, bunun eksikliklerinin sonucunun neler olacağını en güzel şekilde Hz. Musa’ya hitaben açıklıyor;

Şüphesiz ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.

Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.

Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun. (Tâha/14-15-16)

Bu ayetlere ilave bir şey demek abes olur. İşte bütün bu sebeplerden dolayı namaz olmadığı takdirde ahirette sadece Selâm isminin değil diğer Esmaların da getirilerinden faydalanabilmek söz konusu olmaz. Selamete ermek, arınmak, kurtulmak, felâha ermek ancak ve ancak namaz çalışması sayesinde gerçekleşir. Tabii ki işin hakikatini doğrusunu Allah bilir. (Ekabir)

***********************************************

SELÂM VERMEK

SELAM VERMENİN KUR’AN DAKİ YERİ

Ve izâ huyyiytüm Bi tehıyyetin fehayyu Bi ahsene minha ev rudduha* innAllâhe kâne alâ külli şey`in Hasiyba; (Nisa/86)

Selâm ile size yönelene, siz de daha kapsamlı bir selâm ile karşılık verin yahut aynısıyla karşılayın. Muhakkak Allâh, her şeyde Hasiyb`dir (açığa çıkanın sonucunu yaşatandır).

Lehüm DarusSelâmi `ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya`melun; (EN’AM/127)

Rableri indîndeki Dâr`üs Selâm (Es Selâm isminin mânâsının yaşam boyutu) onlar içindir! Yapmakta oldukları dolayısıyla “HÛ” onların Veliyy`idir.

Da`vahüm fiyha subhanekellahümme ve tehıyyetühüm fiyha Selâm* ve ahıru da`vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn; (YUNUS/10)

Onların ondaki Allâh`a yönelişleri: “Subhaneke Allâhümme = Subhansın sen Allâh`ım; seni tenzih ve tespih ederiz”dir… Birbirlerine yönelişleri ise: “Selâm”dır (Selâm ismi mânâsı sürekli açığa çıksın bizde)… Yönelişlerinin sonucunda ulaştıkları ise: “El Hamdu Lillâhi Rabb-ül âlemîn = Hamd Rabb-ül âlemîn Allâh`ındır” noktasıdır.

VAllâhu yed`u ila DarisSelâm* ve yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym; (YUNUS/25)

Allâh, Selâm Yurduna (bedensel sınırlamalar ötesindeki, hakikatinize bahşedilmiş kuvvelerle yaşam boyutuna) çağırır ve dilediğini sırat-ı müstakime hidâyet eder.

Lâ yesme`une fiyha lağven illâ Selâma* ve lehüm rizkuhüm fiyha bükreten ve `aşiyya; (MERYEM/62-)

Orada lağv (dedikodu) değil sadece “Selâm” (Selâm isminin mânâsı açığa çıkar ve böylece kendi hakikatlerinden açığa çıkan kuvveleri konuşurlar) işitirler… Orada kendilerinin sabah -akşam, yaşam gıdalarıyla beslenmeleri söz konusudur.

Ve emma inkâne min ashâbil yemiyn; FeSelâmün leke min ashâbilyemiyn; (VÂKI’A/90-91)

Eğer Ashab-ı yemîn`den ise; (Eğer öyle ise): “Ashab-ı yemîn`den senin için bir Selâm var” (denilir).

SELÂM VERMENİN ÖZÜ

Selâm isminin mânâsının kişide açığa çıkmasını temennidir. Yani; Özündeki hakikati idrak edip, o hakikatle tahakkuk edebilmesini temennidir.

        “İslam“; selâmet bulma, selâmete erme, “selâm” isminin mânâsının sizde açığa çıkması anlamında!.  “Allah”ın “selâm” isminin mânâsı ortaya çıktığı zaman kişi, bir kısım ilâhi isimlerin mânâsıyla tahakkuk etmek suretiyle, cennet yaşamı dediğimiz yaşama geçer.

Selâm isminin mânâsının kişide açığa çıkmasını temennidir. Yani; Özündeki hakikati idrak edip, o hakikatle tahakkuk edebilmesini temennidir.

Esselâmu aleyküm derken “selâm” isminin mânâsını, evvelâ senin idrâk etmiş olman lâzım!..”Selâm” ismi, selâmete çıkma mânâsındadır!.. “Sen”den, selâmete çıkma!..Terkib kayıtlarından selâmete çıkma!..

Selâm isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!.. Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur.. Yani, sen ona “selâm olsun sana” dediğin zaman, terkib kayıtlarından âzâde olma, kurtulma, selâmete erme manasında olarak bilinçli şekilde , böyle bir temenni ile selâm vermelisin!.. Bunu yaptığın zaman, bunda bir şartlanma, bir alışkanlık bir tabiat terkibi söz konusu olmayıp; şuurlu olarak ortaya koyduğun bir fiil ve karşındakine şuurlu olarak bir yönelme söz konusudur!..

SELÂM İSMİ İNSANDA AŞİKÂR OLMASI

Kişinin davranışları ya onun terkibini meydana getiren, ilâhi isimlerin kendisini sevk ettiği mânâda oluşuyor; Ve bu oluşmayı, biz canımızın öyle istemesi veya o işi sevdiğimiz için öyle yapmamız, diye nitelendiriyoruz!…

Demek ki; kişinin sevdiği için veya canının istediği için veya öyle arzu ettiği için yaptığı her hareket neticede Allah ile onun arasında bir perde meydana getiriyor.

Alışmışım böyle yaptım!.. Canım bunu seviyorum da onun için!.. Seviyorum, yani duygumdan dolayı; alışmışım, yâni şartlanmamdan dolayı; böyle yaratılmışım, benim tabiatım böyle; evet tabiatının gereği olarak!..

Yâni netice olarak, bütün bunlar, senin varlığını meydana getiren “ilâhi isimlerin ortaya çıkışı” demek, sende mevcut olan rubùbiyetin gereği olarak, iktizâsı olarak!..

İşte varlığının, nefsinin hakikati, bu rubùbiyet olduğu, Hak olduğu, idraki geldiği andan itibaren, kişiye bir başıboşluk, bir boş vermişlik gelir!..

Bunun neticesinde de o kişi canının istediği, nefsinin istediği, tabiatının sevk ettiği istikamette bütün davranışları ortaya koyar!..

Hiçbir kayıtla kayıtlanmaz ve bu da onun bedenselliğe, tabiat zulmetine hapsolmasından, kendisini zindana, sicciyne atmasından başka bir şey getirmez.

Bu hakikati idrakle beraber, ilâhi emirlere uyma hâli devam ederse, o zaman terkib tabiatının ötesinde , Allah’a vâsıl olur; ve böylece ebedi saadet onun için söz konusu olur…Bu davranışların neticesinde “Selâm” isminin mânâsı kendisinde âşikâr olur.. (Ahmed Hulusi)

SELÂM VERME

İslâm dini, bizim dünya ve âhiret saadetimizi temin etmek için gönderilmiştir. Bu sebeple İslâm’ın emir ve yasakları, ibadet prensipleri ve ahlâkî esasları bizim önce dünyamızı Cennet’e çevirecek, Cennet’e dönüşen bu dünyadaki hayatımızla da ebedî Cennetle yaşamaya ehil hale gelmemizi temin edecektir. Bunun için dinimizin emirlerini dünyevî-uhrevî gibi bir sınıflamaya tabi tutmamız mümkün değildir. Dünyevî görünen fiillerimizle âhiret saadetini; uhrevî dediğimiz fiillerimizle de önce dünya saadetimizi kazanacağız.

Dünya ve âhiret dini olan İslâm, bizim bütün davranışlarımızı ihâta etmekle, her hareketimize bir şekil vermekte; gezerken, otururken, yatarken, kalkarken, yerken, içerken ve hatta tuvalete girip çıkarken nasıl hareket edeceğimizi bize bildirmekte ve hayatımızın tamamını ibadete çevirmektedir.

Hayatımızın tamamını tanzim eden dinimizin, içtimâî hayatımızda bizden istediği önemli vazifelerden biri de fertlerin birbirleriyle karşılaştıkları veya ayrıldıkları zaman ilk ve son sözün selâm lafzı olmasıdır. Cemiyet halinde yaşamaya mecbur olan insanlar arasındaki muhabbet ve itimadı kuvvetlendirecek en önemli âmillerden biri olan “selâm”, aynı zamanda Cennetin de en güzel kelâmlarından biridir. Cennet’teki en güzel söz mü’minlerin Rahîm Rab’lerinden işitecekleri “selâm” sözü değil mi? (Yâsin/58)

İyilikler ve güzellikler diyarı olan Cennet’te gıybet, hased, dedikodu, kibir, adavet.. gibi kötülüklerin ismi bile anılmayacaktır. İşte Cennet’te bulunmayan bu kötülüklerin, dünyamızda da bulunmamasını temin edecek en güzel vasıta, Cennetin güzel kelâmı “selâm” olacaktır. Burada, Cennet misal hayat sürdürenler, mezar kapısından Cennete kolayca geçivereceklerdir.

Cemiyet hayatının esası, sıhhati, sevgidir. Binanın taşları gibi fertleri birbirine kenetleyebilecek vasfa haiz, bayağı ve gösteriş havasından uzak, samimi bir sevgi… Ve sonrasında gelen emniyet, vefa ve sadakat!…

Aksi halde, sevginin riyakârlığa, emanetin hıyanete, sadakatin sahtekârlığa döndüğü bir cemiyette fertler, şirazesi çıkmış sahifeler gibi birbirlerinden kopuk ve uzak, kalabalıkları itibariyle de “urbalarla kemik, mintanlarla et” hükmündedirler. Üç asırdır ard arda gelen darbelerle kaybettiğimiz değerlerin arasında belki en mühimi cemiyetteki sevgi atmosferi ve bu atmosferi teşkil edecek edeb ve davranışlardır. Selâm verme, edeblerin içerisinde en nâdide olanıdır. Zira o, Rabbin katında bir lütuf ve her devirde tazeliğini koruyan edebî bir dua ve Cennet ehlinin hoşâmedisindeki mübarek bir hitab-ı ilâhi’dir. Ümid ediyoruz ki, pek çok değerler gibi selâm da yeniden ihya edilecektir…

Selâm kelimesi, Esmâ-ı Hüsnâ’dan olup emniyet, sulh ve çirkin şeylerden beri olma mânâsına gelmektedir. Bu kelime İslâmî edeplerden biri olarak Kur’ân’da defâatla zikredilmiş ve Allah Rasülü (sav)’nün hayatında ısrarla tatbik edilmiş ve ettirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim: “Evlerinize girdiğinizde ehlinizden kimse yoksa, kendi nefislerinizi selâmlayınız” (Nisa, 4/65): “Ey iman edenler, başkalarına ait evlere girişlerde izin isteyin ve ev halkına da selâm verin” (Nur, 24/27) âyet-i kerimeleriyle ve Fahr-ı Kâinat’ın (sav): “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız; size, tatbik ettiğinizde birbirinizi seveceğiniz amele işâret edeyim mi? Selâmı aranızda yayınız”(1), buyruğuyla, “selâm”ın ehemmiyetine dikkat çekilmiş, Cennete girmenin bir vesilesi olarak beyân edilmiştir.

SELÂM LAFIZLARI ve KERİH GÖRÜLENLER

Hâtem-ül Enbiyâ (sav), ümmetine ilâhi kaynağın emir buyurduğu şekilde selâmı öğretmiştir. İbn-i Cüreyyi’l-Hucemi (ra) rivâyet ediyor:

“-Rasulullah (sav)’ın yanına geldim ve ‘aleyke’s selâm yâ Rasulallah’ dedim. Allah Resulü (sav):

-(Aleyke’s-Selâm deme, çünkü o, ölülere verilen selâmdır.)

Bana dönerek:

-Bir kişi arkadaşını karşıladığında ‘Esselamü aleyküm ve rahmetullah’ desin” buyurdular”.(2)

Amir b. Şu’be (ra)’dan gelen rivâyette; Nebi (sav):

-“Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.
Sadece parmak işaretleri ile selâmlaşan Yahudilere; ve ellerini karşılıklı kaldırarak selâmlaşan Hristiyanlara benzemeyin”, buyurdular.(3).

SELÂMLAŞMA YERLERİ ve ÂDÂBI

Peygamberimizin (sav) selâmın yerini beyân etmede en mücmel ifadesi, Cabir (ra)’dan rivâyet edilen, “selâm, sözden öncedir”(4) hadis-i şerifidir. Selâm içtimâi hayatı zaman ve mekân gözetmeksizin her cepheden kuşatmıştır.

Kur’ân-ı Kerim, özellikle evlere girişlerde emniyetin tesisi için selâm vermeyi emir buyurmuşlardır. Cahiliye döneminde, izin alınmaksızın evin en mahrem köşesine kadar giriliyor ve sonra kendilerine has şekliyle selâm veriliyordu. Tabii bu tarz davranışlar, âile hayatına ait çirkin manzaraların ifşâsına sebep oluyordu. Nebi (sav) bu çirkin muameleden şiddetle men etti. Sehl b. Sa’d rivâyet ediyor: “Allah Rasulü (sav)’nün odasının kapısında bir adam beklemekteydi. Efendimiz içeride makasla saçını düzeltiyordu. Adama döndü:

‘-Eğer kapıdan içeriye baktığını görseydim bu makası gözüne sokardım’, buyurdular”(5).

Ebu Hureyre (ra)’ın rivâyetinde: Peygamberimiz (sav): “Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, az topluluk çok topluluğa selâm verir”, buyurdular (6). Selefimiz bu hadisten hareketle, gençlerin ihtiyarlara, arkadan gelenlerin önden gidenlere, selâm vermesi gerektiğini zikretmişlerdir.

Meclislere girişlerde selâm verilir. Mecliste olanlardan biri selâma cevap verirse diğerlerinden bu vazife kalkar. Aksi halde hepsi mes’ul duruma düşmüş olurlar. Zira selâm verme sünnet, mukabelede bulunmak ise farzdır.

Selâm, iâdesi mümkün olmayan hallerde verilmemelidir. Bu durumlar: Kur’ân okuyan, hutbe dinleyen, namaz kılan, yemek yiyen, selâm alamayacak derecede rahatsız olanlar ve hevesine râm olmuş şekilde yaşayanlar ki Efendimiz (sav): “İçki içene selâm vermeyin, hasta iken ziyaretine gitmeyin ve öldüğünde de namazını kılmayın” buyurmuşlardır (7).

Peygamberimiz (sav)e Yahudi ve Hristiyanların selâmına nasıl cevab verileceği sorulduğunda: Sizler onlara “ve aleyküm” deyiniz, buyurdular. Zira onlar selâm verişlerinde ya istihza ediyorlar veya belâ ve musibet işmâm eden kelimeler kullanıyorlardı.

“Ve aleyküm” cevabıyla o kasıtlarının onların başına gelmesine duâ edilmiş oluyordu.

SELAM DUADIR

İslâm dini, ibâdet neşvesi içinde yapılan günlük işlerimizi, içinde sâlih bir niyet bulunan fiillerimizi ibâdet gibi değerlendirmiş ve Nebiyyi Mürsel’in (sav) dilinden, takdir etmiştir. Selâm, beşeri bir ihtiyaç olduğu halde, tatbikindeki sünnete uyma niyetinin ve ona gösterilen ihtimamın sevâbına dikkat çekilmiştir.

İmran b. Husayn (ra)’dan: Bir adam Peygamber (sav)’a gelip:

– “Esselâmü aleyküm” dedi. Peygamberimiz (sav) de aynı şekilde mukabelede bulundu ve selâm veren oturdu. Peygamber Efendimiz (sav): “On sevâb kazandı” buyurdu. Sonra bir başkası gelip:

-“Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” dedi. Peygamber (sav) aynı şekilde cevap verince oturdu. Efendimiz (sav): “Yirmi sevâb kazandı”, buyurdu. Sonra bir adam daha gelerek:

-“Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü” dedi. Efendimiz (sav) de yine aynı şekilde cevap verince selâm veren oturdu. Efendimiz: “Otuz sevâb kazandı”, buyurdu.(8).

SELÂMI YAYMAK

Selâm verme, İslâm âleminin, özellikle de milletimizin ihyâ edeceği edep ve davranışların en önemlilerindendir. Zira bu davranış sadece bir ferdi veya bir aileyi değil, topyekün cemiyet hayatını alâkadar etmektedir.

Hz. Peygamber (sav), Hz. Enes’e (ra) hitaben: “Oğlum, ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurarak ailede; bir başka hadis-i şeriflerinde de Ashab-ı Kirâm’a hitâben: “… selâmı aranızda yayınız” buyurarak cemiyet hayatındaki ehemmiyetine işaret buyurmuşlardır… Bu vazifeyi yerine getirenleri de: “Fesad-ı ümmet zamanında kim bir sünnet ihyâ ederse ona yüz şehit sevabı verilir” hadisleriyle müjdelemiştir. (Mustafa Yeşil)

KAYNAKLAR

1) Müslim, c.I, sh.74, (Kitabu’l-İman).

2) Ebu Davud. c.5. sh.353, (Kitabu’l-Edeb).

3) Tirmizi, c.4. sh.159, (Kitabu’l-İsti’zân).

4) Tirmizi, c,4, sh.159-160, (Kitabu’l-İsti’zân).

5) Taç, c.5, sh.240, (Kitabu’l-Edeb).

6) Buhari, c.7, sh.127, (Kitabu’l-İsti’zân).

7) Buhari, c.7, sh. 133, (Kitabu’l-İsti’zân).

8) Ebu Davud, c.5 sh.350, (Kitabu’l-Edeb).

*************************************************************

SELÂMIN SIRRI

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtuhû

(Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun)

Selâm müminin parolasıdır. Müminler selâm verirler, selâm alırlar. Selâm vermekte yarışırlar. Çünkü bilirler ki selâma önce başlamak daha güzel ve daha sevaptır. Selâm yaklaştırır, kaynaştırır, birleştirir. Zira Allah’ın en güzel isimlerinden biridir Selâm: “O, Selâm’dır”. Yani yüce “Mevlâ esenlik verendir, İslâm’ı öğretendir, selâmeti tavsiye edendir”. O, öyle yüce bir Mevlâ’dır ki kendi isminden mümine isim vermiş ve onu Müslim/Müslüman diye isimlendirmiştir. Müslüman, yüce Allah’ın en yüce isimlerinden birini üzerinde taşıyan insandır. Yani Müslüman esenlik verendir. Yaratanın selâm sıfatından istifa edip kendisi de esenlik veren mükerrem varlıktır mümin. Öyle demiyor mu Hz. Resûl: “Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların esenlikte olduğu kimsedir.” Demek ki selâm, basit bir kelimeden ibaret olmayıp müminin, mümin kardeşine dua etmesi, ona esenlik dilemesi, her türlü kötülüklerden uzak olmasını istemesidir.

SELÂMIN DEĞERİ

Selâm değerli bir kelamdır. Selâm vermek, Hz. Peygamber’in tatbik ettiği önemli sünnetlerdendir. Hatta o yüce insan, selâm verdiği zaman üç kere tekrar eder, selâmı ziyadeleştirir ve ümmetine öyle örnek olurdu. Selâm almak, selâm vermekten daha da önemlidir. Çünkü Yüce Allah, selâma daha güzeliyle mukabele edilmesini tavsiye ediyor (Nisa sûresi 86.) Ayrıca sosyal münasebetler açısından önemli bir ahlakî ilke belirleyerek müminlerin, başkalarının evlerine girmek istediklerinde izin almalarını ve selâm vererek girmelerini öğütlüyor (Nûr sûresi 27.) Selâm vermeyi sünnet, selâm almayı ise farz kabul eden fıkhî içtihat, selâmın önemini ortaya koyması açısından ilginçtir. Bu husus aynen, Kur’an okumanın sünnet, dinlemenin ise farz olduğu yolundaki fikhî içtihada benzer. Tabiî olarak selâm vermek ve Kur’an okumak sünnet olmakla beraber, selâm vermek ve Kur’an okumak bir zorunluluk değildir; yalnız sünnet terk edildiği için çirkin bir davranış sergilenmiş olur.

Yalnız, selâm almağa ve Kur’an dinlemeğe sıra gelince; selâm almamak ve Kur’an dinlememek gibi bir hürriyete sahip değiliz. Çünkü Yüce Allah, selâma en güzeliyle mukabele edilmesini, Kur’an okunduğu takdirde de dinlenmesini tavsiye etmektedir (A’râf 204).

SELÂM CENNET KELÂMI

Selâm, cennet kelamıdır. Cennetin görevli melekleri müminlere selâm verecek, müminler birbirlerine selâm verecek ve bunlardan daha da önemlisi, bir adı da “es-Selâm” olan Yüce Allah, müminlere selâm verecektir. Demek ki selâm hem dünyada hem âhirette müminlere sunulan çok önemli ikramlardan biridir.

SELÂM NASIL VERİLİR

Selâmın bir çok veriliş tarzı vardır. Mesela “selâmün aleyküm”, “es-Selâmü aleyküm” ve en başta yazdığımız gibi “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtuhû” şeklinde verilebilir. Bunlardan en sonuncusu daha makbüldür. Hepsinin manası da müminin esenlik, barış ve güven içinde olmasını dilemektir. Selâm alınırken de “ve aleyküm selâm” denir. Dileyen buna “ve rahmetullahi ve berekâtühû” ifadesini de ekler ki böylesi daha makbüldür.

BAŞKA İFADELER SELÂM YERİNE GEÇER Mİ?

Bugün toplumumuzda selâm verilmeyip onun yerine bazen farklı ifadeler kullanılabiliyor. Mesela “günaydın”, “iyi günler”, “tünaydın”, “iyi akşamlar”, “iyi geceler”, veya bu cümlelerdeki iyi kelimelerinin yerine “hayırlı” kelimesi konularak buna benzer ifadeler kullanılıyor. Daha da ilginci baş hafifçe öne eğilerek veya sallanarak sembolik bir selâmlama yapılıyor. Bunlar, bir yönüyle güzel ifadeler olarak kabul edilse bile selâmın yerine geçebileceklerini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü selâmın ihtiva ettiği mana ile bu ifadelerin taşıdığı anlam birbirin yerini tutmamaktadır. Selâmda mümin kardeşimiz için Yüce Allah’tan esenlik, mutluluk, hayır, barış ve güven istemiş oluyoruz. Yukarıda geçen ifadelerde ise gerek lisânen gerekse kalben Yüce Allah’tan böyle bir temennide bulunmuş olmuyoruz. Belki de kuru bir ifade ile sathi bir iyilik dileğinde bulunmuş oluyoruz. Ayrıca Allah Resûlü (s.a.v.) nasıl selâm verileceğini göstermiş ve ümmetine öğretmiştir. İşte tarih boyunca Müslümanlar birbirlerine Allah Resûlünün öğrettiği şekliyle selâm alıp vermişlerdir.

İSLÂM KÜLTÜRÜNDE SELÂM

İslâm’ın doğuşundan günümüze kadar bütün Müslümanlar, bir parola ve simge olarak selâm alıp vermiş ve müslümanlığın pratik olarak yaşanmadığı bölgelerde bile selâm işlerliğini sürdürmüştür. Sevinerek ifade edebiliriz ki selâm ülkemizde oldukça yaygın olarak kullanılan bir ifadedir. Hepimiz her gün onlarca defa selâm verir, selâm alırız. Tanımadıklarımıza selâmı esirgemeyiz. Meselâ yolda karşılaştıklarımıza, dolmuşa, otobüse, trene bindiğimizde, telefon ettiklerimize, e-mail yazdıklarımıza hep selâm veririz veya bize selâm verilir, biz de gönül huzuru ile alırız. Onun için, “Selâm!! Ne güzel kelâm!!” denmiştir.

Yine sevinerek ifade etmek gerekir ki yurdumuzda veya Müslümanların yaşadığı diğer Müslüman beldelerde İslamiyet’i tüm güzellikleriyle yerine getiremeyen birçok Müslüman, eksik ifadelerle de olsa selâm vermekte, selâm almaktadır. Bu durum, İslâm kültürünün inananların benliklerine ve ruhunun derinliklerine nasıl yerleştiğini göstermesi açısından dikkat çekidir. Bu itibarla yüzyıllarca İslam kültürü içerisinde yetişmiş olan inanan insanların benliklerinden İslâm aşkını ve İslâmî değerleri söküp atmanın mümkün olmadığını belirtmek gerekiyor.

Bununla birlikte selâm vermeyi “iyi günler” gibi ifadeler kullanarak yerine getirdiklerini sananlar ile hiç selâm vermeyenler de olabiliyor. Bunların kesin olarak kötü niyete bağlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bilerek selâm vermeyenleri M.A. Ersoy oldukça ağır ifadelerle tenkid eder:

Selâm ver be herif! Aşınmaz ya ağzın,

Ne bilir hayvan vermesini; ne de versen alır!

BEŞERİ İLİŞKİLER VE SELÂM’IN PSİKOLOJİK DEĞERİ

Beşerî münasebetler açısından selâm son derece önem arz etmektedir. Selâmın sihri, büyüsü ve etkisi de burada yatmaktadır. Çünkü selâm verenle alanı yakınlaştırır, birbirine ısıtır, samimileştirir. Bunun böyle olduğunu iki cihan serveri Efendimiz ne güzel ifade etmiştir: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Size, yerine getirdiğinizde birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim: Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” Bu hadis-i şerifi geniş bir şekilde analiz edecek olursak, uzun izahlara girilmesi zorunluluk arz eder. O bakımdan sadece selâm’la alakalı kısmını göz önünde bulundurursak, selâmın müminler arasında muhabbete, sevgiye, ilgiye, güzelliğe vesile teşkil ettiği kolaylıkla görülebilir.

Selâm, müminler arasındaki karşılıklı ilişkilerin ilk basamağını teşkil eder. İlk defa birisiyle konuşmaya selâm ile başlanır. Yani önce selâm, sonra kelâm.. Bu ilişkinin içten, sıcak ve samimi olması gerekir. Sıcacık bir selâm bazen birçok hediyeden ve ikramdan daha çok gönül alıcı olur. Allah’ın bu güzel selâmı ne kadar güzel ve cömertçe çoğaltılırsa o oranda muhabbet meydana gelir.

İnananlar, selâm vermekte yarışırlar. Önce selâm vermeyi arzu ederler. Kendilerine selâm verildiğinde daha güzeliyle mukabele ederler. Selâm almamazlık etmezler, duymazlıktan hiç gelmezler. Kendilerine selâm verildiğinde görmemek için kafalarını başka tarafa çevirmezler. Selâmı önemsemeyerek ağızlarının ucuyla almazlar; selâmı, memnun olduklarını göstererek en içten duygularıyla kabul ederler. (Erdoğan Baş)

****************************************************************

A – SELÂM VE SELÂM SÖZCÜKLERİ

Selâm, Cenab-ı Allah’ın 99 güzel isimlerinden biridir. Namazdan sonra:”Allahümme entesselâm vemin kesselâm” diyoruz. Yani: “Allah’ım! Sen selâmsın, selâmet de sendendir.” diye sesleniyoruz.

Cennetin bir adı da “Dâru’s- Selâm” (barış ve esenlik) yurdudur. Cenab-ı Allah, En-am:127, Yunus:25 âyetleri ile kullarını selâmet yurduna çağırıyor.

Selam sözcükleri:

Günümüzde kullanılan selâm sözcükleri şöyle oluyor:

– Selâm,

-Merhaba,

-Günaydın,

-Tünaydın,

-İyi günler,

-El işaretleri,

-Kafa sallamak,

-Haydi görüşürüz,

-Kendine iyi bak….vs.

Bu ve bunun gibi sözcükler gerçek selâm değildir. Selam yerine geçmez.

B – SELÂMIN ANLAMI

Selâm, karşı tarafa sağlık, iyilik dileklerini sunmaktır. Selâm, Müslümanların ortak dilidir.

“Es-selâmü aleyküm” demek: Sağlık selamet üzerine ol. Sıkıntılarından kurtul, kaza-beladan emin ol. Selâmet içinde yaşa. Allah seni selâmete, esenliğe kavuştursun” diye dua etmektir.

Karşı taraf da: “Ve aleyküm selâm” diye selamı aldığında selâm verene aynı duayı yapmış olur. Yani selâm, Müslümanlar arası güzel bir dualaşmadır.

Meşhur Kadı İyaz, selâmın “muhafaza” manasına geldiğini ifade ile şöyle der: Es- selâmü aleyke (Allah’ın muhafazası ve korunması senin üzerine olsun) demektir. Selâm verilene: “Cenab-ı Allah yâr ve yardımcın olsun” diye dua etmektir.

Selâm alıp verdikten sonra “Merhaba” denilir ki, selâmı alanlar, gelene: “Bizden sana zarar gelmez, rahat ol” diye güven vermiş olurlar.

C – SELÂMIN ŞEKLİ

Sünnet üzerine olan selâm. “Es-selâmü aleyküm”dür. Kendisine selâm verilen de “Ve aleyküms-selâm” der, selâmı alır.

Daha güzeli ile selâma karşılık: ”Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve bereketüh” denilir.

Genel olarak şöyle selam verilir:

– Selâmün aleyküm.

-Es- selâmün aleyküm.

Selâm getirene “Aleyke ve aleyhi’s- selâm” denir.

Mektupta selâm yazana:”Ve aleyke’s- selâm” denir.

Ölüye selâm:”Aleyke’s- selâm” diye verilir.

Kabristanda selâm:”Es- selâmü ya ehle’l-kubur” denir.

İçinde insan olmayan bir yere girildiğinde:” Es- selâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissalihın” diye selâm verilir. (Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük İslam İlmihali:485)

Kadın kadına:”Esselamü aleykim” diye selâm verilir.

Erkek erkeğe “Es- Selâmü aleyküm” der.

Peygamber (sav)’e: “Esselâtü Ves selâmü aleyke ya Rasulallah” diye selâm gönderilir.

Peygamber Efendimiz İslam’a davet mektuplarında “Selâm hidayete tabi olanlara” diye selâm yazmıştır.

Başka dinden olana İslam selâmı verilmez. Ona “selâm” denir veya merhaba, günaydın gibi şeyler söylenir.

Başka dinden olan veya inançsız:”Selâmün aleyküm” dese bile ona İslam selâmı verilmez “ve aleyke” denir. (Müslim selâm:8)

Yahudiler el işareti ile selâm verir. Eğilmek Mecusilerin selâmıdır. Günaydın şeklindeki selâm, İslam’dan önceki Arapların selâmıdır. Araplar “sabahın hayrolsun” “günün aydın olsun” diye selam verirlerdi.

Başkalarına benzememek için elle, başla, eğilerek selâm verilmez ve alınmaz. Peygamberimiz: ”Bir kavme benzeyen onlardandır” buyurmuşlardır.

Bir hadislerinde de selâm alıp verirken eğilmeyi yasaklamıştır. Bir gün Peygamber (as)’a bir kişi:

-Birine rastlayınca hürmeten selâm için eğilmeli midir? diye sorar. Peygamber (as) ona:

-Hayır! Der.

O kişi tekrar sorar:

-Musafaha da mı yapılmaz?

Peygamber (as) Ona:

-“Elbette bunu yapar” diye cevap verir. (İ.Canan Hadis Ans:9/422)

Ayrıca bir yere gelip selâm veren için ayağa kalkılmaz ve kalkılması istenmez. Bu konuda Peygamberimiz: ”Kim insanların kendisi için ayağa kalkıp, saygı göstermelerini isterse, ateşteki yerini hazırlasın” buyurur. (Büyük Hadis Ans:4/7733)

Bir yerden ayrılırken, geri geri gidilerek saygı gösterip, selâmlanmaz. Bu cahiliye âdetidir. İslam inancı ile bağdaşmaz.

Selâm verenin selâmını alanlar, selâmı aldıktan sonra “Merhaba” der. Bu bir rahatlatmadır. “Rahat ol! Bizden sana zarar gelmez” demektir. Peygamber aleyhisselâm böyle yapmıştır. “Merhaba” demek Peygamber (as)’ın sünnetidir.

D – SELÂMIN DİNİ YÖNÜ

Kur’an’da 37. Ayette “Selâm”,” Selâmet” kelimeleri zikredilmiştir.

Cenab-ı Allah 12 defa müminleri selâmlamıştır.

Böyle olunca, selâm vermek, selâm almak Canab-ı Allah’ın emridir. Peygamber (sav) bu emri yerine getirdiği için de sünnettir.

Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyurur:

-“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman, sizde ondan daha güzeli ile selâmlayın; yahut aynı ile karşılık verin…” -Nisa:86

Cennette müminlerin selâmlaşacağı bildirilerek:

“Onlar cennette boş bir söz işitmez. “Selâm” sözünü işitirler” _Meryem:62

-Neml:59’da Cenab-ı Allah mümin kullarına selâm veriyor.

-Saffat:181’de Peyberlere selâm veriyor.

-Cennette meleklerin müminlere selâm vereceği bildirilerek: ”Melekler yanlarına gelir:” Sabrettiklerinizden dolayı size selâm olsun!” derler” _Rad:23-24

Hud:69’da Melekler İbrahim (as)’a selâm vermiştir.

Cenab-ı Allah Adem (as) vasıtasıyla nasıl selâm verileceğini, nasıl alınacağını öğretmiştir.

Peygamberimiz (as) şöyle buyurur:

-“Cenab-ı Allah Adem’i yaratınca Ona:

-Şu meleklere selâm ver” dedi.

Adem:

-Es-selâmü aleyküm” dedi.

Melekler:

-Es-selâmü aleyke verahmetullah” diyerek selâmı aldı.” -Buhari, Enbiya:1

Din alimlerince selâm vermek, verilen selâmı almak dini bir vecibedir.

Dinen selâm vermek sünnet, (Kur’an’da emredildiği için vacip diyenlerde vardır) almak farzdır. Topluluk halinde farz-ı kifaye olur. Bir kişi verse, bir kişi alsa sorumlu olunmaz.

Selâm gönderenin selâmını almak vaciptir.

Eğer verilen selâm alınmazsa, veren selâmı verdiği gibi geri alır. “Aleyküm selâm” der.

İnsanlardan ayrılırken de selâm vermek sünnet, verilen selâmı almak (farz veya) vaciptir.

E – SELÂMIN ÖNEMİ

Müslümanlığın güzel nişanelerinden biri de selâmlaşmadır. Selâm, her dinde her toplumda vardır ama bizdeki kadar güzel, bizdeki kadar etkili değildir.

İnancımıza göre selâm, müslümanın müslüman üzerinde bir hakkıdır. Müslümanın müslüman kardeşi üzerinde 5 hakkı vardır.

1 – Uygun olan davetine icabet etmek,

2 – Öğüt ve nasihat isterse, öğüt vermek,

3 – Aksırınca “Şükür elhamdülillah” derse “Yerhamükellah” demek,

4 – Hasta olursa ziyaret etmek, ölürse cenazesini defnetmek,

5 – Karşılaştığında selâm vermek.

Kur’an’da selâm verenin iyiliğine şehâdet edileceği bildirilmiştir. (Nisa:94) “Size selâm Verne mü’min değilsin demeyin!” buyurulur.

Peygamber (as) şöyle buyurur:

-“Biriniz kardeşi ile karşılaştığı zaman Ona selâm versin. Eğer aralarında bir taş yahut duvar veya ağaç girip engel olurda sonra onunla yine buluşursa, tekrar selâmlaşsın.” -Büyük Hadis Kül:4/7682

Dinimiz selâmlaşmaya o kadar önem vermiştir ki, kavuşunca selâmlaşılacaktır. Ayrılırken de selâm verilecektir. Peygamber (as): “Bir topluluktan ayrılan selâm versin, öyle ayrılsın” buyurmuştur.

Toplumumuzda selâm vermeyen için “selâm bile vermedi” selâmı almayan içinde “selâm bile almadı” denir, kınanır. Demek oluyor ki selâm, bazı şeylerin ölçüsüdür.

İnsanımızın bugün toplum ilişkileri çok zayıf, hatta felç. Altlı-üstlü oturan, karşı karşıya oturanların bile ilişkileri istenildiği gibi değil. Değil açlığından tokluğundan, cenazesinden bile haberi olmuyor.

İyi olmayan ilişkilerin düzelmesi için toplumumuz Allah’ın selâmının vereceği sıcaklığa, muhabbete ihtiyacı vardır. Diyebilirim ki, bugünün insanı bir selâmlık ilgiye muhtaç.

Selâm vermek, karşı tarafa itibar etmek, değer vermek demektir.

Selâm, iyi niyet ifadesidir.

Selâm asla küçümsenmemeli, hafife alınmamalıdır. Selâm korkuyu giderir, güven sağlar. Allah’ın selâmı diğer selâm şekilleri gibi değildir. Verildiği zaman dikkat çeker ve ilgiyi uyandırır.

Yusuf İslam, müslüman olmadan biri O’na “Es-selâmü aleyküm” der selâm verir. Yusuf İslam, anlayamaz. Yakın birine “Bu ne demek?” diye sorar, O da bu şekilde selâmın manasını anlatır. Ondan sonra Yusuf İslam, İslam’a ilgi duymaya başlar. Araştırır ve Müslüman olur.   Şereflendiği İslam’ı da ad olarak benimser.

Selâmı vermek de duadır, almakta duadır. Yani selâmlaşan insanlar birbirine dua etmiş olurlar. Denilebilir ki selâm, duadır, ibadettir. Selâm, vereni de alanı da rahatlatır. İnsanları birbirine yakınlaştırır. Kırgınlıkları, dargınlıkları bir anda kesip atar. Aradaki kini, düşmanlığı ve buz dağlarını eritir, yok eder.

Bundan başka selâmlaşmanın bir çok faydaları vardır.

Selâm sadece tanıdığına verilmez. Tanıdık olsun, olmasın herkese verilir. O zaman tanışma, kaynaşma kolaylaşır. İşler daha kolay görülür. Selâm verenle alan arasında güven hasıl olur, arada ilgi artar.

Ayrıca selâm, Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olur. Çünkü selâm veren ve alan Allah’ın emrini yerine getirmiş, Peygamber işi işlenmiş olur. (Mustafa Oselmiş)

[Ek bilgi; İlginç bir bilgi

Dünya gibi Mars üzerinde de gezilebilen Google Earth programını kullananlar bir koordinata geldiklerinde ilginç ve tanıdık bir görüntü ile karşılaşıyorlar. Mars gezegeninin yüzeyinde açık Arapça olarak ‘ES SELAM’ kelimesinin yazıldığı açıkça görülüyor.

Ancak daha ilginç olan İslam mütfekkiri Muhiddin Arabi’nin bu işaretin Mars’ta bulunduğunu eserlerinde belirtiyor olması. Bu yazı Arapça “Es selam” olarak açık bir şekilde görülmektedir. Bu yazının yan bölümlerin de de yine hilaller bulunmaktadır. Bu iddia ne kadar doğru bilinmiyor. Bilim otoriteleri Mars üzerinde böyle işaretlerin oluşabileceğini söylüyor.

Futuhat-ı Mekkiye 1.Cilt, Bölüm 8’de, Muhiddin Arabi Hazretleri bu işareti şöyle anlatıyor:

”Allah’ın izniyle kainatta izin verilen yerlere kadar Tayy-ı mekânla gezen kutuplardan biridir. Gezip gördüğü yerlerde geleceğin insanlarına Mars’ta olduğu gibi Selam ve benzeri izler bırakmıştır. Hatta gezdiği yerlerin tamamını “Hakikat Arzı” olarak nitelendirmiştir.”

Bu işaretin Mars’ın güney kutup bölümünde görüldüğü iddia ediliyor. Google Earth’da Mars koordinatları ise şöyle:

85’47 37 91 G 3 25 07 10 D

85’43.53.35 G 2 47.56.46.D

85’43 09.66 G 2 38.40.67 D

es selam

Galaksi arşivi]

{ve ahıru da’vana enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)}

Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.(Elmalı)}

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11 Ağustos 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: