RSS

ESMA DERSLERİ – 13 – EL MU’MİN (C)

08 Eyl

El Mü'min (A)

……..Euzübillahimineşşeytanirracim,

……..Bismillahirrahmanirrahim

……..Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

……..De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende. (Amin)

……..KUR’AN DA MÜSLÜMAN VE MÜ’MİN KAVRAMLARI

         İslâm Allah Teâlâ’nın emirlerine teslim olmak ve bağlanmaktır. Bundan dolayı iman ile İslam arasında lügat yönünden fark vardır. Fakat şer’î hükümde İslamsız iman, imansız İslâm olmaz. Bu ikisi zahir ile batın, yüz ile astar gibidir. Din de iman ve İslâm ve şeriatın hepsine birden konulan isimdir demek olur ki ;

……..Allah nezdinde hak din ancak İslâm’dır.” (Âl-i İmran/19)

……..Ayetinde ve daha bazı yerlerde geçtiği üzere İslâm kelimesi sözlükte asıl maddesi olan barış ve güven hemzesinin duhul ve müteaddi hale koyma ve diğer mânâlarına göre barış ve karşılıklı anlaşmaya girmek veya koymak, güvenliğe çıkarmak, kurtulmak veya kurtarmak; ihlas ve teslimiyet ve bağlanmak gibi birkaç mânâya gelebildiğinden İslâm ve iman kavramlarında sözlük bakımından çeşitli farklar bulunduğundan şeriat daha çok bunların ikisinin birlikte toplanmasına ve gerçekleşmesine itibar etmiş olmakla beraber sözlük anlamlarını da az çok gözden uzaklaştırmamış bulunmasından dolayı şer’i kullanılışta, üç mânâ meydana gelmiş olur.

……..Birincisi: Biri diğerinin şartı olmak, biri açık, biri gizli olma bakımından asıl bulunmak gibi bir anlam farkıyla beraber gerçek olarak meydana gelmesinde eşit, şeref ve haysiyette birbirine gerekli olmalarıdır. Meselâ imanda İslam’ın hem bâtında ihlas kavramı, hem zahirde teslim kavramı şart olduğu gibi İslam’da da iman, hakkında delil getirilen bir şey olmak üzere şarttır. Bundan dolayıdır ki Nisâ Sûresi’nde:

,……..Size selam veya sulh veren kimseye mümin değilsin, demeyin.” (Nisâ/94)

……..Buyurulmuş ve bu sebeple mümin ve Müslim gerçekte bir sayılmıştır. Buna bilinen manasıyla İslâm demek uygun olur.

……..İkincisi: İslâm imandan daha genel ve onun bir başlangıcı olmak üzere imanın altında bir ikrar ve iman, İslâm’ın bir gayesi olmak üzere üstünde delil gösterilen bir şey ifade etmesidir ki bu âyet bu mânâ üzere gelmiş ve Râzî yalnız bu farkı kaydetmiştir. Bunu gerçek samimi Müslümanlık karşılığında resmî Müslümanlık diye de ifade edebiliriz. Bu henüz Müslümanlık değil, Müslümanlığa bir giriştir. Burada ihtar olunuşu da özellikle bu incelik içindir. Ve onun için

……..fakat siz İslâm oldunuz.” diye tasdik buyurulmamış “İslâm olduk, deyiniz” diye sözlük açısından ihtar yapılmıştır, bir de “Sâdikûne” karşılık olarak ifade edilmiştir.

……..Üçüncüsü: İmandan daha özel ve onun bir kemali, bir gayesi olmak üzere üstünde olan İslâm’dır ki

……..Bilakis, iyilerden olarak kim yüzünü Allah’a döndürürse.” (Bakara/112)

……..Buyurulduğu üzere ihsan mertebesini dahi kendisinde bulunduran ve

……..Allah nezdinde din ancak İslâm’dır” (Âl-i İmran/19)

……..Gerçeğinin ifade ettiği ve

……..“Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.” hitabıyla da burada işaret ve teşvik buyurulan mânâdır.

……..Bu mânâya götürmek üzere buyuruluyor ki: Ve Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, yani açıktan şehadet ile ikrar edildiği gibi kalben de samimiyetle imana yükselip olgun mümin, dosdoğru Müslüman olmak üzere gereğince amel ederek Allah ve Resulünün emirlerini seve seve yerine getirirseniz Allah size amellerinizden hiçbirini eksik olarak ödemez, değerinden eksik ecir ile karşılamaz. Çünkü Allah Gafur’dur, itaat edenlerin kusurunu bağışlar, Rahim’dir, rahmetinden ihsanı ile ecir verir. (Elmalı tefsirinden)

……..************************************************************

……..MÜMİN VE MÜSLÜMAN (Mevdudi tefsirden)

……..Ayette “eslemna ve lemma” lafzı kullanılmıştır. Bu “Biz Müslüman olduk deyiniz” diye de tercüme edilebilir. Bu lafızdan bazı kimseler, “Kur’an-ı Kerim’in dilinde “mü’min” ve “müslim” iki ayrı deyimlerdir; Mü’min canı gönülden iman edendir, Müslüman ise iman etmeden sadece dış görünüşü ile Müslüman olandır,” manasını çıkarmışlardır.

……..Böyle bir iddia serâpâ yanlıştır, temelden sakattır. Burada “iman” kelimesinin kalp ile tasdik için ve “İslam” kelimesinin sadece dıştan itaat için kullanıldığında şüphe yoktur. Fakat buradaki ifadenin Kur’an-ı Kerim’in müstakil iki ayrı deyimi olduğunu söylemek doğru değildir.

……..Kur’an-ı Kerim’in İslam ve Müslim kelimelerinin kullanıldığı ayetleri incelenince, Kur’an ifadesinde İslâm’ın, Allah’ın insan cinsine ve bütün beşere indirdiği hak dinin adı olduğu görülmektedir. İman ve emre itaatin ikisini de içine almaktadır.

……..Müslim” ise canı gönülden iman eden ve fiilen itaat eden kişi demektir. Örnek olarak aşağıdaki ayetleri inceleyiniz.

……..Allah katında din ancak İslam’dır.” (Al-i İmran: 19)

……..Kim İslam’dan başka bir din ararsa, o istediği din asla kendinden kabul olunmaz.” (Al-i İmran: 85)

……..Ben sizin için İslam’ı din olarak beğendim.” (Maide: 3)

……..Allah kimi doğru yola sevketmeyi isterse göğsünü İslam ile genişletir” (En’am: 125)

……..Bu ayetlerde “İslam“dan maksadın iman etmeden itaat etmek olmadığı meydandadır. Yine bakınız yer yer bu konunun ayetleri gelmektedir.

……..Ey Peygamber! De ki: Müslüman olanların ilki olmam bana emredildi” (En’am: 14)

……..Onlar Müslüman olurlarsa şüphesiz doğru yolu bulmuş olurlar.” (Al-i İmran: 20)

……..Müslüman olan bütün peygamberler Tevrat’a göre hükmederlerdi.” (Maide: 44)

……..Burada bunun gibi ve diğer yerlerde daha birçok örnekler göz önüne serilince, artık İslam’ı kabul etmek, İslam’a girmek, iman etmeden itaat etmek demektir denilebilir mi? Bunun gibi “Müslim” kelimesinin de defalarca kullanıldığı manaya örnek olarak aşağıdaki ayetlere bakınız.

……..Ey iman edenler! Allah’tan korkulması gerektiği şekilde korkunuz ve siz ancak Müslüman olarak can veriniz.” (Al-i İmran: 102) ,

……..O sizi önceden de Müslümanlar olarak isimlendirmişti, bu kitapta da öyle isimlendirmiştir.” (Hac: 78)

……..İbrahim, ne yahudi ne de hıristiyandı, fakat o, Allah’ı bir tanıyan gerçek bir müslümandı.” (Al-i İmran: 67)

……..Hz. İbrahim ve İsmail’in Kabe’yi inşa ederken yaptıkları dua:

……..Ey Rabbimiz! Bizim ikimizi sana teslim ve ihlas sahibi (Müslim) olmakla sabit kıl, soyumuzdan bir topluluğu da Müslüman bir ümmet yap.” (Bakara: 128)

……..Hz. Yakub’un çocuklarına vasiyeti:

……..Ey çocuklarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. Öyleyse artık siz ancak Müslüman olarak can verin.” (Bakara: 132)

……..Bu ayetleri okuduktan sonra artık kim bu ayetlerde “Müslim“den maksat gönülden inanmayıp sadece dıştan İslam’ı kabul eden kişidir diye iddia edebilir?

……..Bu ayetleri inceledikten sonra, Kur’an-ı Kerim’in ifadesinde İslam’dan maksat, iman etmeden itaat etmek ve Kur’an’ın dilinde Müslüman, “Sadece dıştan İslam’ı kabul eden kimsedir” demek, baştan yanlış ve kesin hatadır.

……..Bunun gibi iman ve mü’min kelimelerinin Kur’an-ı Kerim’de mutlak surette, can-u gönülden iman etme manasına kullanılmadığını iddia etmek de yanlıştır. Şüphesiz pek çok yerde bu manaya kullanılmıştır.

……..Fakat pek çok öyle yerler de vardır ki, bu kelimeler orada, dıştan iman etmiş gözükmek için, sadece dil ile söylemek manasına da kullanılmıştır.

……..Ey iman edenler!” denilerek dil ile ikrar ederek Müslümanlar topluluğuna giren insanlara hitap edilmiştir. Onların gerçekten mü’min olduğu veya imanının zayıf olduğu yahut sadece bir münafık olduğu göz önüne alınmamıştır. Bunun pek çok örneklerinden birkaçı için Bkz. Al-i İmran: 156, Nisa: 136, Maide: 54, Enfal: 20-27, Tevbe: 38, Hadid: 28, Saf: 2. (Mevdudi tefsirinden)

……..*********************************************************

         İMAN VE İSLAM

……..Taşralılar (Bedeviler) “iman ettik” dediler. De ki; Siz İman etmediniz fakat “İslâm olduk deyiniz.” Çünkü daha iman kalplerinize girmedi. (Hucurat/14)

……..Ayetten de açıkça anlaşılacağı üzere iman ve İslâm birbirini tamamlayan lâkin birbirinden farklı anlamlara sahip kavramlar olarak kullanılmaktadır.

……..Ayette ki “İslâm olduk” ifadesini Mücahid; “Can ve mal korkusuyla teslim olduk” biçiminde tefsir etmiştir. Ne ki rivayet kopuktur.

……..İbrahim en Nehai bunu doğrudan “İslam olmak, Müslüman olmak” biçiminde tefsir etmiştir.

……..Bu ikinci tefsir bize göre doğru olandır. Ayette ki “İslâm olduk” un anlamı “Müslüman olduk” tur ve imandan farklı olarak değerlendirilmiştir. Bunu Buhari ve Müslüm dâhil birçoklarının naklettiği şu haber pekiştirmektedir.

……..“Sa’d b. Ebi Vakkas’tan; Allah resulü bir topluluğa ganimet paylaştırıyordu. Onlardan bir adama vermemesi beni şaşırttı. Kalktım ve dedim ki; Falan adama niçin ganimetten pay vermediniz? Vallahi ben onu Mü’min olarak görüyorum.

……..Allah resulü şöyle cevapladı; “Hayır, belki müslim

……..Sa’d üç kez aynı sözü söyledi ve üçünde de Nebiden aynı cevabı aldı. En sonunda Allah resulü buyurdu ki;

……..Ey Sa’d kuşkusuz ben bir adama ondan daha çok sevdiklerim dururken yardım edebilirim. Bu onun yüzüstü ateşe atılmasından daha hayırlıdır.

……..Hadisin devamında Zühri’nin bir açıklaması var; “Biz görüyoruz ki İslâm kelime-i tevhid, iman ise ameldir.

……..İman ve İslâm ayırımı bir başka ayette de yapılır.

……..Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar.” (Ahzab/35)

……..Allah resulü İman ve İslâm’ı şöyle açıklamıştır;

……..İslâm dışta ve görünürde, iman içte ve Kalpte olandır.” (Müsned’den Hz. Enes yoluyla İbn. Teymiye-El İman/6)

……..Bu hadiste de İman ve İslâm bir şeyin iki yüzü gibi birbirinden ayrılmayan, lâkin birbirinin de aynı olmayan bir olgu olarak tanımlanmaktadır. İman’la İslâm’ın birbirinden ayrı ve bağımsız olmadığının en güzel delili, sonradan “İslâm’ın şartı beştir” gibi yanlış bir zihniyetle sayıların sultasına kurban edilen şu hadistir.

……..“İslâm beş şey üzerine bina edildi; Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammedin de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, Namazı kılmak, zekâtı vermek, hac ve Ramazan orucu.” (Buhari; İman)

……..Bu ünlü hadiste beş madde var. Bunlardan dördü organlarla ilgili eylem. Namaz, zekât, hac, oruç. Bunlar ameli ilgilendiren maddeler. Geriye bir madde kalıyor ki o da Kelime’i-Şehadet’te ifadesini bulan Allah’ın tekliği ve Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğunu ikrar. Diğer dört madde bu birinci maddeye bağlı Şehadet olmadan ne namaz, ne zekât, ne hac, ne oruç olur.

……..Yalnız bu beş madde arasında temel bir benzerlik var, o da bunların tümünün zahirde olup biten şeyler olması. Hadiste ki birinci madde insanı yanıltmamalı Orada İman etmek değil, şehadet etmek şart koşulmaktadır. Şehadet etmek ise sözle yapılan zahiri bir eylemdir, yani ameldir, dilin ameli.

……..O halde İslâm bütünüyle imanın dış bükeyidir ve amele taalluk eden boyutudur. İslâm teslim olmak, Müslümanlardan sayılmak, şer’i hukuka tabi olmak Müslümanların sahip olduğu haklara sahip olmak demektir.

……..İslâm iman’ın aynısı değildir, öyle olsaydı Cebrail Allah resulüne bir “iman nedir” bir de “İslâm nedir” diye ayrı ayrı sormazdı ve Nebi de ayrı ayrı cevap vermezdi. Hem sorular hem de cevaplar farklı ise İman’la İslâm’ın birbirinin aynı olmadığına bundan daha güzel delil olur mu?

……..İman sorulduğunda; “Allah’a, meleklere, kitaplara, resullere, ahirete ve kadere iman etmek” olarak tarif eden Allah resulü, kendisine İslâm sorulduğunda namaz, zekât, oruç ve haccı zikretmiştir. (Buhari-Müslüm)

……..Hadisin farklı metinlerde bu beşten biri cünüplükten temizlenmek ya da humus olarak zikredilmiştir.

……..İman’ı iç güvenlik olarak tanımlarsak İslâm da dış güvenliktir. Bu nedenle Allah resulü toplumsal güvenin sağlanmasında ferde düşeni İmanla değil İslâm ile tanımlamış ve buyurmuştur ki;

……..Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Buhari)

……..Bu uyarı da gösteriyor ki “İslâm” mü’min bireyin Müslüman toplumla ilişkilerini belirleyen kavramlar dizgesinin başında gelmektedir. Yani “Müslüman kimdir” sorusuna bu naslardan yola çıkarak şu cevabı verebiliriz. İslâm’a sarılıp kurtuluşa (selâmete) eren, insanların da elinden ve dilinden selâmette olduğu, varlığı bireysel ve toplumsal barışın (Selâm) garantisi ve bu garantiyi karşılaştığı her insana selâm vererek peşinen taahhüd eden insandır.

……..İşte bu hadis mü’min bireyin söz konusu barış garantisinin taahhüdüdür. Onun için Selâm vermek “En hayırlı İslâm” olarak tanımlanmıştır.

……..Bir adam Nebi’ye sordu; “Hangi İslâm daha hayırlıdır”

……..Buyurdu ki “Açları doyurursun, ister tanı ister tanıma selâm (Barış ve güvenlik taahhüdü) verirsin. İşte en güzel İslâm budur. (Buhari-İman)

……..İslâm’ın en güzel sembollerinden biri olan selâmın günümüzde içi boşaltılmış ve öz manasından soyutlanmış bir şekilde geleneksel bir dil alışkanlığı olarak verilmesi, ruhundan soyutlanan diğer imanî ve İslâmî şiarların akıbetine onun da uğradığının bir görüntüsüdür.

……..Oysa ki Selâm mü’minin mü’mine verdiği barış ve güven parolasıdır. Bu parolayı veren de alanda birbirleri için mü’min (güvenilir) kimselerdir. Birbirlerine karşı güven ve barışı taahhüd etmişlerdir. Bu nedenledir ki Selâm, aynı kökten geldiği İslâm’ın bir tezahürü olarak ortaya çıkar. İslâm ise İman’ın bir tezahürüdür.

……..Din, hem imanın hem İslâm’ın ortak adıdır. İmansız İslâm mümkündür lâkin makbul değildir. Hucurat/14 ayeti bunun delilidir. Bugün de iman etmediği, Allah’ın ahkâmını içine sindiremediği halde kendilerini Müslüman olarak tanımlayan insanlar bu kategoriye girerler. İman etmeden İslâm olmak kendi içerisinde iki kısımda mütalaa edilir.

……..1 – İman’a ulaşmadan Müslüman olanlar. Bunun örneği Hucurat/14 de ki bedevilrdir. Onlar bazılarının iddia ettiği gibi bilinen manada münafık değildiler. Onlar çeşitli sosyal ve siyasal nedenler yüzünden imana ermeden İslâm’ın siyasal hakimiyetine teslim olmuş insanlardı. Bu nedenle söz konusu ayette Allah onların İman olarak niteledikleri şeyin gerçek adının İslâm olduğunu izah etmiş ve İman etmeleri gerektiğini, ancak o zaman mü’min olabileceklerini, şimdiki durumda müslim olduklarını duyurmuş ve ardından şu garantiyi vermiştir;

……..Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz o yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez Allah çok bağışlayandır Çok esirgeyendir.” (Hucurat/14)

……..2 – İmana ulaştıktan sonra onu reddedip Müslüman görünenler. Bu da iman etmeden Müslüman olmak olarak adlandırılabilir. Ne ki birincisiyle bu ikinci arasında derin bir fark vardır. Birinciler imandan habersizken ikinciler haberlidir. Birinciler bilinçsizken ikinciler bilinçlidir. Çünkü Bedeviler gerçekten teslim olmuşlar ve bunu iman zannetmişlerdir. Bu ikinci kesime giren Müslüman tipi olan münafıklarsa ya imana girip onun gereğini yerine getirmedikleri için (Uhud ve Tebük’ün ortaya çıkarttığı münafıklar gibi) münafık olmuşlar ya da bilinçli bir biçimde küfrü tercih ettikleri halde dıştan Müslüman görünmeyi menfaatleri açısından daha yararlı buldukları için Müslüman olmuşlardır. Şu ayet bu tür münafıklığı iyi açıklamaktadır;

……..“Onlar ki inandılar sonra inkâr ettiler. Daha sonra inandılar yine inkâr ettiler. Sonra inkârları arttı.” (Nisa137)

……..Din demiştik İman ve İslâm’ın her ikisinin ortak adıdır. Çünkü İman tasdik, İslâm ameldir. İman kalbin ameli, İslam bedenin imanıdır. İman muharrik kuvvet, slân bu kuvvetin harekete dönüşmesidir.

……..Bu nedenle İslâm şeriat ile eşleştirilir ve “İslâm şeriatı” olarak kullanılır, iman şeriatı biçiminde değil. İman ise hakikat ile eşleştirilir. Ve imanın hakikati denilir, İslam’ın hakikati değil.

……..İslamsız imanın hükmü ne ise şeriatsız hakikatin hükmü de odur. Hakikatsiz şeriat kuru bir kabuk ve şekilcilik, şeriatsız bir hakikat gizemcilik ve sapıklıktır. Hakikat varlığını imandan, şeriat meşruiyetini İslâm’dan alırsa makbul olur.

……..İmanla İslâm arasında ki ilgi imanla amel arasında ki ilginin aynısıdır. Halkın dilinde İslâm’ın şartı olarak bilinen beş rükün ameli ilgilendiren (Şehadet dilin ameli) maddelerdir.

……..Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç şudur. Şuurun dört mertebesinden iç bükey ve batıni olan marifet ve tasdik ile iman ortaya çıkmakta, dış bükey ve harici boyutu olan ikrar ve amel ile de İslâm ortaya çıkmaktadır.

……..Özetin de özeti; imanla İslâm’ı ayırmak demektir ki bu durumda ortada ne iman kalır ne İslâm.

……..İMAN VE AMEL

……..İman lügatte onaylamak, tasdik etmek, kabullenmek, güvenmek/güvenilmek anlamlarına gelir. Bu anlamlarıyla Kur’an da da kullanılmıştır. (Yusuf/17)

……..“İman” nedir sorusunu bir keresinde Allah resulü şöyle cevaplamıştır. “İman; Allah’a, meleklerine, O’na kavuşmaya, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye inanmadır.” (Buhari)

……..“Cibril hadisi” ile meşhur olan bu salih rivayette beş madde yer almakta. Üçüncü madde olan “O’na kavuşmak”la beşinci madde olan ba’s mahiyet olarak aynı. Bu durumda geriye dört madde kalmaktadır. Meleklere iman Nübüvvete imanın bir parçası olarak görülmeli.

……..Birden çok kanaldan gelen Cibril hadisinin bu varyantında kadere imanla ilgili bir madde yok. Hadis bu şekli ile Kur’an da ki iman edilecek maddeleri sıralayan ayetlere diğer rivayet zincirinden gelen varyantlarından daha fazla uyuyor. Çünkü ayetlerde bazı rivayetlerde altıncı madde olarak zikredilen “Kadere iman” maddesi zikredilmekte. Sırasıyla ele alalım;

……..Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr (iyilik) değildir. Asıl birr odur ki; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, ve peygamberlere iman etti. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve eziyetlenenlere mal verdi Namazı kıldı, zekâtı verdi.” (Bakara/177)

……..Bunlardan kim ki Allah’a ve ahiret gününe iman eder salih amel yaparsa..” (Bakara/62)

……..“Mü’minlerin hepsi Allah’a meleklerine, kitaplarına ve peygamberine inandı. (Bakara/285)

……..Ey iman edenler, Allah’a Resulüne ve resulüne indirdiği kitaba ve daha önce indirilmiş bulunduğu kitaba iman edin. Kim Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse o uzak bir sapıklığa düşmüştür. (Nisa/136)

……..Özellikle Bakara/177 ve Nisa/136 ayetlerde sayılan iman esaslarıyla Cibril hadisinin, Buharinin sahih kabul edip kitabına aldığı varyantı örtüşmektedir.

……..{Dip not; Aynı hadis aynı şekliyle Müslüm’de de geçmektedir. Ne ki Müslüm; Abdullah bin Ömer kanalıyla başka bir senetle aynı metinde “ahirete iman” yerine “kadere iman” maddesi olan hadisi de rivayet eder. Hadisin girişinde hikâye edildiğine göre rivayet kader tartışmalarının ayyuka çıkması üzerine İbn. Ömer’e Yahya Bin Ma’mer’in şikâyetiyle ortaya çıkmıştır. Aynen aktaralım;

……..İlk kaderden söz eden Ma’bed el Cüheni idi. Ben ve Humeyd b. Abdurrahman, el-Himyeri, hacca ya da umreye gitmiştik. Kendi kendimize dedik ki “Keşke Allah Resulünün ashabından birine insanların kader hakkında konuştukları bu şeyleri aktarıp sorsak.” Mescidin içinde Abdullan b. Ömer’e rastladık. Ben ve arkadaşım etrafını sardık. Ben sağına o soluna oturmuş olarak sorduk.”. Böyle devam eden rivayet öyle anlaşılıyor ki Emevilerin her türlü ahlaksızlık ve zulmü yapıp bunu da Allah’ın kaderiyle açıklamalarına tepki olarak doğan redcilerin (Kaderiyye) başlattıkları tartışma ortamında vücut bulmuştur. (Müslüm-1/155-156)}

……..Zaten bu maddelerin imana konu olabilmesi için usül açısından sübutu ve delâleti kat’i bir nas bulunması gerekmektedir.

……..Kur’an ın imanı tanımladığı bu ayetlere yeniden bir göz atacak olursak hemen tamamında iman ile amelin yan yana geldiğini görürüz.

……..Kur’an ın bir çok yerinde amel imana mukarin olarak gelir. Özellikle İman ve salih amelin Kur’an ın onlarca ayetinde birlikte kullanılır.

……..“İman edenler ve salih amel işleyenler (Bakara/277) örneğinde görüldüğü gibi iman ve amelin birlikte kullanıldığı bu tür ayetlerden iki sonuç çıkarılır.

……..1 – İmanın, amelin kendisi olmadığı, eğer öyle olsaydı imandan ayrı olarak amel de zikredilmezdi Eğer amel imanın kendisi olsaydı “İman eden ve salih amel işleyen” ifadesi gereksiz olur, sadece iman edenle iktifa edilirdi. Bu ikisinin aynı olduğunu iddia etmek yukarıda ki Kur’ani ibarede bağlaç olan “vav” a tekrar anlamı yüklemek olur ki bu bir kişinin gelişini belirtmek için Ahmet ve Ahmet geldi demek kadar abestir.

……..2 – Amel’in imandan bağımsız olmadığı; Eğer bağımsız olsaydı onlarca ayette İman salih amelle yan yana zikredilmezdi. İmanla salih amelin yanyana geldiği ayetlerden amelin, imanın bir parçası olduğu sonucunu çıkarmak dil kuralları açısından mümkündür ve itiraz edilmeyecek bir sonuçtur. Çünkü Kur’an da bunun örnekleri çoktur. Örneğin;

……..“Kim Allah’a, meleklerine, Cebrail ve Mükâil’e düşman olursa.” (Bakara/98)

……..Kur’an, ibaresinde melekler geçmesine ve Cebrail ve Mikâil de melekler toplumunun bir parçası olmasına rağmen onlar ayrıca anılmışlardır. Yine;

……..“Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte rükû edin.. (Bakara43)

……..Ayetinde rükû namazın bir cüzü olduğu halde ve de “namazı kılın” denildiği halde ayrıca bütününden parça çıkarılıp “rükû edin” biçiminde vurgulanmıştır.

……..Kur’an amelin imandan bağımsız olmadığının delilleriyle doludur. Hatta kinaye olarak Kur’an da amel, iman olarak adlandırılmıştır.

……..“Allah imanlarınızı zayi edecek değildir.” (Bakara/143)

……..Ayette ki imandan kasıt namazdır. Bunu ayetin iniş sebebinden anlıyoruz. Ashabdan bazıları kıble Kudüs’ten Kâbe’ye dönüştürülmeden önce şehit olmuş arkadaşlarının namazlarının ne olacağını soruyorlardı. Ayet bu soruya cevap olarak inmiştir. (Fethu’l-Bari)

……..Sahih sünnette iman amel münasebetlerini ele veren birçok rivayete rastlamak mümkün. İşte bu hadiste iman ve amel iç içe;

……..“Nebiye soruldu; Hangi amel daha efdaldir? “Allah ve Resulüne iman” buyurdu. “sonra hangisi?” diye soruldu; “Allah yolunda cihad” Buyurdu. Ardından yine soruldu; “sonra hangisi?” cevapladı; “hayır üzere yapılmış bir hac.” (Buhari)

……..Resulü sevmek imandandır.

……..Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki ben içinizden herhangi birine babasından ve evladından daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmazsınız. (Buhari)

……..Allah yolunda cihat imanın bir parçasıdır;

……..“Allah bir kimseye kendi yolunda cihadı nasip etse ve o da Allah’a ve Resulüne iman ediyorsa çıksın. Ya ecri, ya ganimeti, ya şehadeti elde eder. Eğer ümmetime lazım olmasaydım hiçbir çarpışmadan geri kalmazdım. And olsun Allah yolunda öldürülüp sonra dirilmeyi, sonra öldürülüp bir daha dirilmeyi ve yine öldürülmeyi ne kadar isterdim.” (Buhari)

……..Haya imandandır” (Buhari)

……..Allah için sevmek, kızmak, vermek, ve engel olmakta imandandır.

……..Allah için seven, Allah için kızan, Allah için engel olan kuşkusuz imanını tamamlamıştır.”

……..Allah resulü imanın parçalardan meydana gelen bir bütün olduğunu, bunların içinde amellerin de yer aldığı açık bir biçimde ifade edilmiştir.

……..“İman yetmiş küsur şubedir. En üst derecesi lâ ilâhe illallah, en alt derecesi çevreyi rahatsız edici bir engeli yoldan kaldırmaktır.” (Buhari)

……..Bu hadiste nazari iman olan lâ ilâhe İllallah ile ameli iman olan imatatü’l-eza bir bütünün farklı ağırlıkta ki parçaları olarak geçiyor. İşte o bütünün adı imandır.

……..İmanın ve İslâm’ın şartlarını sayılarla ve belli maddelerle sınırlamanın yanlışlığının delili olan şu sahih hadiste namaz, zekât, oruç; “iman nedir” sorusunun cevabı olarak zikredilmektedir.

……..“Allah Resulü kendisine gelen bir elçiler grubuna; YALNIZCA ALLAH’A iman etmeyi emretti ve sordu; YALNIZCA ALLAH’A İMAN nedir bilir misiniz? Allah ve Resulü daha iyi bilir dediler. Bunun üzerine buyurdu ki      ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINA VE MUHAMMED’İN O’NUN ELÇİSİ OLDUĞUNA ŞEHADET ETMEK, NAMAZI KILMAK, ZEKÂTI VERMEK, RAMAZAN ORUCUNU TUTMAK VE BEŞTE BİR (Humus)i VERMEKTİR. (Buhari)

……..Sahabe ve tabiinin iman amel ilişkisi konusunda ki tavırları da yukarıda naklettiğimiz Kur’ani ve Nebevi tavrın bir devamı. Örneğin; İbn. Abbas;

……..“De ki; Duanız olmasaydı rabbim sizi ne yapsın.” (Furkan/77) mealinde ki ayeti kerimeyi “imanınız olmasaydı” [levla imanüküm] diye tefsir ederek “duanız imanınızdır” demiştir. Bu tefsir; “Dua ibadettir, ibadet ise imandandır. Anlayışı üzerine bina edilmiştir.

……..Aynı cümleden olarak Ömer b. Abdülaziz valilerinden Adiy b. Adiyye’ye yazdığı mektupta şöyle diyordu; “İman farzlar, şer’i hadler ve sünnetlerdir. Kim bütün bunları tamamlarsa onun imanı da tamam olur. Kim de bunları tamamlamazsa onun imanı noksan olur.” (Fethü’l-Bari)

……..Yine sahabeden Muaz b. Cebel arkadaşlarından Esved b. Hilâl’e tefekkür ve Allah’ı zikri kastederek; “Gel birlikte oturup biraz iman edelim.” Demiştir. (Fethü’l-Bari)

……..Ebu Hanife’den nakledilen bir iman tarifini, yukarıya aldığımız bu nasların karşısına yerleştirecek olanlar çıkabilir. Ebu Hanife’nin imanla, ameli ısrarla ayırdığı bir gerçektir. Bu ona atfedilen eserlerin tümünde açıkça görülür. Lâkin imamın bu konuda ki tavrının sebebi bizce pratik kaygılardır.

……..İmam’ın yaşadığı dönemin siyasi profili dikkatle incelenirse bazı tavırların nedeni daha iyi anlaşılır. İmam özellikle zalim Emevi yönetiminin cizye gelirlerinin düşmemesi için kitle halinde İslamlaşmayı engellemesi, bunun içinde daha yeni Müslüman olmuş insanların İslâm’ını kabul için başta amel olmak üzere bir çok şart koşması, hatta İslamlarının kabul edilmeyip cizye vermeye zorlanan 400 kişinin Buhara Camiinde hunharca yakılması gibi elim olaylar, Ebu Hanife gibi hamiyetli ulemayı harekete geçirerek Emevilerin zulmünden bir çoğu İran’lı olan mazlum halkı kurtarmak için yeni ve farklı fetvalar vermeye sevk etmiştir.

……..Ebu Hanife’nin Arapça dışında ki bir dille surelerin okunup namaz kılınacağı içtihadı da iman-amel konusunda ki içtihadı gibi kendi özel ortamından bağımsız anlaşılamayacak içtihatlarından biridir ve hususi sebepleri vardır.

……..Ebu Hanife’den buraya kadar aldığımız naslarla çelişmeyen hatta iman-amel ilişkisini fazlasıyla destekleyen iman tarifleri de rivayet edilmiştir. İmam kendisine nispet edilen el ‘Alîm ve’l-Müteallim adlı eserde “İman nedir” diye soran talebesi Ebu Mukatile şöyle cevap vermiştir. “İman tasdik, marifet, yakîn, ikrar ve İslâm dır.” (el ‘Alîm ve’l-Müteallim)

……..Bu tanım yaygın kanaatin aksine İmam’ın amelin amelle hiçbir ilişkisinin olmadığı gibi bir görüşe iltifat etmediğini, bilakis İmanı ikrar ve İslâm olarak niteleyerek imanla amel arasında ki ilişkiyi kabul ettiğini göstermektedir. Çünkü ikrar dilin amelidir. İslâm ise daha önce naklettiğimiz gibi Resul’ün tefsiriyle amel, ittiba, zahir ve imanın dış bükey boyutudur.

……..İman-amel ilişkisi konusunda verdiğimiz bu bilgilerden sonra sonucu bir cümle ile özetlemek gerekirse Allah Resul’ünün de birçok hadislerinde kullandıkları tabiri kullanarak diyebiliriz ki Amel imanın aynı değildir, amel imandan gayri de değildir. Ancak AMEL İMANDANDIR. (Mustafa İslamoğlu-İman insanın saadeti/256-269)

……..************************************************************

         MÜ’MİN KİMDİR, NASIL OLMALIDIR?

……..1 – Mü’min rabbiyle karşılaşıp ona döneceğini bilendir. (Bakara/46)

……..2 – Mü’min; Kur’an ı hidayet edici, şifa, rahmet ve müjdeci olduğunu bilendir. (Bakara/97) (Yunus/57) (İsra/82) (Neml/2-77))

……..3 – Resul de, Mü’min de Allah’a, indirilen kitaba inanan, tüm Resul ve Nebilere birini diğerinden ayırt etmeyen ve onlara itaat eden kimselerdir. (Bakara285)

……..4 – Allah, mü’minlerin velisidir. (A. İmran/68)

……..5 – Mü’min; müminlerden başkasını dost ve veli edinmez. Edindiği takdirde kendi aleyhinde Allah’a apaçık kesin bir delil vermiş olacağını bilir. (A. İmran/28) (Nisa/144) (Tevbe/71)

……..6 – Mü’min Allah için savaşmaktan çekinmez verilen görevi yerine getirir. (A. İmran/121)

……..7 – Mü’min sadece Allah’a tevekkül eder. (A. İmran/122) (İbrahim/11) (Mücadele/10) (Tegabün/13)

……..8 – Mü’min elçiyi; Allah’ın gönderdiği kendilerinden olan, indirilen ayetleri okuyan, kendilerini arındıran, kitabı ve hikmeti öğreten olarak kabul eder. (A. İmran/164)

……..9 – Mü’min; Allah’ın bir şekilde iman edenleri açığa çıkarıp kimin ne olduğunu ortaya çıkaracağını bilir. (A. İmran/166)

……..10 – Mü’min herkese; Allah’ın üzerlerinde açığa çıkan nimetini ve fazlını ve de iman edenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını müjdelemek ister. (A. İmran/171)

……..11 – Mü’min sadece Allah’tan korkar. (A. İmran/175)

……..12 – Mü’min Allah’ın; iman edenleri olduğu gibi bırakmayacağını pis ile temizi mutlaka ayıracağını bilir. (A. İmran/179)

……..13 – Mü’min erkek ancak bir Mü’min bir kadınla veya iman etmiş bir cariye ile evlenir. Gizli dost edinmez. (Nisa/25)

……..14 – Mü’min; Allah için savaşır bu amaçla iman edenleri teşvik eder,  kendisi de isteksiz davranmaz, sadece kendinden sorumlu olduğunu da, bunun Allah’ın kendisini güzel bir şekilde imtihan ettiğini bilir. Çünkü bilir ki Allah hakikati inkâr edenlerin gücünü kıracaktır. (Nisa/84) (Enfal/17)

……..15 – Mü’min; Bir iman edeni asla öldürmez. Yanlışlık veya kaza halinde öldürdüğü takdirde tevbe eder ve diyetini öder. Şayet bir iman edeni kasıtlı olarak öldürürse Allah’ın kendisini lanetleyeceğini, ebedi olarak cehennemde kalacağını bilir. (Nisa/92-93)

……..16 – Mü’min; Allah için sefere çıktığında iyice araştırıp ona göre hazırlığını yapar. Kendisine selâm verene sırf ganimet elde etmek için “sen iman eden değilsin” diyemez. (Nisa/94)

……..17 – Mü’min; özürlü olmadığı halde oturan savaşmayan kişi ile mallarıyla canlarıyla sefere çıkanların diğerlerinden çok daha üstün olduğunu bilir. (Nisa/95)

……..18 – Mü’min; güvenli bir ortamda her şekilde Allah’ı zikreder. Namazı ikame eder. Çünkü bilir ki Namaz belirle vakitlerde üzerine farz kılındığını bilir. Ayrıca kendisine rızık olarak verilenlerden infak eder. (Nisa/103) (Maide/3)

……..19 – Mü’min; doğru yol, Allah’ın yolu, İslam dini kendisine açıklandıktan sonra başka bir yola saparsa. Allah’ın onu saptığı şekilde bırakıp cehenneme atacağını bilir. (Nisa/115)

……..20 – Mü’min; münafıkların iman edenleri bırakıp küfür ehlini dost ve veli edinerek kuvvet ve onur kazanacaklarını zannettiklerini, hâlbuki izzet ve onurun sadece Allah’a ait olduğunu bilir. (Nisa/139)

……..21 – Mü’min; Münafıkların kendilerini izlediklerini, Allah’tan bir zafer kazandığında “sizinle birlikteydik” diyeceklerini, İnkâr ehli zafer kazandığında ise İnkârcıların yanında olacaklarını bilir. (Nisa/141)

……..22 – Mü’min; Tevbe ederler, ibadet ederler, hamd ederler, Allah için seyahat ederler, secde ederler, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar, Allah’ın sınırlarını korurlar. Allah’ın hakikati ile durumlarını düzelten, iman ehli ile beraber olanlardır. (Nisa/146)(Tevbe 112)

……..23 – Mü’min; İlimde derinleşmiş olanlarla iman eder. Salâtı ikame edip zekât verenlerin mükâfatlandırılacağını bilir. (Nisa/162)

……..24 – Mü’min; Temiz ve güzel her şeyin helal olduğunu bilir. (Maide/5)

……..25 – Mü’min; Dininden dönerse Allah’ın yerine başkasını getireceğini, Onun da iman edenlere alçak gönüllü olup inkâr edenlere karşı da güçlü ve onurlu olacağını, bunun da Allah’ın bir ihsanı, bir keremi olduğunu ve dilediğine verdiğini bilir. (Maide/54)

……..26 – Mü’min; İman edenlere en şiddetli düşmanın Yahudiler ve müşrikler olduğunu, İman edenlere yakın davranan, sevgi besleyenleri ise Hristiyan’ız diyenler olduğunu, bunun nedeninin de bir takım papaz ve Rahiplerin büyüklük taslamamasından dolayı olduğunu bilir. (Maide/82)

……..27 – Mü’min Kur’an a iman edip uyan, onun hakikatiyle iman edenlere öğüt verendir. (A’raf/2)

……..28 – Mü’min Allah’tan korunup sakınan, iman edenlerle aralarını düzelten, Allah’a ve resulüne itaat edendir. (Enfal/1)

……..29 – Mü’min; Allah anıldığında şuuru, kalbi ürperen, Allah’ın ayetlerini her okuduğunda da imanı artandır. (Enfal/2)

……..30 – Mü’min; Allah’ın müminlerle beraber olduğunu bilir. (Enfal/19)

……..31 – Mü’min; kendisini aldatanlara karşı Allah’ın yeteceğini ve müminlerle destekleyeceğini bilir. (Enfal/62)

……..32 – Mü’min Allah için savaşa teşvik edip hazırlık yapandır. Küfr ehlinin kalabalık olması önemsizdir, onların anlayışı kıttır. (Enfal/65)

……..33 – Mü’min; iman eden, Allah için mallarıyla ve canlarıyla hicret ve cihat ederler. Bu şekilde olanları da barındıran ve destek edenlerdir. (Enfal/74) (Tevbe/88) (Hucurat/15)

……..34 – Mü’min; kendi akrabalık bağlarını ve sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar.(Tevbe/10)

……..35 – Mü’min; Allah’ın kendisi için yazdıkları dışında bir şey isabet etmeyeceğini bilir ve Allah’a tevekkül eder. (Tevbe/11)

……..36 – Mü’min ancak Allah ve peygamberini hoşnut etmek üzere çalışırlar. (Tevbe/62)

……..37 – Mü’min; Cihada gitmek için topluca yola çıkmazlar, bir grubun arkalarında kalması; Din’i iyice, derinlemesine anlamaya çalışması yapmaları gerektiğini bilirler. (Tevbe/122)

……..38 – Mü’min bir sıkıntıya düştüğünde Resulün çok gücüne gittiğini, Onun kendisine çok müşfik ve esirgeyici davranacağını bilir. (Tevbe/128)

……..39 – Mü’min; Allah’ın dilemesi halinde yeryüzündekilerin tümünün iman edeceğini bilir. Bundan dolayıdır ki inanmayanları imana zorlamaya çalışmaz. (Yunus/99)

……..40 – Mü’min; Allah’ın kendisini kurtaracağına söz verdiğini bilir. (Yunus/103)

……..41 – Mü’min helal olarak kazanılan az kazancın, haram olarak kazanılan çok kazançtan hayırlı olduğunu bilendir. (Hûd/86)

……..42 – Mü’min; Allah’ın zenginlik ve nimet verdiklerini kıskanmaz, gözünü dikip haset etmez. (Hicr/88)

……..43 – Mü’min, kendisi güzel bire hayat istiyorsa Allah için salih amellerde bulunması gerektiğini bilir. (Nahl/97)

……..44 – Mü’min, ahiret için de ayrıca ciddi çaba gösterirse onun en güzel şükür olacağını da bilir. (İsra/19)

……..45 – Mü’min; Yapacağı iyilikler ve salih ameller için kesinlikle hayır olarak yazıldığını ve nankörlük le karşılaşmayacağını bilir. (Enbiya/94)

……..46 – Mü’min ancak kendisine savaş açanla savaşır. (Hac/39)

……..47 – Mü’min; Şer’i olarak uygulanan cezalara şahit olmaktan çekinmez. (Nûr/2)

……..48 – Mü’min erkek zina eden kadınla, mü’min kadın zina eden erkekle kesinlikle nikâhlanmaz. Bunun haram olduğunu bilir. (Nûr/3)

……..49 – Mü’min diğer mü’minler hakkında hayırlı zanda bulunması gerektiğini bilir. (Nûr/12)

……..50 – Mü’min; bir başkasına iftira ettiği takdirde dünyada ve ahirette Allah’ın lanetine uğrayacağını bilir. (Nûr/23)

……..51 – Mü’min harama bakmaktan sakınır. (Nûr/30)

……..52 – Mü’min bir hanım, kendisine haram kılınmış kişiler karşısında başlarını örterler, mahrem yerlerini göstermezler, ırzlarını korurlar. (Nûr/31)

……..53 – Mü’min; Allah ve Resulünün verdiği hüküm karşısında ancak “işittik ve itaat ettik” diyebilir. (Nûr/51)

……..53 – Mü’min; Allah ve resulü için toplum ile ilgili bir iş yaparken izin almadan görevini bırakamaz. (Nûr/62)

……..54 – Mü’minler diğer mü’minleri korur. (Şuârâ/215)

……..55 – Mü’min; Allah için sabır ve dayanıklılık gerektiren hallerde, kalbini doğrulu üzere pekiştireceğini bilir. (Kasas/19)

……..56 – Mü’min; Allah resulünü kendi nefsinden bile önde tutar. Zevcelerini de birer Anne gibi görürler. (Ahzab/6)

……..57 – Mü’min; savaş esnasında korkuya kapılmaz. Allah’a ve resulüne imanlarını ve teslimiyetlerini artırdığını bilirler. (Ahzab/22)

……..58 – Mü’min; Allah ve resulüne karşı yaptıkları ahitleri değiştirmezler. (Ahzab/23)

……..59 – Mü’min; Allah mü’minleri korumak ve esirgemek için melekleri bile kendileri için dua ettirdiğini bilir. (Ahzab/43)

……..60 – Mü’min kadın ergenlik çağına girdiğinde yüz ve elleri dışında örtünmesi gerektiğini, böyle davranmasının tevbesinin kabul edileceği anlamına geldiğini de bilir. (Ahzab/59-73)

……..61 – Mü’min; Firavun vari bir yönetimde yaşasa bile mü’min kalınabileceğini de bilir. (Mü’min/28)

……..62 – Mü’min yerdeki ve gökteki yaratılmış her şeyin Allah’ın bir ayeti olduğunu ve onları OKU ması gerektiğini bilir. (Casiye/3)

……..63 – Mü’min; nerelerde dönüp dolaşacağı, nerede konaklayacaklarını bile Allah’ın bildiğini bilir. (Muhammed/19)

……..64 – Mü’min; İmanının artması için Allah’ın kalbine sekinet, güven ve huzur duygusu vereceğini bilir. (Fetih/4-18)

……..65 – Mü’min; bir toplumda mü’min ve mü’mineler olduğu sürece Allah’ın o toplumu acı bir azap ile cezalandırmayacağını bilir. (Fetih/25)

……..66 – Mü’min; Mü’minlerin de hataya düşüp çatışacaklarını bilir, böyle bir durumda Allah’ın emir ve yasaklarına göre davrananlardan yana destek verir. (Hucurat/9)

……..67 – Mü’min, mü’minin kardeşidir, aralarında husumet olamaz. Çünkü Allah aranızı bulup düzeltin diye emrediyor. (Hucurat/10)

……..68 – Mü’min; Allah’ın emir ve yasaklarına uygun her türlü öğüdü kabul edendir. (Zariyat/55)

……..69 – Mü’min kadın ve erkekler ahirette büyük kurtuluş ve huzura kavuşacaklarını bilirler. (Hadis/12)

……..70 – Mü’min; Allah için hicret ederek kendilerine gelen mü’minleri imtihan ederek gerçekten inananlardan ise artık onları kâfirlere geri göndermez. Hatta mü’min bir kadının eski kâfir kocasına olan borçlarını öder. (Mümtehine/10)

……..71 – Mü’min Allah yolunda olduğu sürece kendisine zafer ve yakın bir fetih ihsan edileceğini de bilir. (Saff/13)

……..72 – Mü’min; Onur, şeref ve üstünlüğün mü’minlere ait bir vasıf olduğunu bilir. (Münafıkun/8)

……..73 – Mü’min; hatalı olduğunda hemen tevbe eder. Hatasında haksız tarafa destek verdiği takdirde, Allah’ı, melekleri ve müminlerden salih olanları karşısında bulacağını da bilir. (Tahrim/4)

……..74 – Mü’min; Mü’minlere, akraba ve iman edenlere çok dua eder. (Nur/28)

……..75 – Mü’min; Mü’minlere azap edip te tevbe etmeyenlerin Cehennem ve ateş azabına duçar olacağını da bilir. (Buruc(10)

……..Her şeyin doğrusunu ve hakikatini Allah bilir. (Ekabir)

……..*************************************************************

         İMAN KAVRAMI HAKKINDA

         İMAN; Herhangi bir şeye inanmak, inandığını fiilen sözle açıklamak ve kalben tasdik etmektir. İslâm’da iman ise Allah’ın gönderdiği Kur’an da açıklanan her şeye şeksiz şüphesiz doğruluğuna inanmak demektir.

……..Âlimler imânı önce iki mertebeye ayırırlar:

……..1- Taklidî îman,

……..2- Tahkikî îman.

……..1 – Taklidî İman: Yaşadığı ve yetiştiği çevresinde oluşmuş fikir, düşünce ve inanç kavramların, doğruluğunu araştırmaya gerek duymadan kabullenip onlara benzeme şeklinde iman ediyorsa buna taklidi iman denir.

……..Bunu Kur’an kabul etmemekte, taklidi kabullenmeyi maymuna benzetmektedir. (A’raf/166) Ayette kendilerine elçi geldikten ve hakikatleri öğütledikten sonra, öğüdü unutan, kibre kapılan, bu yüzden de haddini aşan bir toplumu taklit ederek yaşayanları aşağılık taklitçi maymunlara benzetmektedir.

……..2 – Tahkikî îman; Kişi neye inandığını araştırarak soruşturarak, okuyup inceleyerek doğruluğuna akli olarak ikna olmuş bir şekilde oluşan imana da tahkiki iman denir.

……..Kur’an bize bunu emretmektedir. Mesela; Akletmiyor musunuz (Enbiya/10), tefekkür etmiyor musunuz (En’am/50), düşünmüyor musunuz (Nahl/17) hitabının yanı sıra bilenlere, ilim sahiplerine sorunuz (Enbiya/7) şeklinde teşvik eder.

……..Buna ilave olarak ayetleri okumamızı ister. Ayet Allah’ın yarattığı her şeydir. Her şey Allah’ın kanunlarına, sünnetullaha göre işlevini gerçekleştirir. Allah bize bu kanunlar içerisinde karşımıza çıkan ayetin uyduğu sistemi çözmemizi, okumamızı, görmemizi ister. (Zariyat/20)

……..Tahkiki imanı 3 kısımda inceleyebiliriz.

……..1 – İlme’l-Yakîn; Bu kavramı Tekasür/2-5 bağlamında anlamalıyız. Ne diyordu ayetler?

……..2 – Öylesine ki mezarlıkları ziyarete gittiniz.

……..3 – Hayır! Yakında (vefat ile) bileceksiniz.

……..4 – Sonra (yine) hayır, yakında bileceksiniz.

……..5 – Hayır! İlm-el yakîn (olarak vefattan önce) bilseydiniz!

……..Yani inanılan şey hakkındaki bilgiyi en doğru kaynaklardan, doğru ve saf olarak edinmeyi işaret etmektedir.

……..2 – Ayne’l-Yakîn; Bu kavramı yine aynı sureden yola çıkarak açıklayalım.

……..6 – Andolsun, cahîmi mutlaka görürdünüz!

……..7 – Sonra yemin olsun onu (cehennemi) kesinlikle ayn-el yakîn – gözlerinizle göreceksiniz.

……..Yani buradan anlaşılan ahiret, cehennem hakkında ki gerçekleri fiilen görecek, hissedeceksiniz diyor. Öyle ise Ayne’l-Yakîn elle dokunup gözle görünen, fiilen hissedilerek öğrenilen bilgiye Ayne’l-Yakîn diyoruz.

……..3 – Hakka’l-yakîn; Bu kavramı şu ayetler bağlamında açıklayalım;

……..92 – Eğer (o can) sapık inançlı (hakikati) yalanlayıcılardan ise;

……..93 – (İşte ona) başından aşağı kaynar sular dökülür!

……..94 – Cahîm’in (yakıcı şartlar) ateşine maruz kalır!

……..95 – Muhakkak ki bu Hakk-el Yakîn’dir (bilfiil yaşanacak gerçek)! (Vakıa/92-95)

……..49 – Muhakkak ki biz, yalanlayanlarınızı elbette biliyoruz.

……..50 – Muhakkak ki O (kıyamet süreci), hakikat bilgisini inkâr edenler için elbette büyük pişmanlıktır!

……..51 – Muhakkak ki O (kıyamet süreci), elbette Hakk-el Yakîn’dir (hakikatin en açık seçik yaşantısıdır)!  (Hakka/49-51)

……..Bu ayetlerden anlaşılan edinilen ilahi bilginin kesinlik ifade etmesi, en son ve en üstün bilgi olduğu o bilginin gereğinin fiilen yaşanacağı ortamdaki idrak edilen bilgidir. Mesela her insan ölüm gerçeğini delilleriyle bilmektedir. Bu İlme’l-Yakîndir. Ölüm aşamasında melekleri görmeye başlar. Bu Ayne’l Yakîndir. Ölüm tadılıp gerçekleştiğinde ise kişinin durumu Hakke’l-Yakîn durumudur. Yani yaşarken edindiği bilgilerin hakikatleri ve sonucu artık fiilen yaşanılan hale gelmesi şeklidir.

……..Tabii ki doğrusunu, hakikatini Allah bilir.(Ekabir)

……..***************************************************

……..İMANIN İŞLEVİ

……..İmân bir ARAÇtır!

……..O araçla elde etmek istediğiniz şeye ulaşırsınız.

……..Dünyada yaşarken, Allah Rasûlü olan Zât’a imân edenler, elbette ki onun bildirdiği güzelliklere erişmek için gerekenleri yapmayı kabul edenlerdir.

……..Allah Rasûlü’ne, “ben sana iman ettim” demek, “seni gördüğüm için elbette ki kişiliğine imân ediyorum” demek değildir.

……..Benim ölüm ötesi yaşamda istediğim iyi şartları bana temin etmek üzere yapmamı istediklerinin gerekli olduğunu idrâk edemesem bile, onları yapmam gerektiğine iman ediyorum; demektir.

……..Allah Resûlü’nün dediklerini yapmadıktan sonra, “iman ediyorum” demek hiç bir şey getirmez insana. Çünkü amaç, iman ediyorum demek değil; iman edilen doğrultusunda fiilleri ortaya koyarak, o fiillerin sonucuna ulaşmaktır!

……..“İmân ediyorum” demek; “böyle olduğuna inanıyorum dolayısıyla bu fiillerle bu neticeyi elde edeceğimi kabulleniyorum. Bunları yapmazsam semeresini de elde edemeyeceğimi kabullendim.“ demektir.

……..Seni istediğin sonuca ulaştırmayacak fiiller içindeyken, o konuya iman ettiğini söylemen, yalnızca kendini aldatmak, kandırmaktır ve sonucu da hüsrândır!

……..Allah Rasûlü’nün senin imânına ihtiyacı yoktur!

……..Meleklerin de senin imânına ihtiyacı yoktur!

……..Kısaca, hiç bir yaratılmışın ve de Yaratanının senin imânına ihtiyacı yoktur!

……..İmâna sen muhtaçsın! (A. Hululusi/ Okyanus ötesinden-3)

……..********************************************************

……..İMANIN ARTMASI, AZALMASI

…….Kendine yön verme sırasında, istikametini çizme sırasında imanını kullan!

…….Ama o yolda yürürken de akılla yürü ki sağlam olsun!

…….Bir an gelir iman zayıflar. İmanın zayıfladığı anda akıl sana destek olsun!

…….Eğer o konuda bir araştırma yapmışsan; neyin niye olduğunu kavramışsan; o işin hikmetlerini çözmüşsen; imanın zayıfladığı noktada akıl sana destek olur.

…….Ama aklını kullanmadan sırf imanla gidiyorsan, o zaman tehlikedesin!. Çünkü iman daha önce de bahsettiğim gibi zaman zaman zayıflar.

…….Niye?

…….Çünkü “iman nuru” denen şey Şiron yıldızının ruhaniyetindendir!

…….Venüs`ün Jüpiter`in ve Şiron`un birbirleriyle yaptıkları bazı açılar sırasında ve bunların kişinin horoskopunda 9. evi ile yaptığı açılarla yaşamın belli devrelerinde, belli günlerinde iman artar, belli zamanlarda da zayıflar.

…….Onun için hiç bir zaman sen aynı imanı, aynı şevki, aynı arzuyu kendinde devamlı duyamazsın. Belli zamanlarda imanın artar, kuvvetlenir; belli zamanlarda zayıflar; işte bu yüzden, “iman ile yürü, ancak aklını da sakın elden bırakma“, diyor.

…….Çünkü iman dediğimiz olay Şiron yıldızının tesiri iledir.

…….Âyeti kerimede,

 …….“ONLARA YILDIZ OLARAK HİDÂYET EDERİZ” (Nahl/16) denmektedir.

…….Yani, “o yıldızın ruhâniyeti ile biz ona tesir ederiz“, deyişindeki ifade buradan kaynaklanıyor. Çünkü yıldızın tesiri zaman zaman artar, zaman zaman eksilir.

…….Meselâ şu anda (1993 Eylül) Şiron, Başak burcundadır. Toprak grubundan olan kişilerin hidâyet bulma sırası gelmiştir.

…….Bütün insanlara bu hidâyet olayı devir devir gelir. Önümüzdeki yaklaşık iki buçuk senelik bir sürede horoskopunda 9 ve 12. evini Şironun etkilediği kişiler büyük feyz alacaklardır. Onların devresi gelmiştir.

…….Buna karşın yeterli tesirleri alamayan grup eğer zamanında aklını kullanmışsa, o iman sürecini iyi değerlendirmiş ve güçlü temeli elde etmiş ise; gelen tesirlerdeki bu zayıflama ona fazla tesir etmez.

…….O, bu defa akıl gücü ile yoluna devam eder. Yani gündüz güneş vardı, kayboldu; gece ay çıktı!. Ayın ışığı ile devam eder, gider yoluna. İman nuru güneş gibidir; dolunayın ışığı da akıl gibi!

…….Güneşin yani iman nurunun kaybolduğu yerde akıl gücü ile gidersin. İman o zaman vardı ama belli şartlar sende o imanı zayıflattı. Akıl temeline de dayanmıyorsan, olayın tesiriyle ve yanlış fikirlerin etkisiyle imanı kaybetmek çok mümkündür.

…….İnsanın davranışlarına yön veren en önde gelen iki unsur “akıl” ve “duygular“dır.

…….Ne var ki “ŞEYTAN” lâkabıyla bilinen cinler için akıl ve duyguları etkileyerek kişiyi saptırmak çok kolaydır! Zira, bunların her ikisi de kolaylıkla “vehmin” hükmü altına giriverirler! (Ahmed Hulusi/Akıl ve iman)

…….*************************************************************************

…….İMAN ARTAR DA EKSİLİR DE

……..Allah, İslam’a girip teslim olacağını açıklayan kulunun kalbine bir nur koyar. Bu nûr kişinin “iman”ıdır. Bunu bize Allah Resulü açıklıyor. “Allah’ın ilmi, ona talip olanın kalbine Allah’ın bıraktığı bir Nûrdur.” (İbn Ataullah İskenderî, Hikem-i Ataiyye, s. 70) diyor. Kişi dilerse bu Nûru aktif hale getirip artırarak daha geniş kapsamlı kullanma yoluna gider, dilerse olduğu gibi bırakarak pasif halde tutar. Her halükârda kişinin bir imanı vardır. Bir hadiste;

…..Ebû Zer (R.a) rivayet ediyor;

……..ResulAllah’ın (S.A.) in yanına geldim, üzerinde beyaz bir elbise vardı ve uyuyordu. Sonra konuşmak için tekrar geldim, yine uyuyordu. Bir müddet sonra tekrar geldim, baktım ki Rasûlullah uyanmış, dizinin dibinde oturdum. Bana dedi ki:

……..“Bir kul Allah’tan başka ilâh yoktur der ve bu iman ile ölürse kesinlikle cennete girer.”

……..Ben ona: “Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. Rasûlullah şöyle buyurdu:

……..Evet, zina etse de, hırsızlık yapsa da,”

……..Daha sonra Allah resulünün (S.A.) huzurundan ayrıldık ki bunu insanlara müjdeleyelim.

……..Yolda Ömer b. Hattab (Ra.) karşımıza çıktı, olayı öğrenince bizi Rasûlullah geri getirdi ve

……..– Ey Allah’ın Rasûlü! Buyurduğunuz müjdeli haber insanlara duyurulduğu takdirde buna güvenirler de ibadeti azaltabilirler, ” dedi.

……..Bunun üzerine Rasûlullah sükût etti. (Müsned-i Ahmed)

……..Şimdi bu hadis ile şu hadisi birlikte ele alalım.

……..Ebu Sa’id Ibnu Malik Ibni Sinan el-Hudri (Ra.) demiştir ki: Allah resulü (S.A.) şöyle buyurdular:

……..Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.

……..Ebu Sa’id der ki: “Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse su ayeti okusun:

……..Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz…” (Nisa, 40). (Tirmizi Sifatu Cehennem 10, (2601).Tirmizi hadis icin “sahihtir” demiştir.)

……..Bütün bunlardan ne anladık? Demek ki Ahiret bankasına gelip hesap açtıran herkes İmanının gücü nispetinde kurtuluşa erecektir. Çünkü insan nefsi ne kadar asi olursa olsun fıtratındaki iyilik yapma güdüsü işlevini yapacaktır. Tıpkı Köpeğe ayakkabısı ile su verip kurtuluşa eren fahişe kadın misali.

……..Buraya kadar imanı sadece (+1) değerde olanın bile kurtuluşa erişebileceğini anladık. Çünkü iman demek +1 demektir.

……..Ben “İman” olgusunu bir hesap açtırmaya benzetiyorum. Gidiyorsunuz Ahiret bankasına adınıza hesap açıyorsunuz. Yani artık bir imanınız var. Ancak bu hesaba bir şeyler yatırmalısınız ki bu hesabınızı Ahirette kullanabilesiniz. Arasında ki fark dünya bankalarında ki hesabınıza para yatırsınız parayı kullanırsınız, İmanınıza yani Ahiret hesabınıza ilim ve ilimle yapılmış salih amellerin getirileri yatırabilirsiniz. Bunun için kolaylık olsun diye Allah günde beş vakit ahiret bankanıza gelin, elinizdekileri kaybetmeden hesabınıza yatırın diye namaz ibadetini koymuş. İşte size Namazın bir hikmeti daha.

……..Allah iman etmiş kuluna tekrardan iman et diyor; yani bu açtığı hesabın ne hesabı olduğunu, nasıl kullanacağını öğrenmesini istiyor.

……..Ey iman edenler, (“B” harfinin işaret ettiği anlam ile) iman edin… (Nisa/136)

……..Ondan sonra kalplerine yerleşmiş “iman” ın neyle artırılacağını, bunu yaparken de nasıl hareket etmesi gerektiğini öğütlüyor.

……..…acele etme ve: “Rabbim ilmimi arttır” de. /Tahâ/114)

……..Şimdi artık sıra ilim ve amel değerlerinin edinilmesine geldi sıra. Ahiret Hesabınıza, imanınıza yükleyeceğiniz değerler bizim hesabımızı, imanımızın gücünü artıracaktır.

……..Elleziyne kale lehümün Nasu innen Nase kad cemeu leküm fahşevhüm fezadehüm iymana* ve kalu hasbünAllâhu ve nı’mel vekiyl; (A. İmran/173)

……..“Sizinle savaşmak için bir ordu oluşturdular, korkun onlardan” dediklerinde; bu haber onların bilakis imanını arttırdı da şöyle cevapladılar: “Allâh yeter bize, O ne güzel Vekiyl’dir!”

……..İnnemel mu’minunelleziyne izâ zükirAllâhu vecilet kulubühüm ve izâ tüliyet aleyhim ayatuHU zadethüm iymanen ve alâ Rabbihim yetevekkelun; (Enfal/2)

……..Kesinlikle iman edenler o kimselerdir ki, “Allâh”ı anıp düşündüklerinde onların şuurlarında ürperti olur (o azamet yanında kendi acziyetlerini düşünmekten); onlara O’nun işaretleri okunduğunda, onların imanlarını arttırır (düşünebildikleri oranda)… Onlar Rablerine tevekkül ederler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin, gereğini yerine getireceğine iman ederler).

……..Ve izâ ma ünzilet suretün fe minhüm men yekulü eyyüküm zadethü hazihi iymana* feemmelleziyne amenû fe zadethüm iymanen ve hüm yestebşirun; (Tevbe/124)

……..Bir sûre inzâl edildiğinde, onlardan kimi: “Bu hanginizin imanını arttırdı (ne yararı oldu)?” der… İman etmiş olanlara gelince, onların imanını artırmıştır, onlar müjdeleşip seviniyorlar.

……..Ve lemma rael mu’minunel ahzabe kalu hazâ ma veadenAllâhu ve RasûluHU ve sadakAllâhu ve RasûluHU ve ma zadehüm illâ iymanen ve tesliyma; (Ahzab/22)

……..İman edenler ise Ahzab’ı (destek için gelmiş grupları) gördüklerinde: “Bu, Allâh ve Rasûlünün bize vadettiğidir… Allâh da Rasûlü de doğru söylemiştir” dediler… (Bu) onların ancak iman ve teslimiyetlerini artırdı.

……..HUvelleziy enzeles sekiynete fiy kulûbil mu’miniyne liyezdâdû iymânen me’a iymânihim* ve lillâhi cünûdüs Semâvâti vel’Ard* ve kânAllâhu ‘Aliymen Hakiyma; (Fetih/4)

……..İmanlarının kat kat artması için, iman edenlerin kalplerine sekine (sükûn, güven duygusu) inzâl eden “HÛ”dur! Semâlar ve arzın orduları Allâh içindir! Allâh Aliym’dir, Hakiym’dir.

……..Bunun böyle anlamak ve ona göre amel etmek zorundayız. Çünkü Allah resulü diyor ki;

……..Birinizin elbisesi eskidiği gibi, göğsündeki imanı da eskir. Öyle ise, Allah’tan, kalbinizdeki imanın yenilenmesini isteyiniz.” (Taberani)

……..Fazla söze gerek yok, bu ayetler ve hadisler “İman”ın da yenilenmesini, doğru diye bilinen yanlışların temizlenmesi, yeni bilgiler, okuyuşlar edinilmesine imanın artması, yenilenmesi diyoruz.

……..Bu arada bir konuya daha dikkat çekelim Allah Kur’an da şu açıklamayı yapıyor;

……..“O gün iman eden erkekleri ve iman eden kadınları, nûrları önlerinde ve sağlarında koşarlarken görürsün… “Bu süreçte sizin müjdeniz, içinde sonsuz yaşamak üzere, altlarından nehirler akan cennetlerdir! İşte bu çok büyük kurtuluşun ta kendisidir!” (denilir). (Hadîd/12)

……..“İman” ın ahirette kişiye bir aydınlanma, bilgilenme ve hareket yeteneği verdiğini anlıyoruz. Bu aydınlanma, bilgilenme, ilim ve hareket ancak artı güçle aktif olabilir. Hesap cüzdanında hiç parası olmayanın alış veriş yapamayacağı gibi. Tabii ki doğrusunu Allah bilir.

……..Tabii ki doğrusunu, hakikatini Allah bilir. (Ekabir)

……..*********************************************************

         MÜMİN İLE MÜSLÜMAN ARASINDA Kİ FARK

……..Kul mü’min olmadan önce Müslüman olur. Allah’ın ayeti kerime de buyurduğu gibi “Biz iman ettik demeyin, biz Müslümanlardan olduk deyin” (Hucurat/14) İslâm’ı kabul eden, neyle kabul ediyor? Aklıyla. Önce aklıyla İslâm’ın doğru olduğunu, peygamberin hak olduğunu, Kur’an ın Allah’ın kitabı olduğunu kabul eder. Aklı ile kabul ettiğinde adına Müslüman denir.

……..Sonra ne yapması gerekir? İslâm’ın gereğini yerine getirip imanı kazanması gerekir. Mü’mince, Müslümanca bir tavır ortaya koyar, yani gereğini yapmaya çalışır, gereğini yapmaya çalıştıkça Allah’ı sever, Allah’ta onu sever. Allah’ın onu mü’min olarak, sevilmeye layık olarak kabul etmesi sonucunda Allah onun kalbine, gönlüne imanı indirir. Onun gönlüne imanı indirince o mü’min olur.

……..Mü’min olunca ne olur? Mü’min ve Müslüman olur. İkisi birdendir bu sefer. Sadece Müslüman olursa ne olur? Mü’min değil ama İslâm’ı kabul etmiş, çabasını gayretini sarf ediyor. Allah o ayetin devamında öyle buyurmuştu. Siz de Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz Allah yaptıklarınızın hiçbirini, hiçbir şeyi zayi etmez. Mutlaka onun karşılığında imanı ikam eder. Eğer Allah için yapılmışsa, Allah’a ve Resulüne itaat edilmişse Allah ikram ediyor. Yok adet olsun diye, herkes böyle yapıyor diye yapmışsa onlar imanı kazanamaz, Allah imanı ikram etmez.

……..Mü’min ile Müslüman arasında ki fark biri islamı kabul etmiş fakat iman henüz kalbine dahil olmamış, öteki ise Müslümanlığını, Allah’a teslim oluşunu ispatlamış, teslim olup gereğini yapmış Allah’ta imanı onun gönlüne, onun kalbine indirmiştir. (Muhammed Hüseyin)

……..**************************************************

……..Mü`min ile Müslüman arasındaki fark nedir?

……..İnsan olmak için biyolojik hayatın ötesinde bir şeylere sahip olmak gerekir. Sorun nasıl yaşadığın değil niçin yaşadığındır. Aliya İzzetbegoviç`e ait olan bu sözler, çok isabetli ve doğru tespitleri içermektedirler. Şöyle ki; Ortadoğu kan gölü haline geldi ve son derece acımasızca, kadın, çoluk-çocuk, masum ve sivil demeden, vahşice bir şekilde katlediliyorlar. Birilerine göre kardeş kani dökülüyor, öldürülen de öldüren de Müslüman. Dikkat ederseniz hiç kimse, mü`minler birbirlerini öldürüyor müminlerin kanı dökülüyor demiyor. Bilmem hiç dikkatinizi çekmiş mi?

……..Gerçekten, her iki taraf Müslüman mı, Müslüman ise neye göre Müslüman olduklarını söylüyorlar? Veyahut bir taraf Müslüman, diğer taraf ise İslamcılığa mı oynuyor. Bunları iddia edenlerin ölçü ve kriterleri nelerdir? Acaba bir taraf mümin ve diğer taraf Müslüman olduklarını mı iddia ediyor. Mü`min ile Müslüman arasında ne gibi bir fark var? Her ikisi de aynı şeyler mi veya ayrı şeyler mi?

……..Gelin hep birlikte tüm bu soruların cevabını, Rabbimiz ve dinimizin sahibi olan Allah´ın kitabı Kur’an’ı kerimden okuyalım.

……..Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Hucurat/14)

……..Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler/cihad ederler. İşte bunlardır, özü-sözü birbirine uyanlar. (Hucurat/15)

……..Bu ayetlerden anlaşılıyor ki Müslüman ile mümin ayni şey değil. Bir insan Müslüman olabilir ama mümin değildir. Tam tersi de mümkün; yani her mümin Müslümandır ama her Müslümanım diyen mümin olmayabilir. Başka bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:

……..Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’tan sakının ki, size merhamet edilebilsin. (Hucurat/10)

……..Allah, müminler ancak kardeştir buyuruyor, Müslümanlar kardeştir demiyor. Çünkü birileri maslahatı için, siyasi geleceği için, makam ve mevkii için ben Müslümanım diyebilir. Çünkü halk Müslüman ve İslam’dan başka bir seçenekleri olmadığı için, o da dindar görünür.

……..Bazen icap ederse namaz kılabilir ve din adına uydurulan bazı gece, kandil ve merasimleri hiç kaçırmaz. Hatta gerekirse finansmanı da o yapar. Bir bakarsınız, turistik amaçlı veya şan ve şöhreti için hacca da gidebilir.

……..İşte bu tip insanlara mümin demek çok zor. Böyleleri Müslüman olduklarını iddia ediyorlar. Ancak işine gelmediği zaman da, “efendim biz Müslümanız, ama şeriata karşıyız” diyebiliyorlar.

……..Ne kadar Müslüman olduklarını iddia etseler de, Allah’ın koyduğu ölçüye göre; iman, zerre kadar bu tip insanların kalplerine inmemiştir. Ne yazık ki bu tip insanlar, günümüzde bir hayli fazla ve halkı Müslüman olan ülkelerde de ekseriyetle bunlar egemen.

……..Birileri de çıkıp diyebiliyor ki, efendim kardeşkanı dökülüyor ve Müslümanlar birbirlerini boğazlıyorlar. Müslümanlar birbirlerini boğazlıyorlar diyenler, uydurulan dinin kriterlerine göre bunu söylüyorlar. Ama indirilen dinin kriterleri başka bir şey söylüyor. Bugün, birbirini boğazlayanlara baktığımızda, ya her iki taraf mümin değil, ya da bir taraf mümin ve diğer taraf da Müslümancılığa oynuyor. Halkı Müslüman olan ülkelerin resmi dini, uydurulan bir dindir.

……..Bu dinin ölçülerine göre komünistler de Müslüman, şeriata karşı demokrasiyi savunan da Müslüman, dinin bir kısmını kabul edip diğer kısmını reddeden de Müslüman. Yani sınırsız ve ölçüsüz, deyim yerinde ise ”Ali Babanın çiftliğine” benzeyen bir din anlayışı var maalesef. Uydurulan din; birçok fırka, mezhep, akide, ekol, tarikat ve binlerce ayrı ayrı cemaatleri çıkardı. Bir kısım Sünni, bir kısmı de Şia, bir kısım insanlar da, mezheplerini Kur’an’ın önüne koydu ve Kur’an’ın tümü rafa kaldırdı. Öyle bir din anlayışını çıkardılar ki kimin Müslüman ve kimin de mümin olduğu ayırt edilemeyecek kadar Kur`ân bilgisinden yoksun bıraktılar.

……..Zaten, ben Müslümanım diyen insanlara ve cemaatlerin şeyh ve liderlerine sorarsanız, mümin ile Müslümanın arasındaki farkı bilemezler. Gönderilen dinin ölçüsü ise Kur’an’ı kerimin ölçüsüdür ve yukardaki ayetler sadece bir örnektir. Kur`an’ın kriterlerinden uzak olan tüm din anlayışları, İslami değil ve ret edilmesi gerekir.

……..Bu din, Allah ın dinidir ve dinin kriter ve ölçülerini de Allah Kur’an’ı kerim de açık bir şekilde belirmiştir. Mümine düşen görev ise o ölçülere sarılmaktır ve Kur’an’a ittiba etmektir. Peygambere inen dinin ölçülerinde, Sünnilik ve Şiilik yok, selefilik ve mezhepçilik yok, tarikatçılık, şuculuk ve buculuk yok. Peki, bugün bizi bu hale getiren ne? Şia Sünnilere düşman, selefiler başka bir gruba düşman ve akan kanın bu çarpık din anlayışından kaynaklandığı aşikârdır.

……..Bize düşen görev Allah’ın kitabına uygun olarak yaşamaktır. Peygamberler, en çok çalışan, bela ve musibetlere maruz kalan insanlardır. Hiç bir şey bedelsiz ve kolay değil, çok emek ve çalışmak gerekir.

……..Allah çalışana verir ve çalışan ancak başarır. Başaramazsak dahi, sağlam bir imanla Rabbimizin huzuruna varacağız. Zaten gaye de Allah’ın rızası değil mi. Ya uydurulan bir dinin mensubu ve bozuk bir itikatla pisipisine öleceğiz, ya da Peygambere indirilen sağlam bir dinin mensubu ve sağlam bir imanla Allah’ın rızasını kazanarak öleceğiz (Feyzulah Yalçın)

……..********************************************************

……..MÜSLÜMAN – MÜ’MİN KAVRAMI (Benim görüşüm)

……..İslam Allah’ın dininin adıdır, aklı ile ikna olan ve “Tamam ben de İslam’ı kabul ediyorum” dediği an kişi İslâm dininin mensubu yani Müslüman adını alır.

……..Bunun peşinden iman kavramı devreye girer. Henüz İslâm hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı için taklit yollu amellerde bulunur ki buna taklidi iman diyoruz.

……..Kişi İslam ile ilgili bilinçli olarak bilgilenme, araştırma, tefekkür etme gibi eylemlere devam ettiğinde taklidi iman kalpte yerleşmeye başlar. Buna da tahkiki iman diyoruz. Bu dönem “İman” ın gelişmeye, Mü’min olma aşamasının başladığı noktadır. Yani kalbin de bu tercihi kabul ettiği tasdik ettiği durumdur. Artık kişi hem Müslüman, hem iman sahibi, hem de mü’min şeklinde isimlendirilebilir. Ancak gelişmeye devam etmesi, “İman” ının içini hakikatlerle doldurması gerekmektedir. Aksi halde nefsi arzu ve istekler, hormonlar, çevre, edinilen yanlış bilgiler İman kavramının içini doldurmakta, Kur’an ın “Hevasını tanrı edineni gördün mü?” (Furkan/43) diye tarif ettiği duruma düşmesine yol açmaktadır.

……..Bundan sonra o kişiye Kur’an; “İman” lı bir “Mü’min” olmanın yolunu gösterir. Mesela; Akletmiyor musunuz (Enbiya/10), tefekkür etmiyor musunuz (En’am/50), düşünmüyor musunuz (Nahl/17) hitabının yanı sıra bilenlere, ilim sahiplerine sorunuz (Enbiya/7), (ayetleri) Halâ görmüyor musunuz? (Zariyat/21) şeklinde yol gösterir.

……..Bu noktadan sonra artık o kişinin Allah’a olan yolculuğu başlar. Önerilen amelleri fiilen gerçekleştirmek ona mükâfat, eksiklikler ve yanlışlıklar pişmanlık olarak yaşanacaktır. Tabii ki doğrusunu Allah bilir. (Ekabir)

……..Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

……..Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 08 Eylül 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: