RSS

ESMA DERSLERİ – 14 – EL MÜHEYMİN (B) (Ebu Hanzala)

29 Eyl

el-muheymin-e-hanzala……….“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

……….BismillahirRahmanirRahıym

……….El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d

……….Kardeşler bugün inşallah Allah izin verirse Allah’ın güzel isimlerinden el Müheymin ismini anlatacağız. Haşr suresinde ki sıralamaya göre. Geçen hafta el Mu’min ismin anlattık, bu hafta da el Muheymin ismini anlatacağız.

……….El Muheymin ismi Allah’ın Kur’an ı kerimde sadece bir defa geçiyor O da Haşr/23 isimler sıralaması içinde ki el Muheymin şeklinde geçiyor. Bu kelimenin Arap lügatında kökü tam olarak nedir? Bu dil bilimciler arasında ihtilaf edilmiş. Bir Grup alim demiş ki Muheymin kelimesinin kökü a-me-ne dir. Yani aynı el Mu’min de olduğu gibi. Niye? Çünkü bunun aslı demişler e’-me-ne dir, daha sonra bu fail olduğu zaman mueymin olmuş.

……….Arapların en fazla çevirdikleri harflerden bir tanesi elif’in hemze ye dönmesidir. Mesela e-ra-ka, ehvaka diyoruz. O eh va ka daki h erakaya çevirdiğimiz zaman düşmüş oluyor. Onun için demişler bu kelimenin kökü a-me-ne dir doğru olarak bizim geçen derste e-mi-ne kökü ile alakalı anlatmış olduğumuz ne varsa el Muheymin içinde bunun olduğunu söylemişler fakat burada şöyle bir sorun var. Yani lügavi açıdan bu anlaşılabilirdi fakat bunu Allah’ın güzel isimlerine ilhak etmiş olduğumuz zaman el Mu’min ile el Muheymin arasında bir fark kalmıyor o zaman. Yani iki tane aynı kökten gelen isim aynı anlamda, aynı siyakta peşpeşe kullanılmış oluyor bu da çok mantıklı değil.

……….Bir grup alim ise demiş ki bu kelimenin kökü he-me-ne dir, bu he-me-ne den geliyor. Daha sonra y ziyade olmuş heymene haline dönüşmüş demişler. Heymene nin ismi faili de muheymin olmuş demişler.

……….Şimdi he-me-ne nedemek Arap lügatında? He-me-ne nin kökü el hıfz’u vel irtikab anlamına geliyor. Yani bir şeyi gözetlemek ve bir şeyi korumak anlamına geliyor. Doğal olarak demişler ki el Muheymin koruyan ve gözetleyen anlamındadır.

……….El Muheymin kelimesini tahlil ederken Taberi tefsirinde diyor ki; -tabii bu haşr suresinde değil maide suresinde yine Muheymin kelimesi Kur’an için kullanılıyor, orada söylüyor bunu- Muheymin olabilmesi için bir şeyin 3 şeyi kendinde barındırması lazım diyor.

……….1 – Gözetlemek,

……….2 – Gözetlediği şeyi hıfz etmek korumak,

……….3 – Buna şahitlik etmek, yani korudukları ile ilgili ileriki bir zamanda “ben şahidim, ben bunları gördüm, ben bunları biliyorum” diyerek şahitlik etmesi.

……….Doğal olarak Allah el Muheymin dir demiş olduğumuz zaman ne demiş oluyoruz? Bütün kâinatı ve içindekileri gözetleyen, gözetlerken onları koruyan ve bu koruduklarına da kıyamet gününde şahitlik edecek olan. Yani mücerret gözetlemiyor Allah, bu gözetlemesinin bir hikmeti var, o da kıyamet gününde insanların karşısına bunu getirmesidir.

……….Allah’ın şahitliği nasıldır? Allah; bu olmuştur dedi mi bitmiştir. Yani Allah kendi nefsinde es Şehîd’dir, şahittir, harici bir şahide ihtiyacı yoktur. Mesela sen diyelim ki bir şeyi gördün, Hakkel yakîn da görmüş olsan bunun üzerine hüküm bina edilebilmesi için dışardan harici bir takım karineler getirilmesi lazım. Ama alemlerin rabbi olan Allah bu olmuştur, oldu dediğinde kendi nefsinde es Şehîd olduğu için harici bir şahide ihtiyacı yoktur.

……….İbn. Abbas Allah’ın el Muheymin ismi için şunu söylüyor; Kullarının amellerine şahitlik edecek olandır. yani Muheymin isminin bir cüz’ünü ele alıyor İbn. Abbas. Kıyamet gününde Allah kullarının amellerine şahitlik edecektir diyor. İbn. Abbas’ın söylediği bu mana için el Hal’imi şöyle diyor; Allah’ın el Muheymin oluşu kıyamet gününde bütün sevap, taat ehline taatlerinin, amellerinin karşılığını eksiksiz bir şekilde vermesi ve bütün günahkârlara da günahlarının karşılığını hiçbir fazlalık yapmaksızın vermesidir. Bunlar şahit kısmını alıyorlar bunun bütün tafsilâtını es Şehîd isminde anlatacağız.

……….Bazı alimler Allah’ın bu ismini ele alırken demişler ki bu el Hafîz anlamındadır. Bir kısmını yine almışlar. Çünkü Araplar büyük kuşun küçük kuşu kanatlarını açıp altına aldığında buna hemened tayrü veya heymened tayru diyorlar. Yani kuş, kuşu koruması altına aldı diyorlar. Alemlerin rabbi olan Allah’ta en incelerden büyün halkkını koruması altına aldığından dolayı el Muheymin dir diyorlar. Bunun da el Hafîz den bir farkı kalmıyor, Muheymin’in sadece bir kısmını almış oldular.

……….Bir grup alim ise diyor ki Hasan el Basri bunlardan biri el Muheymin; el Musaddık anlamınadır. Hangi kökü esas aldı? E – me – ne kökünü esas aldı. Yani kullarını indirmiş olduğu ayetlerle tasdik eden ve kullarına yardım etmek suretiyle kâfirlerin karşısında kullarının hak olduğunu tasdik eden Allah demektir.

……….El Müheymin ismini anlatırken Gazali diyor ki;.. Bunu niye bu kadar uzattım? Sebebini söyleyeceğim ki kelime kök itibarıyla garip bir kelime olduğu için anlaşılsın diye bu kadar uzatıyorum. Diğerlerinde bunu yapmadık çünkü.

……….Üç şey bir yerde toplanırsa diyor Gazali orada Heymene söz konusu olur. Yani Kontrol ve hakimiyyet söz konusu olur. Nedir bunlar?

……….1- Mutlak ilim. Yani kâinatın içerisinde bulunan, var olan bütün varlıklara dair mutlak bir ilim olması lazım.

……….2 – Bu bilgisi olan şeylerin faydası olan neyse onu yerine getirecek kudrete sahip olmak gerekir.

……….3 – Bu durumun sürekli olması ve kesintiye uğramaması gerekir.

……….Bu üçü de sadece âlemlerin rabbi olan Allah’ta kâmil anlamda bulunduğundan dolayı tek el Müheymin olmaya hak eden Âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Çünkü Allah hem her şeyi biliyor, el ‘alîm isminde bunun tafsilatını anlattık, hem de bizim ihtiyacımız olan, faydamıza olan ne varsa Allah bunu yerine getirmeye kudreti yeter, hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz ne yerde ne de gökte. Üç, bu belli bir döneme muasır değildir. Mesela Allah’ın mülkü ile insanoğlunun mülkü arasında ki farkı anlatırken ne demiştik farklardan bir tanesi için? İnsanoğlunun mülkü sınırlıdır. Ama Allah’ın mülkü ve mülkünde tasarrufunun sınırı yoktur. 1400 sene önce ne yapıyorsa Allah, şu anda da aynısını yapabilir, 1400 sene sonra da aynısını hiç eksilmeden yapabilir. Bu Allah’ın el Müheymin ismine dair söyleyebileceklerimiz. Özü ne zaman bu ismin? Gözetlediğinden ötürü bilgi sahibi olması, bilgisi altında olanların onun kontrolünde olması ve kötülüklerden, şerlerden muhafaza etmesi, bunun sürekli devam etmesi ve kıyamet gününde de bu hakimiyetin devam edip dünyada var olan insanların ve diğer varlıkların karşısına çıkması Allah’ın el Müheymin isminin gereklerinden bir tanesidir.

……….Şimdi ben bunları anlatırken muhtemelen aklınıza şöyle bir şey gelmiş olabilir. Yani burada anlattığımız her şey aslında başka bir ismin kapsamı. Zaten Haşr suresinde Allah bütün bu saymış olduğu isimler, kalan diğer bütün isimleri içinde barındıran umumi isimler. Mesela Haşr suresinde Allah kendisini tanıtıyor, 99 ismi var, doksan dokuzunu birden saymıyor Allah, bunların içinden 8 veya 9 tanesini diyelim sayıyor. Bu 8-9 tane isim, diğer hepsini içine alan, genel anlam ifade eden isimlerdendir.

……….Peki burada şöyle bir soru sorayım size düşünmeniz için: El Müheymin Allah’ın Cemal isimlerinden midir, Celâl isimlerinden midir.? Yani Allah’ın otorite sahibi olması ve otoritesinde ki her şeyden haberdar olup onlar hakkında istediğini yerine getirebiliyor olması Allah’ın Cemâl isimlerinden midir, Celâl isimlerinden midir.

……….Şimdi isimlerin sıralamasına şöyle bir dikkat edin; es Selâmu, el Mü’minu, el Muheyminu, el ‘Azîzu el Cebbar. Şimdi isterseniz bunu bu tarafa dahil edebilirsiniz, Selâm ve Mü’min gibi Allah’ın Cemâl isimlerindendir dersiniz, isterseniz el ‘Azîzü’l, Cebbarul, Mütekebbir gibi Celâl isimlerindendir derseniz iki türlü de doğru olabilir.

……….Bu genelde şöyle anlaşılmış; Genel itibarıyla bu isim İnsanların kalbine korku salıyor, yani el Muheymin dediği zaman öyle bir izzet var, aslında tam tersidir. Aslında Allah’ın el Muheymin oluşu Allah’ın merhametindendir, rahmetindendir. Zaten biraz sonra birkaç örnekle anlatacağım. Orada da göreceksiniz. Niye? Çünkü Anne çocuğunun bütün işlerini kontrol eder. Bakın anne ile çocuk arasında ki ilişkiyi düşünün. Bir anne çocuğunun bütün işlerini kontrol eder, önünü arkasını sürekli toplar, çocuğuna faydalı olan şeyleri elinden geldiği kadar devam ettirir ve çocuk ne yaparsa yapsın annenin bu durumu değişmez. Yani anne çocuğu iyi olduğu için çocuğuna annelik yapmaz, anne fıtri olaraktan çocuğuna annelik yapar.

……….Peki, annenin bu durumu, yani çocuğun sürekli üzerinde gözetleyici, -heymene dediğimiz şey de bu- sürekli çocuğunun üzerinde gözetleyici olması, çocuğunun korkması gereken bir durum mudur? Hayır, bilakis çocuğun anneyi bir liman gibi görüp bütün sıkıntılarında başvuracağı bir liman gibi görmesini gerektirir.

……….Aslında Allah’ın el Muheymin olması Allah’ın merhametinden ve kullarına olan sevgisindendir. İnsan bunu anladığı takdirde bu isimden korkmaktan daha ziyade bu isme karşı kalbinde sevgiyi, muhabbeti, özlemi artırabilir. Bu Allah’ın el Müheymin ismine dair genel olarak söyleyebileceklerimiz.

……….Şimdi el Müheymin ismi ile alakalı olarak birinci meselemiz Allah’ı kâinatında var olan her şey, Allah’ın heymenesi, yani Allah’ın kontrolü altında olmasıdır. Bunlara kısmen değinmiştik önceki derslerde ama kısa kısa bazı tekrarlar yapacağız inşallah. Allah’ın bu kontrolünde O’nun izni olmadan bir şeyin olması mümkün değildir. Çünkü bütün kontrol O’ndadır ve bütün emir ve yetki sahibi de alemlerin rabbi olan Allah’a aittir.

……….Bakın şu Allah’ın kontrolünde olan aleme şöyle bir bakın, kulun en fazla Allah’ın rububiyetine karşı sevgisini ve korkusunu artıran şey bu kâinatta ki mükemmelliktir, yeter ki insan tefekkür etsin.

……….Elleziy haleka seb’a Semavatin tıbaka* ma tera fiy halkırRahmâni min tefavut* ferci’ılbasare hel tera min futûr. (Mülk/3)

……….O Allah’ki göğü yedi kat olarak yarattı, sen onda hiçbir tefavüd, hiçbir çelişki, hiçbir eksiklik göremezsin. Çevir bakalım bir daha gözünü diyor Allah, onda bir eksiklik bir çatlaklık bir şey görecek misin? Fütur; bir çatlaklık bir eksiklik görebilecek misin. Mümkün değildir.

……….Sümmerci’ıl basare kerrateyni yenkalib ileykelbasaru hasien ve hüve hasiyr; (Mülk/4)

……….Bir daha çevir, yani bire kere baktın, öyle semaya bir göz gezdirdin. Bir bak, bir daha gözünü çevir. Senin gözlerin pişman olmuş ve hüsrana uğramış bir şekilde sana tekrardan geri dönecektir. Niye?

……….Ve lekad zeyyennes Semaeddünya Bimesabiyha ve ce’alnaha rucûmen lişşeyatıyni.. (Mülk/5)

……….Çünkü biz o semayı yıldızlarla süsledik ve o yıldızları da şeytanların taşlandığı bir şey haline getirdik. Ve bu öyle bir semaki, mesela Allah Lokman suresinde dikkatimizi semaya çekerken ne diyor?

……….… Halekas Semavati Bi ğayri ‘amedin teravneha… (Lokman/10)

……….Yani şu semayı hiçbir direk olmaksızın Allah yarattı. Hani şimdi tamam, başımızda sema var;

……….Ve cealnesSemae sakfen mahfuza.. (Enbiya/32)

……….Diyor Allah. Biz bu semayı insanları koruyan bir tavan haline getirdik. Bir tavan var, bunda kimsenin bir şüphesi yok, fakat burada asıl dikkat çekmesi gereken şey bu tavanın direksiz bir şekilde duruyor olması ve bu tavanda içinde yaşamış olduğumuz dünyadan daha büyük milyonlarca yıldızın, ayın, güneşin olması. Buna rağmen bu tavanın çökmemesi. İnşaat yaparken üstler ne kadar ağır olursa alttaki kolonların o kadar sağlam olması lazım. Ta ki üstte ki ağırlığı taşıyabilsin diye. İnsanoğlunun en büyük sanatı budur işte. Ama Allah’ın sanatında öyle değil. Allah zaten buna dikkat çekmeye çalışıyor. Allah’ın sanatında böyle bir şey söz konusu değil.

……….Ne dedik? Bütün kevn Allah’ın heymenesi altındadır ve bu kontrolde bu heymene de hiçbir eksiklik yoktur ve insan Allah’ın izni olmadan da bu heymene de gerçekleşebilecek olan hiçbir şey de söz konusu değildir.

……….Şimdi o er Rahmân ismini anlatırken demiştik ki gemilerin denizin üzerinde yüzmesi. Bu Allah’ın neyindendir? Allah’ın merhametindendir. Yasin suresinden bir ayet okumuştuk değil mi?

……….Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun; (Yasin/41)

……….Onlar için ayetlerden biri de biz onları ve zürriyetlerini dolu gemilerde taşırız.

……….Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun; (Yasin/42)

……….Ve onun misli gibi binecekleri şeyleri de biz onlar için yarattık.

……….Ve in neşe’ nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn; (Yasin/43)

……….Biz istersek onları boğarız ve onların ne sesi duyulur, ne de kimse onları kurtarabilir. Bunların hepsi niyedir?

……….İllâ rahmeten minNA ve meta’an ilâ hıyn; (Yasin/44)

……….Bunların hepsi bizim rahmetimiz ve belli bir zamana kadar insanlar faydalansın diyedir.

……….1913 yılında bir gemi yapıyorlar, Titanik gemisini duydunuz. 52.000 ton ağırlığında bir gemi yapıyorlar. Gemiyi yaparken 2 rivayet var. Bir rivayete göre yapan şirket geminin bir yerine yazıyor; Allah dahi bunu batıramaz. Bir rivayete göre de kendi aralarında konuşuyorlar; “Allah dahi bunu batıramaz”. Ama şurası kesin geminin çıktığı dönemde bütün gazetelere verilen ilanlarda; “Bu gemi batmaz.” Hatta mühendisler şöyle söylüyorlar; Bu gemide ki teknoloji en büyük musibet dahi olsa bu gemi ancak 3 günde batar ve 3 gün içerisinde de dünyanın neresinde olursa olsun yardım gelir, insanlar kurtulur diyorlar.

……….Ne dediler şimdi bunlar? Biz Allah’ın denizinde Allah’ın izni olmaksızın bir şeyleri yüzdürürüz dediler. Yani, el Muheymin olan Allah’ın iradesi dışında.

……….Peki, gemi ne kadar sürede battı? 2.45 saatte gemiyi batırdı Allah. Bütün varlıkları 2 saat 45 dakika içinde gemi battı ve 1.500 e yakın insan o geminin içerisinde öldü gitti. Demek ki el Muheymin olan Allah’ın kâinatında O’nun izin vermediği hiçbir şeyi, yaprağı bile yüzdüremezsin.

……….Şimdi soruyorlar bu gemiler nasıl yürüyor denizlerin üzerinde? Suyun kaldırma kuvveti var. Suyun kaldırma kuvveti falan yok el Muheymin olan Allah’ın izin verme meselesi var. Başka hiçbir şey değil. Allah suyun kaldırma kuvvetini verdiği gibi istediği zaman eğer merhamet etmezse kullarına suyun kaldırma kuvvetini sudan çekiyor, Titanik gemisinde olduğu gibi insanlar o kibirleriyle, şımarıklıklarıyla beraber suyun dibini boyluyorlar.

……….Onun için insanoğlu ne kadar teknoloji de ilerlerse ilerlesin, biliyorsunuz asrımız teknoloji çağı ve insan teknolojide ilerleyip yeni keşifler yaptıkça insan azgınlaşıyor. Zannediyor ki insan kendi yapmış olduğu bu yenidünya ile Allah’ın kâinatını yönlendirecek. Böyle bir şey yok. El Müheymin olan Allah izin vermezse hiç kimse O’nun mülkünde hiçbir şey yapamaz.

……….Sen bunu bildiğin zaman, yani her şeyin Allah’ın kontrolü altında olduğunu bildiğin zaman sana bir rahatlama hissi gelir. Yan, el Mü’min isminde kişi hissetmiş olduğu rahatlığı gibi bir rahatlama hissi gelir.

……….Peygamber AS. sefere çıkarken dua ediyor biliyorsunuz. Sefer duası dediğimiz meşhur duası var, o duada peygamberimizin kullandığı bir ifade var hiç dikkatinizi çekti mi? AS. diyor ki; Allahümme entes-sahibü fis seferi vel halifetü fil ehli. Allah’ım sen seferde bizim arkadaşımız, geride kalanlarda ise halifesin.

……….Ne demek bu? Hepimizin sorumlu olmuş olduğu ailelerimiz var doğru mu? Biz onların yanında olduğumuzda, bizim ilmimiz dahilinde, gözetimimiz dahilinde olduklarında onları koruyoruz kolluyoruz, gözetiyoruz. Fakat onlardan uzaklaşmış olduğumuz zaman bitti, koruma da kollamada hapsi bitti. İnsanoğlunun acziyeti budur zaten.

……….Peygamberimiz Allah’a acziyetini ifade ederken O’nun kontrolünde medet te umuyor aynı zamanda. Allahümme entes-sahibü fis sefer yani seferde bizim arkadaşımızsın, bu zorlukları, bu sıkıntıları bizden gider. Asıl mesele ne burada? vel halifetü fil ehli Ama geride kalanlardan da bizim halifemiz sensin.

……….Bakın mesela biz Kur’an ı Kerim’in en önemli meselelerinden bire tanesini şu olarak görüyoruz; İnsanın ailesinin fitne olma meselesi. En fazla bizim karşılaştığımız Kur’an da ki meselelerden iri bu çocuklarınız, aileleriniz, eşleriniz sizin için fitnedir diyor (Enfal/28)

……….Niye? Çünkü birçok insan onları koruma güdüsüyle Allah’ın emirlerini zayi edebiliyor. Bu bizim de başımıza gelebilir. Yani yarın ö bürgün evlendiğinizde, çoluk çocuğa karıştığınızda Allah’ın sizin üzerinizde emirleri olacak, siz iki şeyi bazen karıştırabileceksiniz birbirine. Şeytan çünkü gelip Müslümana dese ki mesela; “Boş ver Allah’ın emirlerini ne yapacaksın, sen çoluk çocuğunla ilgilen.“ dese –aslında bir Müslüman böyle bir vesveseye zaten düşmez- ama şeytan böyle yaklaştığında; tamam bu da Allah’ın emridir, ama bu da Allah’ın emridir. Yani onları koruman, rızıklarını temin etmek, kimseye muhtaç bırakmamak ta Allah’ın emridir, Allah yolunda mücadele etmek, cihat etmen, davet yapman, hicret etmen bu da Allah’ın emridir. Yani iki emir karşı karşıya geldiyse sen birinci dereceden mes’ul olduğunu seç dediğinde burada sorun nedir?

……….Burada insan kendisi onlardan, ailesinden uzaklaştığında onları koruyacak kollayacak bir Allah’ın olduğundan gafil kalması ile alakalı bir meseledir. Yani işte burada peygamber ne diyor; vel halifetü fil ehli geride kalanlarda halife, onları koruyacak kollayacak, gözetecek olan sensin Allah’ım diyor ve bu rahatlıkla da sefere Allah yolunda cihada çıkıyor. Geride kalanları da Allah’a emanet etmiş oluyor.

……….Bir başka mesele yani bütün kâinatın Allah’ın kontrolünde olması meselesi, ne gelirse gelsin başımıza, ister Allah bizi nimetlerle nimetlendirsin, ister Allah bizi belaların en çetinine duçar etsin fark etmez her şey Allah’ın kontrolünde dersin rahat. El ‘Alîm isminde buna değinmiştik, her şey Allah’ın kontrolünde. Madem her şey Allah’ın kontrolünde, öyle ise sıkıntı yapmaya, dert yapmaya gerek yok. Çünkü insanlar genelde Allah’ın kaderi -el Hakîm isminde bunun tafsilatını anlatacağız inşallah.- İnsan Allah ile muamelesinde ya nimet halindedir veya Allah ile muamelesinde belâ halindedir. Üçüncü bir yol var mı?

……….İnsana nimet isabet ettiğinde en önemli mesele insanın şükredip azgınlaşmamasıdır. İnsana belâ isabet ettiğinde en önemli mesele insanın sabredip Allah’a karşı öfkelenmemesidir. Yani Allah’a itiraz edip onun kaderinin karşısında durmamasıdır.

……….Peki, bu rıza dediğimiz şey, mesela her sabah bunu söylüyor, Radıytü Billâhi rabben. Rab olarak Allah’tan razı oldum. Ne demek bunun anlamı? Rab nedir? Yaratandır, rızık verendir, işleri düzenleyendir, mülkün sahibi olandır, hükmedendir. Rab budur. Yani sen şunu söylüyorsun bir nevi eğer ne söylediğini biliyorsan. Allah’ım bana ne takdir edersen et Rab olarak senden razı oldum. İster beni zindanlarda çürüt, ister beni saraylara padişah yap. İster beni mal mülk içerisine boğ, ister beni bir lokma ekmeğe muhtaç kıl. İster çoluk çocuğumda ehlimde bana afiyet ver, isterse çoluk çocuğumda, ehlimde bana dünyadayken cehennemi yaşat Radıytü Billâhi rabben Ben Rab olarak Allah’tan razı oldum demiş oluyorsun.

……….Peki, nasıl insan böyle olunabilir? Dilimizle söylüyoruz Rab olarak Allah’tan razı oldum, fakat iş hakikate geldiğinde İbn. Kayyım’ın dediği gibi Allah’’ın rahmet ettikleri müstesna kader konusunda insanları teftiş edersen göreceksin ki çoğu Allah’ın kaderine karşı öfkelidir, suizan üzeredir. Peki bu nasıl olur? Her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen insan rahat olur biraz önce söylemiş olduğumuz gibi. Her şey kontrol altında. Kimin kontrolü altında? El ‘Alîm, el Habîr olan Allah’ın kontrolü altında, sen rahat ol. Yani sen düzenlemiyorsun bu işleri ki sen iyi gördüğün zaman şımarasın, kötüyü görmüş olduğun zaman pel perişan olasın.

……….Bakın mesela İnsanoğlunun en makbulü hangisidir? Güçlü olandır, yani güçlü bir karaktere sahip olandır. İnsan güçlü bir karaktere sahip olmadığında işler hafif tersine gittiği anda sanki bütün dünya bitmiş gibi olur insan. Bazen böyle zayıf karakterli insanlar var. Örneğin ders görüyordur, hoca kızar adama bitti. Sanki ilim hayatı son buldu. Böyle bir stres içerisine girer. Karakteri güçlü adam böyle bir şey olduğunda der ki bu benim kaderimdir, bundan ders almam gereken bir şey vardır der ve yoluna devam eder kendini toparlar. Rızık konusunda aile konusunda böyledir. Adam vardır çocuğu bir hata yaptı diye adamın dünyası yıkılıyor. Yani bu çocuk kime çekti, bu çocuk ne olacak diye perişan oluyor. Adam da var gayet rahattır, diyor ki inşallah bunu zamanla tane tane ıslah edebiliriz.

……….Biz hangi sınıftan olmakla mükellefiz? Bu dersleri onun için yapıyoruz. Allah’ın isimlerini tanıyıp Allah’a teslim olan ve ufak bir musibet başına geldiği zaman dünya yıkılmış gibi muamele eden insanlardan olmamak için bu dersleri görüyoruz zaten.

……….Ve minenNasi men yekulü amenna Billâhi feizâ uziye fiyllahi ce’ale fitneten Nasi keazâbillâh.. (Ankebut/10)

……….İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’a iman ettim der, Allah yolunda en basit bir eziyet ile karşılaşsa insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi görmeye başlar.

……….Yani gittiniz bir yere mesela, davet yapıyorsunuz insanlara. Adamın biri size hakaret etti. İslâm da bunun adı ne? Eziyet. Adam size eziyet ediyor. Kovdu sizi, hakaret etti, iftira etti.

……….“Dünya yıkıldı, her şey bitti per perişan olduk” mesela. Sanki bir daha yapabilecek hiçbir şeyimiz yoktur. Bu insanın zayıf tabiatlı olduğu, hakkıyla her şeyin Allah’ın kontrolünde geliştiğini bilmediğini gösterir.

……….Bu konu bizim için çok önemli bir konu, çünkü çoğu insan maalesef Allah’ın rahmet ettikleri müstesna bunu görüyoruz. Yani çok basit olayların insanları yıktığını ve sahanın dışına attığını görüyoruz.

……….Benim aklımda kalmış olan bir mesele şu; Adamın bir tanesinin çok değerli bir atı var, herkes bu atı istiyor. Padişah özellikle sürekli adamlarını gönderiyor, bu atı diyor bana ver, Adam da vermem ben diyor, ben atımı seviyorum.

……….Bir gün at kaçmış, bütün köylüler toplanmış adamın yanına gelmişler demişler ki; Bak o kadar padişah senden bu atı istedi vermedin, sana da yar olmadı, at ta gitti padişahın yanında ki nimetlerden de oldun demişler. Acele etmeyin demiş yani, her şey Allah’ın kontrolünde, hayırdır şerdir orasını Allah bilir.

……….Aradan bir hafta geçmiş at kendi gibi 10 yabani atı daha beraberinde almış geri dönmüş ahıra. İnsanlar tekrardan gelmişler. Demişler bak, sen doğru söylemişsin her şey kontrol altında. Biz öyle düşünemedik, bak daha iyi oldu senin için. O yine Allah bilir demiş yani. Daha iyi mi oldu, kötü mü oldu orasını siz bilemezsiniz, acele etmeyin demiş sabır gösterin diye. Bu adam hiçbir şeyden anlamıyor demişler, at gidiyor seviniyor, at geldi yine seviniyor. Çocuğu bu yeni gelen atlardan bir tanesine binmiş, düşüp ayağını kırmış. Gelmişler demişler ki bak doğru söyledin sen biz hayır dedik ama bak şer çıktı çocuğun ayağı kırıldı.

……….O yine acele etmeyin demiş, her şey Allah’ın kontrolü altında hayır mıdır şer midir zaman gösterecek. Yine adamı kınamışlar, suçlamışlar. Belli bir zaman geçmiş seferberlik ilan edilmiş. Köye gelmişler köyün bütün gençlerini götürmüşler, savaş ta kaybedilecek bir savaş. Yani, karşı tarafta ki düşman çok büyük, çok güçlü. Bizimkinin ayağı kırık olduğu için onu almamışlar. Gene gelmişler adama demişler ki bak yine senin dediğin gibi oldu. Biz şer gördük ama sen haklı çıktın. Adam acele etmeyin demiş her şey Allah’ın kontrolü altında. Ne olacağını kimse bilmez. Yani eklerseniz bu hikâyeye uzar gider.

……….[Ek Bilgi; Çin düşünürü Lao Tzu’nun öyküsü

……….Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış…….

……….Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
……….“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.” (Lao Tzu)]

……….Burada benim size anlatmak istediğim şey şudur. Dünya hayatı zor bir hayat. Kederin derdin, sıkıntının eksik olmamış olduğu bir hayat. Dünya hayatı sadece basit bir oyundan ibaret ve insan böyle yüce bir Allah’ın kontrolü altında yaşarken dünyanın basit meseleleri karşısında yıkılmaması gerekir. Dünya da Allah’ın razı olduğu yeryüzüne varis olan, müttakilere imam olan, salih amellerde öncü olan insanlardan olmak istiyorsanız, ahirette Allah’ın razı olacağı kullardan olmak istiyorsanız sorunlarla mücadele etmeyi öğrenmeniz lazım. En ufak bir sorun sizi sahanın dışına atar, psikolojik olarak nefis yönünden sizi çökertirse siz bu saydıklarımdan hiçbir tanesini elde edemeyiz. Bunun yolu da nedir? Bu avam olan adamın mantığıyla düşünmektir olayları. Her şey Allah’ın kontrolü altında, Allah biliyor, Allah görüyor, Allah takdir ediyor ve en önemlisi Allah bizi seviyor. Yani Allah bu takdiratını yaparken bizden nefret eden, bizden kurtulmak isteyen bir yöneticinin tasarrufu gibi bizim üzerimizde tasarruf etmiyor. Bizi seven, bizim hayrımızı isteyen, bizim günahlarımızın üzerini sürekli örten bir Allah olarak bizimle muamele ediyor. Böyle düşünürseniz Allah’ın izni ile hayatın hangi alanında ve sahasında olursa olsun zorluklar ve sıkıntılar sizi sarsmaz Allah’ın izni ile. Bu bir meselemiz Allah’ın el Muheymin ismi ile alakalı olaraktan.

……….İkinci bir meselemiz ise Allah el Muheymin olduğu gibi, Allah’ın kitabı olan Kur’an da el Muheymin’dir. Maide suresinde Allah; Peygamber AS. e şöyle bir ayet indiriyor diyor ki;

……….Ve enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi minel Kitabi ve Müheyminen aleyh… (Maide/48)

……….Biz sana hak ile bir kitap indirdik. Bu kitap kendinden önce geçen kitapları da tasdik eder ve onların üzerinde bir Muheymin’dir diyor Allah. Kur’an kendinden önce geçen bütün kitapların üzerinde Muheymindir. Yani kontrolcüdür, yani Kur’an ı kerim ölçüdür. Bu kitapların içerisinde var olanlar Kur’an-ı Kerime uyuyorsa bu kitaptakiler tahrif edilmemiştir, bu kitaplarda var olan bilgiler, Kur’an da ki bilgilerle uyuşmuyorsa bu tahrif edilmiş demektir. Nasıl ki Allah Hak’tır, indirdiği kitap ta Hak’tır. Hakeza Allah el Muheymin’dir, indirmiş olduğu kitap ta el Muheymin’dir. Allah’ın sıfatlarının çoğu aynı zamanda Kur’an da da var. Allah el Hâdi olduğu gibi Kur’an da hidayet edicidir. Allah Rahman olduğu gibi Kur’an da rahmettir doğru mu? Allah hikmet sahibi olduğu gibi Kur’an da hikmet sahibi hâkim olan bir kitaptır. Yani Allah’ın Cemal isimlerinde var olan birçok sıfat aynı şekilde Kur’an ı kerimde de mevcuttur.

……….Peki, şimdi şöyle bir soru soralım. Kitabın Muheymin oluşu ne anlama geliyor, yani tam olarak biz buradan nasıl bir anlam çıkarabiliriz?

……….Ayeti kerimenin devamı zaten bunu anlatıyor peygambere;

……….ve Müheyminen aleyhi fahküm beynehüm Bima enzelAllâhu ve lâ tettebı’ ehvaehüm amma caeke minel Hakk… (Maide/48)

……….İki madde söylüyor Allah;

……….1 – Onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet,

……….2 – Sana gelen hususunda onların hevalarına uyma. Yani sana bir doğru gelmiş, ehli kitabın da iddia etmiş olduğu bir şey var sakın ha bu konuda onların hevasına uyma diyor Allah.

……….Demek ki birinci ve ilk meselemiz nedir? Allah’ın kitabının yer yüzünde hükmeden olması, hükmedilen konumunda olmamasıdır. Zaten bu kâinat Allah’ın ise, geçen derslerimize, şöyle bir geri gidelim. Bu kâinatın içinde herşeyin en doğrusunun olduğunu bilen el ‘Alîm olan Allah ise, bu kâinatın bütün mülkü O’nun elinde ise, kullarına karşı en merhametli olan da, bütün tasarruflarında asıl sıfatı merhamet ise ve bu Allah’ta bütün bu sıfatlarıyla beraber bir kitap indirmişse eğer, elbette ki hükmedilmeyi hak edecek olan Allah’ın kitabıdır.

……….Sürekli derslerimizde söylediğimiz bir şey var, buna hem biz yakinen inanmamız lazım, hem de dilimizde tüy bitene kadar bunu insanlara anlatmamız lazım. Nasıl ki biz kendimize ait olan sınırlı mülklerde başkasının sözünün geçmesine razı olmuyorsak, bunu kabullenemiyorsak, âlemlerin Rabbi olan Allah kendi mülkünde kendisinden başka kimsenin sözünün geçmesini hiç kabul etmez.

……….Biz aciz olan insanlarız, size masa örneğini vermiştim hatırlarsanız. Sizin masanıza sizden izinsiz biri karıştığı zaman bunu sorun haline getiriyorsunuz yani, bu her insan için böyledir. Senin hanımına baban bir şey söylediğinde, senin dışında annen bir şey söylediğinde bunu sorun haline getiriyorsun. Sen orada “Benim sözüm geçer” diyorsun. Senin çocuğuna bir başkası kızmış olduğu zaman sen bunu sorun haline getiriyorsun. Sen aciz insan kendi sınırlı mülkünde bu kadar hassas isen, bütün eksikliklerden münezzeh olan, alemlerin Rabbi olan Allah nasıl kendi mülkünde kendinden başkasının hükmetmesine müsaade etsin. Böyle bir şey mümkün değildir. Kimse el Müheymin bu kâinatın kontrolünü, gözetimini elinde bulunduran, hükümlerinin geçmesi gereken de odur. Onun için Allah ne dedi?

……….fahküm beynehüm Bima enzelAllâh… onların arasında kitap ile, Allah’ın indirdiği ile hükmet dedi. Doğal olarak bugün Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler, sadece Allah’ın el Hakem ismini inkâr etmiş olmazlar değil mi? Allah’ın el Melik ismini de inkâr etmiş olurlar, Allah’ın el Müheymin ismini de inkâr etmiş olurlar. İleriki derslerde göreceğiz Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler Allah’ın şeriatı dışında anayasalarla insanların arasında hükmedenler Allah’ın birçok ismini inkâr etmiş olurlar.

……….İkinci bir mesele ise ve lâ tettebı’ ehvaehüm amma caeke minel Hakk… sana gelen Hak konusunda onların hevalarına uyma. Bütün bilgilerin musahhihi Kur’an ı kerimdir. Hangi bilgi olursa olsun elimizde onu ne yapıyoruz? Kur’an ı kerime arz ediyoruz, ya da Kur’an ı kerimin beyanı olan ve vahyin bir parçası olan peygamberimizin sünnetine arz ediyoruz. Bunu peygamberimiz vahye arz ettikten sonra geriye dönüyoruz. Ortaya çıkan bilgi, sahih olan bilgi bu bilgidir diyoruz.

……….Niye Müyeymin’dir biliyor musunuz? Çünkü kıyamete kadar bütün bilgiler bunun süzgecinden geçmeye mahkûmdurlar. Mesela şöyle bir içinde yaşamış olduğumuz çağa bakın, bilginin kaynağı nedir diye soru sorsak, kimine göre bilginin kaynağı bilimdir. Yani rasyonalist akla göre deneyden sonra bir şey tasdik edilirse bu bilgidir, deneye uğramamış hiçbir şey bilgi değildir. Bir başka görüşe göre bilginin kaynağı felsefedir, yani bilginin kaynağı düşüncedir.

……….Şimdi bu ikisine bakın bilim. 60 sene önce yazılmış bilimsel ve kesin doğru olarak kabul edilen şeyler bugün geçerliliğini yitiriyor. Yani eski bir bilimsel test, daha sonra gelen başka bir keşifle bir öncekinin yanlış yaptığını anlıyoruz. Hiçbir bilgi Müheymin değil farkındaysanız. Yani altındaki bütün bilgileri toplayan ve onlara hükmetme sıfatına sahip değil.

……….Filozofları düşünün felsefe nedir? Felsefe bir düşünce eylemidir, filozof düşünür. Kendi yaşadığı dönemde son sözü söyledi denilen birçok adam, kendinden sonra gelen filozofların maskarası haline dönüşmüş. Yani Adam Arapların dediği gibi adamı yere sürmüş, yerle bir etmiş, dalga geçmiş. Yani böyle saçma fikir mi olur demiş ve bu sefer insanlar ona demiş ki işte bunun söylediği haktır, daha bundan ötesi olamaz. Bir asır sonra bir başkası gelmiş demiş. “Senin bu söylediklerin de laf mı?”

……….Meselâ bütün filozofların düşünceleri ve birikimleri buraya kadar duruyor. Marks gelmiş bakmış demiş bütün bu filozoflar dünyayı yorumlamışlar, bundan sonra dünyayı değiştirmenin zamanıdır diye hepsini elinin tersi ile bir tarafa itmiş, yani filozofları kahve adamı gibi görmüş, kahvede oturup boş konuşan, bir şeyler yorumlayan adamlar gibi görmüş.

……….Hiçbir bilgi Müheymin değildir, başka bilgilerin üzerinde kontrolcü değildir. Ama Kur’an ı Kerim’e bakın insanlar gelişiyor, ufuklar genişliyor, her gün teknoloji ile alakalı yeni gelişmeler yaşanıyor, hiçbir şey Kur’an ı Kerimde var olan bilgileri çürütmediği gibi eleştirilen birçok şey zaman içerisinde Kur’an ın dediğinin doğru, onların dediğinin yanlış olduğu ortaya çıkıyor.

……….İki deniz suyunun karışma meselesini biliyorsunuz değil mi?

……….Meracelbahreyni yeltekıyan.

……….Beynehüma berzahun lâ yebğıyan. (Rahman/19-20)

……….Bununla dalga geçiyordu insanlar. Yani nasıl diyorlardı, iki deniz yan yana birbirine karışmak için geliyor, Beynehüma berzahun lâ yebğıyan ikisinin arasında bir berzah vardır.

……….Biz böyle bir şey görmüyoruz, bu sular nasıl birbirine karışmaz diyorlardı. Ama bugün bilim ispat etti ki kâğıttan çok daha ince bir çeperle Allah iki suyu birbirinden ayırmış. Tuzlu su bir tarafta, tatlı su diğer tarafında ve ikisi birbirine karışmıyor. Kur’an ın nasıl Müheymin olduğunu anlayabiliyor muyuz?

……….….kâneta retkan fefetaknahüma. (Enbiya/30)

……….O ikisi bir gaz kütlesiydi biz onları patlattık dediğinde Allah, birileri şöyle dalga geçiyorlardı. Nasıl yani diyorlardı normalde patlama yıkıcı olur, şimdi mantığa bak, bir şey patladı mı yerle bir olur. Mantık bunu gerektirir. Nasıl Allah onu patlattıktan sonra ortaya kâinat çıktı. Yani Muhammed de öyle bir söz söylemiş ki diyorlar hiç düşünmemiş arkasını. Ne oldu? Şimdi Allah’ın dediğine geldiler. Dünya bir gaz kütlesiydi, bir patlama oldu, patlamadan sonra dünya oluştu diye. İşte Allah’ın kitabı olan Kur’an böyle Muheymin’dir. Yani saltanatını bütün bilgilerin üzerine koyar, bilgi ona uyuyorsa kabul ederiz, bilgi ona uymuyorsa kabul etmeyiz.

……….Bu bizim için şunu gerektirir. Mesela bugün diyelim ki bütün bilim adamları toplandı, milyonlarca deney yaptılar ve Kur’an ı kerim de var olan hakikatin aksini söylediler, böyle bir şey olmaz dediler. Biz ne yapacağız? Diyeceğiz ki bunların dedikleri yanlıştır. Nasıl ki 1000 sene önce dalga geçenler 1000 sene sonra utandılar söylediklerinden. Hakeza 1000 sene sonra da bunların dediğinin yanlış olduğu bir şekilde ortaya çıkacaktır. Çünkü Allah’ın söylediği El Müheymin olan Allah’tır, kitabı da el Muheymin’dir, insanların söylemiş olduklarının hepsi boştur. Bu da Allah el Muheymin ise Allah’ın kitabı olan Kur’an da el Muheymin’dir demektir.

……….Üçüncü bir meselemiz ise üç ve dördüncü meseleler genelde ahlakla ilgili, yani hepimizi ilgilendiren bir meseleden konuşacağım inşallah.

……….İnsanoğlu bir tercih yapmak zorundadır, bu hepimiz için geçerli olan bir şey. Ya Allah’ın heymenesini kabul edip Allah’ın heymenesine boyun eğeceğiz, hayatımızı ona göre düzenleyeceğiz, ya da insanların heymenesini kabul edeceğiz hayatımızı insanların heymenesine göre, insanların kontrolüne göre düzenleyeceğiz.

……….Bunu niye anlatıyorum? Şunun için anlatıyorum biz Allah’ın bütün isimlerini gördüğümüzde siz şunu göreceksiniz. Hatta ben isterim ki içinizden biri bunula ilgili not tutsun bize, en sonunda bazı değerlendirmeler yapalım. Bütün isimlerde ortak işaret edilen şey nedir? Allah’ın bütün isimlerinin kulu terbiye etmiş olduğu ortak noktalar var, bir de her birinin kendine has olan bir takım yönleri var. Ortak noktalar nedir? En başında ihlas, ihsan, şükür, rıza. Bunların hepsi Allah’ın bütün isimlerinin sonucunda göreceğimiz şudur. Ayrıyeten sevgi korku ve reca. Yani hangi ismi anlatırsak anlatalım göreceğiz ki Allah bizim kalbimize bu manalardan bir tanesini ortak olarak yerleştirmeye çalışıyor.

……….İnsanoğlunun yaşarken en büyük mücadelesi ihlas sahibi olmaktır. Doğrumu? Doğru, en büyük mücadele ihlas sahibi olmaktır. İhlas konusunda başarılı insan kulluğunun bütün kısımlarını da başarmıştır. İhlas konusunda kaybeden insan kulluğun kalan bütün kısımlarında kaybetmiştir. Şeytan bile bunun burasını anlamış.

……….İlla ‘ıbadeke minhümül muhlesıyn. (Hicr/40)

……….Senin bütün kullarını saptıracağım, ama senin muhlas olan, yani ihlaslarından ötürü Allah tarafından arındırılmış olan kulların müstesna diyecek.

……….Şeytan bunu nasıl anladı? Şeytan bunu şuradan anladı, çünkü Allah diyor ki

……….Ve mâ ümirû illâ liya’budullahe muhlisıyne lehüd diyn.. (Beyyine/5)

……….Onlar sadece ve sadece dini Allah’a halis kılarak ihlasla Allah’a kulluk etmekle emrolundular.

……….Biz sadece ihlasla mı emrolunduk, yani Kur’an i kerimi şöyle bir açın bakalım, baştan sona bir okuyun. Kur’an ı kerimde sadece ehlisu, ehlisu, ehlisu mu diyor? Namaz kılın diyor, zekât verin diyor, iyi insanlar da olun diyor, cihat ta edin diyor.

……….Peki, ne demek sadece ve sadece ihlasla emrolundular? Çünkü İhlas temel, ihlas varsa kalan diğer emirler de anlam kazanıyor zaten. İhlas yoksa kalan diğer emirlerin hiçbir değeri, özelliği yoktur. Yani binayı da inşa etsen, çok büyük ameller de yapsan, ihlas yoksa Allah resulü diyor; ona hiçbir şey yoktur amelinin karşılığında.

……….Şimdi burada insanoğlunun bir fıtratı meselesi var. İnsanoğlu yaşarken mutlaka amellerinin arka planında bir niyet taşır, niyetsiz hiçbir insan yoktur mutlaka ama mutlaka insanoğlu bir niyet taşır.

……….İşte bu taşımış olduğu niyet neye göre şekilleniyor? Kimin heymenesini, kontrolünü kabul etmişse kendi üzerinde o niyet ona göre şekilleniyor. O şekillenen şeye biz ne diyoruz, ihlastır diyoruz.

……….Sürekli fikir dünyasında acaba insanlar benim hakkımda ne düşünüyor, acaba insanlar benim bu yaptığımı nasıl değerlendirdiler. Mesela dersteyiz diyelim, hoca bana kızdı mı, acaba hoca beni sevdi mi. Sen ne yapıyorsun, farkında mısın bu düşünceler seni nereye götürüyor? Bu düşünceler seni el Muheymin olarak kendi hayatına insanları tayin etmeye götürüyor. Senin hayatında artık Muheymin, gözetleyici olan insanlar. Acaba ne diyorlar, ne düşünüyorlar diye. Ya bunu tercih edeceksin kendi hayatında, ya da sürekli diyeceksin ki acaba Allah benim hakkımda ne düşünüyor. Allah beni görüyor da, Allah er Rakîp’tir beni gözetliyor şu anda. Acaba şu an içinde bulunduğum hale Allah nasıl bir değer biçiyor. Benim amel defterimde veya meleklerin yanında. Bu soruyu soracaksın. Acaba Allah beni şu anda sevdi mi, beni kullarının yanında andı mı, yoksa bana öfkelendi mi diye. Bu tamamen senin elindedir. Yani düşünce dünyanda istersen o heymene makamına Allah’ı koyarsın, istersen inşaları koyarsın. İnsanları koymuşsan ha ehli şirk bir insan olmuş olursun, kula kulluk yaparsın. Allah’ı oturtursan alemlerin rabbi olan Allah’a teslim olursun ve Allah’a hakkıyla kulluk etmiş bir insan olursun.

……….Mekki surelerde Allah sahabeyi bu ahlak üzerine yetiştiriyor, yani bütün derdiniz bütün hemminiz acaba Allah bizim bu amelimiz hakkında ne düşünüyor olsun diyor.

……….Ve yut’ımunetta’ame ‘alâ hubbiHİ miskiynen ve yetiymen ve esiyra. (İnsan/8)

……….Onlar yiyeceklerini miskine, yetime ve esire sevmelerine rağmen onlarla paylaşırlar.

……….Peki, paylaşırken lisan-ı halleri, neler?

……….İnnema nut’ımuküm livechillâhi lâ nuriydu minküm cezaen ve lâ şükûra (İnsan/9)

……….Bis sadece ve sadece sizi Allah’ın rızası için yedirip içiriyoruz. Sizden ne bir karşılık bekliyoruz, ne de sizden bir teşekkür bekliyoruz.

……….İnna nehafu min Rabbina yevmen ‘abusen kamtariyra. (İnsan/10)

……….Biz rabbimizden öyle bir gün de korkuyoruz ki o günde yüzler asık olacak ve o gün şiddetli bir gün olacak.

……….Fevekahumullâhu şerre zâlikelyevmi ve lakkahüm nadreten ve sürura. (İnsan/11)

……….Allah onların bu duyguları bu hareketleri karşısında o günün şerrinden onları muhafaza etti. Ve Allah onlara yüz parlaklığı ve sevinç ile onları karşıladı ve onlar bu şekilde karşılandılar.

……….Burada Allah sahabeye neyi öğretiyor? Daha ilk inen ayetler bunlar. Yani sizin tek derdiniz İnnema nut’ımuküm livechillâhi olsun. Sadece Allah’ın rızası için iş yapıyoruz. Ne kimseden bir karşılık bekliyoruz, ne kimseden bir teşekkür bekliyoruz. Biz o zor günde Rabbimizle karşılaşacağımız hesaptan korkuyoruz. Sizin derdiniz bu olmuş olsun.

……….Fikir dünyasını inşa ediyor, yani Allah onların fikir, düşünce dünyasını inşa ediyor. Tek korkularının ahiret ve hesap korkusu olmasını istiyor.

……….Peygamber de aynısını yapıyor, mesela bir hadis-i şerifte sahabeye diyor ki, şimdi sıla-i Rahim yapın konusuyla ilgili bir sürü emir var biliyorsunuz. Şimdi sıla i rahim yapan kimdir peygamber bunu anlatıyor bize. Allah’ın yanında sılai rahim yapan mukafi olan insan değildir. Yani kendisi ziyaret edildiği için kendisine yönelik akrabalık bağlarını gözeten değildir diyor, o mukafidir. Yani yapana karşılık verendir. Peki, vasıl kimdir? Ancak vasıl, Allah’ın o sevip razı olduğu insan, diğer akrabalarının kendisiyle akrabalık bağlarını kesmelerine rağmen o insanlarla akrabalık bağlarını kesmeyendir. Yani peygamber neyi öğretiyor sahabeye? Diyor ki siz insanlara karşı hayır yaparken onlar yaptı diye yapanlardan olmayın bu mukafidir. Bir şey yapacaksanız sadece ve sadece Allah istedi diye yapın. Onlar yapsa da yapmasa da, sizin hakkınızı çiğneseler de siz akrabalık bağlarını gözetin ve Allah’tan korkun.

……….Normalde insan nefsini terbiye ederken bir genel kurallar var bir de hususi kurallar var insanın nefsine göre. Bir sonraki maddede bunlardan bahsedeceğiz. Burada söylemek istediğim şey insanın fikir dünyasında sorunu çözmesi, irade dünyasında sorunu çözmesinden daha kolaydır. İrade dünyasında bir sorunu çözmesi amele dönüşmesinde ve amel dünyasında onu çözmesinden daha kolaydır. Amele başladığı zaman bir sorunu çözmesi, amele devam edip onu alışkanlık haline getirdiğinde çözmesinden daha kolaydır.

……….İnsanoğlu dört merhalelerdir; Önce düşünür, aklına bir şey gelir. Bu düşünceyi attın attın. Atmadın bu düşünce yoğunlaştığı zaman bu iradeye dönüşüyor. İrade nedir? Kişinin bunu sevmesi onu yapmaya dair içinde istek oluşması demek. O iradeyi attın attın, yani ondan kurtuldun kurtuldun. Kurtulamadın bu sefer amele dönüşüyor. Hiçbir amelin başlangıcı ile ortası ve sonu aynı değildir. Amelin başında ondan vazgeçtin geçtin, vazgeçmezsen o sen de alışkanlık haline gelir. Artık istesen de belli bir noktadan sonra onu terk etmen mümkün olmuyor.

……….Şimdi bu ihlas, heymene meselesini anlatınca, her insanın aklına mutlaka acaba insanlar benim hakkımda ne düşünüyor sorusudur. Zaten şirkin de başlangıç noktası burasıdır. İnsanın Müheymin konumuna insanoğlunu oturtması, küçük şirk demiş olduğumuz riyanın başlangıç noktası burası. Fikir dünyasına geldiği anda ki gelecek te, şeytan boş durmayacak. Bizim bunu hemen müalece etmemiz gerekir. Ey nefis dememiz lazım insanların ne düşündüğünün ne önemi var, insanların düşüncesinin dünya da ve ahirette bir karşılığı yok. Bugün seni seven göklere çıkaran insan yarın seni çıkardığı kadar da yerin dibine sokuyor.

……….İnsanoğlu böyle değil midir, insanoğlu nankör değil midir? Sen Vefa sahibi olan alemlerin rabbi olan Allah’ın senin hakkında ne dilediğine ve ne düşündüğüne bak. Çünkü Allah birini yüceltmişse hak ettiğinden dolayı, onu düşürmez. Birini düşürmüşse hak ettiğinden dolayı onu yüceltmez. Alemlerin rabbi olan Allah adildir kimseye zulmetmez.

……….Fikir dünyasında bak el Muheymin olan Allah’tır, aynanın karşısında saatlerini geçirme. Doğru değil mi? Aynanın karşısında sen ne yapacaksın, saçını başını üstünü, şeklini şemalini. Allah Resulü; Allah sizin şekillerinize, şemallerinize bakmaz. Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.

……….Neden bakıyor Allah senin amellerine? Allah arşına istiva etmiş, el ‘Alîy olan Allah sürekli sana nazar ediyor. Bu nazar Allah’ın Müheyminliğinin bir parçasıdır, Rakîb olası, gözetlemesinin bir parçasıdır. Sen bunu düşüneceksin. Yani insanların benim hakkımda ne düşündüğü önemli değil, şu an da Alemlerin rabbi olan Allah benim niyetimi gözetliyor ve onun üzerinde heymene kuruyor.

……….Allah’ın izni ile sen düşünce dünyasına, şeytanın vesvesinin karşısında bu hayırlı düşünceleri yerleştirirsen şirkin başlangıç noktası olan insanları oturtmuş olduğun o yeri yıkabilir, çökertebilirsen Allah’ın izni ile gerisi senin için kolaydır. Yok, ama düşünce dünyasında bunu aşamayan insan, iradeye dönüştükten sonra bundan kurtulması çok daha zordur. Amele dönüştükten, alışkanlık haline geldikten sonra zaten Allah’ın rahmet ettikleri müstesna bunlardan kurtulmak çok daha zor olacaktır.

……….Dördüncü bir mesele ise E. Musa el Aş’ari bir seferde bir arkadaşı ile yolculuğa çıktığı zaman şöyle dua ediyor. Arkadaşı aktarıyor onun duasını.

……….Allahümme entesselâmü tuhibbü’s Selâm ve entel mü’minu tuhibbu’l mü’min ve entel muheyminu tuhibbu’l muheymine ve entessadıku tuhibbu’s sadıka.

……….Allah’ım sen es Selâm olduğun gibi kullarından da selamet sahibi insanları seversin. Sen El mü’min olduğun gibi kullarından mü’min olanları seversin, sen Muheymin olduğun gibi kullarından muheymin olanları seversin, sen Sadık olduğun gibi kullarında da doğru sözlü olan sadık olanları seversin. Diyor.

……….Bu ne demek? Bu şu demek nasıl ki Allah Muheymin’dir her şeyi kontrolü altına alıyor, kullarından da nefislerini kontrolü altına almayı bilenleri Allah sever. Yani senin heymene kurman gereken tek yer senin nefsin üzerinde heymene kurman ve onu kontrol etmendir. Yani;

……….ve nehennefse ‘anilheva.. (Naziat/40)

……….Nefsini hezasından nehyetti diyor Allah. Kimin sıfatıdır bu? Muttaki olan insanların sıfatıdır. Nefis bir şeyleri emreder, nefis insanları bir tarafa çeker, ama nefis üzerinde muheymin olan, kontrol sahibi olan insan nefsi hevasından men eder ve Allah kullarından böyle olan insanları sever.

……….Şimdi burada özellikle hepimizin ortak kulluğumuzun meselelerinden biri şudur; Nefislerimizi kontrol altına almak, onu hevasından men etmek. Nefsin isteklerini çözebilir miyiz, mesela şöyle biri çıksa içimizden dese ki ben nefsimi öyle bir hale getireceğim ki hiç bana kötülüğü emretmeyecek. Mümkün mü böyle bir şey? Mümkün değil. İbn. Kayyım’dan bir örnek vermiştik hatırlıyor musunuz, su örneğini vermiştik mesela. Bu mümkün değil, çok zor bir şey.

……….Peki, ne yapabilir insan? Nefsin isteklerine gem vurabilir, yani onları nefsin hevasından nehyedebilir, bir de onları hayra, güzelliklere yönlendirebilir.

……….Peki, bunu nasıl yapacak insan, yani insan nefsini nasıl kontrol altına alır. Allah muheymin olanları seviyor ama bunun yolu ne?

……….Bazı ilim adamları diyorlar ki, -bakın buraya çok dikkat edin- Allah kâinata heymenesini nasıl kurduysa insan da nefsine aynı sıfatlarla heymenesini kurar. Gazali ne diyordu? Allah üç sıfatla kâinatta heymene kontrol kurdu;

……….1 – İlim,

……….2 – Kudret,

……….3 – Devamlılık.

……….Her şeyi bilmek, bildiği hayrı kullarına getirebilme kudretine sahip olmak ve bunun da sürekli olması, yani belli bir zamana münhasır olmaması.

……….Demişler kul da bu üç sıfatı kendinde bulundurursa nefsine karşı Allah’ın izni ile Kur’an ı kerim de övdüğü nefsini hevasından men eden kullarından olabilir. Nasıl olur bu?

……….1 – İlim; Kişinin nefsini tanıması lazım, eğer sen nefsini terbiye etmek istiyorsan önce nefsini tanıman lazım. Şimdi Kur’an ı Kerim bize bir nefsi genel olarak tanıtıyor, nefsin bazı özelliklerini söylüyor. Bir de her insanın nefsinin kendine has bir takım özellikleri var. İkisine yönelik ilim sahibi olan insanlar nefislerini çok rahat kontrol altına alabilirler.

……….Bütün nefislerin ortak özelliği nedir? Bir nefis ya kötülüğü emreder, ya kötülüğü kınar, ya da bu ikisinden kurtulup mutmainlik seviyesine ulaşır. Allah Kur’an ı Kerimde 3 tane nefis özelliği tanıtıyor. Yusuf AS: ne dedi?

……….Ve ma uberriu nefsiy* innen nefse leemmaretun Bissui.. (Yusuf/53)

……….Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis innen nefse âmiretun Bissui demiyor dikkat edin. innen nefse leemmaretun Bissui Lâm te’kit için. İki tane te’kit var ayeti kerimenin içerisinde leemmaretun bu mübalağalı ismi fail. Çokça fazla insanlara kötülüğü emreder diyor Yusuf AS.

……….Bir nefis vardır insana kötülüğü emreder, zaten hepimiz bunu yaşıyoruz. Bel ki şu anda bile şeytan kafamıza bir çok kötülük atabiliyor nefsimiz.

……….2 – Levvame olan nefis; İnsan bu bilinci nefse ayak uydurduğunda, onun isteklerini yaptığında insanı uyaran ve insanı kınayan nefis;

……….Lâ uksimu Bi yevmil kıyameti – Ve lâ uksimu Bin Nefsil Levvameh. (Kıyamet/1-2)

……….Kıyamet gününe yemin olsun ki, levvame olan nefse yemin olsun ki diyor Allah. Burada ki lâ nefy için değil te’kit için getirilmiş. Ve lâ uksimu Bin Nefsil Levvameh o levvame olan, kötülük yaptığında insanı kınayan, niye bunu yaptın, Allah’tan korkmuyor musun diyen nefse yemin olsun.

……….3 – Nefsi Mutmainne;

……….Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh – İrci’ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeten. (Fecr/27-28)

……….Ey Mutmain olmuş, sekinete kavuşmuş olan nefis rabbine razı olmuş ve rabbinin de kendisinden razı olmuş bir şekilde rabbine dön denilir o nefse.

……….Şimdi sen öncelikle bunları bileceksin, yani nefsini terbiye etmek istiyorsan ki ilim dediğimiz şey nefislerin genel özelliğidir. Nefis sana kötülüğü emrettiğinde sen ne yapacaksın? Nefsini kınayacaksın. Bu nefsin tabiatındandır, bu senin elinde olan bir şeydir. O sana kötülüğü emredecek, sen ona diyeceksin Allah’tan korkmuyor musun ey nefis, ahireti hatırlamıyor musun ey nefis, Allah seni karşısına alıp sana bu yapmak istediğinin gözünün önünde sana izlettirdiği zaman hangi yüzle rabbinin yüzüne bakacaksın diye nefse sen bunu hatırlatacaksın, sen burada başarılı olursan, onun kötülüklerine karşı koyma vasfını artırırsan sonuç bellidir, Allah’ın izni ile canını verirken Allah seni bu cümlelerle karşılayacaktır. “Ey mutmain olan nefis rabbine razı olmuş ve razı olunmuş bir şekilde rabbine dön”. Allah hepimizi bunlardan kılsın. Allahümme amin.

……….İkinci bir ilim ise insanın kendi nefsine dair bir takım bilgilere sahip olmasıdır. Allah Ayeti kerime de diyor ya;

……….Kul küllün ya’melu alâ şakiletihi.. (İsra/84)

……….De ki her insan kendi şâkilesi üzerine amel yapar.

……….İnne sa’yeküm leşetta. (Leyl/4)

……….Sizin amelleriniz farklı farklıdır diyor Allah. Niye? Çünkü sizin tabiatlarınız, şakleleriniz farklı. Yani Allah sizi farklı farklı suretlerde, farklı farklı psikolojilerde, farklı farklı tabiatlarda yaratmış.

……….Kendi nefsini tanımazsa insan zaaf noktaları nelerdir, şeytan nerelerde onun ayağını kaydırıyor, hangi noktalarda taate karşı kuvvet bulup Allah’a daha güzel kulluk yapıyor insan bunun üzerinde düşünüp, tefekkür edip bilmezse insan şeytanın elinde oyuncak olur ve kıyamet gününde şeytan dünyada oyuncak yaptığı insanlara diyecek ki “Ben sizden deriyim.” Hani Allah ayette diyor ya;

……….ve kâneş şeytanu lil’İnsani hazûla. (Furkan/29)

……….Şeytan insanı yarı yolda bırakır. Ne demek bu şeytanın insanı yarı yolda bırakması? Dünyadayken seni parmağında oynatır, oynatır, oynatır, ahiret gününde sana der ki Ben Alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkuyorum, ben senden Berîyim, ne halin varsa gör. Der. Onun için insan kendi nefsini, nefsinin zaaflarını ve kuvvetli yönlerini bilmesi gerekir, bununla ilgili ilim sahibi olması gerekir ki insan nefsini ıslah edebilsin.

……….Mesele şöyle düşünün, diyelim ki ben nefsimi arındırmak istiyorum, kötülüklerinden kurtulmak istiyorum. Her insanın ortak olduğu bazı yönler var, umumi ilim dedik ya yani herkesin müşterek olduğu, bir de kişiye özel ilim var, buna bir örnek vereceğim. Mesel Allah Kur’an ı kerimde diyor ki herkesin kendisiyle teskiye olduğu iki şey var. Biri sadaka vermektir, bir tanesi de ihlastır.

……….Ve seyücennebühel’etka. (Leyl17)

……….o cehennemden muttaki olan insanlar uzaklaştırılacaklar.

……….Elleziy yü’tiy malehû yetezekkâ. (Leyl/18)

 ……….O ki malını verir ve onunla arınır. Doğru mu?

……….Ve ma liehadin ‘ındehu min nı’metin tücza. (Leyl/19)

……….Yani o kimsenin vermiş olduğuna karşılık kimseye bir minneti, bir beklentisi söz konusu değildir.

……….İllebtiğâe vechi Rabbihil e’lâ. (Leyl/20)

……….En yüce olan rabbinin rızası müstesna. Yani onun amellerinde yaptığı tek şey rabbinin rızasını ummaktır.

……….Ve lesevfe yerda. (Leyl/21)

……….Bu sıfata sahip olan insanlar da muhakkak ki gelecekte onlardan razı olunacaklardır. Allah’ta onlardan razı olacaktır, onlar da Allah’tan razı olacaklardır.

……….Burada neyi zikretti Allah? İki sıfatı zikretti; Malını verip teskiye olan ve ihlas üzere Allah’a kulluk eden insanlar. Bunda hepimiz ortağız. Ne zaman nefsinizin kötüleştiğini, tembelleştiğini fark ettiyseniz sadaka verin. Ne zaman? Sadaka peygamberimizin misalde verdiği gibi insanı böyle daraltan bir elbise vardır, verdikçe insanın üzerinde genişler. Yani Allah’ın rahmeti bereketi insanın üzerinde genişler. İhlas ne zaman nefsinizde acziyet fark etmişseniz eğer kimsenin bilmediği, sadece sizin bilmiş olduğunuz bir takım ameller yapın. Bunula Allah katında değer kazanın. İkisini birleştirmek istiyorsanız ihlasla sadaka verin. Yani hiç kimsenin bilmemiş olduğu bir sadaka verin. Bu bütün insanların temizlenmek için ortak yolu.

……….Bir de senin kendine has temizlenme yollarının olması lazım. Kab bin Malik’i hatırlıyorsunuz. Allah’a isyan etti, peygamberden geri kaldı. Sonra ne dedi; Benim tevbemin bir parçası da benim bütün malımı sadaka vermemdir dedi.

……….Şimdi kendi kendine düşündü; Benim nefsimi fücura sevk eden, ayağımı kaydıran şey neydi? Benim bahçelerimdi. O bahçelerimde ki meyveler o ağaçlar benim ayağımı kaydırdı. Öyleyse dedi ben ne yapacağım? Ben bunu vermek suretiyle nefsimi temizleyeceğim, tevbe edeceğim dedi.

……….Ondan önce biz bunu kimde gördük bu ahlakı? Süleyman AS. Da gördük değil mi. Allah onun atlara olan sevgisini anlatırken. Atlara baktı diyor Süleyman,

……….hattâ tevaret Bil hıcab. (Sad/32)

……….Atlarla ilgilendi ta ki güneş batıncaya kadar. Tefsirciler diyor ki “Namazı kaçırdı” Yani güneş batınca namazı kaçırdı. Sonra Süleyman onların boyunlarını okşadı diyor. Boyunlarını okşamak kinaye. Neden kinaye? Atları kesti. Madem siz beni namazdan alıkoydunuz, Allah’tan uzaklaştırdınız diye. At bir eğlence biliyorsunuz, sizi kendi hayatımdan çıkarıyorum dedi.

……….Demek ki insanın içinde bulunmuş olduğu duruma göre nefsini ve amellerini temizleyeceği mutlaka kendine has bir yol vardır. Bu da Allah’ el Muheymin olanları, nefislerini kontrolleri altına alanları sever demektir.

……….2 – Kudret; Değişmek için gücün olması lazım. Allah’ın biliyorsunuz değişmez bir sünneti var;

……….innAllâhe lâ yuğayyiru ma Bi kavmin hatta yuğayyiru ma Bi enfüsihim. (Ra’d/11)

……….Kullar kendilerinde var olanı değiştirmedikleri müddetçe Allah hiç kimseyi değiştirmez. Diyor Allah. Önce sen ortaya bir irade bir kudret koyup hayatında ki problemleri değiştirmek için bir çaba sarf edeceksin. Sen bir adım attıktan sonra alemlerin Rabbi olan Allah ta yardımı ve desteği de hayatında var olan problemleri çözecek. Ne lazım? Kudret lazım kudret. Peygamber AS. Ne diyor? Kavî ve güçlü olan mü’min, Allah’ın yanında zayıf olan mü’minden daha hayırlıdır, daha sevimlidir. Fakat ikisinde de hayır vardır.

……….Sonra ne diyor Peygamber? Sana hayırlı olan konuda hırslı ol, Allah’tan yardım iste ve acziyyete düşme diyor. Aciz olma, güç sahibi, kudret sahibi ol.

……….Mesela diyelim sen bir şey yapmak istiyorsun, nefsindeki bir şeyi değiştirmek istiyorsun, ban güç yetiremiyorum diyorsun kendi kendine. Yahu dua da mı edemiyorsun. Peygamber ne diyor? İnsanların en acizi dua etmekten aciz olan insandır. Yani sen bir şey yapamıyor olabilirsin gücün olmayabilir ama Allah el Kadîr’dir, Allah el Kavî’dir. Kendi kudretinle sen bir şey yapamıyorsan “Lâ havle ve lâ kuvvete illa Billâhi-l ‘azîm” de. Bütün benliğinle Allah’a yönel. Yani sen bana yardım etmezsen, benim işlerimi çevirip düzenlemezsen ya rabbi benim yapabileceğim hiçbir şey yok de. Sen güçsüz olsan bile senin dayanmış olduğun Allah’ın gücü her şeyin üzerinde olandır. Onun için kudret lazım, kudrette dediğimiz gibi hiçbir şey yapamıyorsan dua et. De ki; “Ey Kavî olan rabbim beni kuvvetli olan kullarından kıl”. Bunu söylemek zor mu? Hiç zor değil, çok kolay. Ey Kadîr olan Allah’ım Kudretinden bana ver. Nasıl Allah’ın el ‘Alîm isminden ilim istiyorsun, Allah’ın er Rezzak isminden rızık istiyorsun, doğru mu? Allah’ın el Kadîr isminden de kudret, güç talep edebilirsin.

……….3 – Sebat; Nefsini tanıdın, değiştirme iradesi ortaya koydun, değiştirebilirsin ama sebat etmediğin takdirde gene tekrardan nefis eski haline eski kötülüklerine geri döner.

……….Biz insanların kendimizi terbiye ederken en fazla içine düştüğümüz hatalardan bir tanesi nedir? Şudur; İstiyoruz ki bir kerede düzelelim. Yani üç gün beş gün gece namazına kalkıp ondan sonra istiyoruz ki Usay Bin Hubeyb gibi olalım. Geceleri kuran okuduğumuz da melekler semadan aşağıya doğru gelsinler. Veya dört beş gün böyle acziyyet içinde dua ettiğimizde istiyoruz ki Allah sahabeye Melek gönderdiği gibi hemen bize de melek göndersin, bize yardımcı olsun ve Allah’tan bazı konularda yardım istediğimizde istiyoruz ki bir daha o kötülük hiç hayatımıza girmesin bir yana aklımızın ucuna bile gelmesin.

……….Nefisle mücadele ve nefsi kontrol altına alma böyle bir şey değil.

……….Va’bud Rabbeke hatta ye’tiyekel yekıyn. (Hicr/99)

……….Ölüm sana gelinceye kadar Allah’a kulluk et.

……….Nefisle mücadele ölüm insana gelinceye kadar devam edecek olan bir süreçtir ve sebat etmek en önemli meseledir.

……….Bir de burada Allah’ın bize en büyük lütfu nedir? Velev ki sebat edemedik, Allah seni yolun dışına atmıyor, geri dönebiliyorsun. Tevbe denen bir şey var yani. Karar verdin, kudret gösterdin, Bismillah dedin adım attın, sonra ayağın kaydı gene aynı günaha, aynı yanlışa bir daha düştün. Orada debelenmemize gerek yok. Debelenmek gayya da kimin özelliklerindendir? Müşriklerin özelliklerindendir. Yani yoldan çıktıktan sonra geri dönüş yollarını aramayıp o kötülük üzerinde debelenmek, Allah diyor ya; bırak onları gayyalarında debelenip dursunlar diye. İşte bu müşriklerin özelliklerindedir. Müslüman’ın tevbe kapısı vardır.

……….Şeyhü’l-İslam İbn. Teymiye’nin dediği gibi tevbe öyle büyük bir nimettir ki, belki sen tevbe ettikten sonra önceki halinden Allah’ın katında çok çok daha değerli oluyorsun. Zina yapan kadını hatırlamıyor musunuz? Zina yaptı geldi itiraf etti recmedildi, tevbe etti. Peygamber ne dedi? Öyle bir tevbeyle tevbe etti ki, medine’nin hepsine dağıtılsa hepsine yeterdi dedi. Bu zinakâr bir kadın dı. Şimdi tevbe zina yaptıktan sonraki hali, zina yapmadan önceki halinden daha faziletli olmadı mı bu kadının? Oldu. Neyle oldu peki? Tevbeyle tekrardan yola dönmekle oldu.

……….Demek ki yolumuzu şaşırmayacağız, hata yapabiliriz, yanlış işler içine girebiliriz, Allah’a isyan edebiliriz, kardeşlerimize karşı yanlış yapabiliriz. Sonuç? Yoldan çıktık tevbe edip tekrardan geri yolumuza döneceğiz. Sebatın yolu da budur.

……….Geçen derslerimizde size bir dua öğretmiştim o duayı sürekli dilinizden düşürmeyin. Sahabe dedi ya peygamber bana dedi ki; İnsanlar altını ve gümüşü depoladığında sen de bu kelimeleri depola.

……….Allahümme inni es’elükes-sebate fil-emri ve’l azimete’r-ruşd

……….Allah’ım ben senden işlerim konusunda sebat istiyorum ve rüşd olan, hayır olan işler de de senden bir azimet, senden bir kuvvet istiyorum diye diliniz sürekli bununla ıslak olsun. Ya da peygamberin en fazla yaptığı dua;

……….Allahümme Yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dinike.

……….Diye sürekli Allah’tan bunu isteyelim. Demek ki El Muheymin olan Allah kullarından kendi nefsi üzerine heymene ve kontrol kuran, nefislerini terbiye eden Kullarını Allah sever ve bunun da yolu üçtür. Nefsin umumi özellikleri ve hususi özellikleri ile tanımak, onu değiştirmek konusunda ortaya bir irade ve kudret koymak ve bu konuda sebat etmek.

……….Sebat mertebesinin en önemli ayağı nedir? Tevbedir, yani kayacaksın, hiç bozmadan sebat etmek mümkün değil, kayacaksın ama tevbe edip geri döneceksin. Umulur ki tevbe ettikten sonraki halin önceki halinden çok çok daha hayırlı olmuş olur.

……….Allah’tan temennim bizim bu ismini hakkıyla anlayan kullarından eylesin. Allah bizi kendi kontrolünde hıfzettiği, rahmet ettiği kullarından eylesin. Allah bizi insanların heymenesinden kurtarıp sadece ve sadece kendi heymenesini düşünen ihlasa muvaffak kıldığı kullarından eylesin. Alla bizlere kendi nefislerimiz üzerinde kontrol kurmayı, onu hevasından nehy etmeyi bizlere müyesser eylesin, kolay kılsın. Güzel isimleri ve sıfatlarıyla Allah’a hakkıyla kulluk etmeyi bizler için kolaylaştırsın ve bizi muvaffak kılsın.

……….Allahümme Amin. Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn.

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 29 Eylül 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

2 responses to “ESMA DERSLERİ – 14 – EL MÜHEYMİN (B) (Ebu Hanzala)

  1. soner

    27 Nisan 2017 at 14:40

    ebu hanzalanın baska yazılı derslerı varmı acaba

     
    • ekabirweb

      27 Nisan 2017 at 17:30

      Merhaba Ebu hanzala’nın derslerinin yazılı olanları var mıbilmiyorum Ben esma derslerinden hoşuma gidenlerden alıntı yapıyorum. Bu bana ait bir çalışmadır. İnternette bulduğum beğendiğim yazı ve videoları yazı formatında derlemeye çalışıyorum. esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: