RSS

ESMA DERSLERİ – 15 – EL CEBBÂR (81.Video.)

06 Eki

el-cebbar

……..“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

……..BismillahirRahmanirRahıym

……..Allah’a hamd olsun bize kendini vahyi ile tanıttığı için hamd olsun, esmasını nazil ettiği için hamd olsun. Bilincimizin arzına, arşından isimlerini indirdiği için hamd olsun. Nebi’sine salât olsun, onu bize dini mübini İslam-ı yaşanabilir bir örnek, yaşanabilir bir hayat olarak önümüze konan bir örnek kıldığı için hamd olsun. Sizlere de salât-ı Selâm olsun, rahmet olsun, bereket olsun inşallah.

……..Aziz kardeşlerim bugün 81. Dersimizde beraberiz. Son etaba girdik hayr olsun inşallah. Önümüzde bundan hariç iki dersimiz kaldı, Allah nasip ederse bugünle birlikte 6 tane de esmamız kaldı.

……..Bugün 2 isim işleyeceğiz yine, El Cebbâr ve El Mütekebbir isimleri. Malûmunuz olduğu veçhiyle Haşr suresinin son ayetlerinde ki esmaya devam ediyoruz. Kur’an da haşr suresinin son ayetlerindeki nadir Esmalarda yer alıyor, bugün işleyeceğimiz iki isim de nadir Esmalardan. Yani hep biricik, tek Esmalardan.

……..El Cebbâr, doğrusu bendenizin yeni şeyler öğrendiği şeylerden biridir el Cebbâr onun için yüreğinizin kulaklarını dört açmanızı rica edeceğim. Cebbâr deyince aklımıza olumsuz bir şeyler geliyor hep, bakalım doğru muymuş arz edelim bilgimizi, kültürümüzü. Daha önce zihnimize giren malûmatı arz edelim. Malûmunuz insanın zihni bir torba gibi ne bulursa kulak yoluyla, göz yoluyla içine atıyoruz. Atıyoruz atmaya da içine attıklarımız atılması gerekenler mi yoksa alınıp atılması gerekenler mi? Yani zihnimize attıklarımızın sağlamasını yapmayacak mıyız? Basit dünyevi işlemler yapıyoruz alacağımız, borcumuzu oturup basit matematik yapıyoruz değil mi, topluyoruz, çıkarıyoruz, çarpıyoruz, bölüyoruz. Neden? Yanlış olmasın diye, ne hak geçsin, ne hakkını yiyelim diye değil mi?

……..Peki, dünyalıklarımız için ne hak geçsin ne hakkını yiyelim, yani doğru olsun derken ukbalığımız için, imanımız için, dinimiz için niye aynı titizliği göstermeyiz? Ya Allah’ın hakkı geçerse? Söz konusu olan din ise, din Allah’ın ise -ki öyle- dinin sahibi Allah ise o zaman din konusunda niye Allah’ın hakkın ı yemeyelim diye hassas değiliz? Allah’ın hakkı geçmesin, Allah’ın hakkına kastetmeyelim, Allah’ın hukukluna zulmetmeyelim diye neden hassas değiliz?

……..Tamam Allah bizim zulmümüzden ziyan görmez bu vakıa, ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun. (Nahl/118) bize zulmetmediler, bize zulmetmeye kalktıklarında her seferinde kendilerine zulmettiler.

……..Niye kendimize zulmedelim, niye kendi kendimizin zalimi olalım? Allah’ın isimleri hakkında ilhattan söz ediyor Kur’an yani sapıklıktan, demek ki esması hakkında bir sapıklık türü, sapma türü var, yoldan çıkma türü var. Allah’ın esması hakkında ilhat, küfre düşmek, sapmaya düşmek, sapmak. O zaman Allah’ın esması hakkında ilhata düşmemek için de mutlaka esma hakkında ki düşüncelerimizi, inançlarımızı Allah’a arz etmek, Allah’ın kitabına arz etmek durumundayız.

……..El Cebbâr varlığı onaran demek birinci manası bu, varlığı onaran, varlığı tamir eden yani rabbimizin onarıcı, tamirci gibi manası olan bir ismi varmış. Ama hiçbir tamircinin tamir etmediği tarafları onaran. Böyle de bir isim olması da lazımdı doğrusu, çünkü çalışan şeyler bozulabiliyorlar, bozulanlar da onarılabilmeli. Rabbimiz insanın yüreğini onarıyor, aklını onarıyor, tasavvurunu onarıyor, vicdanını onarıyor. Demek ki bunlar yara alabiliyor bozulabiliyor.

……..İkinci manası işleri yoluna koyan demek. Üçüncü vurgusu insana iradesini kullanmaya mecbur eden demek. Bizim çok bildiğimiz anlamı üçüncüye geldi. Dördüncü anlamı varlığı yasalarıyla amacına mecbur eden demek yani varlığı yasalarıyla yaratıldıkları amaca mecbur eden, yaratılış istikametlerine mecburi istikamet olarak sokan demek.

……..Cebr; büyüklük, yükseklik artış, yücelik, doğrultma ve mecburi istikamete delalet eden bir kelime. Cebr; kırmak manasına da geliyor yani zorlamak ve kırmak. Dolayısıyla el Cebr fakirlikten kurtulmak anlamına geliyor. Bir insanın kırılan kemiğinin sarılarak onarılmasına ve iyileşmesine de cebr deniyor. Yani Arap dilinde kemiğin sarılmasına ve iyileşmesine Cebr, hatta kırık çıkık sargısına cebira deniliyor. Cebera onarıldı ve iyileşti anlamına geliyor. Tabii cebr kesr in zıddı, kırmanın zıddı aynı zamanda.

……..Kimsenin kendisine ulaşamadığı fakat kendisi istediğine ulaşan otoriteye de ceberut deniliyor. Kimse kendisine ulaşamıyor, ama kendisi istediğine ulaşıyor.

……..Görüldüğü gibi kelimenin kök manası genellikle olumlu, bizim zihnimizde olumsuz yer etmiş. Ama bu olumsuz anlam sonradan kazandığı anlam. Cebr özellikle ‘alâ edatıyla kullanıldığında zorlamak anlamına geliyor ki icbar, zorlama.

……..Cebbâr mübalağa ile ismi fail. Mütecebbir ve Cebbâr ikisi de ismi fail. Fakat tabii iki ismi fail arasında fark var. Cebbâr ismi faili geldiği zaman, yani fa’al şeklinde bu kalıptan geldiği zaman Mütecebbir, işte kalıbıyla gelmesinden farklıdır ikisi de ismi faildir Arap dilinde ama ikisi arasında ciddi bir vurgu farkı var. Mütecebbir zorlamak için külfete giren, zorlamak için zahmet çeken demektir. Cebbâr ise zorlamak için hiçbir zahmet çekmeyen demektir.

……..Mütecebbir aynı zamanda zorlamak için zahmet çeken ve başkasına muhtaç olan demektir. Zorba yöneticiler birilerini zorlamak için zorba askerlere ihtiyaç duyarlar değil mi? Firavunlar Hamanlara ihtiyaç duyarlar değil mi? İşte Cebbâr isminde, kalıbında bu yok. Cebbâr olanın bir şeyleri zorlaması için bir yardımcıya ihtiyacı yok, dolayısıyla fark bu.

……..Cebbâr gücünü haklı olarak kullanırsa çok güçlü kuvvetli anlamına gelir, tersi ise gücünü haksız olarak kullanırsa zorba anlamına gelir. Allah için kullanılan Cebbâr olumludur, Allah dışında herhangi biri için kullanılan Cebbâr olumsuzdur.

……..Tabii Cebbâr deyince cebriye aklımıza geliyor, malûmunuz İslâm tarihinde bir takım kelâmi, mezhepler türediler, cebriye de bunlardan biri. Malûm kelâmi mezhepler hicri 2. Yy. sonlarında ortaya çıkmaya başladı. Kökleri ta erken hicri 1. Yy. 2. Yarısına dayanır. Ama adıyla sanıyla kelâmi mezheplerin ortaya çıkması daha sonradır. Şia fıkhi bir mezhep olmadan evvel siyasi bir mezhepti, ama siyasi bir mezhep olmanın hemen arkasından kelâmi mezhep oldu. Şianın ortaya ilk çıkışı siyasi, bir ileri aşaması kelâmi, daha ileri aşamada fıkhi oldu Bübeyhiler döneminde, özellikle hicri 3. Yy. dan sonra fıkhi oldu.

……..Yine Mu’tezile’nin çıkışı da siyasi idi. Mu’tezile hatta ve hatta sahabe döneminde ortaya çıktı ama itizal nedir? 7 ayrı alternatif var. Mesela Hz. Osman’ı indirmek için ayaklanan grubun içinden bir kısmı öldürme konusunda geri dönmüş ve bunlara da Mu’tezile denmiş. Daha Hz. Osman’ın ölümü sırasında.

……..Yine o dönemde Hz. Ali’ye bey’at etme konusunda söz veren sahabeden bir kısmı daha sonradan vazgeçmişler. Veyahutta Hz. Ali’ye bey’at eden sahabeden bir kısmı Hz. Ali ile birlikte savaşma konusunda tereddüt göstermiş ve ayrılmışlar onlara Mu’tezile denmiş, buna itizal denmiş bir görüşe göre.

……..Bir başka görüşe göre Hz. Ali’den sonra Hz. Hasan ile Muaviye arasında ki o anlaşma sırasında bu anlaşmaya itiraz edip kabuğuna çekilen Hz. Ali’nin oğlu Muhammed Bin Ali ve çocukları, arkadaşlarına Mu’tezile denmiş.

……..Bir başka görüşe göre Hasan el Basri ile birlikte; Ne Hz. Ali ile birlikte olan, ne ona karşı savaşan Hz. Aişe ile birlikte olan cemelde, bağımsız kalanlara Mu’tezile denmiş. Yani bir başka görüşe göre Hasan El Basri’den ayrılan Vasıl Bin Ata ve Amr Bin Ubeyd. Bizim bildiğimiz görüş bu. Gerisini bilmiyoruz. Gerisini bilmeyince doğruyu tek zannediyoruz. Onun için bizim bildiğimiz en meşhur olan, meşhur edilen daha doğrusu, evet işte Mu’tezile de böyle çıktı. Önce siyasi olarak çıktı, sonra kelâmi olarak gelişti ve Mu’tezile ye has bir fıkıh olmadı Fıkhi mezhebe dönüşmedi yok edildi bir yerde. Yönetimlerin baskısıyla ve yönetimlerin kapısında ki ulemanın da yardımıyla yok edildi.

……..Peki Sünnilik nasıl çıktı? Sünnilik te hicri 2. Yy. son çeyreğinde çıktı. Özellikle bu git geller sırasında orta yolu temsil eden bir kitle oluştu. Orta yolu temsil eden bu kitle İbn. Küllâb diye bir zat, Hıristiyan dı, daha sonradan Müslüman oldu. Ve ibn Küllâb ilk defa bu orta yolculuğun zeminlerini attı. Hicri 2. Yy. sonu aslında 3. Yy başı. İbn. Küllab’ın vefatı yine Ahmed Bin Hambel’in vefatı ile hemen hemen aynı 241. Dolayısıyla hicri 3. Yy ilk yarısında vefat etti. Mesela bu zattan bize bir kitap kalmadı, hatta hayatı bile tam bir karartılmış, kapatılmış, tam bir efsane hayat. Yok, künyesini bir bilmiyoruz, yani piyasada bir şeyler dolaşıyor ama çok ta kesin değil.

……..Bu anlamda İbn. Küllab ile başlamış ama İbn. Küllab yaşarken, henüz sünni adı falan yok, Sünnilik yok. Hicri 4. Yy. a kadar ehli hak mezhebi ismini kullanıyorlar. Hatta Eş’ari’nin kendisi bile. Ama İbn Küllâb’ı meşhur eden Hicri 4. Yy da Eş’ari Ebül Hasen el Eş’ari. Dolayısıyla ondan sonra Sünniliğin ciddi bir manada geniş kitleleri temsil ettiğini görüyoruz, fakat ondan önce yok.

……..Mesela Ebu Hanife hayatta iken bizim bugün baktığımız manada bir Sünnilik yok. Ebu Hanife ehlibeyti temsil ediyor. Karşısında ehli hadis var ve çok ciddi bir çatışma var. Ebu Hanife’ye köpürüyorlar tabir caizse. Yani hanifliğin babasına saldırıyorlar. İşte süfyaneyn, Süfyan es Sevri ve Süfyan bin Uyeyne, çağdaşları küfürle itham ediyorlar ebu Hanife’yi, tevbeye davet ediyorlar. Kur’an mahluk değildir demedi diye. Yani böyle saçma bir tartışmanın içine girmedi diye.

……..Ebu Hanife haklıydı çünkü yaratma açısından varlık ikiye ayrılır yaratan ve yaratılan. Bunun 3. Bir kategorisi olur mu? Ne yaratıldı, ne yarattı. Kim o? Varmı böyle bir şey? Bir şey ya yaratılmıştır, ya yaratandır, yaratan değilse yaratılandır bunu anlamayacak ne var, tevhid bunu gerektirir. Ebu Hanife bunu diyordu. Dolayısıyla tevbeye davet edildi, küfürle itham edildi çağdaşları tarafından, hadisçiler tarafından, hadis ideolojisini kuranlar tarafından. Tabii çok çok ağır devletle de bir araya geldiler dirisi girdi hapishaneye ölüsü çıktı. Öldürdüler imamı yani. İmamı öldürenler sadece yöneticiler değildi, İmamı öldüren Ebu Caferi Mansur değildi. İmamı öldüren asıl Ebu Caferi Mansur la işbirliği yapan saray ulemasıydı, devlet ulemasıydı, katlettiler mazlumen. Çünkü o devlet uleması değildi, o ilmin bağımsızlığını temsil eden bir kahramandı. Gerçek bir imamı Azamdı o.

……..Daha sonra ne oldu? Yine tartışma bitmedi, yani imamdan sonra da ciddi manada ayrılıklar sürdü. Hatta Şafî 9 yıl okudu Mâlik’te. Ama 9 yıl okuduğu Malik’ten ayrıldı. Şafî’nin imam Malik’e yazılmış iki reddiyesi vardır, İmam’ı Azam’a yazılmış ta üç reddiyesi vardır ve Şafî nin ölümüne sebep olan şey, Mısır’da ki Malikî ler İmam Şafî’yi çok ağır dövdüler ve Şafî Malikilerin sopasıyla öldü, ölümü bundandır.

……..Dolayısıyla ne der? Çokta ilginçtir. Malik’e Sünnet konusunda reddiye yazdı. İmam Malik’in sünnet anlayışı İmamı Azama yakındır ve dengelidir. Ama Şafinin sünnet anlayışı bir kopuştur, devrimdir tabir caizse. Aynı zamanda kopuştur. Yani Şafî kendi çağının modernistidir, kopuşu temsil eder. Kendisinden evvel hiç kimse öyle düşünmedi, öyle tarif etmedi, o tarifi yapan kendisidir. Onun için kendisi gibi tarif etmeyen Malik’e karşı da reddiye yazdı. Bu anlamda Malikilere karşı, Malikilerde de ona karşı bir tepki oluştu öldürecek kadar döverek.

……..Mesela İmam Şafi, İmam Malik vefat ettikten sonra takkesi Endülüs’e gitmişti, sırığın ucuna taktılar takkeyi endülüste şehir şehir takkesi dolaşıyor, takkenin arkasında da binlerce maliki. Hayda..!  Malik’in takkesi önde sırığın ucunda sancak, arkasında Malikiler. İmam Malik bunu görseydi izin verir miydi? Ben hiç sanmıyorum vereceğine. Ama tabii iş buralara döküldükten sonra İmam Şafî ye gelince bu haber Şafî’yi tut tutabilirsen. Buna karşı çok ciddi tepki koydu Şafî. Şafî tepki koyunca vay sen misin bizim Malik’in takkesine dokunan. Oysa Şafî 9 yıl Malik’in talebeliğini yapmış anlatabiliyor muyum?

……..Biz bunları hiç duymadık diyorsa eğer içinizde ki ilim ehli, size söylemediler ki, size birçok şeyi söylemediler hatta size yalan da söylediler sadece gizlemediler.

……..Peki bununla neyi halledeceklerdi? Hocam, söylediniz de neyimiz arttı.? Allah Adem’in günahını söyledi de neyimiz arttı? Allah Musa’nın cinayetini söyledi de neyimiz arttı? Allah Davud’un tevbesini söyledi de neyimiz arttı? Allah Yunus’un kaçışını söyledi de neyimiz arttı? Allah, Allah resulünün alemlere rahmet olanın gönlünün içinde gizlediğini söyledi de neyimiz arttı? Anlatabiliyor muyum. Allah Tahrim suresinin girişinde hiç birimizin bilmediklerini söyledi de neyimiz arttı? İşte onu söyleyince neyimiz arttıysa bunu söyleyince de onumuz artacak. Neyimiz artacak?

……..1 – Hakikate karşı olan saygımız artacak.

……..2 – Yalanı reddimiz artacak.

……..3 – Dürüstlüğümüz artacak, bir şeyin doğruluğundan önce dürüstlüğü gelir, dürüst değilse doğru olup olmaması tali bir meseledir.

……..4 – İstiğfarımız tevbemiz artacak.

……..5 – İnsan tasavvurumuz. Demek ki insan melek değil, hatalarımızla beraber varız, hatalarımızdan ders alırız, dersimiz artacak, ibretimiz artacak.

……..Yetmez mi bu kadar artış? Eyvallah, eleştiri denince aklına Kant gelenin aklına şaşarım. Eleştiri lafını duyunca Kant kritizizmi geliyor. Ne alakası var, Kant eleştiri konusunda Müslüman olmuş derim ama onu da demem, çünkü Kant’ın kritizizmi, Kant eleştiriciliği neye dayanır? Saf akılla tecrübe arasında ki dengeyi bulmaya dayanır. Kant; saf akıl eleştirisini yaptı dedi ki; Tecrübe ile akıl arasında bir yol olmalı, bu ikisi arasında bir denge olmalı. Yani ne tecrübesiz yaşanmışlık olmaksızın olur, ne de saf akılla olur. Kant’ın ki aslında bir tür “düşünüyorum, o halde varım” a yönelik bir eleştiri idi ogito ergosuma neden? Çünkü sadece düşünüyorsan var olmazsın, yapıyorsan var olursun aynı zamanda. Çünkü sadece düşünmek var olmanın göstergesi değil, aynı zamanda davranmak yani dönemeç görmek, ellemek, tutmak, onun eleştirisi buydu. Ama o eleştiriyi ratio ile yaptı ration ile yaptı, reason ile yaptı. Batıda ki farklı telaffuzlarıyla söyleyeyim. Yani ölçü olan akılla yaptı, bu ölçü demek. Rasyonalizm aslında aklı ölçü alanların yolu, akıl her şeyin ölçüsü.

……..İslam aklı böyle değildir, İslam’da akıl daldır, batıda akıl ölçüdür. Bizde hakikatin ölçüsünü Allah verir, yani bizim metrelerimizin yüz santimizi Allah’tan alırız biz. Kilolarımızın 1000 gr. Mını Allah’tan alırız. Bizim aklımız sadece bağ kurar onunla onun arasında. Onun için İ’kâl akl, Ukâl, yular demektir bağ demektir aynı zamanda. Akıl kelimesi bağ anlamına gelir. Batıda ise akıl kelimesi ölçü anlamına gelir. Dolayısıyla bu anlamlardan yola çıkarak akıllar arasında ki farkı da görürüz.

……..Peki, istiğfara ne diyeceğiz şimdi? Ağabeyim yerinde olan çok sevdiğim, bir meali de bulunan ve dostluğumuz olan bir entellektüelimiz kalkıp ta Akif’e Kant’çı deyince o kadar üzüldüm ki, yani siz eleştireni Kant’çı mı ilan edeceksiniz. O zaman Allah Kant’çı. Niye? Allah eleştiriyor, bakın sadece kötüleri eleştirmiyor, şeytanı, firavunu, Nemrud’u eleştirmiyor, peygamberleri eleştiriyor. Sadece eleştirmiyor eleştiri istiyor Allah. vestağfiriy li zenbik, (Yusuf/29) öz eleştiri yap. İstiğfar dediği şey Kur’an ın öz eleştiridir. Tevbe dediği şey Kur’an ın öz eleştiridir, başka bir şey değildir.

……..Kur’an da Kant’çı o zaman. Aman Allah’ım, görüyorsunuz nereden nereye geldik? Cebriye den geldik. Haydi dönelim o zaman.

……..Cebircilikle kadercilik aynı idi. Bir meshep olarak çıktı, tabii yine kökeni siyasi. Nereden siyasi? Emeviler’le çıktı, ilk defa Muaviye ile çıktı. Ama cebirciliğin kökeninde Muaviye yok, Muaviye’den önce de vardı, ilk cebirci şeytan. Ne diyordu? feBima ağveyteniy leak’udenne. (‘araf/16) sen beni saptırdın, o zaman ben de senin dosdoğru yoluna onları saptırmak için oturacağım. Niye? Sen beni saptırdın yani sapmaya mahkûm ettin.

……..Kader risalesinde hani bir hadis nakletmiştim Müslim’den Hadis 8 açıdan Kur’an la taban tabana zıtlık arz ediyordu. Kur’an a arz ettim 8 açıdan onu yalanladı. Orada 8 madde halinde var okumuşsunuzdur. Dolayısıyla işte o anlayış. Allah ilk defa kalemi yarattı ondan sonra yaz dedi. Kalem dedi ki ne yazayım? Kıyamete kadar herkesin başına gelecek olanları yaz. Kafir olacak olanı ve mü’min olacak olanı. E ee? Haydaa.! O zaman ya rabbi sen bize önce bir şeye mecbur ettin, sonra da bizi onunla mes’ul mü tuttun ondan dolayı. Bizi önce mecbur edip sonra mecbur ettiğinden dolayı mes’ul mü tuttun. Ya rabbi bu zulüm, sen zulmetmezsin. ve ma ene Bi zallamin lil ‘abiyd. (Kaf/29) diyen sensin ya rabbi. Benim zulmetme ihtimalim yoktur diyen sensin. Sen doğru söyledin ya rabbi bunu söyleyenler sana iftira ettiler. Geleceğiz oraya.

……..Şeytan cebirci. Cahiliye cebirci lev şaAllâhu ma eşrekna ve lâ abaüna. (En’am/148) karşılaştırın Nahl/35 ile eğer Allah dileseydi diyorlar ne biz ne de atalarımız şirk koşmazdık. Demek ki Allah bizi mecbur etti şirke. Dolayısıyla kusurumuz yok, suçumuz yok, günahımız yok. Niye Allah senaryoyu yazdı biz de oynadık.

……..Allah senaryoyu yazdı fakat dağıtmadı, tanıttı, senaryoyu siz seçtiniz. Seçim sizin firavun rolünü oynamak ta size ait, Nemrut rolünü oynamayı seçmekte size ait. İbrahim ver Musa rolünü oynamayı seçmekte. Tamamen size ait. Allah rolleri dağıtmadı, rolleri tanıttı. Siz o rollerden istediğinizi alın dedi. Ben tanıtıyorum, şu kötü roldür bu iyi, bu şeytanın rolü bu Âdem’in rolü. Şeytanın rolünü istersen şeytanın arkasına, Âdem’in rolünü istersen Âdem’in arkasına. Eyvallah.

……..Cahiliye cebirciydi dedik, Kur’an cahiliye cebirciliğine savaş açtı. Emeviler’le bu savaşı cahiliye kazandı. Kökeninde Emevi hanedanının siyasi ihtirasının yattığı bu anlayış zulmü meşrulaştıran bir anlayıştı.

……..Rad/11 e de aykırıydı değil mi; innAllâhe lâ yuğayyiru ma Bi kavmin hatta yuğayyiru ma Bi enfüsihim. (Rad/11) bir toplumu oluşturan fertler kendilerini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez. Alın size buyurun. Demin ki tür Allah’a iftira olan rivayetlerle bunun gibi onlarca ayet karşı karşıya durmuyor mu, zıt taraflarda durmuyor mu? Yani ben kendimi değiştiremezsem eğer o zaman yazılana mecburum demektir. Eğer Allah diyorsa ki sen kendini değiştirirsen ben de toplumunu değiştiririm. Demek ki ben kendimi değiştirebilirmişim. Değiştirebilirmişim ki rabbimiz “sen kendini değiştir, Allah’ta toplumunu değiştirsin.” Diyor.

……..Muaviye; Allah beni sizin başınıza geçmemi irade etmiştir demişti ilk hutbesinde. Sıffin de askerlerine bu durum Allah’ın takdiridir, karşı çıkarsanız Allah’ın takdirine karşı çıkmış olursunuz diyordu. Kitâbü’l-İmâme ve’s-siyâsesinde naklediyor. Yezid biat alırken şöyle diyordu Muaviye. Yezid işi kaza ve kaderdir kulların bu konuda herhangi bir iradesi yoktur.

……..Oh. Ne ala memleket. Yezid Muhaliflere şöyle diyordu boşuna uğraşmayın Allah bizi istiyor. Hitler de bunu diyordu biliyor musunuz? Hitlerin döneminde ki başka diktatörler de bunu diyordu. Nedense her diktatörden buna benzer şeyler duyuyoruz. Diktatörler çok seviyorlar cebirciliği ve kaderciliği.

……..Emevi cebirciliğine karşı çıkanlar, ilk karşı çıkan Ebu Zer idi. Başına geleni biliyoruz. çölde açlıktan önce evladı sonra kendisi ölüme mahkûm edildi. Ma’bed el Cüheni bizzat katledildi 80 yılında. Hasan el Basri bir ömür boyu kaçak göçek yaşamak zorunda kaldı, kızının cenazesine katılamadı zulümden dolayı. Said bin Cübeyr katledildi.

……..Evet, Ma’bed İle Haccac arasında geçen şu diyalogu nakledeyim size. Ma’bed öldürülmek için tutuluyor. Emevi cebireciliğine karşı direniyor. Allah’ın sana yaptığına ne diyorsun diyor Haccac, Ma’bed diyor ki beni Allah’ın taksimatıyla baş başa bırak eğer onun kısmetinden bana düşen buysa ben buna razıyım diyor. Haccac diyor ki peki senin bu şekilde zincirlenmiş olman Allah’ın kazası ve kaderi değil midir? Beni senden başkasının zincirlediğini görmedim diyor. Haydi çöz zincirlerimi eğer Allah’ın kaza ve kaderi buna mani olur beni zincirler se ona da razıyım diyor.

……..Aslında büyük mücadele verilmiş, Ma’bed’e bunun ardından çok ağır işkencelerle katlediliyor, elleri kesiliyor, ayakları kesiliyor, dili kesiliyor, kulakları kesiliyor, burnu kesiliyor, ondan sonra da kellesi kesiliyor.

……..Şu vahşete bakar mısınız? Bugün düşünce suçlusu olarak hapse girene dünya ayağa kalkıyor, şuna bakar mısınız şu vahşete. Nasıl saptırdılar zannediyorsunuz koca ümmetin Kur’an i düşüncesini. Şimdi kim kimin arkasından gitmiş oluyor şu anda?

……..Hişam bin AbdülMelik ile Muttaki Alim Gaylân ed-Dımaşkî arasında geçen diyalogu da nakledeyim. Dünya nimetlerinin bize Allah tarafından verildiğine inanmıyorsun değil mi diyor Hişam Bin Abdül Melik. Gaylân diyor ki emaneti hainlere vermesinde, hilafeti facir ve fasıklara bırakmasından azamet sahibi Allah’a sığınırım diyor. Neuzübillah diyor. Allah’ın halifeleri O’nun ahkâmını uygulayan, O’ndan korkan, devleti adaletle yöneten ve kaçınılması imkânsız olan zatın gazabından sakınan kimselerdir diyor. Allah facirleri günaha, şahitleri yalana, içkiyi içene kader kılmaz diyor.

……..Zihindeki arılığa duruluğa bakar mısınız, kim neyin mücadelesini veriyor görüyorsunuz Gaylan iktidar uleması Evzai nin fetvası ile yine aynı işkenceler altında katlediliyor.

……..Ata Bin Yesar Hasan el Basri’ye der ki, şu Melikler yok mu? Emevileri kastediyor. Müslümanların kanlarını döküyorlar, mallarını gasp ediyorlar, haklarını yiyorlar, ondan sonra da bizim yaptıklarımız Allah’ın kaderine göre oluyor diyorlar. Hasan el Basri ona diyor ki, şu tarihi cevabı veriyor; Allah’ın düşmanları yalan söylüyorlar. Bunu da İbn. Kuteybe anlatıyor, Hasan El Basri’yi Mu’tezile sayan Kuteybe.

……..Allah mecbur ettiğini mesul tutmaz, Kur’an cebirci ve kaderciliğe savaş açtı. Çünkü bu şeytanın düşüncesi ve cahiliyenin düşüncesi idi. Feemma men a’ta vetteka. Ve saddeka BilHüsna. (Leyl/5-6) kim Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olur elindeki imkânları paylaşırsa ve hakikati tasdik ederse Fesenüyessiruhu lilyüsra. (Leyl/7) ona cenneti kolaylaştırırız. Ama dikkat buyurun ayet ne diyor? Kim şunu yaparsa biz de şunu yaparız. Yapamayacak olan insana böyle ayet iner mi?

……..Ve kulil Hakku min Rabbik. (Kehf/29) de ki Hakk rabbindendir femen şâe felyu’min ve men şâe felyekfür. İsteyen artık iman etsin isteyen küfretsin. Peki hem isteyen iman etsin isteyen küfretsin diye rabbimiz ayet indirecek, hem de diyecek ki sizi yaratmadan evvel kimin iman edip kimin küfredeceğini yazdım. Bunu mu söylüyorsunuz.

……..Kad efleha men zekkâha – Ve kad habe men dessaha. (Şems/9-10) arınan kurtuldu, arınmayan da belasını buldu. Arınma yeteneğimiz olmasaydı böyle bir ayet olmazdı. Demek ki arınmayı dileyebiliyoruz veya kirlenmeyi de dileyebiliyoruz.

……..Nesullahe fenesiyehüm. (Tevbe/67) onlar Allah’ı unuttular, Allah’ta onları unuttu, ama önce onlar Allah’ı unuttular.

……..İnna hedeynahussebiyle imma şakiren ve imma kefura. (İnsan/3) biz onları iki yolun ağzına getirdik bıraktık. Yolları tanıttık ama dedim ya tanıttı, rolleri tanıttı, yolları. Burası iman yolu burası da küfür yolu. Bu cennete çıkar bu cehenneme çıkar tercih senin dedi. Bu kadar.

……..Ve hedeynahünnecdeyn . (Beled/10) biz onu iki yola yönelttik yani gösterdik, şu kötüdür dedik bu iyidir dedik.

……..Feelhemeha fucureha ve takvâha. (Şems/7) Allah fücurunu da takvasını da ilham etti.

……..Kur’an î çerçeve, Kur’an da Cebbâr ismi. Cebera maddesi Kur’an da 10 yerde görünür. Sadece Biri Allah için, malûm Haşr/23 ayetinde Cebbâr’ul Mütekebbir. Allah hakkında kullanılmadığı her yerde Cebbâr’ın anlamı olumsuzdur, yani 4 tane bu isimle ilgili kaide var.

……..1 – Kur’an da Allah hakkında kullanılmadığı her yerde olumsuz gelir,

……..2 – Kur’an da Allah hakkında kullanılmayan Cebbâr isimlerinin tümü insana dairdir.

……..3 – Allah dışında zor kullanan herkes Cebbâr olan Allah’tan rol çalmıştır.

……..4 – Peygamberlerin insanları hakikate davetlerinde bile zor kullanmak caiz değildir. Yani Allah zor kullanmayı peygamberlere bile yasaklamıştır.

……..Medenî bir isimdir Cebbâr, mesajı hakikati temsil edenin zorbalığa ihtiyacı yoktur, sözün özü herkes üzerinde zor kullanma yetkisi bir tek zata aittir o da Allah’tır. Allah dışında birini eğer isterse onu cennete sokmak için olsun zor kullanma yetkisi yoktur. ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl. (Zümer/41) sen onların üzerine vekil değilsin, vekîl olan Allah’tır.

……..Cebbâr olan Allah müşrikleri şirke zorlamadı öyle değil mi?

……..“HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir* (Haşr/23) O Allah’ki O’ndan başka kulluğa layık hiçbir varlık yok. El Melik’tir, El Kuddûs’tür, Es Selâm’dır, El Mü’min’dir, el Müheymin’dir, el Azîz’dir, el Cebbâr’dır.

……..Evet, dileseydi zorla yaptırırdı fakat irade verdi. Varlığı yasalarıyla zorladı, insanı iradesini kullanmaya zorladı. Bu demektir. Cebbâr’ın insanda ki manası, insanı iradesine mecbur kıldı manasına gelir. Ya rabbi, ben dilemiyorum. Yine diledin? Dilememeyi diledin, bu da bir dilemek. İradesi olmayan ben dilemiyorum diyemez. Bu cümleyi kullanmak için bile bir iradeye muhtaçsın, bir iradenin olduğunu gösterir ben dilemiyorum demen, dilememeyi dilemişsin. Bu da suçtur Allah’ın verdiği iradeyi yok sayma suçu.

……..Neden irade üzerinde Allah’ın Mustafa kulu bu kadar duruyor sizce? Zira bu çağ iradenin çağıdır. Her çağ öyleydi, son peygamberden sonra insanlık zorla değil iradeyle ikna olacaktır. Evlatlarınıza zorla bir şey yaptırabiliyor musunuz? Yemediği bir tabak yemeği yedirebiliyor musunuz? Bunu itiraf edin. O zaman bundan sonra eğer insanlığa bir şey sunacaksanız insanlığın iradesine hitap edeceksiniz. Eğer insanı günaha karşı durduracaksanız ancak ne jandarmayla, ne polisle ne yasakla yapabilirsiniz bunu, yasaklar dünyada hiç bugün olduğu kadar anlamsızlaşmamıştı öyle değil mi?

……..İnsanlık tarihinde yasakların en anlamsızlaştığı çağda yaşıyoruz. Yasakların anlamsızlaştığı çağda bir insanı çizgilere ne ikna eder? Bir insanı sınırda ne durdurur? İrade durdurur. O zaman insanoğlunun iradesini güçlendirmekten başka çaremiz yok. Çocuklarımızın iradesini günaha karşı güçlendirmek, şeytana karşı iradelerini güçlendirmek, kötülüğe karşı iradelerini güçlendirmek, yani yönetmeyi öğretmek onlara. Yönetmenin her türü iradeyle alakalıdır. Zaaflarını yönetmeyi öğretmek, günahlarını yöneltmelerini öğretmek, güdülerini yöneltmelerini öğretmek, şehvetlerini yöneltmelerini öğretmek öyle değil mi? Bunları yok sayamazsınız, yok saydığınızda yok sayılırsınız. Onun için Allah’ın Mustafa kulu irade üzerinde bu kadar duruyor, başka çareniz yoktur da ondan.

……..Ayet şu cümle ile son buluyor SubhânAllâhi ‘ammâ yüşrikûn. Onların şirk koşmalarından Allah’ın hiçbir zararı yoktur. Zımnen budur, Allah Berî’dir, onların şirklerinin hiçbir zararı Allah’a dokunmaz.

……..Bu cümlenin iki zımni anlamı var,

……..1 – Hiçbir müşriğin şirkinden Allah zerre kadar zarar görmez, şirkin zararı şirk koşanadır.

……..2 – Eğer birinin zor kullanma hakkı olsaydı o Cebbâr sıfatına sahip olan Allah olurdu.

……..Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid’ül Kahhâr. (Sâd/65) De ki ben sadece bir uyarıcıyım ve ma min ilâhin illAllâh Allah’tan başka ilâh yoktur el Vâhid’ül Kahhâr. O Allah Vahid’dir, Kahhar’dır.

……..Yine bir başka yerde Allah resulüne şöyle bir uyarı var; Fezekkir innema ente müzekkir. (Ğaşiye/21) öğüt ver uyar, sen sadece bir uyarıcısın. Leste ‘aleyhim Bimusaytır. (Ğaşiye/22) sen onlar üzerine zorba değilsin, jandarma değilsin, onları zorlayacak biri değilsin.

……..Allah’ın Muradı inkârın kökünü yer yüzünden kazımak olsaydı Allah bunu yapardı. Yapar mıydı? Yapardı. Zaten bunu bir tek zat yapardı o da Allah. Velev şâe Rabbüke leamene men fiyl Ardı küllühüm cemiy’a. (Yusuf99)Eğer rabbin dileseydi yeryüzünde ki herkes iman ederdi zorunlu olarak ve lâ killem yeşae demektir bu sözün gelişinden, fakat bunu dilemedi. efeente tükrihün Nase hatta yekûnu mu’miniyn. Şimdi sen insanlar mü’min oluncaya kadar insanları zorlayacak mısın, bunu yapamazsın diyor yani.

……..Zorlama dinde yoktur bunu biliyoruz, Lâ ikrahe fid Diyn. (Bakara/256) zorlamanın hiçbir türü dinde yoktur, lâ ile başlıyor ayet yani zorlamanın tümüne diyor. kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy sapıklık doğruluktan açılmıştır. femen yekfür Bittağuti ve yu’min Billâhi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha, kim Tağut’u inkar eder Allah’a iman ederse, yani Allah’ın karşısında Allah’tan rol çalan herkes tağuttur, çalmaya yeltenen daha doğrusu çünkü Allah’tan çalınmaz sadece suçüstü yakalanır. Kim tağutu inkâr eder Allah’a iman ederse sımsıkı kopmaz bir halkaya yapışmıştır.

……..Bu ayetin iniş sebebi nedir biliyor musunuz, çocuğu olmayan Medine’li Araplar Yahudiler karşısında aşağılık duygusuna sahipti çocukları olursa Yahudi mabedine adayacaklarına dair yemin ederlerdi, ilk çocuklarını da götürürler Yahudilere teslim ederlerdi. Bu şekilde Medine’de Yahudilerin elinde yekûn bir Arap çocuğu oluşmuştu, onlar da onları büyütüyorlar ırgat gibi kullanıyorlardı. Ama daha sonra Allah resulü geldi nübüvvetle davet etti babalar anneler Müslüman oldu.

……..Şimdi ortada acayip bir durum var küçükken Yahudilere verdikleri ve Yahudilerin de Yahudileştirdikleri Arap çocukları ne olacak. Ben-i Nadîr sürgüne mahkûm edilmişti ResulAllah’a suikast yaptıkları için ve sürgün edilirken yanlarında bu küçükken aldıkları Arap çocuklarını da götürüyorlardı.

……..Anneler babalar ResulAllah’a başvurdular ya ResulAllah durum bundan, bundan, bundan ibaret bunlar bizim yavrularımız. Şimdi yavrularımız göz göre göre ateşe mi gidecekler, biz bunların da Müslüman olmalarını istiyoruz. Sizce peygamberimizin cevabı ne olmuştur? Kararı çocuklara sorun onlar versin. İşte bunun üzerine ayetin indirildiği rivayet edilir.

……..Peki, bu ortada iken bazılarınızın aklına şöyle bir şey gelecek ey hocam bunu söylediniz mürted’in hükmü nedir o zaman. Mürted öldürülür diyor mezhepler ve buna da bir hadisi delil gösteriyorlar. Yani meşru olarak 3 kişinin öldürüleceği, bunlardan birinin de mürted olduğu. Mürted kim? Dinden dönen öldürülür.

……..Dinden dönen öldürülür mü? Bu hadis ne? Zan, haberi vahid. Zanni bir delille geri dönüşü olmayan ölüm gibi kat’i bir ceza verilebilir mi? Hele hele İslâm ceza hukukunun en temel kurallarından biri “İdrau’l-hudûde bi’ş-şubehât” şüphelerle cezaları hadleri düşürün gibi orada kat’i bir usul ilkesi varken zanni bir delil ile geri dönüşsüz ölüm gibi bir ceza verilir mi?

……..Peki, bu konuda Kur’an bir şey demiş olmalı, yani böyle bir cezayı verecekse Kur’an Allah verir. Peki, ne demiş? Kur’an da dinden dönenlerle ilgili ayet var mı? Var. Okuyalım mı?;

……..ve men yertedid minküm an diynihî feyemut ve huve kafirun (Bakara/217) Kim O’nun dininden dönerse, dine girdikten sonra, yertedid geri dönerse, dine döndükten sonra geri çıkarsa ve o halde de ölürse, kafir olduğu halde de ölürse fe ülâike habitat a’malühüm onların amelleri boşa gider fiyddünyâ vel âhireh dünya ve ahirette boşa gider. ve ülâike ashabünnâri, hüm fiyha halidûn. Onlar cehennem ehlidirler ve orada kalıcıdırlar.

……..Buyurun, cezası da içinde, dünyevi bir cezası yokmuş. Allah’ın söylemediğini Allah’ın resulü söyler mi? Haşa. Benim peygamberim Allah’ının önüne hiç geçmedi, geçmez. Benim efendim kadar haddini bilen bir insan duydunuz mu siz? Peki, böyle bir peygamberi Allah’ın önüne geçirenler nasıl geçirdi? Bütün bu ayetlerin gösterdiği hakikat insan bu dünyada hak ve batıldan birini seçebilir, ona bu yetkiyi Allah tanımıştır.

……..Peki bunun karşısında şöyle bir soru soracaksınız. O zaman Allah’ın Mustafa kulu fetihte ResulAllah’ın Kâbe’nin örtüsünün altında da bulsanız öldürün emrini verdikleri ne? Onların içinden bazıları da öldürüldüler. Evet Ben sahabeden Müslümanken dinden dönenlerin isimlerini sayacağım. Bunu muhtemelen topluca hiçbir yerde görmediniz, göremezsiniz de çünkü ben görmedim. Sizin için inci inci topladım tek tek.

……..Allah Allah, öyle sayacak kadar mı? Bize öyle bir sahabe anlatıyorlar ki kökten yalan. İnsan değil gökte uçuşan melekler bu yalandır. İnsanoğlunun işleyip te sahabenin işlemediği bir suç çeşidi yok, sahabe de insandır. Dolayısıyla bize bire efsane anlatıyorlar bir gerçek değil. Onun içinde özgüvenimizi yitiriyoruz. Bu ümmet tabir caizse paranoyaya kapılıyor. Komple Psikolojik hasta oluyor. Çünkü yaşayamazsınız ki, öyle bir toplum ancak efsane olur. Yok böyle bir şey, alın gelin As Bin Kays, iki kere irtidat etti, iki kere İslâm’a girdi 2 kere dinden döndü bu adam. Biri nebi döneminde diğeri Hz. Ebu Bekir döneminde. Yalancı peygamber Esved el Ansi’nin sağ kolu, komutanı oldu. Affedildi, Hatta Hz. Ebu Bekir’in kız kardeşiyle evlendirildi. Hani dinden dönen öldürülürdü? Tevbesi de kabul edilmezdi, anlatabiliyor muyum? Tevbeye de davet edilmezdi. Tevbeye davet edilmez…! Orada görürsünüz.

……..Uyeyne Bin Hısm el Fezâri, hani şu meşhur hamgaul Arap diye, Arapların ahmağı diye tanınan Fezale kabilesinin lideridir, reisidir bu adam. Allah resulüne Medine de komşu kapısı gibi girip çıkardı, ResulAllah’ı bıktırmıştı. Yalancı peygamber Tuleyha’nın isyanında irtidat etti ona katıldı. Yakalandı öldürülmedi.

……..AMR b. MA‘DÎKERİB, siz bu zatı duymuşsunuzdur İslâm fütuhatının büyük komutanlarından biridir bu. Nebinin ölümü ile irtidat etti, yalancı peygamber Esved el Ansi’nin yardımcısı, komutanı oldu. Fakat öldürülmedi affedildi. Affedildikten daha sonra İslâm ordu komutanlığına kadar yükseldi. Çorum yakınlarındadır mezarı, Anadolu fatihlerindendir.

……..Tuleyha el Esedi, bu adam peygamberimizden sonra ortaya çıkan 4 ünlü yalancı peygamberlerden bir tanesidir, yani peygamberim diye ortaya çıktı. Nebi vefat edince irtidat etti, Müslüman olmuştu dinden döndü, peygamberlik ilan etti, yakalandı öldürülmedi affedildi. Hatta İslam ordusunda birlik komutanı oldu ve İran’a karşı savaştı çok büyük zaferler kazandı.

……..Fücae es Sülemi, Hz. Ebu Bekir döneminde halifeye gelip Müslüman oldu. Hz. Ebu Bekir’e geldi Mürtedlerle savaşmak için, dinden dönenlerle savaşmak için bana bir ordu ver, bana teçhizat ver dedi. İstediği ordu ve teçhizatı Hz. Ebu Bekir verdi. O gitti irtidat edenlere dinden dönenlere katıldı. Rivayetlerin çoğunluğuna göre Hz. Ebu Bekir bunu yakarak cezalandırdı, öldürdü. Bir kısım rivayette ise önce öldürdü sonra cesedini yaktı.

Reccal el Ulfüva, Ashab-ı suffedendi Müslüman oldu, Ben-i Hanife heyetiyle Medine’ye geldi, iman etti, ResulAllah onu Suffe’ye aldı yani üniversitesine aldı. Orada okudu Kur’an ı öğrendi, Kur’an öğretmeni oldu. Sonra gidip yalancı peygamber Müseyleme’nin arkasına katıldı irtidat etti. Müseylime’nin üstelik komutanı oldu ve Müslümanlarla, sahabeyle savaştı.

……..Sa’d Ibn abi Sarh, vahiy kâtibi idi, yani Allah Resulünün zekât amillerini de birileri vahiy katibi listesine alıyorlar Muaviye gibi. Muaviye zekat kâtipliği yaptı vahiy kâtipliği değil. Ama bu zatta mümkindir ki zekat amilliği yapmış olabilir. Yani bu hassasiyet yok maalesef bizim tarih yazıcılarımızda. Onun için o da olabilir o da olabilir ama bildiğimiz vahiy katibi idi bu zatın vahiy yazdığı sanırım kabul edilmeli. Çünkü gittiğinde yani irtidat ettiğinde Mekke’ye kaçtı O Aliymün Hakiym diyor ben aliymun habir yazıyordum diyor. böyle de Kur’an a iftira  etti.

……..Hz. Osman’ın süt kardeşi idi. Fetih günü vur emri verilenlerden biriydi ve Hz. Osman şefaat etti yanına aldı getirdi. Allah Resulü yüzüne bakmadı, sonra mecburen kabul etti ama kabul ettikten sonra rivayet şöyledir Bu teslim olduğunu beyan etmeden önce bunu aranızda öldürecek biri yok muydu? Ya ResulAllah işaret bekledik. Bir peygamber işaretle adam öldürtmez dediği rivayet edilir efendimizin.

……..Tıpkı Kâ’b bin Züheyr ve Bin Zibara gibi dinden döndüğü için değil savaş ortamında fitne çıkardığı için öldürüldü. Dinden dönen öldürülseydi diğer dinden dönenler de öldürülürdü.

……..İbn. Hatal Vahiy kâtitibi veya zekât amiliydi görev yerine giderken kölesi uyuya kalıp yemek hazırlamadı diye köleyi orada işkence ile öldürdü. Kısas uygulanacağını bildirdiği için dinden döndü ve Mekke’ye kaçtı. Vur emri verilenlerdendi öldürüldü. Dinden döndüğü için değil zaten kesilmiş cezası vardı. Öldürdüğü adama taammüden cinayetine karşılık vur emri verilmişti. Bu kadar, sizin için arkeolojik kazı yaptım.

……..Cebbâr olan Allah’ın ben inanıyorum ki Allah emekleri zayi etmez. Ha şunu söyleyeyim, inanın şu anda size verdiğim bu bilgilerden dolayı birileri fena halde kaşınıyor. Ama siz kaşının, hakikati saklamanın bu güne kadar hiç kimseye faydası olmadı. Allah bizden doğruyu söyleyeceğimize dair söz aldı, biz de söz verdik.

……..O varlığı tekâmüle mecbur kılan El Cebbâr’dır. Yaratılmışlar hakkında ki en baba soru şu; Kâinatta ki tekâmülün sırrı ne. Haydi bakalım hepinize bir soru. Tekâmül Allah’ın bir yasasıdır. Tekâmül ne? Gelişme evet aynen böyle çünkü terbiye tekâmül gerektirir. Rabbül Alemin olması Tekâmülü gerektirir. Terbiye basitten mürekkebe doğru götürmektir. Bir şeyi yaratılış amacı uğrunda basitten alıp mürekkebe, kemâle doğru yol aldırmaktır tekâmül budur kemaline doğru eşyayı sürüklemek, götürmek.

……..Tekâmülün varlığı bir yasa, peki sırrı ne? Fakirin vereceği tek cevap var Cebbâr olan Allah’ın Cebbâr isminin tecellisi mecburiyet tekâmülün sırrıdır.

……..Evet, kâinatın yaratılış konusunda Yahudilerden çalıp ta İslam’a yamanan o sahte bilgilerden dolayı birçok Müslüman evladı dinden soğudu. Yuvalarına geri gelsinler onlar, papaza kızıp oruç bozmasınlar. Geri gelsinler onlara Kur’an dan yeni söyleyecek çok müjdelerimiz var. Onlar bu ailenin kayıp çocukları onlar yetim çocuklarımız, onlar babalarının dinine kızdılar atalarını dinine, Allah’ın dininde onlar Allah’ın izni ile hiç öyle garip şeyler görmeyecekler.

……..Allah’ın dininde Allah’ın koyduğu yasalarla çarpışan ve çatışan bir şey olmaz. Kâinatın ilk anından bu güne kadar ki tekâmül sürecinin temelinde mecburiyet var. O yaratılmış tüm varlıkları koyduğu yasalara secde ettirmişti değil mi. Varlıkların secdesi nedir? İradeli varlığın secdesi irade iledir, işte biz irade ile secde ederiz iradesiz varlıkların secdesi ise yaratılış amacı uğrunda neyse o görevi yapmakla. Güneş secde ediyor.

……..Eş Şemsu velKameru Bi husban – VenNecmu veşŞeceru yescudan. (Rahman/5-6) Güneş nasıl secde ediyor? Sabah doğup akşam batıyor sa güneş secde ediyor. Yani konulduğu yörüngede dönüyorsa secde ediyor. Onları yaratılış amacını gerçekleştirmeye mecbur bırakmıştır zira Cebbâr olan O’dur.  Bu mecburiyet sayesinde yaratılmış varlıklar basitten mürekkebe doğru yol alır. Evrenin ilk yaratılışından sonraki atom altı dünyanın oluşumu Cebbâr isminin mecburiyeti sonucudur. Canlı hayatın varlığını mümkin kılan kozmik sistem Cebbâr isminin tecellisi olan mecburiyet sonucudur. Uzaydaki kozmik sistemleri bir yörüngeye sahip kılan güç alanlarının varlığı Cebbâr isminin tecellisidir, mecbur kılmıştır. Uzayda bir varlık nasıl bir yörüngeye sahip oluyor? Güç alanları sayesinde, Güç alanlarına uzaydaki o dev cisimleri mahkum eden, mecbur eden Cebbâr olan Allah’tır. Dünya adlı şu misafirhanede ki insan varlığı Cebbâri mecburiyetin sonucudur. Jeolojik zamanlar ayni zamanda insanın elementer kökeninin oluşmasının zemini idi.

……..Biz her canlıyı sudan kıldık ayetine ne diyorsunuz? Tekâmül için aslında yeter de artar bile. ve ce’alna minelMai külle şey’in hayy. (Enbiya/30) canlı hayatın başlangıç noktasına işaret ediyordu. Sudan karaya geçiş bir mecburiyetti. Yeryüzünde sular çekilince bazı canlılar mecburen karada kaldılar. Mecburen karada kalanlar ise Allah’ın Cebbâr isminin tecellisi gereği değişmek zorundaydı, gelişmek zorundaydı.

……..Her köşeye sıkışma Cebbâr isminin yeni bir yansımasına yol açıyordu adeta her mecburiyet canlı varlığı fiili duaya zorluyor, canlı varlığın fiili duası ise Allah’tan icabet kazanıyordu. İnsanın anılmaya değer bir varlık sayılmadığı, insan suresinin ilk ayetlerini hatırlayın;

……..Hel eta alel’İnsani hıynün mined Dehri lem yekün şey’en mezkûra. (İnsan/1) çok uzun bir dönem geçti bunun ardından nihayet ufukta insan göründü tahminen 3.5 milyon yıl önce. İlk iradeli varlık Allah’ın terbiyesi altında uzun bir süreçten geçti. Ondan evvel vahşet vardı, insiyet yoktu vahşiyet vardı. Yani ondan evvel beşer vardı. Beşere ruh üfledi rabbim insan oldu. Ruh canlıya üflendi, can değil. Hayvana üflenmedi onun için. Hayvanda can var ama olmayan şey ruh. Ruh olmadığı için akıl yok, vicdan yok, irade yok. İnsana canlı iken beşere, ruh üflenince insan oldu.

……..Ruh üflenince ruhun üçüzleri verildi insana akıl, irade, vicdan. İlk iradeli varlık, zinciri oluşturan her yeni halka Cebbâr olanın mecbur kılmasıyla elde edilen bir ödüldü. Neslini sürdürmek için aile olmak, aile olmak için ilişki kurmak zorundaydı insanoğlu, buna mecburdu Cebbar ismi böyle tecelli etti.

……..Silah yapmak için aklını kullanmak zorundaydı Cebbar ismi böyle tecelli etti. Sağ kalmak için silah yapmak zorundaydı Cebbar ismi böyle tecelli etti. Doymak için dala uzanmak zorundaydı Cebbar ismi böyle tecelli etti. O yetmeyince toprağı ekmek zorundaydı onu öğrendi, ekmeyi öğrendi Cebbâr ismi böyle tecelli etti. Dala uzanan ilk insanı temsil eder Adem, Adem’in ağaca yaklaşması.

……..Hayatı kolaylaştırmak için Hayvanları evcilleştirmek mecburiyetindeydi Cebbar ismi böyle tecelli etti. Isınmak için ateşi çoğaltmak mecburiyetindeydi Cebbâr ismi böyle tecelli etmişti. Ateşi çoğaltmak dedim, ateşi keşfetmek gerekmiyor yeryüzünde ateş hep var, yeryüzü ateşin kendisi zaten, yeryüzü ateştir, toprak küldür biz külün ekmeğini yiyoruz. Dolayısıyla yer yüzünde ateş hep oldu, hep yeryüzüne yıldırım düştü, düşen her yıldırım bir yerlerde ateş çıkardı zaten yeryüzünün bir taraflarından hep ateş çıktı vs. vs.

……..Yiyeceğini pişirmek için kap kacak yapmak mecburiyetindeydi bunun için çömlekçi çarkını bulmak mecburiyetindeydi, yani zorlandı ve o çarkı buldu. Çömlekçi çarkını bulunca yük taşımak için teker bulmak mecburiyetindeydi, çarkı getirdi arabaya taktı.

……..Kendini ifade etmek için yazı yazmak mecburiyetindeydi. Bütün bu zorluklar Allah’ın Cebbâr isminin tecellisinden başka bir şey değildi.

……..El Cebbâr olan Allah kulunun yaralarını sarar mı? Sarar. El Cebbâr varlığı tamir edip onaran, kulunu tedavi eden, kullarının yaralarını sarandır. O varlığı 2 şekilde onarır; İradesizlere koyduğu yasalarla onarır, iradelileri ise akıl ve vicdanla onarır. Manen hastalan insanı onarmak için yüce Allah vahiyler göndermiştir. Vahiy de rabbimizin Cebbâr isminin tecellisi, yani yaralarımızı sardığı bezdir, merhemdir, ilaçtır. Vahiyle Allah’ımız bizim manevi yaralarımızı sarıyor.

……..Eğer bir nimet Cebbâr isminin tecellisi olursa muhatap neye müstahaksa ona göre verilir. Bedenimizin karşılığı gibi bir de manevi bedenimiz var, aynen. Yani bedende bir et parçası vardır o hastalanırsa mudğatun diyor ya ve ize fesedeha le fesedel cesed, ve iza salahat salahal cesed. O iyi olursa, kalbi kastediyor. Burada kalpten kasıt bu atan kan pompası olan kalp, onu kastediyor. Yani nasıl bedeniniz için kalbiniz sağlıklı olursa beden de sağlıklı olur, kalbiniz bozulursa beden bozulur ya. Bir de manevi bedeninizin kalbi var diyor, o da bozulursa bedeniniz tekler.

……..Şimdi biliyorsunuz kalpten gidiyor insanlar, aslında insanlar bu kalpten gitmeden evvel öbür kalpten gidiyorlar. Onun için bu kalbin biliyorsunuz kardiyologlar alıyorlar masaya yatırıyorlar, kesiyorlar biçiyorlar tamir ediyorlar, kapakçığını değiştiriyorlar öyle değil mi, elhamdülillah gittikçe gelişiyor.

……..Peki, manevi kalp hastalanırsa ne olur? Vallahi ayetler manevi kalbin eczanesidir. Billahi Allah’ın kitabı manevi kalbin eczanesidir. Damar tıkanıklığı mı var, stent takın, anjiyo yapın. Ama bunu kardiyologlar değil, bunu rabbimizin şifa eczanesi yapacak. Ve nünezzilu minel Kur’âni ma huve şifaun ve rahmetun lil mu’miniyne. (İsra/82) Biz Kur’an dan mü’minler için, ona iman edenler için şifa indirdik.

……..Dolayısıyla bizim problemimiz maddi olmaktan daha çok manevi. Adam damar tıkanıklığı çekiyor, damarı tıkanmış, bitmiş ve bittiğinin farkında değil. Ayete ihtiyacı var, Kur’an eczanesinden ilaca ihtiyacı var stent e ihtiyacı var fakat gelmiyor ki eczaneye kaçıyor. Amin.

……..Ya Cebbâr, ya Allah sen varlığı koyduğun yasalarla onaransın ya rabbi, sen insanoğlunun ruhunu vahyinle onaransın ya rabbi, sen insanı iradesine mecbur edensin ya rabbi. Bize iradenin şükrünü ifa edenlerden kıl Allah’ım.

……..Ya Cebbâr ya Allah kerim kitabında buyuruyorsun ki bir toplumun bireyleri kendilerini değiştirmedikçe Allah’ta o toplumun halini değiştirmez. Değiştir bizi demeye hakkımız yok ya rabbi, bizi kendimizi değiştirecek bir liyakatle donat Allah’ım. Âmin, âmin, âmin, ya Mu’în.

 ……..Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

……..Allah doğru söyledi. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 06 Ekim 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: