RSS

ESMA DERSLERİ – 17 – EL MÜTEKEBBRİR (A)

03 Kas

el-mutekebbir-2

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

……...Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

……...Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

……...Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

………EL MÜTEKEBBİR.

………El Mütekebbir; Büyüklük anlamında ki “Kibriya” kelimesinden gelmektedir. El Mütekebbir sırrını ifşaya kimsenin kâdir olamadığı ya da kimsenin mülküne karşı O’nu zorlayamadığı veya kimsenin kendisine ihsanda bulunamadığı kimse demektir. Çünkü O, ihsanı elinde tutandır ve bağışlamakta O’na mahsustur.

………Bilinmelidir ki: Allah Teâlâ, genellikle yaratıkların özellikleri olan bazı vasıflarla kendisini nitelemiştir. Buna örnek olarak, şu kutsî hadisi verebiliriz:

………“Acıktım, beni doyurmadın; susadım beni içirmedin; hasta oldum, beni ziyaret etmedin.”

………Bunun üzerine perdeli insanlar Hakkın bu özelliklere sahip olduğunu zannetmiş, Hak da, bu ve benzeri isimlendirmelerin içeriklerinden yüce ve müstağni olduğunu bildirmiştir. Şayet Allah, bu gibi bir özellik ile mecazi olarak kendisini isimlendirse veya bununla kendisini nitelese, bunun nedeni, sadece ehlinin bilebildiği bir takım sırlardır. Kibriya, Hak için zâtî bir özelliktir: O, câhil ve zalimlerin söyledikleri şeylerden pek yücedir.

………Bu ismin eserlerinin kulun bâtınında yerleşmiş olduğunun bir alâmeti şudur: Kul bu ismin hükmü altında bulunduğu sürece, sıfat kendisine hâkim olduğu için, hiçbir zaman Hakka karşı itaatsizlik yapmaz. Binaenaleyh, kuldan Hakka karşı herhangi bir muhalefet fiili sadır olursa, bu durum, hüküm sahibinin gücünün bulunmadığına delâlet eder. Şu halde el-Mütekebbir olan Hakkın tecellilerinin hükümleri, sadece itaatkâr ve Hakka uyan kimselerde tezahür edebilir.

………Bazı insanları, müşahede ettiği Hakkın af ve mağfiret sıfatları ya da ümitsizliğin yasaklanması {Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. (Zümer53)} gibi haberler Hakka muhalefete sevk etmiş olabilir; bu kişilerde Kibriya’nın ve el-Mütekebbir’in sıfatının kokusu bulunmaz. Çünkü, tahkik sahibi bu mertebede belirli bir korku duygusuna sahiptir; onun Hakkın büyüklüğüne dair bilgisi ve marifeti arttığı sürece, korkusu da artar. Kişinin işlemesi takdir edilmiş yasaklanmış bir fiilin gerçekleşmesi, kesinleşmiş kader hükmü, gafletin egemenliği ve de akıl ile imân nurunun kişiyi terk etmesiyle birleştiğinde, kişi, kalbinde bir korku duyarak günahı işler; yasaklanmış fiili işlerken imân ve akıl nûrunun insanı terk ettiği bir rivayette belirtilmiştir. Bu kişinin günah işlerken kalbinin korku duymasının nedeni ise, amelin kendinde bulunan bir emânet olması nedeniyle, fiilin Hakka döneceğini bilmesidir. Binaenaleyh amel, bulunduğu mahalde.

………Hakkın katına yaraşmayan bir özellik ile boyanmıştır ki, bu da, çirkinliğin amele ilişmesidir. Şayet insan, fiilin yaratılışının hakikatine bakarsa, şunu öğrenir: Fiil, kendisine Ol/Kün deninceye kadar var olamaz. Bunun üzerine de insanı korku kaplar. Çünkü insan bu fiili kendisine nispet ederse, şirk koşmuş; Hakka nispet ederse, bu durumda da Hakka karşı edepsizlik yapmış olur.

………İşte bu, el-Mütekebir olan Hakkın büyüklüğünün tahkik sahibinin nefsindeki hükümlerinden birisidir.

………Bu nedenle de tahkik sahibi bazı kimseler, şöyle demişlerdir: “Allah’a isyan eden kimse O’nu tekbir etmemiştir; O’na isyan etmeyen ise, O’nu tanımamıştır:” (Marifet) (Sadreddin Konevi/Esma’i Hüsna Şerhi- 58-59)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………el’MÜTEKEBBİR

  1. zatına nispetle herkesi hakir gören, azamet ve kibriyayı ancak kendi nefsine lâyık gören, başkalarına meliklerin kölelere karşı takındığı bir nazar misali bakandır.

………Bu bakış ve görüş doğru ise (gerçeğe muvafık ve vakıa mutabık ise) tekebbür de doğru ve sahibi gerçekten mütekebbir olmuş olur. Ne var ki bu nitelikteki isim kayıtsız şartsız ancak Allah’ındır.

………Eğer bu büyüklenme ve böbürlenme batıl ise, yani göründüğü gibi değilse, o zaman tekebbür boş ve üstelik mezmum olur. Her kim, kendini başkalarından üstün görüp de kibirlenirse onun bu davranışı boş ve mezmumdur. Çünkü büyüklük azamet ancak ve ancak Allah’a mahsustur.

………TENBÎH :

………Kullardan gerçek manada   mütekebbir, zahid ve arif olandır.

………Arifin zühdü ne demektir? Onun manası nedir?

………Manası, kendisini o ulvi düşüncesinden ve yüce sırrından alıkoyacak yaratıklardan tahliye etmesi, Allah’tan başka her şeyden kendisini üstün görmesi, dünyayı – hatta – ahireti küçümsemesi, kendisini Hak’tan ırak edecek her şeye sırt çevirmesidir. İşte Arifin zühdünün manası budur.

………Arif olmayanın zühdü; bir nevî alışverişten ibarettir. Ahiret metaını dünya metaı ile satın alır. Veresiye alışverişteki kâr ve kazanca tama ederek peşin alış verişi terk eder. İşte buna selem ve mubayaa derler.

………Yemek ve kadın şehvetlerinin köleleştirdiği kişiler, gerçekten hakirdirler. Hiç bir zaman gerçek mânâda mütekebbir olamazlar. Çünkü gerçek mânâda mütekebbir, her şehveti hakir gören, hayvanların bile nasibi olan her zevke sırt çevirendir. (İ. Gazali-Esmaü’l Hüsna şerhi/81)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL MÜTEKEBBİR

………BÜYÜKLÜĞÜN KEMÂLİNDE OLAN YEGÂNE MELİK, ZÂTININ VE SIFATLARININ MÂHİYETİ BİLİNEMEYECEK KADAR YÜCE OLAN: EL-MÜTEKEBBİR

………“El-Mütekebbir” Allah’ın güzel isimlerinden biridir. İnsanlar hakkında kınanan tekebbür¸ O’nun için teferrüt ve tahsis ifade eder. Bu mânâda ululuk¸ Kibriy⸠büyüklük ve yücelik sadece Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Büyüklük ve yücelikte yegânelik O’na aittir.”

………Allahu Teâlâ’nın Mütekebbir ismi¸  “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânâsına gelen “kiber” kökünden türemiş bir sıfat olup” büyüklüğün kemâlinde olan yegâne melik¸ zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar yüce olan” demektir. (Isfahani) Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda şöyle geçer:

………“Yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi?(Yunus/78)

………Şu âyette de Kibriya sözcüğü¸ büyük mânâsına gelir:

…..….“Hepsi onu görür görmez çok büyüttüler.” (Yusuf/31)

………Yüce Allah¸ büyüklüğü tek ve nihayetsiz olandır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bir ayette de el-Azîz ve el-Cebbâr gibi azamet mânâsı ifade eden isimleri arasında O’nun el-Mütekebbir ismi geçmektedir:

……...“Güçlü¸ buyruğunu her şeye geçiren ulu (mütekebbir) olan Allah’tır.” (Haşr/23)

………Dolayısıyla bu güzel isim, her şeyde ve her işte Allah’ın üstünlük ve yüceliğini gösterir.

………Dengi Olmayan

………El-Mütekebbir, yaratılmışların sıfatlarından yüce olan benzeri ve ortağı olmayandır. Yüce Allah zatında bir olduğu gibi sıfatlarında da birdir. O, zatına uygun bir şekilde kemâl sıfatlara sahiptir. O’nun zâtı hakkında vacip olan yetkin sıfatlarını bilip öylece inanmak ve yüce zâtını noksan sıfatlardan soyutlamak tevhîd inancının bir gereğidir.  Bunu Kelâm âlimleri özlü bir beyit şeklinde şöyle ifade etmişlerdir:

 ………Küllü mâ hatara bibâlik/ Fallahü sivâ zâlik

 ………Hatırına gelen her şey/ Allah ondan başka bir şey.

 ………İslâm’da ulûhiyet düşüncesi, bir çeşit sıfat düşüncesidir. Allah’ın isim ve sıfatlarında tevhîd, bu sıfatların yaratıkların sıfatlarına mâhiyet bakımından hiçbir zaman benzemediğini kabul etmektir. Allah’ın bazı sıfatlarıyla insanların sıfatları arasında isim benzerlikleri bulunabilir. Mesela¸ Allah da işitir¸ insan da; Allah da görür¸ insan da; Allah da konuşur¸ insanda; Allah’ın da ilmi vardır insanların da… Ancak arada çok temel farklılıklar bulunur. Allah’ın sıfatları zâtîdir, ezelîdir, yani sonradan kazanılmış değildir; ebedîdir, eksilme ya da yok olmaya maruz kalmaz.

………O’nun sıfatları mutlak anlamda hiçbir yaratığın sıfatlarına benzemez. Oysa insanın sıfatları da kendisi gibi zorunlu değildir.  İnsan âlet ve vâsıtalara muhtaçtır¸ ama Allah bilmek, işitmek, görmek gibi sıfatları için herhangi bir âlete ve vâsıtaya ihtiyaç duymaz. İşte bu temel farklılıkları bilerek Allah’ın sıfatlarını tasdîk etmek, her türlü yüceliği O’na nispet edip, her türlü noksanlıktan O’nu tenzîh etmek Allah’ı sıfatlarında birlemenin gereğidir. Allah’ın denginin olmaması, zâtı için söz konusu olduğu gibi sıfatları için de söz konusudur.

………El-Mütekebbir, her türlü ayıp ve noksanlıklardan münezzeh ve kemâl sıfatlarıyla muttasıf olandır. Allah’ın ne olmadığını anlatan selbî sıfatlar, Allah’ın kendisinden soyutladığı ölüm, uyku, cehâlet, unutmak, acz, gaflet ve yorgunluk gibi tüm noksan sıfatlardır. İnsana düşen görev, Allah’ın kendisinden nefyettiği bu sıfatları O’ndan nefyetmektir. Bu sebeple şanı ulu olan Allah’ı tüm zıtlardan¸ ortaklıklardan eş ve çocuğu olmaktan ve her türlü yaratılmışlık özelliklerinden soyutlamak tevhîdin özüdür.

………El-Mütekebbir, kullarına zulmetmekten yüce olandır. O, hiçbir kimseye zulmetmez. İnsanlar¸ kendi kendilerine zulmederler. Kur’an-ı Kerim’de zulmün öznesi olarak insan zikredilir:  “Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.”[1][5]

………Ortaklık Kabul Etmeyen Ulu Varlık

………El-Mütekebbir, rubûbiyyetinde ortaklık kabul etmeyen ulu varlık demektir. Bu bağlamda rubûbiyyette tevhîd; Allah’ı yaratan, eğiten, sahip olan, öldüren, dirilten, yaşatan, rızık veren, duaları kabul eden, helâl ve haram koyan, evreni sevk ve idare eden, fayda ve zarar verme gücüne sahip olan yegâne varlık olarak kabul etmeyi gerektirir. Şu âyetlerde rubûbiyyette tevhîd açıkça vurgulanır:

 ……“Mûsâ: “O göklerin¸ yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.” (Şuara/24)

 ……...“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı¸ Allah’a karşı yalan uydurmak için¸ ‘şu helaldir’¸ ‘şu haramdır’ demeyin. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar¸ kurtuluşa eremezler.” (Nahl/116)

 ………“Yahudiler¸ ‘Üzeyir Allah’ın oğludur.’ dediler. Hıristiyanlar ise¸  ‘İsa Mesih Allah’ın oğludur.’ dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar?” (Tevbe/30)

 ………“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp¸ hahamlarını; (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da¸ ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O¸ onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” (Tevbe/31)

………El-Mütekebbir, ulûhiyyetinde bir olan, kendisiyle birlikte bir başkasına kulluk yapılmasını asla kabul etmeyendir. Gerçek anlamda ilâh; gönüllerin sevgi, ümit, korku, güven, tevekkül, yardım, dua, kurban, adak gibi inanç ve ibadet türlerinde kendisine bağlandığı, yöneldiği ve derin saygı duyduğu her şeyden daha çok sevilen ve kulluğun sadece kendisine özgü kılındığı bir varlıktır. Bütün bu özellikleri taşıyan sadece ve sadece tek olan Allah’tır. Buna “ulûhiyyette tevhîd” denilir.  İslâm’da tevhîd inancı, Allah’tan başka bütün ilâhların izâfî olduğunu vurgular. Şu âyette bu husus gâyet açık bir şekilde anlatılır:

 ………“De ki¸ ‘Ey insanlar! Size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.” (Yunus/18)

………Görüldüğü gibi bu anlamda tevhîd, ulûhiyyeti sadece Allah’a tahsis etmeyi öngörür. Tabiatın akıllara hayranlık veren olağanüstü nitelikte yaratılışı ve işleyişi onun ve yaratıcısının bir ve tek olduğunun objektif kanıtını teşkil eder. Yaratıcı ile rûhî-mânevî irtibat içinde bulunan mü’minin gönlü de ulûhiyyetten herhangi bir ortaklığı benimseyip imanının kıblesi olarak tanıması mümkün değildir.

………Netice olarak “el-Mütekebbir” Allah’ın güzel isimlerinden biridir. İnsanlar hakkında kınanan tekebbür, O’nun için teferrüt ve tahsis ifade eder. Bu mânâda ululuk, Kibriyâ, büyüklük ve yücelik sadece Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Büyüklük ve yücelikte yegânelik O’na aittir. Yaratıklardan hiçbiri mütekebbirliğe layık değildir. Allah’tan başka kim mütekebbir olmayı şahsına nispet ederse, O’na ortak koşmuş olur. (Prof. Dr. Ramazan Altıntaş)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………El MÜTEKEBBİR

………a – Mütekebbir isminin lügat anlamı:

………1 – Mütekebbir; büyük ve büyüklenendir.

………2 – Mütekebbir; değerli ve kadri yüce olandır.

………3 – Mütekebbir; bütün ihtişamın sahibidir.

………4 – Mütekebbir; ululuğun son derecesidir.

………5 – Mütekebbir; ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzehtir.

………B – Mütekebbir isminin Kur‟an içerisinde incelenmesi:

………1 – Mütekebbir ismi, sadece Haşr suresinde Allah‟a izafe edilerek geçmiştir. Kur’an da toplam 6 kez geçmektedir. İnsanlar için kullanıldığında boş yere büyüklük taslayan, kibirlenen ve gururlanan anlamlarına gelmektedir.

………2 – Kibirlenen kimselerin yeri cehennemdir. Allah onların kalplerini mühürler.

……...“Onlara içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür! denir.” (Nahl/29)

…………Allah kibirlenen, büyüklük taslayan her zorba/cebbarın kalbini mühürler.” (Mü‟min/35)

………Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

…...“Kalbinde hardal tanesi ağırlığı kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir.” (Müslüm)

………Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

…..…. “Kim Allah için bir derece alçak gönüllülük gösterirse buna karşılık Allah onu bir derece yükseltir. Kim de Allah’ın emrine karşı gelerek bir derece kibirlenirse Allah onu bir derece alçaltır, sonunda onu aşağıların en aşağısında kılar.” (İbn. Mace)

………C – Mütekebbir isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – Sadece Rabbimizi büyük ve ulu olarak tanımalı, O’nun büyüklüğünü hayatımızın her alanında benimsemeliyiz.

……...“Sadece Rabbini büyük tanı!” (Müddessir 3)

……...“…Tekbir getirerek O‟nun şanını büyükle, yücelt!” (İsra/111)

………Hayatımızın hiçbir bölümünde Allah’tan daha büyük olarak kimseyi kabul etmemeliyiz. Allah’tan başka sözü dinlenecek, yüceltilecek, zikri gündemde tutulacak olan kimse yoktur. Sadece O, en büyüktür. Müslümanların Allah’ı büyüklemesi kafirleri her zaman rahatsız etmiştir, bundan böyle de rahatsız edecektir.

………Bugün dedelerimizin, ninelerimizin ellerinden tesbih düşürmeyerek rahatça “Allahu ekber” demeleri ve kimsenin buna mudahale etmemesi bizi aldatmasın. Kâfirlerin karşısında söylenen, üniversiteli bir gencin diline düşen “Allahu ekber”, yerinde ve zamanında getirilen her tekbir kâfirlerin yüreklerini titretmektedir. Onun için bizler Allah‟ı hayatımızın her alanında hakkıyla büyüklemeli, çocuklarımızı ve gençlerimizi tekbir sözü üzere eğitmeliyiz.

……2 – Allah‟ın ayetleri karşısında büyüklük taslamamalıyız.

……“Onlara “Allah‟tan başka ilah yok” denildiği zaman kibirle direnirlerdi.” (Saffat/35)

………Allah‟ın ayetleri karşısında büyüklenmek, kibirlenmek kâfirlere ait bir özelliktir. Hayatımıza Allah‟tan başkalarını karıştırmak O’na ve emirlerine karşı büyüklenmektir. Allah ile beraber başka ilahlar kabul etmek de yine O’na karşı kibirlenmektir. Allah’ın katındaki melekler O’na ibadet etmekte kibirlenmezler.

……...“Göklerde ve yerde her ne varsa O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet etmekte kibirlenmezler ve yorulmazlar.” (Enbiya 19)

……3 – Yeryüzü mütekebbirlerinden Allah’a sığınmalıyız.

……...“Musa dedi ki: “Ben hesap gününe inanmayan her kibirleden, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.” (Mü’min/27)

………Bizler mütekebbirlerden Allah’a sığınmalı, bütün dünyaya onlardan beri ve uzak olduğumuzu bildirmeliyiz. Bizler, “Ben bilirim, Allah bana karışmasın, bu zamanın gereklerini ben Allah’tan daha iyi bilirim, ben sizin Rabbinizim, kural ve kanun koyan, sizi terbiye eden benim” diyen her kibirliden Allah’a sığınırız. Onlardan değiliz, onlardan beriyiz.

………Bizler biliyoruz ki o kâfirler ne kadar büyüklük taslasalar da muhtaçtırlar. İhtiyaç sahibidirler. Hayatlarını devam ettirebilmek için, Allah’ın nimetlerine ihtiyaç duyarlar. Allah ise hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır.

………Onlar Allah’ı cahil, gafil ve bilgisiz olarak kabul ediyorlar. Allah’ın yetkilerini sınırlamaya çalışıyorlar. Ramazanlara, mübarek gün ve gecelere, seccadeler ve tesbihlere karışan bir Allah istiyorlar. Onun dışındaki zamanlarda Allah’ı tatile çıkarıyorlar. Allah’ın dünyayı ve insanları yaratıp göklere çekildiğini söylüyorlar, çocuklarımızı bunlara inandırmaya çalışıyorlar.

………4 – Rabbimizin gücünden güç almalıyız. Yeryüzü mütekebbirlerine karşı O’nun gücüyle ayakta durmalıyız. Biz O’nu hakkıyla tanıdığımız ve kulluk ettiğimiz takdirde, O da bizi güçlü kılacaktır. Öyleyse yeryüzü kâfirlerinden korkmamalıyız. Onların müstekbirce orduları, düzenleri, güçleri ve kuvvetleri karşısında yılmamalıyız. Çünkü bizim arkamızda Rabbimiz var. Bizler Rabbimizin her an bizim yanımızda olduğuna, bize şah damarımızdan bile daha yakın olduğuna inanmalıyız. Böylece yılmadan, gevşemeden O’nun yolunda çalışmaya devam ederiz.

………5 – Hiçbir zaman Allah ile büyüklük yarışına girmemeliyiz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

………Allah şöyle buyurdu: Büyüklük ve azamet bana ait sıfatlardır. Kim bu iki sıfattan birisinde benimle yarışmaya kalkarsa o kimseyi cehenneme atarım.” (İbn. Mace)

………Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

………“Zorba ve böbürlenen birtakım kimseler kıyamet gününde küçük karıncalar şeklinde getirilirler ve insanlar ayaklarıyla onları çiğnerler. Bu Allah’ın onlara hiçbir değer vermeyişindendir. Sonunda insanlar arasında hüküm verilip tamamlanır ve bu kimseler Naru‟l-Enyâr‟a götürülürler. “Ey Allah‟ın Rasulü! Naru‟l-Enyâr nedir?” diye sorulunca şöyle cevap verdi: “Cehennem halkının sıkılıp suyunun çıkarıldığı yerdir.” (Müslüm)

………6 – İnsanlara karşı da kibirlenmemeli, gururlanmamalıyız.

………Dikkat edersek Rabbimiz kitabında fiillerini anlatırken “Ben” değil de “Biz” der. “Biz indirdik, biz yarattık, biz verdik” gibi ifadeler kullanır. Oysa Allah’ın ortakları veya yardımcıları yoktur. “Ol” der ve dilediği şey oluverir. Ancak Rabbimiz kullandığı bu uslubuyla bizlere örnek olmayı hedeflemiştir. Yani; “Kibirlenmeye layık olan, büyüklenmeye hakkı olan ben olduğum halde, ben bile kibirlenmiyorum. Siz ne diye kibirleniyorsunuz?” demektedir.

………Bizler de her işimizde “Ben” yerine “Biz” demeye çalışacağız. “Ben yaptım, ben ettim, bunlar benim” demek yerine, “Rabbimin lutfuyla, yardımıyla böyle yaptık, şöyle ettik” diyeceğiz.

……...“..İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)

………İlk kibirlenen Şeytandı. Bizler (Allah korusun) kibirlenmeye başladıkça Şeytanlaşacağız. şeytanın safında yer alacağız.

………Lokman (a.s) oğluna nasihat ederken şöyle buyuruyor:

………“Küçümseyerek insanlara karşı yanağını, avurdunu şişirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde orta yollu ol. Sesini de alçak tut. Unutma ki seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir.” (Lokman/18-19)

………Yani insanlardan üstün görünmek için ağzını doldura doldura konuşma. İnsanlardan yüzünü çevirme. Çevrenle ilgilen, çevrene iltifat et. İnsanlara tepeden bakma. Seni ve onları yaratanın Allah olduğunu unutma. Yürüyüş tarzında, hayatında orta yollu ol. Şurur ve kibrini ağzından taşırma. Gururla ve kibirle konuşan insanların sesleri, eşeklerin sesine benzer.

………Böyle insanlar konuşmalarından, yürüyüşlerinden, edalarından ve tavırlarından çabucak fark edilirler. Bunlar çok bilgili, kültürlü vs. olabilirler. Ancak sahip oldukları bilgileri onları eşek olmaktan kurtarmaz. Rabbimiz Yahudilere de, Allah’a karşı kibirlendiklerinden ve kitaplarına gereken saygıyı göstermediklerinden dolayı “Kitap yüklü eşekler” demektedir.. (Cuma/5)  (Dr. Ramazan SÖNMEZ)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL MÜTEKEBBİR

………İhtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh, pek yüce ve ulu demektir. (Beydavi-nesefi) Allah’ın sıfatı olarak bir ayette geçmektedir.

……...“HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir* SubhânAllâhi ‘ammâ yüşrikûn; (Haşr/23)

………“O kendisinden başka hiç ilâh bulunmayan Allah’tır. O mülkün gerçek sahibi her türlü eksikliklerden uzak barış ve esenlik kaynağı, güven veren, düzeltip ıslah eden, dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır.”

………El Mütekebbir kelimesi Kur’an da 6 ayette insanı zemmeden bir vasıf olarak kullanılmıştır. (Mü’min/27- Nahl/29, Zümer/60, Mümin/76)

………İnsanın sıfatı olarak Mütekebbir kendinde büyüklük izhar eden kimsedir. Allah yücedir, uludur, hiçbir şeye muhtaç değildir. İnsan yaratılmıştır, her şeye gücü yetmez, muhtaçtır. Bu itibarla mütekebbir olması mümkün değildir. Kendini ulu, yüce göstermesi tekellüftür, gerçeği örtmektir. Bu yüzden insan için yerilen bir vasıftır. Allah böyle değildir O zatı ve sıfatlarıyla yücedir.(Doç Dr.  İsmail karagöz-Esma’i hüsna/150)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL MÜTEKEBBİR.

………El Kebir vasfı ile yakın anlamlıdır. Fakat büyüklüğün özel durumuna delâlet eder. Bundan dolayı şu şekillerde tanımlanmaktadır;

……...“Büyüklüğün kemalinde, her şeyden yüce.” (Taberi)

………“Her türlü kötülükten yüce.” İbn. Kesir)

…..….“Mahlûkların sıfatlarından yüce veya kulları arasında azamette kendisiyle yarışmaya yeltenen taşkınlıklara karşı büyüklüğünü koruyan ve onları helâk eden”  (En Nihaye)

……...“Kullarına zulmetmekten yüce olan”  (LA. KBR Md..V.125)

………Allah hakkında el Mütekebbir, mezmum olan gurur ve kibir anlamında ki özentiyi değil de, teferrüt ve tahassüsü ifade eder. (Bey.. el Hattabi’den) Yani bu vasfın O’na has olduğunu belirtir.

………Kur’an da bir çok yerde insanlar hakkında “büyüklük taslayan anlamında varid olan (Mü’min/27-Nahl/29) Mütekebbir kelimesi yalnız bir defa elif lâm lı ve mutlak olarak Allah’ı tasvir eder. Geçtiği ayette bir çok kemal sıfatlarıyla beraber zikrolunur. (Haşr/23) (Prof.Dr. Suat Yıldırım-Kur’an da ulûhiyet/272)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

…..….EL MÜTEKEBBİR

………Her şeyde ve bütün olaylarda büyüklüğünü gösteren Mütekebbir’dir O. Azamet ızharında bulunmak sadece Allah’a aittir. Varlığı veya yok olması Allah’ın iradesine ve tek emrine bakan hiçbir mahlûkun bu ismin tecellisini üstüne almaya hakkı yoktur.

………Bütün yaratılmışlar içinde kibirlenerek azamet iddiasına düşen ilk mahlûk mel’un şeytan olmuştur. O zamandan beri Allah’ın kendilerine arızi olarak verdiği kuvvet, akıl, ilim, makam, şöhret ve serveti benimseyerek şeytanı takip edenler vardır ve böylece gurura düşerler.

………İnsan birbirine çok yakın olan başlangıcını ve sonunu bir tefekkür etse hatırlar ki başlangıcı babasının idrar kanalından atılarak annesine yerleşen bir damla meniden ibarettir. Sonu da kendisini sevenlerin bile tahammül edemeyip bir çukura gömeceği soğuk, sarı bir cesettr. Hani firavunlar, Nemrut’lar, Napolyon’lar ve Hitler’ler.

………El Mütekebbir ancak Allah’a has bir şereftir. Yaratılmış olan bu sıfatı taşıyamaz. El Mütekebbir olan Allah Teâlâ tekebbür eden insanın hasmıdır. Allah böyle bir kimseyi aşağılayarak aşağısının da aşağısına atacaktır. Tıpkı göklerden gelen yağmurun yüksek tepelerin doruklarında birikmemesi gibi Allah’ın ihsanları ve merhameti de alçak yerlerde cem olur.

………El Mütekebbir vasf’ı-Celilini hissetmek isteyenler onu, istidatlarının hakkını vermek için ellerinden geleni yapıp yine de büyüklüklerini gurur vesilesi yapmak şöyle dursun onları ifşa bile etmediklerinde bulurlar.

………Abdülmütekebbir o kuldur ki kendisine kendi küçüklüğü ve Hakkın büyüklüğü gösterilir, Onun nefsaniyeti ve gururu silinir ve Allah’ın kendisinden zuhur eden büyüklük sıfatı ile değiştirilir. O küçük görülmeye karşı güvendedir. Ve Hakk’tan gayrısına eğilmez.

………Allah’ın el Mütekebbir ismine mazhar olan bir kul bu dünyanın ihtiras ve zevklerini terk eder ve kalbini rabbine raptetmekten onu engelleyebilecek olan her şeyi görmezden gelir. Bu hale ermiş bir kimse hanımıyla cima etmeden evvel 10 kere ya Mütekebbir çekerse Allah dilerse salih bir evlatları olabilir. (T. Bekir Bayraktaroğlu-Esmaü’l-Hüsna/59-60)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

……...“Rabbim… Bana ve ana-babama bahşettiğin nimete şükretmeme, razı olacağın sâlih amel yapmama beni muvaffak kıl ve rahmetinle beni sâlih kullarının içine dâhil et.”  (Neml/19)

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 03 Kasım 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: