RSS

ESMA DERSLERİ – 17 – EL HÂLIK (A)

24 Kas

el-halik-1

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

………EL HÂLİK

………Taalluk;

………Öncelikle Hâlik ismine kul, kararlarında isabet amacıyla ihtiyaç duyar. Ayrıca yapılması gereken işleri ve kulluk görevini yerine ve gereği gibi yapmak amacıyla bu isme ihtiyaç duyar.

………Tahakkuk;

………Hâlik, bir şey meydanda yok iken varlık sahasına getiren demektir. Ardından Allah’ın ilminde ki halinin devamı olan, ikinci mertebe de varlıkların kendileri var edilirler. Bu oluşum yaratmak anlamına gelmektedir.

………Tahalluk;

………Taalluk bölümünde işlendiği gibi Allah Teâlâ önce eşyanın var edilmesi konusunda bilgi oluşturur. Bu doğrultu da kendi nefsinde (ilminde) en mükemmel bir şekilde ve en güzel bir surette benzersiz bir konumda (ebde’) varlıkları yaratır. (İhtira’) Sonra onları insan eliyle var ederek (icat) ortaya çıkarır. Böylece o varlık ilahi bir takdirle yaratılır (Mukadder, muced) Eğer böyle bir süreç düşünülemezse o zaman teklifin gerçekliğinin bir anlamı kalmaz ve Allah Teâlâ’nın;

………İyi iş yapan kendi yararına, kötü yapan da kendi zararına yapmıştır. Yoksa Rabbin kullara zulmeden değildir.” (Fussilet/46) Sözü geçersiz olur.

………İnsanlara izafet edilen bütün eylemler onun bir fiilidir. Allah’ın ilminde ki kesinlik sonra icattaki kula nispet düşünülmezse ayette eylemler kula nispet edilmezdi. Allah söz sahiplerinin en doğrusudur. İstediğinde kul için bir eylemi yaratmak Allah’a çok kolaydır. (İbn. Arabi/Allah’ın isimlerinin sırları ve keşfi/58-59)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………el HALİK

………Belki bu isimlerin eş manalar ifade eden isimler-olduğu akla gelebilir, hepsinin de manası (Yaratıcı) olduğu zan edilir. Ama mesele hiç de öyle sanıldığı gibi değildir. Çünkü her yokluktan varlık âlemine çıkan şey, önce takdir, ikinci defa takdir’e göre icad, icad’dan sonra da tasvire muhtaçtır.

………Cenab-ı Hak, takdir edici olarak da Hâlik’tır. İcad edici olarak da Hâlik’tır. Nihayet Musavvir (şekillendirici) olarak da Hâlik’tır. Yaratıklara en güzel şekli O vermiştir. Onları gayet güzel nizam ve intizam içinde o, yaratmıştır.

………Bu tıpkı bir bina gibidir. O binanın, tuğla, taş, çimento, kerpiç, gibi malzemelerin ne kadar gideceğini, eni boyu – metre karesi – ne kadara, kaça mal olacağını hesaplayacak birine ihtiyaç vardır. İşte bu işleri yapana; projeyi çizene, hesap ve kitabını yapana biz mühendis diyoruz. Bunlardan sonra binayı asıl yapacak ustaya lüzum görülür. Daha sonra binanın iç ve dış tezyinatını üstüne alacak başka bir usta aranır.

………İnsanlar hakkında da bu böyledir. Çünkü her işi bir insan yapamaz, herkesin ihtisası ayrı ayrı konularda olur. Lâkin Allah hakkında biz bunu böyle düşünemeyiz. Çünkü takdir eden, icad eden ve tasvir eden de O’dur.

………Şimdi Allah’ın yaratmış olduğu mahlûkatından birini ele alalım. Meselâ insanı. İnsanoğlu Allah’ın yarattıklarından bir cinsi temsil eder. İnsan varlığının vücuda getirilmesi için evvelâ nasıl yaratılacağı hakkında takdir yapılmalı. Çünkü onun, belirli bir cisim olması gerekmektedir. Bazı sıfatları alabilmesi için önce cismi lâzımdır. İnşaatçının bina kurabilmesi için bazı alet ve edevata ihtiyacı olduğu gibi.

………İnsanın bünyesi ancak su ve toprakta vücut bulabilir. Yalnız toprak kâfi gelmez. Çünkü kurudur; tutmaz dağılıverir. Yalnız su da kâfi gelmez. Çünkü tutmaz dökülüverir. Öyleyse kuru ile yaşı birbirine katıştırmalı ki, çamur haline gelebilsin. Sonra pişirici bir hararet (fırın) lâzımdır ki, su ve toprak karışımı muhkemleşip ayakta durabilsin. Demek ki, insan serapa çamurdan yaratılmış, olmuyor. Bilâkis su ile yoğrulmuş, kurutulmuş ve pişirilmiş bir topraktan (balçıktan) yaratılmış oluyor.

………Ama o toprağın ve suyun da belirli ölçüde olmaları gerekiyor. Eğer takdir edilen ölçüden az olursa zerre, ya da karınca gibi küçük olur ki, insan işlerini yapamaz, rüzgâr vurduğu gibi savurur ve en küçük şey onu telef eder.

………Sonra dağlar kadar büyük çamur yığınından da olmaz. Çünkü bu miktar ihtiyaçtan fazladır. Öyleyse ne az ve ne de çok tam ayar ve karar olmalıdır. Evet, O, takdir edilen ölçüyü geçmemelidir. İşte bütün bunlar, takdirle olur. O (Allah), bütün bu işleri takdir etmesi ve takdire göre icad etmek itibariyle yaratıcıdır. İcad edip yokluktan varlığa çıkarması itibariyle bari oluyor. Sadece icad etmek ile, bir takdire göre icad etmek, ayrı ayrı şeylerdir.

………Lûgatta bu iki kelimenin ayrı ayrı manalar ifade ettiğine şahit vardır. Araplar hazık ve her şeyi ölçü ile yapan insana halik ismini verirler. Nitekim şair:

………«Sen halk ettiğin (yaptığın) şeyi güzel yaparsın. İnsanlardan kimisi yar ki yapar ama güzel yapamaz!» demiştir.

………Aslında mevcut varlıklar iki kısma ayrılır:

………1- Var olmalarında kul’un hiç bir rolü yoktur: Gök, yıldızlar, yer, hayvan bitkiler vesair kâinatın diğer yaratıkları gibi.

………2 – Meydana gelişinde kulun rolü bulunan varlıklar. Bunlar kulların, sanat, siyaset, ibadet ve cihad gibi, kulların amelleridir.

………İnsan, nefsani mücahede (çalışması) sayesinde,-bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse ve bu hususta herkesten faik olursa o, o şeylerin muhteri (Mucidi) sayılır. Çünkü o şeyler onun icadından evvel mevcud değildiler.

………Meselâ satrancın mucidine, satrancı filan kimse icad etmiştir diyerek satrancın mucidini belirtirler. Aslında satranç övülecek ve onu keşf eden kimseden siteyişle bahs edilecek bir meta değildir.

………Ya!.. Hayr ve iyiliklerin kaynağı olan diğer riyazi, sınaî ve siyasî icadlar hakkında da aynı şeyi söyleyebiliriz. Bu hususta başarı gösterenlere bir şeyler icad edenlere mucid diyebiliriz, lâkin ne var ki bu isim ona mecazen itlâk edilebilir, hakikat yönünden değil.

………Allah’ın bazı isimleri vardır ki, bunların kullara mecazen nakli mümkündür. Bazı isimler de var ki, kul hakkında bu isimler hakikattir; Allah hakkında ise mecazdır: Sabır, şekûr (isimleri) gibi. Aradaki farkı anlamadan hiç bir zaman bu isimlerde ortaklık düşünülemez! (İ. Gazzali/ Esmâ’i-Hüsna-83)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………HÂLİK – HALLÂK

………Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

………“Allah’ın dışında bir başka yaratıcı mı var?” (Fatır/3)

………“O, her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin.” (En’am/102)

………el-Halîmî, Hâlik ismi hakkında der ki: “Hâlik, varlıkları sınıflandıran, her sınıfa bir ölçü koyan ve buna göre büyük küçük, uzun-kısa, insan-hayvan, yerde sürünen-gökte uçan her şeyi, ölümü ve hayatı, özetle bütün varlıkları var eden­dir. Şüphesiz yoktan ve örneksiz var etmeyi kabul etmek, yaratmayı kabul etmektir. Çünkü yaratma, örneksiz var etmenin bir şeklidir. Bu yüzden birbi­rinden ayrılmazlar.” (Beyhaki)

………Allah Teâlâ yaratan, O’nun dışındaki her şey yaratılandır. Her şey O’nun emrinde ve hizmetindedir. O’ndan başka bir yaratıcı yoktur. Bütün her şey, gökler, yer, ikisi arasında ve içinde bulunanlar, bunların hareketleri, kımıltı­ları, rızıkları, ecelleri, sözleri ve fiilleri yaratılmıştır. Bütün bunların tek yaratı­cısı Hz. Allah’tır. Bütün varlıklar sonradan yaratılmış ve yoktan var edilmiş­lerdir. O, bütün bunların yaratıcısı, var edicisi ve yapıcısıdır. Her şey O’ndan başladı ve yine O’nda son bulacaktır. (Mearicü’l-Kabûl)

………Hallâk ismi ise şu âyetlerde geçer;

………Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini de yaratmağa kadir değil mi? Hiç tartışmasız (öyledir); O, yaratandır, bilendir.” (Yasin/81)

………İbn Kayyim şu âyetlerin de bu anlamda olduğunu söyler.

………Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz.” (Bakara/21)

………Kâfirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakı­nın.” (Bakara/24)

………Bu âyetler dinin temelini oluşturan yaratıcının varlığını, güç, kuvvet, ilim, irade ve hayat gibi üstün sıfatlara sahip oluşunu, her fiilinin bir hikmeti bu­lunduğunu ve evrenin sonradan yaratıldığını ispat etmektedir. Bu âyetler aynı zamanda tevhidin, rubûbiyet ve ulûhiyet olmak üzere ikiye ayrıldığını da ispat etmektedir. Rubûbiyet tevhidi, varlıkları tek başına yoktan var edenin Allah olduğunu kabul etmek; Ulûhiyet tevhidi ise, ibadet edilmeye, sevilmeye ve itaat edilmeye layık tek varlığın, tek ilâh ve mabudun Allah olduğunu kabul etmektir. Allah’ın varlığı ve birliği bu şekilde ispat edildikten sonra Hz. Peygamber’in peygamberliği, çelişkilerden uzak ve en güzel bir şekilde eksiksiz ispat edilmiştir. Böylece Hz. Peygamber’in verdiği her haberin ve söylediği her sözün doğru olduğu kanıtlanmıştır. Hz. Peygamber de bize âhiret hayatından, cennet ve cehennemden söz etmiştir.

………ALLAH’IN TEK YARATICI VE TEK İLÂH OLDUĞUNUN İSPATI

………Yüce Allah Kur’an’ın birçok yerinde şöyle buyurur:

………Andolsun, onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye soracak olsan, tartışmasız: “Allah” diyecekler.” (Zuhruf87)

………Madem Allah bütün varlıkları tek başına yaratmıştır, o halde ibadete ve kulluk yapılmaya layık olan tek varlık da O’dur. Bu gerçek ortadayken ve O’nun tek yaratıcı olduğu kabul edilirken, ibadet etmede O’na nasıl ortak koşulur?

………İşte Kur’an’ın Rubûbiyet tevhidi (Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmek) ile ulûhiyet tevhidini (Yalnız Allah’a kulluk etmek) ispat etme metodu budur. Bir başka âyette Allah’ın yaratma özelliği

………“Sizi ve sizden öncekileri yara*tan” (bakara21)

………Şeklinde ifade edilir. Burada Allah Teâlâ bizi ve bizden öncekileri, babalarımızı ve atalarımızı da yarattığına dikkat çekmekte, böylece tek yaratıcının kendisi olduğunu, ne bizim ne de bizden öncekilerin yaratılışında kimsenin kendisine ortak olmadığını belirtmektedir. Allah’ın, varlıkları tek başına yaratmış olması, O’nun güç ve kuvvetinin, iradesinin, ilminin, hikmet ve hayatının mükemmel ve eksiksiz oluşuna delalet eder. Bu sıfatlar, O’nun diğer üstün sıfatlara da sahip olmasını zorunlu kılar. Bu da sıfatlarının ve fiillerinin eşsiz olduğunu, hiçbir varlıkta bulunmadığını, hiçbir varlığın fiillerinde O’na ortak olmadığını gösterir.

………Bu cümle ile Allah varlığını ispat ettikten sonra, onları yaratmadaki amacını şöyle açıklamaktadır:

………Rabbinize kulluk ediniz” (Bakara/21)

………Yani O, sizi ve sizden öncekileri yarattı ki, O’na itaat edip isyan etmeyesiniz, O’nu zikredip unutmayasınız, nimetlerine nankörlük etmeyip şükredesiniz. İşte Allah’ın azabından korunup sakınmanın yolu budur. Âyet şu cümleyle bitiyor: “Ki sakınasınız.” Cümlede geçen “Le alle” edatının anlamı konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunları kısaca şöyle belirtebiliriz:

………Kulluk ediniz emrinin nedenini açıklamaktadır.

………Yaratılışın nedenini açıklamaktadır.

………“O’na ibadet ediniz ki, bu ibadetinizle O’ndan korunasınız” anlamındadır.

………Bir diğer görüş, “O’ndan korunup sakınasınız diye sizi yarattı” şeklindedir. Bize göre bu görüş şu sebeplerden dolayı daha doğrudur:

………1- Allah’tan korunup sakınmak anlamına gelen “takva” da bir tür ibadettir. Dolaysıyla bir şey, kendi varlığının nedeni olamaz.

………2 – Buna benzer bir âyet de şudur:

………“Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat/56)

………3 – Âyette ki yaratma sözcüğü “Ki sakınasınız” cümlesine daha yakındır. Bu yüzden ibadetin değil; yaratılışın nedenidir. Buna benzer âyet şudur:

………Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara/183)

………Burada sakınma, orucun faz kılınma nedeni olarak zikredilmektedir.

………Ancak her iki durumun da kastedilmiş olmasına bir mani yoktur. Hatta böyle olması daha uygundur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurarak devam etmektedir:

………O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı.” (Bakara/22)

………Bu âyetle Allah, varlıkları yaratmanın bir başka hikmetini daha açıklamaktadır. Dolaysıyla ilk âyet, yaratılışın ve varoluşun nedenini açıklamaktadır. Bu, yaratma delili olarak adlandırılmaktadır.

………4 – Bu görüş, varlıklarda görülen hükümleri kapsamaktadır. Bu da hikmet ve inayet delili olarak adlandırılmaktadır. Yüce Allah, bu iki tür delili Kur’an’ın birçok yerinde defalarca tekrarlar. Bu tür âyetlerden bazıları şöyledir:

………Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır. Güneşi ve ayı da hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gün*düzü de emrinize amade kılandır.” (İbrahim/32-33)

………Yüce Allah bu ayetlerde, gökleri ve yeri yarattığını belirtmekte sonra da bunların varlıklara olan faydalarından ve hikmetlerinden söz etmektedir.

………(Onlar mı) hayırlı yoksa gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi! Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitiriverdik. Sizin içinse onun bir ağacını bitirmek, (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam etmekte olan bir kavimdir. Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.” (Neml/61-61)

………Gerçek şu ki, göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgârları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten âyetler vardır.” (Bakara/164)

………Bu tür âyetler Kur’an-ı Kerîm’de oldukça çoktur. Düşünenler için…

………Yüce Allah Bakara sûresinin 21. âyetinde, insanlar için yerin yaşama alanı, göğün de tavan olduğunu, kulların yararlandığı ana kaynağın gökten indirdiği su olduğunu belirtmektedir. Böylece yaşanılan alanı, yaşayanı ve ihtiyaç duyduğu şeyleri bir arada zikretmiş bulunmaktadır. Allah, yeryüzünü bir dö*şek gibi yaydığına dikkat çekmekte ve bunun hikmetini, canlıların üzerinde istikrarla yaşamalarını sağlamak olarak açıklamaktadır. Gökyüzünü ise düşmesi mümkün olmayan sağlam bir tavan olarak yarattığını, onda hiçbir çatlaklığın, çelişkinin ve uyumsuzluğun olmadığını belirtmekte; sonra da şöyle buyurmaktadır:

………Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın.” (Bakara/22).

………(İbn.Kesir-Kurtubi-Beyhaki-Es Dadi-İbn. Kayyım el-cavziyye/Esmaü’l-Hüsna /137-141)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL HÂLIK

………İcad eden ve yoktan yaratan, aynı zamanda yarattığı her şeyin hallerini, şartlarını ve rızıklarını tayin edendir. O, yaratmanın nasıl, nerede, ne zaman zuhur edeceğini belirler. Yarattıklarını buy sıralamaya göre yaratır. Yaratılmış varlıklar içinde baştan sona her şey ihsan ve hikmet ile var kılınmıştır. Her şey bu mükemmel nizama göre takip edilmesi mukadder olan yolu takip eder. Kâinatta tesadüfe yer yoktur.

………El Hâlik olan Allah’ın yaratmaya ihtiyacı yoktu, ayrıca kendisine ondan hiçbir fayda da dokunamaz. Belki yaratılıştan maksat o ki; O böylece kendi ebedi azamet ve kudretini bildirsin ve kendi Cemal ve Kemâlini müşahede etsin. Bu yüzden;

………“Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım.“ (Zariyat/56)

………Gizli hazine idim bilinmeyi sevdim ve mahlûku yarattım.” (Hadis; Acluni, Keşfü’l-Hafa, II/132) Şeklinde buyurmuştur.

………Allah vardı, O’nunla beraber hiçbir şey yoktu. Buna rağmen O mahlûkatı yaratmadan evvel ne bir şey eksik, ne de kayıptı. Kâinatı yarattığında O’na ne bir şey eklendi, ne de O’ndan bir şey eksildi.

………Yaratılmışların en ulvisi olan insanoğlu bilmeli ki “Allah her şeyi insan içini insanı da kendisi için yaratmıştır.” Bütün mahlûkat ve tabi olduğu nizam tamamıyla ihsan ve hikmettir. Kişi bu ihsanları ve hikmeti bulmalı, kullanmalı ve yaratıcının bir aynası olan bu mahlûkatın bir parçası olma nimetini hissetmeli.

………Abdulhâlik o kuldur ki Allah onu, her şeyi kendi muradına uygun yapmaya muktedir kılmıştır. Kendisinde el Hâlik isminin zuhur ettiği kimse kendisinde mün’akis olan kâinatı görebilir çünkü o, kendisini kuşatan her şeyi kemâliyle, olduğu gibi görür. Böylece kendine arif olur. Hatta kendini bilince göze gaip olan ruhani varlıkları da bilir hale gelir. Böyle bir ilim hâlihazırda yaratılmış olan şeylerin adeta zihnimizde yeniden yaratılması anlamına gelir. İnsan yaratıcılığının hakiki ölçüsü budur. -Nefsine dolayısıyla eşyaya agâh olmuş- böyle bir kimse el Hâlik ism-i şerifini, manasını kalbinde zinde tutarak her gece okursa Allah onun için özel bir melek yaratır ve o melek zamanın sonuna kadar ona dua eder. (T. Bekir Bayraktaroğlu-Esmaü’l-Hüsna/60-61)

………………………………………………………………………………….

………[Bu adın zikri ibadet ehli makamında bulunanların faydalı ilmi iktizasıyla güzel amelleri olanlara yararı vardır. Ama vicdani hazırlıklar ehli olanlar için bu adın zikri bir fayda sağlamayacağı gibi onları ilim ve irfandan uzaklaştırır ve ilmin kaybına yaklaştırır. Allah doğrusunu bilir. (Afifüddin Süleyman et-Tilmsani- Esmaü’l-Hüsna)]  

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL HÂLIK

………Hâlık “yaratma” anlamına gelen mastarından ism-i faildir, “yaratıcı) demektir. Hâllak ise Hâlık’ın mübalağa ve tekerrür ifade eden fa’al şeklidir. “Devamlı olarak mükemmel şekilde yaratan” anlamını ifade eder.

………Halk; aslında “düzgün bir biçimde takdir” demektir. “Bir asla uymaksızın bir şeyi icat etmek” için de kullanılır. Mesela

………“Gökleri ve yeri halk etti” (En’am/1)

………Ayetinde bunu yani “ibda” manasını ifade eder.

………Halk; “Var olan bir şeyden başka bir şeyi icat etmek” hakkında kullanılır.

………“O insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan halk etti.”(Rahman/14) Ayetinde olduğu gibi.

………H L K kökü Kur’an da fazlaca (toplam olarak 250 den fazla) kullanılmıştır. Hem fiil hem isim şekillerinin şekillerinin bol örnekleri vardır. “Yarattı, yarattın, yarattım, yarattık yaratır..vb. gibi fiiller. Allah hakkında varit olmuştur. Bu fiillerin mef’ulleri; Gökler, yer, yeryüzünde ki her şey, cinler ve insanlar, bütün canlılar, hülasa “her şey” dir.

………Fail –sarih veya takdiri olarak- her zaman Allah’tır. Masdar olarak halk çok fazla varid olmuştur ve münhasıran O’na izafe edilmiştir.

………Halk; çeşitli objelere muzaf olarak kullanıldığı gibi, mücerret olarak ta gelmiştir. (Yaratma ve emr O’nundur”  (A’raf/54). Ayrıca (yunus/34, Ra’d/16, Fatır/1, Kaf/15, vb. de bu kabildendir.

………Bundan başka “huy” anlamına gelen “Huluk” ismi de vardır. (Şuârâ/137, Kalem/4) bu da halk manasınadır. Ancak Halk gözle görünen dış görünüşlere, Huluk ise basiretle idrak olunan seciyye ve kuvvetlere tahsis olunmuştur.

………Halk işinin mahlûklara verildiği bir iki istisna vardır. (A. İmran/49 ve  Maide/110 da Hz. İsa’nın çamurdan kuş gibi bir suret “yaratıp” ona “Allah’ın izni ile” can verdiği bildirilir. Bazı bilginler burada “halk” ı istihale, bir halden bir hale dönüştürme veya tasvir ve yahut takdir manasına alarak mahlûk hakkında istimâlini caiz görürler.

………Esasen “Allah’ın izni ile” kaydı bu işi onun deruhte ettiğini, mahlûk planını aştığını, hakiki failin yine O olduğunu göstermeye kâfidir. Dolayısıyla bunlar halk fiilinin mahlûka verildiğini ifade etmezler.

………Bir başka istisna ise “yaratma” manasını taşımaz. “Söz” hakkında “uydurma” yı bildirir. Va tahlukuna ifken “yalan uyduruyorsunuz” (Ankebut/17) demektir. Aslında Arapça da halk, “söz” için kullanıldığı zaman “yalan” manasına gelir. (Krş. Saffat/7). Kur’an hakkında bu tabiri kullanmaktan çekinmenin bir sebebi de bu olsa gerekir.

………Fiil ve isim şeklinin fazla kullanılmasına mukabil sıfat şekli az sayılır. Hâlık vasfı ekseriya Hâlıku külli şey’ “Her şeyin yaratıcısı” tarzında muzaf olarak gelir. (En’am/102, Ra’d/16, Zümer/62, Mü’min/62).

………Allah’tan başka bir yaratıcı var mıdır?” (fatır/3)

………Ayetinde ise tenvili olarak gelmiştir. (Keza Sad/71) Eliflâmlı olarak ıtlak ifade eden el Hâlık şekli yalnız bir Medeni ayette bulunur. (Haşr/24) Bunun dışında Hâlık vasfının geçtiği bütün ayetler Mekkîdir. Fiil şekillerinin de büyük ekseriyeti Mekki devre rastlar. Anlaşılan Cenab-ı Allah’ı tanıtmanın daha çok lazım geldiği Mekkî devirde O’nun en bariz hususiyetlerinden olan yaratma işi üzerinde çeşitli yönlerden durulmuş, başka yaratıcı olmadığına göre ibadetin de O’na yapılması gerektiği belirtilmiştir. (Prof. Dr. Suad Yıldırım-Kur’an da ulûhiyet/193)

………xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL – HÂLIK

………El Hâlık; Yaratmanın kaynağı, membaıdır. Eğer Allah Teâlâ yaratan olmasaydı yaratılmışlardan söz edilemezdi. Çünkü hiçbir şey yaratılmadan önce sadece yaratan Allah Teâlâ vardı.

………El-Hâlık; Dilediğini dilediği gibi var edendir. Ya da daha önce olmayan bir şeyi var edip yaratandır. Çünkü O her şeye kadirdir.

………El Hâlık; Yaratmaya kadir olan ve kendisine ibadet olunmayı da hak etmiş olan demektir.

………Aziz ve Celil olan el Hâlık yani yaratan, daha önce benzeri asla geçmemiş ve görülmemiş olarak, ilk olarak yaratan  ve yarattıklarını da sonradan iade edecek olan, yeniden diriltecek olandır. Yüce Allah şöyle buyuruyor;

………Evelem yerav keyfe yübdiüllahul halka sümme yu’îydüh* inne zâlike alAllâhi yesiyr;

………Kul siru fiyl Ardı fenzuru keyfe bedeel halka sümmAllâhu yünşiünneş’etel ahirete, innAllâhe alâ külli şey’in Kadiyr; (Ankebut/19-20)

………“Allah’ın yaratma işini başlangıçta nasıl yapıyor olduğunu, sonra da onu tekrar yapacağını görmediler mi? Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. De ki Yeryüzünde bir gezinin bakın O’nun yaratma işini başlangıçta nasıl yaptığına, sonra da Allah neş’e-i uhrayı (son yapışı) inşa edecektir. Şüphesiz Allah her şeye gücü etendir.”

………Ayette geçen “rü’yet” ile gözle görme olayı kastedilmemektedir. Aksine burada kastedilen şey, idrak ve kavrama anlamında olan bir görme gerçeğidir. Yani imana dayalı olan bir görmedir. Bunun içindir ki ayette geçen soru kipi de “Evelem yerav-Görmediler mi” şeklinde gelmiştir. Böylece burada bu ibare ile yaratılış keyfiyetinin nasıl başladığı sorgulanmaktadır. Çünkü söz konusu başlangıç keyfiyetiyle aynen yeniden dirilme, iade keyfiyeti de tamamlanacaktır.

………Yani siz yakınen ve kesin olarak bidayette, ilk yaratmada olan kudreti idrak edip kavradığımızda, o takdirde yeniden dirilmeye ve iadeye de Rabbani olan o kudreti idrak edip kavrayacaksınız. Kaldı ki hiçbir kimse ilk yaratmayı, yani neş’eyi Ulayı inkâr edemez.  Nasıl inkâr edebilsin ki, çünkü bunu etmesi durumunda Nes’eyi uhrayı yani son yaratmayı, iadeyi de inkâr etmiş olur.

………Neş’eyi Ula nasıl ki vacip olan kuvvetle gelmiş ve gerçekleşmişse neş’eyiuhra da zaruri olarak yine o kuvvetle gerçekleşecektir. Bu da elbette; “Her bidayetin (Başlangıcın) bir de nihayeti, (sonu) vardır.” Kuralına uygundur.

………YARATANA AİT SIFATLAR.

………1 – Mübdî sıfatı; Yüce Allah buyurmaktadır;

………De ki O Allah tek birdir. Allah eksiksiz, Samed’dir (Herşey O’na muhtaçtır). O doğurmadı ve doğurulmadı. O’na bir küfüv (denk) te olmadı.” (İhlas/1-4)

………Allah Vahid’ul-Ahad’dır. O’nun hiçbir benzeri, eşi yoktur. Mülkünde ortağı ve şeriki de yoktur. O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Böylece O yarattığı varlıkların el Mübdi’dir, ilk var edip yaratanıdır. Bu itibarla bidayet, ilklik veya ilk olma O’nunla başlamamıştır. İlklik bizzat O’ndan başlamıştır. Çünkü O her şeyden münezzehtir ve O her şeye de Kadir olandır. Bu itibarla mübdi olan aynı zamanda yaratanın da kendisidir. Yani O el Hâlık’tır, el Evvel’dir ve el Âhir’dir. Yaratma da O’nu geçen hiçbir varlık olmamıştır. Zaten şu ayette bu gerçeği doğrulamaktadır.

………Allah’ın yaratma işini başlangıçta nasıl yapıyor olduğunu sonra da onu tekrar yapacağını görmediler mi?” (Ankebut/19)

………Çünkü tüm yaratılanların temelinde inşa vardır. İlk yaratmada yani neşeyi Ula’da tüm yaratılmışların, insanın, meleklerin, cinlerin, hayvanların, cansız varlıkların, bitkilerin ve kâinatın geri kalan hassas olan şeyleri olsun, olmayanların olsun hepsinin heyetleri sınırlandırılmış, belirlenmiştir.

………2 – Mu’id sıfatı; Allah ilk Mübdi manasında, el Mübdi’ül-evvel’dir. Çünkü kuvvetiyle eşyayı yaratmıştır. Nitekim yine kuvveti ile onu ilk yaratılışına neş’eyi ulaya iade edecek olan da kendisidir. Zira el Mübdî olan aynı zamanda el Evvel ve el âhir olandır. Bu bakımdan O’ndan başka hiçbir şey ve hiçbir güç o yaratılanları ilk haline iade ed3ecek değildir.

………Yüce Allah iadeyi de tıpkı ibda gibi ilzam yani susturma açısından kesin kanıtlarını ortaya koymak için gerçekleştirecektir. Çünkü Rabbimizin söz konusu burhanı şöyledir;

………“De ki; Allah ilk yaratan olması dolayısıyla mahlûkatı yoktan yaratır, öldükten sonra da çevirip yine yaratır.” (Yunus/34)

………Gayet doğaldır ki yoktan var eden kimse ise, yeniden onları iade edecek, yaratacak olan da O’dur. Bu ilk iki olayı yaratıp var eden Allah’tan başkasının böyle bir şeye kadir olması mümkün olmaz. Bu nedenle her yaratılan şey sonunda ilk yaratıldığı şeye, aslına dönecektir. Çünkü topraktan yaratılmıştır. Melekler de nurdan yaratıldıklarından ötürü sonunda Nûr’a döneceklerdir. Nitekim Cin’ler de ilk yaratılış maddeleri olan ateşe döneceklerdir. Bu itibarla her yaratık şu anda bir çok unsurdan oluşan mükerrep varlık ilk özüne aslına dönecektir. Kâinatın özü de Atom’dur.

………3 – Bâi’s sıfatı; Ölümden sonra dirilten O’dur, bu da rabbimizin şu kavlini doğrulamaktadır.

………“Ve bir vakit; “ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe senin sözüne kesinlikle inanmayacağız.” Dediniz. Bunun üzerine sizi o yıldırım yakalayıverdi, siz de bakakalmıştınız. Sonra şükredesiniz diye ölümünüzden sonra yine dirilttik” (Bakara55-56)

………Rivayete göre bu ayet Hz. Musa tarafından seçilip te beraberlerine aldığı 70 İsrailli hakkında, yani Yahudiler hakkında inmiştir. Bunlar Hz. Musa’ya; “ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe senin sözüne kesinlikle inanmayacağız.” Demişlerdi. Oysaki Yüce Allah’ın herhangi bir şekli yoktur. Nitekim gördüğümüz ve göremediğimiz yaratıklarda olduğu gibi Yüce Allah’ın bu yaratılanlardan hiç birinin heyetine, varlığına benzer durumu da yoktur. Bu itibarla Yüce Allah baş gözüyle görülecek olan bir varlık değildir. O bundan yücedir, münezzehtir. Keza harikalar oluşturarak onu görebilecek manada bir göze de kimse sahip değildir. Bu zaten mümkün de değildir. Allah onların nitelemelerinden münezzehtir, Berî’dir. Kaldı ki onların böyle taleplerine karşılık kesin cevap, bir yıldırımla hepsinin bir anda yere düşüp yığılmaları olmuştur. Çünkü işin ve emrin sahibi sadece Allah’tır. O’nun kuvvetine ve gücüne denk hiçbir güç ve kuvvette yoktur. Bu sebeptendir ki O’nun Hak olduğuna, varlığını da hak olduğuna kesin iman ettiler.

………Oldukları yerde yığılıp kalan ve ölen bu 70 kişiyi, Yüce Allah sonradan yeniden diriltip kendilerini hayat kavuşturdu. İşte bu ayet onlar için bir mucize oldu ki bu sayede isteklerin hatırlamış olsunlar istendi. Kendilerine verilen bu tarzda ki cevap ile küfürlerinden sonra iman etsinler isteniştir.

………4 – Hâsib Sıfatı; Yüce rabbimiz şöyle buyuruyor;

………“Onlar mutlaka döne dolaşa bize geleceklerdir. Sonra da mutlaka bize hesap vereceklerdir.” (Ğaşiye/25-26)

………İlk ayette yer alan “Onlar mutlaka döne dolaşa bize geleceklerdir.” İbaresiyle onların dönüşleri kesin olarak kendilerini yargılayacak ve dünya hayatında yaptıklarından ötürü hesaba çekecektir. Eğer onlar Allah’a, Allah’ın elçilerine iman eden halifelerden iseler verilen emir ve yasaklar doğrultusunda hareket etmişlerse Allah tarafından eksiksiz olarak ödüllendirileceklerdir. Ki bu ödül de cennetten başkası değildir. Eğer onlar yüce Allah’ın kendi zatını vasfetmediği bir şekilde onu vasfedenler iseler, onlar da günah bataklığına atılacaklardır ki onlar orada cehennem ateşinin odunları olacaktır.

………5 – Bâki Sıfatı; el Bâki demek daimi ve sürekli bir hayat ile kaim olan demektir. Oysaki ilk yaratılıştan sonra dünya hayatında ölüm, dünya hayatı döneminin sonu olacaktır. Burada işlenen amel olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Ancak bu ölümden sonra ikinci neş’et devreye giriyor. İşte bu da insanın dünyada ki olumlu ve olumsuz konuşmalarından ve fiillerinden hesaba çekileceği o yeni hayata dönüşüdür. Nihayetinde iki şeyden biriyle cezalandırılacaktır. Ya cennet ile veya ateşle.

………Ahiret gününde hayat, sermedi ve ebedi olan bir hayat olup o yaşamda ölüme yer yoktur. Çünkü Evvel ve Âhir olan Allah’tır. Bu itibarla diriltip hayat verecek te, öldürecekte O’dur. Bu itibarla hayat bir mahlûk, yaratılan bir şey olduğu gibi ölüm de bir mahlûktur. Ancak bidayette yani ilk yaratılışta ölüm, hayata, yaşama üstün gelip onu yenecektir. Nihayette ise kesin olarak ölüm ölecektir. Çünkü her yaratılan mutlaka zeval bulup yok olacaktır. Sadece Bâki kalacak olan ise Celâl ve İkram sahibi olan rabbimizin yüzü-zatı, veçhi olacaktır.

………Ölümün ölmesiyle artık insanlar yeniden dirilip hayat bulacaklardır. O andan itibaren her insan yaşıyor olacaktır. Bundan böyle ölümün adı bile olmayacaktır. Ölüm yok olduktan sonra daimi ve sürekli Bâki olan zatın Beka kuvvetiyle hayatta sürekli olacaktır. Zaten yaratılış bakımından varlığın seyri şöyle bir aşama sürecinden geçecektir.

………A – Sürekli-geçici bir Hayat-yaşam döneminin yaratılmasıdır ki bu geçici olan bu dünya hayatıdır. Bu süre ölüm gelene dek devam edecektir.

………B – Geçici Ölüm Süresi;  Bu sürede kişinin ölümünden itibaren başlar ve yeniden dirileceği güne kadar sürer.

………C – Geçici hayatın ölümü; Yeni bir yokluk durum ya da yeniden dünya hayatına dönüş olmaksızın tüm canlı varlıkların sonu demektir.

………D – Ölümün sürekli bir şekilde ölmesi; Bu da ölüm denen olayın sonsuza dek varlık bulmaksızın sona ermesidir.

………E – Bâki ve sürekli olan hayatın yeniden yaratılması; Bu da sonsuza dek hep sürecek olan yaşam demektir.

………Hâlık (Yaratan) celle celâlühü; her şeyin ilk yaratanı ve var edenidir. O’nun aleyhine ilk yaratan, O’ndan başka yoktan var eden yoktur. O her şeyi sebkat eden, geçendir. Her şeyden önce öncelik hep O’nundur. O’ndan başka önceliğe sahip olan, O’nu sebkat eden geçen yoktur. O yoktan var ettiği her şeyi yeniden iade edecek olandır. Ki canlıların hayatında sürekli ve daimi beka sağlansın için O önceden yoktan var ettiklerini tekrar iade edecek olandır. Nitekim ayette şöyle buyurulmaktadır.

………“Allah’ın yaratma işini başlangıçta nasıl yapıyor olduğunu, sonra da onu tekrar yapacağını görmediler mi? Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. De ki, “Yeryüzünde bir gezinin de bakın, O’nun yaratma işini başlangıçta nasıl yaptığına. Sonra da Allah neş’eyi uhrayı (Son yapışı) inşa edecektir. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.” (Ankebut/19-20)

 ………Bu ayette geçen “Allah’ın yaratma işini başlangıçta nasıl yapıyor olduğunu, sonra da onu tekrar yapacağını görmediler mi?” ibaresi ile yüce Allah’ın onları nasıl varlık aleminde var edip ortaya çıkardığını, yarattığını ve sonra da nasıl yaratıldığı o ilk durumuna yeniden iade ettiğini demek istemektedir. Sonradan yeniden bir kez daha iade ederek açıkça idrake, üzerinde düşünmeye ve müşahedeye sunuyor.

………İşte bu bakımdan yaratan olarak Hâlık; el Evvel’dir ve el Âhir’dir. Göklerin ve yerin mülkü de O’nundur. Zira O her şeye kadirdir. Nitekim şu iki ayette şöyle buyurulmaktadır.

………“Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Hem diriltir, hem öldürür hem O her şeye gücü yetendir. O ilk ve sondur, görünen ve görünmeyendir. Hem O her şeyi bilendir.” (Hadîd/2-3)

………Burada sunduğumuz bu iki ayeti kerimede yüce Allah’a ait olan ve O’nun fiillerine dair sıfatlarını şu şekilde görmüş olmaktayız:

………1 – Göklerin ve yerin mülkü O’na aittir. Yani kendisi her şeyin Malikidir, sahibidir.

………2 – Diriltir ve öldürür. Yani O dilediğini dilediği gibi işleyendir, yapandır.

………3 – Her şeye gücü yetendir.. Yani bununla olamaz ve muhal gibi gözükenleri de yaratan, yaratacak olan ve bunlara kadir olan da O’dur.

………4 – O ilk olandır ve Âhir (son) olandır. Ne O’ndan öne geçen vardır ne de O’nu geçecek olan. O’nun sabık ve lahiki yoktur.

………5 – O Zâhir ve Bâtın’dır. Biz yakınen ve kesin olarak onu idrak ederiz. Kavrarız, ayetlerini de görürüz. Fakat O’nun kendisini göremeyiz, oysaki O bizi görür.

………6 – O her şeyi bilendir. Her şeyden münezzeh olan Allah, her emrin ve nehyin, yasağın da kaynağıdır.

………Buna göre ilk yaratan olan zat her şeyin yaratıcısıdır. “Bikülli Şey’in alîm” Kavlinde yer alan “şey” kelimesi, nekre yani belirsiz bir kelimedir ve aynı zamanda kelime mastardır yani kök fiildir ve taaddüt eder.

………Nekredir çünkü sınırsızdır. Bu itibarla yaratan sınırsız olarak her şeyi yaratır ve dilediği gibi nasıl isterse öyle yaratır. Zaten şu ayette bunu doğrulamaktadır.;

………“Şüphe yok ki Allah her şeye gücü yetendir.” (Bakara/20)

………Kelime mastardır kök fiildir. Çünkü “şey” kelimesi “eşya” kelimesinin aslıdır. Her şey O’ndan yararlanır. Rabbimiz buyuruyor ki;

………“Yine O’nun sizi topraktan yaratması, O’nun yüce kudretine delâlet eden ayetlerindendir.” (Rum/20)

………Çünkü Hz. Âdem (as)  topraktan yaratılmıştır. Onun ilk maddesi, ilk şeyi topraktır.

………O şey Taaddüt eder, çünkü o, külden yani bir bütünden meydana gelir ki o bütün de parçalardan oluşmuştur. Nitekim ayette  şöyle buyurulmuştur;

………“O’dur sizi önce bir topraktan yaratan sonra bir nutfeden (Bir damla sudan, sperm ile yumurtadan) sonra bir yapışkan maddeden yaratandır.” (Mü’min/67)

………Toprak ilk şeydir, nutfe, sperm de ikinci şeydir. Alaka yani yapışkan madde de üçüncü şeydir. İşte burada görüldüğü gibi eşya, yani şeyler taaddüt eder gider. Örneğin güneş bir şeydir, o da taaddüt eden başka şeylerin kaynağıdır. Nitekim yıldızlar da taaddüt eden şeylerdir, Nûr da bir şeydir ondan da başka bir şey yaratılmıştır. O yaratılanlar da kerim ve soylu olan meleklerdir. Ateş te bir şeydir. O da kendisinden şeytanın yaratılmış olduğu şeyin mastarıdır, temelidir ki biz her zaman ondan ve onun kötülüklerinden hep Allah’a sığınırız.

………Aziz ve Celil olan yaratıcı hem mümkün olanını ve hem olmayanını birlikte yaratmıştır. Çünkü muhal görünen her şey bizden en basit bir müdahale söz konusu olmaksızın Hâlık’ın kudretiyle mümküne dönüşür. Nitekim aynı durum İmran kızı Hz. Meryem kıssasında gerçekleşmiştir. Çünkü yüce yaratıcı Allah’ın şu kavlinde bu gerçek şöylece belirtilmiştir;

………“Meryem; “Benim nasıl bir oğlum olabilir, bana hiçbir insan dokunmadı, ben bir kahpe de değilim.” Dedi. Cebrail; “Öyle, fakat Rabbim buyurdu ki o bana göre kolaydır. Ayrıca onu insanlara gücümüzün bir delili ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için böyle yapacağız. Hem de o karara bağlanmış bir iştir.” Dedi.” (Meryem/20-21)

………Dahası Meryem oğlu Hz. İsa Mesih (as) henüz beşikte iken küçücük bir bebek iken konuşmuştur. Burada sözü edilen olaylar muhal olmasına rağmen gerçekleşmiştir. Çünkü yüce yaratıcı Allah, onlar bir ibret olsun, bir mucize olsun diye o şekilde yaratmıştır. Bunlar aynı zamanda kudret ve azametinin de bir delili kılomıştır.

………Mucize yaratan yüce Allah’tır.

………Mucize olağan üstü bir olay olup, iksan aklı onu kolaylıkla kavrayamaz, anlayamaz. Çünkü mucize olağan olaylara tamamen aykırı bir şekilde gerçekleşir Biz beşerin kendisiyle ayağa kalktıkları, tarihin tescil ettiği mucizeler dinlemişizdir.

………Ancak söz konusu mucizelerin hakikatini, gerçekte ne olup olmadıklarını düşündüğümüzde bu durumda görürüz ki aslında onlar hiç var olmayan bir şeyden yani yoktan var edilen bir şey olmadıklarını görürüz. Aksine onların yine önce yüce Allah tarafından yaratılmış olan şeylerden yararlanılarak var edildiklerini buluruz.

………Örneğin şaşkınlık veren, hayret uyandıran ehramları, yani piramitleri şöyle bir düşünelim. Bunlar insanın yaptığı olağan dışı sayılmıştır. Ancak bu eserler Allah tarafından yaratılan taşlardan ve daha farklı bazı doğal maddelerden yapılmışlardır ki insanoğlunun, o taşların ya da kâinatta var olan diğer maddelerin yaratılmaları insanın elinde olmayan şeylerdir. İnsanların bunların yaratılmalarında veya var olmalarında herhangi bir müdahaleleri yoktur. Burada insanoğlunun yaptığı tek şey onları kullanmak, şekil vermek suretiyle yeni bir yapı oluşturmasıdır. Bunlar Allah’ın yaratmış oldukları ile aslında yoktan var edilen ve ortaya konan mucizelerle aynı değillerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

………“Şüphesiz Yunus’ta gönderilen peygamberlerdendir. Hani bir vakit dolu gemiye kaçıp sığınmıştı, Kur’a çekilmişti de gemiden kaydırılanlardan olmuştu. Derken denize atıldı ve kendisini balık yuttu. Pişmandı. Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, muhakkak diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı Hemen biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik ve onu (Yunus’u) yüzbin insana peygamber olarak gönderdik. Ve hatta artıyorlardı.” (Saffat/139-147)

………Akılca çok açık ve net olan şu ki, insan denen beşerin başına çok olaylar gelmiştir. Örneğin insanlardan birini balık yutuyor, o insan onun karnında yaşayabiliyor. Şimdi soralım belli bir süre balık karnında kalıp yaşayacak ve ölmeyecek olan biri için ne diyeceksin? Bu bir mucize değil midir?

………Yine eğer yaratanın emri olmasaydı zayıf ve güçsüz olan insanın emriyle o güçlü ve kuvvetli rüzgâr eser miydi? Onun emrine girer miydi? Bu da bir icaz olayı değil midir? Eğer insan tüm yolları ve aklında gelebilecek olan tüm değişik ameliyeleri denemiş olsaydı böyle bir şeyi gerçekleştirmekten kesin olarak aciz kalırdı. Çünkü insanlar mucize yaratmaya kadir değillerdir.

………Gerçek mucizeler, bizzat yüce Allah’ın işidir. O’nun yaratmasıyladır. İnsanlardan hiçbiri yoktan bir mucizeyi yaratamazlar. Ancak yüce Allah’ın yaratmasına başvurmak suretiyle bazı icatlar meydana çıkarırlar, aksi mümkün değildir. (Prof. A. Hüseyin Akil-El Esmaü’l Hüsna/172-180)

………Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

………EL HÂLIK

………“Oku O yaratan Rabbinin adıyla!” (Alâk/1)

………Acaba bir harf kâtipsiz olabilir mi?

………Ya da şöyle sorsak; bir odaya bir kalem ve bir kâğıt koysak, aradan 1.000 sene geçse, manalı bir yazının hatta bir harfin kâğıtta gözükmesi mümkün müdür? Elbette hayır. Zira bir harfin yazılabilmesi için; harfin varlığını, yokluğuna tercih edecek irade sahibi bir kâtibe ihtiyaç vardır. Hâlbuki ‘irade’ kalemde ve kâğıtta yoktur. Ayrıca onu yazabilecek kâtibin hayat sahibi de olması gerekir. Çünkü hayatı olmayan, bir harfe kâtip olamaz. Hâlbuki kalem ve kâğıtta hayat ta yoktur, cansızdırlar. Bununla birlikte kâtibinde kudret ve ilim gibi diğer sıfatların da olması gerekir. Hâlbuki kalem ve kâğıt bu sıfatlardan da yoksundur.

………O halde bir kâğıt üzerinde manalı bir yazı hatta bir harf görsek, bu yazının kâtibini inkâr edebilmek için iki şeyden birisini yapmamız gerekir:

………1 – Yazının varlığını inkâr etmek ve onu yok kabul etmek. Zira yazıyı inkâr ettiğinizde, kâtibi inkâr edebilir ve “Yazı yok ki, kâtip gereksin.” diyebilirsiniz.

………2 – Kaleme kâtiplik sıfatlarını vererek, onun kâtip olduğunu ve yazıyı kalemin bizzat kendisinin yazdığını iddia edebilirsiniz.

………Kâtibi inkâr edebilmek için üçüncü bir seçenek yoktur. Bu iki şıktan birisini tercih edemeyen, kâtibin varlığını kabul etmek zorundadır ki, bu iki şıktan birini tercih etmek de akıldan istifa etmekle mümkündür.

………Aynen bunun gibi, kâinat da mükemmel bir kitaptır. Dünya bu kitabın küçük bir bölümü, bahar mevsimi bir sayfası, o mevsimde yaratılan mesela papatya nevi bir satırı, her bir papatya bir kelimesi ve o çiçeğin çekirdeği, bu kitabın bir noktasıdır.

………Bu kitabın kâtibi ve Hâlık’ı olan Allah’ı inkâr edebilmek için iki şeyden birini kabul etmek gerekir:

………1 – Kâinatın varlığını inkâr etmek ve âlemi yok saymak; zira kâinatı yok kabul ettiğinizde, yaratıcıyı inkar edebilir ve “Eser yok ki, yaratıcısı ve ustası olsun.” diyebilirsiniz. Ancak bunu yaptığınızda, ağaçların yapraklarından tutun, semavatın kandillerine kadar her şey “biz buradayız, varız” diyerek size tekzip eder ve yalanlar.

………2 – Kaleme kâtiplik sıfatlarını vermek gibi, maddeyi teşkil eden atomun, Yaratıcının sıfatları olan irade, hayat, ilim, kudret gibi sıfatlara sahip olduğunu iddia etmek ve eşyayı onun yarattığını kabul etmek gerekir. Bu ise bir önceki şık gibi mümkün değildir.

………Kainat da atom mürekkebiyle yazılmış böyle manalı bir kitap değil midir? Bu manalı kitabın, mürekkep hükmündeki iradesiz, kudretsiz, hayatsız, ilimsiz sebeplerden meydana geldiğine nasıl inanılabilir? Ve bunu kabul edenlere akıllı ve insan denilir mi?

………Hâlık, “halaka” kökünden türetilmiş bir isimdir. Allah’ın sıfatı olarak Kur’an’da 8 kez zikredilmektedir. 4 kez de “Hâlıkun” şeklinde çoğul olarak zikredilir. “Halk” kelimesi ise 160 defadan fazla geçmektedir.

………1 – Hâlık; yaratan ve var edendir.

………2 – Hâlık; bir şeyi ölçüp biçip ayarlamak, bir işi düzgün bir şekilde planlayıp, takdir etmektir.

………3 – Hâlık; aslı, örneği ve modeli olmadan nesneyi var etmek, bir şeyden başka bir şey icat etmektir.

………“Halk” fiilinin ikinci manası icad etmektir. Evet, Hâlık; takdirine uygun bir şekilde hiçten, yoktan, benzersiz, modelsiz, maddesiz veya elementlerin terkibiyle yaratandır.

………Hâlık-ı kâinat, varlıkları iki şekilde “ibda” ve “inşa” tarzında yaratır. “İbda” aletsiz, maddesiz, vasıtasız, örneksiz, farklı yaratmasıdır. Kâinatın mevcut düzeni, içinde iş gören zerreler, Hz. Âdem (AS) babamız ve binlerce çeşit varlığın ilk âdemleri ibda tarzındaki icadına örnekler olduğu gibi sonradan yaratılan insanların her birinin şeklinin, renginin, maddi ve manevi yönden farklılıkları da ibda iledir. Her bahar mevsiminde yaratılan hayvanların suretlerini, bitkilerin ve çiçeklerin birbirinden farklı şekillerini, renklerini, kokularını, tatlarını, zerrelerinden başka bütün özelliklerini yoktan yarattığı gibi bütün varlıkların cinslerini, türlerini ve fertlerini bir cihette ibda tarzında yaratıyor.

………Şanım hakkı için biz insanı çamurdan, süzülmüş bir hülasadan yarattık. Sonra onu sağlam bir yerde bir nutfe olarak yerleştirdik. Sonra o nutfeyi bir alaka olarak yarattık, sonra o alakayı bir mudga olarak yarattık, sonra bu mudgayı bir takım kemikler halinde yarattık, sonra bu kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla insan olarak meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir.” (Mu’minun/12-14)

………İmam Gazali, Hâlık-Bari-Musavvir isimlerini açıklarken bu isimlerin eş manalar ifade etmediğini, aralarında farklar olduğunu bir misal ile anlatır ve der ki: “Bir bina yapılmadan önce o binanın metrekaresini, toplamda ne kadar masraf gideceğini, kullanılacak malzemelerin çeşit ve miktarını tespit eden, projesini çizip her türlü hesabı yapan bir mühendise ihtiyaç duyulur. Plan ve proje tamamlandıktan sonra binayı yapacak bir ustaya daha sonra da binanın içini ve dışını sıva, boya, süsleme gibi işleri yapacak başka bir ustaya ihtiyaç duyulur. Çünkü her işin ustası farklıdır ve her işi de ancak ustası çok güzel yapar.

………Fakat Hâlık-ı Zülcelâl için biz bunu düşünemeyiz. Çünkü yaratılan her varlık ve durumu takdir eden de icat eden de tasvir eden de O’dur. Yani O (CC), hem Hâlık’tır hem Bari’dir hem de Musavvir’dir.
Varlık ancak doğru bir takdirle bu mevcut düzen ve şekilleri alır. İşte! Takdir etmesi ve o takdire göre icat etmesi itibariyle Hâlık’tır. Sadece icat etmek ile bir takdire göre icat etmek farklı şeylerdir. Nitekim Araplar hâzık (işinin ehli) ve her şeyi ölçü ile yapan insana Hâlık ismini verirler.”

………Hâlık ism-i şerifi hakkındaki bu tespitlerle beraber İmam-ı Gazali şunları da söyler: “Her yokluktan varlık âlemine çıkan şey, önce takdir ikinci defa takdire göre icat, icattan sonra da tasvire muhtaçtır. Cenab-ı Hakk, takdir edici olarak da Hâlık’tır, icat edici olarak da Hâlık’tır nihayet Musavvir olarak da Hâlık’tır” diyerek Hâlık isminin kapsamlı manasına dikkatimizi çeker. 

………Biz de İmam-ı Gazali’nin “İmkân dairesi içinde, şu andaki durumdan daha mükemmeli, daha üstünü, daha güzeli yoktur” sözünü kabul ile ayet-i kerimeyi aklımızla, kalbimizle, imanımızla tasdik ederiz.

………Tek bir emirle ve bir çok hikmetlerle yaratan Hâlık-ı Hakim, bir şeyden her şeyi yaptığı gibi her şeyi de bir şey yapar. Ancak böyle sonsuz ve mükemmel sıfatlara sahip bir zat, yoktan var edebilir. Fakat cahil, aciz, nakıs ve firavunlaşmış bazı felsefeciler tesir sahibi olarak kabul ettikleri kendilerinin ve bütün sebeplerin yoktan yaratmaya güç yetirememelerinden dolayı “yoktan var olmaz, var da yok olmaz” diye bir iddiada bulunurlar. Üstad bu batıl sözlere şu cevabı verir: 

………“Varı yok etmek ve yoğu var etmek en kolay, sühûletli, belki daimi, umûmi bir kanunudur. Bir baharda üç yüz bin hayat sahibi varlıkların şekillerini, sıfatlarını belki zerrelerinden başka bütün özelliklerini, hal ve durumlarını hiçten var eden bir kudrete karşı ‘yoğu var edemez’ diyen adam yok olmalı.”

………Bu âlemde var oluşa vasıta olan her sebep sadece bir perdedir. İcatta bir tesirleri yoktur. Her ne kadar sonuçlar bu sebeplere bitişik gibi görünse de bu neticeleri verecek ilim, kudret ve rahmete sahip olmanın çok uzağındadır. Bu da gösteriyor ki ne tesadüf ne tabiat ne madde ne de başka bir şey yaratıcı olamaz, yaratmaya ortak da olamaz.

………Âleme bakıyoruz ve görüyoruz ki, eşya ve bilhassa hayat sahibi olanlar, birdenbire ve çok kısa bir zamanda vücuda geliyorlar. Mesela, saniyede dört insan ve günde yaklaşık 350.000 insan yaratılıyor. Her birine göz, kulak, dil gibi onlarca cihaz takılıyor.

………Ve insanın yaratıldığı o saniyede mikroplardan, bakterilerden, karıncalardan, sineklerden, böceklerden tutun kuşlara, balıklara ve diğer canlılara kadar hadsiz fertler, aynı o saniyede yaratılıyor.

………Hâlbuki çabuk olan, ani bir surette yaratılan ve basit bir maddeden oluşan şeyler, gayet basit, şekilsiz ve sanatsız olması lazım gelirken, bakıyoruz ki, yaratılan her şey güzel bir sanatla, nakışlarla süslenmiş bir tarzda ve mükemmel bir şekilde yaratılıyor. İşte bu yaratılış Allah’ın Hâlık isminin kemalini bizlere gösteriyor.

………1 – Takdir etmek. Eşyanın bütün tafsilatıyla miktar ve derecesini, mertebesini belirlemektir. Zira bir şeyi tamamıyla takdir etmek onun bütün eşya arasındaki miktarını, mertebesini bilmeye, bu da bütününü tamamıyla bilmeye bağlıdır. Sadece bir tanesini bilmek kemal olmaz. Bu “takdir etmek” manasıyla ilgili olarak “halk” kelimesi çoğunlukla miktar ve adet bulunan şeylerde kullanılır.

………2 – Yok olan şeye vücut vermek, varlık vermek; Hiçbir asıl ve örneği yok iken icad eylemek. Bazen bir şeyden diğer bir şey icad etmek manası içinde kullanılır. Fakat bu manada daha çok inşa kelimesi kullanılır. Mahlûklara nispet edilebilen en yüksek sanatlar Allah Teâlânın takdir buyurduğu keşfetmek (açığa çıkarmak, ortaya koymak) ve inşa (O’nun yarattığından yeni bir şey ortaya çıkarma) mahiyetinden ibarettir. Mahlûkun ilmi kendi fiilinin bütün tafsilatını bilmesi mümkün değildir. Böyle bir yaratış nâmütehâhî ilim ve kudrete bağlıdır.

………“Bir şey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı “ol demekten ibarettir. Hemen oluverir. “ (Yasin/82)

………Cenab-ı Hakk’ın kevnî ve kelâmî âyetleri vardır. O, ayetlerin hangisi olursa olsun konuşarak ıshar eder. Konuşur, söylediği Kur’an’a ayet olur, konuşur, kün=ol der kâinata ayet olur. Kur’an’daki ayetler ne kadar Cenab-ı Hakk’ın kelâmı ise, yaratıklar da en az o kadar kelâmıdırlar.

………Şu da bilinen bir gerçektir: yoktan bir şey olmaz. Yok ne kendini, ne başkasını vücuda getiremez. Yokluk varlığı meydana getiren illet (sebep) olamaz. Varlığın illeti yokluk olamaz. Hiçbir sonradan olan yaratansız olamaz.

………Hâlık isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – Hayat programımızı belirlemeye en layık olan, bizi yaratandır. O yarattığının ihtiyaçlarını en iyi bilen değil mi?

………“…Yaratan, yarattığını en iyi bilmez mi?” (Mülk/14)

………Bizi yaratan Allah, kullarını en iyi bilendir. Ayetlerini indirirken hükümlerini bildirirken sadece 14 asır öncesini değil, bizim zamanımızı da hesaba katmış, bizim durumumuzu da göz önünde bulundurmuştur.

………Bizler; “Allah’ım! Beni ve bütün evreni yaratan sensin. Ancak bugün şartlar, durumlar senin emirlerine uymuyor. Onun için kusura bakma ben seni değil, yaratmaya gücü yetmeyen günümüzün ilahlarını dinleyeceğim. Onların emirlerine boyun eğeceğim” diyorsak veya bunu ortaya koyan bir hayat yaşıyorsak Allah’ın el-Hâlık ismine iman etmemiş oluruz.

………“Dikkat edin! Yaratmak da, emretmek de O’na aittir.” (A’raf/54)

………Bizler bugün, çağdaş firavunlara, sahte ilahlara, hayatımıza karışan, programımızı belirleyen kimselere sormalıyız, “Bizi yaratan siz misiniz yoksa Allah mı?” Hepsinin verecekleri cevap “Hayır” olacak. Çünkü Firavunlar ve sahte ilahlar kendilerini hiçbir zaman “Yaratıcı” olarak nitelemezler. Bu konuda Allah ile boy ölçüşemeyeceklerini çok iyi bilirler. Onlar sadece “Rabb” olma iddiasındadırlar. Bizi Allah’ın terbiyesinden çıkarıp kendi terbiyelerine sokma kavgasındadırlar. Bizim de onlara vereceğimiz tek bir cevap var: “Yaratan siz değilseniz emretmek neyinize? Biz sadece bizi yaratana kulluk ederiz. Biz ancak yaratanın emirlerine boyun eğeriz.”

………“İşte bu Allah’ın yaratmasıdır. Şimdi gösterin bana, O’nun dışındakiler ne yaratmış!” (Lokman/11)

………Göstersinler neler yaratmışlar, eğer değere şayansa onlara ibadet edelim. Onların sözünü dinleyelim.

………“Hayır, hiçbir şey gösteremezler. Zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Lokman/11)

………Onların ortaya çıkardıkları şey; anarşidir, terördür, savaştır, zulümdür. Onlar eğitim sistemlerinden ahlaksız, şahsiyetsiz, kalitesiz bireyler üretir ve dünyayı cehenneme çevirirler. Becerebildikleri tek şey de budur.

………2 – İnsanlara türlü türlü örneklerle Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul ettirmek yerine, yaratanın hayata hükmetmesi gerektiğini anlatalım.

………“Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan “Allah” derler.” (Lokman/25)

………De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah’dır”. De ki: “Allah’dan başkalarını, o kendi kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar verebilenleri dostlar mı ediniyorsunuz?” De ki: “Hiç körle gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?” Yoksa Allah’a, O’nun gibi yaratan birtakım ortaklar buldular da, bu yaratış kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: “Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve kahredicidir.” (Ra’d/16)

………Mekkeli müşrikler Allah’ın yaratma sıfatını kabul ediyor, yaratma sıfatına iman ediyorlardı. Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan, Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul eder. Bunda herhangi bir problem, bir itiraz söz konusu değildir. Ancak onlar, Allah’ın yaratma özelliğinden sonra gelen sıfatlarına iman etmezler. O sıfatlarla problemleri vardır bu insanların, o sıfatlara itirazları vardır.

………3 – Rabbimizin yarattığı şeylerden ibret almalıyız. Yarattığı her güzelliği gördükçe O’na olan yakınlığımız, ibadetimiz ve zikrimiz artmalı.

………“Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikreder, O’nu hep gündemde tutarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve derler ki: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın! Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.” (Ali İmran 191)

………ADANA SİYER ARAŞTIRMA DERNEĞİ

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

         EL HÂLIK

………el-Hâlık, her şeyi yoktan var eden, yaratan, yarattığı her şeyin bütün ayrıntılarını bilen ve mahlûkuna takdir ettiği ömür içerisinde, onun göreceği her hâli, hadiseyi tespit ve tayin eden demektir.

………“Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.” (Hicr/86)

………Allah’ın insanoğluna, sadece insanoğluna lütfettiği “akıl” yerinde kullanılır ve “gönlün, manevi âlemlere uçuşunda” yakıt olursa dostlar, her şey, ama görebildiği, idrak edebildiği her şey ona, Allah’ın varlığını, yüceliğini, her şeyi yaradan tek hükümdarın O olduğunu anlatır.

………Varlık âleminde kuvvetle hissedilen “nizam” kusursuz bir makine gibi işleyen “zaman” ve makro kozmosu, mikro kozmosu ile “muhteşem bir kâinat”, Yaratanına hâl lisanı ile vazifelerini yaparak, ibadette olduklarını anlatırlar dostlar!

………“O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah’a eşler koşmayın.” (Bakara/22)

………“Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır.” (Nahl/11)

………Akıl, gönlün bineği olmalı dostlar! Aklın gücünün bittiği yerde, gönül “uçuşa” geçer! Düşünmeli, bakmalı, aklını kullanmalı, Yaratanını bulmalı ve bu dünya hayatını sadece O’nun rızası için yaşamalı ve zaman, “gel” gongunu vurunca, “Dost”a kavuşmalıyız, heyecanla, coşkuyla!

………“Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra işleri tedbir ederek arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Yunus/3)

………Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz Biz, daimî (maddî ve manevî) genişleticiyiz. Yeryüzünü de Biz döşedik. (Bak) Biz ne güzel döşeyiciyiz! Biz her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.” (Zariyat/47-49)

………Öyle merhamet sahibi bir Yaratıcıdır ki O, kullarına kendi varlığını öylesine sevgiyle hissettirir ki Yüce kelâmında, bu Rahmânî solukta, yavrularını koruyan, onların iyiliğini düşünüp, üstlerine titreyen bir ananın şefkatini görürsünüz, içiniz yana yana dostlar!

………-“Bak, kulum, her şeyin sahibi Benim ve Ben de sana kollarımı açmış bekliyorum” diyen muhteşem bir sesi duyarsanız, gönlünüz sevdalıysa ötelere!

………“O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir çatlaklık görüyor musun?” buyuran Rabbinize, bütün kâinat gibi secde edersiniz dostlarım! (Mülk/3)

………“Gözünü çevir bir bak, bir bozukluk görüyor musun?” diye soran Rabbinize, bütün kâinat gibi, secde edersiniz dostlarım!

………“Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Mü’min/57)

………“O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi düşünmez mi?” (Meryem/67)

………“And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık. Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik. Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.” (Mü’minun/12-14)

………Bu âyetler, asırlar öncesinden, “zamana” meydan okuyarak, Yüce Yaradanın katından indirilen âyetlerdir dostlar! İnsanın, bir çift hücrenin birleşmesiyle başlayan ve “rahim” adlı karargâhta devam eden yolculuğunun, akıl sahiplerine anlatımıdır bu âyetler! Ve bugünün ilminin henüz ulaşamadığı bir boyut taşır, O, Alîm olan Allah’ın indinde!

………“O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O’dur. Mülk O’nundur, O’ndan başka ilâh yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?”  (Zümer/6)

………“Üç katlı karanlıklar”ı ancak 20. yüzyıl ilmi açıklayabiliyor dostlar! Daha “yaradılış” konusunda bilemediğimiz neler var, varın, siz düşünün!

………“Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.” (Rahman/29)

………“Her an yaratma” hali, ancak Yüceler Yücesi bir “Zât”a mahsustur.

………“O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O, galip olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.” (Haşr/24)

………“Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil de O’dur.” (Zümer/62)

………Benim Yüce Yaradan’ım, el-Hâlık’ım benim! Seninle konuştuğum, bir boyutta seni dinlediğim, bir boyutta sana içimdekileri anlattığım ve de sevdalandığım, “o, yüce kelâmında”, “yaradılış” âyetlerini gönlümle, beynimle, tüm varlığımla sana secde ederek okudum Rabbim!

………“Sizi(n her birinizi) peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu gördüğünüz halde size ne oluyor ki Allah’ın büyüklüğünü kabul etmek istemiyorsunuz? Görmüyor musunuz Allah yedi göğü tabakalar halinde/birbiriyle uyumlu yaratmıştır ve onların içine hilâli (yansıtıcı) bir ışık olarak yerleştirmiş ve güneşi (ışık saçan) bir lamba yapmıştır?” (Nûh/13-16)

………“Sizleri çift çift yarattık. Uykunuzu bir dinlenme yaptık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık. Üstünüze yedi sağlam (gök) bina ettik. İçlerine ışık saçan bir kandil varettik.”  (Nebe’/8-13)

………Sana inanıyorum ve Seni seviyorum Allah’ım!

………Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.”  (Kaf/16)

………Buyuran Rabbim! Ey beni Yaradanım! Beni, benden iyi bilenim! Varlığına güveniyor ve Sana sığınıyorum! Beni, bana bırakma Allah’ım! Yolunda, en doğru şekilde yaşama gücü ver bana!

………“Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.” (Tâhâ/55)

………“Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah’ın ölüleri diriltmeye de kâdir olduğunu görmüyorlar mı? Evet şüphesiz ki, O’nun her şeye gücü yeter.” (Ahkaf/33)

………Evet Rabbim! Sen her şeye kâdirsin! Bizleri yeniden diriltecek ve yaşadıklarımızdan sorgulayacaksın Allah’ım!

………“Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!” buyuran Rabbim! İmam-ı Şâfi gibi dut yaprağına bakıyorum; (Sâd/27)

………Kurtçuk yerse “ipek” oluyor, Arı yerse “bal” oluyor, Koyun yerse ak mı ak bir “süt” oluyor. Geyik yerse “misk” oluyor… Yarattıklarına bakıyor, seni tefekkür ediyor ve sana; yalnızca sana ibadet ediyorum Allah’ım!

………Bana, bu dünyayı kendisine kulluk yapayım diye yaratan Rabbim!

………Dünyamı yeri gelip gülistân kılan, yeri gelip, cehennemi unutmayayım diye nâristân eden ve yarattığı her şeyi kuluna sevdiren Rabbim! Seni seviyorum Allah’ım!

………Yaratılanı, senden dolayı seviyor ve bu sevgiyle, boyun büküp, huzurunda duruyorum, nazlanıyorum haddim olmadan:

………Ey sînelerin özünü bilen,

………Ey gizliyi, aşikârı da bilen,

………Ey tâ içimde, yüreğimde olan,

………Ey bana şah damarımdan yakın olan Allah’ım!

………Kulunu, bütün hatalarıyla, eksikleriyle kabul eder, tek sermayesi “sevgi” olan, bu yeryüzü dilencisini, “Kapına tutunmuş”, Senden “bağış” bekleyen bu acizini de, sever misin Allah’ım!

………Senden, Senin sevgini, Seni sevenlerin sevgisini, Razı olacağın amelleri işlemenin sevgisini ve, Sana kavuşma gününün sevgisini diliyorum!

………Katından hiç boş çevirmediğin ellerimi sana uzatarak “Sevgini” diliyorum Allah’ım!

………Bizi, “sevgiyle” yaşayanlardan, Etrafa “sevgi” saçanlardan, yüreklere sevgiyi tohum tohum ekenlerden ve ardından “sevgiyle söz edilenlerden” eyle! Âmîn (Vuslat Turabi)

………Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 24 Kasım 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: