RSS

ESMA DERSLERİ – 18 – EL HALLÂK (B)

05 Oca

uel-hallak

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………******************************************************

……...EL HALLÂK

………Hallâk ismi Allah’ın yaratma fiili sıfatlarından biridir. Tekrar tekrar yaratmak anlamına gelir. Kur’an ı kerim de iki yerde geçmektedir.

………İnne Rabbeke HUvel Hallakul Aliym; (Hicr/86)

………Kesinlikle Rabbin “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.

………Eveleyselleziy halekasSemâvati vel’Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve HUvel Hallâkul Aliym;; (Yasin/81)

………Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.

………Allah birçok ayetinde el Hallâk manasının ne anlama geldiğini anlatmaktadır. Örneğin;

………Külle yevmin HUve fiy şe’n; (Rahman/29)

………Allah O her an bir şe’ndedir, her an bir yaratmadadır.

………Ayeti ile vurgulanan şey Allah’ın her an yaratmada yani tecellisinin devamı anlaşılır. Yani Allah yarattığını önce yaratıp sonra öylece bırakmamıştır. Tekrar tekrar yaratılış devam etmektedir. Zaten Allah Kıyamet suresinde insana hitap ederken;

 ………“ Eyahsebul’İnsanu en yutreke süda;” (Kıyamet/36)

………İnsan, başıboş olarak bırakılacağını mı sanır?

………Uyarısı yaratma işleminin her an değişerek devam edeceği ikazıdır.

………Yine insan üzerinden devam edelim. Bakalım Kur’an insanın oluşum aşamalarından bahsederken ne diyor;

………Allâhulleziy halekaküm min da’fin sümme ce’ale min ba’di da’fin kuvveten sümme ce’ale min ba’di kuvvetin da’fen ve şeybeten, yahlüku ma yeşa’* ve HUvel ‘Aliymül Kadiyr. (Rum(54)

………Allâh’tır ki, sizi zayıflıkla (hakikatinin farkında olmaksızın) yarattı! Sonra, zayıflığın ardından bir kuvvet (hakikatini – Rabbini bilmenin kuvveleriyle) oluşturdu! Sonra, kuvvetin ardından zayıflık (ismi Allâh olan indînde acziyetini – abd-i âciz) ve ak saçlı (bilge) hâline getirdi… Dilediğini yaratır… “HÛ”; Aliym’dir, Kaadir’dir.

………Bundan bizim anladığımız Allah’ın yaratma fiilinin değişerek her an devam ettiğidir. Bunda bir aksama kesinti yoktur.

………Tabii aynı şekilde mikrodan makroya kadar tüm yaratılmışlar için geçerli bu. Bütün her şey, gökler, yer, ikisi arasında ve içinde bulunanlar, bunların hareketleri, kımıltı­ları, rızıkları, ecelleri, sözleri fiilleri…! Aklınıza ne geliyorsa. Sonra ne diyor Allah?

………ve Lillâhi mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* ve ileyhil mesıyr. (Maide/18)

………Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü Allâh içindir… Dönüş O’nadır!

………Her şeyi yaratan O, tekrar tekrar değişerek yaratan O, bunun devamı için rızkını veren, ecellerini tayin eden, sarf ettikleri sözler ve eylemleri kulunun iradesine göre yaratan ve sicilini tutan O. Bütün bunları neden yapıyor? Kendisi için yarattığı insanın manevi yolculuğunu gerçekleştirsin, Rabbine yaklaşsın diye bütün bunları ikram ediyor. Rahmetiyle yaratıyor

………Hâlık ve Hallâk isimlerinin yaratma ve tekrar tekrar değişerek yaratma fiilini Allah’ın diğer tüm isimleri ile birlikte düşünmeliyiz. Allah Rahîm’dir yani merhamet edendir, Vedûd’dur yarattığını sever ve sevilmek ister. Rezzak’tır; Rızıklarını verendir. Ekrem’dir çünkü Kerîm dir ikram etmeyi sever. O Ahad’dır, O Samed dir yani İnsan Allah’ın varlığını bilsin, idrak etsin, Allah’a yaklaşsın onu bulsun, tanısın ister. Bu insanın manevi yolculuğu kemâle erme yolculuğudur……………….(Anonim)

…………………..Eğer varlığın, eşyanın, kâinatın hakikatine bakarsak o atomdan meydana gelir, atomdan biraz daha aşağı indiğimizde bir hareketten meydana gelir. Ondan ötesinde bir ışık vardır sürekli tecelli ediyor, bir sonrakini yok ediyor, bir öncekini yaratıyor. Bütün varlık böyledir ve bu Allah’ın Hallâk isminin tecellisidir. Her anda her şeyi yok edip yaratıyor. O kadar hızlı, o kadar peş peşe yaratıyor ki insan ne bunu görebilir ne de algılayabilir, ne de anlayabilir. Nasıl ki burada ki ışık sürekli burasını aydınlatıyorsa aslında ışık dalgalardan meydana gelmiştir. Dalgalar peş peşe geldiği için o kadar hızlı geliyor ki, ışık hızı diyoruz. O kadar hızlı geliyor ki biz burayı sürekli aydınlık olarak görüyoruz.

………Bütün varlıkta böyledir. Allah’ın isimleri tecelli ediyor, bütün varlık o isimlerin tecellisinden meydana geliyor. O kadar peş peşe tecelli ediyor ki biri yok olurken öteki onun yerinde mevcut oluyor. Biz de onu hep var olarak görürüz. Mesela Ayet-i kerimeden bir örnek vereyim;

………Hz. Süleyman Sebe’ melikesi Belkıs’ın tahtını bana kim getirir deyince ayeti kerimede buyuruyor ki Cinlerden bir ifrit dedi ki sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. İki günlük yol, sen yerinden doğrulmadan, kalkmadan ayağa, be o tahtı sana getiririm dedi.

………(Hz. Süleymanın) Yanında bulunan Allah’ın kendisine ilim verdiği bir kul dedi ki; “sen gözünü kırpmadan onu getiririm” dedi. Ve Süleyman tahtı yanında buldu. Bu Hz. Süleyman’ın vezirinin ismi Asaf idi.

………Nasıl yaptı bunu; İki günlük yoldan bir tahtı nasıl getirdi? Eğer onu zahiri olarak alıp getirse o hızla havaya temas ederse orada yanar kül olur, tülleri bile kalmaz. Hava ile öyle hızla temas ederse kül olur. O zaman onu o şekilde alıp getirmedi. Başka bir şey yaptı demektir bu. Allah bütün velilere keramet gösterme yeteneği verir, keramet böyledir. Mesela bir anda diyelim ki Kâbe’ye gitti. Eğer o hızla Kâbe’ye giderse bedeni toz duman olur. Demek ki başka bir şey oluyormuş. Nasıl yapıyor onu? Allah’ın Hallâk isminin tecellisi ile yapıyor onu. Allah yaratıyor, yaratmayı tekrar ediyor. Bir şey şu anda buradadır, o kul dese ki ya rabbi bu burada olsun dediğinde bu sefer burada tecelli etmez bu olduğu gibi burada tecelli eder. Yani o oradan gelmiyor, Allah orada tecelli etmişken bu sefer aynı tecelliyi burada yapıyor, yapmış oluyor. Manevi olarak bir yerden bir yere gitmek ayrı şeydir, yürümek ayrı şeydir ama bu şekilde gitmek ayrı şeydir.  Bu şekilde getirmek ayrı şeydir. Bu en hızlı olanıdır, göz açıp kapayıncaya kadar olan bir mesele idi. Ötekinde zaman gerekiyordu, ona da tayyi mekân tayyi zaman deniyor, zamanı dürme deniyor yani.  Elini kaldırdığında mekân ayağın altında dürülüyor ayağın altına geliyor adımını öyle atıyor. Diyelim ki bir adım atıyor 10 km. O 10 Km. lik oradaki mesafe onun ayağının altına geliyor. Ayağını koyduğunda oraya gelmiş oluyor. Bu başka bir şeydir ama Allah’ın Hallâk isminin tecellisi başka idi. Bu tecelli ile bunu yapması başka şeydi.

………Allah bir kula böyle bir ikramda bulunursa, Allah’ın Hallâk ismi onda tecelli etmiştir. Allah’ın Hallâk ismi nasıl tecelli etmiş? Bu ayetlerden sonra inşallah hep beraber anlamaya çalışacağız. Allah böyle bir nimeti, böyle bir ikramı neden yapmıştır? Ayetlerden sonra bunu anlamaya çalışacağız. Allah’ın Hallâk ismi kulda nasıl tecelli ediyor.

………Yes’eluhu men fiysSemavati vel’Ard* külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29)

………Göklerde ve yerde, gökler ve yerler ne ki var hepsi O’ndan ister. Herkes, her şey O’ndan ister. İster bilsin ister bilmesin herkes her şeyi O’ndan istiyor. Birbirimizden isterken bile aslında Allah’tan istiyoruz, O’ndan istiyoruz. Çünkü Allah onun üzerinden ikram etmese o veremez. Allah dilemezse o dileyemez. Ancak Allah senin için bir ikramı dilemiştir, sen kimden istersen iste Allah onu dilediğinde o vesile ile sana ikram etmiş olur, ikram eden Allah’tır. Onun için kim neyi isterse istesin onu Allah’tan istiyor, yerde gökte kim varsa. Her ne ki var hepsi O’ndan istenir, O’ndan dilenir.

………Külle yevmin HUve fiy şe’n. O her an bir şe’n dedir, O her an bir iştedir. O her an bir yaratmada, her an bir tecellidedir. Yani her anda bizim kendimiz için anlamamız gereken her an bize muamelede bulunuyor, her anda bize ikramda bulunuyor. Onun için herşey yeni ve her şey tazedir, şu andadır.

………Bundan önce Allah’ın Kâdir ismini anlamıştık, kader anlaşılsın diye Allah nüzul sırasına göre isimlerini vahy etmeye devam ediyor. Allah sana muameleyi şu anda yapıyorum ve onu her an da yapıyorum buyurur. O her an bir işte, her an bir tecellidedir dedi. Bize düşen nedir? Her an da Allah ile muhatap olduğumuzu unutmamaktır.

………Emmen yebdeül halka sümme yu’ıydühu ve men yerzükuküm minesSemai vel Ard* eilâhun meAllâh* kul hatu burhaneküm in küntüm sadikıyn. (Neml/64)

………Önce yaratıp sonra o yaratmayı tekrar edecek olan, size gökten ve yerden rızık veren. eilâhun meAllâh Yoksa onunla beraber ilahlar mı var, O’nunla beraber bir ilâh mı var. Yaratmayı önce yapıp sonra o yaratmayı tekrar eden. Hallâk isminin tecellisi ile onu devam ettiren, tekrar tekrar onu yaratan, her anda yaratan. Gökten ve yerden size rızık veren yoksa Allah gibi bir şeyi yaratıp böyle tekrar eden böyle bir ilâh mı var. Allah soruyor (Haşa)

………kul hatu burhaneküm in küntüm sadikıyn. Eğer sizin bu konuda bir tereddüdünüz varsa, bir şüpheniz varsa, böyle düşünüyor ve böyle düşünüyorsanız haydi bürhanınızı, delilinizi getirin, bu iddianızı ispatlayın, öyle laf olsun diye konuşmayın. Eğer bir şeyi söyleyecekseniz bunu ispatlamanız gerekir. Çünkü her söylediğinizin, her düşündüğünüzün hesabı vardır. Kıyamet günü Allah sizden bunun hesabını sorar. Allah’ın huzurunda ne cevap vereceğinizin hesabını şimdiden yap. Eğer bir delilin varsa onu getir, böyle konuş, böyle düşün.

………Elleziy leHU Mülküs Semavati vel Ardı velem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl mülki ve haleka külle şey’in fekadderahu takdiyr. (Furkan/2)

………O ki göklerin ve yerin mülkü onundur. velem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl mülk. O hiçbir şekilde Yahudilerin Hıristiyanların söylediği gibi evlat edinmemiştir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’nun mülkünde şeriki yoktur. ve haleka külle şey’in Ve her şeyi yaratan O’dur, Halk eden O’dur fekadderahu takdiyr Bununla beraber her şeyin adedini takdir etmiştir. Her şeye bir ölçü koymuş bir kader tayin etmiştir. İnsana ait olan kaderini de kendi iradesine teslim etmiştir.

………Allah’ın Hâlk ismini izah etmeye çalışırken Allah kaderini nasıl boynuna asmış, Hz. İnsan olmaya ya da hayvandan daha aşağı olmaya tercihini nasıl insan nasıl yapar hep beraber anlamaya çalışacağız inşallah.

………İnne fiy halkıs Semavati vel Ardı vahtilafil leyli ven nehari leâyâtin li ülil elbab. (A. İmran/190)

………Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında vahtilafil leyli ven nehari gece ile gündüzün ard arda, peş peşe gelişinde leâyâtin li ülil elbab bunlarda mutlaka akıl sahipleri için, aklını kullananlar için, gönül sahipleri için ülil elbab gönül sahipleri için mutlaka bunlarda ayetler vardır. Bunlar onlar için ayettir. Gökleri yeri, geceyi gündüzü, zamanı bir ayet gibi okurlar. Ama eğer gönül sahibi değilse, akıl sahibi değilse, aklını kullanmıyorsa ayetleri de göremezi, okuyamaz. Ayetleri görmek demek Allah’ın ayetlerini, orada Allah’ın isimlerini el Esmaü’l-Hüsna yı okuyamıyorsa bu durumda aklını kullanmamış demektir, gönül ile bakmamış demektir.

………Ya eyyühenNasu inna halaknâküm min zekerin ve ünsâ ve cealnaküm şüûben ve kabâile lite’arefu* inne ekremeküm ‘indAllâhi etkaküm* innAllâhe ‘Aliymun Habiyr.  (Hucurat/13)

………Ey insanlar inna halaknâküm sizi biz yarattık min zekerin ve ünsâ bir kadın ve bir erkekten sizi yarattık ve cealnaküm şüûben ve kabâile lite’arefu sizi kabilelere, şubelere ayırdık ki birbirinizle tanışasınız bir birinize arif olasınız diye. inne ekremeküm ‘indAllâhi etkaküm muhakkak ki Allah katında en Ekrem olanınız, en ikrama nail olmuş olanınız en takva sahibi olanınızdır. innAllâhe ‘Aliymun Habiyr Muhakkak ki Allah ‘Alîm dir, her şeyden haberdar olan Habirdir.

………Ve lekad hâlâknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys* lem yekün mines sacidiyn; (A’raf/11)

………Gerçek şu ki sizi biz yarattık sümme savvernaküm sonra sizi tasvir verdik, sizi suretlendirdik şekil verdik sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdem Sonra meleklere Adem’e secde edin fesecedu hepsi secde ettiler illâ ibliys iblis secde etmedi. lem yekün mines sacidiyn o secde edenlerden olmadı.

………Hazâ halkullâhi feeruniy ma zâ halekalleziyne min dûniHİ, belizzâlimune fiy dalalin mubiyn; (Lokman/11)

………İşte bu Allah’ın yaratmasıdır feeruniy ma zâ halekalleziyne min dûniHİ Allah; haydi bana gösterin dedi. O’ndan başka kim ne yaratmıştır. O’ndan başka bir şey yaratan var mıdır? belizzâlimune fiy dalalin mubiyn Allah bilakis zalimler apaçık bir delalettedir dedi. Allah’tan başka ilâh edinmek, ilâh olmak Hâlık’ın hakkıdır. Allah onun için bunu böyle beyan ediyor. Eğer birini ilâhmış gibi seveceksen, birini her şeyin önünde, üzerinde tutacaksan, biri senin için Allah’tan daha önce olacaksa sen onu ilâh edinmişsin demektir. O neyi yaratmıştır? Onun yarattığı bir şey var mıdır? O Allah gibi bir şey mi yaratmıştır.

………Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm* hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard* lâ ilâhe illâ HU* feenna tü’fekûn. (Fatır/3)

………Ya eyyühen Nas Ey insanlar üzküru nı’metAllâhi aleyküm Allah’ın sizin üzerinizde ki nimetini hatırlayın, O’nu zikredin hel min halikın ğayrullahi Allah’tan başka bir yaratıcı mı var, Allah’tan başka bir Hâlık mı var. yerzükuküm mines Semai vel Ard O sizi gökten ve yerden rızıklandırıyor lâ ilâhe illâ HU O’ndan başka ilâh yoktur. feenna tü’fekûn nasıl da çevriliyorsunuz, nasıl dönüyorsunuz.

………Sümme halaknennutfete alekaten fehalaknel alekate mudğaten fehalaknel mudğate ‘ızamen fekesevnel ‘ızame lahmâ* sümme enşe’nahu halkan ahar* fetebarekâllahu ahsenül halikıyn; (Mü’minûn/14)

………Sümme halaknennutfete alekaten sonra sizi nutfeden yarattı. Bir damladan bir pıhtıya sizi dönüştürdü fehalaknel alekate mudğaten sonra bu pıhtıyı bir et parçasına dönüştürdü fehalaknel mudğate ‘ızamen sonra bu et parçasını kemiğe dönüştürdü fekesevnel ‘ızame lahmâ sonra bu kemiklere et giydirdi sümme enşe’nahu halkan ahar sonra onu bambaşka bir yaratılışla yarattı fetebarekâllahu ahsenül halikıyn Allah yaratanların en güzelidir.

………Başka yaratıcı mı var (haşa) Bir yoktan yaratmak vardır, bir de olanı tekrar etmek vardır Hallâk. Bir de olan bir şeyle bir şey yapmak vardır. Allah ona da Hâlk, yaratma diyor.

………Allah’ın Hallâk ismi birinde tecelli ettiğinde o işi nasıl yapar, nasıl yapması gerekir ayetlerin anlatımından sonra anlatacağız inşallah.

………Elem tera ennAllâhe halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* in yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd. (İbrahim/19)

………Elem tera ennAllâhe halekas Semavati vel Arda Bil Hakk Görmedin mi Allah yerleri ve gökleri hak ile, yani bir gayeye bir amaca uygun olarak yaratmıştır. in yeşe’ dilediği gibi in yeşe’ yüzhibküm eğer O dilerse sizi giderir, sizi yok eder ve ye’ti Bi halkın cediyd sizin yerinize yepyeni bir yaratılışla başkalarını getirir.

………Yani Allah’ın sizi yaratmış olması, size ikram etmiş olması Allah’ın size mecbur olduğunu göstermez. Allah dilerse sizden vazgeçer, sizi yok eder, sizin yerinize yepyeni bir yaratılışla başkalarını getirir.

………Bu durumda ne diyor; bana hiçbir şeyi şirk koşmayın sadece bana abd olun diyor. Yapmazsanız bunu böyle yaparım diyor. Hem sizi giderir yerinize yenilerini getirebilir, hem bütün insanları yok edip yerine yeni bir tür yaratırım dedi. Çünkü O Hallâk’tır.

………in yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd eğer O dilerse sizi yok eder sizin yerinize yepyeni bir hâlk getirir dedi.

………İleyHİ merci’uküm cemiy’a* va’dAllâhi Hakka* inneHU yebdeül halka sümme yu’ıydühu li yecziyellezine amenû ve amilus salihati Bil kıst* velleziyne keferu lehüm şerabün min hamiymin ve azâbün eliymün Bima kânu yekfürun. (Yunûs/4)

………İleyHİ merci’uküm cemiy’a Hepinizin dönüşü O’nadır, hepinizin dönüşü Allah’a dır va’dAllâhi Hakka Allah’ın vaadi haktır, Allah her neyi söylemişse, her neyi vaad etmişse O’nun vaadi haktır. inneHU yebdeül halka sümme yu’ıydühu Allah ilk önce yaratır, sonra o yaratmayı tekrar eder. inneHU yebdeül halka ilk olarak yaratır sümme sonra yu’ıydühu o yaratmayı iade eder, tekrarlar. Tekrar tekrar yaratır.

………Neden bunu böyle yapıyor? li yecziyellezine amenû ve amilus salihati Bil kıst iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırmak için adaletle muamele edenleri, haksızlık etmeyenleri, zulmetmiyenleri mükâfatlandırmak için. velleziyne keferu lehüm şerabün min hamiymin kafirleri de kaynar sudan onlara içirmek üzere ve azâbün eliymün elim bir azapla azaplandırmak için Bima kânu yekfürun küfrettiklerinden dolayı, inkâr ettiklerinden dolayı, nankörlük yaptıklarından dolayı.

………Ve men nu’ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya’kılun. (Yasiyn/68)

………Ve men nu’ammirhu Kime ömür verirsek, kimin ömrünü uzatırsak nünekkishü fiylhalk onun yaratışını azaltırız, eksiltiriz. efelâ ya’kılun hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

………Ne demek bu? Kimin ömrünü uzatırsak sonra onun yaratılışından eksiltiriz. Çocuk önce büyüyor, gençleşiyor sonra olgunlaşıyor sonra Allah onun yaratmasından eksiltiyor. Tekrar tekrar yaratırken bu sefer yaşlılığa doğru gidiyor, yavaş yavaş gücünü kaybediyor, yavaş yavaş aklını kaybediyor. Başka bir ayeti kerime de güçlü iken güçsüz olur, bilirken bilmez olur (Nahl/70) artık hafızası yavaş yavaş zayıflıyor. Allah bu durumda ne yapmıştır? Onun yaratmasından eksiltmiştir, eksilttiği için böyle olmuştur.

………efelâ ya’kılun siz aklınızı kullanmıyor musunuz, hala akıllanmayacak mısınız dedi. Yani acziyetini bil, rabbini tanı. Hallâk olan yaratıp yaratmayı tekrar eden rabbini tanı. Eğer Allah yaratıp öylece bırakmış olsaydı hiçbir değişikliğe uğramazdı. Allah büyütüyor, olgunlaştırıyor, kemale erdiriyor, sonra bu sefer inişe geçiriyor kime ömür vermişse ömrünü uzatmışsa bu sefer geri gidiyor, azaltıyor onu. Gücünü kaybediyor, iradesini yavaş yavaş kaybediyor, aklını kaybediyor, her şeyi yavaş yavaş eksiliyor yani.  Bu Hallâk olanın tecellisidir.

………Ve min âyâtiHİ halkus Semâvati vel Ardı ve ma besse fiyhima min dabbetin ve HUve alâ cem’ıhim izâ yeşau Kadiyr; (Şûra/29)

………Ve min âyâtiHİ halkus Semâvati vel Ard Göklerde ve yerde yarattığı her ne varsa hepsi O’nun ayetlerindendir. O’nun varlığının esmasının delillerindendir. ve ma besse fiyhima min dabbetin ve HUve alâ cem’ıhim izâ yeşau Kadiyr; O göklerde olsun yerde olsun oradan çıkardığı, dirilttiği, ürettiği hangi canlı olursa olsun hepsi O’nun ayetlerindendir. Ve O dilediği zaman onları bir araya toplamaya da kadirdir.

…………ela leHUl halku vel emr* tebarekâllahu Rabbül alemiyn. (A’raf/54)

…………ela leHUl halku vel emr Allah dikkat edin dedi, iyi bilin ki yaratma da O’na aittir, emir de O’na aittir. tebarekâllahu Rabbül alemiyn. Alemlerin rabbi olan Allah ne mübarektir.

………Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey’in in entüm illâ tekzibun. (Yasiyn/15)

………Allah’ın resullerini, ayetlerini inkâr edenler, Allah’ın resullerine siz de bizim gibi bir beşersiniz, Rahman hiçbir şey indirmemiştir dediler. Onlara siz yalan söylüyorsunuz dediler.

………Allah her şeyi anlatmıştır, Allah’ın resulleri, nebileri Allah’ın ayetlerini okumuş her şeyi en ince ayrıntısına kadar beyan etmişlerdir, anlatmışlardır. Allah’ta hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır, ama Allah’ın ayetlerini kabul etmeyenler çeşitli şekillerde ayetleri, resulleri inkâr etmişlerdir. Bir kısmı Rahman hiçbir şey indirmemiştir dediler. Allah bize hiçbir şey anlatmamıştır dediler, biz kendi aklımızla yolumuzu bulacağız, hayatımızı aklımıza göre yaşayacağız dediler.

………Bunlar inkâr etti zaten. Bir kısmı biz Allah’ın resullerini kabul ediyoruz, Allah’ın göndermiş olduğu kitabını Kur’an ı kabul ediyoruz dediler ama sanki hiç inmemiş gibi ne okudular, ne dinlediler ne de anladılar, yokmuş gibi muamele ettiler. Öncekiler kâfir oldu, bunlar da münafık oldu yalnız. Ya da Allah’ın anlattığı gibi değil de işlerine geldiği gibi anlamaya çalıştılar, Kur’an a, Allah’ın ayetlerine uymak yerine Allah’ın ayetlerini kendilerine uydurmaya çalıştılar. Yani benim fikrim budur, bak bu ayette beni destekliyor dediğinde ayeti kendine uydurmuştur. Ama Allah böyle buyuruyor, benim de böyle yapmam lazım, böyle olmam lazım deyince iman etmiş olur.

………Allah kimseyi desteklemez (haşa) senin Allah’ın ayetlerine iman etmen lazım. Biz böyle yapıyoruz, işte bu ayet bizi destekliyor (haşa) Sen kimsin? Sen nesin ki Allah seni desteklesin. Senin Allah’a ve ayetlerine iman etmen lazım, kabul etmen lazım. Yani senin bir fikrin var Allah’ta seni destekliyor öyle mi? Bu durumda sen ne demiş oluyorsun. Eğer biri bu şekilde konuşuyor bu şekilde konuşuyorsa ne demiş olur? Ben ilâh’ım demiş olur, bak Allah beni destekliyor demiş olur. Ben söylüyorum doğrudur, Allah’ta bunu kabul etmiştir demiş oluyor, Allah bana iman etti demiş oluyor.

………Kul, kulluğunu bilmelidir Allah biraz önce sizi bir nutfeden yarattık, bir sudan yarattık, sonra onu ete dönüştürdük, kana dönüştürdük, pıhtıya dönüştürdük, ete dönüştürdük. O eti kemiğe dönüştürdük, o kemiğe et giydirdik, sonra bambaşka bir yaratılışla sizi yarattık dedi. Niye öyle söyledi? Haddini bil diyor, seni ben yaratmışım, bana karşı edepli ol diyor.

………Herkes kulluğunu kabul etmelidir, acziyetini kabul etmelidir, Allah’ın kendisini yarattığını kabul etmelidir. Bu durumda seni yaratan ne diyorsa senin O’ndan başka bir şeyi düşünmen bile Allah’a saygısızlıktır. Allah’ın vahyi karşısında fikir beyan etmen saygısızlıktır, edepsizlik olur.

………Allah ne dedi? Hepinizi bir kadınla bir erkekten yarattım dedi, sizi şubelere, kabilelere ayırdım, birbirinizi tanıyasınız diye, birbirinizi tanıyıp sevesiniz diye, birbirinizi bir ayet gibi okuyasınız diye, Allah’ın güzelliğini birbirinizde göresiniz diye, birbirinize cennet olasınız diye, birbirinizle ahireti ebedi hayatı kazanasınız diye. Birbirinizle muamele ederken Allah’ın isimleri üzerinize tecelli etsin diye. Yoksa böyle parça parça olup birbirinize düşman olasınız diye değil. Haydi, iman edenler, küfredenler ya da münafıklar bir yana, bunlar ayrıldı. Ama mü’minler bin parçaya bölünüyorsa, her biri lâ ilâhe İllaAllah, Muhammedün ResulAllah diyor ve her kafadan bir ses çıkıyorsa bu Kur’an a nasıl imandır? Hani kitabımız birdi hani rabbimiz birdi, hani peygamberimiz birdi. Kitabı bir olan, peygamberi bir olan, rabbi bir olan nasıl ayrı olur, nasıl farklı düşünüyor, nasıl birbirine düşmanlık yapabiliyor, nasıl birbirine taş atabiliyor, birbirinin dedikodusunu yapıp birbirine iftira atıp, birbirinin kuyusunu kazıyor. Nasıl olurda birbirini öldürüyor. Eğer bunu bilen varsa izah etsin.

………Ben söyleyeyim; bir olan Allah’a iman etmediğimiz içindir. Peygamberimiz önderimiz, rehberimiz, tabi olduğumuz peygamberimiz bir olmadığı içindir, kitabımız bir olmadığı içindir, aynı kitaba iman etmemişiz, kitabı kendimize uydurmuşuz. Allah’ın vahyi karşısında boyun bükmemişiz. Allahümme lebbeyk diyememişiz. Allah beni destekliyor demişiz.

………Aynı peygambere iman etmemişiz, Allah ona Rahmeten lil âlemin dedi, âlemlere rahmet dedi. Birisi eğer sadece kendisine rahmet olsa bir başkasına düşmanlık yapabilir mi? Sadece kendine rahmet olsa yani âlemlere değil. Kendimize rahmet olamamışsak, ailemize rahmet olamamışsak, yakınlarımıza arkadaşımıza, kardeşimize rahmet olamamışsak nasıl rahmeten lil âlemine tabi olmuşuz? Bu nasıl tabiiyettir. Eğer “sen azim bir ahlak üzeresin” dediyse Resûlallah efendimize, Azim ahlak Allah’ın esmasıdır en kâmil manada rahim olmaktır, en kâmil manada Kerim olmaktır, en kâmil manada Afûv olmaktır, en kâmil manada Vedûd olmaktır, sevmektir.

………Eğer sevemiyorsan, rahmet olamıyorsan, ikram edemiyorsan, kardeşlerinden birinin hatası olduğunda onu affedemiyorsan sen peygambere nasıl tabi olmuşsun. Peygambere tabi olmayınca ne olur? Allah ne buyuruyordu ayeti kerimede;

………De ki Allah’ı seviyorsanız, yani Allah’a iman ettiğinizi iddia ediyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin, sizin günahlarınızı mağfiret etsin” (A. İmran/31)

………Sen tabi olmadınsa imanın yok demektir, sen imanın hayalini kuruyorsun, sen cennetin hayalini kuruyorsun. Sevmezsen, rahmet etmezsen, ikram etmezsen, yardım etmezsen sen cenneti nasıl umuyorsun, iman ettiğini nasıl iddia edebiliyorsun. Bir olmakta, beraber olmakta, kardeş olmakta rahmet vardır, ayrılıkta da azap vardır gazap vardır.

………Allah bizi bir ve beraber görmek istiyor. Allah yolunda kale gibi saf bağlayanları sever Allah. Eğer Allah Hallâk ismi ile tecelli edip her şeyi her anda yaratıyorsa, yaratmayı tekrar ediyorsa. Allah önce yaratır sonra yarattığını tekrar eder. Bu durumda kula düşen nedir? Allah’ın Hallâk ismi nasıl onda tecelli etmelidir? O Allah’ın Hallâk ismine nasıl iman etmelidir. Allah neden yaratmayı tekrar ediyor.

………Allah; Yerde gökte ne varsa hepsini insanın hizmetine verdim buyurdu bize düşen kendimize bakmaktır. Yani önce insana bakmaktır. İnsan doğuyor, büyüyor, yaşlanıyor sonra hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna gidiyor. Allah her anda onu yaratıyor. Bu durumda kula düşen nedir? Her anda büyümeye, değişmeye çalışmaktır, her anda büyümektir. Nasıl zahiri olarak büyüyorsa bir de onun manevi olarak büyümesi vardır önce bunu kabul etmesi gerektir. Eğer biri eğer “ben kendime yeterim, ben böyle kendimden razıyım” dediyse o Allah’ın Hallâk ismine iman etmemiş demektir. Eğer imanı 100 parçaya ayıracak olsak Allah’ın 99 ismi bir de Allah ismi ile beraber 100 isim yapar. O zaman 100 parçadan bir parçası gitti. 10 isme iman etmediyse 100 parçadan 10 tanesi gitti demektir. Yani imanımızın 1/10 unu kaybettik demektir. Hem de bu imanın tam iman olması gerekiyor, Allah’ın isimlerine tam iman etmemiz gerekiyor. Yoksa Allah’a iman etmiş olmuyoruz. Allah’a iman demek Allah’ın isimlerine el Esmaü’l-Hüsna sına iman demektir çünkü.

………Allah yaratıyor ki Kulum kendisini değiştirsin diye. Her an bir şe’n dedir, her an seni yeniden yaratıyor. Yani her an yeniden doğuyoruz, yeniden doğuyor, ölüyor yeniden doğuyoruz demektir bu. Ama her sonraki doğuş bir öncekinin devamıdır. Önce kazandıklarımızı ikinci doğuşta Allah onu ikram ediyor. O ikinci doğumda senin bir daha kazanman gerekiyor büyümen için. Neyi kazanman gerekiyor? Rabbini, rabbinin güzelliğini. Çünkü insanda başka bir şey yok.

………Birini anlatırsak ne deriz? Ya Kerîm biri deriz, sabırlı biri deriz, cömert biri deriz, merhametli biri deriz onu öyle anlatırız. Ya da zalim biri deriz, cimri biri deriz sıfatlarını anlatırız. Bir insanı anlatırken onun sıfatlarını anlatıyoruz, onun esmasını anlatıyoruz. Daha doğrusu Allah’ın onda tecelli eden esmasını anlatıyoruz. Ya da o esmalardan mahrum kaldığı için karanlıkta kalmış onun tersini anlatıyoruz.

………Zalim olmak cahil olmak, cimri olmak Allah’ın isimlerinin tecelli etmemesi demektir, onun karanlıkta kalmış olması demektir. O zaman insan Allah’ın esmasından, isimlerinden ibarettir.

………Kıyamet günü hesaba çekilirken de hesaba böyle çekiliyoruz el Esmaü’l-Hüsna ile hesaba çekiliyoruz. Günahlar bir tarafa sevaplar bir tarafa koyulur tartılır derken aslında ne söylemde oluyoruz, Allah’ın isimlerini söylemiş oluyoruz. Sadece yaptıklarımızdan değil, bir de yapmadıklarımızdan da hesaba çekiliyoruz. Kısaca bir örnek vereyim; Hesap nasıl olur? Allah kuluna bir ömür tayin etmiş, hayatı boyunca kazanması gereken Allah’ın isimlerini o hayatında Allah ona imkân tanıyarak haydi kazan der. Hallâk ismi ile tecelli ediyor o imkânı ona tanıyor.

………Diyelim ki 100 sefer rahmet etmesi gerekti Allah’ın Rahîm isminin onda tecelli etmesi gerekti. Sadece rahmet ettim acıdım değil, gerekeni yaptın mı. Gerekeni yaptıysan bu durumda Allah’ın Rahîm isminin hakkını verdi. Her hakkı verdiğinde Allah Rahîm ismi ile bir daha ona tecelli ediyor, yaptığı kadarıyla tabii, kazanıyor yani. Diyelim ki 50 sefer hakkını yerine getirdi, ya da 51 sefer gerekeni yaptı, 49 sefer gerekeni yapmadı, merhamet etmedi yani. Bu durumda o ismi ile mizandan geçmiş oldu. 51 sefer yapmış çünkü yarıdan bir fazla olması gerektir. Ama 49 sefer yapar 51 sefer yapmazsa tabir caizse o isimden sınıfta kaldı demektir, terazide hafif geldi demektir, mizanda hafif geldi.

………Hesap Allah’ın 99 esmasıyla yapılır, amelleri ona göredir çünkü. Belki kul hesabının farkında bile değildir. Allah ona 100 sefer merhamet etme imkânı tanımıştır, 100 sefer ikram etme imkânı tanımıştır, 100 sefer affetme imkânı tanımıştır. -Bunu yuvarlak hesap olsun diye söylüyorum.- o da gereğini yapmamışsa kaybetti. O istediği kadar ben kimseye zulmetmedim, namazımı kıldım, orucumu tuttum desin. Yaratıcının gayesi bu değil ki, hesap bu değil. Yaptığın bütün ibadetler senin imanını kemale erdirsin diyedir, seni Hz. İnsan yapsın diyedir. Allah’ın güzel isimlerinin senin üzerinde tecelli etmesi içindir. Hesap böyle görülüyor, Allah’ın el Esmaü’l-Hüsnasıyla hesaba çekiliyoruz.

………Eğer biri Allah’ın Hallâk ismine iman etmişse büyümeyiş kabul eder, değişmeyi kabul eder. Tevbe ettiğinde değişmeyi kabul etmiştir. İstiğfar ettiğinde değişmeyi kabul etmiştir. Gönlünü Allah’a döndürüp ya rabbi ben senin rızanı istiyorum dediğinde değişmeyi kabul etmiştir. Allah’ta muameleyi anında yapar.

………Bir önceki isimde Allah’ın Rakîb ismini anlamaya çalışmıştık. Allah kulunu kontrolü altında tutar ve her anda ona muamelede bulunur. Hallâk ismi ile de her anda muamelede bulunur. Yani kulu ben böyle istiyorum dediğinde Allah hemen gerekeni yapar.

………Eğer biri Allah’ın Hallâk ismine iman ederse asla umutsuz olmaz. Niye? Çünkü biliyor ki Allah her anda bir şe’en dedir, her anda bir yaratmadadır. Şimdi böyledir, biraz sonra başka türlü olur. Yarın başka türlü yapar. Eğer biri umutsuzluğa düşerse o Allah’ın Hallâk ismine iman etmemiştir, Rakîb ismine iman etmemiştir, Bedî’ ismine iman etmemiştir. O’nun Kerîm ismine iman etmemiştir. Allah’ın Fa’al ismine iman etmemiş demektir. Eğer Allah’a iman varsa umutsuzluk yoktur, umutsuzluk iblisin halidir, umutsuzluk insanı iblis yapar. İblis Allah’ın rahmetinden umudunu kestiği için ona iblis denmiştir. Allah’ın rahmetinden umudunu kesen manasında. Mü’min iblis olmaz eğer iblis olursa yani umutsuz olursa o mü’min değildir, o iman etmemiştir.

………Bununla beraber birisi, ben iman etmişim der sonra imanı değil de kötü tercih eder. Ben geçmişte şu kadar iman etmiştim ya rabbi, beni mü’min olarak kabul et diyebilir mi? Dün Mü’mindin bugün münafık olmuşsun, kâfir olmuşsun. Dün rabbim Allah’tır diyordun bugün rabbim nefsimdir diyorsun, bugün ben ilâhım diyorsun. Dün rabbine boynunu büküyordun, bugün rabbine kafa tutuyorsun. Allah’ın gazabından, azabından ancak Allah’ın Hallâk olduğuna iman etmeyenler içinde bulunduğu durumun değişmeyeceğini zanneder, böyle bir zanna kapılır, içinde bulunduğu anın kölesi olur, onun esiri olur. Mü’min an a esir olmaz, içinde bulunduğu zamana duruma esir olmaz, köle olmaz. Mü’min an ın hükümranıdır, hükmedenidir. Zamana boğulmaz, içinde bulunduğu ana boğulmaz o mü’mindir. O dünyaya ahiretten bakar, kıyametinden bakar, o arştan bakar. Allah’ın Hallâk isminin tecelli edip her anda onu değiştirdiğini görür ve anlar, aklını kullanır, gönlünü kullanır. Onun için mü’min anın, zamanın çocuğu değil babasıdır.

………Allah ayeti kerimede; “Eğer duanız olmasaydı, isteğiniz, tercihiniz olmasaydı rabbiniz size neden kıymet versin, neden değer versin” (Furkan/77) dedi.

………Dua ne demek? İçinde bulunduğu anın, halın değişimini istemek demektir. Ben bunun böyle değil de böyle olmasını istiyorum demektir dua. Bu şöyle olsun istiyorum demektir, iradesini kullanmaktır. Eğer o değişmeyecekse, Hallâk olan onu yeniden yaratmayacaksa nasıl dua edebilir? Biri umudunu kaybetmişse duayı da kaybetmiştir. Dua ediyorsa bu durumda Allah’ın Hallâk ismine öyle iman etmiş ki Allah onu değiştirir demektir bu. O an değiştirir, bir sonraki an değiştirir, o da Hallâk’ın bileceği iştir. Ama o nasıl yaratırsa yaratsın mutlaka O Rahîmdir, O Kerîm dir. O Afûv dür, O Vedûd dur, O güvenilmeye, tevekkül edilmeye layık olandır. Mü’min rabbine güvenir duasını da yapar.

………Eğer duasını yapıyorsa, kendisi için dua ediyorsa bu durumda ne demiştir? Ben değişmek istiyorum ya rabbi. Kendimi kirlettim temizlenmek istiyorum beni mağfiret et dediğinde, sen Ğafûr sun ya rabbi, ben senin mağfiretini istiyorum, beni temizle demiş olur. Allah onu her an yaratıyor ya bu kelimeyi kullandığında, hatta böyle bir istiğfarı kendi gönlünde yaptığında Allah onu bir daha yaratırken tertemiz yaratır. Hiç günah işlememiş gibi yaratır. Onun her zerresine sinmiş olan o günahının kiri bir daha ki yaratışla Allah onu tamamen değiştirmiştir eskisinden eser yok.

………Eğer insan kıymetini değerini duasından alıyorsa bu durumda Allah’ın Hallâk ismine iman etmeden bir gün dua etmesi de mümkün değildir. Eğer biri rabbim benim için neyi tercih etmişse ben de onu tercih ediyorum diyebilecek seviyeye gelmişse bu müstesna idi. Ama bununla beraber yeri geldikçe duasını yapar, kendisi için duasını yapar. Varabileceği en son noktaya varmak için. Allah’a ne kadar dost olabiliyorsa o kadar dost olabilmek için.

………Eğer dünyaya sadece buradan bakacak olsak, dünyanın içinde kaybolursun. Allah kuluna gönül vermiştir, istediğinde başka bir yere çıkıp oradan bakabilir. Mesela bir de dünyaya kıyamet yerinden bakalım. Dünya hayatımız bitti, kıyamet yerine gittik orada hesabımızı görüyoruz, kitabımız elimize verilmiş. Bir de oradan dünyaya bakalım.

………Ayeti kerime de Allah; “Kaybedenler diyecekler ki ya rabbi bizi dünyaya gönder, bu sefer ayetlerine iman edeceğiz, yolunda infak edeceğiz.” (Fatır/37) diyecekler.

………Biz infak deyince sadece para olarak anlamıyoruz tabii. Allah yolunda verdiğin her şey infaktır, bir tebessüm de infaktır, sadakadır. Allah için yaptığın her şey. Ne derler? Ayetlerine iman edeceğiz, bir de yolunda infak edeceğiz. Her şeyimizi, hayatımızı senin yoluna infak edeceğiz demektir bu. Ama iş işten geçmiştir. Eğer arada bir kıyamet yerinden bakarsak burada ne yapacağımızı anlarız.

………Allah için bir şey yaptığımızda o bize sıkıntı vermez. Tam tersine bizim gönlümüzü huzura erdiren o olur. Allah ile huzur buluruz, Allah için güzel şeyler yaptığımızda huzuru buluruz. O zaman bizim için dünya sadece zahiri bir hayat olarak kalmaz, ebedi hayatın da tarlası olur. Allah’ın rızasını kazanma imkânı olur. Onun için bazıları mesela ne diyor? İşte, dünyayı sevmiyoruz, dünyadan gitmek istiyoruz. Yanlış. Bu bakış, bakış değildir, bu mü’mince bir bakış değildir. Eğer sıkıldım gitmek istiyorum diyorsa bu durumda ne demiştir? Allah’a, senin yaptığını beğenmiyorum, imtihanı kabul etmiyorum, senin beni tabi tuttuğun ve tutacağın imtihanları kabul etmiyorum demektir bu. Seni Rab olarak kabul etmiyorum demektir. Eğer yok ben sıkıldım rabbime kavuşmak istiyorum, onun için ölmek istiyorum..!

………Ya sen bu işi anlamamışsın, ya da şeytanın tuzağına düşüyorsun, ya da sen kendine hile yapıyorsun. Sen kendi kendine yalan söylüyor kendini kandırıyorsun.

………Nasıl? Burada senin Allah’ın rızasını kazanma imtihanın vardır, Allah’a yakın olma imkânı vardır. Tekrar tekrar kazanma imkânı vardır, Allah için bir şey yapma imkânın vardır. Ahirette böyle bir imkânın yoktur. Sen burada Allah için bir şey yapabilirsin. Ya rabbi senin için böyle yaptım diyebilirsin, yaparsın. Senin için, seni sevdiğim için bu sıkıntıya katlanırım diyebilirsin.

………Bu neyi gerektirir? İmanı gerektirir, Allah’ı sevmeyi gerektirir. Eğer biri “yok ben sana kavuşmak istiyorum, gelmek istiyorum.” Diyorsa; yok sen Allah’ı sevmiyorsun. Senin sevgini Allah kabul etmez. Sevgi fedakârlık ister, sevgi ispat ister. İman ispat ister çünkü.

………Hiçbir peygamber öyle söylemiş midir? Söylememiştir. Bakalım peygamberlere, Allah’ın Hallâk ismi onların üzerinde nasıl tecelli etmiştir. Mesela Hz. İbrahim ateşe atıldığında hiçbir tereddüt geçirdi mi? Geçirmedi. Niye geçirmedi? Allah’ın Hallâk ismine iman etmiş, o biliyor. Allah dilemezse yanmaz. O biliyor ki Allah her anda bir şe’n dedir, her anda bir yaratmadadır, her an onu değiştirir, değiştirebilir. Eğer değiştirmezse o Rahman ve Rahîm dir, O Vedûd dur, O Kerîm dir. Kendisi için O güzeldir. Ama değiştirmesini de umut ediyor mu? Elbette ediyor nasıl umut etmez. O mutlaka gerekeni yapar.

………Cebrail AS. Gelip “eğer istersen ben sana yardım edeyim” dedi. Ne dedi? Benim yardıma ihtiyacım yoktur dedi, Allah beni görüyor mu? Görüyor. Biliyor mu? Biliyor. O halde O’nun bilmesi benim duamdır dedi. Ne yapması gerektiğini söylemeyeceğim, söylemiyorum. O’nun beni bilmesi benim duamdır dedi. Dolayısıyla ne istediğimi de biliyor, gönlümü de biliyor. Ben duamı yapmışım yani. Ama O’nun takdirine de ne yapıyorum? Razı oluyor, boynumu büküyorum. O Güzel yapar.

………Eğer Allah’ın Hallâk ismine iman etmeseydi sadece o ana bakıp sanki o an hiç değişmeyecek gibi anlamış olsaydı sabredemezdi, itiraz ederdi, isyan ederdi değişmeyecek çünkü. Onun için Allah’ın isimlerine, her bir ismine iman etmek imanın şartıdır. Allah’a iman böyledir yani.

………Aynı şekilde Yusuf AS. Kuyuya atıldığında ya da zindana atıldığında sabretti. Niye? Biliyor, Allah bugün böyle tecelli etmiş yarın başka türlü tecelli eder, Mısır’a onu sultan eder. Etti mi? Etti. Âdeti öyledir yani.

………Aynı şekilde tüm peygamberler için böyledir. Hz. Musa denizin önüne geldiğinde “başka yol yok”. Kavim ne dedi? Biz yakalandık” ayeti kerime de Allah öyle buyurdu. Firavun geldi bize yetişiyor, önümüzde deniz, yakalandık. Hepimizi işkence ile öldürecek. Ama Hz. Musa ne dedi? Hiç öyle bir fikre, düşünceye kapıldı mı? Rabbinize güvenin dedi. O mutlaka bize bir çıkış yolu gösterir dedi. Mutlaka yeni bir Hâlkle bir şey yaratır dedi bize. O da merak ediyor ne yapacağını. Bilmiyor çünkü. Allah ne buyurdu? Asanı vur dedin yarılsın, siz geçin, firavun da boğulsun. He an bir şe’n de, her an bir hükümdedir, hüküm verir. Emir de O’nun hüküm de O’nundur dedi. Yapma da O’na aittir, emir de O’na aittir dedi.

………Aynı şey ResulAllah efendimiz için de geçerliydi. En zor anda, en şiddetli anda ne demiştir? İşi Allah’a havale etmiştir. Mutlaka senin bu yaptığın güzeldir demiştir. Ben asla sana itiraz etmem, aldırmam demiştir. Benim tek bir endişem vardır, senin bana küsmendir, darılmandır, bana gazab etmendir. Sen bana küsmemişsen, darılmamışsan, gazab etmemişsen ben nasıl bir işkence görürsem göreyim, kim nasıl beni taşlarsa taşlasın ben buna aldırış etmem dedi. Bu önemli değil benim için dedi. Benim için önemli olan senin bana küsmemendir, darılmamandır, bana gazab etmemendir dedi.

………O biliyordu ki bugün taşlanıyor, yarın Allah ona Medine’yi ikram ediyor, dünyanın dört bir tarafına hükmetmeyi ikram ediyor. Ama aslında ikisine de bakmamışlardır. Hiçbir peygamber dünyada ki ne nimete, ne de sıkıntıya bakmamıştır.

………Aynı şekilde mesela Eyüb AS. Hastalandığında ne söyledi? Ne zaman ki hastalık diline geldi Allah’!ınkine zorlandı, ondan sonra konuştu. Konuşunca da bunu sen yaptın bile demedi. Ne dedi?  Ya rabbi şeytandan bana bir sıkıntı dokundu dedi. Niye öyle söyledi? İblis karşısına geliyor, “Bak iste sen Allah dostusun sözde, sen Allah’ın Nebisisin, resulüsün, sen Allah’ın sevdiği bir kusun, bak sana ne yapmış. Hem malını kaybettin, hem ev halkını kaybettin, evlatlarını kaybettin, hem kendi memleketinde ki şerefini kaybettin. –Hz. Eyyüb AS. Hem zengin hem itibarlı biriydi – bununla beraber bir de sıhhatini kaybettin. Hiç kimse artık sana selam vermiyor, yanına bile yaklaşmıyor biz de hastalık kaparız diye. Sen böyle mi Allah dostusun, dost dosta böyle mi yapar” deyince incindi. Şeytanın sözünden incindi yani. Saygısızlığından incindi. Şeytandan bana bir sıkıntı dokundu derken bunu söyledi aslında. Yani böyle gevezelik yapıyor ondan sıkıldım dedi.

………Allah’a o ana kadar şifa ver bile dememiş, sen biliyorsun demiş. Böyle halini arz edince şifayı istedi, yine de öyle bir şey söylemedi, ben bundan sıkıldım dedi. Allah’ta ne dedi? Ayağını taşa vur, hem içilecek, hem yıkanacak bir su dedi. Yani bunu hem iç, hem onunla yıkan. Allah yeni bir şey yarattı bu sefer. Allah onun hem mülkünün hem evlatlarının bir mislini daha ikram etti. Kimse bunu Allah’ın nasıl ikram ettiğini bilmiyor. Allah evlatlarını geri veriyor, hepsini yeniden diriltip mi verdi, iki mislini verdi dedi. Bir o kadarını daha verdi. Neye karşılık? Allah’a güvenine karşılık, sabrına karşılık, Allah’a imanına karşılıktır bu.

………Peygamberler nasıl umudunu kaybetmemişse, umutsuz olmamışsa, zaten böyle bir şey onlara yakışmaz, mü’mine düşen onlar gibi olmaktır, onlar gibi olmaya çalışmaktır, onları kendisine örnek almaktır. Çünkü ResulAllah efendimiz AS. Buyurdu ki: “Kıyamet günü Allah kullarını hesaba çekerken onlara peygamberleri örnek gösterir” Hatta saydı bu arada buyurdu ki biri destek ya rabbi ben fakirdim bulduğumu yapamadım dese ona Hz. İsa AS.  Gösterir. Onun üzerinde bir tek gömleği vardı başka bir şeyi yoktu. Biri dese ki ben hastaydım bulduğumu yapamadım. Ona Eyyüb AS. I gösterir, sen Eyyüb kulum kadar mı hastaydın der. O da bir kul, sen de bir kul, onun yaptığını sen de yapabilirdin der. Dolayısıyla onun kazandığını sen de kazanabilirdin. Sen ondan daha hasta mıydın? Yok. Ama o kulluğunu yaptı.

………Biri dese ki ben zengindim ya da makam sahibiydim. Makamım zenginliğim, servetim beni kulluğumdan alıkoydu dese ona Süleyman AS. I örnek gösterir, Davud AS. I gösterir. Sen Süleyman kulum kadar zengin miydin, onun kadar saltanatın var mıydı? Ama o kulluğunu yaptı, sen de yapabilirdin. Bütün peygamberleri böyle örnek gösteriyor. Yani kimsenin mazereti olmaz. Bizim için örnek Allah’ın Resulleridir, nebileridir, ResulAllah efendimizdir. Onlara tabi olanlardır. Bize düşen gönlümüzü gözümüzü Allah’tan, Allah’ın rızasından, ebedi hayattan ayırmamaktır.  Allah’ın kıyamet günü önümüze koyacağı kitabımızdan ayırmamaktır. Acaba kitabımıza neyi yazdırıyoruz. Ne yaparsak yapalım mutlaka o kitaba bakmamız gerekir. Benim bu yapacağım, ya da benim bu konuşacağım, ya da benim bu düşündüğüm şey bu kitaba yazılıyor.

………ResulAllah efendimiz buyuruyordu; “İki günü müsavi olan ziyandadır.” İki günü aynı olan, eşit olan ziyandadır. Ne demek bu; Yani bir sonraki gün bir önceki günden mutlaka daha güzel olmalıdır, daha güzel değilse ziyandadır. Yani bir sonraki yaratılışı, Allah’ın onu yaratması bir öncekinden daha güzel değilse, daha iyi değilse bu durumda o ziyandadır. Çünkü kul Allah’a dönükken mutlaka kazanır ve mutlaka yarın bu günden daha iyidir, bugün dünden daha iyidir. Her birimiz için de bu böyledir. Çünkü bugün biraz daha Allah demişiz, biraz daha rabbimizi istemişiz, biraz daha rabbimize yürümeye, rızasını kazanmaya çalışmışız. Onun için bu günümüz dünden daha iyidir. Dün de öbür günden daha iyiydi. Allah mü’min böyledir dedi. Çünkü rabbini seviyor, mutlaka bu günü dününden, yarını da bu günden daha iyidir, daha güzeldir. Bu istisnasız her bir mü’min için böyledir. Bu günün dünden daha iyi olabilmesi için mutlaka biraz daha Allah’a yaklaşmış olmak gerekiyor, O’nun nurundan biraz daha almış olmak gerekiyor, O’nun isimleriyle biraz daha isimlenmiş olmak gerekiyor. O’nun güzelliği ile biraz daha güzelleşmiş olmak gerekiyor.

………Aynı zamanda tasavvufta buna seyr-i sülük denir. Yolculuk, Allah’a yolculuk denir. Allah’ın güzelliğini, kazanmaya yolculuk, vuslata yolculuk. Bu isimler tecelli ettikçe o Allah’a yaklaşır, yakîn olur. ResulAllah’a yaklaşır, ResulAllah’ın güzelliği, ahlakı onda tecelli ettiği oranda ona yakındır, o olmuştur, onun ümmeti olmuştur, onun varisi olmuştur, onun mü’mini olmuştur, ona tabi olmuştur.

………Ayeti kerime de “Sebbeha Lillâhi ma fiysSemavati ve ma fiyl’Ard..” (Haşr/1) buyurur.

………Gökte, yerde, ikisinin arasında her ne varsa hepsi rabbini tesbih eder. Tesbih; sebehe takdir demektir, yerde gökte ne varsa hepsi rabbinin kendisine koyduğu takdirle hareket eder demektir. Allah’ın emrettiği gibi Allah’ın emrine itaat eder. Bir zahiri tesbih vardır O her şeyin irade sahibidir ve bir de manevi olarak rabbini tesbih eder. Tesbih noksan sıfatlardan münezzeh demektir. En güzel isimler O’nundur, bütün kemâl sıfatlarıyla Allah vasıflanmıştır, muttasıftır, her türlü noksanlıktan da berîdir. Onun için bütün varlık vazifesini en güzel şekilde yapar, teşbihini en güzel şekilde yapar. Allah ona nasıl emretmişse, nasıl öğretmişse, hükmetmişse öyle yapar.

………Bütün varlık dönüyor, atomun içinde ki çekirdeğin etrafında dönüyor, onun da kendi içinde atomları vardır o atomlar da sıfıra geldiğinde hepsi bir hareketten sonra bir ışıktan, bir tecelliden meydana geliyor. En büyük şeyde dönüyor, galaksi de dönüyor, evrenin kendisi dönüyor.

………Kâinatın bir sınırı vardır. Allah ayeti kerime de buyuruyor;

………“Kâinatı biz yarattık, onu biz genişletiyoruz.” (Zaiyat/47)

………Kâinat genişlemeye devam ediyor, her şey mutlaka bir şeyin etrafında dönüyor, dönmeyen hiçbir şey yoktur. Ay dünyanın etrafında dönüyor, dünya güneşin etrafında dönüyor, güneş ise kendi sisteminin içinde bir şeyin etrafında dönüyor. Bu galaksi evrenin etrafında dönüyor. Her şey mutlaka bir şeyin etrafında dönüyor. Dönmeyen, yani tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.

………Bir de insanın teşbihi vardır, insan neyin etrafında dönüyor? İnsan kendi etrafında dönüyor. Ne yana dönersen dön rabbinin başı oradadır dedi. Kendi etrafında dönerse doğru yapar. Eğer başka bir şeyin etrafında dönerse yanlış yapar. Nasıl? Kendi etrafında dönerse kendini bulur, kendini anlar, kendini tanır. Bunun içinde mutlaka kendine bakmalıdır, tefekkür etmelidir yani. Kendisini anlamak için kendi etrafında dönmelidir, kendi gönlünde dönmelidir.

………Mesela hepimiz kıbleye dönmüş secde ediyoruz. Biz Kâbe’ye mi secde ediyoruz? Haşa..! Kâbeye TARAF dönüp secde ediyoruz. Herkes kendi gönlünde tecelli eden rabbine secde eder. Biz de kendi gönlümüzde ki rabbimize secde ediyoruz öyle değil mi? Birinin tanıdığı bildiği rabbi, kendi imanı kadardır, marifeti bilgisi kadardır, ötekinin ki daha farklıdır. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” (Zümer/9) Dedi Allah. Birinin bildiğini öteki bilmiyor. Bu durumda ikisinin secde ettiği Allah aynı mıdır (Haşa..!) Her biri kendi marifeti kadar, ne kadar biliyorsa secde ettiği rabbi o olur. Allah’ın isimleriyle ne kadar tanımışsa ona göre secdesi vardır, ona secde ediyor çünkü. Ama secde ettiği kendi gönlündeki tecelli eden rabbidir. Onun için o ne yana dönerse dönsün rabbi oradadır. Allah’ın kendisine nefhettiği kendini bulunca onunla rabbini bulur, müşahede eder.

………İnsanı yaratan Allah’tı, Allah safhaları anlatmıştı –burası çok önemli yalnız-  Mesela Yahudiler, Hristiyanlar bunu yanlış anlamışlardır onun için bakışları da yanlış olmuştur, insana bakışları yanlış olmuştur. İnsan bir bedenden bir Can dan, bir de ruh tan meydana gelmiştir. Sadece beden ve ruh değildir. Bir de onda can denen zahiri olarak onu diri tutan canı vardır. Ona da ruh demişler, o insanı diri tutan ruha da ruh-i hayvani demişler. Çünkü bu ruh hayvanda da var. O ruhun özelliği buhardır o. Gıdalardan meydana gelmiş olan buhardır. Ona can ismi de denir. Bir hayvanın ruhu çıktı denmez, canı çıktı denir. İnsan da bir bu hayvani ruh vardır, bu can vardır, bir de sultani ruh denen Allah’ın nefh ettiği ruh vardır.

………Allah eğer o sultani olan ruhu nefhetmeseydi insan ne olurdu? İnsan beşer olurdu. Ayette de öyle buyuruyor zaten. İnsanın zahiri yaratılışını anlatırken beşer dedi. Yani Hz. Adem yaratılırken önce bedeni oluştu pişmiş çamurdan yarattı, süzme çamurdan yarattı, 7 tane ayet var bu konuda. Bununla beraber o dirildi yalnız. Can onda meydana geldi. Diri bir varlık ama Allah ruhu nefhetmemiş, ama diri. Kendine göre hayvanda akıl var mıdır? Elbette ki vardır. Biz sadece bakıyoruz onların seviyesinde olmadığımız için anlayamıyoruz. Kim söylüyor? Onları yaratan söylüyor, Allah söylüyor.

………Mesela; Hz. Süleyman’ı anlatırken karıncaların bulunduğu vadiden Hz. Süleyman geçerken dişi bir karınca, yani karınca kraliçesi dedi ki; -Hayvanlarda genelde reis kadındır, kraliçedir yani.-

………“Yuvanıza girin Süleyman ordusu ile beraber geliyor, farkında olmadan sizi ezebilir.” (Neml/18) dedi.

………Hz. Süleyman bütün hayvanların, kuşların dilini bildiği için ayeti kerime de buyuruyor ki Hz. Süleyman karıncanın bu sözüne güldü. Niye güldü? Süleyman farkında olmadan diyor. Yani bilerek bir peygamber, bir mü’min karıncayı ezmez manasındadır. Eğer ezerse farkında olmadığı içindir. Eğer karıncanın aklı yoksa nereden onun Süleyman olduğunu biliyor? Nereden onun kendisini ezmeyeceğini, onu dost olduğunu nereden biliyor? Demek ki aklı var. Aklı olmasa, imanı olmasa bu mümkün mü? Onun için Allah;

………“Yerde yürüyen canlılar, havada uçan kuşlar, her biri sizin gibi bir cemaattir” (En’am/38)

………Dedi, her biri sizin gibi bir ümmettir dedi. Mesela Hud hud kuşunu Allah anlatırken ne buyurdu? Süleyman’a ne demişti;

………Ben bir yere gittim onlar güneşe tapıyorlardı, şeytanın onlara yaptıklarını süslü göstermişti, güzel göstermiş Onun için onlar Rahman olan Allah’a iman etmemişlerdi. “(Neml/24)

………Kuş olduğu halde nasıl anlatıyor ama. Onun için biz öyle varlığı biliyoruz ki kuşları biliyoruz, hayvanları biliyoruz demeyelim. Hepsinin iradesi vardır, hepsinin imanı vardır, hepsinin hamd ile tesbihi vardır. Her şey Allah’ın kuludur, abd’ıdır. Ama insan gibi değil. Allah onların hepsini insanın hizmetine vermiştir. Allah’ta o sultan, kendinden nefh ettiği ruhu nefhetmeden önce insan beşerdi, onlar gibiydi yani.

………Sonra Allah meleklere ne dedi? Ben ona ruhumdan nefh ettim de hepiniz onun için secdeye kapanın dedi. Niye bunu anlattım? İnsanda bir can vardır, bir de Allah’ın nefhettiği ruh vardır. Allah bu ruhu niye nefhetti? Hz. İnsan olsun diye. Kendi iradesi ile rabbini tercih edip dost olsun diye. Kendi, iradesi ile kendisine halife olsun diye, kendisini temsil etsin diye.

………Diğer varlıklarda Allah’a isyan etme kabiliyeti yoktur, böyle bir şeyi tercih etme kabiliyeti yoktur, yani kâfir olma kabiliyeti yoktur. Bu kabiliyette bir insanlar vardır bir de cinler vardır. Bununla beraber cinlerde Allah’ın nefh ettiği ruh yoktur. Çünkü secdeye onlar da dâhildi, onlara da secde edin demişti, “İblis cinlerdendi” (Kehf/59) Buyuruyor ayeti kerimede. Demek ki o ruh olmadan da sorumlu olabiliyormuş. O zaman Allah’ın nefh ettiği ruh başka bir şey içinmiş.

………Bir insan o ruhu kaybederse o ölür mü? Ölmez. Ne olur? Hz. İnsan olmayı kaybeder, Allah ile dost olmayı kaybeder, Allah’ın güzelliğini esmasını kaybeder. Ama baktığında hiçbir fark göremezsin. Ama Allah’ın nefh ettiği ruhu kaybetmiştir. Bu ruhu kaybedenler cehenneme giriyor.

………Bazen soru soruluyor, işte insan cehenneme girince azabı gören ruh mudur yoksa beden midir diye. Kendisi gidiyor, Ruh zaten dünyada iken kaybedilmiştir, onunla hiçbir bağı kalmamıştı zaten. Eğer bağını koparmasaydı onu kendisini kendisinden perdelemeseydi, Allah’ı kendisinden perdelemeseydi zaten onu kaybetmezdi cehenneme gitmezdi. O ruhtan neyi kazanmamız gerekir?

………“…nefahtü fiyhi min RuhİY..” (Hicr/29) ruhumdan nefhettim.

………Allah’ın bütün güzelliği onun üzerindedir. O ruhta Esmaü’l-Hüsna bütünüyle tecelli etmiştir, her birimizin ruhunda. Bunula beraber Allah onu yaratmıştır. Nefahtü, nefhettim. Bazı arkadaşlar ruhu yanlış anlıyor, ya da yanlış işine geldiği için öyle düşünüyor. Sanki Allah’tan bir parçaymış gibi değil (Haşa) Böyle düşünmek küfürdür yalnız. Allah’ın nuru tecelli etti, Allah onu bir daha yarattı, ikinci safhada yarattı yani.

………Allah’ın zatı hakkında misal verilmez, anlaşılsın diye söylüyorum burada ki ışık lambaya aittir ama buradaki ışık lamba değildir, öyle anlamak gerekiyor. Güneş ışığını saçıyor ama ışık güneş değildir, ama güneşten de ayrı değildir. Eğer güneşin önüne bir şey çekersek ışık ta kesilirse ne olur? Işık yok olmuş olur. Bütün varlıkta bu şekilde Allah’ın tecellisidir. Ama ruhun özel bir yaratılışı vardır, Allah ruhumdan nefh ettim buyurur çünkü.

………O zaman beşere düşen Hz. İnsan olmak için ruhuyla, kendisiyle beraber olmadır, kendi güzelliği ile Allah’ın nefh ettiği o ruh olmaktır Ona öyle bir sarılması gerekiyor ki, öyle bir güzelliğe sarılması gerekiyor ki o güzellik oluncaya kadar. Öyle ki bütünüyle saf Allah’ın nefh ettiği ruh olsun diye. Böyle biri saf aşk demektir, saf nûr demektir, saf güzellik demektir.

………Böyleleri var mıdır? Elbette ki var, bütün nebîler bütün resuller böyle idi. Kıyamete kadar da bütün varisleri böyledir bütün veliler böyledir. Kâmil manadaki bütün sahabe böyleydi, saf güzellik. Allah onları anlatırken mesela ne buyurdu?

………Onlar kardeşlerini kendilerine tercih ederler.” (Haşr/9)

………Hesap et ki nasıl seviyor, saf rahmet olmuşlar, saf nimet olmuşlar. Yani onunla beraber olan hem dünyada hem ahirette saadette olur. Ona dost olan hem dünyasını hem ahiretini kazanır. Onunla beraber olan ona uyan. Böyle kullar var mıdır? Sayısını Allah bilir olmaz mı ne demek? Her bir kulda öyle olmalıdır. Yani Allah’ın kendisine nefh ettiği ruh olmalıdır.

………Seyri-sülük denince Allah’ın Hallâk ismi burada nasıl tecelli ediyordu? Sen basamak basamak kendi kendine kendi hakikatine, yani Allah’ın sana nefh ettiği ruha yaklaşman gerekiyor. Sen ayağını kaldırıyorsun, Allah seni orada yaratıyor. Sen biraz gönlünden çaba sarf ediyorsun, senin gitmek istediğin yer neresi ise, Allah seni orada yaratıyor zaten. Yani senin vuslatın Allah’ın Hallâk isminin tecellisidir.

………Bize düşen rabbimizin her anda bize muamele ettiğini unutmamaktır, buna iman etmektir. Her anda bizim için bir yaratmada, bir şe’en de olduğunu unutmamaktır. Bunun için gereken duamızı yapmaktır, bunun için rabbimize koşmaktır. Hem dünyayı hem ahireti istemektir. Ama O’nun rızasını, O’nun dostluğunu her şeyin önünde, üzerinde tutmaktır. O olsun, her şeyi rabbimizden istiyoruz, ama tercihimiz O’nun rızası ve dostluğudur. Ona mani olacak hiçbir şeyi istemiyoruz yarabbi demektir. Eğer bir şey aramıza girecekse, benimle senin arasında perde olacaksa o olmasın ya Rabbi, onu verme. Beni koru, beni muhafaza et böyle şeylerden.

………Duamızı böyle yapıyoruz, rabbimize koşuyoruz, O’na güveniyoruz, O’nun her bir ismine tek tek kâmil manada iman etmeye çalışıyoruz, Allah’ın isimlerini okurken, dinlerken, anlamaya çalışırken ben bu isme iman etmiş miyim etmemiş miyim? Etmemişsek hemen düzeltiyoruz, bu bizin elimizde. Ya rabbi gerektiği gibi iman edememişim, anlayamamışım, bu sefer böyle iman ediyorum. Allah Hallâk’ tır, ne yapar? Bu sefer senin imanını öyle yaratır, seni bu sefer oraya alır.

………Allah hepimizi kâmil manada zatına, sıfatlarına, isimlerine, ef’aline iman edenlerden eylesin. Hiçbir şekilde kendisine itiraz edenlerden eylemesin. Kendisini kabul edemeyenlerden eylemesin. İman ettiğini zanneden bizi nifaka düşenlerden eylemesin. Bizi münafıklardan eylemesin. Rabbine kafa tutanlardan eylemesin, O’na itiraz edenlerden eylemesin. Kendisine boyun bükenlerden eylesin. Sen benim rabbimsin, ben de senin kulunum diyenlerden eylesin.  (Muhammed Hüseyin- Videdan alıntı.)

………ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)

………Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 05 Ocak 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

2 responses to “ESMA DERSLERİ – 18 – EL HALLÂK (B)

  1. Ibrahim halil akburu

    02 Ağustos 2017 at 17:16

    Selamun aleykum. Bu dersten öncekiler elimde yok. ibhaak@hotmail.com adresine rica etsem mümkün mü. Esma derleri yap ya çalışacağım.

     
    • ekabirweb

      08 Ağustos 2017 at 09:33

      Merhaba, bir süre burada değildim, cevabımın gecikmesinden özür dilerim. Tüm ESMA DERSLERİ WORD dosyasını hemen gönderiyorum. Allah gayretinizi artırsın, aklınızı ve gönlünüzü açık eylesin. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: