RSS

ESMA DERSLERİ – 20 – EL MUSAVVİR (82. Video)

02 Şub

366-el-musavvir

………“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

………“BismillahirRahmanirRahıym”

………El Musavvir, Es saveru meyl, eğilim demek, surtus şey’ bir şeye meyl ettim manasına geliyor, suret resim dediğimiz şey, resim, suret. Yaratılıştan taşıdığı biçime ve şekle verilen isimidir bir şeyin. Savvera şekil verdi tasarladı anlamına geliyor. El Musavvir; şeylerin tasarımını yapan zat, eşyanın tasarımını benzersiz bir biçimde yapan zata el Musavvir denir, Allah. Yokluktan varlığa, bozondan atoma, atomdan galaksiye, hücreden organizmaya, molekülden floraya varana dek her bir türün alt ve üst kategorilerinin tasarımını eşsiz ve benzersiz biçimde yapan mutlak özneye el Musavvir diyoruz, Kur’an öyle diyor.

………Allah’ın Musavvir olmasının hakikati nedir? İnsan için suret ikiye ayrılır; harici suret, dahili suret.

………Harici suret; şeylerin aynaya veya kameraya yansıyan görüntüleridir. Öyle değil mi, kolon değildir, çektiğiniz eşyayı kolonlamıyorsunuz, suretini çekiyorsunuz aslında çektiğiniz şey gölgesidir, suretidir, resmidir. Dolayısıyla kameranın çektiği aynanı gösterdiği şeye biz suret diyoruz. Graniti kireç taşından, hurmayı palmiyeden, aslanı kaplandan, insanı diğer insandan ayıran şey nedir? Suretidir. Biçimlerimiz kimliğimizi tayin ediyor bakınız, yani her halde karşısındaki herkes birbirine benzeseydi DNA testiyle ancak test etmemiz lazımdı değil mi. Böyle olmasaydı kimse kimseyi tanımayacak, kaos oluşacaktı. Elhamdülillah ki rabbim ayrı ayrı yüz, suret koymuş, şu nimete bakar mısınız, her eşyaya rabbimizin bir ikramı.

………Bakınız ağaçlar bile aynı değil, elmayı elma olmasa da tanırsınız, işi bilen bilir. Kabuğundan bilir, yaprağından bilir, biçiminden bilir öyle değil mi. Karpuza bir suret vermiş, muza bir suret vermiş, elmaya bir suret vermiş, armuda bir suret vermiş. Elmanın sureti ile armudun suretine baktığınız zaman kokusunu, tadını hissetmeden, görmeden, algılamadan da ayırırsınız değil mi? İşte suretin farklılığı da Allah’ın bir ikramıdır.

………Zihni suret, hayal dünyamız zihni dünyamızın şekillendiği yerdir, bu ikincisi. Hayalleri zihin aynasına düşen gölgeler olarak tarif edebiliriz. Zihin aynasına düşen gölge tabir caizse zihnimiz bir kamera veya fotoğraf makinası, zihin kameramız çekiyor, buna hayal diyoruz. Zihnimizin kamerasından geçenlere, filmlere hayal diyoruz. Nitekim insan bir şeyi önce tahayyül eder, sonra yapar. Hayal evreni el Musavvir ismine tabidir, hayal idrakin duasıdır, hayal etmeden yapamazsınız. Hatta hayal etmeden dua edemezsiniz. Bir şey önce ayal edilir sonra arzu edilir sonra harekete geçilir dua arzudur zaten.

………İnsan uçmayı hayal etti, uçacak vasıtalar icat etti ve uçtu. Hayaller olmuş olaylar üzerinde tahakkuk ederse buna hafıza denir, eğer insan hayalleri içerisinde olmamış olaylar üzerinde tahakkuk ettiğinde hayal denir. Dolayısıyla olmuş bitmiş olaylar üzerinde tahakkuk ettiğinde buna hafıza diyoruz, yani hayalin kayda alınmış haline hafıza diyoruz.

………Eğer insan hayalleri içerisinden bir tanesi üzerinde yoğunlaşırsa buna dikkat denir, dikkat hayallerden birine yoğunlaşmaktır. El Musavvir insanın hayaline tasvir yapan zattır, bak bunu kaçırmayın. El Musavvir insanın hayaline tasir yapan, suret yapan zattır. Eğer vahye kendini adem kılarsa insan, Allah ta insanın hayaline vahyi suret yapar, vahyi tasvir eder.

………El Musavvir Nebilerin, peygamberlerin kalbine lehv-i mahfuzda ki hakikatlerin suretini yansıtan zattır. El Musavvir görünmeyen gaybi hakikatlere görünen suretler tasarlayandır. El Musavvir, gayb ve şehadet aleminin tasarımını sonsuz bir bilgi ile yapandır. El Musavvir yarattığı ilk örneklere ilk orijinal şekillerini verendir.

………Tabii el Musavvir ismi gelsin de İslâm ve resim bahsi gelmesin, olmazdı değil mi. Şimdi bizi dinleyen, ressamlıkla ilgilenen ressam olan kardeşlerimiz ne kadar merak ediyordur Allah bilir. Dur bakalım bu konuda hocamız ne diyecek diyorlardır mutlaka.

………Ben bir şey demiyorum, ben sadece elçilik yapıyorum ama bilgiyi işlemeye çalışıyorum. Sizi ham bilgi ile muhatap kılmak yerine bilgiyi Kur’an a arz edip bildiklerimin tamamını, rivayetlerin tamamını, hadislerin tamamını Kur’an a arz edip ey Kur’an ne diyorsun diye sorup aldığım cevabı bilâ kaderil imkân size arz etmeye çalışıyorum, yaptığım bu, tüm şey bundan ibaret.

………Kur’an Hz. Süleyman ile ilgili ayetlerde heykellerden bahseder, temasil. Sebe’/13. Kur’an Hz. Süleyman’ın heykellerinden söz ederken hiçbir eleştiri imasında bulunmaz bu çok ilginçtir. Temasil kelimesi enbita%52-53 te de geçer ama orada tapınılan put anlamındadır. Hz. Süleyman’ın sarayında temasil var, Kur’an ona eleştiri, imasında dahi bulunmaz, ama Enbiya suresinde ki temasil tapınılan put anlamına gelir.

………Bu ne demek şimdi ikisini yan yana getirdiğimizde, tahlil ettiğimizde çıkardığımız sonuç şu; Kur’an heykel objesini mutlak olarak olumsuzlamıyor. Peki, ne yapıyor? Heykel hakkında ki hüküm onun kullanım alanına göre değişiyor. Kullanım alanından yola çıkılarak karar veriliyor.

………Eğer heykelin durumu buysa resmin durumu haydi haydi budur. Resim hakkında bir yığın hadis var önümüzde, hayli rivayet var resim hakkında. Bu hadislerden bir kısmı söz, ama bir kısmı davranış. Bizzat Hz. Aişe’ye; İşte duvara bir perde gerdim perdenin üzerinde resim vardı diyor. ResulAllah gördü yüzünü ekşitti ve hiç hoşlanmadı, perdeyi indirmemi söyledi. Perdeyi indirdim ikiye yırttım iki tane yer minderi yaptım onu gördü hiçbir şey demedi diyor. Yani buna benzer başka örnekler de var. Yani mü’minlerin annelerinden verilmiş, Ümmü Seleme’den gelmiş, diğer annelerimizden gelmiş, peygamberimizin yakınında ki insanlardan gelmiş, yaşanmış örnekler var. Bunların tamamını burada nakledemem vakit yok, ama tamamından çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşacağım. Tabii eserde bunlar hep kaydedildiği için burada atladığım yerleri orada bulabilirsiniz, gönlüm rahat.

………Resim hakkında ki hadisleri ve sünneti, Hadisle sünnet aynı değil bunu artık biliyoruz değil mi? Hadis söz, sünnet davranış. Her hadisin içinde sünnet olmaz bazı hadisler sünnet taşırlar. Peygamberimizin davranışı sözünün önündedir, eğer ondan nakledilen bir sözle ondan nakledilen bir davranış çelişiyorsa önce söze değil davranışa itibar edilir. Bu çelişki de söz atılır davranış alınır bu çok önemli.

………Resim hakkında ki sünnet ve hadislerden çıkan şey şu, resim yapanların ahirette ki durumuyla ilgili hadisler var. Bir kategori böyle, resim yapan ahirette denilecek ki haydi buna ruh üfle, sen buna can ver. Allah onu hesaba çekecek hatta cehenneme atacak, lanetleyecek gibi çok ağır ifadeli hadisler de var. Bütün bunlar bir araya getirildiğinde resim hakkında ahirete müteallik olan bu hadislerin bir kısmının mevzuu, bir kısmının müdreç, sonradan arkasına ilave edilmiş olsa dahi bir kısmının sahih olma ihtimali hiç ihtimal dışı değil. Ama bunların hepsinde de Allah resulünün ahirette o kişinin cehennemlik olacağına dair herhangi bir öngörüde bulunduğunu asla düşünemeyiz. Ahkaf/9 ayeti orada durduğu sürece.

………Ne diyordu; Kul, ma küntü bid’an miner Rusul ben türedi bir peygamber değilimc ve ma edriy ma yüf’alu Biy ve lâ Biküm. Ben yarın bana ve size Allah’ın ne yapacağını bilmiyorum, bilmem, bitti. Bunu diyen bir peygamber bir ameli yapan bir kimseyi spesifik olarak senin cehennemlik olduğunu ben söylüyorum diyemez. Hele hele böyle ameli bir hususta. Münafıklığı tescilli olanlara bunu söylememiş olan, kendi eşine bizzat iftira etmiş Abdullah bin Ubey bin Selûl gibi bir münafık reise, kafirin kafiri bir adam olduğu halde, dışından Müslüman gibi göründüğü halde içinden ekferi kafir olan bir adama dahi bunu söylememiş olan Allah resulü. Hasbel kader çıkıp ta orada bir kuş resmi yapmış olan birine söyler mi?

………Dolayısıyla doğru bir bakış açısı ile bakmazsak efendimize haksızlık etmiş oluruz, sevgili peygamberimizin hakkını yemiş oluruz. Bu tıpkı şuna benzer, canına kast etmiş düşmanlarına Uhud’da dua eden bir peygambere, önünde namaz kılarken geçen çocuğa Allah senin belanı versin, Allah sana lanet etsin deyip oracıkta çocuğu öldürme rivayetine benzer. Olur mu bu? Bu peygamberimize hakaret olmaz mı bu bir.

………2 – Bu rivayetlerin bir de resim ile melek arasında ilişki kuranları var. Nedir o? Çok versiyonları var, resim giren eve melek girmez. Bu daha da izaha muhtaç bir durumla karşı karşıyayız. Burada bir soru var bu melek vahiy meleği mi değil mi, eğer vahiy meleği ise bu peygamberi ilgilendiren bir durum, yani sana bana vahiy gelmediğine göre bizim eve girse ne olur girmese ne olur. Dolayısıyla burada bir problem yok. Yok eğer bir çok rivayette ki genel kullanımında ima ettiği gibi her tür melek ise o zaman da şöyle bir problem çıkıyor, ölüm meleğini baştan defetmek için bir galeriye kapanmak yeter. Bir resim galerisine kapan ölüm meleğinden kurtul nasıl olsa gelemez.

………Şu durumda bu rivayetler sonraki dönemlerde mevcut kültürün hadisleşmiş şekli olarak görünüyor Allahu alem. Yani süpürüp almadığımız gibi süpürüp atamayız da. Biz mümeyyiz bir akılla bakarız, seçip ayıran bir akılla bakarız. Onun için rivayetlere yaklaşımımız nedir bizim? Rivayetlerin hepsini boş ver at bir kenara, (hayır), bunu söylemek için peygamberimizin dilsiz olduğunu ispatlamak lazım. Önce peygamberimizin dilsiz olduğunu ispatla sonra at. Böyle bir şeyi kim söyleyebilir. Bunu söylemiyoruz bunu söyleyenleri de tasvip etmiyoruz. Rivayet mi getir kurban olayım hepsine, torbamın içine koy hepsine iman ettim, bunu hiç söylemiyoruz. Ya ne yapıyoruz? Kur’an a arz ediyoruz. Ey Kur’an bunu onaylıyor musun, onaylıyorsan başımın üstünde. Çünkü senin onaylamadığını benim peygamberim söylemez, benim peygamberim Allah ile zıtlaşmaz. Bitti.

………3 – Hz. Aişe’nin şahitliğine dayalı olan rivayetler var bir de. Biraz önce bir perde rivayeti naklettim. Bürde rivayetidir meşhur. Rivayetlerin bir kısmında yaşanmışlık var, bu rivayetlerin sıhhati inkar edilemez çünkü yaşanmışlık var. Onların tümü dikkate alındığında şu 3 husus göze çarpıyor. Ben burada genel bir tahlil yapıyorum tüm rivayetler üzerinden. Ciddi bir emek mahsulüdür onu söyleyeyim. Tüm rivayetleri çıkardım çünkü.

  1. a) peygamberimiz resme karşı oldukça soğuk ve mesafeli duruyor. Bunda hiç kimsenin tereddüdü yok. Peygamberimiz resme karşı çok soğuk ve mesafeli. Yani resim deyince peygamberimiz yanına yaklaşmıyor. Hatta yüzünü ekşitiyor ve bizzat fiili müdahele ile bulunduğu yerden resmi defediyor.
  2. b) Fakat en şiddetli tepkisinde dahi put olarak telakki etmiyor. Putlara yaptığı muameleyi resme yapmıyor. Çünkü putları kırdırmıştı biliyorsunuz. Kendisi Kâbe’nin içindekileri bizzat devirmişti ve Taif’e göndermiş sahabesini, Halid Bin Velid’i Taif’in putunu kırdırmıştı, diğerlerini kırdırmıştı, hem de birer müfreze göndererek kırdırmıştı biliyorsunuz. Hatta hatta Taif’liler dediler ki ya Muhammed tamam biz teslim olduk, Taif’i sana teslim ettik, fakat bize biraz mühlet ver, bazı şartlarımız var ne olur onu kabul et. Nedir o şartlarınız? Hubel’e dokunma. Taif’in milli putu. Niye? o bize turist çekiyor, yanşi onun sayesinde ticaret erbabı geliyor, onun sayesinde burada canlılık yaşanıyor. Taif bölgenin aynı zamanda meyve deposu, yani Taif’in üzümleri meşhurdur hatta şehir arması nardır. Orası yayla çünkü. Ben dedi putları yıkmak için gönderildim, geçin onu yani ve yıktırdı da.

………İkinci şartları ya Muhammed biz biliyorsun ki üzüm imal ediyoruz. Üzüm imal etmemizden mütevellid Taif’in şarap sektörü çok büyük. Ebu Leheb’in Taif’te kiraladığı bağlar vardı düşünün. Taif’te bağ kiralıyor oradan şarap imal ediyor ta Mekke’de. Dolayısıyla bizim şarabımızı yasaklama, yani Taif’in ticaret sektörü bitmesin. Hz. Muhammed;) bizim için ne zararlıysa sizin içinde o zararlıdır dedi geçin onu.

  1. c) Taif’i Medine gibi harem ilan et, çünkü Taif yeşil bir yer, Taif’in yeşilliğine zarar gelmesin istiyoruz. Eyvallah dedi peygamberimiz. Bakınız olabilecek şeylere olabilir diyor. Taif’i harem ilan etti. Taif’i harem ilan etmek nedir? Doğal sit alanı ilan etmektir. Yani Taif’i harem ilan etti diye Mekke’den çıkıp Taif’e mi koşuyorsunuz? Koşmuyoruz gördüğünüz gibi.

………Onun için bu da aynı zamanda şunu gösteriyor makul olan talepler vardır, olmayan talepler vardır. Peygamberimiz kategorik yaklaşmıyor, analitik yaklaşıyor seçiyor. Makul olup uyulabilen şeyler var uyulamayan şeyler var. Onun için dinde izah edilebilen, uyulabilen şeyler olur, ama dinin mutlak reddettiği hususlarda pazarlık olmaz, onlar reddedilir tevhid böyledir Tevhid’de pazarlık olmaz.

………Hz. Aişe’nin ikiye bölüp minder yaptığı resimli örtü olayında da görülüyor bu. Eğer tazim görüntüsü uyandırmıyorsa peygamberimiz resme ses çıkarmıyor. Yani resim perdedeyken duvarda asılı oluyor ya, ona kızıyor. Ama o perdeden inip te yer minderi olunca ona bir şey demiyor. Çünkü üstüne basıldığı, üstüne oturulduğu için orada tazim amacı yok. Demek ki resme yaklaşımda resmin ne için kullanıldığı esas alınıyor, önemli bir husus.

………Allah resulünün resim karşıtı tavrı kabirlere ve kabir ziyaretine olan tavrına benziyor. Peygamberimiz kabir ziyaretini yasaklamıştı. Esasında Kur’an da yeriliyor, nedir? Elhakümüt tekâsür, Hattâ zürtümülmekabir. (Tekasür/1-2) Kabir ile ziyaret aynı cümlenin içinde geçiyor, kabir ziyareti helâk etti sizi. Ama burada sıradan bir kabir ziyareti değil bu. Nedir? Övünmek maksadıyla, kabilecilik maksadıyla, kavmiyetçilik maksadıyla kabir ziyareti yasaklanmış burada. Peygamberimiz önce yasaklamıştı sonra serbest kıldı kuntü neheytukum an ziyaretil kubur fezuruha. Daha önce kabir ziyaretini yasaklamıştım, artık ziyaret edebilirsiniz. Ama niçin? İbret alma maksadıyla.

………Ölümden ibret alın diye ResulAllah serbest bıraktı, ama bugün kabirler ibret almak maksadıyla değil talimat almak maksadıyla ziyaret edilir hale geldi. Yani kabirlerden yönetilen şehirler toplumlar, kalabalıklar, kitleler oluşmaya başladı bunun için değil. Bunu görseydi yasağı hiç çözmezdi Allah resulü onu da söyleyeyim.

………Şimdi peygamberimizin resme karşı bu mesafesi soğukluğu ve resmi reddetmesinin sebebi ne? Bu açık, cahiliye toplumu şirk hastalığı iliklerine kadar işlemiş bir toplum. bunun tersini kimse söyleyemez, onun için peygamberimiz resme çok ciddi bir mesafe koyuyor.

………Hani roman kardeşlerimiz kusura bakmasınlar onları gerçekten severim onlar da saf, güzel bir taraf bulurum ben. Ama roman kardeşlerimize Allah bir şey vermiş şöyle bir dümbelek sesi duyduklarında, ritim duyduklarında oturdukları yerden ritme uymaya başlarlar değil mi. Yani benzetmek gibi olmasın da cahiliye ehli öyle bir halin içinde ki Allah’a aracısız kulluk etmeye karşı önyargılılar, Allah’a aracısız kulluk edilmez. Uzak Allah inancı onları, ellerine geçirdikleri her şeyi Allah’a ulaşacak vesile ittihaz etme gibi bir sapıklığa itmiş.

………Düşünsenize Hz. Ömer anlatıyor, biz cahiliye döneminde diyor annemiz, karımız eşimiz helva yapardı bize bağda bahçede yesin diye helvayı gidene kadar önce put şekline getirir ona tapardık, acıkınca da yerdik. Bu hastalık değil de nedir. Şekilsiz taş ve ağaçları Allah’a ulaştıracak aracılar olarak tapan müşrikler şekil gördüklerinde ne yapmazlar bir düşünsenize. Yani bugünkü gibi bir heykeltıraş ellerine geçseydi eğer herhalde sabaha kadar uyumazlar putun önünde secdeden kalkmazlardı. Bir suret gördüklerinde damarlarında ki şirk kanı kaynamaya başlıyor fokur fokur, yerlerinde duramıyorlar. İşte resim yasağının temelinde yatan espri bu. Çünkü adamlar bir fotoğraf, resim veya resme benzer bir şey gördüklerinde hemen tapmak istiyorlar.

………Sözün özü Müslümanın hayat ve hakikat tasavvuru eşyanın görünen kısmına odaklanmamalı. İslam ve Hıristiyanlık, resme iki bakış farkı. Naçizane kanaatim o ki Allah resulünün resme soğuk bakması sadece döneme özgü ve geçici bir tavır olarak algılanamaz.

………Deminki tahlillerimden yola çıkarak sadece müşrik toplum için geçerlidir kanaatinde olduğumu sanmayın. Resme karşı Müslümanların soğukluğu, mesafesi daha doğrusu hep sürmeli. Neden? Bu soğukluğun, insanoğlunun temel zaaflarından bir ya da birkaçıyla ilgili olduğunda şahsen hiçbir tereddüdüm yok. Bu nebevi tavır esasen sadece resme indirgenemez. Bu tavrı vizyona, görselliğe yönelik bir tavır olarak okumak daha isabetli görünüyor.

………Görsellik çağında yaşadığımızı unutmayın. Allah Allah, çok acayip bir durumla karşı karşıyayız farkında mısınız. Farklı olmak adına insanlar maymun olabiliyorlar. Şebek gibi bakıyorsunuz Neden? Sırf farklılık için, sırf dikkat çekmek için. Yahu insana para verseniz akıllı birine, kafanı şöyle yaptır, saçını böyle yaptır, hayır azizim bu öyle tercih mercihle açıklanacak bir durum değil, bu korkunç bir vizyon tapıcılığı ile, şekilcilik, şekil putperestliği ile açıklanacak bir şeyle karşı karşıyayız. İnanın para verin yaptıramazsınız. Peki, yakışmış mı, herhangi bir estetik zevke uygun mu? Alakası yok. Nedir peki? Tek derdi dikkat çekmek. Tek derdi dikkat çekmek olan insanın hakikat diye bir derdi yoktur. Düşünebiliyor musunuz  dikkat çekmenin tek yolu farklı olmaksa eğer herkesten farklı olmak için yapmayacağı şey, affedersiniz yemeyeceği nane yok.

………Bu mu yani, insanı nasıl şebeğe, maymuna çevirir bu duygu biliyor musunuz? Şimdi öyle bir çağa giriyoruz yakında inanın şaşıracaksınız, belki de şaşırıyorsunuz, belki de ben yeni görüyorum, belki sizin çok oldu göreli cehaletime verin.

………Özellikle görüntünün büyüsüne kapıldığı için bir tür kendine gelemeyen modern zaman insanları göz önüne alındığında resme karşı olan nebevi tavrın hikmeti daha bir anlaşılır. Nedir resme karşı bu nebevi mesafenin insanın temel zaaflarına karşı illeti? Susan Sontag’dan bir cümle nakledeyim, resim üzerine diye güzel bir kitabı var; Resim, bizim dışımızdakini ele geçirme tutkusunu ifade eder diyor. Altını çiziyorum aynen böyledir, ele geçirme tutkusu.

………Bir başka batılı şöyle diyor insanlar var olduklarından emin olmak için resim çektirmeyi severler. Allah Allah, var olduğundan emin olmak için fotoğraf makinesinde kendini görmek istemek nasıl bir şey Allah aşkına? Yani bu adamı kontrol etmek lazım, muayene ettirmek lazım. Varlığından emin olmak için fotoğrafını mı görmesi lazım? Kendini çimdikle canın acıyorsa varsın. O bile komik oldu bakın?

………Aslında benim de gerekçelerim var.

………1 – Müslüman resme mesafesini korumalıdır, anı mutlaklaştırmaktır resim, zira resim anı dondurur, Hallâk her an yaratandır. Başındaki ağarmış saçları sev arkadaş, dökülmüş saçlarını da sev. Çünkü her dökülen saçın yaşadıklarının delilidir. Her ağaran saçın yaşadıklarının delilidir. Onların her birinde müthiş bir hafıza vardır biliyor musunuz? Onun için sev arkadaş. MâşaAllah 85 yaşındayım diyor, saçımın bir tane akı yok. Belli ki berberden yeni çıkmış. Yani problem ne? Problem kendisi ile barışık değil. Problem aslında Allah’ın sünnetiyle de barışık değil. Eşya, insan yaşlanır, zaman geçer zaman geçince insan da zamandan iz kalır, kalmalıdır da. Bu muhteşem bir şey, bu güzel bir şey.

………Dolayısıyla bakın bu çeşitliliğimizle güzel değil mi. Aslında karşınızdaki insanın bilgeliğini biraz da bunlar göstermiyor mu? Yoksa bilgeliğini ilk bakışta nasıl bileceksiniz. Bu ağaran saçlar çok görmüş geçirmişlik alameti dersiniz anlatabiliyor muyum? Evet anı mutlaklaştırmaktır resim.

………2 – Eşyayı zahirine mahkûm etmektir. Resim basirete değil basarata hitab eder. Efendimiz ne diyor du? Erinel eşyae kemnahi. İlahi, Allah’ım bana eşyayı olduğu gibi hakikatiyle göster. Biz ise eşyanın dış yüzüne mahkûm oluyoruz. Sadece vizyonuna odaklanıyoruz onun içinde eşyanın içini merak etmiyoruz. İçini merak etmediğimiz için de, eşya dediğim Arapça da ki eşya ile Türkçe de ki eşya aynı şeyi ifade etmiyor maalesef. Türkçe de artık kalıplaşmış onun için elimize alıp koyduğumuz şeyler. Oysa şeyler demektir bu manada insan da eşyadır, eşyadan bir şeydir. Hatta Allah’a şey denir mi denmez mi tartışılmıyor ama “şey” dir, yani bir şey. Dolayısıyla şeylerin bir de mahiyetleri var şeylerin tek görünen tarafı değil ki, görünen tarafına mahkûm olan görünmeyen tarafını ıskalıyor demektir.

………Resim çok aşırı konuşmayayım dinen kökten bir yasağa muhatap olmadığını zaten yukarıdan beri söyledim. Bu yeterli yani. Onun için resimle meşgul olan kardeşlerimiz bu manada müsterih olmuşlardır. Ama şimdi resme mesafemizin neden gerekli olduğunu da söyleyeyim. Resim sanatkârını teşhirci, seyircisini bir tür röntgenci yerine koyar. Resim albenilidir verdiği mesaj da beni al dır. Beni al diye bağıran resim en iyi resimdir çünkü resmi yapan zaten onu alsınlar diye yapmıştır. Yani bakmak ta al beni dir. Bakılmasın diye resim yapılır mı, daha fazla bakılsın diye yapılır.

………3 – El Musavvir olandan rol çalmak anlamına gelen bir tarafı vardır. Her resim böyle değildir tabii. Batıda ressamın yaratıcılığı ile yaratıcıya yaklaştığı söylemleri az değildir. Bizde değil ama batıda, özellikle ikonoklast batıda, ikonacı batıda, yani kilise içinde ki tasviri, işte baba oğul ruhul küdüs tasvirlerini kilisenin bir parçası olan, hatta imanın bir parçası kılan Hristiyanlıkta resim, tanrıdan rol çalmak gibi görülmüştür. Daha doğrusu çalmak değil rol almak gibi görülmüştür.

……...Leonardo da Vinci bir sanat olarak resim hakkında bir kitabı var, resim yaratmaktır diyor orada Leone Battista Alberti diye bir zat resim risalesinde diyor ki sanırım kendisi resimle ilgili biri, resim tüm sanatların efendisidir, sultanıdır diyor. Yunan ve Roma paganizmi kilisenin içine resmin sırtında taşındı. Evet, Yunan ve Roma putperestliği kiliseye resmin içinde taşındı. Kilisenin içine sokulan resim Hıristiyan üçleme akidesini de destekliyordu. Kilise resmi okuma yazma bilmeyen orta çağın cahil kitlelerine teslisi anlatan bir fotoroman, bir resimli roman olarak kullandı.

………İş bu noktada kalmadı batıda kilise resmi, insanın tanrının yerine geçirilmesi projesinin bir parçası yapıldı. Ne yaptı? Hümanizmde -biliyorsunuz her şeyin ölçüsü insandır görüşü dür.- resim Truva atı oldu. Eğer insan tanrının yerine geçmek istiyorsa bunu kanıtlaması lazım. Tanrılığın ilk kanıtı yaratmak, bu sorun da resimle çözülmüş oldu. İnsan yaratır mı? Aaa..! Resim yaptık ya. Bakın, Da Vinci ne diyordu? Resim yaratmaktır. Yani tanrı yaratır, biz de yaratırız haşa işte görüldüğü gibi mantık bu.

………Müslümanların resmi var mı? Var. Müslümanları resmi Hat’tır, soyut resim. Bir ara Picasso Paris’e geliyor Paris’te Kuzey Afrikalı bir Müslümanın sergisine katılıyor orada Hattı görünce hayran oluyor ondan kısa süreli de hat dersleri alıyor. Bizim soyut resmi bulmak için 100 yıllar geçmesi gerekti, Müslümanlar soyut resmi 100 yıllar önce bulmuşlar diyor orada.

………Aslında bizim minyatürümüz de var biliyorsunuz minyatür, bizdeki resmin karşılığı. Fakat minyatürde bir farklılık var farkında mısınız? Perspektif yokluğu. Minyatürde perspektif yoktur, perspektif; mesafe biliyorsunuz. Yani nesnelerin görünümünü 3 boyutlu olarak düz bir yüzeyde, yani 2 boyuta indirgeyerek, göstermeye yarayan bir iz düşüm tekniğidir. Organların tenasübü yani mesafe ve büyüklük tenasüptür. Perspektif yoktur minyatürde neden? Kasıtlı yoktur, Müslüman ressamlar perspektifi bilmediği fark etmediği için değil. Perspektifi fark etmek zor değil ki baktınız mı görünüyor zaten, öndekiler arkadakilerden farklı görünüyor yani önden arkaya gittikçe küçülüyor, buna perspektif diyorlar.

………Peki minyatürde niye yok? Allah’ı taklitten kaçmak için, bilinçli bir kaçış, yani olduğu gibi resmetmiyor, fotoğraf çeker gibi resmetmiyor Müslüman minyatürcü. Levni’nin minyatürlerine bakın bunu görürsünüz. Dolayısıyla Müslüman sanatkârlar buna özen göstermişler, bilinçli bir biçimde perspektiften kaçınmışlar ki eşyayı fotoğraf gibi görüntülememişler. Kaçınmışlar ki yaratmayı taklit ediyor görüntüsü vermemek için.

………Kur’anî çerçeve: El Musavvir belli Malûm Haşr/24. Ayetinde geliyor “HU”vAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl’ Esmâ’ül Hüsnâ. (Haşr/24) El Musavvir olan Allah’ın kâinatta tecellileri var. Nedir o? Varlık tamamen ilahi bir tasarımdır. Eğer Bing beng dedikleri var oluş patlamasından sonra o patlama mevcut oluşundan daha şiddetli olsaydı bugün hayatla karşılaşmazdık diyor alimler, daha hafifi olsaydı yine hayatla karşılaşmazdık. O patlama öyle bir şiddette olacak ki, bugün hayatın son meyvesinin hayatı olsun, varlığın en olgun meyvesi hayat olsun.

………Ol emrinden sonra ki patlamayla başlayan sürecin canlı varlığı da kapsaması için Proton sayısının anti protonlardan fazla olması lazımdı, nitekim öyle olmuştur. Yine nötron sayısı anti nötron sayısından çok olmalıydı, nitekim öyle olmuştur. Kâinatta canlılığın oluşa bilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri şimdi olduğu ölçüde olmalıydı. Eğer bu atom altı parçacıkların kütleleri olduğundan fazla, yada olduğundan az olsaydı bu kâinat böyle oluşmazdı. Protonlar ve lektronlar farklı kütlelerine rağmen elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler bu denge sayesinde elektronun yörüngesi oluşur. Eğer bu denge sağlanmasaydı hayatı var eden atomlar oluşmayacaktı. Eğer evrende ki nötronun miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşmazdı. Daha fazla olsaydı bu seferde galaksiler çok sıkışık olacak, canlı varlık oluşmayacaktı.

………Böyle say gitsin Yani el Musavvir neydi? Eşsiz benzersiz tasarım yapan, tasarlayan. Rabbimiz eşsiz benzersiz tasarım sahibidir. Kâinatı, varlığı eşsiz ve benzersiz tasarlamıştır, eşsiz ve benzersiz tasarlayan el Musavvir olan Allah’a dua.

………Amin, Ya Musavvir, ya Allah suretleri eşsiz benzersiz tasarlayan sensin, suretimizi Nûrunun tecellisine ayna kıl ya Rabb. O suretlerin içine birer siret yerleştirensin, siretimizi nebinin siretine ayna kıl ya Rabb. Ya Musavvir ya Allah tasvir yapmaya kâdirsin insanın hayaline, hayallerimizin ipini hevamızın eline verme ya Rabb. Tasavvurunu vahyin inşa ettiklerinden eyle de Kur’an neslinin inşasını bize çok görme ya Rabb. Amin, amin, ya Mu’in velhamdülillâhi rabbil alemîn.

………ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)

………Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 02 Şubat 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: