RSS

ESMA DERSLERİ – 20 – EL MUSAVVİR (A)

09 Şub

367-el-musavvir-2

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………*****************************************************************

………El-MUSAVVİR

………Bu isimde eşyaya en güzel şekil vermek ve onları en biçimli tarza sokmak itibariyle O’na mahsustur. Bu, fiilin vasıflarıdır. Bunun hakikati ancak kâinatı tam olarak bilen, sonra ayrı ayrı yaratan Allah’a mahsustur.

………Evet, kâinatın tamamını birçok organdan teşekkül  tek şahıs olarak mütalaa edebiliriz. Onun azaları ve eczası gökler, yıldızlar, yer, su ve havadır.

………Bunlar gayet tertipli şekilde yaratılmışlardır. Hem öylesine muhkem bir tarzda ve tertip de ki, bu tertip, azıcık bozuluverecek olursa bütün nizam altüst olur. Üste konması gereken, üste; alta konması icap eden de alta konmuştur. Tıpkı bir bina gibi. Temel taşları alta ve kereste kısmı üste konmuştur. Bu, tesadüfi değil, bilâkis önceden tasarlanıp da öyle yapılmıştır. Bunun aksini düşünüp de taşları üste, ağaç kısmını, alta koysalar, bina yerinde durabilir mi? Duramaz, şeklini kaybeder.

………İşte yıldızların yukarda, yer ve suların (deniz ve nehirlerin) aşağıda yaratılmasındaki hikmet ve sebepleri böyle anlamalıyız. Kâinatın yarısına kadar gitsek, nizam ve intizamındaki hikmetleri sayacak olsak bitiremeyiz. Ayrı ayrı her şeyin hikmetini bilen, El-Musavvir isminin manasını daha iyi anlar ve bilir.

………Bu tasvir ve tertip, âlemin her parçasında mevcuttur. Hatta karınca ve zerre de bile mevcuttur. Hatta ve hatta karıncanın organlarında bile bu akla durgunluk, kalbe heyecan veren nizam ve intizam, mevcuttur.

………Canlı varlıklarda en küçük bir organ olarak bilinen gözün yapısını anlatacak olursak bitiremeyiz. Gözün tabakalarını, şekillerini, miktarlarını ve onda olan renkleri ve bu renklerde gizli olan yüce hikmetleri bilmeyen, gözü ancak zahiri görüşündeki şekli ile bilmekten öteye bir adım bile atamaz.

………Her canlı hayvan ve bitkide hatta onların her parçasında da aynı şeyi söyleyebiliriz.

………TENBÎH:

………Bu isimden kulun nasibi şu olmalıdır. Önce kendi nefsinde bütün âlemin şeklini ve suretini görmelidir. Derin derin düşünüp tafsilâta geçmelidir:

………Önce (Eşrefi mahkûkât) olan insana bakar. İnsan vücudunu iyice inceler, vücutta bulunan cismanî organları gözden geçirerek, nevilerini, adet ve terkibini, yaradılışında ve tertip edilişindeki hikmetleri öğrenir, sonra, onun idrak, irade gibi manevî niteliklerine bir göz atar, düşünür, düşünür.

………Bunu takiben, gücü yettiği kadar hayvanat ve nebatatın suret ve şekillerini inceler ta hepsinin şekli kalbinde yer edinceye kadar. Tabii bütün bunlar, varlıkların cismani olan nevilerin şekil ve suretlerini bilmeye matuf şeylerdir.

………Bir de bunun ruhanî tertibi vardır ki; bu melekleri ve mertebelerini, yıldızlarda, göklerdeki vazifelerini bilmek demektir.

………Ondan sonra beşeri kalplere tasarruf etmeye başlar, onları doğru yola irşat etmeye koyulur.

………Sonra hayvanlara karşı tasarrufa girişir ve onları ihtiyaçlarına doğru sevk eder. İşte bu isimden kulun nasibi bu olmalıdır. Yani vücûdî şekle mutabık ilmî suret kazanmalıdır kul. Çünkü nefsin şeklini bilmek, malûmun şekline mutabıktır. Allah’ın suretleri bilmesi, suretlerin ayan’da mevcut olmasına sebeptir.  Ayanda mevcut olan suretler ise ilmî suretlerin insan kalbine hasıl olmasını sağlar. Böylece kul, Allah’ın isimlerinden olan (El Musavvir) isminden istifade ederek, kendi ruhuna şekillendiricilik vasfını kazandırmış olur.

………Hattâ öylesine ki kendi de bir Musavvir (şekillendirici) durumuna gelir. Tabiî bu, mecaz yoluyladır. Çünkü o suret, yani kulun ruhuna gelen suret, gerçekte Allah halk edilmiştir. Kulun bunda en ufak bir rolü yoktur. Lâkin kul. Allah’ın, Rahmet pınarlarından istifade etmeye koşar.

………«Bir kavim özlerinde ki (güzel hal ve ahlâk) i değiştirip bozuncaya kadar Allah şüphesiz onun (halini) değiştirip bozmaz.» (Ra’d/11)

………İşte bundan dolayıdır ki Resûlüllah (S.A.V.) şöyle I buyurmuşlardır:

………“Zaman günlerinde Allah’ın nefhaları vardır, ona koşuşun. Belki biriniz ondan bir nefha alır da bir daha şâki olmaz.” (İ. Gazzali/ Esmâ’i-Hüsna-85-86)

………************************************************************

………EL MUSAVVİR

………Taalluk

………Kalp ve zihne doğan manaların anlaşılması ve tasavvur edilmesi amacıyla bu isme ihtiyaç duyulur.

………Tahakkuk

………Allah a’razları (şekil, kütle ve diğer nitelikler) yaratandır. Bu ise ilimde takdir, a’yanların yani cevherlerin icadından sonraya kalan üçüncü derecede bir yaratılıştır. Nitekim Kur’an da şöyle buyurulmuştur;

………“Allah ki Hâlık, Bâri’, ve Mysavvir’dir”. (Haşr/24)

………Tahalluk

………Kul da sorumlu olmakla birlikte saadet kaynakları olan ibadet ve marifetullah alanlarında oluşan özel suretlerin mevcudiyeti zorunlu olarak bilinmekle birlikte bu konuda uyarılması gerekir Zira onlar bunun farkına varmayabilirler. (İbn. Arabi/Allah’ın isimlerinin sırrı ve manalarının keşfi-61)

…………………………………………………….

………Bu isim beşinci ğöğü, onun feleğini ve yıldızını yaratmaya yönelmiştir.

………Bunun zuhuru Gafr menzilindedir. Allah onda ruhların, cisimlerin ve unsur âleminde ki bilgilerin suretlerini izhar etmiştir. Onlar Cuma günü görevlendirme yoluyla tam etkiye tahsis edilmiştir. Allah buraya Yusuf’u yerleştirmiş, ondan re harfi ortaya çıkmıştır. (İbn. Arabi/F. Mekki-9/107)

………………………………………………………………………….

………El Musavvir İlâhi ismi (Tasvir mertebesi)

………Zatımızı tasvir edeni bilirsen,

………Varlıkta her şey benzerdir bunu da bilirsin.

 

………Bu durum benim size söylediğim gibi ise

………Hükmüm sahih ve benzerlik de sahih.

 

………O’nun nezdinde ne varsa, bizde var ise,

………Bu söz doğru ise derecelenme nerede kaldı?

 

………Evet, O benim hakikatim, ben O değilim,

………Ben ona denk olsaydım karşıtlık kalkardı.

 

………Bu mertebenin sahibi Abdulmusavvir diye isimlendirilir. İnsanlar arasından resim ve suret yapıcılar, yaratıcı olmadığı halde Allah’ın yarattığı gibi bir şey yarattığını iddia edenlerdir. Yaratıcı sadece Allah’tır, Allah şöyle der;

………topraktan kuş sureti yaratır… (Maide/110)

………Burada Allah Hz. İsa’yı yaratıcı diye isimlendirmiş. Hâlbuki yaptığı iş kuşun suretinden ibaretti. Heyet ise kuşun suretidir ve her suret mahsus (duyusal) hayatın ortaya çıkmasına kabiliyetlidir. Allah ise sureti yapanı kınamış ve korkutmuştur, çünkü onun yaratılışını tamamlamamıştır. Bir suretin yaratılışının tamamlanması, duyuda algılayacak şekilde canlılığın onda görünmesi demektir. Halbuki ressamın ve suret yapıcının buna gücü yetmez. Bu durum insanın duyuyla idrak edilen canlılığın ortaya çıkması gerekli olmayan güzel suretler yapmasına benzemez. Söz konusu suretlere misal olarak bitki, maden, felek ve farklı şekilleri verebiliriz. Burada suret şeklin ta kendisiyken tasvir zihinde şeklin kendisi değildir.

………Bilmelisin ki Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı. (Allah Âdem’i O’nun suretinde yarattı) Buradan O’nun sureti” ifadesinde Allah’a dönen zamirin Âdem’in ’Onun hakkında ki inancının sureti olduğunu anladık. İnsan O sureti düşüncesi veya vehmi veya tahayyülünden yaratır ve “Bu benim rabbim” diyerek ona ibadet eder. Allah insanda tasvir gücü yaratmıştır. Bu nedenle onu bütün âlemin hakikatlerini içeren bir varlık olarak yarattı. İnsan rabbine hangi surette inanırsa kendisine öyle ibadet ederken âlemin bütün hakikatlerini, ihata eden suretinin dışına ise çıkmaz. Dolayısıyla Allah’ın (Suretini tasavvur ederken) O’na kendi insanlığını veya insanlığından (kaynaklanan bir anlayış) tam ve kâmil olarak yansıtması gerekir. Tenzih etmesi gereken bir özelliği O’ndan tenzih etseydi bunun sonu da bir sınırlama olacaktı. Kim yaratıcısını tanımlar ve sınırlarsa hiç kuşkusuz O’nu kendisi gibi tanımlar ve sınırlar. Bu nedenle Allah peygamberin diliyle;

………Allah’a sanki O’nu görür gibi ibadet et” Buyurdu.

………Burada görmek benzetme ve temsil anlamı taşıyan edatla zikredilmiştir.

………Başka bir hadiste;

………Allah namaz kılanın kalbindedir.” Denilir. Bir ayette;

………Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (Bakara/115)

………Denilir. Bir şeyin yüzü, onun zatı ve hakikatidir. Allah kulunu hangi şekilde var etmişse, yöneldiği yer o suret olduğu gibi yüzü de o surettedir.

………Söyleneni anladıysan şunu öğrenmiş olursun; Allah aklın delilinin reddetmiş olduğu hususları kendisi adına ispat etmiştir. Bu bakımdan uyulmaya lâyık olan Hak’tır. İnsan nefsinde ibadet ettiği bir suret inşa eder. Demek ki insan tasvir edendir. Aynı zamanda yaratılmıştır, başka bir ifadeyle Allah insanı inşa ettiği surette ibadet eden kul olarak yaratmıştır.

………Kul ancak yaratıcısını inşa eder,

………Onu yaratan ise inşa ettiğidir.

 

………O bütün varlıkları yaratan,

………Bir kan damlasından veya ‘alâkadan yarattı.

 

………Yaratmasına yaratanın varlığını ekledi,

………Müstağnilik O’nun, muhtaçlık onun niteliği.

 

………O’nun iki niteliği bir araya gelmiş,

………Bu nedenle onu geçti dedik.

 

………Mü’min kul Hakkın kendisini yükümlü kıldığı amellerin suretlerini en güzel ve yetkin bir şekilde var edip onları ortaya çıkarırken Allah ona amelinden var ettiği her surete ruh üfleme gücü verir. Bu güç amelde ki ihlas ve huzurdur. Allah yaptığı surete rabbinin izni le üflenmiş ruha sahip suretin yapıcısını kınamamıştır. Bu üflemeyle birlikte söz konusu suret rabbinin hamdini tespih eden ve dile getiren canlı bir varlık olarak meydana gelir. Buna mukabil Allah canlılık ve hayat istidadına sahipken yaratıcısıyken hayat vermediği sureti yapanı kınamıştır. Suretin istidadına göre onu inşa eden hayat vermese bile, Allah ona hayat verir. Böyle bir tasvir edici Allah tarafından kınanır.

………Allah alemde kendisini var eden sebeplerden ortaya çıkan her sureti yaratma bakımından kendisine nispet etmiştir. Ayette bu amel sahipleri hakkında;

………Allah sizi ve amellerinizi yaratmıştır”. (Saffat/96) Buyurur.

………O halde Allah senin olduğu kadar sana izafe edilen amellerin de yaratıcısıdır. Nitekim;

………Attığında sen atmadın ” (Enfal/17) Buyurur.

………Allah senin için olumladığı bir işi senden olumsuzlamış, sonra kendisi adına olumlayarak şöyle demiştir. “Fakat Allah atmıştır.” Halbuki atan kuldur. Allah ona kendi adını vermiş, onu bu ad ile isimlendirmiştir. Geride onu isimlendirdiği gibi süsleyip süslemeyeceği hakkında konuşma kalmıştır. Biz kulun attığından kuşku duymadığımız gibi “Fakat Allah attı” ifadesinden de kuşkuya kapılmayız. Allah atma fiilini önce kuldan olumsuzlamış, kulluk adını ondan düşmüş sonra kendi adıyla adlandırmıştır. Çünkü isimlendirilen birinin olması kaçınılmazdır ve o da bir hakikat/varlık olması bakımından – kul olması itibarıyla değil.- kulun kendisidir. Çünkü kul ismi efendilik hükmünü kabul etmezken onun kendisi ve hakikati kulluğu kabul edebileceği gibi efendiliği de kabul eder. Buradan kendisi için yaratılmış olduğu isim yer değiştirmiş, Kendisinden var olmuş olduğu isim ona verilmiştir. Bu durum “fakat Allah atmıştır” ayetinde belirtilir.

………Allah yarattıklarına karşı böbürlenmez ve O’nun söylediği her söz işin kendinde bulunduğu durumun ifadesidir. Allah zatı gereği olumsuzlamayı gerektiren bir işi olumsuzlamış, zatı gereği sabit kalmayı hak eden bir işi sabit bırakmıştır. Hakikatler ise kendi yerlerinde –gerçekte onlardan hiçbir şey değişmeksizin ve bozulmaksızın- Kalmıştır.

………Bununla birlikte bir grubun düşüncesine göre bozulma ortaya çıkabilir ve bozulma olmasaydı, varlıkta bozulmanın hükmü bulunmadığı için eksiklik meydana gelirdi. Dolayısıyla onun da varlıkta bulunması gerekir. Çünkü varlığın kemale ermesi kaçınılmazdır. Bu durum eksiklik hakkında söylemiş olduğumuz “Varlığın kemalinin bir yönü kendisinde eksikliğin bulunmasıdır.” İfademizin anlamıdır. Bununla birlikte varlıkta eksiklik selbî bir durum olarak bulunabilir. Fakat işleri bulundukları hal üzere anlayan kimseler için onun hükmü açıktır.

………Tasvir mertebesi Halk; (yaratma) mertebesinin sonuncusudur. Onun ardında genel itibarıyla yaratmaya ait mertebe yoktur ve sonuncu mertebe budur. Buna mukabil bilgi yaratma mertebelerinin ilki iken ilâhi hüviyet bütün bunlarla nitelenendir. Bu nedenle Allah “O” sözüyle başlamıştır, çünkü hüviyetin varlığı kaçınılmazdır. Sonra olumlama ve olumsuzlamada bu zamirle bitirerek şöyle der;

………O Allah ki O’ndan başka İlâh yok” (Haşr/22)

………Burada Allah gaybı ve şehadeti bilmekle ilgili sıfattan başlamış, el Musavvir ismi ile bitirmiş, ardından belirli bir isim zikretmeden şöyle demiştir;

………En güzel isimler O’nundur.”  (Haşr/24)

………Allah;

………Göklerde ve yerde her şey O’nu tesbih eder.” (Haşr/24) der.

………Halbuki yer yüzünün içindekiler dememiştir.. Çünkü yeryüzünde ki insanların çoğu O’nu tesbih etmez. Öte yandan O’nu tesbih edenler her hallerinde O’nu tesbih etmez.

………Öte yandan O’nu tesbih edenler her hallerinde O’nu tesbih etmez. Buna mukabil yeryüzünün kendisi Allah’ı her durumda tesbih ederken içinde bulunan melekler ve maddeden ayrık ruhlar da O’nu tesbih ederler. Allah;

………Gece ve gündüz O’nu tesbih ederler bıkmazlar.” (Enbiya/20) Der.

………Burada Allah teşbihi sürekli yapanı dikkate almıştır ki, o da yeryüzüdür.

………Kur’an ı Kerîm’in başka ayetlerinde de yeryüzündekilerin teşbihini dikkate almıştır. Bununla birlikte onlar Âlemin bir kısmıdır.

………Yedi kat gökler, yeryüzü ve onlarda bulunanlar Allah’ı tesbih eder.” (İsra/44)

………Burada akıllı varlıklar için kullanılan “men” (o kişi) edatı getirilmiştir. Sonra ifadesini pekiştirerek;

………Her bir şey O’nun hamdini tesbih eder.” (İsra/44) denmiştir.

………Ardından ifadeyi daha da pekiştirerek;

………Fakat siz onların teşbihlerini anlayamazsınız”. (İsra/44) denmiştir.

………Burada da “men” edatı gelmiş, “ma” (o şey) edatı kullanılmamıştır. Haşr suresinde “men” edatı kullanılmamış “ma” edatı getirilmiştir.

………Dilci Sibeveyh şöyle der; “ma edatı her şey için kullanılır, fakat bütün var olanları kuşatmaz” Böylece geride kalan ve teşbihte zikredilmeyenlerin kalpleri ürperir Bunun üzerine Allah onların kalp kırıklığını onarmış, korkularını ayetin ardından söylemiş olduğu;

………her şey O’nun hamdini tesbih eder.” Ayetiyle gidermiştir. Allah onları överken insanların, onların teşbihlerini bilmediğini söylemekle ifadesini pekiştirmiştir. “Fakat siz onların teşbihlerini anlayamazsınız”.

………Burada ki telafi ve onarma maruz kaldıkları kırıklığın karşılığıydı. Bu ayetle onların sevinci pekişmiş ve artmıştır. Gerçekte bu bir artış değil, kırılmanın ortaya çıkardığı yeri imar etmek demekti. Çünkü Allah her şeyin O’nun hamdini tesbih ettiğini bildirmiştir ve vakıa da bu şekildedir. Binaenaleyh bu ifade kırıklığın yol açtığı gediği kapatmıştır. “Fakat siz onların teşbihlerini anlayamazsınız.”

………Burada istidrak edatı olan “fakat” kullanılmış, Allah bu özel teşbihte –başkalarından ayrı olarak- onların yalnız kalmasını arzu etmiştir. İnsanlar bu teşbihi bilselerdi onunla Allah’ı överlerdi.

………Tesbih edenler sürekli suret inşa ederler ve bu yönüyle onlar inşa ettikleri suretlere ruh üfleyen ressamlardır. Suretleri meydana getirmek dünya ve ahiret hayatında süreklidir. İnşa dünyada sona erse bile sürekli devam eder.

………Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.” (Ahzab/4)

………(İbn. Arabi-F. Mekkiye/C;16 – S.252-257)

………***********************************************************

………EL BÂRİ’

………El Musavvir, Heba’nın maddelerinin hazine kapılarını ”suret anahtarı” ile açan demektir.

………El Musavvir, ehli keşif ve şuhûd’un gönül bahçelerini tecellilerini izhar etmesinin nurlarıyla ve ayetlerinin gelişlerinin eserleriyle süsleyen demektir.

………Binaenaleyh Hak, suretleri belirleyen ve heyetleri hazırlayan, misalleri misalleyendir. O zahirleri genel anlamda batınları ise özel olarak tasvir eder.

………Bilinmelidir ki: ‘tasvir’ mertebesi, yaratma/Halk mertebelerinin sonuncusudur; Bu mertebelerin ilki ise, ilimdir; ‘halk’ ise, ilim ve tasvir mertebeleri arasında bir berzahtır.

………Aynı şekilde, insanın zuhûru da yaratılışta cismânîlik mertebelerinin sonuncusunda gerçekleşmiştir. Bu nedenle de, Allah’ın yaratması gibi yaratma meydana getirmiştir.

………İnsanın yaratmasının bir örneği, kendi nefsinde yaratmış olduğu inanç sûretleridir. İnsan bu sûreti bütün varlık hakikatlerini kendinde toplayan bir varlık olduğunu tasavvur ve vehmettiğinde yaratmıştır.

………Bununla birlikte, insan, sınırlı, belirlenmiş ve işin gerçeğinden habersiz bir hal üzerindedir. Bu nedenle ilâhî gayret, insanı ikaz edip, onu varlık tecellîlerinin genelliğine, gaybî hüviyetin var olanların mertebelerinin hakîkatleri ile imkân kâbiliyetlerinin  anahtarlarına/Miftah muttali kılmayı gerektirmiştir;

………Böylece insanın bütün tasavvurlarında ve vehim mahallerinde edebi takınmasını temin etmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

………Her nereye yönelirseniz, Allah’ın vechi orada bulunur.” (Bakara/115)

………Bir şeyin veçhi, o şeyin zatı ve hakikati demektir. Hak Teâlâ şunu belirtmiştir; Kul, nerede bulunursa veya kul her ne tarafa yönelirse, Hakkın veçhi kulun yöneldiği yerdedir. Gerçi akıl böyle bir şeyi inkâr eder, Bunun nedeni Hakkın belirttiği konuda aklın eksikliğidir. Hak ise kendisine uyulmak konusunda daha hak sahibidir.

………Bu tarz tasavvur sahipleri iki kısımdır;

………Buna göre birinci kısım, hayat istidadı bulunan bir şey gibi, cismani bir suret yaratanlardır. Hâlbuki buna gücü yetmediği için bu surete hayat veremez. Bunlar ilahi azarlamanın muhatabı olan insanlardır.

………İkinci kısım ise ruhani suretler icat edenlerdir. Bunlar meydana getirmekle sorumlu olunan amellerin suretleridir Bu kişilere, bu suretlere ruh üflemek için kudret ve güç verilmiştir ki bu ruh ihlas ve huzurdur.

………Bu insanlardan bazıları ise bu ruhani suretlere bu tarz ruh üflemekten aciz kalan kimselerdir. Binaenaleyh bu insanlar da ilâhi azarlamanın muhataplarıdır. Bunlar amelleri itibarıyla hüsrana uğrayanlara katılırlar.

………Bazıları ise bu suretleri meydana getirip Allah’ın izni ve tevfiki ile en yetkin tarzda o suretlere ruh üfleyen kimselerdir. Böylelikle bu suretler nâtık olarak ve Hakkı tesbih ederek ayağa kalkarlar.

………İhlaslı ârifler ise daima suretler meydana getirirler. Binaenaleyh onlar meydana getirdikleri şeylere ruh üfleyen tasvircilerdir. Onların işleri daimi, müşahedeleri ise her zaman Bâkidir. (Sadreddin Konevi- Esma-i Hüsnâ şerhi/ s.65-66)

………*****************************************************************

………EL MUSAVVİR

………Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

………O Allah’ki yaratandır, kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir.” (Haşr/24)

………El Halîmi der ki “Musavvir, eşyaların görünümlerini dilediği şekil ve biçimde düzenleyendir. Allah’ın mükemmel ve örneksiz yarattığını kabul etmek bu yaratılışın ardından gelecek şeyleri kabul etmeyi gerektirir.

………El Hattabî ise Musavvir ismini şöyle açıklar; Musavvir birbirleri ile tanışmaları için varlıkları değişik suretlerde yaratandır. Tasvir planlamak ve şekil vermek demektir. Allah insanı annesinin karnında üç evreden geçirmiştir. Bu evrelerin her biri birbirinden farklıdır. İnsan, annesinin karnında önce bir kan pıhtısıdır. Sonra bir et parçasına dönüşür. Ardından bir şekil alır. İşte insan, bu evrede şekil ve sûretini kazanır.

………Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.”(Mü’min/14)

………Kasım b. Muhammed anlatıyor. Hz. Aişe bana şöyle haber verdi: “Üze­rinde çeşitli resimler bulunan bir çarşafla örtünmüştüm. Hz. Peygamber ya­nıma girince çarşafın üzerindeki resimleri gördü. Bunun üzerine yüzü kızardı ve çarşafı alıp elleriyle yırttı. Ardından şöyle söyledi: “İnsanlara arasında kı­yamet günü azabı en şiddetli olanlar, Allah’ın yarattıklarına benzer şeyler yapanlardır.” (Müslim-2107)

………Buhârî, Ebû Zür’a’dan rivayet ediyor. Ebû Hüreyre’nin yanına girdim. Ebû Hüreyre ellerini koltuk altlarına kadar, ayaklarını da dizlerine kadar yı­kadığını görünce: “Bu nedir ey Ebû Hüreyre?” dedim. Ebû Hüreyre: “Bu, bir süs ve ziynettir” dedi. Sonra duvarı süsleyen bir resmi görünce dedi ki: Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Allah şöyle buyuruyor: “Benim yarattıklarıma benzer şeyler yapanlardan daha zalim kim olabilir? Böyle yapanlar bir tane ve zerre yaratsınlar bakalım!” (Buhari-Müslim)

………Kurtubî der ki: “Musavvir, resim çizen ve onlara çeşitli şekiller verendir. Musavvir, daha çok insan, hayvan ve benzeri şeylerin resimlerini çizenler için kullanılır. Fakat tasvirin asıl manası, planlamak ve şekil vermektir. Allah, in­sanı annesinin karnında üç aşamadan geçirerek yaratmıştır. Öncelikle insanı bir kan pıhtısına sonra da bir et parçasına dönüştürmüş, ardından ona bir şekil ve biçim vermiştir. İşte tasvir bu aşamada ortaya çıkmaktadır. Allah, insanın tanınacağı ve başkasından farklı olacağı şekil ve biçimi bu evrede vermektedir. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.

………İbn Kesir ise şunları söyler: “Musavvir, bir şeyi dilediği zaman ona sa­dece: “ol” der, o da istediği şekil ve biçimde oluverir. Yüce Allah şöyle bu­yurmaktadır:

………Dilediği bir sûrette seni tertip etti.” (İnfitar/8)

………Bu yüzden Musavvir, yaratmak istediğini istediği şekil ve biçim üzere yaratandır.” (Kurtubi)

………Musavvir, organları birbiriyle uyumlu halde yaratan ve onlara dilediği biçimi veren anlamına da gelir. Allah, insanı en güzel şekilde yarattığını bize şöyle haber verir:

………Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn/4)

………Musavvir’in, “Genel olarak insanların dış görünümlerini (zâhirini) süs­leyen ve sırlarını aydınlatan” anlamına geldiği de söylenmiştir. (F. Razi)

………BU İSMİ BİLMENİN FAYDALARI;

………Kul Allah’ın bu isim ve sıfatını bilmekle Rabbine daha çok ibadet etmesi ve kulluk yapması gerektiğini anlamalıdır. Kulluk içtenlik ve samimiyetle yerine getirilen ibadetlerdir. Böyle bir kulluk ancak bütün varlıkları yaratan zamanı evirip çeviren ve varlıkları oluşturan Allah’a yapılabilir. (İbn. Kesir-Kurtubi-Beyhaki-Es Sadi-İbn. Kayyım el Cevziyye/Esmaü’l hüsna-310-311)

………*************************************************************

………EL MUSAVVİR

………Suret, varlıklarda bulunan ve onları birbirinden ayıran özel durumdur. Hem maddi hem manevi olabilir.

………And olsun ki sizi yarattık sonra şekil verdik (Savvarnâ-küm) sonra meleklere “Âdem’e secde edin” dedik. (A’raf/11)

………ve size suret verip te suretlerinizi (suvara-küm) güzel yapan sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’tır.” (Mü’min/64)

………Ayetlerinde suretin hem maddi hem manevi türüne işaret vardır.

………Musavvir suret mastarının tasvir şeklinden sıfattır. Cenabı Allah hakkında;

………“Mahlûklarını istediği gibi tasvir eden” (Taberi) demektir.

………Allah herhangi bir şeyin olmasını istediği zaman istediği sıfatta ve seçtiği surette var edendir. (İbn. Kesir)

………SVR maddesi Kur’an da oldukça az görülür. Tasvir fiilinin faili üç yerde Allah’tır. (Mü’min/64), (A’raf/11), (A. İmran/6). (Son ayette tasvir işinin ana karnında olduğu bildirilir.)

………İsim olarak sûre ve çoğulu olan suver zikredilir.

………Allah insanı dilediği surette yaratır” (İnfitar/8)

………Ve insanların suretlerini güzel bir şekilde tasvir eder. (Mü’min/64, Tegabün(3)

………Tek sıfat örneği olan el Musavvir yalnız bir ayette eliflâmlı ve mutlak olarak Allah’ı tasvir eder.

………O Hâlık, Bâri’, Musavvir Allah’tır.” (Haşr/24)

………Bu üç vasfın gerekleri olan halk ve takdir, azaları düzeltme ve denkleştirme ve on sureti verme arasında bir mertebelenme vardır. (Krş. Ve El Bâri’ ismi) (Prof Dr. Suat yıldırım- Kur’an da uluhiyet/273)

………*********************************************************

……...EL MUSAVVİR

………(Varlıklara şekil ve özellik veren)

………HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa’* lâ ilâhe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym. (A. İmran/3)

………İnsanı çeşitli şekillerde yaratan bazılarını bazısından farklı şekiller, hacimler, renkler, yaratarak ayırıp birbirlerini tanımalarını sağlayan Cenâb-ı Hakkı her türlü noksanlıktan uzak tutarız. Bizi rahimlerde safha safha şekillendiren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir.

………Kur’an ı kerimde kâinatta ki bu kadar varlığın ve yeryüzünde ki milyarlarca insan genellikle “halk”. “ibda”, “Fatr” gibi kelimelerle ifade edilirken bu varlıklar birbirine benzemesine rağmen arasında ince farklılıklar gösteren maddi ve manevi özellikler verilmesi “tasvir” köküyle ifade edilmiştir. (Metin Yurdagül-Esma-i Hüsna)

………Bu şekil verme atomların ve daha önce yaratılan unsurların tamamlanmasıyla meydana gelmiştir. Bu tasvir insanoğlunun “elest” bezminde Cenab-ı Hak tarafından;

…..….“Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (A’raf/172)

………Şeklinde kendi nefislerinin şahit tutulmasıyla tamamlanmıştır.

………Şehadet; “Fizik” âleminde suretlerin terkibi Allah’ın dilemesiyle ilk yaratılışta ki “Ahsen-i takvim” durumu üzere tamamlanmıştır.

………İşte bununla ilgili olarak Necm suresinde ki şu ayetlerini şöyle bir düşünelim.

………Ve ennehu HUve emate ve ahyâ;

………Ve ennehu halekaz zevceyniz zekere vel ünsâ;

………Min nutfetin izâ tümna;

………Ve enne aleyhin neş’etel uhra. (Necm/44-45-46-47)

………“Öldüren de dirilten de O’dur. Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti o yarattı. Şüphesiz ki tekrar diriltmek te O’na aittir.

………Acaba burada ki tekrar diriltmekten maksat nedir? Konu ile ilgili olarak F. Razi,Mefatihu’l-Gayb adlı tefsirinde diyor ki; “uzun bir tefekkürden sonra bu sorunun cevabı tekrar diriltmekten maksat, insanın ruhunun kendisine üfürülmesi ve yüce olan nefsin karanlık ve kesif olan bedene karışması şeklinde olması muhtemeldir. İşte Allah ruhun bedene üfürülmesiyle insan-ı kerîm, değerli bir varlık kılmıştır.”

………Hadis-i Şeriflerde geçtiği üzere rahimlerde tasvir tamamlandığı gibi ruhun üfürülmesiyle de tasvir gerçekleşmiştir. Nitekim Nevevi’nin şerh ettiği Sahih-i Müslim’in kader vahşinde rivayet edildi ki ResulAllah;

………“Nutfeden kırkiki gece geçtikten sonra Allan bir melek gönderdi ve nutfeyi şekillendirdi ve onun kulağını, gözünü, cildini, etlerini ve kemiklerini yarattı. Sonra da melek; “Ya rabbi, bu erkek mi olsun yoksa dişi mi?” dedi. Allah’ta dilediği şekilde hüküm verdi. Melek te o hüküm üzere onu yazdı.” Buyurdu.

………Yine ResulAllah’tan gelen diğer bir sahih hadiste ResulAllah şöyle buyurmaktadır;

………“Sizden biri annesinin karnında kırk gün nutfe olarak yaratılıp toplanır. Sonra bir kan pıhtısı olur. Sonra bunun gibi bir çiğnem et parçası olur. Sonra ilgili melek gönderilir ve ona ruh üfürülür.”

………Nitekim ayetlerde ki;

……...“Sonra biz onu başka bir şekilde yaratırız.” (Mü’minûn/14)

………İfadesi nutfenin kan pıhtısı olmasından ve ete kemik giydirilmesinden  önce ruhun üfürülmesidir. Denildi. Bununla diğer bir yaratılış gerçekleşir, yahut ruh üfürülür, diğer bir yaratma meydana gelir. İnsan böylece canlılardan ayrılır.

………Sonra “en-Neşerü’l-uhra”nın üfürülmesi şeklinde anlaşılması da mümkündür. Ayrıca “en Nevşetü’lUhra” haşr için tahsis edilmiştir. (Prof İzzeddin Cemel-el-Esmaü’l-Hüsna/167-168)

………***************************************************************

         EL MUSAVVİR – TASVİR AŞAMALARI

………Doğrudan olan tasvir aşaması

………Yüce Allah şöyle buyuruyor;

………Gerçek şu ki önce sizi yarattık sonra size şekil verdik, sonra meleklere “Âdem’e secde edin” dedik. Hemen secde ettiler ancak iblis secde edenlerden olmadı. (A’raf/11)

………Ayette geçen; “Gerçek şu ki, önce sizi yarattık” cümlesi insanoğluna yöneliktir. Bunun sebebi de kendisinin yoktan var edilmiş olmasını hatırlaması içindir. Oysa kendisi yoktan var edilen biri olarak Allah’a hamd olsun ki bir başka şey olarak yaratılmıştır. Daha sonra o şey görülen heyet üzerinde beşeri bir suret olarak tasvir edilmiştir. Ki o suret de en güzel bir biçimde yaratılmıştır. Öyle ki onun için melekleri ilâhi emri gereği itaat eder kılmış ve melekler ona isteyerek ve itirafta bulunarak varlığını tanıyarak secde ile önünde eğilmişlerdir.

………Meleklerin bu itaatkâr ve secdeye varır tavrına karşılık İblis birçok varlıklara üstün bir varlık olarak yaratılan insanoğluna secde etmekten kaçınmış ve Allah’ın emrine isyan etmiştir.

………Rahimlerdeki tasvir aşaması;

………Kâinatta ki varlıkların çift olarak yaratılmasından sonra, bu defa çoğalma ile ilgili emir Allah’tan geldi. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;

………Hem Rabbin âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine karşı şahit tuttu” (A’raf/172)

………Bu ayette belirtilen husus, yaratılma ve topraktan eşleşme, çift olarak yaratılmasının tasviri aşamasından sonra bu defa rahimlerdeki aşama tasviri evresi gelmiştir. Bu evre artık neslin, kuşakların ortaya çıkarılması, meydana gelmesidir ki, bu da erkekle dişinin birleşmesinden, her ikisinden birini spermi ve diğerinin de yumurtasının birleşmesiyle yeni bir canlının meydana gelmesi aşamasıdır. İşte bu birleşme ile meydana getirme ve tasvir-şekillendirme olayı gerçekleşmiş olmaktadır. Böylece ana rahminde bu değişik aşamalar çerçevesinde canlı, gelişimini sağlamaktadır.

………Ruhi tasvir aşaması.

………Bize şekil veren Allah Teâlâ’dır Ki, O, bizi en güzel bir şekilde var edip şekillendirmiştir. Tertemiz olan helal şeylerden bize rızık vermiştir. Dirilten yani hayat veren de, öldüren de O’dur. Çünkü O her şeye kadir olandır. Yüce Allah her şeyi, erkekli ve dişili olarak çift yaratmıştır her ikisinden nesiller üretmiş, akrabalıklar oluşturmuştur.

………Ancak Yüce Allah İsa (AS)mı yaratmış ve onu babasız olarak saygın bir anneden, onun rahminde şekillendirip tasvir etmiştir.  Doğrusu Meryem’in gebe kalması bir beşer yoluyla gerçekleşmemiştir. Aksine o, Hz. Meryem’e üflenen bir ruh nefhasıyla var olmuştur. Çünkü Hz. İsa (AS) nın yaratılması adeta Hz. Âdem’in topraktan yaratılması gibidir. Burada şaşılacak bir şey yoktur. Yüce Allah şöyle buyuruyor;

………Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona “ol” dedi o da hemen oluverdi.” (A. İmran/59)

………Burada ki örneklendirme benzerlik bakımından bundan çok daha şaşkınlık uyandıracak olan bir gerçeğe topraktan yaratılmaya benzetilmesidir. Çünkü ilk bakışta bunlar, olması mümkün olacak bir daire çerçevesinde olmayacak şeyler gibi görünmektedirler. Zira beşer aklına vurulduğunda böyle bir şeyin olması mümkün olamaz. Bu açıdan Hz. İsa’nın (AS) durumu adeta Hz. Âdem’in (AS) durumu gibidir. Yani Hz. İsa’nın babasız olarak yaratılması adeta Hz. Âdem’in topraktan yaratılması gibi bir mucizedir.

………Her şeyden münezzeh olan Yüce Allah el-Hâlık’tır, el-Bâri’dir, el Musavvir’dir. Çünkü her şeyi yaratan Allah, yarattıklarına her şeyi, şekil ve sureti de vermiştir. Allah insanı âlemlere üstün kılmış ve fakat sadece aklı sayesinde üstün kılmış değildir. Onu her şeyde, oluşturmasında, şekillendirmesinde olsun hepsinde üstün kılmıştır. Çünkü önceden hiçbir şeydi, yoktu, ne kendisi, ne spermi (Nutfesi) ne de alakası –pıhtılaşan, yapışkan- aşılamış olan yumurta da yoktu. Daha sonra Yüce Allah onu var etmesiyle var etti. Sonra da Yüce Allah onu farklı aşamalardan geçirerek şu varlık alemine gönderdi.

………Böylece Allah onu, dayanıksız bir sudan bir nutfe yaptı, sonra da o nutfeyi sağlam bir yere yerleştirdi. Daha sonra alaka (Pıhtılaşmış kan) haline getirdi. Daha sonra artık dünyaya çıkıncaya dek onu bir Mudğa haline soktu. Daha sonra da yüce Allah onu bir başka şekilde tasvir etti. O en güzeli yaratan Allah ne yücedir!

………Düşün bir kez, insan hiçbir değilken yoktan var edilmiştir. Bundan ders çıkarmak gerekir. Daha sonra da hiçbir şey beceremeyecek durumda olduğu halde değişik aşamalardan geçecek, açıkça yok olacak sonunda ortadan kalkacak olan bu varlık en güzel biçimde yaratılmıştır. Hilmi, Keremi, yumuşaklığı ne yücedir Böyle olan Rabbimi takdis ve tenzih ederim. Doğrusu Bedii olarak şekillendirdiği varlık ne kadar da şaşkınlık uyandırıyor.!

………Daha sonra Yüce Allah onu imtihan etmek ve denemek için insanda var ettiği kulağı ve gözü açıklamıştır. Yüce Allah, onun mutlak olarak yaratılışını zikrettikten sonra kâinatın hülasası, özü olduğunu da kesin olarak bildirmiştir. Çünkü o, yarattığı şeylerin sonuncusudur. Aynı zamanda bizim için bilineni tasvir etmiş, şekillendirmiş, sonra da onun yaratılış keyfiyetini, nasıllığını anlatmaya başlamıştır. Bu arada insan için yarattığı şeylerden gerekli olanları göstermiş ve onu etraflı olarak bilfiil nasıl var ettiğini bildirmiştir. Evet, fiil olarak suret, madde ve gaye olarak var edilişlerini açıklamıştır. Bu arada “Doğrusu insanı biz yarattık” ayetinde görüldüğü gibi kullarından kimilerinin de bu yüce kudreti nasıl inkâr ettiklerini de tekiden bildirmiştir.

………Yani biz bizde ki azamet ve kudret gereği olarak onları takdir ettik ve onlara şekil verdik. Yani Âdem’i topraktan yaratmamızdan sonra biz onun soyundan gelecek olanları ise bir nutfeden yani maddeden yaratılmasını takdir buyurduk. O madde de erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşmesidir.

………El Musavvir; el Mübdİ’ demektir ki örnek ve modeli olmaksızın yoktan var edendir. Var edip yaratmış olduklarına da her şeyi veren ve hangi amaç için yaratılmışlarsa o yola yönlendiren demektr.

………Allah, insanı yaratıp onu görüldüğü gibi ruh ve nefis sahibi bir varlık olarak şekillendirmiştir. Oysaki o çok muazzam olan varlıklar böylesi bir özelliğe sahip değildirler. Bu ecramın, cisimlerin ve kâinatta ki şeylerin hareketleri, deveranları, gördüğümüz gibi esasen insanda ki ruh ile nefse karşılıktır. Böylece her yaratılmış kendi yaratılış suretine ve şekline uysun için var edilmiştir.

………Kur’an ı kerim de gördüğümüz tasvir üslubu şöyledir; İnsanı ve aklını, halkla meşgul olmaktan uzaklaştırıp Hakkı bilmeye ve tanımaya, O’nda kaybolmaya cezbeder, O’na çeker. Nitekim ayetler arasında olsun, sure sonlarında olsun teşvik eden, özendiren ayetler getirir. Böylece asap bozukluklarını önler, ruhu dinlendirir, kalplere şevk verir. Ayeti kerimeler yaratmanın ve bunları şekillendirmenin, tasvirinin bediiliği konusunda hikmetlerle doludur. Çünkü ayetler dikkatleri suretlerin şekil ve tabiatlarına değil, onları tasvir eden Musavvir kudrete bakıp ders çıkarmalarına yönlendirir, kesin delilleri görmeye davet eder.

………Nitekim bir şeyi almada, reddetmede ve inkârcıların şüphelerine cevap vermede söz uzayınca bu defa Allah’ın ayetleri, gönülleri harekete geçirmeye, onları etkilemeye yönelir. Bu durumda Tevhidi ve ulûhiyeti gösteren delilleri öne çıkarır. Bunları yaparken de kâinatı tasvir sırasında, tasvir etmeye be kudretine ilişkin imana davet eden ne gibi deliller varsa onları gösterir, onlara dikkat çeker. Bu kâinatın ilerisinde bir gücün ve kudretin olduğuna, hikmeti gereği onları buna göre idare ettiğine işaret eder. Bu arada bu dünya hayatından sonra bir de ahiret hayatının var olduğunu gösterir, buna işaret eder. Yüce Allah her bir hayat için ona uygun olan şekli tasvir ederek dikkatimizi onlara çeker.

………Musavvir olan Rabbimi takdis ve tenzih ederim. Çünkü Allah iman edip te imanlarının gereği olarak icazını tanımaya sevk eden sureti ve şekli kavrayan Mü’minleri güvence kılar. Yani her bir yaratılanın arkasında mutlaka bir yaratan vardır.

………Bu bakımdan bazı kimseler iman noktasından Sani’ olan yüce kudreti ve o kudretin şaşkınlık ve hayret uyandıracak derecede ki tasvirini gereğince düşündüklerinde imanları devreye girer. Bu noktada el Musavvir olan zatın gökleri, arzı ve bunların içerisinde ve ikisi arasında bulunan her şeyi tasvir eden olduğu gerçeğini görürler.

………Bu ister yoktan var etme anlamında İbda’ olsun, ister bir düzeni egemen kılmak olsun bir şeyi takdir etmenin bediiliği, bir tasvirin büyüklüğü olsun, ister gece ve gündüz ve bunların her ikisinin hassas ve dakik olarak birbirlerini izlemeleri olsun, biz bütün bunların etkilerini, izlerini kendi bedenlerimizde bir şekilde hissederiz, algılarız. Bu ya güneşin harareti, sıcaklığı ile veya gecenin soğukluğu ile kendisini bize hissettirir.

………Bunların hepsi gerçekten akıl sahibi olanlar için yüce Allah’ın varlığına, bir ve tek olduğuna, vahdaniyetine delildir. Yaratmasındaki kudretinin kâmil oluşuna, var etmesine ve şekillendirmesine hepsi birer delildirler. (Prof. Dr. A. Hüseyin Akil-Esma-i Hüsna şerhi/197-201)

………************************************************************

………EL-MUSAVVİR

………A – Musavvir isminin lügat anlamı: Musavvir Rabbimizin ismi olarak Kur’an da sadece bir kez, Haşr suresinde geçer. Musavvir; tasvir etmek, şekil, suret, özellik, nitelik, birtakım özellikler ve vasıflar vermek anlamlarına gelir.

………B – Musavvir isminin ıstılah anlamı:

………1 – Musavvir; insanların maddi (biyolojik) yapılarını güzelce yaratandır.

………2 – Musavvir; varlıkları dilediği özellik, seçtiği suret ve farklı biçimlerde yaratandır.

………3 – Musavvir; insanların manevi (ruhi, psikolojik) yapılarını en güzel bir şekilde tasvir edendir.

………C – Musavvir isminin Kur’an içinde incelenmesi:

………“Rahimlerde sizi dilediği şekilde biçimlendiren O‟dur…” (Ali İmran/6)

………Daha annelerinin karnındayken bütün insanların şekillerini, bedensel ve ruhsal özelliklerini tesviye eden Allah’tır.

………“Ey insan! Seni yaratıp sonra düzgün ve dengeli kılan, sonra seni dilediği şekilde birleştiren ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar/6-8)

………Rabbimizin yaratması aşama aşama, tabaka tabakadır. Allah yaratmasını sadece “Hâlık” ismiyle sınırlamaz. Yaratmasının her aşamasını farklı bir isimle, farklı bir fiille nitelendirir.

………“..Sizi şekillendirdi ve şeklinizi güzel yaptı..” (Teğabun/3)

………Andosun ki biz insanı en güzel Ģekilde yarattık.” (Tin/4)

………İnsanoğlunun yaratılışı gerçekten mükemmel bir yaratılıştır. Allah milyarlarca insanı aynı organ ve uzuvlarla yaratmasına rağmen, hepimizin sureti birbirinden farklıdır. İkizler bile birbirlerinin tıpkısı değillerdir. Her birimizin elinde beş parmak vardır. Ancak Rabbimiz bütün insanların parmak uçlarını birbirinden farklı olarak yaratmıştır. Hiçbir insanın parmak izi diğer insanın parmak izine benzemez.

………“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı zanneder? Evet, biz onun parmak uçlarını bie eski haline getirmeye güç yetiririz.” (Kıyamet 3-4)

………D – Musavvir isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – Rabbimiz bizi hem şekil olarak hem de ruh yapısı olarak en güzel şekilde yaratmıştır. Biyolojik yapımızla ruhî yapımız bir beraberlik ve ahenk arz eder. Çünkü insan tek bir ustanın elinden çıkmıştır.

………İnsanların maddi özelliklerinin gıdası nasıl ki, yeme, içme, nefes alma, evlenme gibi şeyler ise, ruhî yönlerinin de bir takım gıdalara ihtiyacı vardır. Ruhsal ve psikolojik yapılarımızın en temel gıdası Kur’an’dır, Allah’ın zikridir.

………“Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur/mutmain olur.” (Ra’d/28)

………Allah’ın en güzel şekilde yaratıp bize emanet ettiği ruhumuzu, kalbimizi O’nun istemediği şeylerle kirletmemeliyiz. Huzuru, sükûneti, tatmin olmayı, O’nun yasaklarında aramamalıyız. Allah’ı anmakla, zikretmekle, gündemde tutmakla, Allah’ın kitabını öğrenmekle, yaşamakla, öğretmekle insanlar huzura ve mutluluğa kavuşacaklardır.

………Yaratılış gayesini unutan ve Rabbinin emirlerine teslim olmayan kişi hiçbir zaman gerçek huzura ve mutluluğa ulaşamaz.

………2 – Yarattıklarına suret ve şekil veren daha sonra da onları canlandıran sadece Allah’tır. Canlı resim ve heykel yapmak Allah katında azaba sebep olan davranışlardandır. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

………“Her kim bir resim yaparsa Allah o kimseye yaptığı o resme ruh üfleyinceye kadar yani o resmi canlı hale getirinceye kadar azâb edecektir. Gerçekten o resme ruh verebilecek güçte değildir…” (Tirmizi)

………“Tapmak ve ibadet etmek için suret resmi yapan kimse, put ve benzeri şeyler yapan kimse gibidir. Bu kişi kâfirdir ve onun için azabın en şiddetlisi vardır.” (İmam Nevevi) (Dr. Ramazan Sönmez/El Esmaü’l-Hüsna)

………*************************************************************

         EL MUSAVVİR

………Musavvir isminin lügat anlamı: Tasvir etmek, şekil, suret, özellik, nitelik, birtakım özellikler ve vasıflar vermek anlamlarına gelir.

………El-Hattabî, bu ismi “birbirleriyle tanışmaları için varlıkları değişik suretlerde yaratan” diye tanımlamıştır. 

………1 – Musavvir; insanların maddi (biyolojik) yapılarını güzelce
yaratandır.

………2 – Musavvir; varlıkları dilediği özellik, seçtiği suret ve farklı biçimlerde yaratandır.

………3 – Musavvir; insanların manevi (ruhi, psikolojik) yapılarını
en güzel bir şekilde tasvir edendir.

………Musavvir isminin Kur’an içinde incelenmesi:

………Rahimlerde sizi dilediği şekilde biçimlendiren O’dur…” (Ali İmran/6)

 ………“Ey insan! Seni yaratıp sonra düzgün ve dengeli kılan, sonra seni dilediği şekilde birleştiren ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar/6-8)

 ………“..Sizi şekillendirdi ve şeklinizi güzel yaptı..” (Teğabun/3)

………“Andosun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık.” (Tin/4)

………İnsanoğlunun yaratılışı gerçekten mükemmel bir yaratılıştır.
………Allah milyarlarca insanı aynı organ ve uzuvlarla yaratmasına rağmen, hepimizin sureti birbirinden farklıdır. İkizler bile birbirlerinin tıpkısı değillerdir. Her birimizin elinde beş parmak vardır. Ancak Rabbimiz bütün insanların parmak uçlarını birbirinden farklı olarak yaratmıştır. Hiçbir insanın parmak izi diğer insanın parmak izine benzemez.

………“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı zanneder? Evet, biz onun parmak uçlarını bile eski haline getirmeye güç yetiririz.” (Kıyamet/3-4)

………Bazı gafil insanların, kâinatın kendi kendine var olduğunu iddia eden  hezeyanlarının ne kadar çürük olduğunu Musavvir esmasından
çıkarabiliriz. Bir yemek kendi kendine pişmiyorsa, bir kitap kendi kendine
yazılmıyorsa, bir araba kendi kendine gidemiyorsa, dünyadaki hiçbir varlık da kendi kendine şekil, renk düzen, biçim ve görev alamaz. Kâinatın yaratıcısı olan Allah, tüm mahlûkatının biçimini, renklerini, yoğunluğunu, hacmini, ısısını, atomunu diğer maddelerle olan uygunluğunu en güzel şekilde takdir etmiştir.

………” Allah; O’dur ki, arzı size durulacak yer, göğü de bina yaptı. Sizi şekillendirdi ve sizi güzel rızklarla besledi. İşte Rabbiniz Allah budur! Bütün âlemleri yaratan Allah ne yücedir!” (Mümin/ 64)

………Örnek; suyun formülü iki hidrojen ile bir oksijen atomunun birleşmesidir. Bu formül suyu oluşturur. Siz bu yapıyı bozduğunuz zaman su yerine iki yakıcı- yanıcı madde elde edersiniz. Her ikisi de çok tehlikeli birer maddeye dönüşür. Bu kuralı koyan Allah’tır! Kimse bu kuralı bozamaz. Suyun yapısını takdir eden onun yaratıcısı olan Allah’tır. İnsanların hangi cinsiyetle doğacağı, ne renkte olacağı ne şekilde dünyaya geleceğine yine Yüce Allah karar verir.

………O, yarattıklarına şekil verirken gelişigüzel bir şekil vermedi. Hikmetle şekline göre rızk, rızkına göre hüküm, hükmüne göre ilim, ilmine göre amel, ameline göre hesap, hesaba göre adalet, adalete göre sonuç. Hiçbir şey sıradan gereksiz gelişigüzel değildir. Rabbimizi her sıfatının yanında El- Musavvir’dir. O halde biz de O’nun yaratışındaki hikmetleri tefekkür etmeliyiz.

………Bir düşünün! Kemikleri üst üste koyan, onları sinir ve damar telleriyle saran, üzerini kas ve yağ tabakasıyla donatan ve sonra hepsinin üstüne güzel bir cilt giydiren ve o vücuda canlılık veren kimdir?

………Ve siz varlıklar içerisinde özel birisiniz. Kendinize ait özel bir cildiniz, göz renginiz, sesiniz, parmak iziniz var. Özel bir kalbiniz kendinize özgü yetenekleriniz, düşünceleriniz ve karakteriniz var. Bu özel halin özel duruşunla unutma ki, özel olan sen, tek yaratıldığın gibi, tek başına da hesap vereceksin. Bir bak, hiç gereksiz bir şey yaratılmamıştır. Dur da tefekkür et! Gökkuşağına, balığın pullarına, tavus  kuşunun kuyruğuna, gülün engine, portakalın dilimine, nar tanelerine, bebeğin gamzelerine, denizin dalgalarına, yağmurun yağışına. Her şey Kadir-imutlak, El Musavvir olan Allah’ı işaret etmiyor mu?

………Ey insan! Allah sadece görünene değil, görünmeyene de şekil verdi. Şeklini korumanı istiyor senden. Bedenini bozmadığın gibi ruhi
şeklini de bozmamalısın. Allah’ın senin için yaptığı tasviri korumalısın.
Çünkü bozarsan sen Musavvir değilsin! O’ndan başka Musavvir yok! La
Musavvire illallah!

………Saniyede dört insan ve her gün 350.000 insanı kolaylıkla yaratan ve her ferdin gözbebeğinden tutun saç teline, parmak uçlarına kadar
farklı yaratan Allah, kelamında inkârcılara şöyle meydan okuyor: 

………“İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı zanneder. Evet, biz onun parmak uçlarını bile eski haline getirmeye güç yetiririz.” (Kıyamet/3-4) 

………Fakat ne yazık ki bizler mükemmel bir manzarayı veya herhangi güzel bir şeyi görünce tepkimiz şöyle oluyor: “Sanki tablo gibi” veya “Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi.” Sanki insanın fırçası ve kalemi (hâşâ) Allah`ın sonsuz tasvir kudretinden daha üstünmüş gibi… 

………Hâlbuki bütün heykeltıraşlar, ressamlar, mühendisler eserlerini O`nun eserlerine benzetme çabası içindeler. Benzetirlerken de genellikle en güzel şeyleri model olarak seçerler. Benzetme ne kadar fazla ise eser o nispette güzeldir ki insana o tasvir gücünü veren yine Allah`tır. Oysa Allah`ın yarattığı her suret güzeldir. Öyle ki yol kenarlarında kendi kendine çıkmış ve ayaklar altında çiğnenen bir çiçeğe bile hayal sınırlarının ötesinde çok güzel ve mükemmel şekiller verir. 

………Acaba neden böyle çok ve her biri diğerinden farklı bu kadar sureti yaratır? Elbette ki tanınmak, sevilmek, şükredilmek kısacası hak ve rahmetin ta kendisi olan ubudiyet için… Ebediyet için halk olunan insanın temaşasına sayısız tasvir örneklerini sunarak sonsuzluk sırrını gösterir. Monotonluktan sıkılan ve sonsuzluğa âşık insanın ebedi ve değişken seyir isteğini tatmin eder. 

………Mesela bir kelebeğin kanatlarındaki kusursuz simetriyi ele alalım. Her bir kanadın üstü türlü şekiller ve etkileyici renklerle bezenmiştir. Bu şekiller ve renkler ne kadar karışık olurlarsa olsunlar, kanatlardaki benzersiz simetri asla bozulmaz. Öyle ki bütün kelebekler, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi, göz zevkine hitap eden bir güzellik oluştururlar. Bu güzellikte tecelli eden aklın bir kaynağı olduğu açıktır. Zira basitçe çizilmiş bir resmin dahi bir ressamı vardır ve resmin kendi başına ortaya çıkması mümkün değildir. O halde kimse, böylesine kusursuz
yaratılmış ve bir sanat eseri kadar estetik olan böyle bir canlı için tesadüfen var olmuş diyemez. Bunların tümünü yaratan, tasarlayan, meydana getiren, bütün kâinatın Rabbi olan Allah’tır.

………Rabbimizin yaratıp bırakmaması, varlıkların değişken bir yapıya sahip olması daima bize müdahale ettiğini, başıboş bırakılmadığımızı hatırlatmaktadır. Yani halife olarak yeryüzüne gönderilen insanın hem zahiri, hem de bâtını güzel olmak zorundadır. Nitekim bir firma sorumlusu bile tanıtımcısı olarak görevlendirdiği insanı baştan ayağa giydirerek, onu hem zahiren, hem de ona gerekli nezâket, hitabet vs. gibi meselelerde eğitim vererek bâtınını göreve hazır hale getirir ve artık işin başarı kısmını o şahsa havale eder. Allah da kuluna dava gibi ulvi bir vazife verdiği için onu iki şekilde eğitime alır. Dolayısıyla hiçbir kul zahirinin kusursuzluğuna bakarak aldanmamalıdır. Çünkü sureti güzel yaratmak Allah’ın, kalbi güzel hâle getirmek ise kulun elindedir. Allah kendisine düşen vazifeyi en güzel şekilde ifa etmiş ve tabiri caizse artık sırayı kullarına devretmiştir. Öyleyse kul yaratılanlara bakacak ve daima Rabbinin sıfat ve güzel isimleriyle O’nu tanımaya (tefekkür) çalışacaktır.

………Öyleyse bize düşen; Rabbimizden kendisinin kusursuz güzelliğini görecek bir göz, hayranlık içinde kalarak “Maşallah- Subhanallah!”
Diyecek bir dil ve bu mükemmelliği zerrelerine kadar hissedecek bir kalp ve tüm bunların neticesinde mutmainliğe ulaşarak İslam’a adanmış bir hayatı istemektir. Rabbim tüm kullarına bu doğrultuda hayat yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin…

………Ve Kehf sûresi (18)’nin 109’uncu ayeti kerimesi takılır aklınıza: 

………“De ki: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile.” (KEHF/109)

………Bu aciz, seni ancak bu kadar anlatabilir Rabbim! Mülkünün içinde bir “hiç” olan benim, ancak bu kadar gücüm var, seni anlatmaya!

………“Andolsun ki sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.”(A’raf/11)

………Buyuran Rabbim! Âdem’in şahsında melekler, eserin sahibine secde ederken, bir boyutta, insanlara meleklerden üstün olma yolunu
açtın!

………Musavvir isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – Rabbimiz bizi hem şekil olarak hem de ruh yapısı olarak en güzel şekilde yaratmıştır. Biyolojik yapımızla ruhî yapımız bir beraberlik ve ahenk arz eder. Çünkü insan tek bir ustanın elinden çıkmıştır. İnsanların maddi özelliklerinin gıdası nasıl ki, yeme, içme, nefes alma, evlenme gibi şeyler ise, ruhî yönlerinin de bir takım gıdalara ihtiyacı vardır. Ruhsal ve psikolojik yapılarımızın en temel gıdası Kur’an’dır, Allah’ın zikridir.

………“Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur/mutmain olur.” (Ra’d/28)

………Allah’ın en güzel şekilde yaratıp bize emanet ettiği ruhumuzu, kalbimizi O’nun istemediği şeylerle kirletmemeliyiz. Huzuru, sükûneti,
tatmin olmayı, O’nun yasaklarında aramamalıyız. Allah’ı anmakla, zikretmekle, gündemde tutmakla, Allah’ın kitabını öğrenmekle, yaşamakla, öğretmekle insanlar huzura ve mutluluğa kavuşacaklardır. Yaratılış gayesini unutan ve Rabbinin emirlerine teslim olmayan kişi hiçbir zaman gerçek huzura ve mutluluğa ulaşamaz.

………2 – Yarattıklarına suret ve şekil veren daha sonra da onları canlandıran sadece Allah’tır. Canlı resim ve heykel yapmak Allah katında azaba sebep olan davranışlardandır. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

………Her kim bir resim yaparsa Allah o kimseye yaptığı o resme ruh üfleyinceye kadar yani o resmi canlı hale getirinceye kadar azâb edecektir. Gerçekten o resme ruh verebilecek güçte değildir…” (Tirmizi) (Adana siyer araştırma derneği)

………***********************************************************

………EL MUSAVVİR

………El-Musavvir; tasvir eden, şekil ve suret veren demektir. Bütün mahlûklar kendilerine verilen şekilleriyle, tasvir edilen suretleriyle Cenab-ı Hakkın Musavvir ismini göstermektedir. Yağmur damlasından, kar tanesine, papatyalardan karanfillere, parmak izinden göz bebeğine, karıncalardan semanın yıldızlarına ve zerrelerden galaksilere kadar her mevcut kendine mahsus suretiyle ve şekliyle Allah’ın Musavvir ismine aynadır.

………Şimdi bir insanı ele alarak Musavvir isminin tecellisini görmeye çalışalım; Her parçasıyla harikulade bir planlamanın neticesi olan kafayı bir kenara bıraksak bile bu hazır malzeme üzerine geçebilecek bir yüz için sayısız, milyonlarca ihtimaller vardır. Bu sayısız ihtimaller içince, bütün akılları aciz bırakacak bir şekilde en uygununu, en güzelini seçmek tam anlamıyla imkânsızdır.

………İnsanın yüzünde kullanılan malzeme son derece basit ve sadedir. Tek bir deri, bir çift göz ve birazda kıl. Buna rağmen iki aylık bir bebeğin yüzündeki o sadelik ve o basitlik içinde böyle güzel bir yüzün yaratılabileceğini, görmeseydiniz ihtimal verebilir miydiniz?

………Bir insan için bir yüz çizdikten sonra ikincisi için başka bir yüz çizmek, en azından ilki kadar imkânsızdır. Çünkü insanlar seri imalat ile yaratılmazlar. Hepsinde aynı unsurları kullanıp, her birine ayrı bir sima çizmenin zorluğunu meşhur Fransız ressam Hanry Metisse şöyle anlatıyor;

………“Bir ressam için gül resmi çizmek kadar zor bir iş yoktur. Çünkü daha evvel çizilmiş bütün gül resimlerini bir yana bırakıp öylece çizmesi gerekir.”

………Hem insan yüzü basit bir portreden ibaret de değildir. Oraya yerleştirilen her bir azanın sınırsız bir sanat kadar sınırsız bir bilgiye ihtiyaç gösteren fonksiyonları vardır. Bütün bu fonksiyonların bir kenara bıraksak bile, bu yüzdeki tebessüm, endişe, sevinç, korku, kahkaha gibi yüzlerce manayı dile getirmek yüzü yaratmak kadar imkânsız değil midir? Okyanusu bir bardağa doldurmak ne kadar zor ise, insanın ruhunu sima da temsil etmekte o kadar zordur.

………Müminin siması ruhu gibi aydınlık, kâfirin siması ise ruhu gibi karanlıktır. Bir heykeltıraşın basit bir heykele bile o simetriği verebilmesi için bazen yıllarca çalışması gerekiyor. Buna mukabil saniyede 4 insan ve her gün 350.000 insan son derece kolaylıkla yaratılıyor. Her birine farklı bir yüz veriliyor. Bizler birbirine benzeyen ikizleri veya üçüzleri gördüğümüzde hayret ederiz.

………Şimdi soruyoruz; iki yüzü birbirine benzetmek mi daha zor? Yoksa milyarlarca insanın birbirine benzetmemek mi daha zor? Birincisine hayret ederken, ikincisi neden hayret etmiyoruz? Kim birbirinden farklı bu yüzlerin yaratıcısı? En basit maddelerden bir sanat harikası yapıp, sanatında akılları hayrete düşüren sanatkâr kim? Kim o yüzde sayısız manayı ifade eden? Kim her ferde farklı bir yüz veren? Kim o yüzdeki cihazlara mükemmel iş yaptıran? Göze görmeyi, burna koklamayı, dile tatmayı kulağı işitmeyi öğreten kim?

………Bütün bu kimlerin tek bir cevabı var; Musavvir olan Allah. İnsanın yüzünü bir nebzede olsa inceledikten sonra, bütün hayvanların, bitkilerin, çiçeklerin, canlı ve cansız her şeyin tasvirini ve şeklini insana kıyas edelim. Ve Allah’ın Musavvir ismine şöylece pencereler açalım: Fiil failiz, sanat sanatkârsız, kitap kâtipsiz olamayacağı gibi suret ve şekil vermek dahi Musavvir yani bir tasvir edici olmadan olamaz ve mümkün değildir.

………Acaba kâğıttaki basit bir yüz resmi dahi bir ressamı gerektirirse, şu âlemdeki hadsiz hakiki yüzler Musavvir olan Allah’ın varlığını gerektirmez mi? Farklı bir yüz çizebilmek için, çizilmiş bütün yüzleri bilmek gerektiği gibi, farklı bir yüzü yaratmak için de, o ana kadar yaratılan bütün yüzleri bilmek lazım gelmez mi? Bu da Musavvir olan Allah’ın birliğine ve bütün yüzleri yarattığına delalet etmez mi? Her bir yüz Allah’ın Musavvir ismine delalet ettiği gibi, farklı olması cihetiyle de Allah’ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarına işaret etmez mi?

………Kâinat kitabı bize Allah’ı Musavvir ismiyle tanıttığı gibi, Kuran dahi şu ayetiyle bizlere Allah’ın Musavvir ismine şöyle haber veriyor;

Sizi rahimlerde dilediği gibi tasvir eden ve şekillendiren O’dur. Ondan başka ilah yoktur. O azizdir ve hâkimdir” (Ali imran 6) (Allah’ın İsimleri Ve Kainattaki Tecellileri)

………Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

………(Devam edecek)

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 09 Şubat 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: