RSS

ESMA DERSLERİ – 21 – EL ĞAFFÂR (A)

09 Mar

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………******************************************************

………EL ĞAFFAR

………el-Ğaffâr, ayıpları örten demektir. Hak, örtme fiilinin kendisine nispet edilmesiyle örten anlamında el-Ğafir ’dir; var olanların veya başka şeylerin perdelerini örtmesi ile de el-Gafûr ’dur.

………O, her bir günahı bakanların gözlerinden gizler ve kendisine yakın meleklerin sayfalarından siler.

………Bilinmelidir ki:

………Bu ismin hükümlerinden bazıları, korumak, kıskançlık ve muhafaza etmektir. Çünkü bu mertebede örtülenler, üç tabakada bulunurlar:

………Birincisi, günah işledikten sonra cezalandırmadan korunanlardır. Bu kısım, mağfiret edilenlerdir.

………İkinci gurup ise, günaha arzu duymadığı için günah işlemekten korunanlardır. Bu gurup, korunan kimselerdir.

………Üçüncü gurup ise, sıfatların dalgalarının coşkunluğunda boğulan, Zât nûrlarının şualarında kendini yitiren, günah ve itaatleri görmeyen kimselerdir. Bunlar ise, “masum “kimselerdir.

………Bu sınıflama, özel hakkındadır; genel hakkında ise, her şey birbirine örtüdür.

………Bunların en üstünü, Hakkın zâhirliğinin örtmesidir, şöyle ki:

………Fertler ve kevn mertebelerinin şahısları, bütünüyle, iki isim ile birliktedirler. Bu iki isim, ez-Zâhir ve el-Bâtın isimleridir. Buna göre, rüyet ve müşahede halinde el-Bâtın ismiyle birlikte olan kimsenin müşahedesinde el-Bâtın ismi ez-Zâhir ismine perde olur; ez-Zâhir ismi de, saltanatı mahallinde hükümde bulunduğu hal üzere değişmeksizin kalır.

………Aynı şekilde, müşahede ve rüyetinde ez-Zâhir ismi ile birlikte olan kimsede de ez-Zâhir ismi el- Bâtın ismine bir perde olur.

………Buna göre, el-Bâtın ismini müşahede edenler için ez-Zâhir gayb, el-Bâtın ise, onların şehadetleri; aynı şekilde, el-Bâtın ismi de zâhir ehli için gayb’dir. Binaenaleyh, zâhir ehlinin gaybı, bâtın ehlinin şehadetleri; bâtın ehlinin gaybleri ise, zâhir ehlinin şehadetidir.

………Bunların dışındakiler ise, sebep ve vasıtaların perdeleri; yaratıkların birbirlerine perde olmalarıdır. (Sadreddin Konevi-Esma-i Hüsna şerhi/67-68)

………********************************************************************

………EL GAFFÂR 

………O, iyilik yapan ve çirkini örtendir. Günahlar, Allah’ın dünyada örttüğü ve ahirette cezalandırmaktan (Kullar)  hakkında vaz geçtiği çirkinliklerdendir.

………El-Gafr, örtmek manasındadır. Allah’ın kullar hakkında birinci örttüğü ve meydana çıkarmadığı şey, bedeninin, insan gözleri tarafından tiksinilecek ayıplarıdır. O ayıplar içeri de gizlenmiş ve yüzüne vurulmamıştır. İnsanın iç yüzü ile dış yüzü arasındaki fark cidden büyüktür.

………İkincisi; bütün çirkin duygu ve temayüllerin karargâhı olarak kimse görmesin diye kalbi seçmiştir.

………Eğer kulun hatırından geçen kötü duygularına, kalbindeki çirkefliklerine başkaları muttali olacak olsalar ona hücum edip helak ederler. Allah onu bu durumdan da kurtarmıştır. İçindekileri dışa vurdurmamıştır.

………Üçüncüsü, kullar arasında rezil olmasına sebep olacak günahlarını da örtüvermesidir. Sırf günahlarının çirkinliklerini örtmek için, imanda sebat ettiği müddetçe, günahlarını sevaplara tebdil edeceğini bile vaad etmistir.

………TENBÎH :

………Kulun bu isimden alacağı ilham şudur: O’da başkalarından sadır olan hataları örter. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz.

………Allah’ın elçisi bunu Allah’ın kullarına öğretmişlerdir:

………«- Her kim bir müminin ayıbını örterse, Allah’ da kıyamette onun ayıbını örter..»

………Gıybet eden, mütecessis olan, intikam seven, uğradığı cezayı mutlaka ödetmek isteyenler tabiî ki bu vasıftan uzaktırlar. Bu güzel vasıfla bezenecekler hiç şüphe yok ki, ayıpları ifşa etmeyen, kulun ayıplarını araştırmak için arkası sıra gitmeyendir.

………Hiç kimse kusurdan hali değildir. İnsanlar arasında kemale ermiş olgun kimseler olduğu gibi zayıf karakterli kimselerde vardır.

………Çirkinliklere göz yumup da ayıbına muttali olduğu kişinin iyiliklerinden bahseden kimse bu vasfa lâyıktır. Aşağıdaki rivayet bizim bu görüşümüze ne güzel ışık tutmaktadır:

………Bir defasında’ İsa (Aleyhisselâm) havarileri ile birlikte ölmüş bir köpeğin yanından geçerler. Havariler dayanamaz:

………– Bu leş ne fena kokuyor. Derler. Hazreti İsa (A.S.) bu sözü duyunca: (Bu gibi hallerde insanların iyi taraflarını anlatmak gerektiğini öğretmek için) şöyle mukabelede bulunur:

………«Zavallı hayvanın ve güzel dişleri var..» (İ. Gazalî-Esma-i Hüsna/88-89)

………**************************************************************

………ĞAFFAR

………TAALLUK

………Kul kendisini ebedi huzursuzluğa götürecek her türlü düşünce ve hareketten korumak ve korunmak amacıyla bu isme ihtiyacını hisseder.

………TAHAKKUK

………Ğaffar, mahlûkatın yaratılışı (İcad) noktasında onların fenaya (yokluğa) düşmelerini engelleyen ve her türlü zarardan koruyandır.

………TAHALLUK

………Kul Allah’ın gizlemesini istediği şeyleri başkasından gizler. Zahiri ve batıni olarak rıza örtüsüyle nefsi muhalefetten perdeler. Sahip olduğu manevi makamın keşfinin hakikatini yerinde tutup izhar etmez. Ki böyle bir tahalluk bilinmez bir surette her şeyin ayan beyan açık olacağı ahiret yurdunda kendisini gösterecektir. İnsan böyle bir makamı fark ettiğinde bunu gerektiği yerde tutup edebe riayet edip, o manevi makamın boyutuna dikkatleri çekmemesi gerekir. Ancak Allah’ın iradesi muvafakat edip izhar ederse o başkadır. (İbn. Arabi- Allah’ın isimlerinin sırları ve manalarının keşfi/62)

………********************************************************************

………GÂFİR – GAFFÂR – GAFÛR

………Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

………Bu Kitabın indirilmesi, Azîz ve ‘Alîm olan Allah’tandır; günahı bağışla­yan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah’tan). O’ndan başka ilâh yoktur.” (Mü’min/3)

………Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O’dur.” (Zümer/5)

………Haber ver kullarıma; şüphesiz ben, ben bağışlayanım, esirgeyenim.” (Hicr/49

………Gâfir, Gaffâr ve Gafûr isimleri, “ga-fe-re” kökünden türemektedir. Bu kelimenin aslı örtmek, perdelemek anlamına gelir. Bu yüzden savaşta başı darbelerden korumak için giyilen şeye miğfer denilmiştir. Yine şu cümlede “Câe’l-kavmu cemmen gafirâ” (Topluluk, büyük bir kalabalık halinde ‘top­luca’ geldi) kullanıldığı gibi büyük kalabalık anlamında kullanılır. Başı örten bez parçasına da “Gaffâre” denilir. Bu kelimesinin, yaraların üzerine sürülen ve yaraların iyileşmesini sağlayan bir bitki adından geldiği de söylenmiştir. (Kurtubi)

………el-Halîmî der ki: “Gâfir, günahkarların günahını örten ve onları ceza­landırmayıp insanların önünde rezil etmeyen ve aşağılamayandır.” (Beyhaki)

………Bu anlamıyla bu isimler Allah’ın fiilî sıfatlarından sayılmaktadır. Gafr, dü­zeltmek, ıslah etmek anlamına da gelebilir. Bu yüzden “Gafertu’z-zenb” (gü­nahı bağışladım) cümlesinin “onu olabilecek şekilde düzelttim” anlamında olduğu söylenmiştir. Dolaysıyla kişinin söylediği “Allahüme’ğ-fir lî” (Allah’ım beni bağışla) sözü “Allah’ım beni ıslah et, düzelt” anlamındadır. Özetle bu isim, anlam olarak Allah’ın Afüv isminin anlamına yakındır. Afv, günahın silinmesini; ğafr, ise silinen günahın yerine nuru yerleştirmek ve kulun kusur­larını örtmek anlamını hissettirmektedir. Bu yüzden Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde, şu âyette olduğu gibi birlikte zikredilmiştir. (Kurtubi)

………Hiç şüphe yok ki, Allah, Afüv’dür (affedicidir), Gafûr’dur (bağışlayıcıdır).” (Hac/60)

………el-Halîmî, Gaffâr hakkında ise şunları söyler: “Kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları ne dünyada ne de âhirette ortaya çıkarmaz.” (Beyhaki)

………Allah, mutlak anlamda Gâfir, Gaffâr ve Gafûr’dur. Bütün bu isimler, örtmeye, cezalandırmamaya ve aceleciliği terk etmeye delalet eder. Mağfiret, günahları örtmek demektir. Örtmek ise şimdiki zamanda ve mal üzerinde gerçekleşir. Örtmek iki türlüdür. Birisi, hakkından vazgeçmek ve günahları bağışlamaktır. Diğeri, fenalıkların üzerini örtüp başkalarının onları görmesine mani olmaktır. Dolaysıyla mağfiret (örtmek), sabır, yumuşak dav­ranma, cezalandırmada acele etmeme, ihsan ve bağış gibi Allah’ın sıfatlarını kapsadığı gibi bu sıfatların zıddı olan bütün sıfatların Allah’ta bulunmadığını da gösterir. (Kurtubi)

………ez-Züccâcî Gafûr ismi hakkında der ki: “Gafûr, çok bağışlayan, örten anlamında mübalağa ifade eder. Çünkü Allah, kullarını sadece bir kere değil defalarca bağışlar. Öyle ki, O’nun bağışlaması sayılamaz. Ancak bu müba­lağa, zatî bir sıfat değil fiili bir sıfattır.”

………el-Halîmî ise bu ismi şöyle açıklar: “Kullarının günahlarını çok örten, on­ları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır.” (Kurtubi)

………Ebû Hüreyre anlatıyor. Hz. Peygamber’in şöyle dediğini işittim:

………“Bir kul günah işlediğinde: “Ya Rabb’i! Bir günah işledim, beni bağışla” derse Rabb’i:  “Demek kulum, günahları bağışlayan ve cezalandırmayan bir Rabb’i oldu­ğunu bildi? O halde kulumu bağışladım” der. Sonra Allah’ın dilediği kadar bir süre geçer. Kul yine bir günah işler ve: “Rabb’im! Bir günah daha işledim, beni bağışla” der. Rabb’i yine: “Demek kulum, günahları bağışlayan ve ceza­landırmayan bir Rabb’i olduğunu bildi? O halde kulumu bağışladım” der. Sonra tekrar Allah’ın dilediği kadar bir süre geçer. Kul yine bir günah işler ve: “Rabb’im! Bir günah daha işledim, beni bağışla” der. Rabb’i üç defa: ““De­mek kulum, günahları bağışlayan ve cezalandırmayan bir Rabb’i olduğunu bildi? O halde kulumu bağışladım” der ve şöyle söyler: ”Artık o, dilediğini işlesin” (Buhari- Müslim)

………Kulun Günahtan türeyen üç ismi vardır;

………1 – Zalim. Bu isim şu âyette geçer:

………Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder..” (Fatır/32)

………2 – Zalûm. Bu isim ise şu âyette geçer:

………Çünkü o (insan), çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab/72)

………3 – Zallâm. Bu da şu âyette geçer:

………Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!” (Zümer/53)

………Günah işlemede aşırı giden kimse “Zallâm”dır. Sanki Allah şöyle söyle­mektedir: “Ey kulum! Zulmetme ve günah işlemede senin üç adın vardır. Buna karşı benim de günahları bağışlama da üç adım vardır. Eğer sen günah işleyerek ve zulmederek “zalim” olursan, tevbe ettiğinde ben de “gâfir” olu­rum. Eğer “zalûm” olursan ben de “gafûr” olurum. Eğer daha aşırı gider ve “zallâm” olursan, ben de “gaffâr” olurum. Bil ki, senin sıfatların ve günahla­rın sana yakıştığı gibi sonlu ve sınırlıdır. Oysa benim sıfatlarım ve bağışla­mam, bana yakıştığı gibi sınırsız ve sonsuzdur. Sınırsız ve sonsuz olan daima sınırlı ve sonlu olana galip gelir. Bu yüzden, ne kadar günahın olursa olsun asla bizden ümidini kesme. İçtenlikle tevbe edersen, kabul ederiz.

………Dedi ki: “Sapıklar dışında Rabb’inin rahmetinden kim umut keser?” (Hicr/56)

………Kur’an da Mağfiret ile ilgili bazı ayetler

………Kur’anı Kerimde mağfiret ile ilgili birçok ayet bulunmaktadır Kelime bu ayetlerde geçmiş zaman, gelecek zaman ve mastar olarak geçer.

………Geçmiş zaman lafzıyla Hz. Davud’ın kıssasının anlatıldığı şu ayette geçer;

………Davud gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi sandı. Böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. Böylece onu bağışladık” (Sad/24-25)

………Bu ayet Allah’tan mağfiret talebinde bulunup O’na yönelen herkesin mağfirete kavuşacağına işaret etmektedir.

………Gelecek zaman lafzıyla şu ayetlerde geçer;

………“Gerçekten Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar” (Nisa/48)

………Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar Çünkü O bağışlayandır, esirgeyendir.” (Zümer/53)

………Emir kipiyle şu ayetlerde geçer;

………Bizi affet, bizi bağışla bize merhamet et.” (Bakara/286)

………Mastar olarak ta şu ayetlerde geçer;

………Rabbimiz bağışlamanı dileriz” (Bakara/285)

………Şüphesiz senin Rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için bağışlama sahibidir.” (Ra’d/6)

………Özetle yüce Allah bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran çirkinlikleri ve günahları örten ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan vazgeçip onları bağışlayandır.  O’nun günahları bağışlaması tam ve eksizdir. Öyle ki bağışlamanın en üst derecesinde O’nun mağfireti vardır. (Gazzali)

………Bu İsimleri Bilmenin Faydaları;

………Her Müslüman, Yüce Allah’ın mağfiret sahibi olduğunu ve yalnız O’nun bunu hak ettiğini bilmelidir. O’ndan başka kulların günahlarını bağış­layan kimse yoktur. Allah’ın bağışlamasının, günah işledikten sonra Tevbe eden kullar için geçerli olduğu Kur’an’da bizzat belirtilmektedir. Bu konuda âlimler arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Zira bu hususta Kur’an’da geçen ifadeler hususî (özel) değil, umumî (genel) anlam ifade etmektedir. Bu yüz­den günah işlemeyi terk edip Tevbe eden ve samimiyetle Rabbine yönelen kimselerin tövbesini Allah kabul eder, günahlarını bağışlar ve bu yüzden ahirette onları cezalandırmaz. İçtenlikle tevbe eden, sanki hiç günah işleme­miş gibidir. Yüce Allah şöyle buyurur:

………Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptık­ları) şeyler bağışlanacaktır.” (Enfal/38)

………Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcı­yım.” (Tâhâ/82)

………Allah, günah işlemeyi terk edip samimiyetle tevbe edenin tevbesini kabul edeceğini Kur’an-ı Kerîm’in pek çok âyetinde defalarca tekrarlar. Bu konudaki nakli deliller kesinlik ifade etmektedir.

………Ancak bununla birlikte bu isimleri yalnız Ehlisünnet kabul etmekte, Kaderiyye gibi bazı bid’at ehli fırkalar, kul tevbe etmedikçe Allah’ın günahları bağışlamayacağını, tevbe etmeden ölenlerin cehennemde ebedi olarak kala­caklarını ileri sürmektedirler. Mutezile mezhebine bağlı olanlar da, bu görüşe aklın Hâkimiyetini ilave etmekte; tevbe eden kulu affetmenin ve günahını bağışlamanın Allah için bir zorunluluk olduğunu iddia etmektedirler.

………Oysa Ehlisünnet inancına göre hiçbir varlığın ve hiçbir şeyin Allah üze­rinde bir zorunluluğu yoktur. Kullar için vacip (zorunlu) olan, bağışlaması pek geniş olan Allah’tan günahlarının bağışlanmasını talep etmek ve hiçbir zaman O’ndan ümit kesmemektir. Yüce Allah birçok âyette kendisinden bağışlanma dileyenleri methetmekte ve onlardan büyük bir övgüyle söz etmektedir. Allah bu kullarını şöyle övmektedir:

………Ki onlar, seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.” (A. İmran/17)

………Gece-boyunca da pek az uyurlardı. Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.” (Zariyat/17-18)

………“Ve ‘çirkin bir hayâsızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Al­lah’tan başka günahları bağışlayan kimdir?”  (A. İmran/135)

………Her Müslüman, bir günah işlediğinde onu insanlardan gizlemeli ve asla açığa vurmamalıdır. Günahını yalnızca Allah’a itiraf etmeli ve O’ndan bağış­lanma dilemelidir.

………Hz. Aişe anlatıyor. Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

………Kul, günahını itiraf eder ve tevbe ederse, Allah tevbesini kabul eder.” (Buhari-Müslim)

………Bir başka hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

 ………Açıktan günah işleyenler dışında ümmetimin tamamı affedilir.” (Buhari-Müslim)

………Bu isimleri bilen her Müslüman, kendi günahını örtüp gizlediği gibi, baş­kalarının da günahlarını örtüp gizlemeli ve açığa vurmamalıdır.

………Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

………Kim bir müslümanın (hata ve günahını) örterse, Allah da dünyada ve âhirette o kimsenin (hata ve günahını) örter.” (Müslim)

………Hz. Peygamber bir başka hadislerinde ise şöyle buyurur:

………Bir kul, dünyada bir kulun (ayıbını) örterse, Allah da kıyamet günü mutlaka o kulun (ayıbını) örter.” (Müslim)

………Müslüman, Allah’tan bağışlanma dilediği gibi, kendisi de başkalarının ku­sur ve hatalarını bağışlamalı ve Yüce Allah’ın şu âyetini daima hatırlamalı­dır:

………Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?” (Nûr/22) (İbn. Kesir-Kurtubî-Beyhakî-Es Sadi-İbn.Kayyim el CevziyyeEsmaü’l-Hüsna/253-258)

………*****************************************************************

………EL ĞAFFAR

        (DAİMA AFFEDEN, TEKRAREN BAĞIŞLAYAN)

………El Ğafru” ve “el Ğufran” lügatta “örtmek, gizlemek” anlamına gelmektedir. Çok bağışlayıcı olan Sübhanehu Teâlâ güzellikleri ortaya çıkaran ve çirkinlikleri örtendir. Günahlar Allah Teâlâ’nın örttüğü çirkinlikler cümlesindendir. İşte bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ günahları örtendir.

………El Esmaü’l-Hüsna ves’-sıfat adlı Allah’ın güzel isimlerini ihtiva eden kitaplarda “el Ğaffar” ismi çok çok örten manasında mübalağa ile ifade edilip “Settar” günahları örten anlmında Allah’ı vasıflar. Günahları ne dünyada ne de ahirette yüze vurur. Bir sahabeye ResulAllah’ın fısıldaşmak hakkında ne buyurduğu, neler işittiği sorulduğunda Sahabi;

………“Ben ResulAllah’ı şöyle derken işittim, “Allah mü’mine yaklaşır,, onu rahmetiyle kuşatır ayıplarını insanlardan gizler. Kendisine şöyle bir günahtan haberin var mı? Şöyle bir günahı biliyor musun? Der. Bu durum Kul günahını ikrar edinceye kadar devam eder. Artık ölünceye kadar kendi nefsinde günahını görür. Sonra Cenab-ı Hak; “Dünyada günahını örtmüştüm, bu günde de senin günahını bağışlıyorum” der ve iyilikleri verir.” Buyurdu.

………Bu durum mü’minler içindir Kâfirler ve münafıklar için tam tersi durum söz konusudur.

………Ğaffar kelimesi Kur’an ı kerimde beş ayette, beş kere şu şekilde zikredilmiştir;

………1 – Ve inniy le Ğaffarun limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda. (Tâhâ/82)

………“Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.”

………2 – Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel ‘Aziyzul Ğaffar. (Sad/66)

………“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi (olan) Allah üstündür, bağışlayıcıdır”.

………3 – Halekas Semavati vel Arda Bil hakk* yükevvirulleyle alennehari ve yükevvirun nehare alelleyli ve sahhareşŞemse vel Kamer* küllün yecriy li ecelin müsemma* ela HUvel ‘Aziyzül Ğaffar. (Zümer/5)

………“Allah, gökleri ve yeri Hak ile yarattı geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et O, ‘Azîz’dir ve çok bağışlayandır.”

………4 – Ted’uneniy li ekfüre Billâhi ve üşrike Bihi ma leyse liy Bihi ‘ılmun ve ene ed’uküm ilel ‘Aziyzil Ğaffar. (Mü’min/42)

………“Siz beni, Allah’ı inkâr etmeye ve hiç tanımadığım nesneleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi ‘Azîz ve çok bağışlayan Allah’a davet ediyorum.”

………5 – Fekultüstağfiru Rabbeküm inneHU kâne Ğeffara. (Nûh/10)

………“Dedim ki; Rabbinizden mağfiret dileyin çünkü O çok bağışlayandır.”

………Bu mübarek ismin çokça zikredilmesini tavsiye ediyoruz. Çünkü bu isimde Allah’a sığınma ve ona rücu vardır.

………Bütün bunlarla birlikte Ğafir, Ğufran, Ğafur, Ğaffar; “Ğafr” Mağfiret kökünden gelmiş olup Allah hakkında kullanıldığında, Allah’ın kullarının günah ve hatalarını örtmesi ve onları azap görmekten koruması anlamına gelmektedir.

………Allah merhametlilerin en merhametlisi olup, günahta tevbe etmek ekseri ulemaya göre vaciptir. Eğer günah kul hakkında taalluk etmiyorsa bu gibi günahtan tevbenin üç şartı vardır;

………1 – O günahı yapmamak üzere azmetmek,

………2 – Günahı terk etmek,

………3 – Günahı işlediğinde içtenlikle pişman olmak.

………(Prof. İzzettin Cemel-El-Esmaü’l Hüsna/169-172)

………**********************************************************************

         EL ĞAFFAR

………El Ğaffar; Rahman ve Rahim olan Allah demektir. O, her şeyin emri ve işi elinde olan Allah’tır, çünkü O’nun yüce sıfatlarından birisi de Rahmet sıfatıdır. O, Rahîm’dir. Bunun içindir ki mağfiret O’nun bir sıfatı olup kapsamında rahmet sıfatı da bulunmaktadır. Eğer, Ğaffar olan Allah Rahman ve Rahim olmasaydı, o takdirde Ğafûr da, Ğaffar’de olamazdı.

………Lisanü-l Arap da şöyle deniliyor; “El Ğafr ve el Mağfiretuhu, günahların üzerini kapatıp örtmektir. Onları affetmek, görmezden gelmektir. Bu kökten olan El Ğaffar isminin manası ise Kullarının günahlarını örten, hatalarını ve günahlarını görmezden gelen, affeden demektir.

………Aslında Mağfiret; örtmek, üzerini kapatmak, perdelemek demektir. Allah günahlarını mağfiret etti demek, onları örttü, onlardan geçti, görmezden geldi, onların yerine daha güzel olanına, daha iyi ve daha değerli olanına baktı demektir.

………Bir yerde mağfiretten söz ediliyorsa orada her zaman ya fiili olarak veya sözlü olarak meydana gelmiş olan bir hata, bir yanlış var ki, hemen onun arkasından mağfiretten söz ediliyordur. Evet, böyle bir durum meydana gelince hatayı yapan kişi çok daha olumlu ve iyi bir iş yapmış olmalı ki o hatadan geçilmiş olsun. Her örttüğün şey onu bağışlamış olduğun manasına gelir. Günahların mağfireti demek onların örtülmesi demektir. Geçmiş olan yanlışlara karşılık işlenen ve güzel görülen bir şey sebebiyle geçmişte işleneni affetmektir, örtmektir, görmemektir. Allah Teâlâ Ğafûr’dur yani tam olarak mağfiret sahibidir demektir.

………El Ğaffar; Hatalarının çokluğuna rağmen kişiyi mutlak manada mağfiret etmekten ve bağışlamaktan hiç bıkmadan, usanmadan çok çok mağfiret eden, hep bağışlayan demektir. Çünkü bu, Rahman ve Rahîm olan Allah yeryüzünde halifeliğe aday kıldığı kullarını, fazlı ve ihsanı gereği hep ikram edendir. Zira O bağışlar, yine bağışlar. Böylece ta kıyamete dek kullarını hep bağışlar durur. Bunun sebebi mağfiretin yüce Rabbimizin güzel olan sıfatlarından olmasıdır. Bu bakımdan O, mutlak olarak Ğaffar’dır. Çünkü mağfiretinin bolluğu ve genişliği sebebiyle yeryüzünde bir halife yaratmıştır ki bu güzel sıfata uysunlar istemiştir. Zira bu, özellik ona bir damga olarak vurulmuştur. Zaten Yüce Allah’ın şu ayeti de bunu doğrulamaktadır;

………Lekad halaknel’İnsane fiy ahseni takviym. (Tiyn/4)

………Biz insanı en güzel biçimde yarattık.

………Bu bakımdan el-Ğaffar, tekrar yoluyla çokluğa işaret eder. Bağışlar, arkasından yine mağfiret edip bağışlar. Böylece kulun tüm günahlarından arınana dek hep bağışlar durur. Bundan dolayı âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ederim.

………El-Ğaffar; Allah’ın güzel isimlerindendir, nefislerden umutsuzluğu kaldırır, o nefislere hep umut bahşeder ve onu Baki kılar. Bu bakımdam Ğaffar’a sarılmak, Rahan be Rahîm olan zata, Allah’a sarılmaktır, O’na bağlanmaktır. Yüce Allah şöyle buyurur;

………Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU HUvel ĞafûrurRahıym. (Zümer/53)

………De ki; “Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

………Bu açıklamalar çerçevesinde gördüğümüz o ki; Bu isimle alakalı olarak gelen tanımların büyük bir çoğunluğu el-Ğaffar kelimesinin es-Settar manasında olduğunu teyit etmektedirler. Bu da çokça örten kapatan manasına gelir. Ancak bununla birlikte el Ğaffar kelimesinin tam olarak bu manaya geldiğinde müttefik değiliz. Çünkü burada delalet bakımından en önemli fark el Ğaffar isminin ve es-Settar’ın manaları aşağıda görüleceği gibidir. Şöyle ki;

………El Ğaffar; Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden biridir, O, günahları sınırlar, onlara sınır koyar ve ortaya çıkarır. O günahlar için bir de ceza veya sevap koyar. Bunlardan dolayı her şey de bu hüküm ortaya koyar, tahakküm eder. Bununla beraber O dilediklerini dilediği zaman ve dilediği şekilde affeder. Çünkü el Ğaffar günahları haram kılar onu kabul etmez. Aynı zamanda onu bağışlamaz da. Ancak suç işleyenin günahını ya ondan ötürü cezalandırır veya onu mağfiret etmek suretiyle bağışlar.

………Es Settar; Bu isim üzerinde Allah’ın esmaü’l-Hüsna’sındandır diye üzerinde ittifak olunmayan bir isimdir. Yani bunun Allah’ın ismi olduğu zikredilmekle birlikte, bu ismin Yüce Allah’ın esmaü’lş Hüsna’sından olmadığı görüşü ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Kur’an da buna dair herhangi bir nas yoktur. Bu sıfatla kastedilen ise, günahın saklanması, gizlenmesi ve inkârıdır. Bunun sebebi de işlenen günah yüzünden bir zarara uğramamak veya ceza çekilmesini önlemektir. Çünkü bu günahın üzerinin örtülmesi ya da saklı tutulması, o günahı tamamen ortadan kaldıramaz. Sadece onu gizlemiş olur sadece gizlemiş olur. Bununla birlikte işlenen o günah aynen yerinde durur, böylece işlediği suçun açığa çıkmamasını sağlamış olur.

………İşte bu üstünü kapatma veya gizleme olayı, ola ki halkın güzünden kaçırılmış ve olayın ortaya çıkması önlenmiş olabilir. Ancak asla uyumayan yüce Allah’ın gözünden kişinin gizledikleri saklı kalmaz. Eğer bir ceza gerekiyorsa er veya geç Allah onu verir. Çünkü işlenen suçu (Günahı) gizlemek demek onu düzeltme, ıslah etme ve bir daha işlememe yerine daha çok onu inkâra yönlendirir.

………Oysaki el Ğaffar; günahı tamamen silmektir, ebedi olarak onu ortadan kaldırmaktır. Hâlbuki ki Settar ise Allah teâlâ’nın Esma-i Hüsna’sından değildir. Böylece bu isim hakikati gizlemektedir. Ortaya çıkmaması için perdelemektir. Böylece yasalara veya örfe ya da şeriata uygun cezalandırılmaktan kurtulsun istemektedir.

………Bu kapatma veya üstünü örtme olayı insanlarla suçu işleyenler arasında ki bir durumdur. İnsanlar bilmesin istenmektedir. Bu durum tıpkı elbise giyinerek avret yerini kapatmaya benzer. Giyilen elbiseler evet, avret yerini kapatır ama onu yok edemez, ortadan kaldıramaz. Çünkü onlar yerli yerinde durmaktadır. Aksine sadece avret yerini üstünü kapatıp öylece yerinde tutmaktadır. Yoksa elbise giymele avret yerini o sayede ortadan kaldırmak gibi bir şey yoktur ya da durumu değiştirecek değildir. İşte günah ve suçun üzerinin örtülmesi de aynen böyledir. Günah veya suç üzeri örtülse bile yerli yerinde kalmış olacaktır.

………El Ğaffar ismine gelince; Bu sayede gelen mağfiret sayesinde günahtan eser kalmaz. Sicile geçen her şey tamamen bağışlanmış olur. Kişi tertemiz bir hale gelir. Mağfiret edilmesi demek aksine suç ya da günah işlemiş olan bir kimsenin o eski olumsuz olan hal ve gidişatının tamamen değişerek olumluya dönüşmesi demektir. Yani cezalandırma halinden arındırılarak bu defa sevap ile ödüllendirilecek bir konuma getirilmesi demektir.

………Bu durumda es Settar; işlenen suç ya da günahı olduğu gibi yerinde bırakan, tutan, sicilden silmeyen demektir ki böylece durumu hakkında iş tevatür derecesine varılmasın istenmiştir. Oysa ki Ğaffar kişinin durumu ıslah ederek yaptıklarına son verdirilmesi veya cezalandırılması gereken suçu, günahı silip bağışlaması demektir.

………El Ğaffar; Cezalandırma, mağfiret ve sevap işleri elinde olan demektir. Bu konuda hiçbir kimse ve güç O’nun yerine geçemez, vekâlet edemez, emri konusunda ona ortak olamaz. Bu bakımdan günahları mağfiret işi sadece bu hususlar elinde bulunan zatın işidir. O’ndan başkası bağışlayamaz. O da gerçek ortaya çıkmasından ve adaletin gerçekleşmesinden sonra olur.

………Mağfiret; affetme fiiline dayalı bir sıfattır. Nitekim affetmeye dayalı olan bir fiil de tevbe etmeye bağlıdır. Zaten rabbimizin şu ayeti de bu gerçeği bildirmektedir.

………Ve HUvelleziy yakbelüt tevbete ‘an ‘ıbadiHİ ve ya’fu ‘anis seyyiati ve ya’lemu ma tef’alun. (Şûra/25)

………Kullarının tevbesini kabul ede, kötülükleri affeden ve bütün yaptıklarımızı bilen O’dur.

………Bu demektir ki bir kul, suç veya günah işledikten sonra eğer rabbine döner ve tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah’ın rahmet kapıları hem geniştir ve hem açıktır. Kişinin işlemiş olduğu günah sebebiyle kabul edilmeye değer ve rabbini memnun edecek şekilde bir tevbe ederse, tevbe kapısı onun yüzüne kapatılmaz. Çünkü tevbe etmek demek Yüce Allah’a dönüş demektir. Bundan dolayı Allah suçunu ve günahını itiraf edenleri affeder, yüce Allah’a yönelmesi durumunda Allah onu bağışlar.

………Tevbeye dayalı olan affetme, bağışlama ve ıslah olayı mağfirete bağlıdır. Buna göre kim Allah’tan mağfiret/bağışlanma istiyorsa şu hususlara dikkat etmelidir.

………İSTİĞFAR;

………İman etmiş olan bir kimsenin fikirleri sebebiyle ya da uygun olmayacak bir amel yahut ta işlediği bir günah yüzünden mü’minler için hazırlanan mağfiret, bağışlama ve affetme gerçeğidir. Kişi tüm yaptıklarından ötürü yeniden Allah’a döner ve sığınırsa, imana aykırı olan fiillerinden vazgeçerek onlarda ısrarcı olmayarak tevbe ederse Allah Teâlâ da onun için hazırladıklarını ona ihsan eder.

………TEVBE ETMEK;

………Tevbe etmek demek, hatalarını düzeltip Allah’ı memnun edecek olan doğru işlere tutunmak ve onları işlemek demektir. Çünkü tevbe bir haktır ve bu bütün mü’minlere de farzdır.

………DOĞRU YOLA TABİ OLMAK;

………Bu Allah’ın emirlerine tutunmak yoluyla hak olan yolda yürümek, yasaklarından da uzak kalmaktır. Bir de o soylu Resulün sünnetine tabi olmaktır. Bir Müslüman çok günahkar bile olsa mutlaka kalbinin bir köşesinde Allah’a yönelme ve O’na sığınma isteği olan ve uykuda bulunan bir yönü vardır. O Allah’tan mağfiret beklemektedir, O’ndan af istemektedir.

………Bu bakımdan Müslümana düşen görev kalbinin bir köşesinde uykuda bulunan o bölümü uyandırıp harekete geçirmesidir. Evet, bunu yapmalıdır ki, o kötülüklerden ve fenalıklardan uyanmış olsun. Böylece dinimiz ve dünyamızla ilgili hassas olan konularda ki gaflet sebebiyle İslam toplumu bu gaflette olanlarla savaşsın ve onları uyandırmaya çalışmış olsunlar.

………İMAN; Delile dayalı olarak Allah’ın birliğini, O’nun ortağının olmadığını tasdik edip doğrulamaktır. O’nun bie dengi ve benzeri yoktur. O zanna dayalı bir varlık değildir Allah Teâlâ’nın indirdiği ilâhi vahiyde asla şüphe ve kuşkuya yer yoktur.

………AFFETMEK;

………Affetmek toplum arasında var olan ahlaki bir değerdir. Bu toplum arasında ki erdemliliği ortaya çıkarır. Böylece aralarında sevgi ve muhabbet oluşsun ister.

………SALİH AMEL;

………Yeryüzünde fesada ve bozgunculuğa yer bırakmayan, yanan fitne ateşini söndüren amel demektir. Böylece insanlar arasında ki ilişkiler güç kazanır ve yeryüzünde halifeliğe aday olacaklar arasında sevgi ve muhabbet tohumlarının ekilmesine hizmet eder.

………İHTİDA;

………Doğru yolu bulma ve Hak olan yola yönelmek, sırat-ı Müstakıme girmektir. Dalaletten ve doğruyu kaybettikten sonra bulduğu o doğru yolda yürümektir.

………BAĞIŞLAMAK (safh);

………Lisanü’l-Arap ta safh kelimesi; bir şeyden kaçınmak, uzak durmak olarak geçer. Bu bakımdan safh kelimesi hatalardan dönmek, hata ve suç işleyenlere karşı müsamahakâr davranmak, iradeye dayalı olarak ve kişinin yapmasına gücü yettiği takdirde, o şeyi işlemesi, halinde yapılan o yanlıştan ötürü kişiyi bağışlamaktır. Burada kişiyi bağışlamanın arkasında bir amaç bulunur. O da dünya hayatında işlenen suçun üzerinin örtülmesi ve ahiret hayatında da rahmet beklenmesidir.

………Kimileri “kişi ne diye mağfiret olunsun” diye sorarlar. Bu kimseler şunu bilsinler ki bağışlayıp temize çıkaranlar şu gerçeklere dikkat etmelidirler.

………* Mü’minlerin yüce Allah ile olan alanları oldukça geniştir.

………* Böylece asi olanlar isyanlarına devam etmesinler istenmektedir.

………* Yüce Allah kullarının hata ve kusurlarını bilmektedir ve onların bu türden yanlışlar yapacaklarını bildiğinden onları hata, masiyet ve günah işlemekten korumak istemektedir.

………* Yüce Allah yarattığı kullarını bilmektedir ve onların en güzel bir biçimde yaratılmasını ve en güzel bir şekilde olmalarını murat etmiştir.

………* Yüce Allah kimi kullarının ister istemez hata işleyeceklerini biliyor, bu durumda kullarından bazıları bu gibi şeylerde günah olmayacağını sanırlar. Biz ise bir kötü fiilin işlenmesi halinde bununla beraber mağfiret sebeplerine sarılma konusunda ittifak içindeyiz.

………* Yüce Allah biliyor ki kullarından kimileri de icbar karşısında günah işleyecekler, hata yapacaklar. İşte bu türden günahlar sebebiyle de mağfiret yolu açıktır.

………* İlâhi meşiet kanunu, esasen bağışlama kuralı üzerine kurulmuştur. Bundan istisna edilenler ise azapları kesinleşenlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

………Yevme nekulu li cehenneme helimtele’ti ve tekulu hel min meziyd. (Kaf/30)

………İşte o gün cehenneme “Doldun mu” diyeceğiz. O da; “Daha ziyade (fazla) var mı” diyecek.

………Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid’ül Kahhâr.

………Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel ‘Aziyzul Ğaffar. (Sad/65-66)

………De ki; ”Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O, tek kahredici Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin de çok güçlü (el ‘Azîz) çok bağışlayan (El Ğaffar) rabbidir.”

………Burada; “Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim.” Şeklinde geçen bu ibare ile denmek istenen gerçek şudur; Kullarının kendisinden mağfiret dilemeleri ve bağışlanma istemeleri için onlara fırsat verir ve onları bu sayede bağışlamış olur. Bu arada onları uyarıp ikaz ediyor, gafletten uyansınlar istiyor. Sonlarını idrak etmelerini ve bunu kavramalarını isteyerek onları korkutuyor ki gelecek olan azabın hak olduğunu anlasınlar. Böylece kendisine emirlerine bağlanmalarını diliyor.

………Kaldı ki ibadet edilmeye ve kulluk yapılmaya O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Buna lâyık olan da bir ve tek olan, Kahhar olan, mülkünde ve emrinde şeriki ve ortağı olmayan sadece O’dur. Çünkü O Ğaffar’dır ve O her fiili işlemeye kadir olandır. Kim hidayet istiyorsa O’nun gösterdiği yola yönelsin. Bir ve tek olan, şeriki de olmayan bir rab olarak sadece O’na tevbe etsin Çünkü Yüce Allah’ın; çok güçlü (el ‘Azîz) çok bağışlayan (El Ğaffar) rabbidir” kavli şu gerçeği dişle getiriyor.

………Hakkı aziz ve güçlü kılan kendisidir. Bu itibarla hakka yardım eder ve onu zafere erdirir. Nitekim halifeyi de güçlendirip aziz kılar, hak olan her söz ve fiil konularında da ona zafer verir, yardımda bulunur. Şirk içermeyen bir hata yaptığında ise onu bağışlar. Çünkü Allah Vahid ve Ahad’dır ortağı yoktur Allah onların vasfettiklerinden münezzehtir.

………“O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin de çok güçlü (el ‘Azîz) çok bağışlayan (El Ğaffar) rabbidir.” Kavline gelince, ayette geçen Rab ifadesi her şeyin sahibi ve maliki demektir. Çünkü; “O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin de çok güçlü (el ‘Azîz) çok bağışlayan (El Ğaffar) rabbidir.” Kavli ile denemek istenen günahların ve hataların bağışlayıcısı, yani Ğaffaruzzunub vel-hataya olan Allah’tır. Allah her türlü eksiklikten beridir, münezzehtir.

………Çünkü el- Ğaffar olan Allah, aynı zamanda el-‘Alîm’dir. Bu bakımdan ezeli ilminde geçtiği gibi mağfirete hak kazanmış olanlar, mağfiret ve bağışlanmayı, affı O’ndan isterler. Aziz ve Celil olan yaratanın ilmi mutlaktır, sınırsızdır. İşte bu sınırsız olan ilim ile mağfiretinde ve bağışlamasında hayır olduğunu idrak eder.

………İnsanlardan öyleleri de vardır ki zulüm ve haksızlıkta ısrarcıdırlar. Günah işlemekten geri durmazlar. Kimileri de var ki bazen terk ederler sonra yeniden o yanlışa dönerler. Kimisi de bilgisizce o hataları işler durur. Allah kullarından ilmi gereği kendilerinde hayır gördüklerini yine ilmine uygun olarak mağfiret eder.

………Nebiler olsun, Resuller olsun onlar da tıpkı Allah’ın diğer kulları gibi Yüce Allah’tan mağfiret talebinde bulunurlar. Bu da gösteriyor ki insanlar hem muhtaçtırlar hem de zayıftırlar. Bu bakımdan Ğaffau’l-Kerîm olan Allah’a muhtaç olmaları kesindir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır.

………Kale lekad zalemeke Bi süali na’cetike ila ni’acih* ve inne kesiyren minel huletai leyebğıy ba’duhüm alâ ba’dın ilelleziyne amenû ve amilüs salihati ve kaliylün mahüm* ve zanne Davudu ennema fetennahu festağfere Rabbehu ve harre raki’an ve enab.

………Feğaferna lehu zâlik* ve inne lehu ‘ındeNA lezülfa ve husne meab. (Sad/24-25)

………(Davud) Dedi ki; “Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten karışıkların (bir toplum içinde yaşayanların) çoğu birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edipte salih amel işleyenler başka Ama onlar da pek az. Davud kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı, hemen rabbinden mağfiret diledi, rükû ederek secdeye kapandı. Tevbe ederek (Allah’a) yöneldi. Biz de bu hatasını kendisine bağışladık. Gerçekten ona yanımızda bir yakınlık ve akıbet (dönüş) güzelliği vardır.”

………Kulların en faziletlilerinin ve en üstün olanlarının yapageldikleri bir görev yapmaktan biz büyüklük ve üstünlük mü taslayalım? Çünkü onlar Allah’tan mağfiret dilediler ve O’na tevbe ettiler. Biz neden yapmayalım ki?

………Müslümanlar, işledikleri ve içine daldıkları günahlar yüzünden suçlarını kabul etme konusunda hep farklı durumlar sergilediler. Uyanmaları bakımından farklılık göstermeleri de bir gerçektir. Oysa ki her Müslümanın bu konuda içine düştüğü bataklıktan uyanması ve ayıkması gerekmektedir. Çünkü bu uyanma sayesinde Müslüman Allah’tan mağfirete hak kazanmış olur. Bu da onun için o uyanma konusunda etkili azık haline gelir ki Bu durum ya işin daha da ertelemesine veya öne alınmasına da etki edebilir.

………Bu durum adeta şuna bireyin üstlendiği bir hata veya günahı tedavi konusunda izlediği yola ve uygulamaya benzer. Nitekim toplumun bakış açısı da böyledir. Öğrenim görmüş kültürlü kimselerin bulunması, çevrelerinde ki insanların ellerinden tutmaları, onları doğruya yönlendirmeleri bu konularda akıllarında ve kalplerinde var olan yıkıcı düşünmeleri onlardan ayıklamaları da böyledir.

………Bir de yaratanın içimizde var ettiği bir vicdan bulunuyor. Ki vicdanımız her insanın içinde adil bir yargıç olmasını diliyor. Bu durumda kimi insan var ki hemen vicdanının sesini duyar, bazen bir başkasının duymasından çok daha hızlı bir şekilde gerçeği kavrar. İşte bu vicdan onu dinlememiz ve ona kulak vermemiz halinde o, bizim atacağımız adımlarımızı düzeltir, bu onun görevidir. (Prof. A. Hüseyin Akil/ Esma-i Hüsna şerhi-202/210)

………*******************************************************

………EL ĞAFFAR

………“Mağfireti, bağışlaması pek çok olan.”

………“Kullarının günahlarını affetmekle örten.” Taberî

………“Tekrar tekrar affeden.” (Gazâlî)

………Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.” (Nuh/10)

………Günahlarına aldırış etmeksizin, Cennete gireceğinden emin bir halde yaşamak, büyük bir gaflet olduğu gibi, isyanlarına bakarak ‘ben artık mağfiret olunmam’ demek de büyük bir hatadır.

………Birinci hal Allah’ın gazabından emin olmak, ikincisi ise rahmetinden ümit kesmekle yeise düşmektir. İşte Ğaffar ismi, insanı yeisten kurtaran en büyük bir ümit kaynağıdır.

………İmam Gazâlî Hazretleri, Ğaffar isminin ‘kötüyü, çirkini örten’ mânâsına geldiğini zikrettikten sonra, önemli bir noktaya dikkatimizi çeker:

………“Allah, insanın yüzünü, gözünü, elini açığa çıkardığı halde; midesini, bağırsaklarını ve sair görünmesi hoş olmayan organlarını içeride yaratmıştır. Onları böylece örten Allah, kulunun günahlarını da örter”

………Yine o büyük İmam, Ğaffar ismine, ‘tekrar tekrar affeden’ mânâsı vermiştir. Bu mânâyı düşünürken, Hazreti Mevlâna’nın, bazı haddini bilmezlerce tenkit konusu yapılan bir mısrası hatırıma geldi:

………“Bin defa tövbe şişesini kırmış olsan yine gel!”

………‘Tövbe şişesini kırmak,’ günahkâr Müslümanlar için söz konusudur. Bu söz, o büyük insanın Ğaffar isminin inceliklerini çok iyi kavradığının işareti iken, maalesef çok yanlış şekilde ele alındı ve o muhterem zâta cahilce hücum edildi. Tövbesini defalarca bozan bir kul, pişman olarak Allah’ın dergâhına sığınsa ve affını dilese, Ğaffar ismi gereği, Allah bu kulu affeder. Allah’ın affettiğini kulların etmemesi, işin içine nefsin, hissin ve dar görüşlülüğün girdiğini gösterir.

………Kendisine yapılan bir kötülüğü yıllarca unutamayıp, mü’min kardeşini affetmeye yanaşmayan bir insanın, Hazreti Mevlâna’nın bu sözünü kavraması oldukça zordur.

………Ğaffar isminden nasiplenmenin birinci şartı, pişmanlık duymak, tövbe ve istiğfar ile mağfiret kapısını çalmaktır. Bir diğer şartı da, başkalarını affetmek, kusurlarını örtmektir. Affedenin, mağfiret olunması kuvvetle umulur. (Alaaddin Başar)

………******************************************************************

………EL ĞAFFAR

………el-Ğaffâr, daima affedici olup, mağfireti, bağışlaması sonsuz olan, yeniden işlenen günahları örten, setreden ve affeden demektir!

………Bu ism-i şerif, örtmek, gizlemek, kirlerden korumak için bir şeyin üstünü örtmek” anlamına gelen “ğafr” kökünden türemiştir.

………Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlanmasını dilerse, Allah’ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.” (Nisâ/110)

………Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.), yeryüzüne Allah’ın engin rahmetini anlatmak için gönderilen o “rahmet elçisi” şöyle buyurdular:

………Canımı, kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işledikten sonra af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.” (Müslim, Tevbe, 11.)

………Allah insanı bir melek olsun diye yaratmadı dostlar! Bizlere verilen nefis ile hata işlemek, günah işlemek, kusurlu, noksan olmak gibi özellikler işlendi fıtratımıza! Kulunu çok iyi bilen Cenâb-ı Hakk da bizden “melek” olmamızı istemiyor zaten. Sadece acziyetimizi bilmemizi, kibre kapılmadan, kusur işledikten sonra, af dilememizi bekliyor. İnsanı, insan yapan da işin bu tarafı zaten.

………Nefis mücadelesi ile geçecek bir ömür verilmiş elimize. Şeytan da bizi aldatmaya hazır her an! Yaradılışımızda, hırs, nefsî arzular, kıskançlık vs. hepsi var! Marifet, bunlarla savaşıp, bunları yenerek, meleklerden de üste çıkmak! Asla, “melekleşmek” değil!

………Marifet, çırpına çırpına, cehennemî ateşlerde yüreğini yaka yaka, acz içinde ağlaya ağlaya “Seni kaybetmek üzere miyim Rabbim?” diye inleye inleye “savaşmak” dostlar! İnsanlığın tâcı, Tebük seferinden dönerken, boşuna mı; ?

………Küçük cihattan büyük cihada döndük.” (Kenzu’l-Ummal, IV, 430, Hadis No: 11260.) demişti?

………O, “Ğaffar” olandır dostlar! Yarattığı kulunun bütün acziyetini bilen, şeytanın tuzaklarını gören ve kulunu bu savaşta hiç, ama hiç yalnız bırakmayandır.

………el-Ğaffâr ve er-Rahîm isimleriyle tecelli ederek, kullarına yüce kelâmıyla seslenen, binlerce ümit kapısını ardına kadar açandır O!

………Tüm peygamberlere, en büyük ihsanının mağfiret olduğunu anlattıran, onlar vasıtasıyla kullarını “af dilemeye” çağıran “Yüce Dost”tur O!

………Kur’ân-ı Kerîm’de her sûreyi besmele-i şerifeyle başlatarak, kullarına, kâinatta her noktaya, her zerreye kadar tüm evreni Rahmeti ile kuşattığını hissettiren, “Her güzel işe besmele ile başla” emri ile de, her işin rahmetle olduğunu anlatan, tek “af” ve “mağfiret kapısı”dır O, dostlar!

………Bir hadîs-i kudsîde;

………Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak tutmamış olsan Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.” (Tirmizî, Deavât, 106.) buyuran, “el-Ğaffâr’dır O!

………O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay’ı emrine âmâde kılmış, her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki O, Azîz (çok güçlü olan)dir Ğaffâr (çok bağışlayıcı olan)dır.” (Zümer/5)

………“Kâinat kitabını” okuyun dostlarım! Her olayın bir “âyet” olduğunu göreceksiniz.

………Geceyi, gündüzün üstüne örten, gündüzü gecenin üstüne sarmalayan Allah “Settâr”dır dostlar!

………Kullarının günahlarını da örter, kapatır, gizler ve affeder, kendine inananı rezil etmez, düşmanlarını ona güldürmez.

………Gecelere de “Settâr” ismini işlemiştir O Yüce Yaradan!

………Geceler, bağrında, yanık yüreklilerin gözyaşlarıyla yakarışlarını gizler.

………Geceler, “af ve mağfiret” dilencilerinin göklere uzanan ellerini gizler.

………Geceler, bağrında sevdalı yüreklerin seccadelerdeki “vuslatı”nı gizler.

………Geceler, öyle bir saate şahit olarak, bağrında, Yüceler Yücesi’nin, arza rahmetiyle indiği ve

………Af dileyen yok mu affedeyim, isteyen yok mu vereyim” Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Müsâfirîn, 168-170.)

………Buyurduğu “mağfiret zamanı” nı gizler.

………“el-Ğaffâr”dır O! “el-Settâr”dır O!

………Toprağa da Settâr isminin tecellilerini işlemiş, onu “örtmek”le vazifelendirmiştir. İnsan toprağı ayakları altında çiğner, toprak ise tevazu ile kucak açar onun bedenine, ana kucağı gibi sarmalar, ebedî yolculuğuna hazırlar. Çöp gömersiniz toprağa, “Settâr” ismimin tecellisiyle, çöplerin olduğu noktadan sümbüller, güller başını uzatır dostlar! “Settâr”dır O!

………Siz, dağlar kadar günahlarla da yüklenseniz, O’nu “bir” bilir, şirksiz ibadet ederseniz -ama acziyetinizle de günahlar işleseniz de- O, sizi, toprağa “çöp” gibi girseniz bile, kıyamete bir “gül” gibi uyandırır dostlarım.

………Hem Rahmân’dır, hem Rahîm..

………Hem Ğaffâr’dır, hem Halîm…

………Hem Tevvâb’dır, hem Afüvv…

………Hem Sabûr’dur, hem de Nûr…

………Ey inananlar! Allah’tan korkun, O’nun Resûlü’ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hadîd/28)

………De ki: “Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Zümer/53)

………Ey Rabbim! Ey tek kapım, Ey Yaradanım! Ey beni benden iyi bilenim! “Ğaffâr” ismine sığınıyorum.

………(Tâ-Hâ/82) de: “Muhakkak ki Ben, tevbe eden, iman eden, Salih amel işleyen, böylece doğru yolda devam eden kimseyi bağışlarım.” buyuran Rabbim! Hâlık’ım, Nûr’um… Ğaffâr ismine sığınıyorum.

………(Nahl/119) da: “Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Ğafûr’dur, Rahîm’dir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir).” buyuran Rabbim! Yüreğimin, beynimin, gönlümün sahibi! “Malik-e’l-mülk” olanım! Ğaffâr ismine sığınıyorum. Dilimde “istiğfâr”, Ğaffâr ismine sığınıyorum!

………İki Cihan Serveri, gönüllerimizin Sultanı Muhammed Mustafa (S.A.) şöyle buyurdu:

………Bir kimse, istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızk verir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 361.Hadis no: 1518; İbn Mâce, Edeb, 57. Hadis no: 3819.)

………Dilimde seyyidü’l-istiğfar duası ile Ğaffâr ismine sığınıyorum.

………Rahmân ve Rahîm isminle, Ğaffâr ve Ğafûr isminle, Tevvâb ve Afüvv isminle bağışla; mağfiret eyle yâ Rabb. Âmîn. (İbrahim Ethem Gören)

………**************************************************

         EL ĞAFFAR;

………Allah her hayırlı ve güzeli ızhar, her şerli ve çirkini de setredendir. Günah çirkindir, tevbe ise başkalarına olduğu kadar kendimize karşı da bir cürüm olan bire çirkinliğin farkına vararak onu değiştirmeye, en azından gizlemeye gayret etmektir.

………Allah tevbeleri kabul edip affedendir. Kendimizde ki ve etrafımızda ki ahengin bozulmasından suçluysak –ki bu belki de en büyük günahtır- bu günahı fark ettiysek ve onun için tekrarlamamak için azmederek Allah’ın yardımını dilenirsek, bu dilenmeyi de mahcubiyet gözyaşları ile O’nun Ğaffar isminden af isteyip yaparsak Allah bizi affeder ve belki de günahlarımızı sevaba, hasenata tebdil eder.

………Günah işleyen bir kimse lağıma düşmüş zavallı bir adama benzer. İlk yapması gereken şey nedir? Bu haldeyken başkalarıyla görüşemeyeceği gibi kendisine tahammül dahi edemez. Bu iğrenç, eza verici halini fark etmeyecek bir deli değilse, koşa koşa gidip kendini yıkayıp temizleyecektir. Derunumuzu temizlemek için gereken sabunla su; Tevbedir. İçini doldurmuş olan rezil kokuyu duyamayan, pisliği göremeyenlere yazıklar olsun.

………Tevbe sadece kul ile Allah arasındadır, başka bir kimse bilmek durumunda değildir. Ağızla dahi söylenmesi şart değildir. Allah kalplerden geçeni de bilir. Ancak tevbeye, o masiyeti tekrar işlememek için sağlam bir niyet de eşlik etmelidir. Tevbemizin kabulünün alameti ve el Ğaffar olan Allah’ın affından sonra celbetmiş olmamız gereken hal, Allah’ın o günahı tekrar etmemize müsaade etmeyişidir.

………Abdülğaffar o kuldur ki kendisine hataları affetme ve başkalarının kusurlarını örtme, gizleme vasfı, ayrıca bir hatayı hata olarak görmeme merhamet verilmiştir. Böyle bir kimse Ğaffar olan Allah’ın af buyurduğu insanlara karşı ve bu affın zuhur ettiği durumlarda bahsettiğimiz şekilde davranır. Allah resulü buyuruyor ki;

………Her kim başkasının hatasını affeder ve gizlerse Allah’ta kıyamet gününde onu affedip günahlarını örter.”

………Bir kimsenin kalbinde, etrafında gördüğü beşeri zaaflara karşı merhamet varsa ve Cuma günü Cuma namazından sonra 100 kere “Ya Ğaffar” çekerse, bir evvelki hafta içinde işlediği günahları affonulur.

………Bir kişinin kalbinde öfke ateşi parladığında hemen ya Ğaffar ı hatırlayıp zikrederse bu ateş Allah’ın izni ile sönebilir.  (T. Bekir Bayraktaroğlu- Esma-i Hüsna/64-65)

………Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn; (Yûnus/10)

………Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 09 Mart 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: