RSS

ESMA DERSLERİ – 22 – EL ĞAFÛR (21-1/2 video)

23 Mar

.……..“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

………BismillahirRahmanirRahıym

 

………El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

………Rabbişrah liy sadriy;

………Ve yessirliy emriy;

………Vahlül ukdeten min lisaniy;

………Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

………Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni. Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr. Rabbim hayır ile başlat, hayır ile tamamlat, rabbim kolay kıl güç kılma. Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80) Rabbim bizi girdiğimiz yere sadakatle girdir, imana Kur’an a, hakikate ve zatına sadakatle girdir. Bizi çıktığımız yerden de bu sadake sadık olarak çıkar ve bize bu sadakati uygulayacak bir güç ver ya rabbi. Amin, amin, amin..!

………Değerli dostlar, esma dostları bugün el Ğafûr ismi şerifi ile inşaAllah devam edeceğiz. Esmanın hepsi mübarek te bazıları ne desem bilmem ki acaba sui edep olur mu? Bazıları insanın yüreğini titretiyor. Ğafûr olduğun için şükürler olsun ya rabbi desek acaba sui edep olur mu? Olmaz. Heleki Ğafûrsun ya rabbi, sana kim hesap sorabilir ki. Ğafûr olmasaydın niye olmadın diyecek dilimiz mi vardı ki, halimiz mi vardı ki. Ama hele ki Ğafûrsun ya Rabbi.

………El Ğafûr, yani dudaktan bir çıkıp yürekten bin çıkması lazım gelen bir ismi şerif. Günahları sınırsız bağışlayan, sonsuz bağışlayan, eşsiz ve benzersiz bağışlayan, mağfireti eşsiz olan, Ğûfranı benzersiz olan.

………Önce her zaman yaptığımız gibi dil deryasına dalıp şöyle bir dehre alalım oradan, ne kadar nasibimiz varsa. Ondan sonra da inşaAllah nazari çerçeveyi, daha sonra Kur’an i çerçeveyi çizip daha sonra da Ğafûr olan Allah’ın Ğûfranından pay almanın şartlarını konuşalım.

………Ğafr, dilde örtmek manasına geliyor, sade ve yalın kat üstünü örtmek ve tabii ki korumak için örtmek. Örtmek ve korumak bu çok mühim değerli dostlarım, bir şeyi örtersiniz zarar verirsiniz. Çünkü her şeyi örtünce o kâr olmaz, değerli şeyleri bazen açınca istifadeli olur. Vicdanın üstünü açarsanız istifade edersiniz vicdanı örtmek küfürdür, küfür de örtmektir geleceğim oraya. Ğafr da örtmektir ama Ğafr kirlenmesin diye örtmek, korumak için örtmek. Küfür ise sesini duymamak için örtmektir. Vicdan sesleniyor, ağzını tıkıyor örterek.

………Dolayısıyla korumak için örtmek, miğfer; Başı korumak için örttüğü için miğfer denmiş Ğafr dan. Meğafir diye bir bitki vardır Araplarda, bakmadım doğrusu elimde çok ciddi bir tababet ansiklopedisi var Arapça ama bakamadım. Bizde ki veya latince karşılığı nedir onu bilmiyorum. Meğafir aslında Tahrim suresinin ilk ayetlerinin sebebi nüzulü olarak ta gösterilen bir hadisenin kahramanı.

………Efendimize bir bal şerbeti sunulur eşlerinden biri tarafından bu bal şerbetinin sunulmasından sonra yine eşlerinden ikisi aralarında şöyle ufak bir dayanışma içine girerek efendimize küçük bir suikast desem acaba doğru olur mu? Olur, çünkü ayetler biraz daha ağırını söylüyor düzenleyip bu eş kıskançlığıyla; Ya ResulAllah nefesin kötü kokuyor. Bal şerbeti içmiştim acaba arılar balı meğafirden mi yapmış. Oysa efendimizin hassas damarı, efendimiz çok nezih bir insan. Düşünün ağız ve diş sağlığı bakımından hangi diş hekimi günde beş kez dişini fırçalar, bırakınız sıradan insanı da. Efendimiz böyle bir ağız bakımına sahip, böylesine nazif, nazik, nezih, dünyanın en nezih insanı, onun için çok hassa bir yeri.

………Tabii üç tane sebebi nüzulü üç ayrı olay var bu bir tanesi. O meğafir işte bu meğafir. Niye meğafir denmiş yaraların üstünü kapatarak onunla yapılan merhemler yarayı iyileştirdiği için, yine yani mikrop kapmasın diye korumak için örtmek demiştik ya. Miğfer korumak için örtmek, meğafir korumak için örtmek devam ediyor.

………Cem ül ğafr, cem ül ğafîr; Bu kullanılan bir ibare, ifadedir çok kalabalığa denir. Yeri örten, örtecek kadar geniş kalabalığa Cem ül ğafîr denir. El Gafr. Dolayısıyla kirlenmekten, bozulmaktan korumak için örtmek. Zaten vesbû fevbeke fi innehu ağferu lil vesah böyle bir örnek cümle geçiyor lügatlarda. Elbiseni boya vesbuğ fevbek elbiseni boya çünkü bu onu kirlenmekten korur, yani korumak için örtmek. Dolayısıyla kelime aynı kökten, Ğafr kökünden kullanılmış. Günahların üzerini örterek kişiyi korumak. Neden korumak? Azaptan ve gazaptan korumak. Rabbimiz günahların üzerini örtüyor, mağfiret bu. Ğafûr isminin tecellisi bu, günahların üzerini kaplıyor, kapatıyor, örtüyor ki kişi azaptan korunsun diye.

………Demek ki aslında azabı celbeden günahın kendisi. O zaman Allah’ın azaba nispeti aslında hakiki değil. Azabın hakiki nispeti günahadır bunu böyle bilmek lazım. Onun için azab kelimesi köken olarak, etimolojik olarak münferit kalmak, kesilmek, mahrum kalmak manasına gelir. Mâ ‘ul azm tatlı suya denir, yani içimi çok tatlı olan suya. Niye? insanı hararetten kesilmesini, yani hararetten mahrum kalmasını sağladığı için, harareti giderdiği için içilecek suya denir.

………Dolayısıyla azab mahrum kalmak. Kimden? Allah’tan mahrum kalmak, Allah’tan koptuktan sonra azab mi arıyorsun, azab Allah’tan kopmaktır. Düşünsenize bir zata geliyorlar çocuklarınız, eşiniz, anne ve babanız araçta giderken kaza geçirdiler başınız sağ olsun hepsini kaybettik diyor. Ne olur? Ne hissedersiniz? Küçük parmağınıza çakmak çaksalar ne hissedersiniz. -30 derecede kışın çat ayazında olsanız terlemez misiniz? İç ikliminiz dış ikliminizi bastırmaz mı? O anda yaksalar hissetmezsiniz. Niye? Çünkü en sevdikleriniz gitti, ya insana ahirette Allah’ı kaybettin deseler ne olur? HafizanAllahu iyyaküm. Rabbim sizi de bizi de böyle bir akıbetten korusun. Azab budur dostlar azab Allah’tan kopmaktır. Allah’ın var neye muhtaçsın, Allah’ın yok neyin var demişler onun için.

………Ğufran; Allah’ın kulunu azabdan korumak için günahların örtülmesi manasına gelir. Ğufra; Fû’lan vezninden, malumunuz bu vezin sahip olduğu ait olduğu mana ile ağzına kadar dolu olmak demektir. Sultan, ğufran, Kur’an, kurban yaklaşmanın tüm olumlu manalarıyla ağzına kadar dolu olmak. Kur’an; okumanın tüm olumlu manalarıyla ağzına kadar dolu olmak ve sonuna kadar okumak. Aslında okuma da sonu olmamak. Sesi de zaten bunu verir bu kalıbın.

………Ğafir; örterek koruyan kişiye denir, ismi faildir. Ğafûr; işte ismimiz bu. Bu işte, örterek koruma işinde, günahını örterek koruma işinde çok iyi olana denir. Bir çeşit değil her çeşit günahı bağışlayana Ğafûr denir. Yani bağışlama kapasitesinde sınır yok. Peki Ğaffar ile arasında ki fark ne? Ğaffar bir kere değil sonsuz kere bağışlayana denir. Ğafûr bir çeşit değil her çeşit günahı bağışlayana denir. Onun için Ğafîr, Ğafûr, Ğaffar üç isim geçer, birazdan ona yeniden döneceğim inşaAllah. Yani Ğafûr ismi rabbimizin Fe’ûl vezninden. Fe’ûl vezni malûmunuz çift boyutlu bir vezin, hem fail hem mef’ul. Hem özne hem nesne. Hem etken hem edilgen. Yani Vedûd da böyle. Vedûd nedir? Hem seven hem de sevilen. Hem en çok seven hem de sevgiden en büyük payı isteyen.

………Peki, Ğafûr’a nasıl uyarlayacağız bunu? Hem en çok bağışlayan, hem de en çok bağışlanma..’ Tövbe tövbe..! değil. Peki nasıl olacak bu isme gelince? Şu olacak Ğafûr’un tecellisini kulun talebine bağlayan. Eyvallah..! Çok bağışlaması için çok talep isteyen. Hatta bazıları bunu böyle değil daha farklı anlamışlar İbn. Arabi gibi. Nasıl anlamışlar? En çok günahkârı en çok bağışlayan, oraya da geleceğim inşaAllah. Onun için Allah’ın Ğufran’ı günaha aşıktır demişler. İri laflar bunlar ama oraya da geleceğim inşaAllah.

………Ğafir ve Ğafûr; Kur’an da bağışlamaya dair 3 kök geçer. Afv; bildiğimiz af. Ğafr; mağfiretin, Ğafûr isminin kökü, safh, vasfah lehüm onlara hoş görülü davran ayetinde olduğu gibi. Vağfuanhüm. Kur’an da af Allah’a nispet edilmez. Peygamberimize affı emreder de kendisi mağfireti alır rabbimiz. Rabbimiz efendimize affı emreder vağfu anhüm onları affet. Vestağfir lehüm. İnşaAllah’a gelince istiğfara dönüyor, Ğafr a dönüyor. Allah’tan da mağfiret dile, ama sen affet.

………Fark var afv, safh, ğafr.

………Afv; Azarlamaktan değil, günahını tebliğ etmekten değil sadece cezalandırmaktan vazgeçmektir.

………Safh; Günahını yüzüne vurmaktan değil ama azarlamaktan vazgeçmektir ve tabii cezalandırmaktan da vaz geçmektir. 2/3 gitti safh ta.

………Ğafr’a gelince günahını yüzüne söylemekten vaz geçmektir. Günahından dolayı, suçundan dolayı azarlamaktan vazgeçmektir, cezasından vaz geçmektir. Yani yaptın da affettim bile dememektir, hiç işlememiş gibi yapmaktır. Hiç günah işlememiş gibi davranmasıdır rabbimizin, mağfiret budur, Ğafûr isminin tecellisi budur. Onun için İstiğfar da bunu talep etmektir. Yani ne azarlar, ne yüzüne vurur ne de affettim der. Affeder, affettiğini bile söylemez mahcup olmasın kulum, boynu eğilmesin, kerametine halel gelmesin diye. Ne Kerîm Allah’ımız var değil mi? Afv, safh ve Ğafr arasındaki fark bu.

………Mağfiret ve sevap arasında da bir ilişki görüyorum. Mağfiret malumunuz korumak için örtmek. Sevap; sevb den gelir, sevb elbise demektir. Esvap elbisenin çoğulu, Türkçe ’ye de geçmiş. Sevap ne oluyor o zaman? Aslında sevap insanı örten bir elbise, adeta sevap günahı örten bir elbise oluyor. innel hasenati yüzhibnes seyyiat. (Hûd/114) aslında innel hasenat yesdurnesseyyiat iyilikler kötülüklerin üzerini örter. Dolayısıyla aslında sevap günahların üzerine geçirilmiş bir elbisedir. Allah o elbiseyle kapatır, örter, çirkinlikleri, ayıpları örter. Onun için sevap ile mağfiret arasında böyle bir mana ilişkisi kurabiliriz.

………Gelelim nazari çerçeveye. Feûl, fail ve mef’ul demiştim yani çift taraflı. Mağfûr olmadan Ğafûr olur mu? Bir zat düşünün ki çok bağışlayan diye bir sıfatı var, sınırsız bağışlayan. Fakat ortada bağışlanacak biri yoksa bu sıfat neye yarar? Peki, bağışlanacak biri olması için günah işlemeye ehil, yani günah işleme kapasitesine sahip biri olması lazım. Bu olmasa Allah’ın Ğûfran’ı nasıl harekete geçecek, Ğafûr ismi nasıl tecelli edecek? Adem baba niye günah işledi diyor musunuz hala? Hayır bunu gelin demeyelim. Evet her borasının tipisinin, hikmeti var hepisinin diyor ya Seyrani baba, hikmeti var hepisinin. Dolayısıyla Allah’ın mağfiret denizini çuş’u huruşa getirecek her şey o mağfirete vesiledir.

………İşte tam burada Allah resulünü hatırlamanın sırası değil mi, siz günah işlemeseydiniz sizi helâk eder, Allah yerinize günah işleyen bir kavim, bir tür yaratırdı. Allahuekber..! Bu Ğafûr ismini okumuyor mu ResulAllah efendimiz, aslında bunun farklı bir söyleyişi bu.

………İşte ismi fail ve ismi mef’ul oluşu burada da gündeme geliyor. Yani failin fiilini gerçekleştirmesi için mef’ulün varlığı şart. Mağfiret fiilinin tahakkuk etmesi için bir mağfur olmalı, yani bağışlanacak biri olmalı ki Ğafûr mağfiret etsin.

………Ğafûr’un tecellisi ancak günah işleyebilen bir varlık sayesinde ortaya çıkar. Tüm kâinatta akıllı varlıklar meleklerden oluşsaydı Allah’ın Ğûfranı tecelli etmezdi. Allah’ın Ğûfran’ı meleklerden oluşan bir aleme tecelli etmez. Allah’ın Ğûfran’ı mağfirete muhtaç olan günahkârların var olduğu bir dünyada tecelli eder. Dolayısıyla günahkâra düşman olmayın, günaha düşman olun. Günahkâra atış yapmayın günaha atış yapın, günahı hedef alın. Çünkü Günahkâr kirlenmiş olan değerlidir. Değerli kirlenince değersiz olmaz kirli değerli olur, yıkanınca geri eski değerinde olur.

………O nedenle Kur’an da kötü fiiller şeytana nispet edilir, Kur’an ın sistemidir bu. Niye şeytana nispet edilir? Çünkü insan iyidir. Şeytana nispet eder ki insan kirlenince kendisini nişan almasın diye. Kendisine nişan alırsa kendisini vurur. Kendisini kir kabul eden kendisini yıkar. Kir kabul etmekle kirlenmiş kabul etmek ayrı şeydir. Kir atılır ama kirlenmiş atılmaz. Siz hiç bebeğinizin altı kirlenince çöpe mi atıyorsunuz bebeği? Hiç öyle bir anne duydunuz mu, böyle bir anne duysanız siz ne dersiniz? Bebeğimin altı kirlendi bebeği çöpe attım diyen bir anne..! Ağzınızı doldurup tû…! Senin anneliğine demez misiniz, Allah demez mi?

………Peki, rabbinin kuluna olan şefkati dünyanın tüm annelerinin evlatlarına olan şefkatiyle kıyaslanmayacak kadar Allah ile kul arası kadar büyük. Böyle şefkatli bir Allah’tan kulunu atmasını nasıl istersiniz. Veya Kulu kendisini attığını nasıl düşünür. Allah kulu günah işledi diye buğz etmez, günahından dolayı kendisini attığını zannedince buğz eder. Benim şefkatimi bu kadar mı küçük görüyorsun, sen rabbinin şefkatini bu kadar mı küçük görüyorsun.

………Onun için Kur’an günahı şeytana nispet eder, bu harika bir sistemdir aslında. Niye? Günahı hedef al, kendini hedef alma, günahla aynılaşma günahla aynılaşırsan kendini günah zannedersin. Günah ile gayrileşirsen günahını karşıya alır onu vurursun. O nedenle günah işleyen insana günahla aynılaşma öğüdüdür bu. Harika bir sistemi vardır vahyin onun için Kur’an ı ruhuna yedirerek okuyanlar günahla aynılaştırmazlar kendilerini, asla, kirlenmedir, yıkar ve temizlenir. Hiçbir günahkârı da Kur’an ile inşa olan aziz ruhlar hiçbir günahkârı günah yerine koymazlar. Öncelikle Allah’ın emeğini görürler, Allah’ın emeği var nasıl atayım derler. En günahkârını görseler dahi atamazlar.

………Hz. İbrahim için anlatılır menkıbedir, menkıbelerin kaynağı sorulmaz, Meraklı bir peygamberdir malûmunuz bir gün merak etmiş ve rabbim demiş her peygamberi bir şeyle sınadın fakat beni öyle bir şeyle sınadın ki çok ağırdı. Evladımı kurban etmekle sınadın. Ya rabbi bu ateşe atlamaktan dana ağırdı demiş. Beni niye böyle sınadın?

………Ya İbrahim bir zamanlar hani hatırlar mısın bir kulumu bana isyan ederken görmüştün dayanamamıştın ellerini kaldırmış ya rabbi kahret demiştin ya. Ben de peygamber duasıydı reddetmedim, fakat kulunu rabbine kahret demek neymiş onun acısını tat diye evladını kurban etmeni istedim.

 ………Çok ilginç ve manidar gelir bana, Dolayısıyla Allah’ın kullarına ne olur rabbin kahrını dilemeyin. Allah’ın rahmeti çok geniş, hidayetlerini isteyelim, kurtuluşlarını isteyelim. Rabbimizin şefkatinden bir pay da onlara ayrılsın isteyelim. Çünkü ve rahmetiY vesiat külle şey’. (A’raf/156) her şeyi kuşatmışsa eğer o her şeyin dışına mı çıksın, her şeyin içine o girmez mi sanıyorsun. ketebe alâ nefsiHİr rahme. (En’am/12) rahmeti kendisine yazdı farz kıldı diyor. Eyvallah..!

………Onun için Ğafûr, mağfuru talep eder. Ğafûr isminin tecellisi için günahın varlığı gereklidir. Muvakkat cennetinde Adem’in imtihana tabi tutulmasının sırrı da budur. Muvakkat cennetinde şeyinin altını çiziyorum Adem’in cenneti, cenneti Hûlt değildir. Öyle zannedildiği gibi böyle bir yaygın görüş vardır ama nedense ilginçtir halkın zihnini hep bu görüşle dolduruyorlar. Oysa öbürü de vardır ve doğru olan odur. Onun için Adem’in girdiği cennetin cennetül Hûlt olduğunu söylemek ne söylemektir? 1 – Cennete şeytan da girecek demektir. Şeytan da girecekse o zaman bu kadar uğraşıp, çalışıp didinmenin ne alemi var. 2 – Cennette de günah işlenecek demektir. Hem cennete girip bir de günah mı işleyeceğiz. 3 – Cennette mükellefiyet devam edecek demektir. 4 – Cennette yasaklar da olacak demektir anlatabiliyor muyum? 5 – Cennetten geri çıkmakta var demektir. Elden kaybedilme ihtimali mutluluğa münafidir. Gerçek mutluluk bir nimetin elden kaybedilme ihtimalinin olmamasıdır. Onun için gerçek mutluluk cennettedir. Elden çıkma ihtimali aklınıza geldi mi hafakanlar basar. Yani çıkması değil çıkma ihtimali. O nedenle cenneti Hûlt değildir Adem’in cenneti, dünya cennetlerinden bir cennetti ve orada imtihana tabi tutuldu. Onun içindir ki şeytan girdi, onun içindir ki yasak vardı, onun içindir ki imtihan edildi, onun içindir ki mükellefti, onun içindir ki çıktı. Hele ki çıktı yoksa tüketim cennetinde yiyip içip yatacaktı. Tüketim cennetinden üretim dünyasına inzal oldu bir ayet gibi, bin ayet gibi. Adem yer yüzüne inzal olmasa vahiy Adem oğluna inzal olmazdı. Hele ki Adem inzal oldu, vahiy de Ademoğluna inzal oldu Elhamdülillâh.

………Ğafûr’un mağfireti mağfurun günahına müştaktır. Ğafûr olan Allah’ın mağfireti, bağışı mağfurun günahına müştaktır demişler, aşıktır. Olur mu? Yani mağfiret günaha aşık olur mu? Eğer mağfiret tecelli etmek için ona lüzumu varsa, o gerekliyse ona da müştak olur. Dolayısıyla burada rabbimizin kuldan günahsızlık istememesinin sebebini de öğrenmiş oluyoruz. Vahyin hiçbir yerinde hatasızlık, kusursuzluk ve günahsızlığın istendiğine dair bir tek, yarım ayet gösteremezsiniz. Ne muhteşem değil mi? Aksine kendisinden mağfiret istenmesinden hoşlanıyor, aksine Alemlere rahmet olandan dahi vestağfiriy li zenbik (Yusuf/29) diyor, günahına istiğfar et.

………Ya..! rabbimiz bundan hoşlanıyor memnun oluyor. Kapısına baş vurulmasından, kulunun kapı eşiğine başını yatırıp Ya rabbi bu baş bu kapıdan affoluncaya kadar kalmayacak demesinden hoşlanır. Öbür türlüsü kendi kendine yetmektir. Kendi kendine yetme iddiası şirktir. Allah’tan başka hiçbir varlık kendi kendisine yetmez. Onun için dua ibadetin iliğidir, beynidir. Dua muhtaçlığın göstergesidir. Kul Allah’a muhtaç olduğunu düşünmediğinde niye dua etsin ve kul dua etmeyince Allah onun niye Allah’ı olsun.

………Dolayısıyla görüyorsunuz her şey birbirine ne kadar bağlı, ne kadar iç içe. Onun için hikmetler üzerinde düşünmediğimizde varlığı anlayamıyoruz ve algılayamıyoruz. İnsanı da anlayamıyoruz ve algılayamıyoruz. Bunu düşünmediğimizde insanı algılamadığımızda ve anlamadığımızda insanı telef ediyoruz, insan tasavvurumuz bozuluyor. İnsan tasavvurumuz bozulduğunda Allah’ın yarattığı yerde tutmuyoruz bu sefer, çünkü miktarına razı olmuyoruz. O zaman ne oluyor? O zaman miktarına razı olmayınca, kıymetine razı olmayınca onu bir yere koyuyoruz, Allah’ın koymadığı bir yere ama. Bu dört tane zulüm oluyor; 1 – Ona zulüm oluyor çünkü onu yerinden ettik. 2 – Boşalttığımız yere bir başkası geliyor ona zulüm oluyor. 3 – Onu olmaması gereken yere koyduk ya, orası bir şeyin yeri idi ona zulüm oluyor. 4 –  Bütün bu süreçlerde bu zulmü yapana zulüm oluyor, kendisine zulüm oluyor.

………Görüyor musunuz bir zulüm kaç zulme dönüşüyor. Onun için eşyayı yerinden etmek sadece orada kalmıyor. Miktarına razı olmadığımızda ne oluyor? İşte sıkıntılara bakınız, adamı doğru dürüst öldürmüyorlar, modern tıbba da böyle bir gönderme yapmış olayım. Yahu bırakın da ölsün mübarek, güle güle ölsün. Bırakmıyorlar efendim, bırakmıyorlar adamı. Peki bırakmıyorlar da ölümden kurtuluyor mu? Yok. Üst üste öldürüyorlar. Fişlere takıyorlar, şişlere takıyorlar, şunu ediyorlar bunu ediyorlar bunu ediyorlar..! Yahu 70 yaşına gelince saç böyle olur işte. Yani benim 30 yaşında kinin saçını ben istersem eğer miktara razı olmuyorum. Anlatabiliyor muyum? Razı ol yahu, o böyle olur işte. 70 yaşına gelmişsin kollesterolüm 25 yaşındaki gibi olsun istiyorsun. 70 yaşına gelmişsin şekerin 18 yaşındaki gibi olsun istiyorsun. 70 yaşına gelmişsin kudretin, gücün 18 yaşındaki gibi olsun istiyorsun. Olmaz..! Miktara razı ol, kudrete razı ol, kudrete itiraz etme. Niye itiraz ediyorsun böyle savaşarak yaşayamazsın, mutlu olamazsın huzurlu olamazsın.

………Allah bir çocuk vermiş, sanatsal zekâ vermiş. Bizimki miktara razı olmuyor, kudrete razı değil ki, ne istiyor? Ondan matematik zeka istiyor. Haydi bakalım, çocuğu dürte dürte her tarafını yara ediyor, tabii hiçbir şeye yaramıyor. Sanatı da ölüyor öbürü de olmuyor zaten. Allah Ömer gibi bir çocuk vermiş, bizimki Ebu bekir gibi etmek için ömür boyu yapmadığı işkence kalmıyor çocuğa. Ondan Ömer çıkar, niye Ebu Bekir çıkarmaya çalışıyorsun. Onun için onu Ömer et, Ömer etmezsen ne olur? Kaba saba bir maganda olur. Ama Ömer edersen şecaat, celalet ve iman sahibi bir kahraman olur. Yani miktarına razı ol, kudrete boyun eğ.

………Bakın her alanda böyle insan razı olmayınca nerelerden ne sıkıntılar çıkıyor. Tabii kozmetik sektörü götürüyor, diğer sektörler götürüyor, sağlık sektörü götürüyor, insan eli ile başına bela alıyor. Çünkü miktarına razı olmuyor. Bir çok yerde öyle, hangi alana bakarsanız bakın miktarına razı olmuyor peygamber kul ve resul, Abduhu ve Resulühu. Yok bizim vaiz miktarına razı olmuyor, Allah’ın koyduğu kadere razı olmuyor. Ne yapacak yetmedi ya rabbi, kul ve resul beni kesmedi. Ne yapacağız? İsa’dan aşağı mı kalsın bizimki, haydi bakalım uçurmaya..! Miktara razı olmuyor sıkıntısı bu, Allah’tan razı değil. Ta kökte nereye gidiyor görüyorsunuz değil mi? Yahu sizin şeyhiniz be adam, ben de bilirim güzel bir adam, güzel bir Müslüman. Allah rızası için etrafını tenvire ediyor bu yetmez mi? Yetmiyor bizimkine, ille de uçuracak, ille de kaçıracak çünkü miktara razı değil, kudrete razı değil. Bilmem anlatabiliyor muyum.

………Bakın sıkıntılar nasıl bir yerden başlayıp nerelere kadar gidiyor. Onun için kudrete razı olmak lazım, miktara razı olmak, kıymete vefa göstermek lazım. Eyvallah..!

………Ğafûr’un güfranı günahı örter, küfür de örtmektir, Gafr da örtmektir. Küfür nimeti örter, mağfiret günahı örter. Onun için küfür yasaktır mağfiret ise teşvik edilmiştir. Allah mağfiret etmesi için küfür örtüsünün kalkmasını istiyor. Bu örtüyü kaldır ki günahını örteyim. Çünkü bu örtüyü sen örttün ben Allah olarak küfür örtüsünü örtmem. Sen örttün bunu vicdanının üstüne. Sen oradan bu örtüyü kaldır ki ben günahlarının üstünü örteyim. Dolayısıyla küfür örtüsüyle mağfiret örtüsü birbirinin tam karşı, tam zıtlarında duran bir örtü. Birincisi azabdan insanı koruyan, ikincisi vijdanın üzerini örten örtü. Birincisi sahibini Allah’a döndürür, ikincisi sahibini Allah’tan döndürür. Mağfiret örtüsü sahibini Allah’a döndürür, istiğfar Allah’a dönmektir. Daha doğrusu istiğfar ve tevbe yanlıştan vazgeçmenin iki ucudur. İstiğfar yanlıştan vaz geçmek, tevbe doğruya yönelmektir. Onun için sadece istiğfar edip tevbe etmeyen yarısını yapmıştır. Lâ ilâhe demiş ama İllallâh dememiştir. Allah’a dönene Allah bağışıyla döner, Allah’tan dönen azaba kalır, yani terk edilir.

………Şimdi Kur’an î çerçeve, Kur’an da 3 isim var Ğâfir, Ğafûr, Ğaffâr. Ğâfir ismi hiç tek gelmez, aslında bir yerde gelir cümle içinde ki bağlamında Ğafiriz zenb, yani günahın Ğâfiri olarak gelir. Ama Ğaffâr ve Ğafûr mücerret olarak tek te gelirler.

………Neden 3 isim? Bunu anlamak için galiba Zâlim isminin versiyonlarına bakmak lazım. Zâlim, Zalûm, Zallâm. Ğâfir, Ğafûr, Ğaffâr. Zâlimin Ğâfiri vardır, Zalûmun Ğafûru vardır, Zallâmın Ğaffarı vardır. Zâlim; zulmeden, Zalûm; zulümde sınır tanımayan. Zallâm; her çeşit zulmü sonsuzca işleyen. Mümkin mi? Değil. (21-1in sonu) 

……..Fakir esma- ül hüsna listesine Ğâfir’i koymamıştır, sebebi ikidir; 1 – Bu isim hiç terkip dışı bir sıfat ve tek başına bir vasıf olarak gelmez. 2 – Bu kökten gelen müstakil isim var. Müstakil isme mülhaktır. Çünkü bir zat Ğafûr ise zaten Ğâfirdir. Ama bir zat Ğafûr ise aynı zamanda Ğaffâr değildir. Çünkü Ğafûr olmak günahta çeşitlerin tamamını kapsar, Ğaffâr olmaksa tekrarların tamamını, adetlerin tamamını kapsar. Yani biri niteliği, biri niceliği. Onun için Ğaffâr olan aynı zamanda Ğafûr değildir, ama Ğafûr ve Ğaffâr olan aynı zamanda Ğâfirdir. Dolayısıyla müstakil bir isim olarak almadım çünkü müstakil gelmiyor Ğafiriz zenb olarak geliyor. Ğafiriz zenb olarak bir terkip içinde gelmesi ve aynı kökten de müstakil isimler varsa ona mülhaktır, onun için de müstakil bir isim olarak almadım.

………Diğerleri mübalağa vezni, Ğafûr; mübalağa vezni, mübalağa ile ismi fail. Allah için mübalağa olur mu? Mübalağa abartı demek. Şimdi Allah’a Ğafûr deyince mübalağa mı yapmış oluyoruz? Hayır, aslında hiçbir mübalağa vezni Allah için mübalağa değildir, yetersizdir. Ne kadar mübalağa ederseniz edin Allah’ın Ğafûr oluşunu nasıl açıklayacağız? Mağfiretinin sonsuzluğunu hangi kelime ile açıklayacaksınız? O zaman mübalağa kul içindir, Allah için mübalağa olmaz. Bizim için mübalağa vezinleri Allah için yetersiz kalır. Ancak kul, kul dili ile konuştuğundan dolayı bu dile mahkûmuz, başka da çaremiz yoktur. Yani dilimizde bizim zihnimiz gibi sınırlıdır. Onun için ya rabbi Ğufrânına yetişemedim demiş olursunuz. Aklım yetmedi, Aklımın elleri Ğufrânına yetmedi. Dolayısıyla benim aklımı aşıyor senin mağfiretinin büyüklüğü ya rabbi. Kelimeleri bula bula işte bana verdiğin bu kelimeleri buldum. Bu demektir.

………Ğâfir, Ğafûr ve Ğaffâr ın kullanılmasının hikmeti nedir peki? Bunların üçüde bir tek öznedir değil mi. Ğâfir; Allah, Ğafûr; Allah, Ğaffâr; Allah, öznesi tek. Peki, niye 3 ismi var bir öznenin? Çok güzel bir nüktesi var bunun, O mağfiret etme sıfatını, vasfını isterse bir kez mağfiret eder kullarına, isterse işleyeninki ni tekrar tekrar mağfiret eder, İsterse çeşitli günahlar işleyenin kini çeşitli günahlarına mağfiret eder, kullanır. Yani neyi isterse öyle kullanır. İsterse Ğâfir ile tecelli eder, isterse Ğafûr la tecelli eder, mahiyetine dair olanları, isterse niceliğine, tekrarına dair, adedine dair tüm günahları kapsar mağfireti ve Ğaffâr ismi le tecelli eder. Dolayısıyla o esma sıfatlı geliyorsa o aslında tecellilerin de farklılığına delalet eder.

………Kime nasıl kullanacağının bilinmemesi nedendir peki? Bunun cevabı belli; Allah’ın gazabı günahların içinde gizlidir, Allah’ın rızası sevapların içinde gizlidir. İnsanlar eğer Allah’ın mağfiretini nokta atışıyla görebilselerdi bu onları şımartırdı. Onun için Allah’ın mağfiretinden sonsuz kez istesinler, hiç yılmadan, usanmadan, Ğafûr olandan yani sonsuz bağış sahibinden sonsuz istenir. Bir kere isteme sonsuz iste. Efendimizin günde 70 kez istiğfar ederimi, sonsuz kez istiğfar ederim, yani yapabildiğim kadar. Çünkü 70; kesretten kinayedir. inniy yuğanu ‘alâ kalbi fe estağfirullah fil yevmi seb’in ( miet) merra bazen kalbime anlık bir gaflet gelir de rabbime 70 kez istiğfar ederim. Allah Allah,.!

………Ne diyorsunuz? Hasenatül- ebrar, seyyiatül- mukarrebiyn Ebrarın hasenatı, mukarrabinin günahıdır. İyilerin iyiliği, Allah’a yakınların günahıdır. Ne demek bu? Normal insanlar günah işleyince istiğfar ederler, Allah’a yakın olanlar sevap işleyince istiğfar ederler. Peh..! Haydi şimdi anlayın namaza durunca peygamberimiz niye istiğfar ediyordu, selâm verdikten sonra niye istiğfar ediyor. Namaz kıldık yahu niye istiğfar edelim, günahtan mı geldik ya ResulAllah. Estağfirullah el Azîmin yeri ne oluyor yani. Namaz kıldın, rabbinle mülaki oldun: Ya rabbi ben sana kulluk etme cüretinde bulundum bunca kusura rağmen. Dolayısıyla ben sana kulluktan aciz olduğumu beyan ediyorum ya rabbi.

………Kâbe bunu temsil etmiyor mu yer yüzünde daha sade bir yapı yapılabilir miydi? Yapılamazdı. Hz. İbrahim bir dağın tepesine de çok süslü bir bina yapardı, bir tek nakış yok, aslında da nakış yoktu. Neden acaba? Ya rabbi kulluktan aciz olduğumun beyanıdır. İnsan sana kulluk etmeye kalksa ne kadar edebilir ki, sen Allah’sın, mükemmelsin, biz kuluz zayıfız, aciziz kusurluyuz. Kusurlu kulluğumuzun ifadesidir ya rabbi. Budur, hepsi budur dostlar. Onun için Hasenatül- ebrar, seyyiatül- mukarrabîn. İyilerin iyiliği, mukarrabîn’in günahı. Onun için sıradan insanlar günahlarına istiğfar ederler, efendimiz Allah’tan gafil aldığım her nefese akşama kadar istiğfar ederim diyor. Kalbime bir4 anlık gaflet gelir de le yuğanü ‘alâ kalbi, böyle kalbim bir anlık buğulanır sislenir, dumanlanır da akşama kadar istiğfar ederim.

………Demek ki öyle, eğer Allah’ın Ğufrân’ının tecellisi rakamlarla bilinseydi insan bunu istismar edebilirdi. Allah bağışını insana bir biçimde iletseydi insan bunu istismar edebilirdi. Onun için istismar etmesin diye bağışını gizleyerek ikinci bir bağışta bulunuyor, o da ayrı bir bağış.

………Sayılarla Ğafûr ismi; 81 kez geçiyor Kur’anı hakimde. Allah hakkında mutlak vasıf olarak geliyor. Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym. (Hicr/49) Kullarıma haber ver ki ben, evet evet ben yani Allah olan ben, ennîy enel Ğafûrur Rahıym. Çok ilginç bir dizilişi var. Evet evet ben sonsuzca bağışlayanım, sonsuzca merhamet edenim. Kullarıma haber ver diyor. Eyvallah..! Burada mücerret olarak geliyor, mutlak olarak geçiyor. Onun için mutlak bir isimdir Ğafûr ismi, bunda hiç tereddüdümüz yok.

………Nüzül yıllarına göre Ğafûr isminin geçiş zaman sıklığı şöyle Mekke döneminde toplam 37 kez geçiyor, Medine döneminde 54 kez geçiyor. Mekke döneminde zirve yaptığı yıl 11. Yıl. Medine döneminde zirve yaptığı yıl 5. Yıl. 5. Yılda 17 kez geçiyor. Bu sayım dökümü çok önemsiyorum ben, çünkü bu bize aynı zamanda bir haritayı da veriyor. Tevafuk var tesadüf yok. Neden 11. Yılda? Neden Medine de 5. Yılda? Tüm süreçte, 23 yıllık vahiy süresince de en zirve yaptığı yıl hicretin 5. Yılı. Neden?

………Hicretin 5. Yılının en tipik olayı nedir? Hendek savaşıdır. Hendek savaşı nedir? Noktatü-t tahavvüldür, dönüm noktası. Neyin dönüm noktası? Efendimiz bir sabah kalkıp ta düşmanın çekip gittiğini görünce “Artık sıra sizde” demişti.

………Ne demek bu? Artık iktidar oldunuz. Geldik mi Ğafûr’a, neden zirve. İktidar oldunuz mu Ğafûr’un mağfiretine muhalefettekinden daha çok muhtaçsınız, çünkü iktidar ayartır, muhalefetten daha fazla ayartır iktidar. Onun için muhalefetteyken bir kez estağfirullah diyecekseniz, iktidarda iken 17 kez estağfirullah diyeceksiniz. Çünkü iktidar güce yakın olmaktır, paraya yakın olmaktır, servete yakın olmaktır. Bütün bunlar ise şeytana açık olmaktır. İgvaya, desiseye açık olmaktır. Çünkü şeytanlar en çok gücün temerküz ettiği, servetin temerküz ettiği, iktidarın temerküz ettiği yerde bulunurlar. Çünkü onunla ayartırlar. Onun için insan yoksulken bir kez istiğfar yetebilir ama varsılken 17 kez istiğfar etsin. Muhalefetteyken bir kez, iktidardayken 17 kez. Ben böyle anladım, bilmiyorum doğru mu anladım.

………Vel feth, eyvallah, hocamız hatırlattılar İzâ câe nasrullahi velfeth (Nasr/1) Allah’ın nusreti ve fethi geldiği zaman Ve raeytenNâse yedhulûne fiy diynillâhi efvâcâ (2) Allah’ın dinine insanların kiştle halinde girdiğini gördüğün zaman. Ne yap? Fesebbıh BiHamdi Rabbike vestağfirHU, (3) Rabbini hamd ile tesbih et ve O’na istiğfar et, O’ndan mağfiret dile inneHÛ kâne Tevvâbâ. O tevbeleri çokça kabul edendir.

………Efendimiz muzaffer ordunun başında baş komutan olarak Mekke’ye giriyor, beklediği gün bugün, hayatını9n en sevinçli anı olması lazım. Sizce fotoğrafını çeksek ne görünür dü? Görgü şahitleri tasvir ediyorlar, Allah resulünün başı devesinin hörgücüne değecek kadar mahviyet içerisinde gözlerinden yaş süzülüyor, dudakları kıpır kıpır. Estağfirullah el Azîm, estağfirullah el Azîm, estağfirullah el Azîm..! Günah mı işledin ya ResulAllah? Mekke’yi feth ediyorsun, günah mı ki istiğfar ediyorsun?

………Bize zafer ahlakını öğretiyor, evet ya, Çünkü başarıya sabretmek başarısızlığa sabretmekten daha zordur, başarı ahlakı budur. Onun için elimize nimet gelince de estağfirullah el Azîm..! Adeta ben kimdim ki bana bunu verdin ya rabbi? Şimdi bunu verdin de bunun arkasından ne imtihan vereceksin ya rabbi. Bu nimetin arkasında saklanan imtihan nedir ya rabbi? Yani hepsine birden estağfirullah. Onun için biz her halükârda istiğfar ederiz. Namazı kılar yine istiğfar ederiz estağfirullah el Azîm. Böyle öğrendik rabbimizden.

………Birlikte geldiği isimler; Allah ismi ile birlikte geliyor. Sıfatlar; Rahîm, Halîm, ‘Afûv, Rab, Şekûr, Azîz, Vedûd esma isimleriyle ile birlikte geliyor. Allah ismi ile birlikte 61 kez kullanılıyor Kur’an da. Dikkat edeceğimiz güzel bir nükte var burada, Ğafûr ismi hepsinde bir başka sıfatla birlikte kullanılıyor, hiç tek olarak Allah ismiyle birlikte kullanılmıyor, mutlaka yanına bir sıfat daha alıyor. Allahuekber..! Bu çok ilginç, bu çok harika aynı zamanda.

………Bu neyin ifadesi? Ğafûr sıfatı öyle bir sıfat ki, Nasrettin hocanın kazanına benzetebiliriz. Mutlaka içinde başka bir sıfatta tecelli ediyor. Yani Allah Ğafûr ismiyle tecelli etti mi içinde başka bir tecelli daha var. Allahuekber..! Geleceğiz, onlara da geleceğiz inşaAllah.

………Allah Ğafûr ve Halîm dir, Allah Ğafur ve Şekûr dur, böyle. Rahîm ismi ile birlikte geliyor, kaç yerde? En fazla bu 73 yerde. Ğafûrun Rahîymun. El Ğafûrur Rahîym de geliyor hem marife hem nekira. Ğafûr ile Rahîm birbirini te’hir ediyor, birbirini çarpıyor adeta. Ğûfranı Rahmetine, Rahmeti Ğûfranına sebep oluyor. Onun için rahmetinden dolayı Ğafûr, mağfiretinden dolayı Rahîym, böyle anlıyoruz. Rahmet deryası coşuyor adeta. Biri yağmurun bulutu, öbürü yağmurun kendisi. Veya biri rahmet öbürü toprak. Buluştuğu zaman cennet ortaya çıkıyor.

………Hikmeti ne, Ğafûr Rahîm ile birlikte niye gelir? Merhametsiz bir otorite de bağışlaya bilir. Bağışlamak sadece merhametli otoritelerin işi değil, merhametsiz bir otorite de bağışlayabilir. Niye bağışlar? Etraftaki otoritesini daha da artırır, çünkü bağış dha fazla ezer cezadan. Otoritesini artırmak için bağışlar. İmparatorlar öyle yapardı, baksanıza Roma imparatorlarına, arenaya gelirler parmak yukarı durur, aşağı durdurursa gidecek. Yukarı durursa bağışlayacak. Bağışladığını imparatorun kendisi yaşatmış olur ve arenanın alkışını alır. Ama aşağı ölüm işareti verirse halk alkışlamaz. Arenanın alkışını almak için parmak genellikle havada durur. Ona göre ne var, ama Allah bağışlarsa, işte fark burada, neden Ğafûrur Rahîm geliyor.

 ………Başka otoriteler bağışlarsa bağışının altında ezerler bağışladıklarını. Hatta bağışlanan keşke ceza verseydi diyecek kadar bazen ezilir. İşte diyet, Ömer Seyfettin’in Diyet hikâyesini hatırlayın. Şimdi ne oldu yani, bağışladı da ne oldu? Keşke bir kolunu alsaydı da bu kadar ezmeseydi, bu kadar onurunu kırmasaydı. En sonun da kolunu keser ve verir.

………Peki, Allah? Allah Ğafûr olan Rahîm ismiyse eğer bağışlar ve ezmez, bağışlar ve bağışladım dahi demez. Çünkü Rahîmdir. Ezerek bağışlamaz, bağışlayarak ezmez. Bağışladığına aynı zaman da Rahîmdir çünkü. Onun için Ğafûrun Rahîymun, 73 yerde böyle gelir. Allah bağışladığını ezmez dünyevi otoriteler gibi hikmeti budur.

………Halîm ismi ile birlikte gelir. Ğafûrun Halîym. 6 yerde. Hikmeti nedir peki? Bağışa muhatap olmak, bağışlananın hata yapma kontenjanını azaltır. Yani ne demek bu? Bağışladım bir daha yaparsan bunu da üstüne koyarım. Bağışlar ama öbürü aynı hatayı bir daha yapacak olsa keşke bağışlamasaydı dedirtir. Çünkü 1. Yi de üstüne koyar hatta bir de faizini, ona mürekkep faiz çalıştırır. Dolayısıyla bağışlamaktan beter olur. Keşke bağışlamasaydınız.

………Peki Allah nedir? Ğafûrun Halîym bağışlar, bin kere bağışlar bin birinci kez yapınca öncekileri bağışlamıştım üstüne koyuyorum demez. Halîym, cezalandırmada acele etmeyen demektir. Bağışlayan otoriteyi hatanın tekrarı halinde daha büyük ceza vermeye sevk eder, ama Allah bağışladım öncekileri bu sefer daha büyük ceza vereceğim demez, Halîmdir çünkü. İşte Ğafûr ismi Halîym ile bunun için gelir.

………Dünyevi bağışlarda bağışlayanın otoritesi artar, bağışlananın hatırı azalır değil mi? Rabbimizin otoritesinin artmaya ihtiyacı olmadığı için otoritem artsın diye bağışlamaz. Yani onun da hatırı azalsın diye bağışlamaz. Hatırı azalmasın diye üstünü örter, bağışladım bile demez. Yani sen yaptın da ben bağışladım kulum bile demez çünkü otoritesinin artmasına ihtiyacı yoktur. Onun için Ğafûr, Halîym ismi ile birlikte gelir.

………Bağışlanan bağışı istismar etse, hatasını tekrar etse Ğafur olanı hep Halîm bulacaktır, hep Halîymdir bin kere de hata etse yine Halîymdir rabbimiz. Yukarıda ki hikmet Ğafûrun Halîymun sıralaması için. Ama bir de bunun tersi var; Halîymen Ğafûra var. Kur’an da böyle de geliyor. Peki bunun hikmeti nedir tersi gelince?  Cezalandırma da acele etmeyen sabrediyor demektir. Halîym olur bir dünyevi otorite, Halîymdir, adam baya şeydir. Hani derler ye falan atın çiftesi yeğin olur derler. Senede bir kızar ama tümünü biriktirir bir seferde sopa çaker. Dolayısıyla burada Halîm olur ve kızmaz, kolay kolay kızmaz, cezalandırma da acele etmez, sabreder. Fakat sabrı ne kadar uzarsa sabır taşı çatladığında bela o kadar büyük olur. Ama Allah Halîymen Ğafûra olunca sabır taşı çatlamaz. Bu Halîm olan Allah olunca böyle olur çünkü Ğafûrdur. Haliîmdir ama Ğafûrdur. O nedenle o hilmini istismar edeni acımasızca cezalandırmaz, bir fırsatını aramaz. Bir daha yapsın da bir göreyim demez. İşte dünyevi Halîm ile rabbimizin Halîmliği böyle. Kulun Halîmliği ile rabbimizin Halîmliği arasında ki fark.

………Afûv ismi ile birlikte elir, yani Ğafûr ve Afûv. Affın tarifini yapmıştık değil mi? Sen hata ettin demekten vazgeçmez, hatadan dolayı azarlamaktan vaz geçmez ama cezasından vaz geçer. Ğafr’ın tarifini de yaptık, bunların üçünden de vaz geçer. Hikmeti nedir peki Afûv ismi ile gelmesinin? Allah’ın affının mağfiretin şartlarını taşıyacağı anlamına gelir. Yani Allah Afûv ile affederse Ğafûr ile birlikte geldiği için Allah’ın affı, mağfiretin şartlarını taşır demektir. Çünkü yüksek olan sıfatının çıtası, aşağıda ki sıfatı yükseğe kaldırır. Çünkü rabbimizin sıfatı yüksek olandan tecelli eder. Eyvallah..!

………Rab ismi ile birlikte 8 yerde gelir. Hem de Rab isminin teleyen bir sıfatı olarak. Ve rabbun Ğafûr. Ğafûr olan bir rab. Rab olanın Ğafûr olması ilahi terbiyenin bağışlayıcılık temeli üzerine yükseldiğini gösterir. Terbiye eden dünyevi terbiyeciler vardır, fakat terbiyesi mağfiret üzerinde, bağışlayıcılık üzerinde yükselmez, hatta onlar terbiyenin bir parçası olarak cezalandırmayı da kullanırlar öyle değil mi? Ama Rabbimiz Ve Rabbun Ğafûr olduğu için bir terbiye içinde bağışlayıcılık yoksa o terbiye her an zulme dönüşmeye müheyyadır. Çünkü senin için yapıyoruz, seni terbiye ediyoruz. Onun için canını da yaksak acısa da senin menfaatin için. Fakat rabbimiz Rabbûn Ğafûrun olduğu için terbiyesi de mağfiretinin bir parçasıdır.

………Şekûr ismi ile 3 yerde gelir. Ğafûrun Şekûr şeklinde geliyor. Hikmeti nedir peki? Bağışlanan insanın teşekkürünü bağışlayan otorite beklemez. Çünkü sen teşekkür etsen ne olur etmesen ne olur ben bağışladım seni zaten. Anlatabiliyor muyum? Yani sen kusurlusun, günahkârsın, suçlusun. Suçlunun teşekkürünü otorite bekler mi? O teşekkürden bir şey umar mı? Onun içinde suçunu affettiği suçlunun teşekkürüne değer vermez dünyevi otoriteler. Fakat Rabbimiz öyle miya? Hem bağışlar, Şekûr, teşekkürüne en yüksek değeri biçen demektir. Hem bağışlar, Şekûr, teşekkürüne en yüksek değeri biçen demektir. Hem de teşekküre en büyük değeri biçer. Yani sen benim gözümde değer kaybetmedin, senin teşekkürün benim için hala çok değerli. Ğafûrun Şekûr budur işte. Rabbimizin nazarında günahkâr kulun teşekkürünün değeri düşük değildir. Ben günahkârım şükretsem ne olacak şükretmesem ne olacak yok. Şükret, taban fiyattan değil tavan fiyattan veriyor rabbimiz karşılığını.

………Azîz ile birlikte bir yerde gelir. Azîyzun Ğafûr. Bir başka yerde de El Azîyzül Ğafûr gelir yani hem marife hem nekira gelir. Hikmeti nedir? Başka otoriteler bağışı, otoriteyi pekiştirmek için, şeref ve şan kazanmak için yapar çünkü Azîz; üstün ve yüce olan demektir değil mi, bağışladıkça yücelir. Bak bak falan devlet başkanı yine affetmiş, överler. Zira insanlar nezdinde gerçek güç cezalandırma değil bağışlamadır. Bu onları yönettikleri nezdinde hem daha güçlü hem daha sevimli yapar. Fakat Allah’ın bağışlamak için buna ihtiyacı yoktur çünkü O Azîz dir. Dolayısıyla Allah otoritem yücelsin diye bağışlamaz. Yani Allah’ın bağışlamaktan dolayı zerre ce bir getirisi, çıkarı yoktur. Evet, Azîyzün Ğafûr, Ğafûrun Azîz.

………Vedûd ile birlikte gelir. Bir yerde Vedûd ismiyle birlikte El Ğafûrur Vedûd şeklinde geliyor. İkisi de fe’ûl vezninden dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum. Hem Ğafûr hem Vedûd fe’ûl vezninden. En çok seven, en çok sevilen, sevgiden en çok pay isteyen. Hikmeti nedir? Suçluları bağışlamak, bağışlayanın onları sevdiğine delalet etmez öyle değil mi? Aksine çoğu zaman bağışlayanlar bağışladıklarını sevmezler ama çeşitli hesapları vardır bağışlarlar. Fakat Allah hem bağışlar hem de sever. Sadece sevmekle kalsa iyi, sen de beni sev der. Yeni sevginin de en büyük payını ister, senden de sevgi bekliyorum der. Bu kula değer vermektir aslında tıpkı şehadet beklediği gibi. Eşhedü ellâ ilâhe İllallâh budur işte. Şen şahit olmasan Allah’ın nesi eksilir, ama sen bana şahit ol demekle rabbimiz insana değer vermiş olur. Hatta çoğu zaman bağışlayanlar bağışladıklarına acırlar. Fakat onları sevmek zorunda değiller. Bağışlayanın gözünde bağışlanan suçludur, zavallıdır acizdir. Fakat Ğafûr olan Allah bağışına muhtaç kullarına böyle bakmaz, onları çok sever, dahası onların sevgisini ister.

………Kulların kusurlu olmaları Allah’ın nazarında Hz. İnsanın değerini düşürmez, o hz. İnsandır, hep öyledir, çamura düşse de öyledir. Zira ilâhi şah eser insanın değeri Allah’ın emeğinden kaynaklanır. Onun için Cehennem yoğun bakım ünitesidir. Yani paslanan demiri rabbimiz oraya atar ki ışıldasın diye. O nedenle ilâhi şaheser olan İnsanda Allah’ın emeği vardır hiç rabbim emeğini küçümser mi? Emeği bizler küçümsüyoruz. Dolayısıyla rabbimizin emeğini küçümsemeyelim, insanı atmayalım.

………Kulun kötülük yapması onu pis yapmaz, olsa olsa kirli yapar demiştim, kirlenen temizlenir. Abdullah bin Mes’ud’dan rivayetle Allah Resulü şöyle buyuruyor; Tevbe eden Ettaibu minel zenbi kemen La zenbe lehu günahına istiğfar eden tevbe eden o günahı hiç işlememiş gibidir.

………Bundan büyük müjde olmaz, Allah’ın Ğufrânına muhtaç olan kullara. Kusur ve hatadan âri olmayan insanlığa bundan büyük müjde olmaz. Ğafûr olan Allah’ın sonsuz Ğufrânı.

………Ğafûr ismi sıradan bir bağış değil çok ve sınırsız bir bağışı ifade eder demiştim. Sebebi kulların günah, hata ve kusurda sınır tanımamasına bir mukabele olsun diye. Kul günahta, kusurda sınır tanımıyor. Kul günahta sınır tanımıyorsa Allah’ta bağışta sınır tanımıyor, böyle bir Allah, Eyvallah..! Bir yanda çok günah işleme kapasitesine sahip insan, öbür yanda çok affeden Ğafûr olan Allah.

………O zaman insanın şunu demeye hakkı yok, ya Rabbi beni niye bu kadar günah işleme kapasitesiyle yarattın? Ben de Ğafûrum ya..! der ve bitirir. Ve işte şu ayet onun delilidir; Adeta Kur’an da Allah’ın Ğufrânını bundan daha güzel ifade eden bilmiyorum bir ayet var mı.

………Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym; (Zümer/53)

………Kul, onlara şu müjdemi ilet ey peygamber. ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh. Ey hayatını israf eden kulllarım, ey kendilerine verdiğim değerleri hovardaca harcayan kullarım, ey kendilerine verdiğim emanetleri çarçur eden kullarım, israfa hepsi girer. lâ taknetu min rahmetillâh. Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmeye kalkmayın. innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a hiç şüpheniz olmasın ki Allah günahların tamamını affeder. inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym neden mi affeder çünkü O ğafûrdur, çünkü O rahîmdir.

………Ayetin nüzül sebebi yok, gerçekten yok. Diyeceksiniz ki Vahşi’ye Allah resulü bu ayeti okumasını haber göndermiş. Bu ayet Zümer suresinde. Zümer suresi hicretten en az 3 yıl evvel nazil oldu. Vahşi’ye ayeti göndermesi ise hicretten sonra 8. Yılda. Yani 11 yıl önce indi bu ayet, alakası yok sadece bu ayet onun üzerine nazil oldu diyenler sebebi nüzül bahsinden hiçbir şey bilmeyenlerdir maalesef.

………Peki, sebebi nüzülü yok ama sebebi nüzülü var, Kim? İnsan bu ayetin sebebi nüzulüdür. Zaten Kur’an ın sebebi nüzulü kimdir? Benim, herkes Kur’an ın sebebi nüzulü benim diyecek, benim için indi. Böyle derse eğer Kur’an onun için iner inşaAllah.

………Nükteler var ayette bunlara da değineyim.

  1. Nükte; ‘ibadiy diyor. Oysa ki müfessirlerimizin genel bir yargısı vardır, Kur’an da nerede ‘ibadiy geçiyorsa, yani rabbimiz kendi nefsine nispet ediyorsa kulları, orada has kullardan, mümin kullardan bahsediyor. Oysa ki burada öyle değil. Burada hayatını harcayanlardan, yani özellikle mü’min olmayan kullarından bahsediyor. Dolayısıyla bu tez çöküyor bu doğru değil, başka örnekleri de var çünkü. Allah kendi zatına nispet ediyor, nispet “ya” sı ile ‘ibadiy, benim kullarım.

………Ne demek bu? Küfre de düşse, şirke de düşse, günaha da düşse, kile de düşse onlar senin değil benim kullarım. Eyvallah..! Emeğe değer vermektir, benim kullarım diyor.

………İnsanın Allah’a asi olmaktan, cehennemden korkmaktan daha çok, Allah’ın emeğine haksızlık yapmaktan korksa daha edepli olur diye düşünülür. Ya rabbi, senin emeğine terbiyesizlik ettim. Böyle düşünse daha edepli olunur diye düşünüyorum. Yoksa yansa ne olur yanmasa ne olur. Allah’ın emeğine edepsizlik etmiş. Böylesine müşfik, böylesine şefkatli bir rabba bu yapılır mı? Böyle düşünmek lazım.

………2 – Yağfiru fiili şartlı mı şartsız mı geliyor, eğer ayetin içine bakarsak şartsız geliyor. Çünkü ayette tevbe ederse, enabe, tâ be gibi ibareler yok, ama bir sonraki ayette var 54. Ayette. Orada enibu ve eslimu var ama bir sonraki ayette. Dolayısıyla bir sonraki ayetle birlikte düşünürsek şartlar Allah’a yönelmek ve Allah’a teslim olmak. Fakat bu ayet özelinde düşünürsek şartsız. Yağfiru muzari fiil. Muzari fiil gelecek zamanı da kapsar biliyorsunuz. Hangi gelecek zamanı? innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a Allah tüm günahları affedebilir. Tüm günahların affı sadece dünyaya mı hastır? Bunu söylemek için gelecek zamanı bir yerden kesmek lazım. Hayır ahireti de kapsar gelecek zaman, istikbal ahirettir.

………Peki, Allah’ın ahireti de kapsayan affetme kapasitesi sadece cehennemden öncesini mi kapsar. Böyle bir şey söylememiz için Allah’ın rahmetini ve mağfiretine bir sınır koymamız lazım. Cehennemden sonrasını da kapsar. Kapsar mı? Kapsar, orada duralım zaten oradan öte söylenecek bir şey kalmadı, söz bitti. İkinci nükte de bu. Yağfiru özellikle ğafara değil yağfiru geliyor.

………3 – lâ taknetu min rahmetillâh. Gelmiş, lâ taknetu min rahmetî gelebilirdi. Aslında talâkate o daha uygun düşüyor. Allah ismi hası orada zamir yerine gelmiş, niye öyle gelmiş? Yani rahmetinden ümit kesmeyin değil, Allah’ın rahmetinden. Oysaki konuşan fail belli. Çünkü ‘ıbadi diyor. ‘İbadi diye gelmişse eğer rahmeti diye gelmesi lazım. Niye orada bir yabancılaşma hüveye geçiverdi? Rahmeti Allah ismine nispet ediyor, rahmeti sıfata nispet ediyor, rahmeti zata nispet ediyor. Yani rahmet zatımındır. Dolayısıyla ondan gerisi talî iştir. Yani kulun duruşu, şirki, küfrü, günahı, isyanı, tuğyanı tali şeylerdir, rahmetim zatî dir. Eyvallah..!

………Yoruyor adamı ya..! İnanın yoruyor. Bu yorgunluk çok mübarek bir yorgunluk, ama yoruyor. Elhamdülillâh. Allah’ın mağfireti mevzuu bahis olduğunda kulun isyanı teferruattır. Rahmet mevzuu bahis olduğunda gerisi teferruattır. Bu isyanı küçümsemek anlamına, küfrü, şirki küçümsemek anlamına hiç gelmiyor. Böyle birbirinin karşısına yerleştirmek yanlış. Biz burada Ğafûr ismini işliyoruz, Ğafûr ismini anlamaya çalışıyoruz dikkatinizi çekerim. Zaten isyanın büyüklüğü isyandan kaynaklanmaz, böylesine Ğafûr olan, mağfireti sonsuz olan bir Allah’a yapılmış olmasından kaynaklanır.

………Sen nasıl becerdin böylesine sonsuz mağfiret sahibi bir Allah’ın Ğufrânını celbedememeyi. Aslında budur belâ, sen cehennemini nasıl becerdin diye sorarlar adama. Allah olsun Ğafûr olsun, Rahîm olsun, Afûv olsun, Rahman olsun, Ğaffâr olsun da, sen nasıl becerdin de cehenneme girdin. Bunu sorarlar adama. Yani ne adammışsın sen be, sen ne kadar asiymişsin ki b u kadar büyük mağfirete rağmen bir pay alamamışsın demezler mi adama? Eyvallah..! Asıl işte bunu düşünmek lazım.

………Nebî Hakkul ‘ibad alellâh ellâ yuazzibehüm diyordu ya Muaz hadisinde; Allah’ın kullar üzerinde ki hakkını biliyoruz, evet, Allah’ın kullar üzerinde hakkı var Hakkullâh alel ‘ibad ella tüşrikü Bihi şey’en. Şirk koşmamak. Peki Kulların Allah üzerinde hakkı olur mu? Efendimiz öyle diyor, azab etmemesidir diyor. Allahuekber..! Evet bunu yapana azab etmeme. İşte bunu dedirten Nebî ye Ğafûr ismidir.

………Yunus’ta öyle demiyor mu? Taştı rahmet deryası, gark oldu cümle asi. Yani nereye gark olmuşlar? Boğulmuşlar, asilerin tamamı boğulmuşlar Allah’ın rahmet denizinde. Eh önce bunu Ğafûr ismini anlayan biri söyler. Seyranimiz de öyle demiyor mu? Açık kapıların hepsin örter mi, bir avuç toprağın ettiği günah. Allahuekber..! Bunu söylemek için adamın ekmek yemesi yetmez, başka şeyler de yemesi lazım. Açık kapıların hepsin örter mi, bir avuç toprağın ettiği günah. Ben anlamayı size bırakıyorum, şerh etmiyorum. Eyvallah..! Seyranimiz de öyle diyor.

………Evet değerli dostlar ve Allah’ın mağfiretinden pay talep etmek için ne yapmalıya geldik. Burada duralım İnşaAllah önümüzdeki ders bu bahsi atlamak istemiyorum. Bu çünkü mühim bir bahis. Allah’ın ğufranına her an muhtacız. Ben günah işlemiyorum ki diyen var mı? Başka bir şey değil bu günah olarak yeter zaten. Bu cümleyi söylemiş adama günah olarak bu yeter zaten. Etrafınızda şu kadar isyan, tuğyan ve günah selleri akarken sizin buna bakmanız bile günah olarak yetmediğini mi düşünüyorsunuz. Dolayısıyla Allah’ın mağfiretine her nefes muhtacız dostlar, her nefes iki kere muhtacız bir verirken bir alırken. Eyvallah..! Rabbim bizi mağfiretine gark etsin, Rabbim mağfiretinden duğr etmesin, ondan bir pay da bize versin inşaAllah.

………ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn

………dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10) (21-2) videonun sonu)

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mart 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: