RSS

ESMA DERSLERİ – 22 – EL ĞAFÛR (22-2 video)

06 Nis

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Evet ikincisi, Allah’ın mağfiretinden pay almanın şartları nelerdir, pay almak için kul ne yapmalı.

………1 – Birincisi istiğfar etmelidir dedik.

………2 – İkincisi tevbe etmek. Halk arasında tövbe diyorlar ya. Aslında tevbe olduğu halde ağzım bir türlü tövbeye alışmadı onun için kusura bakmayın ben aslı gibi kullanacağım Tevbe diyeceğim. Tevbe etmeli.

………Allah’ın Mustafa kulu İstiğfar etmekle tevbe etmek ayrı ayrı şeyler mi? Evet ayrı ayrı şeyler, aynı şeyler değil. İstiğfar mağfiret dilemek, tevbe ise Allah’a yönelmek. Yani istiğfar kötüyü terk, tevbe iyiye dönüş. Bilmem anlatabildim mi. İki yönlü bir hareket var. Terk ve dönüş. Lâ ilâhe – İllallah. La İlâhe istiğfar, illallah tevbe. Dolayısıyla yanlıştan vaz geçmek doğruya yönelmek.

………Aslında tevbe nedir? Bir bilinç yenilemedir, bilinç tazelemedir, insanın bilincine ne atma diyorlar? Format atmadır resetlemedir. Resetlemek aslında nedir? Fabrika ayarlarına geri dönmektir değil mi? Fabrika ayarları ne? Fıtrat ayarları. Resetlediği zaman tevbe ve istiğfarla fıtrat ayarlarına geri döner, fıtrat ayarları zaten harikadır, mübarektir, fıtrat Müslümandır. Ayarı bozulmuşsa eğer resetlesin tevbe ve istiğfarla fıtrat ayarlarına geri dönsün. Harika bir imkândır aslında.

………Peki, bunu yapmama nedir? Umut kesme. Umut kesme nedir? İblisleşme. İblise iblis denmesinin sebebi umut kestiği içindir Mublisîyn umut kesenlerdir. Onun için İblisi İblis yapan Allah’tan umut kesmesi olmuştur. Allah’a umut beslemek Allah’ın affetme hakkını itiraf etmektir, Allah’tan umut kesmek ise Allah’ın affetme hakkını inkâr etmektir. Bakınız ne nereye gidiyor, yani bir şey orada kalmıyor. Rabbimizin baktığı yerden onun okunuşu farklı oluyor.

………Gerçek tevbe sorumsuzluktan sorumluluğa intikaldir. Aslında tevbe sorumluluğa dönmektir sorumluluğu kabul etmektir. Müjdesini Furkan/70. Ayetinden alalım mı?

………İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan feülaike yübeddilullahu seyyiatihim hasenat. Ancak tevbe eden kimse, iman eden kimse. Burada tevbe imandan önce zikrediliyor, demek ki küfür ve şirk te dahil buna. Tevbe eden demek ki küfrü bırakıp imana gelen en büyük tevbeyi yapmıştır. Şirki bırakıp imana gelen en büyük tevbeyi yapmıştır. ve amile amelen salihan tevbesini de salih bir amelle pekiştiren de ispat eden, eyleme döken feülaike yübeddilullahu seyyiatihim hasenat o madem kötüyü iyi ile değiştirdi, Allah’ta onun kötülüğünü iyiliklerle değiştirdi seyyiatını hasenata kalbeder. Yani nasıl yapar? Günahlarını sevaba tebdil eder.

………Allah Allah, cömertliğe bakın dostlar sadece siler değil yübeddilullah tebdil eder. Tebdîl, tahvîl, tağiyr. 3 kelime vardır Arap lisanında üçü de farklı şeyler ifade eder. Tebdîl, tahvil, cevherin ve arazın tamamen değişerek yerine başka şeyin konulması. Tağyîr cevherin değişip arazın baki kalmasıdır. Tağyir ise arazın değişip cevherin baki kalmasıdır. Onun için Tahvil, istihale, mesela buz gölüne düşmüş domuz tuz keser. Tuz kesince tuz helal olur. O haramdır ama helal olur.

………Necaset haramdır fakat yanar kül olur kül bir yere gider orada bir şeye karışırsa haramlık ondan kalkar. Çünkü tağyire uğramıştır, cevheri değişmiştir. Dolayısıyla istihale geçirmiştir yani bunu gibi farklar vardır. Allah onun cevherini de arazını da siler diyor yerine başka bir şey kor yübeddilullahu seyyiatihim hasenat tamamen siler onun yerine güzellikleri koyar.

………Tevbenin kabulünün şartı imandır ama imansızlığın da tevbesi vardır bu bu demek değildir. Tevbe içten ve derin bir pişmanlıktır A’raf/153. Velleziyne amilüs seyyiati sümme tabu min ba’diha ve amenû* inne Rabbeke min ba’diha le Ğafûrun Rahıym. (A’raf/153) salih amel işleyen kimseler sonra bunun ardından tevbe eden kimseler ve iman eden kimseler hiç şüphe etmesinler ki senin rabbin bütün bunların ardından Ğafûr ve Rahîm olarak bulacaklardır. Yani bunları yaptılar mı acaba tevbem kabul oldu mu diye düşünmesinler bunu öyle bilsinler. Dolayısıyla tevbe ayetlerinin son esmalarına yine dikkat edelim Ğafûr ve Rahîm.

………Tevbe ve ilahi rahmet adeta iç içe geçmiş, ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahme. (En’am/54) rabbiniz kendisine rahmeti farz kıldı. ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba’dihi ve asleha feenneHU Ğafûrun Rahıym. Bakınız ne diyor ayeti kerime Rabbiniz kendi nefsine rahmeti farz kıldı. Kim iman eder bir cahillik yaptıktan sonra da tevbe eder. Bir cahillik yapmıştır tevbe eder ve kendini ıslah ederse iyi bilsin ki rabbini Ğafûr ve Rahîm olarak bulacaktır. Ama ayetin başında ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahme var, yani rahmetle mapfiret iç içedir Kur’an da hep iç içedir. Allah neden Ğafur’dur dediğiniz zaman Rahîmdir cevabını alırsınız. Rahîm olursa ne olur diye sorduğunuz zaman mağfiret eder cevabını alırsınız. Eyvallah..!

………Allah’ın gazabı iki rahmet arasındadır Mü’min/3 ayeti okuyalım mı? Ğafiriz zenbi günahı bağışlayandır O, ve gabilittev tevbeleri affeden, şediyd’il ‘ıkab çok fena cezalandıran, Zit tavl ama rahmeti ve lütfu sonsuzdur. Bakınız şediyd’il ‘ıkab nelerin arasında. Ğafiriz zen, gabilittev ve Zit tavl ikisinin arasına almış. İki rahmetin arasına gazabı almış. O zaman rahmeti gazabını kat kat geçmiştir demez miyiz. Dolayısıyla; lâ ilâhe illâ HU * ileyhilmasıyr (Mü’min/3) O’ndan başka Kulluğa layık varlık yok, dönüş onadır.

………Peki, aklımıza geliyor mu tevbe ile günah çıkarma arasında ki fark nedir? Biliyorsunuz Hristiyanlıkta bir günah çıkarma vardır. Absolüsyün dedikleri bir günah çıkartma. Nasıl yaparlar? Kilise gezenler, katedral gezenler görmüşlerdir, oralarda böyle tek kişilik kulübemsi bir yer vardır, onun da yine kulübe penceresi gibi bir penceresi vardır kapaklı. Onun içine papaz efendi oturur, önüne de günahkâr olan Hıristiyan gelir itirafta bulunur. İtirafta bulunduğu andan itibaren günah çıkarmıştır, günahı affedilmiştir onun. Kim affeder papaz efendi alır. Yani günahı işler papaz efendi affeder. Çok ilginç bir uygulamadır, bu uygulamayı ilk başlatan Pavlus’tur. Hz. İsa bunu bilmiyordu onu söyleyeyim. Onun için İseviler demedik, Hıristiyanlar dedik ve ilginçtir batıda papazlar genellikle casus olurlar idi. Onun içinde günah çıkaranların itiraflarını casusluk yaptıkları merkeze bildirirler, birçok gizli iş buradan çözülmüştür ve bunun karşılığın da iki tane alırlar, bir günah çıkarandan alırlar bir de casusluk yaptıkları yerden alırlar.

………Peki, ikisi arasında mahiyet farkı var. Hiçbir benzerlik yok

………1 – Beş fark var. İslam’da tevbe doğrudan Allah’a yapılır. Hıristiyanlıkta ise günah çıkarma papaza yapılır. Çünkü günah Allah’a karşı işlenmiştir. Allah’a karşı işlenen günah, Allah’tan tevbe edilir. Eğer insanın hakkı zayi olmuşsa o hakkı yerine verirsin onun tevbesi o olur, anlatabiliyor muyum? Allah’a karşı işlenmiş günahı papaz affediyor burada. Bu ne demektir? Papaz Allah’tan rol çalıyor geleceğiz.

………2 –  İslâm’da tevbenin kabulü veya reddi Allah’a aittir. Hıristiyanlıkta ise papaza aittir. İtiraf ettiği andan itibaren bağışlanmıştır ücretini vermişse, zaten peşin alıyorlar.

………3 – İslâm’da tevbenin kabulü samimiyete, Hıristiyanlıkta ise itiraf yeter, çünkü samimiyeti ölçecek bir metre yoktur samimiyet kalptedir, onun için itirafın kendisi yeter. Samimiyet aranmaz, çünkü aranamaz.

………4 – Papaz Allah’tan rol çalar, rol çalmaya yeltenir daha doğrusu, çalabilir mi haşa. Papazın affı mahkûmun mahkûmu azad etmesine benzer. Tabii, sen de günahkârsın, kendi günahını affettin mi ki başkasının günahını affediyorsun.

………5 – Günahkâr papazın rolünü kabullenir, kabullenmekle ayrıca bir günah işler. Allah’ın mağfiretine nail olmak için takvaya ermeli. Nereden çıkarıyoruz? Hadid/28. Ayetten;

………Ya eyyuhelleziyne amenûttekullahe ve aminu BiRasûliHİ yü’tiküm kifleyni min rahmetiHİ ve yec’al leküm nuren temşune Bihi ve yağfir leküm* vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Hadîd/28) Ey iman edenler Allah’a karşı sorumluluğunuzun farkına varın, Allah’a karşı takvanızı takının. O’nun Resulüne iman edin. O da size ne yapsın? yü’tiküm kifleyni min rahmetiHİ rahmetinden iki avuç dolusu versin, kat kat versin manasına gelir bu.

………Evet, ve yec’al leküm nuren sizin için bir ışık kılsın bir Nûr size vazifelendirsin, bir Nûru görevinize versin temşune Bihi ve yağfir leküm onun ışığında yürüyesiniz. ve yağfir leküm ve sizi bağışlasın, mağfiret etsin. vAllâhu Ğafûrun Rahıym zira Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

İşte bu, takva ile mağfiret arasında doğrudan bir ilişki kuran Hadîd/28 ayeti bunun delilidir. Çünkü takva mağfiretin kaynağına yönelik samimiyet mesajıdır öyle değil mi? Yani Allah’a karşı sorumluluk duymayan mağfireti hak eder mi? Allah’a karşı sorumluluk duyanın mağfiret talebi reddedilir mi? Bu zaten sorumlulukla alakalı bir şey.

………Aslında Allah’tan umut kesen sorumsuzluğun en büyüğünü işliyor demektir. Affını istismar etmeyeceğine söz vermeyen affedilir mi?

………Dördüncüsü Allah’ın Ğafûr isminden pay almanın 4. Yolu Haşyet duymalı Ğafûr Olan Alla’h ın mağfiretine nail olmanın bir yolu da O’na haşyet duymaktır. Haşyet ile havf arasında fark var, bunu sık sık söylemiştim.

………Haşyet büyüğün büyüklüğünü bilerek azametinden dolayı duyulan ürperti, Havf ise sıradan korku, yani acziyet ve küçüklükten dolayı.

………Haşyet bilgiye dayalı korku, Havf cehalete dayalı korku. Onun için Haşyet marifetullah’a dayalıdır. Yani Allah bilgisine dayalıdır.

………innema yahşAllâhe min ‘ıbadiHİl ‘ulema’ (Fâtır/28) Allah’tan kulları için de gereği gibi haşyet duyanlar alimlerdir, bilenlrdir. Ama ayetin devamını okumayalım mı; innAllâhe ‘Aziyzün Ğafûr. Gafûr ismi geliyor ayetin sonunda. Allah Azîz dir, Ğafûrdur.

………Tam burada şu soru aklıma geliyor; Firavunun önünde Hz. Musa’nın elinde ki mucizeyi görünce neden firavun iman etmedi de sihirbazlar iman etti.

………Cevabı açık bilenler iman ettiler bilmeyenler iman etmedi. Sihirbazların özelliği bilmeleriydi. Sihirle sihir olmayan şeyi biliyorlardı. Onun için innema yahşAllâhe min ‘ıbadiHİl ‘ulema’ ayeti kerimesi en güzel tarihi örneği firavunun sihirbazlarıdır. Eyvallah..!

………6 – altıncısı; Allah’ın Ğafûr isminden pay almanın bir başka yolu kötülüğü iyiliğe dönüştürmek. Ğafûr’un mağfiretini talep etmenin bir yolu da bu, yani buna fiili tevbe diyoruz. Tevbe üçe ayrılıyor; Kavli tevbe, kalbi tevbe, fiili tevbe. Kavli tevbe; estağfirullah el Azîm, tevbe ya rabbi. Kalbi tevbe; pişmanlık, fiili tevbe günahın sonuçlarını izale etmek.

………İlla men zaleme sümme beddele hüsnen ba’de suin feinnİY Ğafûrun Rahıym. (Neml/11) kim zulmeder sonra kötülüğü iyilikle değiştirirse, tebdil ederse iyi bilsin ki ben Ğafûr um ve Rahîmim.

………Kendi içinde tebdil edenin halini de Allah tebdil ediyor, Fur/kan/70. Okumuştuk bir daha okuyalım; İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan feülaike yübeddilullahu seyyiatihim hasenat. Yani tevbe eden, salih amel işleyen, iman eden kimsenin kötülüklerini Allah iyiliğe tebdil eder. Dolayısıyla eğer insan kendisi tebdil ederse rabbi de onun halini tebdil ediyor. Tıpkı Râd/11 ki gibi. innAllâhe lâ yuğayyiru ma Bi kavmin hatta yuğayyiru ma Bi enfüsihim. O kavmin bireyleri kendilerini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmiyor. İnsan kendi iç dünyasını değiştirmedikçe Allah’ta onun halini değiştirmez. Adeta değişimde karşılıklılık esas oluyor. Yani yine burada başlatan kul oluyor değil mi?

………Üstad Ferid Kam’ın o Meşhur sözünü hatırlayalım mı şimdi? Kul der ki dur bakalım Allah ne yapacak. Allah’ta der ki dur bakalım kul ne yapacak der. Dolayısıyla Allah dur bakalım kul ne yapacak der, kul ne yaparsa Allah’ın yapacağı ondan sonra gelir. Onun için kimse Allah’a iftira etmesin.

………Peki, burada ne geliyor? Yanılmış, yenilmiş Allah’ın kulu yıllarını şeytana satmış. Ömrünün 3 yılı, 5 yılı, 10 yılı, 15 yılı cahiliye ve karanlık içinde geçmiş, Allah’a teslim olmadan günah içinde geçmiş. Bir gün gelmiş ayılmış, ayılınca şimdi tevbe ya rabbi..!

………Bitti mi, oldu mu, tamam mı bu yani? Şeytana verdiğin yıllarda tüm mesai şeytana ait, Allah’a döndüğün yıllarda Allah’a mesai yok, tevbe ya rabbi. Oldu mu peki. Bir günahın tevbesi kendi cinsindendir. Eğer insan ömrünün 10 yılını şeytana vermişse bir o kadarını da Allah’a adamalıdır. Adamalıdır ki tevbe olsun. Dolayısıyla Allah’a adarsa işte o zaman fiili tevbe olur.

………Bir başka örnek verelim. Kötüyken bizim bey çok aktif, bakıyorsunuz gece yarısı adamı kaldırıyor çilingir sofrasına götürüyor arkadaşını. Fakat bir gün geliyor tevbe ediyor, Aaa..! ne de güzelsin, karşınızda pasif bir iyi. İyi de be mübarek günahkârken gösterdiğin aktifliği iyi olunca da göstersene, performansı göstersene., niye kötüyken gösterdiğin o performans iyi iken yok? Yoksa iyiliğin kötülük kadar hatırı yok mu? Sevabın günah kadar hatırı yok mu? İtaatin isyan kadar hatırı yok mu? Allah’ın şeytan kadar hatırı yok mu? Dolayısıyla iyi olduktan sonra da aktif iyi ol ki tevbe olsun.

………Kötü iken bakarsınız günahkârken günah için bir çuval risk alır. Aldığı riskleri görseniz alınmaz dersiniz bu riskler. Ama tevbesinden sonra hiç risk almaz. Bu ne biçim tevbe? Günah işlediği yıllarda aldığı risk kadar en azını tevbesinden sonra da almıyorsa fiili tevbe yapmıyor demektir. Eyvallah..! Sanırım anlaşıldı değil mi? Kötülüğü iyiliğe dönüştürmenin fiili karşılığını.

………Evet, Allah’ın mağfiretinden, Ğafûr isminden pay almanın bir yolu da 6. Madde bu sabırla direnmeli. Ğafûr olan Allah’ın sınırsız bağışından pay almanın bir yolu sabır.

………Sabır 4 ayrı edatla kullanılıyor Kur’an da. Sadara’an, hakta direnmek, sadara ‘alâ; bela ve sıkıntıya göğüs germek, sabarali; ibadet, hayır hak ve adalette sebat etmek. Bir de Asr suresinde olduğu gibi sabara biy var. O hepsini kapsıyor. Dolayısıyla kaide nedir? Ardından mağfiret gelen sabır Kur’an da edatsız kullanılıyor, sadece 3 yerde kullanılıyor böyle.

………Çok ilginç, hepsini, vereyim? İlgilenenler vardır bu dersleri başka yerlerde anlatanlar vardır. Nisa/25, Hucurat/5 ve Nahl/110. Arkasından ne geliyor? mağfiret gelen sabır. Dolayısıyla 3 yerde.

………ve en tasbiru hayrun leküm. Eğer iffette sabrederseniz sizin için hayırlıdır. vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Nisa/25) zira Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. İsim Ğafûr ile bitiyor.

………Velev ennehüm saberu hattâ tahruce ileyhim lekâne hayren lehüm. Eğer sabrederlerse kendileri için daha hayırlıdır, daha hayırlı olur. Yani nedir? Hucurat suresinde hanelerin ötesinden bağıranlar. Böyle yapmazlarsa, adaplıca, edeplice gelirler sabrederlerse vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Hucurat/5) Böyle sabırla da mağfiretin bir ilişkisi var.

………[[Ek bilgi; Sümme inne Rabbeke lilleziyne haceru min ba’di ma futinu sümme cahedu ve saberu, inne Rabbeke min ba’diha le Ğafûrun Rahıym. (Nahl/110) Sonra, muhakkak ki Rabbin, belâya maruz bırakıldıktan sonra hicret edenlerin; sonra mücahede edenlerin ve sabredenlerin (yanındadır)… Daha sonra (da) Rabbin muhakkak ki Ğafûr’dur, Rahıym’dir.]]

………7 – Yedincisi hicret ve cihat etmek. Mağüfiretten pay almanın bir yolu da hicret ve cihat. Bakara/218 bunun delili.

………İnnelleziyne âmenû velleziyne hacerû ve cahedû fiy sebiylillâhi ülâike yercûne rahmetAllâh* vAllâhu Ğafûr’un Rahıym. (Bakara/218) İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, işte onlar var ya Allah’ın rahmetini umabilirler. vAllâhu Ğafûr’un Rahıym. İyi bilsinler ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

………Ya şu ayete ne demeli? felleziyne haceru ve uhricu min diyarihim ve ûzû fiy sebiyliy ve katelu ve kutilu leükeffirenne anhüm seyyiatihim ve leüdhılennehüm cennatin tecriy min tahtihel enhar* sevaben min indillâh* vAllâhu ‘ındeHU husnüs sevab; (A.İmran/195) Hicret edenler ve uhricu min diyarihim, ülkelerinden yurtlarından, şehirlerinden çıkarılanlar. ve ûzû fiy sebiyliy, yolunda eza cefa görenler. ve katelu ve kutilu, savaşanlar ve öldürülenler. leükeffirenne anhüm seyyiatihim, onların günahlarının üstünü örteceğim ve yapmadı diyeceğim. Sadece bunu yapmayacağım, ve leüdhılennehüm cennatin tecriy min tahtihel enhar, tabanından ırmaklar çağlayan cennetlere koyacağım onları.

………Peki, hak ettikleri için mi, yani bedel olarak bunu kazandıkları için mi? Hayır. sevaben min indillâh Allah’tan bir ödül olarak yapacağım diyor. Eyvallah..! Rabbim bizi onlardan etsin. Allahümme cealna minhüm İnşaAllah.

………8 – Sekiz; İyiliği çoğaltmak için bedel ödemek. Allah’ın Ğafûr isminden pay almanın bir başka yolu da bu. Ğafûr olanın bağışından pay almak için bir bedel ödeyen. Şûrâ/23. Okuyalım.

………ve men yakterif haseneten nezid lehu fiyha hüsna* innAllâhe Ğafûrun Şekûr. (Şûrâ/23) Yakterif; bedel ödemektir. Kim bedel öderse, haseneten, yani iyi bir bedel öderse nezid lehu fiyha hüsnan ona onun güzelliğini artırırız. innAllâhe Ğafûrun Şekûr, Allah Ğafûrdur, Şekûrdur, teşekküre fazlasıyla karşılık verir.

………Sadaka mağfireti celb eden bir bedeldir mesela. Necva sadakası için Mücadele/12. Ayetinde geçen bu. Necva sadakası verenlere Allah’ın mağfiret edeceği söyleniyor. Necva nedir? Özel görüşme talebi Allah Resulü ile özel görüşme. Münafıklar özel görüşme talep ediyorlardı, geliyorlar ya ResulAllah beyaz güvercin mi beslemek sevap siyah güvercin beslemek mi. Cenazenin önünden mi tutarsak daha iyi olur arkasından mı, yani laf olan beri gele hesabı çıkıyorlar böyle kertile kertile de etrafa, Allah Resulü ile özel görüştüm diyorlardı. Bir de yalan da söylüyorlardı. “Ben bunu ResulAllah ile görüştüm şöyle şöyle falan dedi” diye. Tabii ne görüştüğü bilinmiyor, başbaşa görüşmüş adam, görüştüğü de biliniyor artık koş arkasından, münafık, münafığın endazesi olmaz ki.

………İşte bunları ayırmak için özel görüşme sadakası. Bir de ResulAllah’ın vara yoka vaktini alıyorlardı. Çalıyorlar geliyor, aslında adamın özel görüşmesi gerekmiyor, herkesin yanında da sorabilir, hatta herkesin yanında sorması daha iyi olur başkaları da istifade eder. Aynısı bugünde geçerli. Tabii benim odanın yanında kumbara var ona atıyorsunuz değil tabii, yok, böyle bir şey yok. Ama ne yapıyoruz git şurayı oku, şu kitabı oku, şuralara bak. Bu da necva sadakası hükmünde olur. Çünkü hiçbir görevini yapmamış, hiçbir zahmete katlanmamış, kafasına esmiş gelmiş. Ama bu emeğe saygısızlık dostlar, vakit hayattır, sen benim hayatımı alıyorsun ve hiç tanımıyorum seni. Öyle özel bir soruyla geliyorsun ki, tanımadığım bir insan özel bir soru soruyor benim yerimde siz olsanız ne yaparsınız? Onun için yani necva bu. Aslında o ayetler öyle mensuf falan değil, ayetler aynen geçerli, tüm zamanlarda da geçerli olacak.

………9 – Peygamberi izlemeli, Allah’ın Ğûfranından pay almak için dokuzuncu yol. Peygamber günah bağışlayamaz diyor Kur’an. Peygamberin kendisi mağfiret edemez. A. İmran/31. Ayet diyor bunu.

………Kul in küntüm tuhıbbûnAllâhe fettebi’ûniy yuhbibkümullâhu ve yağfir leküm zünubeküm. (A. İmran/31) De ki eğer siz Allah’ı seviyorsanız fettebi’ûniy, bana uyun beni izleyin ki Allah’ta sizi sevsin size mağfiret etsin, günahlarınızı mağfiret etsin.

………Şuna bakın nükte bir ayette Allah’ı sevmenin ödülü Allah’ça sevilmek, peygamberi izlemenin ödülü ise mağfiret. İttiba, izlenmek üstte olanın hakkıdır. Allah’ı izleyin demiyor, fettebiullah demiyor fettebi’ûni diyor. Çünkü iz bırakan izlenir, insan iz bırakır, Allah yerde yürümez ki iz bıraksın, yani üstte, önde olan iz bırakır. Üsvetün, hasenetün; peygamberimiz.

………İttiba Nebî ye, itaat Allah’a ve Nebî ye. Bakınız itaat geçen ayetlerde Allah’a ve Resulüne itaat geçiyor, ittibada ise Resule ittiba, orada tek, bu fark.

………10 – Onuncusu Zorda ve darda kalınca aşırı gitmemeli, aşırıya kaçmamalı bu da Allah’ın Ğafûr isminden pay almanın bir yolu. Ğafûr olmanın mağfiretinden pay almanın yolu, kolaylıkları ve ruhsatları kullanırken aşırıya kaçmamalı. Ruhsatlarla kolaylıklar bu dinin özü. Bu din tesamuh dini, kolaylık dini gerçekten de Allah Resulünün ifadesi ile. Allah resulüne iki şey sunulduğunda kolay olanı tercih ederdi diyor Hz. Aişe. Gerçekten de öyle men harrame ziynetellahilletiy ahrece li ıbadiHİ. (A’raf/32) Allah’ın kulları için  çıkardığı ziynetleri kimmiş haram kılacak gösterin onu bana.

………Onun için bir şeyin yasak olduğuna delil istenir, serbest olduğuna değil. Yasak değilse serbesttir. Onun için dinde serbestler sayılmaz. Serbestleri sayan çalıyı tepesinden sürüyor demektir, yasaklar sayılır geri kalan serbesttir çünkü, yasak olmayan serbesttir. Onun için yasaklığına dair bir delil olması lazım. Yaratılmış olması serbestliğe delil olarak yeter. Eyvallah..!

………Bunlar ilkelerdir, usul ilkeleridir. İnnema harrama aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille li ğayrillâhi Bih* fe menidturre ğayre bağın ve lâ adin feinnAllâhe Ğafûrun Rahıym. (Nahl/115) Allah sadece şunları haram kılmıştır; Leşi, kanı, ve lahmel hınzıyr, domuz etini, ve ma ühille li ğayrillâhi Bih Allah’tan başkası adına kesilenleri fe menidturre ğayre bağın ve lâ adin kim mecbur kalmışsa, muz’ar kalmışsa aşmasın, sınırı taşmasın. Yani mecbu kaldığında bu yasaklar ona mübah olur, ama sınırı aşmasın. Çünkü zaruretler miktarlarınca takdir olunur. Ayrıca En’am/144, Maide/3, Bakara/173 benzer nitelikte ayetler.

………Ruhsatların gerçek sınırı nedir peki, kim koyar? Kimse koyamaz. İstefti kalbek, bura (Yani kalp)koyar. Nefis koymaz. Bazıları kalbini göster deyince karını gösteriyorlar yani nefsini gösteriyorlar. Nefis koymaz vijdan koyar. İstefti kalbek; vijdanına danış demektir vicdanını öldürmemişsen.

………11 – On birincisi hataları hoş görüp bağışlamak ta Allah’ın mağfiretinden pay almanın bir yoludur. Allah’tan hatalarının bağışlanmasını isteyen kul, kendisine yapılan hataları bağışlamalı değil midir? Kendisi Allah’tan bağış istiyor ama kendisi kimseyi bağışlamıyor. Kendisine yapılan hataları en şiddetle cezalandırmak istiyor elinden gelse, ama rabbisine yaptığı hataları da böyle anında bağışlamasını istiyor. Bu ne çifte standarttır. Bağış istiyorsan bağışla. Fesamehu müsamahaküm hoş görülü olunuz ki hoşgörüye maruz kalasınız, muhatap olasınız. (Hadis) öyle değil mi Allah resulünün ifadesi ile.

………Hz. Ebu Bekir’in teyze oğlu Mıstah Bin Usase hadisesi çok ilginçtir. Hz. Aişe’ye iftira yapılmıştır, o pak damene çamur atılmıştır. Sadece peygamberimizin zevcesi değil, Ebu Bekir’in de kızı, mü’minlerin annesi ve taptaze bir fidan kırılmaya çalışılmıştır. İşte bunun üzerine Medine kaynar, Medine’de tabii ki mü’minler Allah’ın kendilerinden beklediği tavrı gösterirler ama mü’minler içinden çürük cevizler de çıkar. Çürük cevizlerden biri Hz. Ebu Bekir’in teyzesinin oğlu Mıstah bin Üsase dir.

………Mıstah bir yetimdir ve yoksuldur Tüm maişeti Hz. Ebu Bekir’in üstünedir, o bakar, o besler, hicretinden sonra da önce de hep o maişetini giderir. Fakat bizim Mıstah iftirayı ilk duyup yayanlardan biridir. Neyse karnının ağrısı kim bilir..! Bir de ondan duydukları için. Hz. Ebu Bekir’in teyzesinin oğlu ya, ne yani teyzesinin oğlu da mı yalan söyleyecek gibi bir de yalancılara mazeret üretir. Hz. Ebu Bekir’in çok zoruna gider ve yemin eder ona bir daha lokma yok der, canı yanar çünkü.

………Ve ayet Nûr/22. İner. Ve lâ ye’teli ulül fadli minküm vesseati en yu’tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâh. (Nûr/22) ve lâ ye’teli iki manaya birden gelir, farklı okunur. Yemin etmesin manasına da gelir, el çekmesin, bırakmasın manasına da gelir. Sizden varlıklı olanlar, yardıma ehil olanlar, genişlik sahibi yani servet sahibi olanlar, imkânı olanlar kendilerinden aşağıda yardıma muhtaç olan yoksullara yardım etmekten el çekmesinler. Allah yolunda hicret edenlerden el çekmesinler vel ya’fu velyasfahu affetsinler ve müsamaha göstersinler, hoş görülü olsunlar.

………ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm* Allah’ın kendilerini mağfiret etmelerini işstemezler mi? Hoşlarına gitmez mi? vAllâhu Ğafûrun Rahıym Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

………Allah resulü Hz. Ebu Bekir’i çağırır, olayı duymuştur, ayeti söyler ve gerisini kendisine bırakır. Ayeti okurken ResulAllah ayetin şu kısmına gelir; ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm Allah’ın sizi affetmesi sizin hoşunuza gitmez mi? Sizi affetmesinden hoşlanmaz mısınız?

………Hz. Ebu Bekir bu ayeti duyunca Belâ ya rab, inniy uhibbu en mağfirali..! Elbette ya rabbi, senin beni bağışlaman benim çok hoşuma gider. Döner eve Mıstah’ı çağırır der ki. Bundan sonra bu güne kadar verdiğimin iki katını vermeye söz veriyorum. Eyvallah..! Bu da mağfiretten pay almanın bir yoludur.

………12 – On ikincisi ibadetle mağfireti celbetmelidir. İbadetler istiğfardır, başta da söyledik. Allah’ın sonsuz bağışından daha fazla pay istemektir. Allah resulünün namazın önünde ve sonunda istiğfar getirdiğine dair rivayetleri hatırlatmıştım.

………Cahil sofuluğun en tipik özelliği ne burada değinmek isterim. O da nedir? İbadetin amacını araçlaştırmak. İbadetin şekillerini amaçlaştırmak. Bunun en tipik örneği de teyemmümdür. Bakınız bizim insanımız teyemmüme gelince eli bir türlü teyemmüme varmaz. Teyemmümün şartlarının hepsi oluşsa teyemmümle namaz kıldırmaya kalk abdestsiz namaz kıldığını zanneder. Nedir bu? Bu Müslüman aslında ibadetin amacı ile aracını yer değiştirmiştir. İbadetin aracını araçlaştırmıştır. Bu Müslümanın içinde ki taşlar yer değiştirmiş ve yanlış yere geçmiştir. Zaten teyemmüm gibi ruhsatların amacı da ibadetlerin amacı ile araçlarını takas etmemenin imtihanıdır aslında.

………Onun için arasına teyemmümün en hafif şartı oluştuğunda teyemmüm etmek lazım. Yoksa ne oluyor biliyor musunuz? Öbür türlüsünde teyemmümün tüm şartları ortaya çıkınca teyemmüm etmiyor namazı terk ediyor. Çünkü artık içine sığdıramıyor, nefsine sığdıramıyor. Tıpkı şeytan gibi, şeytan ne diyordu? Ben Allah’tan başkasına secde etmem. İyi de Allah ne emretti? Olsun Allah’ta emretse etmem. Derdi rabbe itaat değil, aslında dersi nefsini putlaştırıyor anlatabiliyor muyum?

………Dolayısıyla Rabbin senin seline suyuna, senin namazına abdestine ihtiyacı mı var Allah’ın kulu, rabbin senin itaatini istiyor. Bütün bunlar senin kulluk itaatin için, Allah itaatten hoşlanıyor. Kul, kul olduğunu biliyor mu, yoksa illaki sulu mu olması lazım, susuz kurtarmaz ya rabbi mi diyorsun. Ama Allah kurtarır diyor, şu şu şartlarda kurtarır diyor. Eyvallah.

………felem tecidu maen fe teyemmemu sa’ıyden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu * ma yüriydullahu liyec’ale aleyküm min harecin ve lâkin yüriydu li yütahhireküm ve li yütimme nı’meteHU aleyküm lealleküm teşkürun. (Maide/6) [innallahu ğafurun rahiym. (En yakın; Maide/3)]

………Ayetin bitişine bakınız.  Su bulamazsa fe teyemmemu su bulunmama ille de suyun bulunmaması değil, suya ulaşamama, hatta bir çok müçtehide göre su pahalı satılıyorsa pahalı suyu almak yerine teyemmüm edebilir o da ruhsatlıdır. Dolayısıyla felem tecidu maen Hz. Peygamber AS. bir müfreze göndermişti, müfreze gittiğinde bir sahabi yaralandı. Bakın bakalım yarama dedi. Ben teyemmüm edebilir miyim, yoksa abdest mi almam lazım. Dediler ki yahu sen abdest alabilirsin yani teyemmüm edecek bir durum gözükmüyor. Ama yarası açık yara. Abdest aldı ve mikrop kaptı vefat etti. Allah resulüne gelip durumu söylenildiğinde Allah resulünün tepkisi aynen şu oldu, aynen tercüme ediyorum.

………Gatalehumullah, Allah belalarını veresice canları çıkasıca, kahrolasıcalar. Nasıl anlarsanız anlayın. Haydi bilmiyorlardı, sorsaydılar ya. Onu öldürdüler. Dolayısıyla görüyorsunuz dinde amaçlarla araçlar yer değiştirmemeli, her şey yerinde olmalı. Bu da nedir? Zaruretler miktarlarınca takdir olunurlar ve bu manada ibadetler mağfireti celbeder. İbadetin kendisi mağfireti celbeder.

………Hadiste öyle demiyor mu efendimiz? Namazlar iki namaz arasında ki günahlara kefalettir. Cumalar, iki Cuma arasında ki günahlara kefalettir. Ramazan oruçları iki ramazan arasında ki günahlara kefalettir.

………Yine Amr İbn. As hicretin 7. Yılında Allah resulüne gelip beyat etmek istiyor. Aralarında müthiş bir diyalog vardır, çok ilginç. Ver elini ya ResulAllah. Ne yapacaksın? Bey’at edeceğim. Elini alır ResulAllah’ın ama susar. Niye susuyorsun? Bir şart koşmak istiyorum ya ResulAllah. Neymiş o şart bakayım ey Amr?

………Amr; siyasi deha, yani resulAllah’ın aklından neler geçti Allah bilir. Benim için mağfiret dilemen şartını koşacağım ya ResulAllah.

………ResulAllah’ın cevabı nedir? Ey Amr, (senin için mağfiret diliyorum estağfirullah lek demiyor.) Ya Amr bilmiyorsun ki İslâm kendisinden öncesini siler, el-İslam yecibbu ma kableha, kendisinden öncekini siler, keser atar. Hicret te kendisinden öncekileri siler, hacc da kendisinden öncekileri siler. Dolayısıyla Allah Resulünün bu güzel müjdesiyle bu derse son verelim ve dersimizin nihayetinde seyyid ül istiğfar duasını dua yerine yapalım ve noktalayalım.

………Allâhümme ente rabbiy lâ ilâhe illâ ente halâkteniy, ve ene ‘ala abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûu leke binı’metike aleyye, ve ebûu bizenbiy, fağfirliy fağfirlena, zünûbî, zünûbena feinnehu lâ yağfirüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ erhamerrâhımiyn. Amin, amin, amin..! Allah kabul etsin.

..(Videonun sonu)…………………………….

………[[Türkçe anlamı; Anlamı:

………ALLÂH’ım! Rabbim sensin, Tanrı yoktur. Yalnız sen varsın, beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim ahdü vaad üzere sâbitim. (Allâh’ım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan buyurduğun nimetini Zât-ı Ulûhiyetine itiraf ederim. Günahımı da itiraf ederim. Binâenaleyh günahlarımı bağışla. Çünkü “Rahmet”inle günahları bağışlamak sana aittir yâ erhamerrahımiyn!..

………Bilgi:

………Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyuruyor ki:

………“Bu Seyyîdül İstiğfar’ı kim inanarak ve idrak ederek, karşılığını Allâh’tan bekleyerek, gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete gider… Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da cennet ehlinden olur.”

………Böyle bir değer elimize verilmişken, bunun kadri kıymetini bilmezsek, elbette başımıza geleceklere katlanmaktan başka bir şey kalmaz geride…

………Allâhümme lekel hamdu lâ ilâhe illâ ente rabbî ve ene abdûke âmentü bike muhlisan leke fiydiynî inniy esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfirüke bizunûbilletiy lâ yağfirühâ illâ ente.

………Bilgi:

………“Vallâhi de billâhi de, her kim bu istiğfarı sabah akşam üçer kere okursa, o mutlaka cennete girer.”

………Bu işaretiyle bizi uyaran Rasûlullâh AleyhisSelâm, dikkat buyrula ki sözüne büyük bir yeminle başlıyor.

………İşte bu yüzden, “Seyyîdül İstiğfar”dan sonra ikinci sırada hemen bu istiğfara yer verdik… Sabah-akşam üçer kere okusak ne kaybımız olur ki? Ya kazancımız!..

………Rabbi inniy zalemtu nefsiy zulmen kebiyra, ve lâ yağfiruz zunûbe illâ ente, fağfirliy mağfireten min indike, verhamniy, inneke entel Ğafûrur Rahıym.

………Anlamı:

………Rabbim, nefsime büyük zulümde bulundum (nefsimin hakikatinin hakkını veremedim), bu suçumu da senden gayrı bağışlayacak yoktur. İndînden gelen bir bağışlayıcılıkla beni bağışla, merhamet et, şüphesiz ki sen bağışlayıcı ve Rahıym’sin.

………Bilgi:

………Hazreti Ebu Bekir Sıddîk (Allâh razı olsun ondan) sordu Rasûl AleyhisSelâm’a:

………“Yâ Rasûlullâh, namazdan çıkmadan evvel ne okuyayım?” Namazlarda, selâm vermeden evvel okuması için Efendimiz Rasûlullâh AleyhisSelâm da Hazreti Sıddîk‘a bu istiğfarı öğretti.

………Hazreti Sıddîk da namazlarda selâm vermeden önce bu duayı okurdu… (A. Hulusi – Dua ve Zikir)]

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 06 Nisan 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: