RSS

ESMA DERSLERİ – 22 – EL ĞAFÛR (A)

13 Nis

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

……...De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………*****************************************************

………EL ĞAFÛR

………Taalluk;

………Kul maddi ve manevi olarak kendisine zarar verebilecek şeylerin kendisi ile arasında güçlü engellerin oluşması için bu isme ihtiyaç duyar.

………Tahakkuk;

………Gafûr ismi bu niteliklere sahip kimselere yönelik Arap dili kuralları çerçevesinde mübalağalı bir yapıda gelmiştir.

………Tahallûk;

………Ğafûr ismi ile tahalluk, aynen tahakkuk bölümünde işlendiği gibidir. Burada ki fark tahakkuk ilminde, tahalluk ise bilginin semeresinde ortaya çıkar. (İbn. Arabi/ Allah’ın isimlerinin sırları ve manalarının keşfi-85)

………****************************************************************

         EL ĞAFÛR

………Bakara/182. Ayetinde;

………feasleha beynehüm felâ isme aleyh* innAllâhe Ğafûr’un Rahıym. (Bakara/182)

………“Onun günahı yoktur, Allah Teâlâ mağfiret ve rahmet sahibidir.” Buyurulmaktadır.

………Her üç imam bu isim üzerinde fikir birliği etmişlerdir. Zira Ğafûr adı ğafer den türemiştir. Ğafer demek es Sıtır yani örtünmek demektir. Mestur-örtünen veya örtülmüş demektir. Bunun için Muğfer, Ğafûr, ve Ğaffar bu sözcüklerin anlamı birdir. Bilginlere göre cezaları örten ve af eden, el Afûv adına girerken yavaşça Rahîm adına girer.

………Nitekim Hak Teâlâ bu konuda kullarına;

…………lâ taknetu min rahmetillâh. innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a ..(Zümer/53)

………“Allah’ın Rahmetinden ümit kesmeyiniz.” Buyurmaktadır. Burada maksat mağfirettir. Daha sonra şöyle buyurmuştur; “Yüce Allah bütün suçları af eder.” Bununla affedici rahmetine işaret etmektedir. Şunu bil ki Yüce Allah’ın Ğafûr adı, İlâhî adların bütün anlamlarında kullanılır. Bu ad­ların ahkâmıyla temizlenmiş olurlar. Suçları da ğaffarın temizliğiyle af etmiş olur ve keza ayıp ve kabahat suçlarını da Settar adıyla af ve mağfiret eder.

………Yine bu ismin Hadi adıyla değişik şekillerde münasebeti vardır. Bu­nunla evliyaların kalbine ve akıllarına gelen şehvetleri affedip örttüğü gibi kalplerinden dünya hırs ve tamahını örtmüş olur ki işte bu mağfirettir. Bütün bunlar Hadi adının hükümleridir. Mutasavvıfların nefislerinde hırs ve tamah olmayan maksatlarından kötü düşünce ve ahlakı da örterek affetmiş olur. Çünkü kötü tavır ve davranışlar iyi ahlak ve keremi yok eder. Bunların yerine zıtları kalplerinde yerleşir. Bunun için af bu ismin Hadi adına olan İntisabındandır. Keza Ahireti kalben ve arzuyla sevenle­rin isteğini bağışlayarak bu türlü sevgililerle uğraştıklarından onun adını anmayı dahi unutmuş olurlar. Keza bu da Hadi adına olan intisabından ileri gelmektedir. Aynı şekilde onlardan güzellikleri ananları da af ve mağfiret eder. Bundan sonra o kişiler güzellik adına hiçbir şeyi görmez olurlar, güzelliği nefislerinde değil Allah’tan görmüş olurlar. Bu da Hadi adına intisaptan ileri gelir. Yine bundan dolayı doğru ve tam tabiatlı olanları varlığı görme arzusundan mağfiretle örtmüş olur ki, bundan sonra Hakk’ın yüzünden başka bir şeyi görmezler, işte burada Hadi adı son bu­lur.

………Hak Teâlâ bir sebepten dolayı olayın hakikatini gizler. Bundan sonra bu sapıklığa karşı gözleri kör olacağından bir şey görmez olurlar. Çünkü af ve mağfiret ondan olup bunun batınında rahmet ve temizlik zahir ise azab bu ad tarafından verilmiş olur ki bu da mudili adına intisabındandır. Keza mudili adı bu gibilerden dünya güzelliğini örtmüş olursa, kötü kim­selerden olurlar. Bundan sonra ne dünyanın ne de ahiretin tatlılığını bu­lamazlar. Nitekim bunlara karşı tevbe yüzünü örtmüş olur.

………Bundan sonra bu gibilerin vücûdî mertebelerinden tevvab adı temizlenmemiş olunacağı gibi dünyada güzel amele yönelmeyi gizler. Çünkü tevbe bir iş veya amelin kapısıdır. Onlar içeri girmeyerek orada duraklarlar, İşte bu gibiler mudili adına intisaplarından dolayı aşırı gaib olanı istidrak etmeyen nedamet yani pişmanlık ehlidir mudili adı yükselince bunların yüzlerini örttüğünden nereye varmışlarsa orada duraklarlar, İşte bunların tümü mudili adının incelikleridir.

………Nitekim Gafur adının onlar üzerindeki etkisi öyle bir dereceye varır ki, kalplerinde bir hardal tanesi kadar hayır kalmayıncaya kadar etkisini gösterir, İşte bunlar yanarak azab görecek olan ateş ehlidir. Ancak kalplerinde hardal tanesi kadar hayır kalanlar en sonunda ateşten çıkacaklardır. Yüce Peygamberimiz bir hadisinde kalpleri tamamıyla hayırdan boş olanlar ateşte azab görecek olan ateş ehlidir. Bunlar çok şiddetli azaptan sonra Allah’ın rahmeti kadar insanlardan en fazla naîme üstün sıhhat ve rahatlığa kavuşacak kimselerdir. Zira rahmetin nesebi kötülüklerini iyi­liklere dönüştürmüş olur. O zaman değişken tavırlarla geçen azab merteb­eleri onlar için Cennet ehlinin bilmediği naimin yani emniyet ve ra­hatlığın temizlikleri olmuş olur. Ama Cennet ehline bunlar arz edilip bildirilmiş olsaydı, o zaman onların hakkında bir azab olmuş olurdu, İşte bunlar bununla özelleşmiş oldular.

………İşin esasına gelince Hâdî adının ve tâbilerinin Nâime geri dönmesi mudili adının ve tâbilerinin naime dönmesinin bir zıddiyyetidir. Kendile­rine bu emniyet ve rahatlığı veren yalnızca O ulu zattır. Zira gerçek hiç bir zaman değiştirilemez. Nitekim bunların tedarikleri Naîm adı olan Mülayemetle buluştuklarında tebayün etmiş olur. O vakit kalbinde zerre kadar hayır olmayanla Naîmde, yanı emniyet ve rahatlıkta olanın kal­binde tekâmül etmiş olanla eşit olur. İşte Hazreti İsa’nın (Allah’ın selamı üzerine olsun) Allah’tan Hazreti Yahya için istemiş olduğu

………“Bütün gaye ve maksadımla sana güveniyorum” hitabına Hazreti Yahya:

………“Sen benden daha evlasın” cevabını vermiştir. Hazreti İsa bu cevap üzerine ona:

………“Beni bırak ta Allah için doğruluğumu ikmal edeyim. Bunu temizledikten sonra kimin kime talebe olmasının evla olacağı anlaşılır” demiştir.

………Bu cevap üzerine, doğruluk ve hayır onda tamamıyla kemal bul­muştur, İşte bu makam güzellik makamıdır. Bunun karşılığı Celal makamıdır. Bunlar öyle kimselerdir ki doğruluk ve temizliği bütünüyle tamamlayan kimseler olduğundan, bunlara ilâhî Satvet yani kahır ve gazab Şedidü’l Azab sınırına kadar varmış bulunmaktadır, İşte bunda mudili adının tamah nazarı bulunduğundan ateşin kalplere fışkırdığı yerde Kayyum adı bunları karşılayarak selametteki ümmetlerine götürür, İşte o andaki ateş selamet yeri olmuştur.

………Haber verildiğine göre Rahman’ın dostu olan Hazreti İbrahim’den (a.s.) rahmet uzaklaşmıştı. Bu uzaklaşma olmasaydı ateş ondan uzak­laşmış olurdu. Selâm adı bunları karşılayınca Allah’ın Mü’min adıyla bitiştirip bağlamış olduğundan korkudan sonra emniyete kavuşmuştu. Nitekim Yüce Allah’ın Heymen ve Müheymen nin adıdır. Bunlara, Nâimin şümulü olduğu takdirde, Aziz adı hâkim olur. Böylece zilletten sonra, izzetli olmuş olur. Onları baskı ve cebir anlamına gelen Cebbar adı ellerine alır. Bu suretle rahatlık ve emniyetleri, yani naimlerinin mertebeleri Mütekebbir adının kuşatımı ile büyümüş olur. Çünkü o sıralarda toplum bir çevreden diğer bir çevreye birbirlerini kıskanmadan geçmişlerdir. Onun için Hak Teâlâ Tûr suresinin 43 ayetinde:

………Em lehüm ilâhun ğayrullah* subhanAllâhi amma yüşrikûn. (Tûr/43)

………“Yoksa Allah’tan başka bir ilahları mı vardır? Onların şirk koştuklarından Allah’ı tenzih ederim” buyurmuştur.

………Bu çevredeki şirkten münezzehliği dolayısıyla af ve tevbesi vardır Buradaki örtü eşitlik demektir. Ğaffâr-Gafûr adlarının gerçeğiyle eşitlik onlardan örtülmüş olur. Her varlığın örtünmesi Gafûr adının gerçeklerindendir. Bu sebeple keşf ehlinin hicabları Hakk’ın güç ve kuvveti olup gerçek meclislerin çevresi huzurunda kendilerini göstermeye yöneltir. Bu sebeple mekruh örtünme, şer’an, tab’an, aklen ve naklen nesebi olmayıp Gafûr adının dışında olur. Bu örtüler Hakikatte nur olsa, peki öyle İse ka­ranlıklar nerededir? Heyhat! İşte bu Adem, yani fena ve yokluktur.  (Afifüddin Süleyman et-Tilmsani/Esmaü’l Hüsna/65-67

………*************************************************************

………EL ĞAFÛR

………Kur’an ı kerimde 91 defa zikrolunur. Bunların 36 sı Mekki, 55 i Medenidir. Bu kökten gelen bütün diğer vasıflar gibi münhasıran Allah hakkında varid olmuştur. Bazen eliflâmlı, bazen eliflâmsız gelmiştir. Bu ismin kullanılış özellikleri şunlardır.

………A – Yalnız 2 Mekki ayette tek başına gelmiştir. (İsra/25-Kehf/28)

………B – “el Ğafûr, el Vedûd” şeklinin tek örneği vardır. O da Ğafûr isminin ilk defa görüldü, başlangıç devresine girebilecek bir ayettedir. (Buruc/14)

………C – “’Aziz Ğafûr” yalnız 2 Mekki ayette bulunur. (Fatır28-Mülk/2)

………D – “Ğafûr Şekûr” Yalnız 3 Mekki ayette vardır. (Fatır/30-34, /Şura/23)

………E – “’Afûv Ğafûr” şekli ise Medine’ye inhisar eder. (Hac/60-Nisa/43-99, Mücadile/2)

………F – El Halîm ismi ile hem Mekke hem Medine devrinde vuku bulmuştur. Dikkat çeken husus Mekki ayetlerde “Halîm Ğafûr” şeklinde geldiği halde (İsra/44-Fatır/41) Medeni ayetlerde takdim te’hire tabi olarak “Ğafûr Halîm” tarzında varid olmuştur. (Bakara/225-235, A. İmran/135, Maide/101)

………G – Esma-i Hüsnadan hiç biri ile kıyas edilemeyecek derecede Rahîm ismine iktiran etmiştir. (23 Mekki,48 Medeni ayette) Esas olarak “Ğafûr Rahîm” şeklinin tek istisnası “er Rahîm el Ğafûr”  olarak gelen (Sebe’/2) ayetidir.

………H – Bir Mekki ayette “Rabb Ğafûr” örneği vardır. (Sebe’15)

………Demek ki ‘Azîz, Şekûr, Vedûd, Rabb isimleriyle veya tek başına gelmesi yalnız Mekke de, Afûv ismiyle ise yalnız Medine de birlikte gelmiş, ancak Rahîm ve Halîm isimleriyle her iki devirde beraber bulunmuştur. Bitişen isimlerin gerekleri arasında bazen derecelenme “Ğafûr Rahîm”, “Ğafûr Şekûr”, “Ğafûr Vedûd” bazen dengelenme “’Azîz Ğafûr”, bazen destekleme “’Afûv Ğafûr” durumları görülür. (Prof. Dr. Suad Yıldırım/Kur’an da Uluhiyet-157)

………************************************************************

………EL ĞAFÛR

………En büyük af sahibidir O. Mağfiretin bir yönü hatalarımızı gizlemek ve onlara sanki hiç olmamış gibi muamele etmektir. Allah bu cömertliği bu ismin bütün boyutlarıyla gösterir. Allah’ın mağfiretinin üç anlamı, üç ayrı fakat birbiriyle ilgili ilâhi vasfı vardır. “el Ğaffar-el Ğafûr, el Ğafîr”.

………El Ğafîr; Allah’ın kulları birbirleriyle yaşayabilsinler, birbirlerine inanabilip dayanabilsinler ve birbirlerine muhabbet ve hürmet besleyebilsinler diye onların mahcubiyete sebebiyet verici işlerini gizleme vasfıdır. Eğer el Ğafîr olan Allah Teâlâ rahmetiyle hatalarımızı aleyhte görüşlerimizi, çirkin düşünce ve nefret uyandıran duygularımızı gizlemiyor olsaydı herkes birbirinden kaçardı. Ne bir toplum ne de bir aile oluşabilirdi.

………Ğafûr olan Allah hatalarımızı Âlem-i Nâsut’ta (İnsanlar alemi) örttüğü gibi Âlem-i Ervah (Ruhlar alemi) ve Alam-i Melekût’ta da setreder. Melekler, bizim bu dünyada göremediğimiz şeyleri görürler. Allah hatalarımızı onlardan da gizler ki ahirette mahcup olmayalım. Bu isim sayesinde insanlardan gördüğümüz hürmet ve yakınlığın aynısını, kendilerinden günahlarımızın gizlendiği ruhlar ve meleklerden de görürüz.

………Allah’ın el Ğaffar ismi affedicilikte en kuşatıcı olandır. Hataları diğer insanlardan setredilen bir kimse başkalarının önünde mahcup olmaktan emin kılınır. Fakat yine de kendi içinde kendisinden utanıyor olabilir. Herkesin kendi yaptığı işlerden kaynaklanan belli bir vicdan azabı vardır. Ancak el Ğaffar olan Allah rahmetiyle bir kimsenin hatalarını kendisinden dahi gizler ve bu azabı dindirmek için o hatayı kendisine bile unutturur.

………Hatalarımızı başka insanların gözlerinden perdeleyen el Ğafîr’i, hatalarımızın bilgisini meleklerden dahi gizleyen el Ğafûr’u ve hatalarımızı sürekli hatırlamaktan kaynaklanan ıstırabı dindiren el Ğaffar’ı zikreyle. Böylesi rahmet ve merhamet sahibi bir sultana şükretmeyip te ne yapalım. Gözlerimizde pişmanlık gözyaşlarıyla günahlarımızı itiraf edipte O’nun affını dilemeyelim mi?

………Abdülgafûr o kuldur ki bütün yanlışların affedicisi hataların gizleyicisidir. Bir kimse kendisini suçlu hissediyorsa ve dolayısıyla kalbinde bir ağırlık varsa, Cuma namazından sonra 100 kere “ya Ğafûr” çekmek acıyı dindirebilir. Allah dilerse o günahı affedecektir. (T. Bekir Bayraktaroğlu-Esma-i Hüsna/92)

………**********************************************************

………EL ĞAFÛR

………Allah’ın el-Ğafûr ismi; “Mutabakat delâletiyle Allah’ın hem zatına delalet eder ve hem O’nun mağfiret sıfatını gösterir, buna delâlet eder. Ancak tazammun yoluyla sadece Allah’ın zatına delâlet eder. Nitekim mağfiret sıfatına da yine tek olarak tazammun yoluyla da delalet eder.

………(Burada geçen bazı terimler hakkında açıklama yapmak gerekir. Gördüğünüz gibi burada; Mutabakat, Tazammun, Lüzum veya iltizam gibi ifadeler yer almaktadır. Şimdi bu terimlerin neyi ifade ettiklerini burada kısaca zikredelim.

………Şöyle ki; Delâlet; Lafız ve mana arasında var olan münasebete denir ki bu biri vaz’iyye ve diğeri de Akliye olmak üzere ikiye ayrılır.

………Delalet-i Va’ziyye; Lafzın konulduğu manaya tümüyle delalet etmesi, onu göstermesidir ki buna aynı zamanda Delalet-i Mutabıkıyye veya kısaca Mutabakat denir. Örneğin Arslan lafzını ele alalım. Bu lafzın bilinen yırtıcı hayvana isim olarak verilmiş olması nedeniyle Vaz’idir, ona uygunluğu sebebiyle de Mutabıktır denilmektedir.

………Aklî delalete gelince; kelimenin veya lafzın asıl konulduğu manaya değil de kendisi için makul, yani akla yatkın olan bir kavramı, bir ifadeyi göstermiş olmasıdır. Bu da biri Tazammuni delalet diğeri de lazmi veya iltizami delalet olmak üzere iki kısımdır.

………Tazammuni Delalet; Bir lafzın konulduğu mananın tümünü değil sadece onun bir kısmına delalet etmesidir. Örneğin; cesur olan bir kimseye Arslan denmesi gibi. Bu nitelemeyle ilgili kimseye Arslan gibi yırtıcı olması değil, onda var olan cesaret ve atılganlık yönüyle benzetilmesidir ki, işte bu türden aklen delalete Tazammuni delalet denir.

………Lazmi veya iltizami delalet; Bir lafzın asıl manasına değil bir başka manaya konulmasıdır. Örneğin eli açık adam denildiğinde, bu ifade o adamın elinin açık olması manasında değil, onun yardımsever biri olduğunu gösterir. İşte bu türden delalete de Lazımi veya iltizami delalet denmektedir.)

………Lüzum (iltizam) noktasından; Hayata, Kayyumiyyete, İzzete, Ahadiyyete, Hikmet, Azamet, Re’fet, Rahmet ve benzeri diğer kemal sıfatlarına delalet eder. Allah’ın Ğafûr ismi Yüce Allah’ın fiil sıfdatlarından bir sıfatına delalet eder. Nitekim el Ğafur ismi de Yüce Allah’ın isimlerinden biridir. Allah’ı sena etme anlamında rahmet, sevgi ve kayyumiyyet manalarını ihtiva eder.

………Bu isim Allah’a iman etmiş bir mü’min kulun, Rabbinin hakkına ilişkin bir takım günahlar işleyerek veya bazı farz görevlerini terk ederek kusur işlemesi sebebiyle Allah’ın o kulunu bağışlamasını sağlayan ismidir.

………Bu isim umutsuzluğun kenarına gelmiş Mü’min bir kulunun kalbinde ümit ışıklarını yakan ve tekrarlanan, genişleme ve rahatlama mesabesinde olan bir isimdir. Böylece Allah ümitsizliğe kapılmış olan mü’min kullarının gönüllerine huzur ve itminan sağlamış, güven pompalamış olmaktadır. Çünkü Yüce Allah şu ayetinde bu gerçeği bildirmektedir.

………Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU HUvel ĞafûrurRahıym. (Zümer/53)

………“De ki; Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesi Allah günahları affeder. Çünkü O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

………Rabbimizin el-Ğafûr ismi, kuluna karşı herhangi bir zorluk, bir sıkıntı göstermeksizin, bir mani söz konusu olmaksızın mağfiretinin veya bağışlamasının devamlılığına delalet eder, onu gösterir. Zaten biz bunun böyle olduğunu Ğafûr kelimesini oluşturan harfleri, kolaylıkla ve hiç zorlanmadan söylerken bile düşünebiliyoruz, sezebiliyoruz.

………Çünkü Ğafûr kelimesinde ki uzatma harfi, sınırsız olan açısından devamlılığı ifade ediyor. Bu itibarla Ğaffâr ismiyle Ğafûr ismi aynı değildirler. Gerçi Ğaffar ismi de aynı şekilde nihayetsiz mağfirete devamlılığı ifade eder. Fakat bunun bir takım şartları, ağırlaştırılmış durumlar vardır. Bunun ağırlaştırılmış durumuna da Ğaffâr isminde uzatma harfinden önce yer alan şedde harekesidir.

………Kur’an ı Kerimde Ğafûr sıfatı herhangi bir şart, bir kayıt veya bir zorluk söz konusu olmaksızın gelmiştir. Birçok yerde zikredilmesine rağmen hepsinde durum böyledir. Rabbimiz şöyle buyuruyor;

………Lâ yuahızükümüllâhu Bil lağvi fiy eymaniküm ve lâkin yuahızüküm Bi mâ kesebet kulûbüküm* vAllâhu Ğafûr’un Hâliym. (Bakara/225)

………“Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (Bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, Halîm’dir.”

………Kul in küntüm tuhıbbûnAllâhe fettebi’ûniy yuhbibkümullâhu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllâhu Ğafûr’un Rahıym. (A. İmran/31)

………“De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

………Leyse aleyküm cünahun en tebteğû fadlen min Rabbiküm* feizâ efadtüm min ‘Arafatin fezkürullahe ‘ındel Meş’aril Harâm* vezkürûHU kemâ hedâküm* ve in küntüm min kablihî le minaddâlliyn. (Bakara/198)

………“Hac mevsiminde ticaret yaparak rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. O’nu size gösterdiği gibi zikredin Doğrusu siz O’nun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.”

………Sümme efıydû min haysü efâdanNâsu vestağfirullah* innAllâhe Ğafûrun Rahıym. (Bakara/199)

………“Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

………Bu ismin Kur’an ayetlerinde çokça geçmesi, bize mağfiret veya bağışlama ameliyesinin çok kolay olduğunu ve bize de oldukça yakın olduğunu Ğafûr olan Allah’ın mağfiretine hak kazanmaya ulaşmanın da mümkün olabildiğini göstermektedir.

………Ayrıca Kur’an ı Kerimde ki birçok ayetlerde mağfiret kelimesinin Rahmet kelimesiyle bağlantılı olduğunu da görüyoruz. Bu da kullar açısından bağışlanmaları noktasında bir tür büyük bir kolaylığın var olduğunu gösteriyor. Çünkü yaratan Allah tevbe eden kullarına rahmetiyle muamele edecektir. Nitekim Yüce Allah’ın rahmetinin bir gereği de çokça hata işleyen kullarına mağfiret yolunu kolaylaştırmış olmasıdır. Zaten bu bile Rabbimizin el Ğafûr isminde bir kolaylığın varlığını hissettiriyor.

………Gücü, kuvveti ve iradesiyle Yüce Allah dilediği kullarının günahlarını bağışlar. Bağışlaması bir korkudan veya bir beklentiden değil, aksine kullarına karşı olan merhameti ve onlara lütufkâr davranması sebebiyledir.

………Esasen lügatta mağfiret; bir şeyi örtmek, üstünü kapatmak demektir. Üzeri kapatılan her şey aslında bağışlanmaktır, mağfirettir. Bu manasıyla mağfiret işlenen günahların üstünün kapatılması demektir.

………Allah Teâlâ’nın el Ğafûr ismi Kur’an ı kerimde 11 yerde mutlak olarak ve ayrıca tenvinli olmak üzere gelmiştir. Çünkü bununla özel isim murat olunmuştur. Bu da O’nun kemal sıfatını gösterir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

………Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym. (Hicr/49)

………“Ey Muhammed kullarıma benim elbette çok bağışlayıcı çok merhametli olduğumu haber ver.”

………Ve Rabbükel Ğafûru ZürRahmeti, lev yuahızühüm Bi ma kesebu le ‘accele lehümül azâb* bel lehüm mev’ıdün len yecidu min dunihi mev’ila. (Kehf/58)

………“Rabbin çok bağışlayıcıdır merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (O gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.”

………Kur’an da 72 yerde Ğafûr sıfatı geçmektedir, işte şu onlardan biridir;

………İnnemâ harreme aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille Bihî li ğayrillâh* femenidturre ğayre bağın ve lâ ‘adin felâ isme aleyhi, innAllâhe Ğafûr’un Rahıym. (Bakara/173)

………“Allah size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

………Ve lâ cünâha aleyküm fiymâ ‘arradtüm Bihî min hıtbetin nisâi ev eknentüm fiy enfüsiküm* alimAllâhu enneküm setezkürûnehünne ve lâkin lâ tüvâ’ıdûhünne sirran illâ en tekulû kavlen ma’rûfa* ve lâ ta’zimû ukdeten nikâhı hattâ yeblüğal Kitâbu eceleh* va’lemu ennAllâhe ya’lemu mâ fiy enfüsiküm fahzerûh* va’lemû ennAllâhe Ğafûr’un Haliym. (Bakara/235)

………“(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki siz onlara (Bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlara gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın. Şunu da bilin ki Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, Halîm dir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir)”

………Yüce Allah’ın Ğafûr ismi insana güçsüz ve zayıf olduğunu sezdirir, bu kâinatta gücünün dar olduğunu gösterir. Çünkü insan çok hata yapandır, günah işleyendir. İşte işin bu noktası onu alçak gönüllü olmasını ve ne yaptığının farkında olmasını sağlar. Ayrıca bu isim ona şu idraki de verir. Bilmelidir ki günah işlediği takdirde bununla Allah’a zarar verecek değildir. Ancak tevbe etmesi halinde Ğafûr olan Allah’tan mağfiret istemesi durumunda hatalarından geri durması halinde Allah ona kolaylık sağlar ve onu bağışlar.

………El Ğaffar aynı zamanda hesap görendir. Hiç kuşkusuz kıyamet gününde insanlar hesaba çekileceklerdir. Hiç kimse Allah tarafından hesaba çekilmekten kurtulamayacaktır. Zaten şu ayetler bunu bildirmektedir.

………BismillahirRahmanirRahıym (Zilzal suresi)

………1 – İzâ zülziletil Ardu zilzaleha;

………2 – Ve ahrecetilArdu eskaleha;

………3 – Ve kalel İnsanu ma leha;

………4 – Yevmeizin tühaddisü ahbâreha;

………5 – Bienne Rabbeke evha leha;

………6 – Yevmeizin yasdurun Nasu eştaten li yürav a’malehüm;

………7 – Femen ya’mel miskale zerretin hayren yerah;

………8 – Ve men ya’mel miskale zerretin şerren yerah;

………“Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri çıkarıp attığı ve insan “ona ne oluyor” dediği zaman işte o gün yer kendi haberlerini anlatır. Çünkü rabbin ona (öyle)vahyetmiştir. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlemişse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre miktar ağırlığınca kötülük işlemişse onun cezasını görecektir.” (Zilzal suresi)

………Yüce Allah kullarını başıboş bırakacak değildir. Hiçbir zaman inananla inanmayan, itaatkâr olanla isyankâr olan elbette eşit olmayacaktır. Nitekim büyük günah ile küçük günahlar da eşit sayılacak değildir. Aynı zamanda onları bilerek yapanlarla bilmeyerek işleyenler de eşit olamazlar. Zaten bilenle bilmeyen eşit olmaz.

………Bütün bu konularda yüce Allah insanları hesaba çekecektir. Örneğin bir kimse bilerek bir kötülük işlerse yüce Allah o kulunu onun bilgisi nispetinde sorgulayacaktır. Dolayısıyla bunun sorgulanması bilmeden yapanların sorgulamasından çok daha ağır ve şiddetli geçecektir. Zira yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

………İnnemettevbetü alAllâhi lilleziyne ya’melunessûe Bi cehaletin sümme yetubune min kariybin feülaike yetubullahu aleyhim* ve kânAllâhu Aliymen Hakiyma. (Nisa/17)

………Allah katında (makbul) tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah hakkıyla bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.

………Mutlak muhasip olan Allah dilediklerini bağışlar, dilediklerine de azab eder. Tevhide çağırmaları, cennetle müjdeleyip cehennem ateşiyle uyarmaları için elçiler gönderdikten sonra, insanın Allah’a karşı bahane uydurması, bir hüccet ileri sürmesi de mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah bütün bu yolları gayet açık ve net olarak peygamberleri ve onlarla gönderdiği kitaplar yoluyla açıklamıştır.

………Aslında bu husus ceza gününün gerisinde saklanmak isteyecek olan herhangi bir kâfirin veya asinin perdesini kaldıracak onu ortaya çıkaracaktır. Dünyada yaptıklarının açığa çıkmaması için çabalasalar da, dünyada işleyip te önden gönderdikleri kötülükler sebebiyle başlarına gelebilecek olan şey bağışlanmayacaktır.

………Hesaba çekilme olayı aynı zamanda hem mağfireti ve hem de cezalandırmayı kapsar. Mağfiret bunu hak edenler içindir, cezalandırılma da yine cezalandırmayı hak edenler içindir. Her insanın bir hesabı ve cezası vardır. Bu itibarla önceden yapıp ettikleri sebebiyle rehin tutulacaktır. Nitekim Rabbimizin şu kavli bu gerçeği dile getiriyor;

………Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh* ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura. (İsra/13)

………İkra’ Kitabek* kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba. (isra/14)

………Menihteda feinnema yehtediy li nefsih* ve men dalle feinnema yedıllu aleyha* ve lâ teziru vaziretun vizre uhra* ve ma künna muazzibiyne hatta neb’ase Rasûla. (İsra/15)

………“Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız; “Oku kitabını, bugün hesap sorucu olarak senin nefsin yeter” denilecektir. Kim doğru yolu bulmuşsa ancak kendisi için bulmuştur. Kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.”

………Bu ayetler insana şunu açıklamaktadırlar.

………– O, insan öyle bir varlıktır ki Yüce Allah’ın kendisine sunduğu cehennem ateşinden kurtuluş emanı ile canını kurtarabilir. Yeter ki önceden yapmış olduğu işleriyle yaratan Allah tarafından bağışlanmayı hak etmiş olsun.

………– Amel sahibi aslında işlediği amel sebebiyle ceza görecek ve hesaba çekilecek olan kimsedir. Yoksa onun yerine akrabası ve ailesi hesaba çekilecek değildir. Kimse kimsenin işlediği amellerine ve fiillerine ortak olmaz.

………– İnsanoğlu, kıyamet gününde amel defterinde var olanları gördükten sonra artık Allah’a karşı diyeceği bir şeyi olmaz, hiçbir hüccete de sahip olamaz. Çünkü amel defterinde küçük ve büyük ne varsa hepsi de orada mevcuttur. Yaratan Allah’ın hesaba çekmesi ise çok dakiktir.

………Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral’Arda barizeten ve haşernahüm felem nüğadir minhüm ehadâ. (Kehf/47)

………Ve ‘uridu alâ Rabbike saffa* lekad ci’tümuna kema hâlâknaküm evvele merretin, bel zeamtüm ellen nec’ale leküm mev’ıda. (Kehf/48)

………Ve vudı’al Kitabu feteral mücrimiyne müşfikıyne mimma fiyhi ve yekulune ya veyletena mali hazel Kitâbi lâ yuğadiru sağıyraten ve lâ kebiyreten illâ ahsaha* ve vecedu ma amilu hadıra* ve lâ yazlimu Rabbüke ehadâ. (Kehf/49)

………Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşer de toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.

………Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara; ”Andolsun siz ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız.” Denir.

………Kitap ortaya konur. Suçluları kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize, Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş.” Derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf/47-48-49)

………Şüphesiz ki Allah adildir, kimseye suçsuz yere azab etmez. O, Resuller, Nebiler gönderdikten sonra kullarına azab eder ve onları hesaba çeker.

………Rusülen mübeşşiriyne ve münziriyne liella yekûne linNasi alellahi huccetün ba’der rusül* ve kânAllâhu Aziyzen Hakiyma. (Nisa/165/

………Lakinillâhu yeşhedü Bi ma enzele ileyke enzelehu Bi ılmiHİ, vel Melaiketü yeşhedun* ve kefa Billâhi şehiyda. (Nisa/166)

………İnnelleziyne keferu ve saddu an sebiylillâhi kad dallu dalâlen be’ıyda; (Nisa167)

………İnnelleziyne keferu ve zalemu lem yekûnillâhu li yağfire lehüm ve lâ liyehdiyehüm tariyka. (Nisa/168)

………İlla tariyka cehenneme halidiyne fiyha ebeda* ve kâne zâlike alellahi yesiyra; (Nisa/169)

………Ya eyyühen Nasü kad caekümür Rasûlü Bil Hakkı min Rabbiküm feaminu hayren leküm* ve in tekfüru feinne Lillâhi ma fiys Semavati vel Ard* ve kânAllâhu Aliymen Hakiyma; (Nisa/170)

………[[“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik. Ki Peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

………Fakat Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.

………Şüphesiz inkâr edenler İnsanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

………Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.

………(Allah onları)Ancak içinde ebedi kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah’a çok kolaydır.

………Ey insanlar Peygamber size Rabbinizden Hakkı (gerçeği) getirdi. O halde kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerde ki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah hakkıyla bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.”]]

………O halde bu adil hesap sayesinde ilmi gereği ve kullarının durumlarını yerine getirmesi bakımından mağfireti kim hak etmişse Allah onu bağışlar. Çünkü hesaba çekme işi, hesaba çeken zatın işlenen amellerle, söz ve davranışlarla ilgili olması gerekir. Bu itibarla el Ğafûr olan zatın ölmez diri (Hay) ve Kayyum olması lazım gelir. Bunun içindir ki Allah şöyle buyuruyor:

………Allâhu lâ ilâhe illâ HU* elHayy’ül Kayyûm* lâ te’huzuHU sinetün vela nevm* leHU mâ fiys Semâvâti ve mâ fiyl Ard* men zelleziy yeşfe’u ‘ındeHU illâ Biiznih* ya’lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve lâ yuhıytûne Bi şey’in min ‘ılmiHİ illâ Bi ma şâ’* vesi’a Kürsiyyühüs Semâvâti vel Ard* ve lâ yeûduhu hıfzuhümâ* ve HUvel Aliyy’ül Azıym.

………Lâ ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy* femen yekfür Bittağuti ve yu’min Billâhi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha* vAllâhu Semiy’un ‘Aliym. (Bakara/255-256)

………“Allah kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, Kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kullarının önlerindekileri ve arkalarındakileri (Yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. OnlarO’nun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.

………Din de zorlama yoktur, çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim Tağut’u tanımayıp Allah’a inanırsa Kopmak bilmeyen sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir hakkıyla bilendir.”

………İşte bu açıdan hesaba çekme olayı adil olacaktır Kullarından kimler mağfireti hak etmişse Allah onları bağışlayacaktır.

………El Ğafûr olan Allah aynı zamanda Ğanîyy’dir, zengindir. Hiçbir kimseye ve hiçbir şeye, hiçbir yaratılmışa muhtaç değildir. Zaten bu durum yaratanın sıfatlarındandır. O’ mutlak manada el Ğanîyy dir. El Ğanîyy olan Allah herhangi bir kimseyi bağışlamak ve cezalandırmak için hiçbir kimseden izin almaya da muhtaç değildir. Bilakis el Ğanîyy olması hasebiyle beşer O’na, O’nun bağışlamasına ve affetmesine muhtaçtır. Allah eğer bir kimseyi bağışlamamışsa artık o kimse için kurtuluş yoktur. Çünkü yaratan tüm yarattıklarından üstündür. Zira el Mütekebbir olan O’dur. Kullar ise zayıftırlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor;

…………ve men kefere feinnAllâhe Ğaniyyün anil alemiyn. (A. İmran/97)

………“Kim Hakkı inkâr ederse (Bu hakkı tanımazsa) şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.”

…………ve men yeşkür feinnema yeşküru linefsih* ve men kefere feinnAllâhe Ğayniyyün Hamiyd. (Lokman/12)

………“Kim şükrederse ancak kendisi çin şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.”

………Zayıf olan her zaman affedilmeye, güçlü ve kuvvetli olan bir zatın keremine muhtaçtır. Kâfirlerin küfrü Allah’ı kahretmez. Çünkü Allah onlardan müstağnidir, onlara muhtaç değildir. Fakat onlar her zaman her şeyden münezzeh olan Allah’a muhtaçtırlar. İnsan sadece yaratanına sığınır çünkü O’ndan başka sığınılacak yer yoktur. O’ndan başka da bir yardımcı olmayacaktır. Sonunda kâfirin küfrü kendisine dönecektir. Allah Teâlâ buyuruyor;

………İnne evvele beytin vudı’a linNasi lelleziy Bi Bekkete mübareken ve hüden lil alemiyn . (A. İmran/96)

………Fiyhi ayatun beyyinatun Makamu İbrahiym* ve men dehalehu kâne amina* ve Lillâhi alenNasi hıccül beyti menisteta’a ileyhi sebiyla* ve men kefere feinnAllâhe Ğaniyyün anil alemiyn. (A. İmran/97)

………“Şüphesiz insanlar için ilk ibadet evi elbette Mekke de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.

………Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (Bu hakkı tanımazsa) şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir Her şey O’na muhtaçtır).”

………Bunlar küfürleri sebebiyle Allah’a zarar verecek değillerdir. Küfür ve inkârları yüzünden kendilerine fayda da sağlayacak değillerdir.

………İşte selim ve sağlıklı bir düşünmenin temeli budur. Bu, kul ile Rabbi arasında ki bağı güçlendirir. Böylece dünyada halife olmayı Hak etmiş olur. O da Rabbini kalbinde, aklında sağlam bir inançla tanımış olur. Çünkü kendisinin zayıf ve güçsüz olduğunu, yaratanına muhtaç olduğunu bilir. Allah Teâlâ yaratmış olduklarından müstağnidir, onlara muhtaç değildir.

………İşte bu halife Allah’ın mağfiretini isteyerek O’na sevgi besler. Zira günahları sadece O bağışlar. Böyle olması hasebiyle halifeye de O yardım eder. O’nu aşağılık işlerden, küçük olsun büyük olsun hepsinden korur. Halife sadece Allah’a yönelmekle ve küçük – büyük her işinde O’na sığınmakla halktan müstağni olur.

………Günahların bağışlanması bir bakıma üstünün örtülmesidir. Allah bunu kullarından mağfiret isteyenlere vermiştir. Yaratan Allah Müslüman kulunun günahlarını bağışladığından böylece Allah hesap gününde onun günahlarının üstünü kapatır. Çünkü Ğafûr olan Allah bağışlar, günahların üstünü örter ve kullarının hatalarını gizler. Hata işleyen kul Allah’a tevbe edince hata ve günahlarını da terk edince tek başvurulacak meçi olan el Ğafûr el Azîm olana dua etmelidir. Çünkü hesaba çekmekten ve sorgulamaktan bağışlayacak olan O’dur.

………Böylece Allah kulunun işlediklerini, onu bağışlamak suretiyle hatalarının üzerini örter ve günahlarını sadece kendisi bilir, kulu ile arasında kalır. Mağfiret yoluyla günahlarının üzerlerinin kapatılması, kula Rabbinden eman dilemesini hatırlatır. Çünkü Rabbinin günahları yüzünden kendisini rezil etmeyeceğine güvanir.

………Varsayın ki bir adam işlediği günah bir başkasına karşı ise, adam sadece şikâyetçi olmayacağını söylese bile, yine de filan kimse sırrımı söylemeyeceğini ifade etti ama ya söylerse diye içi korku ve endişe ile dolar. Acaba Halk arasında durumu bir gün ortaya çıkar mı rahatsızlığı onu hep huzursuz eder. Bu bakımdan insanlar birbirine güven yerine en çok yaratanına güvenirler. Bu da kişiyi es-Settar ve el-Ğafûr olan rabbine yönelmesini sağlar.

………Çünkü eman, güven, himaye ona göre sadece es Settar, el Kerîm olan Allah katındadır. İşte söz konusu eman, kişinin daha çok Rabbine bağlanmasını sağlar. Halik ve Ğafûr olan zat ile irtibat ise, bu da kişinin daha çok rabbine yakın olmasına sebep olur ve O’nun rızasını kazanır. Çünkü kişi Rabbine güvenince huzurun tadını ve hazzını duyar. Bundan böyle Allah için gizlemeyi ve başkasını da gizlemeyi sever. Hataların üstünün kapatılmasının Allah tarafından olduğunu bilmesi nedeniyle Rabbine karşı olan sevgisi de artar. Bu durum o kimsenin diğer Müslümanların hatalarını görmezden gelmeye sevk eder. Nitekim ResulAllah hadislerinde buna işaret buyurmuşlardır.

………Ebu Hüreyre rivayet ediyor; Allah Resulü şöyle buyurmuşlardır;

………Dünya da bir kul bir başka kulun hatasının üstünü örterse Allah’ta kıyamet gününde onun kusurlarının üstünü örter.” (Müslim/8-21)

………El Ğafûr ismi, bizi kâmil bir imana götürür. Allah’a güveni ve huzuru sağlar. Tam bir itminan ve gönül huzurunu getirir. Nefis huzur dolar Allah’a taatta daha çok gayretli olur. Mutlak manada Ğafûr olanın önünde huşu ve huzu ile eğilmek insana kul olmasını hatırlatır. Çünkü ayıpları kusurları affedecek ve bağışlayacak olan Allah’tır. Günahların, hataların üstünü kapatacak olan da yine O’dur. (Prof. A. Hüseyin Akil/ El Esmaü’l-Hüsna-386-395)

………***********************************************************

………EL ĞAFÛR

………“Çok yarlığayıcı

………Allah Teâlâ’nın mağfireti o kadar çoktur ki şeytan bile ümitlenir, bağış umar. Mağfiret, Cenab-ı Zülcelâl’in yarlığamasıdır. O kadar ki kulun kusuru dağları aşsa onu yine saklar, üzerine bir şey örter. Meydana çıkarıp ta o kulu rezil ve rüsva etmez.

………Allah’u Teâlâ, eğer insanların kusurlarını meydana çıkarıp yüzlerine vursaydı, hiç kimsede mecal kalmaz, kimse halkın içine çıkamazdı.

………Yüce Allah’ın bu keremiyle insanların halleri hep gizli kalıyor ve böylece cemiyet hayatı sürüp gidiyor. Bu sa­yede insanlar birbirini seviyor, öbürü ötekine kucak açı­yor, el uzatıyor. İnsanın gönlünde yumak olan düşünceler aşikâr edilseydi, herkes birbirinden bucak bucak kaçardı. Halkın içinde iyi, güzel ve hoş düşünen olduğu gibi, iğrenç emeller besleyenler de vardır. İşte bütün bunların gizlenmesi Allah’u Teâlâ’nın kulları hesabına büyük lütfudur. Zaten her şeyimiz O’nun lütfu keremine dayalı.

………Padişah, geda, güzel, çirkin, zengin, fakir, kadın, er­kek, hasta, sağlam, genç, ihtiyar kim varsa herkes Cenâb-ı Kibriya’nın rahmetine muhtaç olduğu gibi affına ve mağfiretine dahi muhtaçtır. O’nun rahmeti olmadan kim­se cennete giremez, O’nun keremi yetişmeden de kimse cehennemden kurtulamaz.

………Bir kudsî hadis var ki, kullar için pek büyük müjdedir.

………Bir kimse ümit yuvasındaki yavru kuşlar gibi çırpınır, Rabbinin makamından korkarak ve O’nun rahmetini umarak tevbe ederse muradının incisi hâsıl olur. Kudreti ve rahmeti sonsuz olan Allah buyuruyor ki:

………Ey meleklerim! (Siz de şahit olun ki), ben artık bu kulumdan utanır oldum. (Ben kovuyorum, o ısrarla yine geliyor), onu kayıtsız şartsız affettim.”  (Riyazü’s-Salihîn, Kudsî Hadis.)

………Allah (Azze ve Celle), kullarına karşı bu kadar merha­metli. Kul günah işliyor, Allah onu bütün gözlerden giz­liyor, bununla da kalmıyor, o günahın üzerine bir kalem çekiyor, günahı yok ediyor. Kusurlarımızı örtmesi, ru­hanîlerden bile o günahı gizlemesi itibariyle Yüce Allah “Gafûr” dur.

………İnsanlarda çok kere nefsânî ve şeytanî arzular plâna geçer. Çok kere aklın gözü kör olur ve o insan kendisini günahın isyanın kucağında buluverir. Bu sebeple her za­man ve her lâhza Allah’u Teâlâ’nın af ve mağfiretine ih­tiyacımız vardır.

………Hicran gecesinden ümit sabahına çıkan dertliler gibi Allah Teâlâ’nın rahmetine ümitli olmalıyız, azabından da korkmalıyız. Ümidimizi tevbe istiğfar ederek kuvvetlendirmeli ve rabbimizden bağış dilemeliyiz. O bizi bağışla­mazsa, kimse bağışlayamaz. O bir şey vermezse, kimse bir şey vermeye kadir olamaz.

………“El-Gafûr” ism-i şerifi, O’nun mağfiretinin çok geniş ve rahmetinin sonsuz olduğunu ifade etmektedir. O’nun bu ismi sebebiyle kusurlarımız gizlenip durmaktadır. Ona hamd olsun! (M. Necati Bursalı/Esmaü’l Hüsna şerhi-161-162)

………*****************************************************************

………ĞAFÛR İsm-i Cemili

……… “Ğafûr ism-i cemili” çok mağfiret ve merhamet eden, suçları en çok affeden, çirkinlikleri örten, ayıpları gizleyen, üstünü örterek kirlenmekten koruyan manalarına gelmektedir. Allah inananların kötü ve yüz kızartıcı sözleri ve işlerini örterek bu dünyada cezalandırmayıp utançtan, koruduğu gibi ahirette de örtüp bağışlayandır. Af elbisesinin üzerine, mağfiret tacı ihsan edendir.  Allah bizzat kendisi kullarına kendini bu İsmiyle tanıtmaktadır:

………“Haber ver kullarıma. Şüphesiz ben Ğafûr’um, Rahim’im” (Hicr/49).

………Allah kullarının günahlarını affettiği gibi, bu günahı kullarının yüzüne vurmayarak onları rezil rüsva etmemektedir.

………Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyip mağfiretine sığınmak mümin olarak yaşamanın ölçülerinden biridir. Allah’ın rahmet ve mağfiretinden ancak kâfirler ümitlerini keserler. Bu ölçüyü Kuran-ı Kerim’de en güzel ifadelerle buyrulmuş görürüz:

………“De ki: Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, Ğafûr’dur, çok bağışlayıcıdır ve rahimdir, çok merhamet edicidir” (Zümer 53).

………Yukarıda zikredilen her iki ayeti kerimede ayrıca Ğafûr ile birlikte Rahim isminin de zikredildiğini görmekteyiz. Bu Allah’ın kullarına karşı merhametinden dolayı Ğaffar ve Ğafûr olduğu şeklinde tefsir edilebilir.

………Diğer yandan, Kuran-ı Kerim’de üç yerde de “Aziz” ismi ile geçmektedir. Fatır / 28.  Ayette ise “Allah’tan ancak âlimlerin korkacağı, Allah’ın Aziz ve Ğafûr olduğu” buyrulmaktadır. Bu tasarruftan anlaşılmaktadır ki, Allah’ın bağışlaması haşa aciz olmasından, gücünün yetmemesinden veya herhangi bir nakisadan değildir. O cezalandırmaya mutlak muktedir ve Aziz’dir. Hatta O’ndan kudretini bilen ilim sahipleri hakkıyla korkmaktadırlar. Mağfiret etmesi Rahim, Kerim, Ğafûr oluşundandır.

………Bunların da ötesinde, Ğafûr ismiyle Tevhit hakikati arasında bir irtibat vardır. Mutlak ve Yegâne İlah olmayan kullarının günahlarını bağışlayamaz, hele hele üstünü örtemez. Eğer tevhit olmazsa, Yunan efsanelerindeki olaylara benzer karmaşalar yaşanır.

………Peygamberimizin (s.a.v) “Açıktan günah işleyenler dışında ümmetimin tamamı affedilir “ hadisi şerifindeki bir inceliği de hissetmek gerekir. Şöyle ki Hadisi Şerifte açıktan işleme kastı olmaksızın işlenen ve belki bir tövbe ve nedametle de örtülecek günahları işleyenlere Allah’ın ahlakı istikametinde davranmanın gerektiği, bunu yapan kulların aynı zamanda mağfirete mazhar kişiler olacakları zımnen anlaşılmaktadır. Diğer bir anlaşılan husus ise günahları ahirette bağışlayanın ancak ve ancak Allah olacağı hakikatidir.  Zira dünya şartları içinde bazen insanların da sanki mutlak manada af ve bağışlamaya (Kudretine) mazhar oldukları zannedilmektedir. Hâlbuki asıl günahların örtülmesi hadisesi ahirette vuku bulacaktır. Ahirette affa ve mağfirete kudreti olmayanın ilah olması da düşünülemez.

………Kelime manası olarak “Ğafera / yağfiru” kelimesi “Ğafran / ğafiiran / ğafiiraten / ğufraanen / mağfireten / ğufuuran” masdarlarıyla “Zenbehu” öncesi gelirse “Allah Tealanın bir kulun günahını, cürmünü örtüp affetmesi” ve “el- emra” öncesi gelirse “Bir işi ıslah etmek” anlamlarındadır.

………“Ğafera / yağfiru / ğafran” ve “Ğafira / yağferu / ğafran” kelimesi ise “Bir şeyi örtmek” ve “Yara ve hastanın derdi nüksetmek, yara artmak” anlamına gelmektedir.

………“İğtefera / iğtifaaren” kelimesi “Affetmek”; “Teğaafera / teğafüran el kavmü” kelimesi ise “İnsanlar birbirlerinin affı için dua etmek” ; “İsteğfera / istiğfaaren…” Cenabı Hakk’tan mağfiret etmesini dilemek” anlamlarına gelmektedir.

………İsim olarak “Ğıfaaretün” kelimesi “Kadının giydiği bir çeşit başörtüsü; bir çeşit miğfer, tolga, yayın hurcuna sardıkları deri parçası, dağın tepesi, bulur üzerinde bulut anlamları da vardır. “Ğıfrun” “İneğin buzağısına” ve “Ğufrun” “Dağkeçisinin yavrusuna” denilmektedir (El- Mevarid; Mevlüt Sarı).

………Özellikle son iki münferit isim manasından da anlıyoruz ki, “Mağfiret” halesi veya örtüsü ölü, camit bir örtü ya da duvar değildir. Lügatte yer alan bu incelik içinde düşünürsek “Mağfiret, ğufran örtüsü” anne rahmi gibidir. Şefkatle kulunu sarar, canlıdır. Kulun tövbesi ve nedametiyle şer ve günah olan fiiller hayır fillerine kalp olurlar. Mağfiret rahmi kulun tövbe, nedamet ve hayra yönelmiş amellerini bir canlı gibi içinde yaşatır (Doğrusunu Allah bilir).

………Nitekim müminler için “Allah mağfiret etsin” duamız içinde kardeşlerimizin tövbe ve nedamet yoluyla içinde bulundukları günah halinden çıkabilmelerini, hayırlı ve isabetli amellere yönelebilmelerini de dilemekteyiz. Nitekim Kuran-ı Kerim’de

………“Tövbe ve iman edip, salih amel işleyenlere gelince; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhamet edicidir. Ve her kim tövbe edip Salih amel işlerse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner” (Furkan 70-71)

………Buyurulmaktadır. Şüphesiz bu salih bir amelin, salih bir müminin içinde büyüdüğü salahat rahmidir.

………Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının zikriyle yapılan duada “Ya hayr el- Ğafiriin” (Ey mağfirette bulunanların eşi benzeri olmayanı, en hayırlısı” hitabıyla yalvarılmaktadır. Cümle bütünlüğü içinde “Ğafûr ism-i cemili Hakim, Hamid, Nasır, Fettah, Zakir, Varis, Rezzak, Fasıl, Muhsin isim ve sıfatlarıyla birlikte bulunmaktadır. Keza “Ğufran” “Hannan, Mennan, Deyyan, Bürhan, Sultan, Sübhan, Müstean, Beyan sahibi isim ve sıfatlarıyla birlikte zikredilmiştir (Cevşen / 5).

………Bir başka yerde ise “Avf ve Ğufran sahibinin” “Cud ve ihsan, Fazl ve Kerem sahibi, emniyet ve eman veren, kusurlardan münezzeh olan, hikmet ve beyan sahibi, rahmet ve Rıdvan sahibi, azamet ve Kibriya sahibi, yarattıklarına merhametli ve her ihtiyaç için kendinden yardım istenen” isim, sıfat veya tasarruflarıyla zikredildiğini (Cevşen / 15) görmekteyiz.

………Kuran-ı Kerim’de,  hadislerde ve İslam büyüklerinin dualarında Ğafûr İsm-i Cemilini ve bu kökten türeyen isimleri diğer esma ve sıfatlarla birlikte görürüz. Demek ki Ğafûr ismi de diğer esma ile mutlak manasına kavuşmaktadır. Hiç şüphesiz bu tevhit gerçeğinin tezahürüdür, gereğidir. Tevhit olmazsa Esma-ül Hüsna hakiki ve mutlak manasına kavuşamaz. Ancak “Bütün güzel isimler O’nundur” dediğimiz zaman her bir isim hakiki manasına kavuşur.  Bir başka idrak içinde söylersek “İsimler O’na izafe edildiklerinde güzeldirler”.

………Ğafûr İsm-i Cemilinin “Rahmet, affetme, ihsan ve lütufta bulunma, muhabbet ilka etme, kusurlardan münezzeh olma, hikmet ve beyan gibi zenginliklerin sahibi olma, vs. mana ve sıfatları içeren isimlerle birlikte zikrediliyor oluşu, iki hususu belirginleştirmektedir. Birincisi “Mağfiret” ihsan edilmesi aynı zamanda özel bir iltifattır. İkincisi kula raci (Yönelik) olandır ki, “Mağfiret” istemek kulun enfüsünde Allah’a özel ve derin imanını, tevekkülünü, bağını, muhabbetini, vs. göstermektedir.

………Bu hususi ve derin bağı ve iltifatı Fetih Suresinin başında görmekteyiz ki, hitap Habibi Ekrem’i Muhammed Mustafa’ya (sav) yapılmaktadır:

………“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret etsin ve sana nimetini tamamlasın ve seni Sıratı Müstakime ulaştırsın diye” (Fetih / 1-2).

………Buradaki “Yağfira” kelimesi büyük bir ihsanı ve İlahi iltifatı ve mazhariyeti de göstermektedir. Hatta “Mağfireti” takip eden “Nimetin tamamlanması” ve “Sıratı müstakime ulaştırması” ibareleri bu lütuflar silsilesinin manasını tamamlamaktadır.

………Büyük olaylar yaşadığımız, zaman zaman üzerimize kara bulutlar gibi felaketlerin geldiği, Müslüman dünyasının parça parça olduğu günümüz dünyasında tam manasıyla bizlere mağfiret eyle. Günahlarımızı, eksikliklerimizi, içimizin kara deliklerini, kalplerimizin heyecansızlığını ve ruhlarımızın kirlenmişliğini ört, bizleri bağışla ve affeyle… Ğafûr ismini milletimizi koruyan bir zırh ve elbise eyle, milletimizi “Ğufran bağışlanmış millet” kıl… Âmin… (MEHMET ALİ BAL)

………Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn; (Yûnus/10)

………Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.

 

 

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Nisan 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: