RSS

ESMA DERSLERİ – 23 – EL KAHHÂR (56. Video)

04 May

………“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 ………BismillahirRahmanirRahıym

 ………Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

 ………Rabbişrah liy sadriy;

 ………Ve yessirliy emriy;

 ………Vahlül ukdeten min lisaniy;

 ………Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

………Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Amin, ya Mu’in..!

………Değerli Esma dostları bu gün 56. esma dersimizde yine birlikteyiz hamd olsun, şükrolsun. Rabbim esmasının tecellilerini üzerimizden kesmesin. Bugün İnşaAllah Kahhâr ve Müntakîm isimlerini işleyeceğiz. Bugün tevafuk tetabuk, bendeniz dizmedim bu isimleri peş peşine. Ama nüzul sırasında bu isimler peşi peşine ayrı ayrı yerlerde ve böyle tevafuk etmiş. Çok ilginç ikisi de Celâl tecellisinin esması, ikisi de kahır tecellisinin esması ve çok gerçekten ilginç bir tevafuktur ki Kur’an ın nüzül sürecinde ikisi de ardı ardına geliyor.

………El Kahhâr; daime yenen, hep boyun eğdiren, kendisine dikleneni  ezen, ama kendisini hiç kimsenin hiçbir kararıyla hiçbir kararını ezemediği, alt edemediği, kâinat bir araya gelse kendisine karşı meydan okunamayan tek kahredici özne demektir.

………Kahr; dilde galebe ve tezdîl ile karşılanmış. Yenmek ve ezmek manasına geliyor Türkçemizde. Feemmel yetiyme fela takher. (Duha/9) bu mübarek ayet yetimi ezme diyor yetime gelince onu ezme.

 ………Araplar suyu akacak kadar eti pişirmeye ohi… lahm cümlesini kurarlar imiş. Kendisini kırmak için inen balyozu kıran sert kayaya taşa el kahkar derlermiş, yani kendisini kıran aleti kırıyor. Dolayısıyla buradan yola çıkarak Kahhâr isminin tecellisini anlayabiliriz. Yani Allah’a biri çatılmaya kalktı mı, Allah’ı biri kırmaya kalktı mı kendisini kırar. Onun için kimse Allah’a yumruk atmaya kalkmasın, kimse Allah’a posta koymaya kalkmasın, kimse Allah’a diklenmeye kalkmasın, Allah onu yamultur, yamultur, yamultur bildiği gibi eder. Onun için Kahhâr ismi böyle bir isim.

 ………Kahr sahibi olan nesnesinin gönüllü olup olmadığına bakmaz, kâinata bakın bunu anlarsınız. Bu kadar dev varlıkları yoğuran bir güç nasıl bir kahredici güçtür, nasıl bir kahredici güçtür ki ucu bucağı ölçülemeyecek kadar büyük olan şu kâinatta milyarlarca galaksi, trilyonlarca yıldız, katrilyonlarca gezegen. Hepsini Kahır tecellisi içinde bir yere yerleştirecek, siz burada durun diyecek ve onlar da orada duracaklar. Oraya da geleceğiz.

 ………Kahhâr olandan intikam alınamaz, onun kahrının arkasında da lütfu vardır, rahmeti vardır. Çünkü O’nun rahmeti her şeyi kuşatmışsa kahrını da kuşatmıştır. Onun için başkalarının kahrının arkasında merhamet ve lütuf olmayabilir, ama er Rahmân, er Rahîm olan rabbimizin kahrının arkasında da lütuf vardır. Onun içinde Kahhâr ismi zatî bir isim olarak, zatî bir özellik olarak gelmemekte, mesela Er Rabb gibi. Veyahut ta buna benzer mastardan, ismi mastar isimler gibi. Ne olarak gelmekte? Kur’an da geldiği yerde zaten mutlak ve mücerrred olarak ta değil, terkip halinde gelmekte. Bu biraz mesafe demektir, bu ismin manasına hafif bir mesafe. Bir de bu isim Kahhâr ismi fail formuyla geliyorsa fiiline dönük olarak gelmekte, zatına dönük olarak değil.

………Fiiline dönük olarak gelmek ne demek? Kahredici özelliği Rahmeti gibi zatından değil fiilinden, isterse bu fiili çalıştırır isterse çalıştırmaz, isterse verir isterse geri çeker, isterse yola çıkarır, yoldan geri çeker, daha fiil gerçekleşmeden geri çeker. İradesini bir üst iradesiyle iptal eder. Dolayısıyla fiile dönük olması ismin tecellisinin bu demektir.

 ………Kahır, zatındaki rahmeti kuşatamaz ama zatında ki rahmet Kahhârı kuşatır. Kahhâr Azîz isminin manasını kapsar, fakat Azîz, Kahhâr isminin manasını kapsamaz. Onun için Azîz ile Kahhâr arasında fark var, yani Kahhâr dediğiniz zaman birine, o Azîz dir fakat Azîz dediğinizde aynı zamanda kahredicidir manasına gelmez. Her yüce ve üstün kahretmez, kahredicilik vasfı olmaz.

 ………Nazari çerçeveye bakalım ismin, el Kahhâr; varlığa boyun eğdiren demektir. Bizde şöyle bir cümle kullanılsa mesela çok sık kullanılıyor; Allah kahretsin..! dense karşıda ki insan Allah lanet etsin gibi anlıyor bunu. Oysa kelimenin manası bu değil, Allah boyun eğdirsin demektir. Allah kahrettin in manası Allah boyun eğdirsin demektir. Tıpkı Allah cezanı versin in manasında ki semantik kayma gibi bu da kaymaya uğramış, mana, anlam kaymasına uğramış onun için cezakellah dese bir tanesi Allah cezanı versin dese; Vay vay vay..! şuna bak bana ceza dileniyor. Oysa ceza hem mükâfat hem de mücazat demektir. Hem ödül, hem cezayı içerir. Ama Türkçe de nedense ödül manası düşmüş, yok olmuş sadece ceza, ukubat manası kalmış. Bu yanlış, bu değil kelimenin manası onun için cezakellah diye dua ederiz biz birbirimize, Allah cezanı versin Cezakellahü hayran kesiran Allah çok çok hayırla cezanı versin, fark etmez mücerret kullanıldığında da hayra delalet eder. Ama anlam kaymasına uğramış.

………Kahır da öyle, mesela Allah kahretsin denilen bir insana, aklı varsa, akıllı biriyse Allah aklını delile boyun eğdirsin manasına gelir, aklını hakikate boyun eğdirsin. Bu aklın kahrıdır, Allah bir aklı ayetleriyle hakikate boyun eğdirirse o aklı kahretmiş olur. Aklı yoksa gazab ile boyun eğdirsin demektir. Onun için Allah’ın gazabı Kahhâr isminin sadece bir nevi tecellisidir tüm tecellisi değil.

………Ayetler Allah’ın akıllara boyun eğdirdiği aletlerdir, yani Kahhâr isminin tecellisi olan aletlerdir. Bu ayetler hem enfüste olur, hem âfâkta olur. Hem sadırlarda olur mesdûr olur, hem meknûn olur kâinatta yer gök, ay güneş, toprak su hepsi ayet olur. Onun için bazen insanın Allah’a boyun eğmesini satırdaki bir ayet sebep olur, bazen de insanın Allah’a boyun eğmesine bir yakınının ölüm ayeti sebep olur, bazen de insanın Allah’a boyun eğmesine bir sinek, bir böcek, bir mahlûk sebep olur, o boyun eğmiş olur. o, Allah’ın boyun eğdirme tecellisi onun üzerinden tahakkuk etmiş olur.

………Kâinat onun kevni ayetlerle dolu olan kitabı, bu ayetleri kavrayan O’na teslim olur. İlahî yasalar; Allah’ın asiler ve günahkârlar üzerinde ki Kahhâr oluşunun delilidir. Şöyle yaparsa böyle olur. Şu, şu, şu sebepler şu sonucu doğurur.

………Tabi bu mutlak bir determinizm demek değil, yani gerekircilik, zorunluluk değil. Allah’a mutlak zorunluluk yoktur, fakat Allah keyfe ma yeşa’ iş yapmaz, yani keyfim böyle istedi diye iş yapmaz, O sünneti olan bir Rabb dır, felen tecide lisünnetillahi tebdiyla. (Fatır/43) Allah’ın sünnetinde değişme olmaz, işte bu hakikat üzerinden anlamak lazım.

……… Allah asiler ve günahkârlara şer’i cezalarıyla boyun eğdirir, bu da Kahhâr isminin bir tecellisidir. Kur’an da ki had cezaları Kahhâr isminin bir tecellisidir, boyun eğdirir yani Allah’ın kahretmesi ona boyun eğdirmesidir. İlahi gazap Nemrutlara, firavunlara, Ebu Cehillere, Ebu Leheplere kahır tecellisidir. Madem boyun eğmedin o zaman Allah’ın gazabıyla boyun eğ, yine boyun eğmiştir. Dünya da iradeli varlıkların Allah’a boyun eğip eğmemesi kendi tercihleridir, ahirette ise iradeli varlıklar da mutlak boyun eğeceklerdir.

  ………Kur’an da ki helâk kıssaları Kahhâr olan Allah’ın zorbalar üzerindeki kahır tecellisidir. Lût kavminin helâki, Ad kavminin helâki, Semud kavminin helâki, Eyke ahalisinin helâki ve diğer helâk edilen kavimler Allah’ın kahır tecellisinin bir neticesidir. Fakat Kahhar olan Allah insana irade vermiştir, zaten eğer Allah’ın Kahhâr ismi yerde ve gökte tecelli ettiği gibi insanda da tecelli etseydi ödül olmaz, ceza olmaz, cennet, cehennem olmaz, hesap günü olmazdı.

 ………O zaman rabbimiz Kahhâr ismini irade ve akıl sahibi varlıklar üzerinde ikna üzerinden, iman üzerinden tecelli etmiştir. İman ve ikna, önce ikna kul hâtû bürhâneküm in küntüm sadikıyn. (Bakara/111) Ben delilimi getiriyorum Allah olduğum halde haydi sizde bana karşı bir deliliniz varsa siz de delilinizi getirin. Daha ne desin rabbimiz. Akla bundan daha fazla değer verilebilir mi? Elhamdülillah..!

……… Bunun için insanın imana zorlanmasından da razı olmamıştır rabbimiz. Lâ ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy. (Bakara/256) zorlamanın hiçbir türü dinde yoktur. Artıkı hidayet delâletten, doğruluk sapıklıktan, iyi kötüden, hak batıldan seçilip ayrılmıştır. Dolayısıyla zorlama insana verilen akıl ve iradeye hürmetsizliktir, saygısızlıktır. Allah hem irade ve akıl verir hem de verdiği akıl ve iradeye saygısızlık eder mi?

………Onun için Medine’de şöyle bir adet varmış, Araplar çocukları doğmadıklarında yemin ederler, eğer bir çocuğum olursa beytül midrasa yani Medine de ki Yahudilerin, içinde havranın da olduğu büyük medreselere, Yahudi beytine, Yahudi mabedine adayacağım derlermiş ve bir çocuk olduğunda da götürür koyarlarmış. Oradan da Yahudiler, özellikle çocuksuz Yahudiler veyahut ta işgücü ihtiyacı olan Yahudiler bu çocukları alır yetiştirir ve Yahudi yapar, Yahudi iş gücü olarak kullanırlarmış.

 ………Böyle böyle Medine de büyük bir kitle oluşmuş, Arap asıllı Yahudileştirilmiş ve Beni Nadîr Yahudileri Medine’den Resul Allah’a suikast teşebbüsünde bulunup ta sürüldüklerinde bu şekilde Yahudileşmiş büyük bir kitleyi de yanlarında götürmek istemişler. Bunların asıl anne ve babaları Resul Allah’a gelip ya Resu Allah biz o dönemde müşriktik, bir şey bilmiyorduk. Bunları ehli kitap, kendimizi de ümmî bildiğimiz için biz bunlara adıyorduk. Ama şimdi Müslüman olduk. Bunları bizden üstün sanıyorduk, şimdi biz imanımızla onlardan üstünüz ve yavrularımızı da geri istiyoruz. Peygamberimizin hükmü “çocuklara sorun, kimi tercih ediyorlarsa onlar karar versinler.”

 ………Hangi özgürlükten bahsediyorsunuz, bu özgürlük derecesini siz halâ bulabiliyor musunuz? Özgürlüğün beşiği sayılan batıda bulabiliyor musunuz? ResulAllah’ın Küllü mevlûdin Yu’ledu ‘alâ fıtratil İslam. Hadisini iradına sebep olan bir hadise var; Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. Onu annesi babası Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır, mecusileştirir.

………Bazı mücahitler girdikleri bir savaşta, savaşın artakalanları içinde ki sahipsiz küçük çocukları almışlar. Peygamberimiz buna mülaki ve muttali olunca çok kızmış. Bana ne oluyor ki sizin böyle böyle yaptığınızı, küçücük yavruları aldığınızı görüyorum. Niye böyle yapıyorsunuz? Ama onlar müşriklerin çocukları ya ResulAllah itirazı gelmiş bunu yapan sahabiden. Efendimizin buna cevabı; Sizin en iyileriniz de öyle değil miydi?

………Ne buyurursunuz? Bu başka bir din değil mi? Size anlatılan bu değil, değil mi? Bu din bu. Eğer anlatmıyorlarsa anlatmayanların yakasına yapışın. Bilmiyorlarsa onlar da aynaya bakıp kendi yakalarına yapışsın. Bu bir bakış meselesidir, nereye baktığınız meselesidir, dini nasıl algıladığınız meselesidir. İnsanlar farkında olmadan dinin içinden seçiyorlar, dinin bir kısmını farkında olmadan atıyorlar ve bu seçimde rol oynayan ne? Gelenek, tabi gelenek. Hakikati arayanlar zaten böyle yapmıyor, hakikati buldular mı alnından öpüyorlar. Ama atalarının geleneğine göre bir hakikat arayanlar, hakikatin bazılarını sümen altı ediyorlar, bazılarını da ters yüz ediyorlar.

………Kahhâr ismi ve kâinatın düzeni, Kahhâr ismi kâinatta tecelli etmeseydi kâinatta nizam ve intizam kalmazdı. Uzayda ki büyük kütleli cisimler, esasında uzayda kütlelerin oluşma fiziği şudur; Merkezkaç ve çekim gücünün momentumundan oluşurlar.  Bu ikisi arasında öyle bir momentum gerçekleşir ki bu momentum harika bir düzen oluşturur, Allah’ın yasası budur. Bir yerde bir yoğunlaşma başladı mı çekirdek yoğunlaşması, o kütle arttıkça çekim gücü de artar. Çekim gücü arttıkça kütle artar, yani bu birbirini çoğaltan bir şeydir.

………Fakat eğer bu Allah’ın müdahelesi dışında otomatiğe bağlanmış bir şey olsaydı kâinatta şu anda tek bir blok olması lazımdı. Yani kâinatta katrilyonlarca merkez olmak yerine, -sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız sistemi ve böyle 400 milyar galaksi- bu kadar katrilyonlarca merkez, her yıldız sistemi bir merkezdir, yıldız merkezi temsil eder. Etrafındaki gezegenler merkezin etrafını temsil eder, gezegenlerin etrafında ki uydular hep merkeze bağlı sistemlerdir. Aslında eğer uydusu varsa bir gezegen de merkezdir. Yani atoma kadar iner. Atom varsa onun da bir merkezi vardır çekirdek. Çekirdek olmasa, o + ve – yük olmasa etrafındaki elektron yörüngesini çizemez. Orada bir güç var, güç varsa elektronu döndürüyor. Hareketi cevheri budur cevher haraketlidir. Her şey hareket halindedir.

………Bu manada eğer Allah bu işin ipini bıraksaydı ve sadece müdahil olmadan otomatiğe bağlasaydı kâinatta bir tek kütle olması lazımdı. Büyük küçüğü çektiğine göre büyüdükçe daha çok çeken, daha çok çektikçe daha çok büyüyen ve tek bir kütle.

………Peki, niye bu kadar kütle var? Eyvallah.! Kahhâr’dır da onun için, boyun eğdirmiştir. Yani gücüne boyun eğmemiştir. Allah güce boyun eğmez gücüne boyun eğdirir, eşyaya boyun eğdirmiştir. Boyun eğdirdiğinin delili olsun diye milyarlarca, katrilyonlarca merkez serpmiştir.

………Esasında bakın insanlığa kişşi kendi merkezi etrafında dönen bir gezegen gibi, uyduları var, eli gözü, kulağı, dili dudağı, eli ayağı uydularıdır, “Ben” inin merkezinde dolaşırlar, tavaf ederler, merkezde “Ben”i bulunur, o “Ben” i eğer ruh motive ederse o ruhani bir hayata doğru gelir. Eğer o “Ben” i nefis, iç güdüler motive ederse, bilinç altı motive ederse o nefsin uydusu olur. Yani gözü kulağı, eli ayağı..! Ne güzel söylemiş Kur’an, hepsini söylüyor yani. Ben burada sadece altına küçük küçük notlar düşüyorum, sadece Kur’an ın dili, düdüğüyüm yani başka bir şey değil. Kur’an söylüyor aslında. Zuhruf/36

………Ve men ya’şü an zikrir Rahmâni nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn. (Zuhruf/36) kim Rahman’ın vahyine karşı yamuk bir bakışla bakarsa, yani Rahmanın zikrine kör davranırsa, gece körüne, tavuk karası derler ya bizde, renk körüne ‘aşa derler. Meşhur bir Arap şairi de vardır el ‘aşa, renk körü olduğu için böyle denmiştir. Kırmızıyı seçemez mesela. Onun içinde kozmik lambaları karıştırır. Trafik lambalarında dur yanmışsa göremez, dur yanan yerde de yürümeye başlar, tabii duvara toslar.

………Ne diyor ayet? Kim Rahmân’ın zikrine, vahyine karşı yamuk bakarsa Allah onu şeytanın uydusu eder. nukayyıd lehu şeytanen onu bir şeytana mukayyed ederiz ve fehuve lehu kariyn o da onun ayrılmaz bir parçası olur, etrafında döner durur. Eyvallah..! Kâinattaki tecelli böyle. O merkez yoğunlaştıkça büyür, büyüdükçe yoğunlaşır ve tek kütleye dönüşür eğer fizik tek başına açıklayıcı olsaydı. Fizik, birden fazla merkezi açıklayamaz.

………Demir taşın Kahhâr’ıdır, taşla demir karşılaştığında kahır sıfatı demirde tecelli eder, balyoz taşı kırar. Çelikle demir karşılaştığında Kahır sıfatı çelikte tecelli eder, çelik demiri keser. Elmasla çelik karşılaştığında kahır sıfatı elmasta tecelli eder, elmas çeliği keser. Peki, elması ne keser? Elması da elmas keser. Yani Allah’ın Kahhâr sıfatına teslim olmamış hiçbir mineral, hiçbir maden kalmaz. Elmasın sertliği süper sertliktir, 10 üzerinden 10 dur. Ama o da kesilebilir. Niye? Kahır sıfatına boyun eğmeyen bir varlık, bir maden yoktur. Kâinatta muhtemelen elmastan daha sert mineraller olabilir, unutmayalım onu da kesen bir kesici bulunur. Kahhâr isminin tecelli etmediği bir varlık yoktur.

………Kahhâr olan Allah sıcaklık üzerinde ki kahrını su ile, su üzerindeki kahrını da sıcaklık ile yürütür. Dağlar yerin üzerine kahirdir, karlar dağın üzerine kahirdir, yağmurlar karın üzerine kahirdir, rüzgârlar bulutun üzerine kahirdir, hepsi bir hükme bağlıdır, hepsinin üzerinde Kahhâr isminin bir tecellisi vardır, ama hepsinin üzerinde Kahir olan Kahhâr olan Allah’tır.

………Sinek kurbağa ile kahredilir, kurbağa yılanla kahredilir, yılan kuşla kahredilir, kuş avcıyla kahredilir, avcıyı da sinekten yüz bin kat daha küçük bir virüs öldürür. Gel de Allahuekber deme..! Eyvallah..! işte böyledir. Kim şimdi, Kahhâr olan kim? Allah.

………Kahhâr olan Allah Adem’i yaratmıştır, şeytanı Ademoğluna musallat etmiştir. Adeta ben Kahhâr’ım dercesine şeytanın Adem’e tasallutu, musallat edilmesi Allah’ın hiçbir şeyi musallatsız bırakmadığının delilidir. Kışı bahar ile, baharı yaz ile yazı sonbahar ile, sonbaharı da kış ile sınırlandırmış, kahretmiştir. Sevinci hüzünle, varlığı darlıkla, barışı savaşla, gülmeyi ağlamakla, ödülü ceza ile, lütfu kahırla kahretmiştir.

………Bakarsınız öğleye kadar gülersiniz, akşama kadar da ağlarsınız. Bakarsınız ömrünüzün bir kısmında sevinirsiniz, bir kısmında üzülürsünüz. Bakarsınız bir vererek sınar, bir alarak sınar. Bakarsınız adamı varlığa boğmuş fakat yüreğini açarsınız aman Allah’ım dert dökülüyor hemen kapatırsınız. Ya rabbi varlığını da istemem yüreğini de ben bana tamamım, ben razıyım ya Rabbi dersiniz. Bakarsınız bir dert vermiş, onmaz bir dert. Dışarıdan bakarsınız nasıl çekilir dersiniz, yüreğini bir açarsınız içinde cennet yatıyor. Aman Allah’ım, ya rabbi ben dışından sırf dert gördüm, bu zatın yüreği cennet dolu. Ya..! kulum, ne sanıyordun? Böyle..!

………Dolayısıyla onu alır ona indirir, onu alır ona indirir, onu alır ona verir, kahır tecellisi hep böyle döner durur. HUve adhake ve ebkâ. (Necm/43) ..HUve emate ve ahyâ. (necm/44) güldüren de O, ağlatan da O. Yaşatan da O, öldüren de O.

 ………Kahhâr olan Allah bir zalimi başka bir zalime musallat eder. Ez zalimu seyfullah yentakı nu bihi sümme yentakun. Zalim Allah’ın kılıcıdır, onunla intikam alır, döner ondan da intikam alır. Döner o zalime bir başkasını musallat eder, döner o zalime de bir başkasını musallat eder, en sonunda eğer musallat etmezse bir sineği musallat eder, Nemrud’a musallat ettiği gibi. Nemrud tüm zalimleri yener, bir sinek te Nemrud’u yener. Firavun tüm zalimlerle baş eder, su da firavunla baş eder. Firavun herkesi boğar ama su da firavunu el yem de firavunu boğar.

………İnsana servet verir evlat vermez, evlat verir sıhhat vermez. Sıhhat verir huzur vermez. Huzur verir devlet vermez. Devlet verir hikmet vermez. Hikmet verir şevket vermez. Şevket verir şefkat vermez. Şefkat verir imkân vermez. İmkân verir iman vermez. Şimdi kim kime imrenesi, nerden bakıp ta neyi göreceksiniz, o zaman Allah’ın gör dediği yerden bakmak lazım başka çaresi yok.

………Kur’an î çerçeve; Kur’an da el Kahhâr ismi 6 yerde Allah’a isnatla geliyor. Hepsi de şu dört nitelikte ortak, dört ortak tarafı var bu altı yerde gelen Kahhâr isminin. Hepsi de Mekkî, Kahhâr ismi Mekkî isimmiş. Çok ilginç, aslında bunun izahını yapmaya gerek mi var? Mekke de gelen Kahhâr isimleri mü’minlere bir tesellidir, müşriklere ise bir ilahî tehdittir.

………İkincisi; Hepsi de El Vâhid, El Kahhâr şeklinde geliyor, El Vâhid-ul Kahhâr hiç tek başına gelmiyor, bir başka isimle de gelmiyor Vâhid ismi ile geliyor. Sebep? Vahid ismini duyan insanın zihni kendisine oyun oynamasın diye. Geçen işlediğim için hatırlayacaksınız.

………Vâhid tek demek, tek, bir demek. İnsan zihninde bir azdır, aa..! Allah çok azmış, bir miş diyecek olana, sakınha dilinden yel alsın, aman öyle düşünme bir bazen heptir, çok bazen hiçtir. Allah söz konusu olduğunda bir heptir, çok ta hiçtir. Dolayısıyla Vâhid’dir ama O Kahhâr dır. Vâhid-ül Kahhâr. Öyle kahredici bir gücü vardır ki o senin çok dediklerin var ya onların sürüsüne, hepsine birden kâhirdir, Kahhâr’dır, üzerinde boyun eğdirir. Onun için bir miş, ne kadar iyi azmış biz baş ederiz, avantaj bizde falan diye düşünme, avantaj çokta diye düşünme. Onun için her halde İbn. Mes’ud böyle bir bakış açısıyla söyledi el cema’atül alel Hakk velevkâne vahdeh. Cemaat hak üzere olandır istersen tek ol.

………Üçüncüsü; belirlidir, EL Kahhâr biçiminde gelir hepsi de yani marife, el takısıyla gelir. Neden belirlidir? Esasında belirliliğin birkaç vurgusu vardır da, bu bağlamda en belirgin vurgusu şudur; Bakın etrafınızda Allah’ın Kahhâr isminin tecellisini herkes görebilir, bu dur bu belirlilik. Yani Allah’ın Kahhâr isminin tecellisini görmek için uzaklara gitmenize gerek yok, bakın Allah’ın Kahhâr isminin tecellisini görürsünüz.

………Esasında hayatımızın içinde her an görüyoruz, bir şeyi işaretliyoruz, bir hedefi işaretliyoruz, ona ısrarla varmaya çalışıyoruz, bakıyorsunuz oradan kesiliyor, oradan kesiliyor, oradan kesiliyor.! Evladınız, evladım diyorsunuz her şeyine karar veririm diyorsunuz. Benim evladım değil mi döverim söğerim, atarım keserim, terbiye ederim, biçerim, yontarım..! Yoo..! yok öyle bir şey, o sizi kesiyor biçiyor yontuyor, siz onu yonttuğunuzu düşünüyorsunuz. Oysa o sizi yontuyor ve attığınız taş yerini bulmuyor. Ha..! tamam ya rabbi diyorsunuz, mutlak yönetici ben değilim, sensin. Bunu size işte bu Kahhâr isminin tecellisi aslında.

………İşinizin efendisisiniz, kafanızda çok güzel hesaplar yapıyorsunuz, şuradan alır şuraya koyarım 3 gelir. O 3 ü de alırım şuraya koyarım 9 gelir. O 9 u alır şununla çarpar şuraya koyarım 18 gelir..! Ee..! haydi bakalım, alıyorsunuz, satıyorsunuz, yapıyorsunuz 18 gelir dediğiniz yerden 1 geliyor yani -2. Şimdi ne oldu? Kahhâr isminin tecellisi orada gerçekleşti. Bensiz hesap yapma, beni unutarak hesap yapma, Allah’sız hesap yapma, Allah yokmuş gibi konuşma, Allah yokmuş gibi düşünme, Allah yokmuş gibi davranma. Akıllı olan hikmetli hareket eden tamam ya rabbi der. Elinizi kaldırdığınız zaman bu Kahhâr isminin tecellisini gördünüz anlamına geliyor. Tamam ya rabbi teslimim, havluyu attım ya rabbi.

………İşte teslimiyet budur, İslâm budur, İslâm teslimiyetin adı. Ama bu teslimiyet asla ve asla sünepelik, hımbıllık, tembellik, gayretsizlik, atıllık değildir.

………Ve dördüncüsü; Hepsi de boyun eğme anlamına gelir. Kur’an da ki Kahhâr isimlerinin tamamı istisnasız boyun eğme anlamına gelir. Mekke de gelen Kahhar isminin neden Mekke de geldiğini söylemiştim, çünkü mü’minler için bir teselli, müşrikler için bir tehdit demiştim.

………23 yıllık nüzül sürecinin üç yılına tekabül eder, bu da çok ilginç bir şey. Tüm Kahhâr isimlerini ben dizmedim, Allah dizdi, 9 – 10 – 11, ci yıllar. İlk sekiz yılda sıfır son 12 yılda sıfır. Peki, bu yılların özelliği ne? Özellikle 9-10-11, 9 deyince hatırlamanız lazım, evet, hüzün yılı. Hatice’sini alır, Ebu Talib’ini alır, alr, alır, alır..! ve seni alemlere rahmet olduğun halde yer yüzünde bir m2 ye sığınacak yer bulamazsın ve sana öyle bir şey dedirtir ki; İlâhi, li men tekilû? Beni kime bıraktın? İşte bu Kahhâr tecellisidir.

………Dolayısıyla zaten bunu dedirtmektir, yani teslim bayrağını kaldırmak, ellerini kaldırtmaktır sana. Bittin mi kulum, Bittin mi ey kulum Muhammed? Bittim ya rabbi..! Şimdi başlıyoruz o zaman, ben de yettim. Ondan sonra elde ettiğin neyi kendine mal edersin? Hiçbir şeyi. Ondan sonra binek verirsin sahabene, ya ResulAllah teşekkür ederim dediğinde de Allah seni bineklendirdi dersin. İyi de adama Allah at eşek deve vermez ki, sen verdin onu. Hatta onu önce veremedin, önce sana verecek bineğim yok dedin, daha sonra bir yerden binek geldi verdin ama işte geldi de sana veriyorum bile demedin, Allah seni bineklendirdi dedin. Bunu böyle dersin ama bunu gördükten sonra dersin işte. Hepsi Rabbimizin terbiyesi, başka bir şey değil.

………Kahara fiilinden Kur’an da tek fiil yer alır o da okudum Duha/9. Ayeti. Kahhâr isminin Kur’an da geldiği ilk yer şu ayet;

………Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid’ül Kahhâr. (Sâd/65)

………Kul; de ki; innema ene münzir ben sadece bir uyarıcıyım de. Esasında bu “de” ler de çok ilginç; “de”. O “de” olmayabilir, fakat bazen bu kulun söyleyeceği bir laf olduğu için, bir söz olduğu için “de” gelmesi çok ilginç. İyi de Allah’u Ahad’a kul gelmesi gerekmez ki. Buna gelmesi münasip, çünkü “ben sadece bir uyarıcıyım” ama Allah tek birdir. Ayetin başına “kul” gelmesi gerekmez, Allah doğrudan dese olmaz mı? Ya rabbi sen doğrudan de niye “kul” diyorsun? Kul Huvallahu Ahad. Önce görevi verip sonra verdiğim görevi geri almam. Yani görevlendirdiğim elçiyi açığa çıkarmam. Yani sistemi kurup kendim delmem. Kendi kurduğum sisteme saygı gösteririm.

………Niye bakıyorsunuz buna? Kendi kurduğunuz sisteme saygı gösterin. Kendi kurduğunuz sisteme saygı göstermiyorsanız size niye saygı göstersinler. Doğru olduğunu biliyorsanız, çok doğru sistemler kuruyoruz, kendimiz saygı göstermediğimiz için sistem yürümüyor. Öyle değil mi? Kendi elimizle başarısızlığa uğruyoruz. Bakın ben Allah’ım, ben bir elçi gönderdim, elçimi atlayarak söylemiyorum, “Kul” de.

………innema ene münzirun; sadece bir uyarıcıyım ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid’ül Kahhâr. Kahhâr ve Vâhid olan ilâhtan başka hiçbir mabud, hiçbir tapınılacak, kulluk edilecek varlık yoktur. Yani ben sadece bir uyarıcıyım, getirdiğim uyarım da budur. Ama Kahhâr ve Vâhid. Niye öyle? ve ma min ilâhin illAllâh , Lâ ilâhe illallâhul Vâhid ül Kahhâr yaklaşık olarak böyle de anlayabiliriz. Vâhid ve Kahhâr olması niye vurgulanır? Şunun için, münzirle alakası var da onun için. Yani Allah’tan Kahhâr rolü çalma ey Muhammed.

………Bazıları böyle ey Muhammed dediği zaman bozuluyor, Allah’a bozulun Allah sizi bildiği gibi yapar, ama bana bozulmayın, bu yanlış Allah öyle diyorsa öyledir. Ya eyyühel Resûl, Ya eyyühen nebiy. Kur’an da hitaplar böyledir. Ey Resul, ey Nebi. Ama habibim yok eğer siz ey resulü, ey nebiyi beğenmeyip te yerine habibimi koyuyorsanız siz Allah’ın kıymetine kanaat etmiyorsunuz demektir. Ha..! bunun ne zararı olur hocam, biraz da biz uçuralım, habibim dedirtsek ne olur Allah’a? Dedirtseniz ne mi olur? Şöyle olur;

………Üstadlardan birinin bir kitabı var ResulAllah hakkında yazılmış, şimdi ismini de veririm de vermeyeyim, Tahmin edenleriniz eder bilenleriniz zaten biliyordur, meşhurdur. Bunun girişinde ben bu kitapta onun adını hiç söylemedim. Çünkü onun adını Allah bile söylemeyip habibim diyor ona.

………Şimdi düşünebiliyor musunuz? Adam oturmuş ResuAllah hakkında bir biyografi yazmış, ResulAllah’ın hayatını yazmış ve bu zat bu memleketin üstadlarından. Allah rahmet etsin, taksiratını affetsin. Ama böyle diyor.

………Yahu diyorsunuz bu hangi Kur’an da, bizim elimizde ki Kur’an da böyle bir şey yok, habibim yok. Yalan da söyleyecek biri değil, öyle şey mi olur. Araştırırken araştırırken Hasan Basri Çantay’ın mealinde görüyorsunuz habibimi. Üstelikte parantezsiz. Meğer meali okumuş, mealdekini Kur’an da da var zannetmiş. Anlatabiliyor muyum? Yani iyi de üstadımız Hasan Basri Çantay niye Allah’ın kıymetine kanaat etmemiş? Yani buradan ne problem çıkıyor onu söylemeye çalışıyorum. Rabbimiz Resulüne hitab ediyor Kur’an da, ey Nebî diyor, Ey Resûl diyor. Sana niye yetmedi bu, niye kesmedi seni? Kesmiyor sa kesen de bir problem var, kendinle alakalı bir problemin var senin. Yani Allah’ın verdiği kıymete niye kanaat etmiyorsun, niye yetmedi, ne ne yetmedi?

………Allah bunu sorsa ne dersin? Çünkü kıymeti, Allah’ın verdiği değeri siz bozduğunuz zaman, indirdiğiniz veya yükselttiğiniz zaman sorun çıkıyor, başka alanlarda problem çıkıyor. Zaten Rabbimiz bunu biliyor, yarattığını bildiği için kıymetleri düzenlemiş. Hatta ucunu da kapatmış “İnnemâ” bakın bu kapatmaktır, başına da sonuna da parantez atmaktır. Yani hani şu çeke parayı yazarsınız da önüne arkasına sıfır ilave etmesinler diye şey atarsınız ya bu “innema” odur işte. Kimse bu manaya bir ilave yapamaz, sadece demektir, kasv edatıdır. Bu Nebîye açıkça bir uyarı, sen sadece uyarıcısın zorla boyun eğdirici değilsin.

………Rabbimiz kullarını hakikate yöneltmek için ikna ve ispat yöntemini kullanıyor bakar mısınız? Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillâhul Vâhıd’ül Kahhâr. (Yusuf/39) ey hapishane arkadaşlarım bir tek rabbi Allah mı, yoksa birçok rabler mi daha hayırlıdır el Vâhıd’ül Kahhâr. Ayet böyle bitiyor. Vâhid ve Kahhâr olan bir tek Allah mı hayırlı, yoksa birçok rab mi? Tabii bunun üzerinde düşünmek lazım. Hz. Yusuf zindanda ki mahkûmlara soruyor.

………Bu Hz. Yusuf’un ders verdiğini gösteriyor onlara. Medrese-i Yusufiyye budur işte, hapishane oldu vahiy medresesi. Yani bu tevhid dersidir, dersimizin adı da tevhid dersi, buyurun, her halde dünyada hapishanelerde ilk dersi başlatan Hz. Yusuf olsa gerek ve bu sünnet sürmeli, sünnet-i Yusufiyye sürmeli.

………İşte bu manada Hz. Yusuf’un ağzından üslûp dersi veriyor, aslında ilk muhatap olan efendimize hitap, ama hepimize aynı zamanda, üslûp dersi. Nedir bu? İkna ediyor, yani iman et bu budur, sorgulama, senin aklın neye gider. Yok öyle. Ya bi düşünün ya, bi akledin ya..! Bir den fazla Rabmi, tek Allah’mı Vâhid ve Kahhâr olan. Vâhid ve Kahhâr olanın hayırlı olduğunu söylüyor ayet aynı zamanda bu çok önemli ince bir nükte var burada.

………Allah’ın Vâhid ve Kahhâr olması kul için hayırlıymış, bunu düşünerek bulmak lazım, işte tedebbür burada lazım. Yani Allah Kahhâr olursa bunu kulda hayrı ne, alın size bir soru. Allah’ın Kahhâr olması kulun mahza hayrınadır, çünkü Kahhâr olan Allah kulun rakibi değildir, Rahman’ıdır, yetmez mi. Rabbidir yetmez mi. Rabb ve Rahmân olan, Rahmân ve Rahîm olan bir Rabb Kahhâr ise kahrını bile rahmeti için kullanır. Yetmez mi? “Hazin olma gönüz zinhar, Kerîm Allah’ımız var” diyordu ya böyle işte.

………Bir kul Allah’ın otoritesine ortak eden bir tasavvur şirktir. (Zümer/4) Lev eradAllâhu en yettehıze veleden lastafa mimma yahlüku ma yeşau, subhaneHU, HUvAllâhul Vâhid’ül Kahhâr. (Zümer/4) Lev eradAllâhu en yettehıze veleden eğer Allah irade etseydi bir çocuk edinirdi lastafa mimma yahlüku ma yeşau ve bunu da diledikleri içinden seçerdi. subhaneHU, ama bu ne biçim laf, bu ne biçim mantık, haşa. O bundan yücedir, münezzehtir. HUvAllâhul Vâhid’ül Kahhâr O Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tır. Bunu nasıl söylersiniz.

………Bu tabii başta Hıristiyan şirki olmak üzere tüm teslisçi şirklere. Yani haşa Allah’ı baba olarak gören tüm şirklere bir hitaptır. Çünkü birini baba olarak gördünüz mü oğul isnat edersiniz. Onun için asıl oğulun reddi, Allah’ı baba olarak görmeyedir. Bu çok önemli.

………Allah’ı baba olarak gören babaları da bir parça söylemeyim ben. Babaları öyle görmeye başladı mı babalar babalara geliyor.

………Ahiretin mutlak Kahhâr’ı Allah’tır. Ahiret, Kahhâr ın kahrı altına insanın tam olarak girdiği bir alemdir. Yevme hüm barizun* lâ yahfâ alAllâhi minhüm şey’* li menil Mülkül yevm* Lillâhil Vâhidil Kahhâr. (Mü’min/16) O gün Yevme hüm barizun* lâ yahfâ alAllâhi minhüm şey’ o gün onlardan hiçbir kimseyi, hiçbir şeyi Allah’tan saklayamaz, gerçek yüzleriyle ortaya çıkarlar. Barizun, gerçek yüzleriyle çıkarlar, li menil Mülkül yevm. Burada arada Allah der ki yok, ve kale yok, ve yekul yok, hiçbir şey yok. li menil Mülkül yevm. Bugün mülk kimindir? Lillâhil Vâhidil Kahhâr Vâhid ve Kahhâr olan Allah’ındır. Çünkü diyecek kimse yok. Ölüm meleğinin bile öldüğü bir andan bahsediyoruz. Onun için Allah’ın sorusuna Allah cevap verir, böyle bir imtihan.

………O zaman ey insanoğlu sen kendini ne sanıyorsun? Allah’a karşı nasıl dikleniyorsun, neyine güvenip te başkaldırıyorsun. Ölüm meleğini bile öldürecek olan Allah’ın sana gücünün yetmeyeceğini mi düşünüyorsun. Evet, her şey bizim için dostlar. Rabbimizin şefkatinin bir numunesi bunlar başka bir şey değil. Kızarken de şefkatli, severken de şefkatli, kahrederken bile şefkatli başka bir şey değil.

………Lût kavmini kahreder, azaplarının uzamasına mani olmak için daha fazla günah işlemelerine mani olmak için onlara ikram eder. Lût kavmini kahreder, o kahır üzerinden bize daha sonra sapacak olanlara öğüt vermek için onları bir öğüt nesnesi olarak kullanır. Lût kavmini kahreder, Lût’un kendisine öğüt verir, bir daha böyle bir dua etme. Yeryüzünde bir tek kâfir bırakma deme, bir tek bile kafir bırakma dersen oğlun bile kâfir olur. Bak ne oldu? Kökünü kazıdık ne oldu? Gene çıkmadı mı? Olmaz, onun üzerinden de Resulüne öğüt verir, sakın Nûh gibi bir dua edeyim deme. Sakın yeryüzünden kötülüğü temizleme iddiasıyla çıkma. Şeytansız bir dünya olmayacak. Bakın bir Lût kavmi kahrından gazabından neler çıkıyor, kaç hayır çıkıyor. Dolayısıyla siz buna şer mi diyeceksiniz. Hayır eyvallah..!

………Kahhâr isminin alemde ki tecellileri; Allah’ın Kahhâr isminin tecellilerinden biri melekleri Adem’e secde ettirmesidir. Evet ya, başka türlü nasıl izah edilebilir. Bu kahır tecellisidir melekleri Adem’e boyun eğdirmesi. Razi’nin dediği gibi Adem’e boyun eğen melekler yeryüzü melekleriydi der bahusus. Bunun anlamı şudur; iradesizlerin iradelilerin emrine amade oluşudur, meleklerin insana secdesinin manası budur. İradesiz varlıkların iradeli varlığa tabi oluşu. Eğer melekler Adem’e secde etmemiş olsaydı insanlar dağlarda yol açamazlardı, insanlar taşları kesip ev yapamazlardı. İnsanlar nehirlerde, denizlerde gemi yüzdüremezler, hava da uçak gezdiremezlerdi. Yani insanlar bunu yapabiliyorlarsa, Allah eşyanın meleklerini, eşyanın merkezini, eşyanın memorisenti (verilmiş hafıza) yani merkezi hafızasını insana boyun eğdirdiği içindir. Bilmem anlatabildim mi. Bu sayede eşyayı kullanabiliyoruz.

………İşte buna TesHîr sırrı diyor Kur’an; Ve sahhare lekümüş Şemse vel Kamer.. (İbrahim/33)

 ………ve sahhare lekümül fülke li tecriye fiyl bahri Bi emriHİ, ve sahhare lekümül enhar. (İbrahim/32)

………Ve sahhare lekümülleyle vennehare… (Nahl/12) gibi.

 ………İnsanoğlu eğer öyle olmasaydı dağları aşamaz, evleri yapamaz, hayvanları evcilleştiremezdi. Hayvanları evcilleştirmesi Kahhâr isminin insana bir tecellisidir. Toprağı süremez bitkiyi aşılayamazdı. Bitkiyi aşılıyorsunuz, bitki aşınıza boyun eğiyor. Hayvanı eğitiyorsunuz eğitiminize boyun eğiyor. Yılkı atı eğitiminize boyun eğmiyor, üstüne binemiyorsunuz. Ama terbiye edilmiş ata binebiliyorsunuz. Evcil bir köpekle bir yabani köpek arasında çok büyük fark var. Birinin üzerinde Kahhâr isminin tecellisi var öbüründe yok. Dolayısıyla bunu da insan eliyle tecelli ettiriyor.

 ………İnsanı hastalıklara boyun eğdirmesi de onun Kahhâr isminin tecellisidir. Zorba tiranları ölüm döşeğine düşüren bir mikrop değil midir? Dünyayı yener de bir mikroba yenilir, bu Allah’ın kahrıdır. İnsanı açlığa boyun eğdirmesi de Kahhâr isminin bir tecellisidir. Bakınız şu büyük dağları ben yarattım küçükler de babamdan kaldı edasıyla dolaşan adamları şöyle 3 gün aç bırakın yılan gibi nasıl sürünüyorlar bir bakın bakalım, hani o havalar nereye gitti dersiniz. Nereye gitti o havalar? Bir ekmeğe kırk takla atar hale gelir insan bu. Peki o zaman ne bu hava? Allah’ın Kahhâr isminin tecellisi açlıkta tecelli etmiş demektir, aç zamanda tecelli eder.

 ………İnsanı uykuya boyun eğdirmesi Allah’ın Kahhâr isminin tecellisidir, bakınız insan uykusuzluğun sınırlarına dayandığında göğe kalkmış tüm burunlar yere çakılır, çünkü Kahhâr ismi uykuda tecelli etmiştir. Nice uyanıklar uykusuzluğun sınırlarında tüm iddialarından vaz geçerler.

 ………Tüm canlıları ölüme boyun eğdirmesi Allah’ın Kahhâr isminin bir tecellisidir. Ölüm konuştuğu zaman herkes susar, çünkü ölümüm sesi herkesten gür çıkar. Ölümün pençesinden ölümü fethetmek için yola çıkanlar da kurtulamadılar. Makedonyalı Büyük İskender’in iddiası buydu, ölümü fethetmeye gidiyoruz demişti, 32 yaşında öldü. Hem de bir sineğin taşıdığı veba mikrobu yüzünden,

 ………Saraylarını geleceğe taşıyamayan nice firavunlar ancak mezarlarını geleceğe taşıdırlar. Şu gördüğünüz piramitler firavun mezarıdır. Şu gördüğünüz Nemrud dağının tepesinde ki o yığıntı Nemrudun mezarıdır, mezarlarını taşıdılar sadece. Dolayısıyla kahhâr ismi böyle tecelli eder.

 ………Kahhâr isminin tecellisine mazhar olan insan, bir de ayrıcalığı olması lazım değil mi? Yani insan Kahhâr olan Allah’a iman etti, bu isim mü’minde tecelli etti, ne yapar? Böyle bir insan şehvetine Kahhâr olur. Şehveti üzerinde Kahhâr olan insan, Allah’ın Kahhâr ismine imanın karşılığını almış demektir, şehvetini kahreder. Yani Kahreder den kasıt yok eder değil, ona hakim olur. İnsanın şehveti nimettir, şehvetin insanı beladır, bu ikisi ayrı şeylerdir. İnsanın şehveti nimettir, o nimet olmasaydı insan nesli devam etmezdi. Ama şehvetin insanı beladır, şehvetin insanının faili, amiri, öznesi şehvettir. Şehvete sahip olmak kınanmaz, şehvete ait olmak kınanır.

 ………Kahhâr isminin tecellisine mazhar olan insan öfkesine Kahhâr’dır. Bu tecelli insanda eğer gerçekleşmişse öfkesinin üzerinde Kahhârdır, öfkesine sahip çıkar, öfkesine yenilmez. Öfkesine yenilen insan ise bu ismin tecellisinden hiçbir pay almamıştır.

 ………Kahhâr ismini tecellisine mazhar olan insan şeytanına kahirdir, şeytan ona kahirse şeytanı Kahhâr olmuştur şeytanı onu kahreder. Eğer o şeytana kahirse o şeytanı kahreder. Şeytanına galip gelen insan beşer içerisinde kendisine galip gelinemeyecek insandır.

 ………Sual şu; Gerçek özgür kimdir? Cevapta şu; fiyat yerine değeri olduğu için satın alınamayan insandır. Fiyatı yok, değeri var fiyatı varsa verirler ve alırlar.

 ………Ya Kahhâr ya Allah El Vâhid-ül Kahhâr olan sensin. Daima yenen ve hiç yenilmeyen sensin. Nice serkeşlere boyun eğdiren sensin, eşsiz ve benzersiz kahrıyla tecelli eden sensin. Ya Kahhâr ya Allah, Kahrın da hoş lütfun da hoştur buna iman ettik, bizi kahrınla değil lütfunla terbiye eyle ya Rabb. Biz ne ettik ne eyledikse kendimize ettik, bizi celâlinle değil cemalinle muamele eyle ya Rabb. Ya Kahhâr, ya Allah. Taşı demire, demiri çeliğe, çeliği elmasa boyun eğdirensin, nefsimizi de sana kayıtsız şartsız boyun eğdir ya Rabb. Kışı bahara, baharı yaza, yazı güze, güzü kışa çevirirsin bizim de akıbetimizi sonsuz bahara çevir ya Rabb. Amin, amin, amin..! Ya mu’in. 1.0

………Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

 ………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mayıs 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: