RSS

ESMA DERSLERİ – 23 – EL KAHHÂR (B)

18 May

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………*****************************************************************

………EL KAHHÂR

………Bismillahirrahmanirrahim

………El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d

………Bugün Allah izin verirse el Kahhâr ismini anlatacağız. El Kahhâr ismi Kur’an ı kerim de iki farklı format ile Allah hakkında kullanılmış. Biri el Kâhir; Kahreden Allah anlamında kullanılmış. İkincisi ise el Kahhâr olarak kullanılmış; Çokça kahreden, çokça Kahhâr olan Allah anlamında mübalağalı ismi fail olarak kullanılmış. Bu isim toplam iki haliyle beraber Kur’an da 8 defa geçiyor. 2 defa el Kâhir olarak, 6 defa da Allah için el Kahhâr olarak geçiyor.

………Peki, anlamı ne demek bu ismin? Bir şeyi kahretmek demek onu ezip geçmek demek, ona galebe çalmak, ona üstün olmak, onun direncini kırmak demektir. Yani falan filancayı kahretti dediğimizde onu ezdi geçti, geriye hiçbir şey bırakmadı, ona galip geldi, karşısındaki direnemedi anlamlarına geliyor.

………Peki, el Kahhâr olan Allah dediğimizde neyi kastediyoruz? Kullarının hepsini kudreti ve iradesi ile ezip geçen Allah diyoruz. Hiç kimsenin O’nun irade ve istekleri karşısında direnemediği Allah demiş oluyoruz. Her şeye ve herkese galebe çalan, hiçbir şey ona galip gelme ihtimali bulunmayan Allah demiş oluyoruz. Bu el Kahhâr olan Allah’tır.

………Kahhâr isminde en belirgin olarak 2 mana vardır.

………1 – Galip gelmek, üstün gelmek, yenmek,

………2 – Bunun yukarıdan aşağıya doğru olması yani Kahhâr isminde bir üstünlük sıfatı vardır. Allah üstündür, yücedir. Hem zatıyla, hem sıfatlarıyla, hem de kullarının üzerinde galip olan, onları iradesi ile ezen, onlara boyun eğdirip onları zelil hale getiren Allah demektir.

………Dedik ki bu isim Kur’an ı Kerimde 8 defa geçiyor, bu ismin insanların hayatında ki tecellileri; Müslüman bu ismi bildiği zaman nasıl bir faydası olacak?

………Birincisi, Kahhâr ismi kullara Allah’ın birliğini yani tevhidi hatırlatır. Niçin? Çünkü Kur’an da 6 farklı yerde Kahhâr ismi geçtiğinde hep el Vâhid ismi ile beraber geçmiştir. Hiçbir yerde tek başına gelmemiştir.

………HUvel Vâhid’ül Kahhâr. (Ra’d/16)

………O Allah; tek, bir ve Kahhâr olan Allah’tır. Demiştir.

………Niçin peki? Yani Allah 6 yerde Kahhâr ismini kullanıyor, 6 sın da da el Vâhid ismi ile Allah’ın birliğine delalet eden bir isimle birlikte kullanıyor? Allah u Alem bunun hikmeti şu olsa gerek. Çünkü insan kendi aklı, kendi ölçüleriyle büyük bir yöneticiyi düşündüğünde yöneticinin yönetim alanı ne kadar genişlerse onun o kadar fazla yardımcıya, ortağa ihtiyacı vardır. Yani mesela şu binayı idare eden bir adam, yan tarafta ikinci bir bina daha olsa, ikinci binayı idare etmek için ona yardım edecek, işlerini kolaylaştıracak bir yardımcıya ihtiyacı vardır. 3, 4, 5 ci vs. bir yer daha olsa, bunu şehir olarak, ülke olarak düşünün, hakimiyet alanı genişledikçe kişinin işlerini idare etmesi için ona yardım edecek yardımcılara, muavinlere, ortaklara ihtiyacı olacaktır. İnsan zihni böyle çalışır.

………Şimdi Allah bütün mülkün sahibidir ve her şey O’nun dilemesine tabidir dendiği anda insanın aklına gelmesi muhtemel şey, herhalde Allah bu kadar şeyi tek başına hakimiyet kurması mümkün değildir, neye ihtiyacı olması lazım? Zaten şirkin temel mantığı da budur. Yani Allah’ın işlerini idare etmesi için yardımcılara, dostlara, şefaatçilere ihtiyacı vardır. (Haşa)

………Allah bu zihniyeti komple yerle bir etmek için ne demiştir? HUvel Vâhid’ül Kahhâr O hem mutlak otoritenin sahibi olan her şeyi kahrı altında ezen Allah’tır, hem de tektir. Ne bir yardımcıya, ne bir ortağa, ne de O’na şefaat edecek, vasıta olacak hiçbir varlığa ihtiyacı yoktur.

………Allah en doğrusunu bilmekle beraber İkinci bir sebep ise şu olabilir; Kendi günlük hayattaki konuşmalarımızdan düşünün, neyi ifade etmek için birinin tek olduğunu söyleriz? Birinin yalnız olduğunu, kimsesiz olduğunu, güçsüz olduğunu, sahipsiz olduğunu anlatmak istiyorsak eğer yalnız tek başına deriz. Allah Kur’an da süreki ben Vâhid’im ben tekim dediğinde insanın zihninde şöyle bir mana oluşabilir (Haşa). Allah yalnız, Allah kimsesiz, Allah güçsüz manaları oluşabilir. Bu tip olumsuz manaları ortadan kaldırmak için Allah ne demiştir? HUvel Vâhid’ül Kahhâr Allah tektir ama tekliği asla bir acziyet sebebi değildir, yalnızlık sebebi değildir. Tekliği ile beraber kuvvet ve kudret sahibidir ve her şey O’nun kudretine boyun eğmek, zelil olma durumundadır. Bundan ötürü peygamberler kavimlerine tevhidi anlattıklarında, onun delillerini sunduklarında Allah’ın bu ismini kullanmışlardır.

………Mesela bir örnek verelim buna; Yusuf AS. Allah’ın bize anlattığı kadarıyla kendi kavmine tevhidi anlatırken delil olarak ne sunmuştu onlara? Akli bir delil sunmuştur.

………Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillâhul Vâhıd’ül Kahhâr. (Yusuf/39)

………“Ey zindan arkadaşlarım tek bir tane ve Kahhâr olan Allah mı daha hayırlıdır, yoksa birbirinden farklı, her birinin isteği amacı, doğru veya yanlış bulduğu, birbirine muhalefet eden rabler mi daha hayırlıdır.” Demiştir.

………Yusuf AS. Yani onlara bir mucize göstermek yerine onların akıllarına hitab etmiştir. Sıradan bir alanda bile birbirinden farklı düşünceleri olan birden fazla yönetici olduğu zaman orada bir kaos olur, keşmekeş olur. Çünkü her birinin insanlardan isteği farklı olacağı için ve bu farklılık ta insanlar arasında nizaya sebep olacağı için orada bir düzenin, huzurun oluşması mümkün değildir. Yusuf AS. Da onlara bunu hatırlatıyor. Nasıl ki şu zindan hücresinde bile ancak bir baş olduğunda huzur ve dinginlik oluyor, şu koca evrende bir tane Allah’ın dediği olsa mı daha iyi, yoksa birbirinden farklı bu kadar rabbin, ilâh edinilmiş bu kadar fazla varlığın isteklerini yerine getirsek mi daha güzel olur.

………Allah’ta böyle söylüyor, Tevhid’in Kur’an ı kerimde ki akli delillerinden bir tanesi de budur. Allah Teâlâ müşriklere diyor ki mü’minun suresinde;

………MettehazÂllahu min veledin ve ma kâne meahu min ilâhin izen lezehebe küllü ilâhin Bima haleka ve lealâ ba’duhüm alâ ba’d* subhanAllâhi amma yesıfun. (Mü’minun/91)

………Allah ne kendisine bir çocuk edinmiştir, ne de Allah ile beraber Allah’ın yanında başka bir ilâh vardır. izen lezehebe küllü ilâhin Bima haleka ve lealâ ba’duhüm alâ ba’d şayet böyle olsaydı, yani iki tane Allah, iki tane İlâh, iki rab olsaydı her bir ilâh kendi yarattıklarına hükmetmek isteyecek ve her biri kendi yarattıkları ile diğer ilahın yarattıklarına üstün gelmek isteyecekti. Yani şurada iki ordu olduğunu düşünün her komutan kendi ordusuna söz geçirmeye çalışır ve her komutan biraz sözünü geçirdiği zaman diğer orduyu da kendi hâkimiyeti altına almak isteyecek, bu da orada bir kaosun olmasına sebebiyet verecekti. (işte birden fazla İlâh, rab olduğunda da evrende kaos oluşacak) biri yağmur yağsın diyecekti, diğeri kar yağsın diyecek, biri kış olsun diğeri yaz olsun diyecek. Biri şu tarlada elma çıksın diyecek diğeri bu tarlada buğday çıksın diyecek. Sürekli birbirlerine karşı üstünlük taslamaya çalışacaklar.

………Allah diyor ki;

………[Elleziy haleka seb’a Semavatin tıbaka* ma tera fiy halkırRahmâni min tefavut* ferci’ılbasare hel tera min futûr. (Mülk/3)]

 ………Şu kâinata bir bakın hiç böyle bir kaos, hiç böyle bir karışıklık gördünüz mü bugüne kadar? Görmediniz. Niye? Çünkü bir tek olan Allah; Kahhardır ve bir olan Allah’ın iradesine boyun eğdiğinden dolayı bir karışıklık, bir kaos söz konusu değildir.

………Ra’d suresinde bu sefer Allah resulünün dilinden aynı delili müşriklere sunmasını istiyor, diyor ki Allah resulüne;

………Kul men Rabbüs Semavati vel Ard* kulillâh* kul efettehaztüm min dûniHİ evliyâe lâ yemlikûne lienfüsihim nef’an ve lâ darra* kul hel yestevil a’ma vel basıyru, em hel testeviz zulümatü vennûr* em ce’alu Lillâhi şürekâe haleku kehalkıhı feteşabehel halku aleyhim* kulillâhu haliku külli şey’in ve HUvel Vâhid’ül Kahhâr. (Ra’d/16)

………Kul men Rabbüs Semavati vel Ard de ki yerin ve göğün rabbi kimdir? Cevap yok ayette ama biz biliyoruz ki müşrikler bu ayeti duyduğunda cevapları bellidir Allah’tır diyecekler. Allah CC. Cevabı zikretmeden diyor ki; kul efettehaztüm min dûniHİ evliyâe lâ yemlikûne lienfüsihim nef’an ve lâ darra de ki siz Allah dışında bazı dostlar edindiniz ve bu dostlar kendi nefisleri için ne bir fayda ellerinde bulunduruyorlar, ne de bir zarar ellerinde bulunduruyorlar. Öyledir, yeryüzünde Allah’tan başka bir varlığı dost edinmiş bedbaht varsa, dostluğu bu dünyada da ahirette de yüz karası olarak ona geri dönecektir. Çünkü hiçbir varlık Allah dışında elinde ne bir fayda bulundurabilir ne de bir zarar bulundurabilir. Herkes Kahhâr olan Allah’ın iradesine boyun eğmek zorundadır. Madem bütün fayda ve zarar O’nun elindedir, niçin insan Allah’tan başkasını dost edinir, niçin Allah’tan başkasına gönül verir, Niçin Allah’tan başkasının peşinden gider müşriklere bunu hatırlatıyor Allah. Devam ediyor;

………kul hel yestevil a’ma vel basıyr hiç görenle görmeyen bir olur mu diyor. Sizin şu görmeyen putlarınızla, her şeyi gören ve her şeyin üzerinde Basıyr olan Allah hiç bu ikisi bir olur mu? em hel testeviz zulümatü vennûr Hiç karanlıklarla aydınlıklar bir olur mu? em ce’alu Lillâhi şürekâe haleku kehalkıhı feteşabehel halku aleyhim yoksa Allah’a atadıkları ortaklar Allah gibi yaratıyorlar da yaratmalar birbirine benzediği için mi kimin Allah olduğunu karıştırıyorlar diyor Allah CC.

………Yani sen neden lât putuna tapıyorsun? Sen neden bir parlamentoya tapıyorsun, sen neden bir kabre tapıyorsun. O türbede ki, kabirdeki veya sana kanun yapan o yöneticiler Allah’ın yarattığına benzer bir şey yarattı da kafan mı karıştı senin. Yani onlar yarattı da baktın ha. Bu çok güzel, Allah’ın yarattığı da çok güzel, acaba bu ikisinden hangisi bizim Allah’ımız, böyle bir şey mi var diyor Allah.

………kulillâhu haliku külli şey’in ve HUvel Vâhid’ül Kahhâr. Her şeyi yaratan Allah’tır ve Allah tek ve Kahhâr olan Allah’tır.

………Bu tevhidin delilidir. Yani Allah’ın Kahhâr olması, bir irade sahibi olması, ve herkesin O’nun iradesine boyun eğmiş olması Allah’ın tekliğinin ve tevhidinin delilidir. Şayet kâinatta başka irade sahipleri olsaydı ve onların iradeleri de kâinatta geçerli olmuş olsaydı, yani Allah’ın dışında Kahhâr’lar olsaydı mutlaka bu İlâhların savaşına, kavgasına sebebiyet verecekti. Böyle olunca da Kâinatta bu düzenin olması da mümkün olmayacaktı. Demek ki el Kahhâr ismi bize evvelen tevhidi anlatıyor. Allah birdir, Kahhâr dır, otorite sahibidir.

………İkincisi; Allah’ın el Kahhar isminin ikinci tecellisi ölümdür. Allah’ın bütün yarattıklarına şöyle bir bakın, ister zengin olsun, ister fakir olsun. İster güçlü olsun ister zayıf olsun. İster büyük olsun ister küçük olsun ölüm geldiği zaman herkes zelil bir şekilde Allah’a boyun eğip ruhunu Allah’a teslim etmek zorundadır.

………Siz hiç şöyle bir şey duydunuz mu? Birine ölüm gelmiş, oda demiş ki ya Rabbi ben şimdi ölmek istemiyorum, birkaç işim daha kaldı onları da tamamlayayım, yarın ya da öbür gün öleyim..! Böyle bir şeyin olması mümkün müdür? Mümkün değildir. Çünkü Allah el Kahhâr dır ve birine ölümü takdir ettiği zaman onu zelil bir şekilde emre boyun eğmesi gerekmektedir.

………En’am suresinde Allah el Kâhir ismini anlatırken diyor ki;

………Ve HUvel Kahiru fevka ıbadihHİ, ve yursilu aleyküm hafezaten, hatta izâ cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm lâ yüferritun. (En’am/61)

 ………O Allah kullarının üzerinde el Kâhir olan Allah’tır. ve yursilu aleyküm hafezaten sizin üzerinize koruyucu meleklerini gönderir hatta izâ cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm lâ yüferritun sizden birine ölüm geldiği zaman bizim meleklerimiz onların canını alır ve onlar asla işlerini yarım bırakmaz, gevşeklik göstermezler.

………Sümme ruddu ilAllâhi mevlahümül Hakk* ela leHUl hukmü ve HUve esre’ul hasibiyn. (En’am/62)

………Sonra herkes hak ve gerçek dostları olan Allah’a döndürüleceklerdir dikkat edin hüküm Allah’a aittir ve O hesap görenlerin en seri ve en hızlı bir şekilde hesap görenidir diyor Allah CC. Kahhâr olan Allah, el Kâhir olan Allah bütün kullarını öldürerek kendisine boyun eğdirmiştir.

………Allah insanı; Kahhâr sıfatının bir tecellisi olan ölüm ile terbiye etmeye çalışır. Çünkü insanın bir fıtratı vardır ki hesap vaktinin yaklaştığına inandıkça amellerinde ciddiyete bürünür, daha dikkatli olur. Hesabın uzak olduğunu hissettikçe de insan daha gevşek, daha rahat davranır. Yani bir iş yerinde çalışan insanları düşünün, eğer patronun geleceğini biliyorlarsa ve yakınsa, herkes kendisine çeki düzen vermeye başlar. Niye? Çünkü patron hesap sorma durumundadır. Veya bir öğrenci sene sonuna daha çok varsa, sene sonuna kadar gezer, tozar, yer içer, sene sonu geldiğinde sınav, yani hesap yaklaştığını bildiği anda finallere son hafta kala üniversite öğrencileri arasında meşhurdur, kendilerini kapatırlar vizelere, 20 saat, 18 saat uyumazlar, ders çalışırlar. Niçin? Çünkü Hesap vaktinin yaklaştığını bildikleri için.

………İşte insanoğlu da iki kısımdır bir kısmı hesap vaktini sürekli kendisine hatırlatan, bir gün Allah’ın huzurunda duracağını, hesap vereceğini kendi kendine hatırlatan insanlar. Bunlar bahtiyar insanlardır, kendilerine çeki düzen verirler. Bir de şeytanın kendileriyle oynadığı Allah’ı da, ahireti de, ölümü de, hesabı da unutan ve sanki bunlar hiç olmayacakmış gibi davrananlar vardır. Yani dilde inanıyor ama hakikatte bunlar hiç olmayacakmış gibi hayatlarına devam eden insanlar vardır. Allah Resulü bunun için ölümle alakalı en küçük bir olay yaşansa o fırsatı kaçırmıyor. Hem kendisine hem de orada bulunan ashabına mutlaka ondan bir öğüt almalarını sağlıyor.  Yani mesela düşünün Allah resulü Annesinin kabrine gittiği zaman orada oturduğunda sahabenin dediğine göre hem ağladı hem de etrafında oturan insanları ağlattı. Niçin? Çünkü orada ölümü gördü. Ölüm var, hesap var, hidayetin kendisine gelmemiş olduğu ve bu şekilde canını vermiş olan insanlar var, bir de hidayete ermiş ama bunun kıymetini bilmeyen insanlar var. Allah resulü üzüldü, ağladı, insanları da ağlattı ve putperest bir topluma kabir ziyaretlerini onlara putperestliği hatırlatmasın diye yasaklamasına rağmen ömrünün sonlarına doğru insanlar kabirlere gidip ölümü hatırlasınlar, unutmasınlar diye kabir ziyaretlerini onlara emretti.

………Ben sizi kabir ziyaretlerinden men ediyordum, şimdi kabirleri ziyaret edebilirsiniz, çünkü o size ölümü hatırlatır. Bir rivayette de dedi ki; O size ahireti hatırlatır.

………Allah’ta öyle söylüyor Kur’an ı Kerimde;

………Küllü nefsin zâikatül mevt…. (Ankebut/57)

………Her nefis ölümü tadacaktır diyor Allah, bunun hiçbir istisnası yok. Yani yeryüzünde Allah’a en sevimli olan varlık kimdir? Allah Resulü dür. O da ölmedi mi? Allah Teâlâ resulüne dedi ki;

………İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun. (Zümer/30)

………Sen de öleceksin ey Muhammed, onlar da ölecekler dedi.

………Başka bir ayette Allah dedi ki;

………Ve ma ce’alna li beşerin min kablikel huld* efein mitte fehümül halidun. (Enbiya/34)

………Biz senden önce hiçbir insana ebedi yaşama hakkı tanımamışızdır ey Muhammed efein mitte fehümül halidun sen ölüyor olmana rağmen onlar ebedi kalacaklarını mı düşünüyorlar. Yani eğer insan birine daha fazla ömür verecek olsa sevdiklerine verir. Sen ki bana en sevimli olan insansın, sen bile ölüyorsun ey Muhammed, öleceksin ve ruhunu Allah’a teslim edeceksin. Kahhâr olan Allah’ın melekleri geldiğinde ben gelmiyorum diyemeyeceksin. Senin dışında kalanlar acaba yeryüzünde ebedi kalacaklarını, yaşayacaklarını mı düşünüyorlar.  Biraz önce okuduğumuz En’am ayetinde de Allah bize bunu hatırlatıyor;

………Ve HUvel Kahiru fevka ıbadihHİ,  kullarının üzerinde Kâhir olan Allah’tır ve yursilu aleyküm hafezaten, sizin üzerinize koruyucu meleklerini gönderir. Seni sürekli belalardan koruyan iki üç tane melek var, seni muhafaza ediyorlar. Ne zamana kadar? Ölüm meleği yardımcıları ile beraber geldiğinde seni o güne kadar kazadan, beladan, ölmekten koruyan meleklerin işi son buluyor artık, onlar kenara çekliyorlar. hatta izâ cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm lâ yüferritun sizden birine ölüm geldiğinde bizim meleklerimiz onu öldürür ve asla işlerinde gevşeklik veya kusur söz konusu olamaz.

………Sonra? Sümme ruddu ilAllâhi mevlahümül Hakk sonra hak olan dostlarına, mevlâ olan Allah’a döndürüleceklerdir. ela leHUl hukmü ve HUve esre’ul hasibiyn dikkat edin hüküm ona aittir ve O hesap görenlerin en çabuk olanıdır diyor Allah CC.

………Ölüm ile alakalı hakikat bu, yani Allah herkesi ölümle kahretmiş, ezip geçmiştir. Ama insanoğlu genel itibarıyla ölümü unutuyor, bunun için de gaflete düşüyor, bu nedenle de Allah’a isyan ediyor, Allah’ın nimetlerine şükretmiyor, sanki ahiret yokmuş gibi yaşıyor.

………İ. Ahmed’in rivayet etmiş olduğu uzun bir hadiste Allah Resulü bir kabir ziyaretinde ashabına ölümü anlatıyor onu birlikte okuyacağım o uzun hadisi. Bera İbn. Azib’in anlattığına göre bir kabir ziyareti yaptığında Allah resulü oturdu sonra eline bir çubuk parçası aldı, onunla toprakla oynamaya başladı yani karıştırıyor. Onun etrafında oturan bizler de sanki kafalarımızın üzerinde kuş varmış gibi öyle başımızı eğmiş bekliyorduk. Allah resulü kafasını kaldırıp dedi ki Kabir azabından Allah’a sığının, kabir azabından Allah’a sığının dedi ve sonra şimdi okuyacağım bu hadisin ölüm anı ile ilgili uzun bir hadis ama parça parça okuyacağız inşallah.

………Diyor ki Allah resulü. “Bir kulun dünyadan ilişkisi kesilip ahirete yönelmeye başladığı zaman, semadan yüzleri güneş gibi parlayan, ellerinde cennet kefenleri olan, diğer ellerinde cennetten kova ve içerisinde mis kokusu olan kokularla melekler onun yanına gelmeye başlarlar. Yani semadan adamın diyelim 10-20 dakika kalmış artık sekârat dediğimiz ana girmişken melekler ordusu yüzleri bembeyaz parıldar bir şekilde geliyorlar.

………Biz görüyor muyuz bunu? Biz görmüyoruz. Çünkü Allah ayetinde;

………Felevlâ izâ beleğatil hulkum.  – Ve entüm hıyneizin tenzurûn. (Vakıa/83-84)

………O can boğaza ulaştığı zaman siz öylece bakıyordunuz. Ama biz ona sizden çok daha yakındık, siz bunun farkında değildiniz. Diyor Allah.

………Sonra Allah Resulü diyor ki: O yüzü güzel olan melek, ölmek üzere olanın başucuna oturur der ki; – Bizim toplumun ölüm meleği diye şeytanın isimlerinden bir tanesi olan Azrail dediği ki oysa Azrail, ifrit, cinlerden biridir. Ölüm meleğinin ismi Melekü’l-Mevt tir – “Ey mutmain olan nefis rabbinin mağfiretine, ve rabbinin rızasına doğru yüksel.”

………Allah resulü diyor ki; bir kovadan veya bir imbikten bir damla suyun akıp gitmesi gibi onun canı da o şekilde ruhu canından çıkar gider. Hani biz tereyağından kıl çekmek gibi deriz ya öyle basit bir şekilde çıkar gider diyor. Sonra ölüm meleği onu alır semaya doğru yükselir. Dünya da olabilecek en güzel kokudan kokulandırır. Cennet miskiyle onu yıkadıkları, kefenledikleri için o koku çıkar. Ta ki hangi semanın kapısına gelirse melekler sorarlar; Kimdir bu adam? Dünyada en güzel şekilde isimlendirildiği isim hangisi ise onunla isimlendirilirler. Yani sen hangi ismi seviyorsan melek der ki bu falan oğlu falandır, Allah’ın sevgili kullarından biridir. Her kapıya geldiklerinde o kapı açılır oradaki melekler ona dua ederler onun cenazesini omuzlarlar bir sonraki semaya kadar ona eşlik ederler. Bir sonraki semaya geldikleri zaman orada bırakır, geldikleri semanın kapıları açılır, oradakiler alırlar, 7. Semaya kadar bu şekilde yükselirler. Ta ki Allah azze ve cellenin huzuruna gelinceye kadar.

………Allah Teâlâ’nın huzuruna geldikleri zaman Allah onlara der ki; Benim bu kulumun kitabını illiyyinde yazınız. Yani en yüceler yücesinde, cennetlikleri yazıldığı listeye bu kulumun ismini yazınız der.

………Sonra Allah der ki; Benim bu kulumu tekrardan geri dünyaya gönderiniz, çünkü bu benim vaadimdir. Onun kabrini genişletin, cennet kapılarından bir kapıyı da onun kabrine açın. Cennetteki yerini müşahede etsin sabah akşam ona sürekli ikramda bulunun der. Bu kulu tekrardan getirip kabrine yerleştirirler.

………Bu kimdi? Bu mü’min olan bir kul. Sonra Allah resulü diyor; İki melek gelir, onun başucuna otururlar sorarlar; Senin Rabbin kim? Allah der. Dinin ne? İslam der. Şu size gönderilen elçi hakkında ne düşünüyorsun? O Allah’ın Resulü Muhammed’dir der. Peki, senin ilmin nedir derler, yani sen bunları nereden biliyorsun, delilin nedir? -Bakın çok dikkat edin, doğru cevap verseniz bile sizi bırakmıyorlar. Delilin nedir, neye göre bu cevapları veriyorsun sorusunu soruyorlar.- Ben Allah’ın kitabını okudum, onun içindekilere iman ettim ve onun içindekileri tasdik ettim der Allah’ın kitabından hüccetiyle beraber ben bunların böyle olduğunu biliyorum.

………O sırada diyor semadan bir ses gelir. Benim kulum doğru söyledi, ona cennetten yaygılar yayınız, cennet elbiseleri giydiriniz, ona cennetten bir kapı açınız, ona cennetin esintisi ve hoş kokusu gelsin, kabrini gözünün görebildiği kadar onun için genişletilsin. Bu Allah’ın emri.

………Sonra diyor Allah resulü yüzü, elbiseleri, şekli çok güzel bir adam kabre gelir. Der ki; seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum, Allah’tan bir rıza, içinde ebedi nimetlerin bulunduğu cennetlerin müjdesini getirdim, işte bu sana vaad olunan gündür. Yani sen dünyada iken Allah’ın kitabını okuyordun, orada cennetler var, Allah’ın rızası var, mağfireti var. Birileri, sana anlatıyordu belki sen çok uzak görüyordun ama bugün işte sana o vaad olunan gündür diyecektir ona.

………Ölen adam ona diyecek ki Allah sana hayırlı müjdeler versin bu kadar güzel şey söyledin ama sen kimsin. O da diyecek ki ben senin salih amellerinim, senin dünyadayken yaptığın salih amellerin ceset haline gelmiş şekliyim, seni müjdelemeye geldim der.

………Ölen adam bu manzarayı görünce der ki ya rabbi kıyameti bir an önce kopar ben aileme ve sevdiklerime kavuşayım. Yani daha kabirde iken bu kadar nimet, güzellik varsa, acaba ebedi hayat olduğunda nasıl bir şey olacak diye düşünür.

………Sonra Allah resulü diyor ki kâfir veya facir, günahkâr biri canını teslim edeceği zaman yani dünyadan ayrılıp ahirete yöneldiği zaman semadan yüzleri simsiyah, kaba, katı, ellerinde cehennemden kokuların olduğu ve cehennemden elbiselerin olduğu melekler gözün görebildiği kadar uzaklıkta bir mesafeye yerleşip otururlar. Yani adam hangi tarafa baksa o kötü manzaradan gözünü kaçıramaz.

………Ölüm meleği der ki; Allah’ın gazabına ve Allah’ın öfkesine doğru çık ey habis nefis. Yani bu güne kadar sen habisliği gerektiren kötü ameller yaptın, bu günde artık onun karşılığını görme vaktidir. Yukarı çık ama Allah’ın gazabına doğru çık derler.

………Allah resulü diyor; Onun canını bedeninden nasıl çekecekler? Bir öncekinde mü’minin canı nasıl çekiliyordu? Bir sürahiden, bir imbikten  bir damla su damlattığınızda su ne kadar kolay akıp gidiyorsa müminin canı da o şekilde çıkıyordu. Halbuki bunun canı dikenin üzerine atılmış ıslak yün gibi çekilir. Islak yünü düşünün dikenin üzerine attığınız zaman dikenlere öyle bir yapışır, öyle bir iç içe geçerler ki, siz ne kadar çekerseniz çekin ıslak olduğu için bir yerlerden kırıntılar kalır. Onu tekrardan dönüp cımbızla toplamanız gerekir. Yani tabir caizse adamın ruhunu cımbızla adamın canından çekerek, parça parça çıkarırlar.

………Onu alırlar, gökyüzüne doğru yükselirler.  Bu yükselme halinde çıkabilecek en kötü koku neyse ondan o koku yükselir. Birinci dünya semasına geldiklerinde kapıyı açın derler, kapılar açılmaz. Kimdir bu adam? Falanca oğlu falancadır dünyada ki en çirkin ismi ile onu hatırlatırlar.

………Allah resulü o kısımda şu ayeti okuyor;

…………lâ tüfettehu lehüm ebvabüs Semai… (A’raf/40)

………Onlara semanın kapıları asla açılmayacaktır.

………Onlar bu nedenle oradan içeriye geçemeyeceklerdir. Sonra Allah der ki; Gönderin bu kulumu dünyaya, onun kitabını siccine yazın, yani cehennemliklerin isimlerinin yazıldığı listeye dahil edin. Allah muhafaza..! Sonra onu yeryüzüne götürün.

………Yeryüzüne nasıl iner? Allah Resulü şu ayeti okuyor;

………… ve men yüşrik Billâhi fekeennema harre mines Semai fetahtafühüttayru ev tehviy Bihir riyhu fiy mekânin sehıyk. (Hac/31)

………Allah’a şirk koşanların misali yüksekten aşağıya atılmış kuşların parçaladığı adamın misali gibidir. Yani öyle rahat rahat yukarıdan aşağıya inmeyecek, ininceye kadar sanki her taraftan onu parçalıyorlarmış gibi aşağıya inecektir. Diyor Allah resulü.

………Kabre geldiğinde iki melek gelecek soracaklar; Rabbin kim? Bilmiyorum der. Allah resulünü ifadesi ile  aah.. ah. Diyecek bilmiyorum. Peki dinin ne? Ona da diyecek bilmiyorum. Peki size içinden gönderilen bir elçi vardı, onun hakkında ne diyorsun? Onu da bilmiyorum. Veya diyecek ki insanların söyledikleri bir şeyler duydum ama benim fazla bir bilgim yok. Bir münadi de diyecek ki o yalan söylüyor. Ona cehennem ateşimden yaygılar yayın, cehenneme giden bir kapı açın, cehennem sıcağından ve onun derisinden içine sıcak havanın ulaşmasını sağlayın. Kabrini o kadar daraltın ki kaburgaları birbirine geçsin ve ona yüzü, elbiseleri, kokusu çirkin olan bir adam onun kabrine gelir. O da ona der ki hiç hoşuna gitmeyecek şeyleri sana haber vereceğim. Bir öncekinin tam tersi yani. O da ona diyecek ki sen kimsin? Ben senin dünyada yaptığın habis amellerinim diyecek ve Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah’a itaatte ağırdan alan, Allah’a isyana hızlıca koşan bir kişi olarak biliyorum. Allah sana kötülüğünün karşılığını versin.

………Sonra ona gözleri görmeyen, kulakları duymayan ve konuşmayan elinde bir balyoz bulunan bir kişi görünür. Bu balyozu bir dağın üzerine indirecek olsa o dağ toprak olur. Ona bu balyozla öyle bir darbe indirecek ki bu darbe ile kişi toprağın dibine iner. Sonra Allah onu eski haline geri getirir bir daha aynı şekilde olur. Adam öyle bir feryat eder ki insanlar ve cinler dışında her şey onun feryadını duyar.

………{Ek bilgi Hadis’in orijinali; Resûlallah ile birlikte Ensar’dan birisinin cenazesine katılmıştı. Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Resûlallah oturdu. Biz de, sanki başımızda bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk. Allah Resulü elindeki bir sopayla yeri çiziyordu. Başını kaldırdı. İki ve üç defa, “Kabir azabından Allah’a sığınırım.” dedikten sonra şöyle buyurdu:

………“Mümin kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer:

………‘”Rabb’in kimdir?’

………“’Rabb’im Allah’tır.’

………“’Dinin nedir?’

………‘”Dinim İslam’dır.’

………‘”Size doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?’

………‘”O zat, Allah’ın Resul’üdür.’

………‘”Bunu nereden öğrendin?’

‘”Allah’ın kitabını okuyup ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul ettim.’

………“İşte, Allah’ın, ‘Allah iman edenleri, dünya hayatında da ahirette de o sağlam Kelime-i Tevhid ile sabit kılar.’ (İbrâhim Sûresi, 27) âyetinin manası budur.

………“Sonra gökten bir ses gelir: ‘Kulum doğru söyledi. Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin. Ona cennet elbiseleri giydirin. Ona cennete bakan bir kapı açın!’

………“Ve ona cennetin rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri, gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir.”

………“Eğer ölen kâfir veya münafık ise, kabre konulduğu zaman ruhu bedenine ia­de edilir. İki melek gelir, onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer:

………‘”Rabb’in kimdir?’

………”Hı, hı? Bilmiyorum.’

………”Dinin nedir?’

……...‘”Hı? Bilmiyorum.’

………‘”Size, doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?’

‘………”Hı? Bilmiyorum.’

………‘”Sonra gökten bir ses gelir: ‘Bu, yalan söyledi! Ona cehenneme yaraşır bir yer hazırlayın. Ona cehennem elbiseleri giydirin. Ve ona cehenneme bakan bir kapı açın!’

………“Sonra cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgârı gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki, dağa vurulsa, dağı toz toprak hâline çevirir. Bu zebani ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki, insan ve cinlerin dışında, doğuda, batıda, dünyanın her tarafında bulu­nan bütün varlıklar bu dehşetli dar­beyi işitir. Ve o şahıs toprak hâline döner. Sonra ruhu tekrar iade edilir [bu şekilde işkence devam edip gider].”] (Müslüm/Cennet-71)}

………Bu nedir? Allah resulünün anlattığı bir ölüm sahnesi. Yani iki farklı insanın ölüm sahnesidir. Bir tanesi Allah’a iman etmiş ve salih amellerinin onu müjdeleyecek kadar çoğalmış olan bir insan var onun ölümünü anlattı, bir de ya kâfirdir inkârcıdır, ya da inanmıştır ama inancının gereğini yerine getirmemiştir. Yani kötü amelinin ona söylediği gibi. Ben seni Allah’a isyanda hızlı, itaatte ise gevşek olan kullardan buldum. Diyeceği tipte bir insandır. Allah resulü bunu ölen bir sahabenin başında diğer Müslümanlara söylüyor.

………Ölüm Allah’ın Kahhâr isminin en büyük tecellisidir ve hiç kimsenin ölümden kaçma, erteleme gibi bir lüksü, imkânı söz konusu değildir. Herkesin başına gelecektir. Allah ölümle bütün mahlûkatı ezmiş geçmiş, galebe çalmıştır.

………Kulun ne yapması lazım? Allah’ın bu Kahhâr ismi ile kendisini terbiye etmesi lazım, ara ara bunu kendine hatırlatması lazım. Allah resulünün yaptığı gibi ölüm sahnelerini, ölümden sonrasını düşünmesi lazım. Çünkü Allah Kur’an da öyle söylüyor.

………Ikterabe linNasi hısabuhüm ve hüm fiy ğafletin mu’ridun. (Enbiya/1)

………İnsanların hesabı yaklaştı, fakat onlar gaflet içinde yüz çevirmiş vaziyettedirler.

………Allah bunu kimin için söylüyor? Müşrikleri için söylüyor. Yani yazık o Müslümana ki bu ayetten bir payı olsun. Hesabı ona yaklaşmış olmasına rağmen o gaflet içerisinde ölümden, Allah’ın Kahhâr isminden, ahiret gününden yüz çevirmiş bir vaziyette hayatına devam eden adam. Yazıklar olsun o adama.

………Kişi kendini terbiye etmek istiyorsa Allah resulünün yaptığını yapacak, ölümü, ölümün hakikatini kişi kendisine hatırlatacak.

………Üçüncüsü ise; Allah kullarını belalar ve musibetler ile kahreder. Yani herkes Allah’ın musibetleri karşısında makûrdur. Hiç kimse O’nun bir musibeti geldiğinde onu reddetme hakkına sahip değildir. Siz hiç şöyle bir şey duydunuz mu? Ben şu hastalığı istemiyorum, bu bana çok ağır gelir, bunun yerine şu hastalığı bana verilirse benim için daha uygundur diye söyleyen kimse duydunuz mu? Mümkün değildir. Çünkü Allah birisi için bir bela, bir hastalık, bir musibet dilediğinde herkes ona boyun eğmek zorundadır, kimsenin itiraz etme hakkı yoktur. En’am suresinde Allah diyor ki;

………Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey’in Kadiyr. (En’am/17)

………Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, bu zararı Allah’tan başka giderecek hiç kimse yoktur. Eğer Allah senin için bir hayır dilemişse Allah her şeyin üzerinde kudret sahibidir. Yani hiç kimse Allah’ın dilemesini geri çeviremez.

………Hemen peşindeki ayette Allah;

………Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ, ve HUvel Hakiymül Habiyr. (En’am/18)

………O Allah kullarının üzerinde Kâhir olan Allah’tır, ve O el Hakîm (her şeyi hikmetli yapan) ve el Habîyr (her şeyden haberi olan) dir.

………Yani şunu diyor Allah benim insanlara zarar vermem onların boyun eğip zelil olması da benim insanlara hayır ulaştırmam, hiç kimsenin bu hayra engel olmaması da benim Kahhâr ismimin bir tecellisidir. Ben kahrederim, ben dilerim, ben irade ederim herkes te buna boyun eğmek durumundadır.

………Her insanın hayatında mutlaka Allah’ın Kahhâr ismi bu anlamda bir şekilde tecelli ediyor, yani şu hayatta sıkıntılı anlamda imtihan olmayan hiç kimse göremezsiniz. Kimi evladından imtihandadır, kimi maldan imtihandadır, kimi hanımdan imtihandadır, kimi Allah’ın bazı emirlerini yaşayamama noktasında bir imtihandadır, kimi kardeşleriyle imtihandadır vs. fakat yeryüzünde en rahat hayatı yaşayan insanlar da dâhil olmak üzere Allah’ın bir musibetle kendilerini terbiye edip kahretmediği hiçbir insan bulamazsınız, mümkün değildir. Çünkü Allah zarar diledi mi herkes boyun eğip itaat ettik ya rabbi demek zorundadır. Kimse ben bunu kabul etmiyorum diyemez. Hayır diledi mi herkes boyun eğip o hayrı kabul etmek zorundadır, geri çeviremez.

………Lakin Allah’ın Kahhâr ismi insanların hayatında tecelli edip zarar veya fayda ikisinden biri ile Allah kulunu imtihan ettiğinde insanlar genelde 3 kısma ayrılıyorlar.

………Birinci kısım insan Allah’ın iradesinin karşısında kendi iradesinin hiç bir şeye yaramadığını ve o ne isterse istesin sonunda Allah’ın istediğinin tecelli edeceğini bildiğinden ötürü hem Allah’a teslim olan, hem Allah’ın kaza ve kaderine sabır gösteren, rıza gösteren insandır. Bunlar insanların arasında ki en yüksek mertebeye sahip olan insanlardır. Bu insanlar için Allah Muhammed suresinde iki ayette mü’minlerle ilgili bir ifade kullanıyor. Hani bizim asrımızda diyorlar ya, asrımızın problemi stres hastalığıdır. Allah’ta mü’minlerin bundan uzak oluşunu anlatmak için diyor ki

……… ve asleha balehüm. (Muhammed/2)

………Seyehdiyhim ve yuslihu balehüm. (Muhammed/5)

………Allah o mü’minlere hidayet etmiş ve onların bâllarını ıslah etmiştir. Bâl ne demek? Onların düşüncelerini, fikirlerini, onların kaygılarını, onların endişelerini ıslah etmiştir. Nasıl? Allah’a teslimiyeti onlara kolaylaştırarak. İnsan teslim olduğu için artık derdi yoktur. Yani şunu biliyor insan. Kafamı şu duvara vursam da, çıkıp şurada oynasam da, ağlasam da, gülsem de Allah ne dilemişse o olacak. Yani şafak türküsü de söylesen, ağıtta yaksan, mersiye de söylesen, zafer marşı da söylesen başıma gelen bu sıkıntıda Allah neyi takdir etmişse O olacak. Madem benim iradem Kahhar olan Allah’ın iradesi karşısında kahrolmuştur, ezilmiştir niçin o zaman ben Allah’ın iradesine teslim olmak yerine düşünerek, hesap yaparak, plan yaparak niçin nefsime eziyet edeyim ki. İşte Allah’ın mü’minlere verdiği en büyük nimetlerden bir tanesi Allah’ın onların zihin dünyalarını berrak kılmıştır, öyle bir dertleri yoktur.

………Bir insan kendisine Müslüman diyor Allah’ın da kaderine iman ettiğini söylüyorsa, buna rağmen Allah’ın takdir ettiği şeyler hakkında çok fazla endişeleri, kaygıları varsa, çok kafası karışıyorsa kendi imanının onu hesaba çekmesi lazım. İmanının bir yerinde bir problem var içinde endişeler vardır. Ve ya Allah onun endişelerini ıslah etmiyor, bu konuda hidayet etmiyor demektir.

………Mesela insan bir musibet yaşadıklarında bazı ifadeler kullanırlar. İşte uykum gelmiyor, gece uyuyamıyorum. Niçin? İşleri iyi gitmediğinden dolayı. Hanımıyla kavga ettiğinden dolayı, çocuğuyla bir problemi olduğundan dolayı uykum kaçıyor diyor. Yediğimden içtiğimden hiçbir şey anlamıyorum diyor.

………Bir Müslümanın sadece Allah’ın dini için bir derdi olur o ayrı bir konudur. O peygamberlerin derdidir, şerefli olan bir derttir.

………Ama bunun dışında kalan dünyevi imtihanlarla ilgili insanın böyle bir derdi, takıntısı endişesi varsa, bu onun fikir dünyasını Allah’ın ıslah etmediğini gösterir. Bu da Allah’ın Kahhâr ismine hakkıyla teslim olmamasından ötürüdür.

………İkinci sınıf insan Allah’ın iradesinin mutlaka tahakkuk edeceğini bilir, bundan emindir, sabır da gösterir. Yani Allah’ın hoşnut olmayacağı, razı olmayacağı hiçbir şey yapmaz, fakat sabrıyla beraber teslim olup rıza göstermediğinden dolayı o sürecin kendisini yıpratmasına sebebiyet verir. Yani evet belki harama düşmez, günah işlemez, Allah’a isyan etmez fakat kendisini yıpratır. Yani bir süre sonra başına bir imtihan daha gelecek olsa ona göstereceği sabır bırakmaz, kendisini paralar. Çok fazla düşünür kaygılanır, kafaya takar, endişe eder o süreci belki atlatır ama o süreçten sonra kendisini de bitirmiş olur.

………Bir de bedbaht insanlar vardır, kendilerini Allah zanneden (Haşa) Konuşarak bazı sorunları çözeceklerine inanan, düşündüklerinde düşünerek bazı şeyleri çözeceklerine inanan, sağın solun kapısını çaldıklarında bazı şeyleri çözeceklerine inanan kendi iradeleri ile atacakları bazı adımların sonucu değiştireceğine inanan bazı insanlar vardır. Bunlar hem Allah’ın Kahhâr ismine kafa kaldıranlardır ki, kahrolmaya, perişan olmaya da mahkûmdurlar zaten. Hem sabır göstermediklerinden ötürü hiçbir şekilde bu sıkıntıdan ecir almayanlardır, hem de netice itibarıyla dünyalarını ve ahiretlerini perişan eden insanlardır. Onun için her şey ama her şey Allah’ın iradesinin karşısında Makûr olmak zorundadır, ezilmek zorundadır. Yani düşünün size biri sorsa dese ki sana göre büyüklük nedir, en büyük olan nedir dese, maddi olarak insanın aklına gelebilecek şey kâinattır. Allah diyor ki kâinat için

………Sümmesteva ilesSemai ve hiye duhanün fekale leha ve lil Ardı’tiya tav’an ev kerha* kaleta eteyna tai’ıyn. (Fussilet/11)

 ………Allah sonra semaya yöneldi sema duman halindeydi. Dedi ki semaya ve yere; Bana ister isteyerek, ister istemeyerek itaat edin dedi. Yer ve gök Allah’a dediler ki; biz sana gönülden bir şekilde sana geliyoruz dediler. Yani Allah gel dediğinde yerin ve göğün bile Allah’ın iradesinin karşısından yapacağı hiçbir şey yoktur. Koca dağlara parçalan dediğinde Allah’ın iradesine karşı gösterebileceği hiçbir şey yoktur. İnsanoğlu kimdir ki Allah onun için bir hayır dilediğinde, ya da bir şer dilediğinde insanın isteğine ve çabasına bağlı olarak Allah’ın insanı yaratmadan on binlerce yıl önce vermiş olduğu bir karar, sırf insan istedi diye değişsin bu mümkün değildir. Onun için en güzeli hem teslim olmaktır, hem hayrı Allah’tan istemektir, hem de başına bir şer geldiğinde o şerrin kaybolması ve defolması için insanlara değil o şerri sana getiren kimse, yani âlemlerin rabbi olan Allah’a yönelip senden o sıkıntıyı gidermesi için çokça dua edip yalvarmaktır.

………Allah üçüncü olarak O’nun Kahhar isminin karşısında boyun eğmek zorunda kalınan konu Allah’ın hüccetleridir. Allah ayeti kerimede Allah resulüne4 hitaben buyuruyor ki;

………Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid’ül Kahhâr. (Sad/65)

………De ki ben ancak bir uyarıcıyım Tek ve Kahhar olan Allah’tan başka da hiçbir ilâh söz konusu değildir.

………Ben sadece bir uyarıcıyım, yani Allah’ın bana vermiş olduğu delilleri sizlere ulaştıran, sizlere anlatan bir uyarıcıdan başka bir şey değilim. Fakat tek ve Kahhâr olan İlâh âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Yani bunu şöyle de anlayabiliriz. Allah kimin hidayet bulmasını dilemişse, ancak Allah’ın hüccetleri karşısında boyun eğip teslim olacak olanlardır. Kimin için de Allah hidayet dilememişse tüm dünyanın hüccetlerini ve delillerini onun karşısına getirseniz o adam sapıklık ve delalet içerisinde yüzüp gidecektir.

………Hem Allah resulüne bir ders veriyor Allah, hem de Allah resulünün üzerinden müşriklere de müminlere de ders veriyor. Yani ben sadece anlatırım, ama sizlerin gönüllerini boyun eğdirecek, bunu size kabul ettirecek olan bir kişi biliyorum o da Tek ve Kahhâr olan Allah’tır, O’nun dışında kimseyi bilmiyorum diyor. Bunu her Müslümanın kendisine hatırlatması lazım, sen çok iyi biliyor olabilirsin, çok iyi anlatıyor olabilirsin, herkesin elindeki şüpheyi en güzel şekilde çürütüyor ve tevhidi en güzel usullerle insanlara ulaştırıyor, anlatıyor olabilirsin. O haldeyken bile sen bir uyarıcıdan başka bir şey değilsin.

………Ben sadece bir uyarıcıyım diyor. Kahhâr olan kimdir peki? Mümin ol dediğinde adamın gönlünün boyun eğip evet teslim oldum ve mümin oldum ya rabbi dedittirecek olan varlık kimdir? Âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Onun için insanın kendisine davetin yükü yeter. Davetin neticelerinin yüküyle bir de kendi başına bela almamalıdır.

………Bazen insanoğlu Allah’ın ona yüklemediği bazı şeyleri farkında olmadan şeytanın da sağdan yaklaşmasıyla kendine dert ediniyor, dert ettiği bu şeyler de aslında insanın belini büküyor. Allah’ın asıl emir ve nehiylerine karşı insanda bir güç, bir sabır bırakmıyor. Mesela davet bunlardan bir tanesidir, zaten davetin yükü yeterince ağırdır, zaten insanlarla uğraşmak yeterince ağırdır, onların ezalarına, kötü sözlerine sabretmek yeterince ağırdır. Bir de sen neden falanca Müslüman oluyor, neden filanca Müslüman olmuyor, neden bu kadar uğraştım anlattım anlamıyor, ya da bu kadar emek verdikten sonra birde İslâm ı bıraktı gitti. Yani işin bu kısımlarını da dert edinirsen eğer, yani sanki senin iraden istemen, dert etmenle insanların iman etme sayısı artacak, İslâm’a rağbet oranları daha fazla artacakmış gibi kendini yanlış bir yere konumlandırmaya kalkarsan Allah muhafaza, dert edinilmesi gereken bir dertle, dert edinilmesi gereken dertlere karşı kendinde sabır bırakmazsın. Onun için Allah resulüne diyor; De ki ben bir uyarıcıyım, tek İlâh’ta Kahhâr olan Allah’tır. O’ndan başka hiç kimse değildir.

………Son olarak ta Kahhâr ismi Allah’ın Celâl isimlerindendir. Ne demek Allah’ın Celal ismi? Yani asla bir Müslümanın ahlak olarak kendisinde bulundurmaması gereken isimlerdendir. Allah’ın isimleri iki kısımdı bir Allah’ın Cemal isimleri vardı, bunlar güzellik ifade eden isimlerdi, bunlara Müslüman hem iman edecek hem de kendisinde ahlak olan bulunduracaktı. Allah Rahman’dır, mü’min de rahmetli olacak. Allah Refîk tir, Müslüman da yumuşak başlı rıfk sahibi olmalıdır gibi.

………Bir de Celâl isimleri var, Allah’ın azametini şanını, büyüklüğünü gösteren isimlerdir. İşte Allah’ın Kahhâr olması gibi, Mütekabbîr olması gibi.

………Bu isimler Allah’ın azamet ve büyüklüğünü ifade ettiği ve insanın da hiçbir zaman olamayacağı için, Allah’a karşı her zaman küçük kalmak zorunda olduğu için, bu isimlerin içeriğiyle ahlaklanmamalıdır. Kahır da bunlardan bir tanesidir. Yani insanları kahredecek şekilde, insanların üzerinde zulüm otoriteleri kuranlar Allah’ın Kahhâr ismine başkaldıran, bizim de bundan payımız vardır diyen insanlar gibidirler. Kim gibi? Firavun gibi. A’raf suresinde Allah diyor ki;

………Ve kalel meleü min kavmi fir’avne etezeru Musa ve kavmehu li yüfsidu fiyl Ardı ve yezerake ve alihetek* kale senukattilu ebnaehüm ve nestahyiy nisaehüm* ve inna fevkahüm kahirun. (A’raf/127)

………Mele’kavminden olanlar (Firavunun yakın çevresindeki seçkinler) Firavuna dediler ki sen Musa’yı ve Musa ile beraber kavmini yeryüzünü ifsat etsinler ve senin ilâhlığını, senin uluhiyetini terk etsinler diye onlara müsaade mi ediyorsun? Firavunu Müslümanlara karşı kışkırtıyorlar.

………Demek ki tepedeki firavunu müminlere karşı kışkırtma yeni bir şey değil, bu tarihten beri var olan bir adet. Hani şimdi bazı sözde insanlara din anlattığını zanneden adamlar oturdukları kürsülerde sürekli tepedeki insanlara müminleri şikâyet ediyorlar ya, aman bunlara fırsat vermeyin, bunların sesini kesin, aman bunlar örgütleniyorlar dikkat edin diye, aynı mantık. Çünkü gerçek din anlatıldığında onların bu güne kadar kurdukları saltanat yerle bir olacak, Güneş doğuncaya kadar ay bir iş görür, ama güneş doğduktan sonra artık ayın bir hükmü yoktur. Gerçek fecr doğuncaya kadar yalancı fecir iş görür, ama gerçek fecr doğduktan sonra yalancı fecrin hükmü yoktur. İnsanlar Kur’an ın ve sünnetin hakikatlerini duyduklarında artık hikâye, menkıbe bunlar insanlara etki etmemeye başlar. Çünkü Kur’an ve sünnet hüccettir, sultandır, insanların kalplerinin üzerine kurulan bir otoritedir. İnsanlar artık bunları duyduğunda boş şeyler, saçma hikâyeler, batıl kıyaslar insanları etkilemez. İnsanlar otoritelerinin sarsıldığını gördükleri zaman da baştakinin de gereken ehemmiyeti göstermediğini düşünüyorsa kışkırtmaya başlar. Sen Musa’yı ve kavmini yeryüzünü ifsat etsinler seni ve senin ilâhlarını terk etsinler diye mi serbest bırakıyorsun.

………Firavun dedi ki; kale senukattilu ebnaehüm ve nestahyiy nisaehüm* ve inna fevkahüm kahirun biz onların erkek çocuklarını öldüreceğiz, onların kız çocuklarını da diri bırakacağız. Çünkü biz onların üzerinde Kâhir olanlarız, onları ezip geçen otoriteleriz dedi. Bu firavunun ahlakıdır.

………Peki, Allah ne yaptı? Allah onu ve onun kahır gücünü, ordusunu öyle bir yerin dibine geçirdi ki, öyle bir suyun içinde boğdu ki, öyle bir helak ile helak etti ki Bu sözü söylediklerine veya böyle inandıklarına ebedi pişman olacakları bir ceza ile onları cezalandırdı.  Onun için bu firavunların ahlakıdır. Yani birinin elinin altında yönetiminde birileri varsa onları kahretmesi, onların üzerinde Kahhar olması bu firavunların ahlakıdır. Onun için ilk inen ayetlerde Allah Resulüne ne dedi?

………Feemmel yetiyme fela takher. (Duha/7)

………Sakın yetimi küçük düşürme, sakın yetimin üzerine kahhar olup onu ezip geçme dedi. Niçin bunu söyledi? Çünkü aynı müşrik toplumda olduğu gibi, Mekke de ki, güçlü olan müşrikler de güçsüz olanları eziyorlardı. Mal sahibi olanlar köle olanları eziyorlardı, yetim olan, kimsesiz olan aşireti olmayan insanlar kapı kapı dolanıp insanlar tarafından hakarete uğrayıp kovuluyorlardı. Allah daha ilk indirdiği ayetlerde Resulüne dedi ki Kahır sıfatını kendinde bulundurma. Yetim birini gördüğünde ona kanat ger, kucak aç, sakın onu horlayıp, aşağılayıp kapından kovma dedi. Onun için bir Müslüman Allah’ın Celâl isimleri ile asla ahlaklanmaz, nefsinde böyle bir eğilim olduğunu bilen bir insanın da mutlak bir surette bunu terbiye etmek için bir çaba ortaya koyması gerekir. Çünkü Kahhar olan Allah’tır Kahhar da sadece Allah’ın bir sıfatıdır.

………Allah Teâlâ bizleri Allah’ın güzel isimlerinden ve yüce sıfatlarına hakkıyla iman eden ve Allah’ın Cemal isimleri ile ahlaklanan, Celâl isimleri karşısında da boyun eğip haddini bilen kullarından eylesin. Allah bizleri merhametine nail ettiği, kendi rahmetiyle azabından koruduğu affıyla cezalandırmaktan muaf tuttuğu kullarından eylesin. Allah bize güzel isimleri ile O’na dua etmeyi, kulluk etmeyi, O’ndan isteyip O’na sığınmayı bize müyesser kılsın. Bize isimlerinin fıkhını öğretsin. Bizi bir şeyde fakih kılacaksa, bir şeyin ilmini öğretecekse kendi güzel isimlerinin ve yüce sıfatlarının fıkhını bize öğretsin. Allahümme amin. (E. Hanzala esma ders. derleme)

………**********************************************************************

………ELKAHHÂR

………Allah Teâlâ kendisi dışındaki bütün varlıklar üzerinde kahhar oluşunu, galip oluşunu göstermiş ve göstermektedir. Yokluk üzerinde dilediği şekilde varlığa dönüştürerek, varlık üzerinde kendi kurallarına uygun şekilde yaşatarak, dışında bir yaşamayı seçmeyi elinden alarak, kendi isteği dışında hiçbir varlığın devam ettirme gibi bir imkâna sahip kılmayarak, koyduğu kurallara (zaman, terbiye…) uymak zorunda bırakarak, varlığı kademe ile veya ani olarak fenaya yaklaştırarak, her şeyi zıddıyla bir arada tutarak (geceyi günsüz, nuru zulmet, sıcağı soğuk ile..), varlığı yok etmek ve ölüm ile, insan bedenini birbirine zıt unsurlardan (hararet, burudet, rutubet, yubuset) oluşturarak, latîf ruh ile kesif bedeni bir arada tutarak göstermiştir.

………Bu kahr = üstünlük mekân ve cihet üstünlüğü değil hakimiyet ve kudret üstünlüğüdür. Allah kendisine üstün gelinmesi ihtimali bulunmayan yani mağlup olması, muhtemel olmayan bir müessirdir. Her vechile üstün, daima galip. Kahrı ve kudreti karşısında her şey ve herkes âcizdir.

………Kur’an’da yer alış biçimi açısından bakıldığında hiçbir yerde tek başına müstakil olarak gelmemiş, geldiği her yerde vâhid ismiyle birlikte el Vâhidü’l-Kahhâr şeklinde gelmiştir. Marife olarak gelmiştir. Kahhâr şeklinde geldiği yerler :

………1 – “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmaya hakkımız yoktur. Bu (tevhid) bize ve bütün insanlara Allah’ın bir lütfudur, ama insanların çoğu şükretmezler.

………Ey benim zindan arkadaşlarım (düşünün bir kere) çeşitli tanrılar mı iyi yoksa her şeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allah mı?

………Siz O’nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı bir takım (anlamsız boş) isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş (onlara güç vermemiş) tir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O yalnız kendisine tapmanızı emretmiştir işte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf/38-39-40)

………2 – “Göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez Allah’a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzayıp kısalarak O’na secde etmektedirler)

………De ki: Göklerin ve yerin Rabbı kim? De ki: Allah. O halde O’ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyen veliler mi edindiniz? De ki: Körle gören yahut karanlıklarla nur bir olur mu? Yoksa Allah’a O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da (ikisinin) yaratılma(sı) birbirine benzer mi göründü?  Deki her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O tektir kahreden (her şeye üstün gelen) dir.” (Ra’d/15 -16)

………3 – “Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa tuzakları dağları yerinde kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları Allah’ın yanındaydı. (Allah onların tuzaklarını bozar cezalarını verirdi).

………Sakın Allah’ı elçilerine verdiği sözden cayar sanma. Çünkü Allah daima üstündür( aziz), öc alandır.

………O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. Bütün insanlar tek ve kahredici Allah’ın huzurunda durur.

………Ve o gün suçluları birbirine yaklaştırarak (veya elleri ayaklarına yaklaştırılarak) zincirlere vurulmuş görürsün.

………Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamaktadır.

………Allah her nefsi kazandığıyla cezalandırmak için (böyle yapar). Şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.” (İbrahim/46-47-48-49-50-51)

………4 – “De ki: Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah’tan başka tanrı yoktur.

………O göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi’dir, daima üstündür (Aziz) çok bağışlayandır (Gaffâr).” (Sad/65-66)

………5 “Eğer Allah çocuk edinmek isteseydi yarattıklarından dilediğini seçerdi. O (bundan münezzehtir) yücedir. O tek ve kahredici Allah’tır.

………Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. Güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki o aziz ve çok bağışlayandır.

………Sizi bir ek candan yarattı, sonra ondan eşini meydan getirdi ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. (Deve, öküz, koyun, keçi). Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya (nutfeden alakaya, alakadan et giydirilmiş kemiklere) geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz  Allah budur. Mülk onundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Nasıl (Ona kulluktan şirke) çevriliyorsunuz?

………Eğer nankörlük ederseniz şüphesiz Allah sizin imanınıza muhtaç değildir. Fakat kulları için küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizin için on arazı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir, O size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü o göğüslerin özünü bilir.” (Zümer/4-5-6-7)

………6 – “O dereceleri yükselten, arşın sahibi, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir ki buluşma gününe karşı (insanlar) uyansın.

………O gün onlar ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (Ve sorulur onlara) Bugün mülk kimindir? Tek ve kahredici olan Allah’ın.

………Bugün her can kazandığıyla cezalanır. Bugün zulüm yoktur. Allah hesabı çabuk görendir.

………Onları yaklaşan güne karşı uyar. Zira (o gün) yürekler (korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır (kederlerini) yutkunur dururlar. Zalimlerin ne bir dostu, ne de sözü tutulur bir aracıları yoktur.

………(Allah) gözlerin hain (bakışlar)ını ve göğüslerin gizlediği düşünceleri bilir.

………Allah adaletle hükmeder. O’ndan başka çağrıldıkları (tanrılar) ise hiçbir şeye hükmedemezler. Çünkü işiten, gören yalnız Allah’tır. (Putlar ne işitir, ne de görürler. İşitmeyen, görmeyen nasıl hüküm verebilir?)” (Mümin / 15-16-17-18-19-20)

………Diğer iki âyette ise KÂHÎR şeklinde geçmektedir.

………7 –“O’dur ki geceleyin sizi öldürür (gibi uyutur), gündüzün ne işlediğinizi bilir, sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O’nadır, sonra yaptıklarınızı size haber verecektir.

………O kullarının üstünde tek hâkimdir. Size koruyucu (melek)ler gönderir, nihayet birinize ölüm gelince elçilerimiz onun canını alırlar, onlar (bu hususta) hiç geri kalmazlar.

………Sonra o (can)lar gerçek tanrı olan Allah’a döndü(rülüp götü)rülürler. Doğrusu hüküm, yalnız O’nundur. O hesap görenlerin en çabuğudur.

………De ki: Gizli ve açık olarak bizi bundan (bu güç durumdan) kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız” diye O’na yalvarıp yakardığınız zaman karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarıyor? 

………De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarıyor sonra siz yine O’na ortak koşuyorsunuz.

………De ki: O sizin üzerinize üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeğe, ya da sizi parti parti birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını, tattırmaya kaâdirdir.” Bak anlasınlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz.

………O (Kur’an) gerçek iken kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size vekil değilim.

………Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bilirsiniz.” (En’am/60-61-62-63-64-65-66-67)

………8 – “Allah sana bir zarar dokundursa onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa şüphesiz  o her şeyi yapabilendir.

………O kullarının üstünde tam hâkimdir (onları, istediği gibi yönetir). O her şeyi  yerli yerince yapan (hakim) (her şeyi) haber alandır. (habîr)” (En’am/17-18) 

………Bütün bu kullanımlar Mekke’de inen sure ve âyetlerde göze çarpmaktadır.

………Bütün bu âyetlerde ortaya çıkan gerçek Allah’ın hâkimiyet ve kudrette kullarına galip olduğu, onları, isteseler de istemeseler de kendi irade ettiği istikamete yönelttiği ve kendi istediği gibi yönettiğidir.

………İnsan telaffuz etse de etmese de aslında Allah’ın koyduğu kanun ve kurallara teslimiyetle hayatını sürdürdüğünü, yücelttiği şeylerin ne şekilde yüceltirse yüceltsin isterse doğa kanunları diyerek uyma zorunda olduğunu belirterek acizliğini ifade etsin Allah’ın kendi hayatı üzerindeki hükümranlığının sınırsızlığını kabullenmiş olur. Dili itiraz etse, başka şekilde ifadelerde bulunsa bile hayatını ister istemez tâbi kıldığı kanunlar asılda bu hükümranlığın beyanından ibarettir.

………Bununla beraber Allah öyle Kahhâr veya Kâhir bir Rab’dır ki koyduğu kanunlar üzerinde de hükümrandır, o kanunların kendisi üzerinde hükümranlığına imkân vermez. Mucizeler bunu gösterir.

………Bu isim Allah’ın, mahlûkatına bazen ağır, meşakkatli, üzücü haller verebileceğini ifade eder. Verince kimse kabul etmemezlik edemez. O’nun tedbir ve takdiri dışına hiç kimse çıkamaz. Hep kendisi galip gelir, hiç kimse kendisine direnemez ve galip gelemez.

………O’nun her şey üzerine kahhar olması:

………1 – Onlarda dilediği şekilde tasarruf edebilmesi,

………2 – İradesini onlar üzerinde geçerli kılabilmesi,

………3 – İstediğini istediği şekilde yapabilmesi anlamına gelir (öldürür, cezalandırır, rızıkları daraltır ve genişletir, hidayet eder, dalalete düşürür, affeder, bağışlar, örter, görmezden gelir, tehir eder.

………Kendisi Hâlik’tır, masivası ise mahlûk. Masivasını yaratmayı murad edince itirazsız olarak, direnmeksizin kahrına boyun eğdiklerini iradesine teslim olup var olmakla göstermişlerdir.

………O’nun iradesine teslim olmayan, kuralarına uymayan bir tek kul veya mahlûk yoktur.

………Allah öyle Kahhâr’dır ki hiçbir şey O’nun kudretine iradesine karşı koyamaz, duramaz. O kimin zilletini murad ederse ne yaparsa yapsın zelil, kimin izzetini murad ederse insanlar ne yaparlarsa yapsınlar Azîz olur. Kime ömür verirse yaşatır, vermezse ne yaparsa yapsın ölür, yaşayamaz. O dilediği yaratır. O dilediğini yaşatır, dilediğini öldürür.

………Bu isim genel olarak ceza ve azapla ilgi kurularak anlaşılır. Kur’an ise bize bu ismin, hak sahibi olarak adaletle hüküm süren, karşısına hiç kimsenin çıkamayacağı tek hükümran  ve galip anlamına geldiğini anlatmaktadır. Ama bu ismin gereği olarak da karşısına çıkmak cüretini gösterenlere hak ettikleri cezayı da verir Allah.

………Allah’ın kahhar oluşu bir mücadele neticesi ortaya çıkmış değil zat itibarıyla öyle olduğunu gösteren bir durumdur. Halik bir ve Allah olduğundan, mahlûkatın asla Halik konumuna gelemeyeceğinden hareketle halikın mahlûkatı üzerindeki konumuyla ilgili bir durumu ifade eder. İnsanın mum, çamur, resim, çizgi üzerinde daha doğrusu kendi ürettikleri üzerindeki kahrı galebesi gibi.

………El-kahhar odur ki mahlûkları içinde zorbaları, azgınları ukubetle ezer, bütün mahlûkatına da onları öldürmekle galebe eder. (Hattabî)

………Kahır-lütf ve ikisi arasındaki fark: Bil ki bu iki kelime sufilere ait iki tabirdir. Onlar bununla kendi hallerini izah ederler. Sufilerin Kahr sözünde maksatları, Hakk’ın teyit ile şahsî isteklerinin fani kılınması, nefsin arzulardan menedilmesi ve bunlar olurken kendilerine ait bir muradın olmamasıdır. Lutf sözünden maksat, sırrın bekâsı, müşahedenin devamı ve istikamet derecesinde halin karar kılması konusundaki Hakk’ın teyididir.

………Bir hadde kadar ki bu hususta bir taife, Hakk’tan keramet, muradın hasıl olmasıdır, (kul neyi dilerse Hakk’ın onu yapması ve dileği kabul etmesidir) demişlerdir. Bunlar ehli lütuf olanlardır.

………Diğer bir taife de şöyle der: Keramet Hakk Teâlâ’nın kulu onun muradından kendi muradına döndürmesi ve muradsız olarak onu kahretmesidir. Öyle ki susuzluk halinde denize gitse (nefsin muradı yerine gelmesin diye) deniz kurur. (….)

………Sözün kısası bizim kendimiz için yapmış olduğumuz tercih hakkımızda belâdır. Ben Hakk’ın beni âfetten muhafaza edeceği nefsimin şerrinden kurtaracağı bir halde bulunmaktan başka bir şey istemiyorum. Şayet Allah beni lütfuna mazhar kılarsa, kahrını temenni etmem. Onun tercihi karşısında benim bir ihtiyarım ve tercihim yoktur. (Lütfun da hoş kahrında hoş derim). Muvaffakiyet Allah sayesindedir, bize Allah kâfidir. O ne hoş bir yoldaştır. (Hucvirî Keşfül Mahcub, 528)

………Hakk’ın yardımıyla nefsi ezmek, arzularını kırmak ve onu dizginlemek. Bazı velîler kahr, bazıları lütf sıfatına mazhar olurlar. Birincisi vahada sahra hayatı, ikincisi sahrada vaha hayatı yaşar.

………Büyük sufiler Hakk’ın kahr ve lütuf sıfatlarıyla ecellî etmesini aynı derecede gönül rızasıyla karşılarlar.

………Câna cefa ya kıl safâ –

………Kahrın da hoş lütfunda hoş,

………Ya derd gönder ya deva,

………Kahrın da hoş lütfun da hoş.

………Ey lütfu hem kahrı güzel 

………Senden hem ol hoş hem bu hoş.  (Eşrefzâde)

………Halîmî, “Kâhir, kullarının işlerini dilediği şekilde düzenleyen, idare eden, onlara üstün ve egemen olandır. Bu isim zor ve ağır olan, üzen ve sıkıntıya sokan bir anlam içerir. Allah dilediği kimselerin hayatını veya bazı organlarını çekip alır. Hiç kimse buna karşı koyamaz. Dolayısıyla Allah’ın takdirinin dışına çıkmak veya O’nun sevk ve idaresini geri çevirmek mümkün değildir. Kahhâr ise hiçbir şekilde mağlup edilemeyen ve üstün gelinemeyendir.”

………Bu ismi ile Allah;

………1 – Kendisi dışındaki bütün varlıklara boyun eğdirip onlara üstün gelmiştir.

………2 – Varlıkların mukadderatını elinde tutar,

………3 – Varlıklar üzerinde dilediği şekilde tasarrufta bulunur,

………4 – Varlıklar üzerinde üstünlüğünü ve dilediğini yapabileceğini değişik şekillerde gösterir.

………5 – Kanunları üzerinde de üstündür, kanunların kendi iradesi üzerinde etkili olmasın ada imkân vermez,

………6 – Allah’a karşı hiç kimse itiraz edemez, direnemez,

………7 – Varlıkları içerisinde dilediklerini (zorbaları, azgınları) cezasıyla ezer, bütün varlıkların ölümünü elinde tutar.

………Rasûlallah’ın (s.a.v) nasibi ;

………1 – Allah’ın yegâne Kâhir ve Kahhâr olduğunu bilir, inanır ve davranışlarına da bunu yansıtırdı, semada bir kara bulut gözüktüğünde herkes yağmur geliyor diye sevinirken O, kahrı da gelebilir diye korkardı,

………2 – Nefsinin isteklerine karşı galebesini göstermiş, neticede nefsi de Müslüman olmuş (veya kendisine telim olmuş)tur,

………3 – Öfkesine karşı galebesini göstermiş ve âdil olmuştur.

………4 – Dünyaya karşı da galebesini göstermiş dünyadan kifaf-ı nefs edecek kadarını istemiştir,

………5 – Şeytana karşı galebesini şeytanın vesveselerine, isteklerine uymayarak göstermiştir,

………6 – Allah’ın mutlak galibiyetine inanmış ve her işinde de ondan başkasına dayanmamıştır,

………7 – Tek başına risaleti üstlenerek galip olan Allah’a, Allah’ın insanlar üzerindeki galibiyetine güvendiğini göstermiştir,

………8 – Allah’ın kahrından, yine O’nun lütfuna sığınırdı,

………9 – Allah’ın dışındaki bütün varlıklara karşı onlardan istiğna ederek galip olduğunu, yalnızca Allah’a muhtaç olduğun göstermiştir.

………Kullara düşen ise:

………1 – Mahlûkat üzerinde Allah’ın galibiyetine, mahlûkatın Allah’ın üstünlüğünü kabul ettiğine inanmak,

………2 –Yalnızca Allah’a dayanmak, güvenmek,

………3 – Düşmanlarına karşı (nefsi, şeytan, dünya…) galip gelmek, isteklerini dinlememek,

………4 – Mahlûkata karşı istiğna göstermek,

………5 – Allah’ın kahrından lütfuna sığınmak,

………6 – Allah’ın kahrıyla muamele edeceği korkusuyla razı olacağı davranışlarda bulunmak,

………7 – İradesini, iradesi üzerinde galip ve üstün olan Allah’ın iradesine teslim etmek.

………8 – Eşya  üzerinde üstünlüğünü, terk ederek, ihtiyaç olmaktan çıkartarak göstermeli.

………9 – Dünya  ve nefsi üzerinde de öyle. (Birlik vakfı)

………“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

………Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 18 Mayıs 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: