RSS

ESMA DERSLERİ – 24 – EL VEHHÂB (55.Video)

01 Haz

……… “Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

………“BismillahirRahmanirRahıym”

……….El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

. ………Rabbişrah liy sadriy;

……… Ve yessirliy emriy;

……….Vahlül ukdeten min lisaniy;

………Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

………Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni.

…….. Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80)

……..Rabbim girdiğim yere, girdiğimiz yere, sana, imana, Kur’an a, hakikate sadakatle girdir, çıktığım ve çıktığımız yerden sana, imana, Kur’an a, hakikate sadakatle çıkar ve bize bu sadakati koruyacak bir güç ver ya Rabbi. Amin, amin, ya mu’in..!

……..Değerli dostlar bugün 55. Esma dersimizde yine beraberiz Rabbe hamd olsun. Bugün inşaAllah iki isim işleyeceğiz, işlemeye çalışacağız; Vehhâb ve Vâhid isimleri. Önce Vehhâb isminin lügavi çerçevesinden girmek istiyorum her zaman olduğu gibi.

……..El Vehhâb; karşılıksız veren, bağış yapmada eşsiz ve benzersiz olan, kendisinden bedelsiz istenilen, verdiklerinin hiç birinden bedel beklemeyen, mutlak ve sonsuz özne demektir. Dilimize de geçmiş hibe, falan falana hibe etti. Hibe bağış ile karşılanıyordu Türkçe de, kişinin kendisine ait bir şeyi bir başkasına karşılıksız olarak vermesine hibe diyoruz. Hibe de 2 şey var mecburi 1 – vermek, 2 – herhangi bir şey beklememek. Sadece istememek değil, beklememek te, yani hibe eden hibe ettiğinden bir şey istemediği gibi bir şey de beklemez, beklenti içine de girmez. Çünkü beklenti de bir karşılıktır.

……..vehebna lehu İshaka.. (Meryem/49) alınız hibe kökünden bir kelimeyle karşı karşıyayız. Biz ona İshak’ı hibe ettik. Rabbimiz Hz. İbrahim’e İshak AS. ı hibe etmiş. Yani hiçbir karşılık beklemeden vermiş. Esasında herkese vermiyor mu, herkese hibe etmiyor mu, oraya geleceğiz. Kur’an da vehebna gibi fiillerle gelen tüm hadiseler olağanüstü hadiselerdir. Hz. Zekeriyya’nın duası

……..Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten, inneKE Semiy’ud du’â’. (A. İmran/38) Rabbim bana hibe et, tertemiz bir evlat hibe et.

……..Şimdi bu gibi hadiselerde Hz. Meryem’in duasında da hibi vardır. Hz. Hanne’nin duasında da hibe vardır, Hz. Zekeriyyanın duasında hibe vardır, Hz. İbrahim’in duasına icabette hibe vardır. Hz. Davud’un duasında Hz. Süleyman’ı isterken hibe vardır. Yani bütün bunlarda esasında kendi isteği ile elde etmeye çalışsa elde edemeyeceği bir şey manası vardır. Hz. İbrahim kendi arzusuyla bir evlat elde edemezdi. Çünkü yasalar açısından, Rabbimizin kanunları açısından evladı olmamıştı. Ama Rabbimiz orada müdahil oldu, hibe etti. Yasaları aşan bir şey. Hz. Zekeriyya da öyle. Evlat sahibi olmamıştı, rabbimiz ona da yasaları aşan bir müdahaleyle verdi. Hz. Meryem’e hibe edildi Hz. İsa. Ona da yasaları aşan bir yolla hibe edildi. Hz. Hanne’ye, ona da çünkü ömrünün sonuna kadar bir evlat sahibi olmamıştı ona da hibe edildi.

……..Peki burada şöyle bir sual gelir; Hz. Davud’a hibe edilen ne? Hz. Davud’ – Hz. Süleyman, öyle bir durum yoktu. Hayır orada da hibe var. Hz. Davud bir çocuk istemedi, hz. Davud hikmet ve hüküm sahibi bir çocuk istedi yani özel bir çocuk istedi, orada da hibe vardı. Dolayısıyla Hibe; İbrahim, Hanne, Meryem, Zekeriyya, Davud AS. ecmain, hepsine birden salât ve selâm olsun bu kişilere rabbimizin verdiği olağan dışı bir nimete delâlet eder.

……..Hibe ile ‘iğta arasında fark var, ‘İğta vermek, hibe de vermek. Hibe mülkü olacak şekilde vermektir. ‘iğta ise geri almak için vermeye de ‘iğta denir, alıcısına ulaşması yeterli. Ne için olduğu, daha sonra geri alınıp alınmayacağı âriyeten verilebilir ödünç diyoruz ya öyle verilebilir, kullanıp geri ver diye verilebilir, veyahut ta mülkiyeti benim olsun kullanımı sana ait olsun diye verilebilir. Bütün bunlar ‘iğta dır. Ama hibe mülkü senindir şeklinde vermek.

……..Hibe ile hediye arasında fark var, hediye veren ile alanı birbirine yaklaştıran, ya da yaklaştırma amacı taşıyan vermedir. Yani vereyim de bana yakın olsun. Allah vereyim de bana yakın olsun beklentisi ile vermez. Öyle verseydi eğer verdiği her kul kendisine yakın olmak zorunda kalırdı. Oysa ki O inkârcıya da verir, kâfire de verir, mülhide de verir, müşrike de verir. Zaten müşriki yaratması onu vermesidir, varlığı vermektir zaten.

……..Hibe ile Nimet arasında da fark vardır, nimet özünde iyi olan vermeye denir, yani nimet olduğu zaman mutlaka özünde iyi güzel helaldir, temizdir. Ama hibe öyle değil haramdan da hibe olabilir. Bir kimse haramdan kazanır hibe eder. Dolayısıyla hibe ilke nimet arasında böyle bir fark var.

……..Vehhâb; mübalağa ile ismi fail, yani hep veren, çok çok veren, daima veren. Mübalagalarda iki vurgu vardır, biri fiilin en yüksek derecesi yani en çok veren. İkincisi fiilin sürekliliği. Biri fiilin yani dikeyine, diğeri yatayına zaman içerisinde. Dikeyine olan verenlerin içinde en yüksek veren. Yatayına olan ise sürekli veren, hep veren. Öyle değil mi, en nankörü nefes alarak yaşıyor her nefes Allah’ın hibesidir, kulun kazandığı bir nefes yoktur.

……..Nazari çerçeve şöyle kısaca çizmeye çalışalım. Kur’an da kullanılan tüm isimler ve fiiller sadece Allah’a hastır, her şeyde böyle değil, her maddede böyle değil. Bu maddeden Vehhâb isminin kökünde Kur’an da ne kadar isim ve fiil geliyor hepsi Allah’a isnaden kullanılıyor. Bu da çok özel bir madde olduğunu gösteriyor.

……..Vehhâb sadece O’dur, zira her bağışçının bağışladığı kendisine Allah’ın hibe ettiğidir. Onun için insanların içinde bu Vehhâb dır diye birini göstersek, bu çok bağışlar, çok hibe eder, çok verir diye. Esasında o hiçbir şey vermez, özüne baktığınızda onun verdiği her şey Allah’ın ona verdiğidir. Esasında Allah dışında birini vermesiyle öven aslında Allah’ı över, çünkü gerçekte veren O’dur. Onun için ekmeğe değil ekmeğin sahibine teşekkür edilir. Ekmek teşekkürü ne bilsin, ekmeği verene teşekkür edilir.

……..İnsan da bağışladığı şey de o şeyi kendisine bağışladığı insan da Allah’ın hibesidir. Şimdi biri birine bir şeyi hibe ediyor, hepsi hibe burada. Veren Allah’ın hibesi, verilen Allah’ın hibesi, verdiği Allah’ın hibesi, bir hibe daha var verme isteği Allah’ın bir hibesi. Allah o arzuyu vermese, vermeyi vermese veremezdi. Onun için vermeyi ver ya Rabbi diye dua etmek lazım. Vermeyi, verme aşkını ver ki vereyim, vermeyi sen bana hibe etmezsen ben neyi vereceğim, vereceğimi hibe etmezsen ben neyi vereceğim, bini hibe etmezsen ben neyi vereceğim, vereceğim kimseyi hibe etmezsen ben neyi vereceğim..!

……..Bir vermede kaç teşekkür varmış meğersem, meğer verdiğimiz için teşekkür beklemek yerine dört kez teşekkür etmemiz gerekiyor. Ya rabbi veren beni verdin şükrolsun, verdiğimiz verdin şükrolsun, verdiğim kişiyi verdin şükrolsun, bana verme arzusunu verdin şükrolsun. Onun için verip te bir de teşekkür beklemek yerine verip dörtte teşekkür etmek lazım.

……..Bunun en güzel örneklerini Kur’an da hayatın içinde görüyoruz değil mi? Hz. İbrahim, Hz. Hanne. Hz. İbrahim rabbimizden en büyük hibeyi alan kullardan idi. Ömrü boyunca çocuksuzlukla imtihan edilmişti, ömrünün sonunda rabbimiz ona bir evlat bağışladı, hibe etti, tam bir hibe. Bazı kaynaklarda 90 yaşında bazı kaynaklarda 120 yaşında olduğu zikredilir. Yani şu veya bu, çok fazla şey değil ama her tür beklentinin kesildiği bir dönem. Ama rabbimiz hibe edince demek ki bir alt yasa bir üst yasayla aşılıyor. Rabbimiz koyduğu kanunlarına göre işletiyor kâinatı, fakat koyduğu kanunun mahkûmu değil hakimi olan bir Allah olduğuna da iman ediyoruz. Onun için bu manada zaten kanunlarına mahkûm olan bir Allah, Allah olamaz. El Hâkim olamaz, el Hakîm de olamaz. Kanunlarına gücü yetmeyen kanunun sahibi değildir kanun ona sahiptir. Ama bu demek değildir ki keyfine göre kanun koyar, hayır. Keyfine göre koymaz, o da O’nun sünneti. Çünkü O sünnet sahibi bir Allah’tır.

……..Hz. İbrahim evladı aldı, hibeyi aldı, peki ne yaptı? Teşekkür etti. Nasıl teşekkür etti? Aldığını Allah’a kurban ederek. İşte hibenin teşekkürü aldığını rabbine kurban etmek. Peki orada bir yanlış vardı, zaten Kad saddakterrü’ya.. (Saffat/105) sen rüyayı tasdik ettin, oysa rüya te’vil edilirdi, tabir edilirdi, sen tasdik ettin. Tabir etmeliydin ama tasdik ettin. Tasdik edince yanlış oldu. İnsanlık tarihinde yoldan çıkmış inançlar insanı hayvan yerine koyup kurban ederler. Sen insanı hayvan yerine koyma ey İbrahim, Hayvanı hayvan yerine koy. Çünkü hayvan insana musahhar kılındı, insan sa rabbine. Allah’a kurban olmanın yolu insanla hayvan arasında değişir. Hayvanı Allah’a kurban edeceksen kes. İnsanı Allah’a kurban edeceksen yetiştir. İnsanın Allah’a kurban olması yetiştirilmesidir, terbiyesidir, rabbin rububiyyetine uygun bir terbiye ile yetiştirilmesidir. O zaman yetiştir kurban olmuş olsun, nezzet kurban olmuş olsun, ada kurban olmuş olsun, tebettül et  ve tebettel ileyhi tebtiyla. (Müzzemmil/8) dolayısıyla Hz. İbrahim mesajı aldı.

……..Hz. İbrahim’e kadar gelen dini geleneklerde zaten insan kurban ediliyordu ve rabbimiz bundan razı değildi, doğru değildi. Aslında Habil ve Kabil ile kurbanın nasıl olacağı göstermişti. Fakat insanlık yoldan çıkınca bu ilahi öğretiyi unuttu, yoldan çıktı birbirini kurban etmeye başladı. İşte Mısır’a bakire kızlar kurban edildi, işte batı geleneklerinde, özellikle İskandinav geleneklerinde bakire kızlar tanrılara kurban edildi. İşte doğu geleneklerinde hindu geleneği, Budist geleneği, daha öncesinde Brahmanist gelenek hepsinde insan kurban edildi. Oysa ki Allah’ın arzusu bu değildi, insanın kurban edilmesi insanın Allah’a yaklaşmasıdır, her adımınız bir kurbandır. Onun için her ibadet kurbandır, sadece kurban kesmek kurban değildir. Namaz kurbandır, sizi Allah’a yaklaştıran her şey kurbandır. Oruç kurbandır, hacc kurbandır, nasihat kurbandır, zekât kurbandır, emri bil ma’ruf bir kurbandır, cihad kurbandır. Yani Allah’ a ne ile yaklaşıyorsanız o kurbandır. Hatta sizi Allah’a en çok yaklaştıran en büyük kurbandır.

……..Bazen kurbanınız sizi hiç yaklaştırmaz da bakarsınız bir güzelliğiniz yaklaştırır. Bazen kestiğiniz hayvan hiç yaklaştırmaz da bazen kestiğiniz kötü bir huyunuz Allah’a daha çok yaklaştırır. Dolayısıyla sizi, insanı Allah’a yaklaştıran ne varsa o kurbandır. Çünkü sisi Allah’a yaklaştırıyor.

……..Hz. İbrahim’e verilen de buydu, Hz. Hanne içinde aynı şey. O dua etmişti rabbinden, bir yavru istemişti Allah’ta ona; İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy. (A. İmran/35) Hani İmran’ın kadını demişti ki Rabbim ben karnımdaki doğurmamış olduğum yavrumu sana adadım, benden kabul buyur. Birgün bir ağacın altında otururken bir anaç kuşun bir yavru kuşun ağzında gıda getirdiğini görmüş ve ya rabbi bir yavru da bana versen de şöyle besleseydim diye yüreği Allah ile konuşmuş. Bazı dualar kalbin Allah ile konuşmasıdır o dualar ret olunmaz. Öylesi dualar doğrudan bağlantıdır. Onun için bazen kapsama alanına girer insan kapsama alanına girdi de duayı etti mi frekansı tutturmuştur ve işte hani derler ya keşke başka bir şey isteseydim. O anda tam frekansı tutturmuştur ve kabul olunur reddolunmaz.

……..Hanne de öyle bir ana denk gelmiş ve duası dergâhı ‘ahadiyete yükselmiş ve rabbimiz kabul ve karîn buyurmuş. Kocası İmran. Yalnız bu iki ailenin farklı bir konumu var Kur’an da. Kur’an iki aileyi model gösterir o da bu iki aile. İnnAllâhestafa Ademe ve Nuhan ve âle İbrahiyme ve âle ımrane alel âlemiyn. (A. İmran/33.) iki ferd, iki aile. Adem diğer canlı türleri içinden seçilip ruh üflenip insan kılınan. Nûh insanlar içinden seçilip 2. Baba kılınan. İbrahim ve İmran ailesi ise model aile olarak takdim edilen iki örnek.

……..Aile; İbrahim ailesini biliyoruz, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Sâre, Hz. Hacer. Belki buna yeğen olan Hz. Lût’u da ilave etmek mümkin. Belki tefsirlerde nakledilip Kur’an da nakledilmeyen isimler de ilave edilebilir. Ama ana ekseni itibarıyla bu. İmran ailesi ise Hz. İbrahim’in soyundan yine, Musa’nın soyundan gelen İmran bin Ma’san ve onun eşi Hz. Hanne. Anna diye koyarlar batıda özellikle Hristiyan geleneğinde, bizde Hanne diye telaffuz edilir.

……..Dolayısıyla adayış risalesinden sonra Türkiye de Hanne ler pek çoğaldı MaşaAllah. Bakıyorum kimin adı Hanne, ha..! adyış risalesinin çocuğu diyorum. Ve onun evladı Meryem, onun evladı İsa. Hanne’nin kız kardeşi Elişa, Elizabeth. Onun kocası Hz. Zekeriyya ve onun oğlu Yahya. Ali İmran da bu. Yanbi aslında tek çekirdek aile değil, 3 çekirdek aile ama hepsi bir aile. Onun için model gösteriliyor, model göstermede de hep bakıyorsunuz evlat ile ebeveyn ilişkisi merkezde hep kadrajda o oluyor. En iyi ebeveyn evladını Allah’a en çok yaklaştırandır. Tabii bizde en iyi ebeveyn evladını kendine yakandır. Kendine yaktı mı evladını yakıyor zaten. Ama Allah’a yaktı mı kendini de evladını da yanmaktan kurtarıyor. Yani ata erkil, baba erkil, ana erkil, çocuk erkil, bacı erkil değil, Allah erkil, Allah eksenli.

……..Erkil eksen miydi? Eyvallah, Allah eksenli bir dünya, Allah merkezli bir dünya, kuracaksan öyle bir dünya kur. Çünkü sen fanisin hatta yanılmaz değilsin. Eğer kendine yakarsan sen yanıldın mı evladın da otomatikman yanacaktır. Dolayısıyla Hakikate yak ki hakkın takipçisi olsun eğer vermek istiyorsan bir şey. O zaman hem anne ya da babası, hem de hocası olursun.

……..Evet, Hz. Hanne de böyle yaptı, Allah’a adadı ve teşekkür de beklemedi fetekabbel minniy benden kabul et Allah’ım. Yani hayatta tek varlığı o idi, kocası da üstelik vefat etmişti kendisi hamileyken dul kalmıştı. Yani bir öksüzdü Hz. Meryem Öksüz de Kur’an ın lügatinde yetimdir. Kur’an da ayrıca öksüz geçmez, yetim öksüze de tekabül eder. Bizde ayrılır da Kur’an da ayrılmaz. Hatta bakanı olmayan, kazananı olmayan, kazananı vefat etmiş, yeri de dolmamış olan herkes yetimdir Kur’ana göre.

……..Tabii esasında kişi mahrum olduğunun yetimidir, onun için sadece yetim olmayı anası olmamak, babası olmamak şeklinde değil. Esasında şu Allah’tan mahrum olanlar da Allah yetimidir, Allah etmesin. Ahlaktan mahrum olur ahlak yetimi olur, vijdan dan mahrum olur vijdan yetimi olur. İnsaftan mahrum olur insaf yetimi olur. Adaletten mahrum olur, adalet yetimi olur. Onun için bazı yetimlikler vardır ki iftihar edilebilecek bir şey, bazı yetimlikler vardır ki hiç te iftihar edilecek bir şey değildir. Belki yerilecek, üzünülecek bir şeydir.

……..Bu anlamda velisi olmayanın velisi Allah’tır hakikati işler. Yani Rabbimi onu velisiz yaratmadı, çünkü hiç kimse ağaç kovuğundan yaratılmadı. Eğer o büyümeden, o kendi kendine yeterli hale gelmeden almışsa velisini, o zaman Rabbimi ona veli olmuş demektir. Onun için anasız babasız yetimlerin olduğu bir dünyada çocuksuz anneler ve babalar da var. O zaman onlar, onlara veli olmalı. Onlarla onlar buluşturulmalıdır.

……..Esasında Rabbimizin arzusu da budur, isteği de budur, rızası da buradadır. Ama maalesef böyle bir dünyayı kuramadık. O zaman biz yetimlerin velisi olan İslam ümmeti, velisi olduğu yetimlerine henüz layığı gibi bakabilmiş, ana babalık yapabilmiş değil manasına gelir bu.

……..Kur’anî çerçeve; Kur’an da Fiil olarak 20 kez geliyor, isim olarak 3 kez geliyor. 20 fiilin tamamı da nimet bağışlama anlamında kullanılıyor ve Allah’a isnat ediliyor daha önce söylemiştim. Vehhâb sadece esma-i Hüsna’dan değil ef’al-i Hüsna’dan da olmuş oluyor. Çünkü fiil olarak Ve vehebna, vehebna, ve heptu. Bu gibi fiiller geldiğinde hep Allah’a isnatla geliyor ve ef’al-i Hüsna dan bir fiil olarak ta Kur’an da gözüküyor.

……..Vehhâb, Sâd/9 da Azîz ismi ile birlikte geliyor. Bu şu manaya gelse gerek, sultanlar, imparatorlar, krallar, emirler, zenginler, ağalar, beyler, paşalar..! Hülasa verme konumunda olan herkes vermeye muhtaç olduğu için verirler. Vermeye niye muhtaçlar? Çünkü konumları gereği vermek zorundadırlar, vermezlerse hatır kaybına uğrarlar. Allah ise vermeye muhtaç değildir. Çünkü vermezse hatır kaybına uğramaz. Niye? Allah’ın hatırı, yani izzeti şerefi kazanılmış bir izzet değildir, çünkü O el Azîz’dir. O zaman Allah hatır kazanayım diye vermez. El Az’iz ola ola vermektir işte hibe etmek, asıl hibe Allah’ın hibesidir. Yani hiçbir şey vermeseniz hiç hatır kaybetmeyeceğini bile bile vermektir. Onun içib Azîz ve Vehhâb isimleri bir arada gelir.

……..İkincisi vermek bir yerde ezmektir, karşılıksız vermek daha da ezmektir. Biri verdiğinizin bir karşılığı olduğunu bilirse ezilmez, onun için ücretli aldığınız bir şeyler karşısında ezilmiyorsunuz bakınız, hizmet veriyorsunuz ücret alıyorsunuz. Ama hizmet vermeden bir şey verse onun karşısında kendinizi biraz ezik hissedersiniz. Daha çok vermek daha çok ezmek anlamına gelecektir bu durumda. Fakat Allah hem karşılıksız verir, hem de verdiğini asla ezmez.

……..Tabii burada şöyle bir sual var, dediniz ki diyeceksiniz Allah’ın Mustafa kulu vermek Vehhâb, karşılıksız çok veren. İyi de Allah bizden kulluk istiyor. İstediği kulluk karşılık değil mi, namaz istiyor, oruç istiyor, dürüstlük istiyor, hakkaniyet istiyor, adalet istiyor, istiyor, istiyor, istiyor, iman istiyor, teslimiyet istiyor, yani kulluk istiyor, Kulluk karşılık değil mi?

……..Cevap; Hayır. Kulluk Allah’a verdiğimiz bir karşılık değildir. Kulluk ta Allah’ın hibesidir. Kölelik olsaydı tamamdı, eğer Allah bizden kulluk istemese de kölelik isteseydi karşılık olurdu. Ama kulluk isteyince karşılık istemiş olmuyor, çünkü kul; iradesi ile kuldur, köle iradesizliği ile köledir. Ne kadar az irade o kadar iyi köle. Ne kadar çok irade o kadar iyi kul. Bu durumda kulluk onun insan yeni ve yeniden bir ikramı olmuş oluyor. Niye? Kulluktan insanın çıkarı var, Allah’ın hiçbir çıkarı yok. Allah’a kul olmak insanı kula ve eşyaya kul olmaktan kurtarıyor bir daha borçlu olmuş oluyorsun. Ver bakalım ya Rabbi ben sana kulum. Değil, ver bakalım kulum, sana, yalnız bana kul olmayı emrettim, bunun karşılığını ver bakalım. Ne karşılığı ya Rabbi kul olduk ya. Hayır. Bana kul olmakla kula kul olmaktan kurtardım seni. Bana kul olmakla eşyaya kul olmaktan kurtardım, seni mala kul olmaktan, paraya kul olmaktan, mevkie kul olmaktan kurtardım, yani kölelikten kurtardım seni. Dolayısıyla o da bir hibe, o da bir verme.

……..Mekke toplumuna Vehhâb ismi ile hitab ediyor rabbimiz, onları şöyle uyarıyor bakınız; Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb. (Sâd/9) yoksa rabbinin  rahmet hazineleri onların katında mı, Vehhâb ve Azîz olan rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?

……..Em lehüm mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* felyerteku fiyl esbab. (Sâd/10) yoksa göklerin ve yerin mülkü onların elinde mi, o ikisinin arasındakiler onların elinde mi? Yani onlar mı tüm sebepleri ellerinde bulundurup ta istediklerine dağıtıyorlar. O’nun Vehhâb olduğunu müşrik Mekke toplumu da bilmezse kim bilir. Demek ki Vehhâb olduğuna, hibe ettiğine iman etmiyorlar. Mekke toplumu oysa ki bu hakikati en çok bilen bir toplum olması lazım. Niye? Mekke bölgede tabii ve doğal açıdan en fakir yer. Ormanı yok, ırmağı yok, suyu yok, gölü yok, denizi yok, yok, hiçbir şeyi yok, toprağı yok. Toprağı yok deyince aslında bitti, böyle bir yer nasıl bölgenin en zengin yeri olur?

……..Böyle bir yeri bölgenin en zengin yeri yapacak olan sadece Allah’tır. Kâbe’yi koyarsınız içine o zaman, yoksa Taif var, adam eksen adam biter, çok değil iki saat yani arabayla tabii, yaya da gitse 1.5 günlük yol. Orası yayla orada her şey biter. Yemen plato, 2.000 rakım. Oraya yağış düşmez ama Yemen’e kar yağar, Zem zem Yemen den gelir, bölgenin suyu Yemen den gelir. Ama ne Yemen ne Taif, ner Şam, ne şura ne bura, bölgenin en zengini, baharat yolunun en zengin yeri Mekke.

……..Li iylâfi Kureyşin, İylâfihim rıhleteş şitâi vas sayf, Felya’budû Rabbe hâzelBeyt. (Kureyş/1-2-3) Hiçbir şeyin hatırı yoksa bari şu yaz ve kış seferlerinin hatırını gözetsinler. O halde şu beytin rabbine kulluk etsinler, bu beytin ekmeğini yiyorsunuz, Kâbe’nin ekmeğini yiyorsunuz. Bilmezler mi? Bilmiyorlar işte, Vehhâb’ı bilmiyorlar, Vehhâb’a şükretmiyorlar.

……..Vehhâb olan Allah’ın tecellileri. Vehhâb isminin Ef’al-i Hüsna daki karşılığı fiil olarak aynı kökten karşılığı bulunan isimler, fiil olarak aynı kökten karşılığı bulunmayan isimler diye esma-i Hüsna’yı ikiye ayırabiliriz. Zaten yeri geldikçe bunu burada yapmaya çalışıyoruz. Esma-i Hüsna da ki her ismin fiili karşılığı yok, bazen de fiil olarak Ef’al-i Hüsna dan var, onun  esma karşılığı yok. Çok ilginç, bunlar mühim. Bu bir yöntem, bu bir metot, fakirin tefsir metodu bu. Edebi tefsir metodu da derler buna, Kur’an ın nazmı da derler, Yani Kur’an ın icazı, mucizeliği Kur’an ın manasında, söz dizimin de, nazmındadır. Bu manada Kur’an ın nazmı tesadüfi değildir, Kur’an ın kelimelerinde bir mucizevilik vardır, bunu Kur’an ın kelimeleriyle ilgilenenler bilir. Onun için zaten Kur’an ın Allah’tan olduğuna inandığınız zaman böyle bir mucizevilik beklemek te hakkınızdır. Onun için Kur’an da bir şeyin isim olarak, bir şeyin fiil olarak, bir şeyin yalnız isim olarak, bir şeyin yalnız fiil olarak, bir şeyin hem fiil hem isim olarak, bir şeyin hiç isim olmadan sadece fiil olarak gelmiş olması bir anlam taşır, önemli bir anlam taşır çok ilginçtir.

……..Onun için İrade fiili Kur’an da 140 yerde gelir, bir tane isim olarak gelmez. Tesadüf müdür? Böyle tesadüf olabilir mi? Demek ki irade fiildir diyorsunuz. Evet İrade isim değildir, bu ne demektir? Şudur iradesini kullanmayan adamda irade yoktur demektir. Kullananın vardır kullanmayanın yoktur. Akıl da öyle, bir sürü yerde fiil olarak gelir ama hiç isim olarak gelmez. Aynı şeyi onun içinde söylüyoruz. Akıl akledenindir akletmeyenin aklı yoktur. Bakınız sonuçlara ulaşıyoruz, ama müthiş sonuçlar bunlar. Bu Kur’an ın nazmıdır bu çok mühimdir aynı zamanda.

……..İşte bu çerçeve de baktığımızda bu mübarek isim Vehhâb ismi şerifi fiili karşılığı olan bir isimdir aynı zamanda Kur’an da. Bu kökten gelen fiil sayısı 22, 2 si Allah’a isnatla kullanılmıyor, 20 si Allah’a isnatla kullanılıyor. Ama biz 22 sini birden sıraya dizdiğimizde çok ilginç bir şey çıktı. İlk defa yaptım, ilk defa gördüm bunu yani bu ders için. Daha önce hiçbir çalışmamda yapmadım bir başkasında zaten görmedim. 22 yerde kullanılan Ve he be fiilinin türevlerinin tamamını alt alta dizdim, hepsinin de ortak noktası “aile” çıktı başka bir şey değil.

……..Allah Allah..! çok ilginç geldi bana çok şaşırdım, memnun da oldum. Demek ki dedim rabbimiz aile ile ilgili problemlerin çözümünde kespi olanın yanında Vehbi olanı da gösteriyor Yani ilahi hibe kısmına dikkatimizi çekiyor. Aile meselesi çok önemli onun için bu noktada Hz. İbrahim ailesi, Meryem ailesi, Zekeriyya ailesi, Davud ailesi, Süleyman ailesi, Yunus ailesi, Hz. Nebi ve ailesi ve herhangi bir aile mü’min aile, bunlar hakkında geliyor, çok ilginç hepsi aile için.

……..Demek ki kespi olanı yapacaksınız elinizden geleni, ama aile konusunda elimizden gelmeyen bir kısmı vardır onu mutlaka Allah’tan talep edeceksiniz. Bu da aslında Kur’an ın gösterdiği bir şey değil, eğer işin Vehbi kısmı olmasaydı Hz. Nûh’un oğlu Ken’an ı nasıl izah edecektik. Baba peygamber oğul kâfir, baba put perest oğul peygamber. Hz. İbrahim ve Azer. İşte koca peygamber eşi kâfir. İşte eşi peygamber Asiye’ye haydi Eş’ari gibi diyelim ve kocası firavun. İşte yeğen peygamber amca kâfir. Bunları boşuna göstermiyor yani aile meselesinde rabbimizin mutlaka orada bir kudret eli var, bir hikmeti var, bir sebebi var, bir illeti var ama biz biliriz, ama bilemeyiz. Bu böyle bir sonuç ortaya çıktı bunu da paylaşayım istedim.

……..Zekeriyya; Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten inneKE Semiy’ud du’â’. (A. İmran/38) diyor. Rabbim bana tertemiz bir evlat ver, sen duaları işitensin. Ve rabbimiz veriyor tabii. Hani hep söyleriz ya; Allah’tan hep dua ediyor, duası tutuyor ..Rabbi enna yekûnu liy ğulamun.. (A.İmran/40) Rabbim benim nasıl oğlum olur diyor ondan sonra ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır benim yaşım 70 işim bitmiş, eşim de kısır. Yani olmaz bu iş. E biraz önce sen istedin, şimdi sen itiraz ediyorsun, isterken niye istedin o zaman bilmiyor muydun? İsterken aşk modunda, sorarken akıl modunda sordu. Demek ki akılla aşkın modları farklı, kod var arada. Onun için Allah’tan aşk modunda istiyor akıl moduna inince de soruyor.

……..Aslında ikisi de garip değil diyor rabbimiz, aşk modunda isteyin akıl modunda da söyleyin. Ne soruyorsun Zekeriyya demiyor, ayıp olmuyor mu demiyor, bir de cevap veriyor. Demek ki rabbimiz kusurumuza bakmıyor yani bu noktada. Aklı veren kendisi, akıldan doğan soruların kusuruna bakmayan da yine O.

……..Sual; Bu kökten ilâhi fiillerin aile bağlamında gelmesini nasıl değerlendirilmeli?

……..Cevap; İman ve küfür genetik değildir, eğer öyle olaydı mü’min den mü’mine mü’min, Kâfirden kâfir doğardı. Aklın, iradenin, peygamberlerin, vahiylerin bir hükmü kalmaz hepsi de boşa çıkardı. O zaman iman ve küfür, iyi ile kötü, Hakk ve batıl, haram ve helal sınırı kalmazdı. O zaman ödül ve ceza, cennet ve cehennem ve hesap gününün bir anlamı kalmazdı. İman ve küfür genetik değildir, Kenan, Azer, Lût’un eşi, nebî nin amcası, Asiye nin kocası bunun örneği.

……..Sual; Peki, bunun ilahi hibe ile alakası ne?

……..Cevap; Allah’a hep, hibe et diye yalvardılar. Varlıkları baştan ayağa dua kesildi. Hz. İbrahim, Hz. Hanne, Hz. Meryem, Hz. Zekeriyya, Hz. Davud işte bunların hepsi aşk makamında istediler. İbrahim ve Hanne de görüldüğü gibi ilahi hibeye nail oldular, alıp gitmediler alıp kurban ettiler, alıp nezrettiler. Bu örnekler üzerinden Kur’an ideal ailenin oluşumunda gayret ile birlikte inayete dikkat çekiyor. Yani mü’min insana diyor ki Allah yokmuş gibi konuşma, evlat hususunda özellikle Allah yokmuş gibi konuşma. Evet, bu noktası olsun işin.

……..Hz. Süleyman’ın Vehhâb olan Allah’a duası; Ve lekad fetenna Süleymane ve elkayna alâ kürsiyyihi ceseden sümme enab. (Sâd/34) Biz süleyman’ı sınadık, imtihan ettik, fetenna yani fitneye düşürdük. Fitne; imtihan burada. Onun kürsisine yani tahtına bir ceset bıraktık.

……..Kale Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb. (Sâd/35) (sonra Allah’a döndü yöneldi, tevbe etti yani) Demek ki bir hata etmiş, sonra Allah’a yöneldi ve dedi ki Rabbığfir liy, rabbim beni affet, beni bağışla ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy ve bana öyle bir mülk ver ki benden sonra kimse öylesi bir mülke nail olmasın inneKE ENTEl Vehhâb hiç şüphe yok ki sen her şeyi çokça verensin, Vehhâb olan Allah’sın.

……..Onun tahtının üstüne bir ceset bıraktık, eski müfessirler bunu nasıl yorumlamış? Aman neler söylemişler..! sihirli yüzüğünü bir cin çalmış ondan sonra cin onun tahtına oturmuş, Süleyman’lık yapmış, ondan sonra işte bir şeyler bir şeyler..! olmuş. En sonunda anlaşılmış. Süleyman deniz kenarına gitmiş bir balıkçıya çırak olmuş, balıkçının çırağı olarak bir balık yerken balığın karnından yüzüğünü bulmuş v.s. v.s. Hepsi İsrailiyattan tabii. Bunun tahtına ceset bırakmakla ne alakası var diyorsunuz. Yani, bana ceset bırakılmasının cevabını verecektin, başladın İsrailiyat anlatmaya.

……..Ebu Hüreyre’den ResulAllah’ın ağzına konulmuş bir rivayet var. Üstelik Buhari ve Müslim de nakledilmiş. Hz. Süleyman 70 hanımıyla bir gecede beraber olacağına yemin ediyor, bu beraberlikten bir çocuk doğacak o da mücahit olacak diyor. Ama İnşaAllah demiyor, İşte çocuk doğuyor fakat çocuk yarım bir ceset halinde doğuyor, onu da eşi getirip tahtına bırakıyor. Tövbe, tövbe, tövbe..! Yani o da apayrı bir mesele tabii.

……..Eğer rivayetin otoritesini, hakikatin otoritesinin üstüne koyacaksanız mesele yok. Ama hakikatin otoritesini koyacaksanız efendimiz böyle bir şey demez. Yani Kur’an ın demediğini demediği gibi Kur’an ın dediğine uymayan şey söylemez efendimiz. Efendimiz dini Kur’an dan öğrendi unutmayalım. Sen bundan önce kitap nedir iman nedir bilmezdin. Bitti..! mâ künte tedriy melKitâbu ve lel iymân. (Şûrâ/52) efendimiz dini de imanı da Kur’an dan öğrendi, efendimizin Kur’an dışında bir kaynağı yok, yok ki ona böyle bir şeyler dedirtelim. Bu çok önemli, bunu o bilmez mi, kendisi bilmez mi.

…….. Evet, bu noktada onu da geçiyoruz. Hz. Süleyman karısının kardeşini bir davada kayırma sözü vermiş. Hz. Süleyman bir peygamber olarak karısının kardeşini bir davada haksız yere kayıracak..! Bu da Hz. Süleyman’a hakaret.

 ……..Dördüncüsü savaş esiri olan çok güzel bir hanımı almış, azad etmiş. Onunla nikâhlanmış, o hanım çok rica etmiş, onun tanrısını heykel olarak yaptırmış, hanım da gizli gizli tanrısına taparmış. Bunu Hz. Süleyman görünce çöle gitmiş ağlaya ağlaya dua etmiş, çölün topraklarını yüzüne sürmüş falan falan falan..! Onu da geçiyoruz. Yani tahtına ceset bırakmakla ne alakası var diyoruz.

…….. Beşincisi mabed yapımında başrol oynayan ustalar, mason usta demektir, yani masonlar ona karşı baş kaldırmış ve iktidarını kaybetmiş..! Yani bütün bunlar görüyorsunuz bize aslında cevabımızı vermiyor. Bir şahsı kastedilmiş olabilir. Otorite ilahi kılavuzluktan yoksun kalırsa ruhsuz bir ceset olur manasına gelir. Yani hani bana öyle bir mülk ver ki, iktidar ver ki benden sonra hiç kimseye nasip olmasın diyor ya. Ey Süleyman sen araçla amacı değiştirdin mi burada. Bu nasıl dua dercesine. Yani eğer güç ahlakını unutursan güç senin için belâ olur, ceset olursun manasını alabiliriz.

…….. İkincisi Bu cesedin onun tahtına varis olan oğlu olduğu söylenebilir. Ki oğlu Ruhbam, kendisinin vefatından sonra M.Ö. 931 yılında vefat etti, vefatından hemen sonra kurduğu devlet param parça oldu. Kurduğu devleti küçümsememek lazım yer yüzünün en büyük devletlerinden biriydi. Yani hakim olduğu bölge belki ama Akdeniz’i bir göl haline getirmişti. Çünkü Fenikelileri kendi içine katmıştı. Fenikelilerin ta İspanya da kolonisi vardı, ta Kartaca da, Tunus’ta kolonisi vardı, ta Fas’ta kolonisi vardı, ta İtalya da kolonisi vardı. Yani Akdenizin her tarafında, adalarda kolonileri vardı Fenikelilerin. Hz. Süleyman Fenikelileri de içine kattığı için Akdeniz bir göl haline gelmişti. Yemen’den İspanyaya kadar Hz. Süleyman’ın hükümranlık alanına giriyordu. Böyle bir devlet param parça oldu kendisinden sonra. Bu da ceset.

 ……..Aslında sözün özü burada değil, sözün özü şu; Dua eden isterse bir peygamber olsun. O peygamber isterse Sultan Süleyman gibi yeryüzünün cihangiri olsun. O cihangir isterse karaya ve denize, rüzgâra ve suya, yeryüzünün ifrit gibi uzmanlarına hükmeden bir padişah olsun. Bütün bunlara sahip olan yeryüzü hükümdarı tüm tevazu içinde rabbine yönelip tüm içtenliğiyle yalvarsın, yalvardığı Allah’ta el Vehhâb karşılıksız veren eşsiz ve benzersiz bağış sahibi olsun yine de Allah ilahi kanununu bozmaz, kimseye ölümsüz bir mülk vermez. Ve amin.

…….. Amin, Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhâb. (A. İmran/8)

……..Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin lâ raybe fiyh* innAllâhe lâ yuhliful miy’ad. (A. İmran/9)

……..Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize katından bir rahmet bağışla. Çünkü yalnızca sen karşılıksız veren bir Vehhâb’sın.

……..Rabbimiz geleceğinden şüphe duyulmayan o günde sen insanlığı bir araya toplayacaksın, çünkü Allah vaadinden asla dönmez. Bizi vaad ettiğin sonsuz nimete kavuştur. Amin, amin, amin..! 52.39

……..Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn.

…….. Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 01 Haziran 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

2 responses to “ESMA DERSLERİ – 24 – EL VEHHÂB (55.Video)

  1. Anonim

    02 Haziran 2017 at 08:27

    TEFSİRDEKİ AYETLERİ LATİN HARF YERİNE ARAPÇA HARFLERLE YAZILSA ÇOK DAHA İYİ OLUR KANAATİNDEYİM. ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN.

    ________________________________

     
    • ekabirweb

      02 Haziran 2017 at 10:43

      Merhaba, bu konuda sanırım farklı düşünüyoruz. Bir başka yorumcu arkadaşıma da dediğim gibi, Arapçayı dil olarak bilmeyen birine Kur’an ı yüzüne Arapça okumak veya okutmak, onu zora sokmaktan, diri diri nefse gömmekten başka bir şeye yaramaz. Arapçayı dil olarak bilen zaten Arapça yazıyı da biliyor demektir. Yani Arapçaya dil olarak vakıf değilse o kişiyi yüzüne Arapça okumaya zorlamanın bir getirisi olacağını düşünmüyorum. Bu nedenle de herkesin şu an için vakıf olduğu Latince yazım yöntemi daha kullanışlı olacaktır. Bilmediği bir dilde okunan Kur’an, insana sadece güzel, ulvi bir melodi gibi gelir. Bunun da ahirette kişiye yarar sağlayacağını düşünmüyorum. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: