RSS

ESMA DERSLERİ – 25 – ER REZZAK (B)

13 Tem

Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 “Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

**************************************************************

ER REZZAK;

Yaradan bütün mahlûkatını her an nice rızıkla rızıklandırmaktadır. Önce zâhirde, birçok yiyecek ve içecekle maddeni rızıklandırmaktadır, bu bir.

Sonra, ilimle bilincini rızıklandırmaktadır, bu da iki.

Daha sonra, her an yeni bir tecelli ile cesedinde ve mânânda tecelli etmektedir, bu da üç!

Bu daha derinleştikçe gider, ama şimdilik, biz bu kadar ile yetinelim; bu üç mânâ kâfi bize!

Ve bu rızık, her mahlûkatın fıtratına en uygun bir tarzda onu bulmaktadır. Şüphesiz ki bu rızık ile o mahlûkat, her an bir nebze daha tekâmül eder ve aslına yaklaşır!

Bu rızık umumi ise de, herkes ancak kabiliyeti ve istidadı miktarınca alır. Kabı büyük olan elbette daha fazla rızık almış olur. Tabii ki bu kişinin vüsatincedir.

“…ALLÂH DİLEDİĞİNE HESAPSIZ RIZIK VERİR.” (Bakara/ 212)

Âyetinde bu incelik vardır.

Efendimiz, yağmurun yağdığı üç çeşit topraktan bahsetmişti. Yağmur yağarken, hiçbir şeyi diğerinden ayırmaksızın, hepsine eşit şekilde yağar!

Eğer bu yağmur kayaların üstüne rast gelirse üstünden akıp gider, çünkü kaya ve taşların istidadı suyu emmek değil, üstünden akıtmaktır.

Bazı topraklar da vardır ki, suyu muhafaza eder de -havuz, kuyu gibi- halk onunla faydalanır, kendileri içerler, hayvanlarını sularlar, ekinlerinin sulanmasında yararlanırlar.

Bazen de verimli bir toprağa yağar ki, bu toprak suyu emer ve onunla nice nebatın yetişmesine vesile olur.

İnsanlar da fıtratlarına göre çeşit çeşittir.

Kimi hikmetten, Yaradanın uyarılarından anlamaz, dinlemez!

Kimi onlardan yararlanır; ancak kendisini kurtarabilir, başkasına faydası olmaz!

Kimi de onlardan kendisi faydalandığı gibi, pek çok insanı dahi faydalandırır!

Öyle ise kendini şöyle bir kontrol et bakalım, bunlardan hangisine daha ziyade benziyorsun? (Ahmed Hulusi)

**************************************************************

ER REZZAK

Rezzak İsm-i Şerifinin yaklaşık manası “Bütün mahlûkatın rızıklarını kâmil manada veren ve (Rızık manasındaki gizli) tüm ihtiyaçlarını karşılayan” demektir.  Hatta İsm-i Şeriften olması hasebiyle bu manaya “Kendisinden başka rızık verenin olmadığı, kendisinin dışındakilerin vesileler olduğu” manası da okunabilir.  Kuran’daki ifadesiyle;

İnnAllâhe HUverRezzâku ZulKuvvetil Metiyn. (Zariyat/58)

“Hiç kuşkusuz O (Allah) Rezzaktır, bol bol rızık verir. Kamil kuvvet ve tam iktidar sahibidir”

Evet, sadece O Rezzak’tır. Rızık O’na aittir. O’nun mülk ve sanatındandır ve ilmindendir. O’nun kudretindendir. Nitekim ayette de Rezzak İsminin tamamlayıcısı olarak “Kamil kuvvet ve tam iktidar” kelimeleri seçilmiştir. Rızık meselesinin Tevhit hakikatiyle doğrudan bir ilişkisi vardır. Bu hakikati meydan okuyan bir tarzda Kuran ilan etmektedir:

Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha ve ya’lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mubiyn. (Hud/6)

“Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır”

Varlıklar âlemindeki besin zinciri çokça söz konusu edilir. Seküler bir akıl ile bakıldığında bir de tam dikkat edilmediğinde, bir canlının besinini zincirin bir ön halkasının sağladığı varsayılır. Ancak, gerçekte zincirin her halkasının rızıkları bizatihi Allah tarafından özel şartlarda verilmektedir. Besin zinciri veya silsilesi başlangıç ve sonda açıkça görüldüğü gibi kesilmesinin yanında, ara kademelerdeki av ve avcı ilişkisinin beslenme için yeterli olmadığı görülmektedir. Bunu ilk zamandaki vahyin muhatabı olanlara ne kadar açık anlatır Kuran-ı Kerim:

Ve keeyyin min dabbetin lâ tahmilü rizkaha* Allâhu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym. (Ankebut/60)

“Nice hayvanlar var ki, rızkını (Biriktirip yanında) taşımıyor. Çünkü onların da sizin de rızkınızı Allah veriyor. O, her şeyi işitendir ve her şeyi bilendir”

Üstelik Allah’ın her şeyi işitendir ve her şeyi bilen olduğu hüküm cümlesi olarak ayetin sonunda yer almaktadır.

Sonra Allah Rızkın yaratılması meselesini ilk insanın yaratılması meselesi gibi hüküm cümlesinde ele alan ayet-i kerimeyi vahy etmiştir

Ve nezzelna mines Semai maen mubareken fe enbetna Bihi cennatin ve habbel hasıyd.

Ven nahle basikatin leha tal’un nadıyd.

Rizkan lil ıbadi, ve ahyeyna Bihi beldeten meyta* kezâlikel huruç.(Kaf/9-10-11)

 “Bir de gökten bereketli su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler biriktirmekteyiz. Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Bunları kullara rızık olması için (Yetiştirmekteyiz). O su ile ölü toprağa can verdik, işte kabirden (Hayata) çıkış da böyledir” (Kaf, 9- 11).

O halde hakikat açıktır, güçlüdür “Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur”.  Evet, sadece O Rezzak’tır. O’nun dışında mutlak manada Rezzak yoktur.

Kısaca sözlükte gezinirsek, Rezzak kelimesinin kökeni olan isim ve fillerin farklı manalarıyla karşılaşmaktayız. Rızk için “Hayatı idame ettirme imkânları, var olma imkânları, birine hayatını kazanmasını sağlayan yani ekmeğini kazanma, geçim, maişet, gıda, nevale” gibi anlamlar verilmiştir. “Razeka” fiili için “Rızık vermek, rızıklandırmak, beslemek, yiyecek kazanmak”  anlamları verilmiştir. “Ruzika” fiili için “Sahip olmak, bir şey den yararlanmak” anlamları verilmiştir.

Kelimenin Arapçadaki lügat zenginliği bile yeni perspektifler açıcıdır. Mesela “Ruzika-rraculu bi  mevludin” Adamın bir erkek çocuğu oldu; RazekAllahü-şa’ba hayran” cümlesinde Allah kavmi iyiliklere gark etti manalarında kullanılmaktadır. Diğer yandan, yine rızık için “Kısmet, variyet, av” manaları da kullanılmıştır. Ancak, bu zenginlik lügat ve lafız zenginliğidir. Asıl zenginliği meselenin derinliğine indikçe daha fazla görmek mümkündür. Nasıl mı?

Bir kere Allah’ın Rezzak İsm-i Şerifinin tecellisinin ışığıyla beraber boyutları tamamen farklı bir dünyaya girdiğimizi hissediyoruz. Bu dünya içi esrarla dolu aydınlık ve yalın bir dünya..!

Olağanüstülükleri içinde barındıran olağan örtü taşıyan bir dünya.. !

İlk başta “Rızık” nedir sorusuna verilen cevaplar üzerinde düşünelim. Biz canlılar için ekmekten önce gelen hava ve suyu nasıl ihmal edebiliriz. Hayatta en başta ve en fazla ihtiyacımızın olduğu bu üç besin yani hava, su ve ekmektir. Bu üçünü de ne kadar az hatırlıyoruz? Ne kadar az fark ediyoruz değil mi? Bunu ancak büyük insanlar hatırlıyor en fazla. Sadi yazmış “Her du nefes şükür vacibest”. Her iki nefeste şükür vaciptir. Bu havanın sadece bildiğimiz ihtiyaçlarımızı karşıladığı kısmı için geçerli, ya bilmediklerimiz? Hava besin gibi yeniyor mu diyeceksiniz.

Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, hava esrar içinde esrar barındırıyor. Bunlardan bir tanesi de besin olma keyfiyeti taşıyan faydalı gazların havanın muhteviyatından olmasıdır. Hatta aşırı betonlaşma ile dünyanın bazı bölgelerindeki faydalı gazların havaya karışmasını sağlayan “Yerkürenin terleme ve nefes almasının durduğu” bu açıdan o bölge sakinlerinin kaliteli ve besleyici havadan mahrum kaldıkları ifade edilmektedir.

Suda ne var? Çağdaş araştırmalar hava ve suyun içeriklerine ve fonksiyonlarına dair yeni şeyler söylüyorlar. Biz uzman değiliz. Sadece Rezzak İsminin bize en olağan gelen fark edemediğimiz tecellilerini tefekkür etmeye çalışıyoruz.

Şu en fazla bildiğimiz besinlerimizin tohum, bitki, tane, besin süreçlerini düşünelim dersek, ne muazzam dünya ile karşılaşırız. Adeta Allah’ın bütün isimlerinin tecellileri Rezzak İsm-i Şerifinin tezahürüyle bir nizam ve halka halinde Vahdet ve Vahidiyete kavuşmaktadırlar. Bu yüzden bazı İslam âlimleri rızıklandırma meselesini tevhit hakikatinin önemli bir ispatı olarak görmüşlerdir. Rızıklandırma yoluyla Vahidiyet tecelli etmektedir.

Rezzak İsmin başka tecellisi de rızıkları, gıdaları yiyen canlıların her birinin farklı farklı tatma, yeme ve hazmetme kapasitesidir. Eğer mevcut rızıkları tüketecek varlıklar olamasaydı, rızıkların ne faydası olurdu? Rızık gibi rızıklanmaya müsait ve müstait (Yetenekli) donanımda canlıların yaratılması da Rezzak İsminin bir tecellisi… Rızkı veren Allah onu yiyecek canlıları da yaratıyor, onlardaki özel sistemleri de… Aksini hayale havale edelim.

Vücudun besine ihtiyaç duyduğunda acıkma hissinin olması, susadığında susama hissinin olması ne muhteşem! Eğer olmasalardı ne olurduk? İnanın açlıktan ölürdük de bir şey yemek ve bir şey içmek aklımıza gelmezdi. Acıkma ve susama hissi biyolojik saatimiz olduğu kadar, vücut varlığımızın ikaz sistemleri.

Nihayet doyma hissi! Bu belki Rezzak İsm-i Şerifinin en esaslı tecellilerindendir. Doyma hissimiz olmasaydı, yığın yığın insan aşırı yemekten ölür giderdi. Hiçbir besin, vitamin ve mineral dengesini ayarlayamazdık. Hatta biyolojik realitesini iptal edip, sosyal ve siyasal bir açlıkla her şeyi sınırsızca yemek isteyenlerin hallerini acıyarak görüyoruz. “Kanaat bitmez bir hazinedir” hakikati gibi “Doymak da (Yani doyma hissi) en önemli rızıktır”.

Halkımız arasında “Rızkına mani olmak” sözünün dönüp duruyor olmasının bir hakikati olsa gerektir. Bu söz ilginç bir diğerinin halini düşünme halinin ifadesidir. Şairin dediği “Ecelsiz can almak” ile kısmetsiz rızık kesmek yani birinin rızkına mani olmak aynı mahiyette suç olarak görülmüştür. Zira can da rızık da bizatihi Allah’ın verdiği nimetler cümlesindendir. İnsan kendi canını bile alamadığı gibi başkasının canını hiç mi hiç alamaz. Aynen öyle de başkasının rızkına mani olmak bir yana kendi rızkını bile kesemez! Her ikisi de açık zulüm olarak görülmüştür.

Biz sofrası herkese açık olan, Peygamberimizin (s.a.v) atası İbrahim’in (as) neşet ettiği, dolaştığı, tebliğ yaptığı, hatta ateşlere atılıp selamete erdirildiği bir coğrafyanın milletiyiz.  Her yemekten sonra Halil İbrahim bereketi duası yaparız.

Birine dua ederken de Halil İbrahim bereketi dileriz. Çünkü bu sofra rızık kesme sofrası değil, rızık dağıtma sofrasıdır.

Bugün Ortadoğu ve İslam coğrafyası maalesef ve ne yazık ki, genç işsizliğinin, yoksulluğun, yetersiz beslenmenin, dengesiz servet dağılımının ve bundan kaynaklanan gerilimlerin yaşandığı, bu özellikleriyle ve göstergeleriyle dikkati çeken bir dünyaya dönüşmüştür. Hakiki ve mutlak Rezzak Allah’a yalvaralım ki, bu coğrafyaya Halil İbrahim sofrası ve bereketi nasip etsin.

Yine yalvaralım ki, bizlere biyolojik olduğu gibi başka boyutlarda da doyma hissi versin.

Ekmek ve su gibi aziz rızıklar verdiği gibi ruhumuz ve aklımızın, hissiyat ve insaniyetimizin beslenmesi için de bizlere rızk-ı cemil nasip etsin.

Tıpkı ervah-ı tayyibeye lütfettiği revayıh-ı tayyibe gibi. Bize Cennette yenilebilecek kadar temiz, kutlu ve bereketli rızıklar nasip etsin.

Öyle rızıklar ki, yemekten, söylemekten, hatırlamaktan, paylaşmaktan büyük mutluluk duyalım. (Mehmet Ali BAL)

***********************************************************************

ER REZZAK

Bismillahirrahmanirrahim

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d

Bugün Allah’ın izni ile er Rezzak ismini anlamaya çalışacağız. Bu isim Kur’an ı Kerîm de en fazla hem fiil, hem isim formatında geçen, isimlerden bir tanesidir. Bu isim fiilleri ile birlikte 128 defa geçiyor. Rezzak olarak bir defa geçiyor, (Zariyat/58)

Kur’an ın genelinde Allah’ın rızık vermesi ya çoğul olarak geçmiş, … hayrur râzıkîn. (ör: Cuma/11) Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır şeklinde, Ya da fiil olarak geçmiş… yebsüturrizka.. (Ör; Zümer/52) Allah dilediğine bol rızık verir, dilediğini daraltır şeklinde.

Peki, anlamı ne demek? Rezzak kelimesinin türediği mastarın anlamı, kendisinden istifade edilen, faydalanılan her şey demektir. Bir şeyden faydalanıyorsan o bir rızıktır. Demek ki biz er Rezzak’tır dediğimizde veya rızık verenlerin en hayırlısıdır dedğimizde şunu söylemiş oluyoruz. Allah insanın faydasına olan şeyleri insana verendir. Kullarının muhtaç olduğu hayırları o kullarına eriştirendir demiş oluyoruz.

Bir Müslüman bu ismi bildiğinde ona ne faydası var veya bu isim Müslüman’ın hayatında ne şekilde tecelli eder dediğimizde önce Kur’an ı kerimde Allah rızık veriyor oluşunu kullarının kendisini birlemesi, tevhid etmesi gerektiğinin delili olarak sunmuştur. Yani Rezzak olan rızık veren kimse kulluk yapılması gereken ve ibadetlerinde birlenilmesi gereken Allah’ta aynı zamanda O’dur. Fatır suresinin girişinde Rabbimiz bütün insanlara şöyle sesleniyor;

{{Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm* hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard* lâ ilâhe illâ HU* feenna tü’fekûn; (Fatır/3)

Ey insanlar… Üzerinizdeki Allâh nimetini düşünün! Allâh’tan gayrı, semâdan (beyindeki datadan) ve arzdan (beyin – beden yollu) sizin yaşam gıdanızı veren bir yaratıcı var mı? Tanrı yoktur, sadece “HÛ”! Nasıl (Hak’tan) sapıtırsınız!. (A. Hulusi)}}

Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm ey insanlar Allah’ın sizin üzerinizde ki nimetini hatırlayın hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard yerden ve gökten Allah’ın dışında bir yaratıcı mı sizi rızıklandırıyor lâ ilâhe illâ HU O Allah’tan başka ibadeti hak eden bir ilâh yoktur feenna tü’fekûn nereye çevriliyorsunuz, ne için Allah’a şirk koşuyorsunuz. Niye amellerinizi, emeklerinizi Allah’tan başkasına takdim ediyorsunuz, Allah’tan başkası mı size rızık veriyor ki siz kulluk yaptığınız zaman Allah’tan başkasına kul olmaya kalkıyorsunuz.

Ankebut suresinde İbrahim AS. kavmine gelip onları tevhide davet ettiği zaman önce onların sapıklık üzere olduklarını, Allah’a iftira ettiklerini anlattıktan sonra onlara şöyle söylemişti;

{{İnnema ta’budune min dûnillâhi evsânen ve tahlükune ifkâ* innelleziyne ta’budune min dûnillâhi lâ yemlikune leküm rizkan febteğu indAllâhirrizka va’büduHU veşküru leHU, ileyHİ turce’un; (Ankebut/17)

“Allâh dûnunda putlara tapıyorsunuz; uyduruyorsunuz! Allâh dûnunda tapındıklarınız var ya, size bir yaşam gıdası veremezler! Yaşam gıdanızı (hakikatiniz olan) Allâh indînden isteyin… O’na ibadet edin ve O’na şükredin… O’na döndürülmektesiniz.” (A. Hulusi)}}

… innelleziyne ta’budune min dûnillâhi lâ yemlikune leküm rizkan sizin Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz varlıklar sizin için rızık ellerinde bulunduramazlar febteğu indAllâhirrizka va’büduHU veşküru leHU rızkı Allah’ın yanında arayınız, Allah’a kulluk ediniz ve Allah’a şükrediniz.

Yani sen hem ihtiyacın olan rızkı Allah’ın yanında arayacaksın, hem de kulluğunu takdim ettiğin zaman sevdiğinde, korktuğunda, razı etmek istediğinde, dayanıp tevekkül ettiğinde bunları da Allah’a takdim edeceksin. Kaidemiz nedir? Rızık veren kimse kulluğu hak eden ilâh’ta O’dur.

Örneğin diyelim ki sen salih bir amel yapıyorsun, bunu yaparken kimin rızasını umarak bu ameli yapıyorsun bilmek zorundasın. Bunu Allah rızasını umarak yapmak istiyorsan doğrudur. Ama sen onun rızasını değil de insanların rızasını aramaya başlarsan, Ali benden razı olsun, Veli beni sevsin, falanca beni övsün, ben gittiğimde insanlar arkamdan güzel şeyler söylesinler şeklinde düşünerek bir salih amel yaparsan ne olmuş olur, doğru olur mu? Şimdi düşünün o salih ameli yaptığın bedeni sana veren kim? Allah. Seni bir rızık olarak bu hayra muvaffak kılan kim? Allah. Seni insanların içerisinde yaptığın amelleri diğer insanların da görmesini sağlayan kim? Allah. Bunların hepsi rızkın kapsamı, genişliği konularını işlerken gelecek, ki bu rızıkların tamamını sana veren Allah’tır. Eğer sen bir ibadeti Allah’ın rızasını umma ibadetini değil de başkasının rızasını umma niyetiyle yaparsan Sen Alemlerin rabbi olan Allah’a nankörlük etmiş olursun. Kim sana rızık veriyorsa sem kulluğunu ona takdim edeceksin.

İ. Ahmed’in rivayet ettiği bir hadiste; Yahya AS. İsrail oğullarını mescide topladı onlara dedi ki Allah bana 5 şey ile amel etmemi emretti. Bu 5 şeyi size bildirmemi de emretti.

1 – Sadece Allah’a kulluk edin ve hiçbir şeyi ona ortak koşmayın. Bunun benzeri şuna benzer dedi Yahya AS. Bir adam düşünün Altın veya gümüş malından bir köle satın almıştır ve ona demiştir ki; bu benim evimdir, bu da benim işimdir diye de göstermiştir. Köle ona çalışır, akşam olduğu zaman kazandıklarını sahibine değil, götürüp sahibinin dışında bir efendiye verir. Hanginiz kölenizin böyle olmasını istersiniz? Tabii ki hiç kimse istemez. Yahya AS. da diyor ki Allah’a şirk koşan adam misali işte bunun gibidir, bütün imkânlarını Allah’tan alır, fakat elde ettiği emeği yani kulluğunu, sevgisini, korkusunu, recasını, yaşamını, ölümünü Allah’a değil de O’nun dışındaki efendilere verir.

Er Rezzak olmasının tevhitle başka bir alakası şudur; Kâinatta insanlar kendisinden istifade etsinler diye onlara rızkı veren kimse neyin yasak neyin serbest olduğuna karar verecek olan da yine aynı zamanda O’dur. Hiç kimse Allah’ın rızıkları üzerinde tasarruf sahibi değildir.

En’am suresinde Allah Mekke’li müşriklerin bazı itikatlarını, bazı amellerini anlatıyor. Mesela bir tanesinde;

{{Ve ce’alu Lillâhi mimma zerae minel harsi vel en’ami nasıyben fekalu hazâ Lillâhi Bi za’mihim ve hazâ lişürekâina* fema kâne li şürekâihim fela yesılu ilAllâh* ve ma kâne Lillâhi fehuve yesılu ila şürekâihim* sae ma yahkümun; (En’am/136)

(O’nun) yarattığı ekinden ve hayvandan Allâh’a bir pay ayırdılar! Kendi zanlarınca şöyle dediler: “Bu Allâh’ın, bu da ortak koştuklarımızındır.” (Oysa) ortak koştukları için olan Allâh’a vâsıl olmaz! (Ama) Allâh için olan, onların ortak koştuklarına ulaşır… Ne kötü hüküm veriyorlar! (A. Hulusi)}}

 Bizim onlara verdiğimiz ekinlerden ve hayvanlardan bir payını Allah’a verdiler, bir payını da ortaklarına verdiler. Diyorlardı ki bunlar Allah’ın payıdır, bunlarda bizim ortaklarımızın payıdır. Bu birinci sapıklıkları. İkincisi;

{{Semâniyete ezvac* minedda’nisneyni ve minel ma’zisneyn* kul âzzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül’ünseyeyn* nebbiuniy Bi ılmin in küntüm sadikıyn; (En’am/143)

Sekiz çift/eş: Koyundan iki, keçiden iki (çift)… De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini mi (sarıp içine aldığını)… Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin.” (A. Hulusi)}}

İkinci sapıklıkları; Hayvanları sınıflara ayırdılar, dediler ki, şu cins hayvanın sırtı erkeklere haramdır kadınlar buna binebilirler, bunun doğurduğu yavru kadınlara haramdır erkekler bundan yiyebilirler. Eğer ölü doğarsa hem erkekler yiyebilir hem de kadınlar diyorlardı. Böyle kendi kafalarına göre Allah’ın yarattıklarından şu olur bu olmaz, bu helal bu haram uyduruyorlardı. Allah bütün onların sapıklıklarını anlattıktan sonra dedi ki;

{{Kad hasiralleziyne katelu evladehüm sefehen Bi ğayri ilmin ve harremu ma razekahümullâhuftiraen alAllâh* kad dallu ve ma kânu mühtediyn; (En’am/140)

Cehaletten evlatlarını ahmakça öldürenler ve Allâh’ın kendilerine ihsan ettiği rızkı, Allâh üzerine iftira ederek haram yapanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır… Gerçekten bunlar sapmışlardır ve hidâyetten mahrumdurlar. (A. Hulusi)}}

ve harremu ma razekahümullâhuftiraen alAllâh.. onlar, Allah’ın onlara verdiği rızıkları Allah’a iftira ederek kendilerine haram kıldılar.

Kim size böyle bir hak verdi? Bu rızık benim verdiğim ise bunun neresinin haram neresinin helal, kime haram kime helal olacağına da karar verecek olan yine benim diyor.

Yunus suresinde yine müşriklere Allah aynı şekilde sesleniyor;

{{Kul eraeytüm ma enzelAllâhu leküm min rizkın fecealtüm minhü haramen ve helâla* kul Âllahu ezine leküm em alAllâhi tefterun; (Yunus/59)

De ki: “Düşündünüz mü, Allâh’ın sizin için rızıktan inzâl ettiğini ki ondan bir kısmını haram, bir kısmını da helal kıldınız”… De ki: “Allâh size izin mi verdi, yoksa Allâh’a iftira mı ediyorsunuz?” (A. Hulusi)}}

Kul eraeytüm ma enzelAllâhu leküm min rizkın fecealtüm minhü haramen ve helâla* kul Âllahu ezine leküm em alAllâhi tefterun Deki gördünüz mü Allah’ın size semadan indirmiş olduğu rızıkları? Bazısını haram kıldınız, bazısını helal kıldınız. De ki; Helal-haram belirleme konusunda Allah ‘mı size izin verdi, yoksa siz Allah’a iftira mı ediyorsunuz. Rızık veren kimse bu rızkın hangisini serbest hangisinin haram olacağına karar verecek olan O’dur.

{{Ve min semeratin nehıyli vel a’nabi tettehızune minhu sekeren ve rizkan hasena* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin ya’kılun; (Nahl/67)

Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem sarhoşluk veren içecekler hem de güzel bir gıda edinirsiniz… Bu olayda da aklını kullananlar için bir ibret vardır.(A. Hulusi)}}

Üzümü, hurmayı yaratan kimdir? Allah’tır. Bunu kullarının önüne koymuştur. Bu üzüm, hurma şu halde iken bunu yiyebilirsiniz, şu hale dönüştüğü zaman artık bu içkidir, hamr dır, aklı örter onun için bu haramdır, bunu içmeyin deme hakkına sahip olan tek bir tane varlık vardır, o da alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Ama insanlar Mekke’li müşriklerin yaptığı gibi hadlerini aşarlarsa ve derlerse ki bu üzüm Allah’ın üzümüdür, lakin bu içkiye, aklı örten bir maddeye dönüştüğünde 18 yaşından büyükler kullanabilir, küçükler kullanamaz.

Veya kadını rızık olarak yaratan Allah’tır. Demiştir ki nikâh akdiyle onu kendine helal kılabilirsin, bunun dışında kadın sana haramdır.  Eğer biri çıkar Allah’a iftira eder, haddini aşar, sanki kadını yaratan oymuş gibi 18 yaşından büyükler istedikleri kadınla beraber olabilir, ama 18 yaşından küçüklere bu yasaktır derse bu aynı Mekke’li müşriklerin yapmış olduğu gibi Allah’a iftira ederek Allah’ın kendi mülkündeki tasarruf etmesine müdaheledir.

Demek ki Rezzak olanın Allah olduğunu bilen kişi haddini bilir, kulluğunu kime takdim edeceğini bilir, neyi yapıp neyi yapmayacağı konusunda kimden izin alması gerektiğini bilir. Onun için AllahMekkeli müşriklere, hem ibadet tevhidinde, hem de teşrii hakimiyet tevhidinde er Rezzak oluşunu, bu nedenle de birlenmesi gerektiğine delil olarak sunmuştur.

İkinci bir mesele ise Allah’ın er Rezzak oluşu hem bütün rızıkları Allah’ın vermesi, hem de varlıklar, insanlar arasında ayırım yapmadan rızık dağıtması demektir. Tüm varlığı yaratan Allah’tır, onların arasında ayırım yapmaz. Biz Allah rızık verendir dediğimizde genelde aklımıza gelen yiyecek içecek gelir, oysa böyle değildir. Rızık insanın kendisinden faydalandığı her şeydir. İster yiyecek içecek olsun, ister başka bir şey olsun. Mesela Şuayb AS. hud suresinde kavmine diyor ki;

{{Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve razekaniy minhu rizkan hasena* ve ma üriydü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh* in üriydü illel ıslaha mesteta’tü, ve ma tevfiykıy illâ Billâhi, aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniyb; (Hud/88)

(Şuayb) dedi ki: “Ey halkım… Görmüyor musunuz? Ya Rabbimden kesin bir delil üstündeysem ve O bana kendinden güzel bir rızık verdiyse? Sizden yapmamanızı istediğim şeyde size ters düşmek istemiyorum… Gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum… Başarım ancak Allâh’ladır… O’na tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyll isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim ve O’na yöneliyorum.” (A. Hulusi)}}

Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve razekaniy minhu rizkan hasena De ki; Ey kavmim eğer ben rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve rabbim beni güzel bir rızıkla rızıklandırmış ise de mi bana böyle düşmanlık edeceksiniz. Benim getirdiğim daveti inkâr edeceksiniz.

Şuayb AS. Allah’ın ona verdiği kuvveti, nasip etmiş olduğu tevhidi, onu kendi milletinin dininden kurtarmasını güzel bir rızık olarak isimlendiriyor. Yani nasıl bedenin rızkı var yemek içmek gibi, kalbinde rızkı var, Allah’ı sevmek, O’na kulluk etmek, boyun eğmek gibi. Şuayb AS. rızık olarak bunu söylüyor.

Mesela Allah resulü İ. Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle dua ediyor; Allahümme innî es’elüke hubbeke ve hubbe men yuhibbuke ve hubbe amelin yukarribu ilâ hubbike.

(Allah’ım, her şeyden önce Senin sevgini talep ediyorum; sonra bana Seni sevenleri sevdirmeni istiyorum ve bir de Sana yaklaştıracak amelleri benim içim sevimli kılmanı diliyorum.)

Yani Allah resulüne göre bir insan doğru insanı seviyorsa bu bir rızıktır. Bir insan eğer Allah’ı seviyorsa bu bir rızıktır, çünkü doğru şeyi seviyor demektir. Mesela Ömer (Rd.) şöyle dua ederdi; Allah’ım bana kendi yolunda ölmeyi de beni rızıklandır ve peygamberinin memleketinde ölmeyi de beni rızıklandır. Yani Medine de ölmeyi bir rızık olarak görüyor. Şehadeti Allah’ın ona nasip edeceği bir rızık olarak görüyor.

Hatta çok ilginçtir Uhud savaşında Saad İbn. Ebu Vakkas ile Abdullah İbn. Cahş arasında geçen bir konuşma var, A. İ. Cahş diyor ki gel oturalım Allah’a bir dua edelim beraber ve elinden tutup kenara çekiyor. Önce Saad. İ. Ebu Vakkas dua ediyor diyor ki; Allah’ım yarın düşmanla karşılaştığımızda benim karşıma öyle bir adamı çıkar  –tabii bunu şu ifade ile söylüyor; beni öyle kuvvetli bir düşmanla-  rızıklandır ki, sonra da benim onu yenmemle rızıklandır ve ben onun bütün malını ganimet olarak alayım. İ. Cahş Amin diyor. Şimdi sıra sende sen dua et diyor; Ya rabbi yarın beni öyle bir düşmanla rızıklandır ki, öyle güçlü olsun ki ben onunla savaşayım, benim burnumu kulağımı vücudumu bütün uzuvlarımı parça parça koparsın. Yarın senin huzuruna geldiğim zaman sen bana senin bu halin nedir diye sorduğunda ben diyeyim ki senin rızan ve Resulünün yolunda bunları kurban ettim. Sen de diyesin ki evet kulum doğru söyledin. Beni bununla rızıklandır diyor.

  1. İb. Cahş; bedeninde ki bir organın Allah’ın ona nasip etmiş olduğu bir güzelliğin Allah yolunda gitmesini, Allah’ın kendisine verdiği bir rızık olarak düşünüyor ve bu şekilde dua ediyor.
  2. İbn. Mes’ud’un öğrencilerinden Alkame var. O Mescide girdiği zaman şöyle dua edermiş; “Ya rabbi beni salih bir arkadaş ile oturma ile rızıklandır.”

Bu örnekleri niçin anlattım? Rızık sadece yemek içmek değildir, sadece insanın ay sonunda eline almış olduğu maaş değildir. Rızık nedir? Senin dinine ve dünyana faydası olan her şey rızıktır ve bunların tamamı Allah’ın elindedir, onun için de Allah’tan istenmelidir.

Aynı zamanda Allah rızık verirken varlıklar arasında ayırım yapmaz. Ayeti kerime de buyuruyor ki;

{{Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha ve ya’lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mubiyn; (Hud/6)

Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun yaşam gıdası (rızkı) Allâh’a ait olmasın! Bilir onun karar kılacağı hâli de (sonunu) ve geçici olarak yaşamakta olduğunu da… Hepsi apaçık bir BİLGİdir! (A. Hulusi)}}

Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha yer yüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki mutlaka onun rızkı Allah’a aittir.

Denizin dibinde ki balıktan semada uçan kuşa, annesinin karnında aciz bir şekilde bekleyen bebekten, küçük bir deliğin içinde yaşayan karıncaya kadar hepsinin rızkı Alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir ve Allah her varlığa yetecek kadar rızkı da mutlaka yaratmıştır. Ankebut suresinde rabbimiz buyuruyor ki;

{{Ve keeyyin min dabbetin lâ tahmilü rizkaha* Allâhu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym; (Ankebut/60)

Nice canlı var ki, yaşam gıdasını yüklenip taşımıyor… Onların da sizin de yaşam gıdanızı Allâh veriyor… “HÛ”; Semi’dir, Aliym’dir. (A. Hulusi)}}

Ve keeyyin min dabbetin lâ tahmilü rizkaha* Allâhu yerzükuha ve iyyaküm nice canlı vardır kendi rızkını taşıması mümkün değildir, onu da sizi de rızıklandıran Allah’tır. Diyor.

Allah rızık verirken haydi hayvanların hepsi Allah’a kulluk ediyorlar. Ama Allah fasık, facir olan insanlara, Şirk koşanlara bile rızıklarını zamanında ve yerinde ulaştırıyor. Yani düşünün adam Allah’a çocuk nispet ediyor, onun rızkı da geliyor. Adam sinirlendiğinde Allah’a küfrediyor, onun da rızkı geliyor. Allah’a meydan okuyor, onun rızkı da geliyor.

Bir hadiste Allah resulü buyuruyor ki; “işittiği eziyete Allah kadar sabırlı olan hiçbir varlık yoktur. Allah’a çocuk nispet ediyorlar, onlara yine de afiyet ve rızıklarını veriyor. (Buhari-Müslim)

Çünkü Allah bir söz vermiştir kullarına, hepinizin rızkı benim üzerimedir demiştir.

{{Ve ma halaktül cinne vel inse illâ liya’budun; (Zariyat/56)

Ben cini ve insi yalnızca (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) kulluk etmeleri için yarattım! (A. Hulusi)

Ve ma halaktül cinne vel inse illâ liya’budun Ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.

{{Ma uriydü minhüm min rizkın ve ma uriydü en yut’ımun; (Zariyat/57)

Ben onlardan yaşam gıdası istemiyorum; Beni beslemelerini de istemiyorum. (A. Hulusi)}}

Ma uriydü minhüm min rızkın ben onların hiç birinden rızık talep etmiyorum. Diyor. Siz kulluğunuzu yapın, vazifenizi yerine getirin, hepinizin rızkı âlemleri rabbi olan Allah’ın üzerindedir ve Allah en facirinden en fasıkına kadar rızıklarını veriyor.

Soru; İnsanlar bu hakikati bilmediklerinde ya da bilip te farkında olmadıklarında ne oluyor? Aç gözlülük başlıyor ve insanlardan bir zümre, güçlü olanlar güçsüz olanlara karşı haddi aşmaya başlıyorlar. Mesela Mekke’li müşriklere Allah Kur’an ı kerimde diyor ki birkaç yerde;

{{Ve lâ taktülu evladeküm haşyete imlak* nahnu nerzükuhüm ve iyyaküm* inne katlehüm kâne hit’an kebiyra; (isra/31)

Evlatlarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin… Biziz onların da sizin de yaşam gıdasını veren, biz! Onları katletmek muhakkak çok büyük suçtur! (A. Hulusi)

Ve lâ taktülu evladeküm haşyete imlak açlık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz nahnu nerzükuhüm ve iyyaküm sizi de rızıklandıran biziz, onları da rızıklandıran biziz.

Mekke l, müşrikler çocuk olduğu zaman biz bunlara bakamayız diyorlardı, bir boğaz daha eklendi diye korkuyorlardı. Ne yapalım? En sonunda bu işi bir kanuna bağladılar, kız çocuklarını öldürelim dediler erkekler yaşasın dediler. Kız çocuklarını öldürmelerinin altındaki en temel sebep utanmadan daha ziyade açlık korkusudur. Yani bu büyüyecek, yük olacak masraflar artacak ve en sonunda biri ile evlenecek gidecek bize faydası olmayacak diye düşünüyorlardı.

Allah onlara diyor çocuklarınızı açlık korkusuyla öldürmeyiniz, sizi de, onları da rızıklandıran biziz diyor. Örnek veriyorum; sen ve eşin bir kazanıyor iki kişi bunu bölüşüyordunuz. Allah sana bir çocuk verdiğinde üç kişi oldunuz ama üç kişi bu biri bölüşmeyeceksiniz artık. Allah ya o bir kişinin rızkını da gönderecek bir kazanıyorken bir buçuk kazanacak, ya da Allah o biri bereketlendirip eskiden iki kişiye yeten bir bundan sonra üç kişiye yetecek. Ama insan haddini aştığında yani Allah’ın rızkı üstlendiğini unuttuğunda mutlaka zayıf, aciz gördüğü birilerine karşı haddi aşıyor.

Şu an dünyada Allah’ın yarattığı bir servet var, bir ekonomi Prof. Ünün yaptığı araştırmaya göre Allah’ın yıllık olarak yaratmış olduğu resmi olarak bilinenler 28 milyar insana yetecek kadardır. Dünyanın nüfusu kaç? 7- 8 milyar insan var, Allah her yıl ne kadar rızık yaratıyor? İnsanın ihtiyaç duyduğu gıda cinsinden 28 milyar insana yetecek kadar, yani neredeyse dünya nüfusunun 3 – 4 katı gıdayı Allah insan için yaratır.

Lakin ne oluyor biliyor musunuz? Olan şey şu; insanlığa yetecek gerekli rızkın %90 ını 6 – 7 tane aile alıyor, kalan %10 nu 8 milyar insan paylaşmak zorundalar. Allah’ın yaratmış olduğu bu rızkın %90 ını ABD, Avrupa vs. gibi ülkeler alıyorlar, bunların içinde de birkaç tane aile alıyor. Kalan bütün dünya %10 ile yetinmek zorunda kalıyor. Bu %90 ını alanlar yaptıkları açıklamalarda diyorlar ki, mesela en son Bill Gates, artık yanlışlıkla mı yaptı, bilerek mi yaptı bilmiyoruz, lakin kamera önünde bir konuşmasında dünya nüfusunun, dünyanın taşıyabileceği nüfustan daha fazla olduğunu ve aşı yoluyla bir de doğum kontrolü yoluyla dünya nüfusunu dengeleyebileceklerini, böylelikle dünyada ki servetin insanlara yetecek hale getirilebileceğini söyledi. Düşünün servetin %90 ını almalarına rağmen bu adamların gözü doymuyor. Hala aç kalmaktan korkuyorlar.

Bir başkası belki kameraların önünde bunu söylemiyor ama verdiği bir röportajda söylüyor; İçinde yaşamış olduğumuz dünya diyor, ancak bir milyar insana yetecek kadardır diyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? 7 milyar insan helak olsun. Yani nasıl Mekke’li müşrikin kendi rızkını paylaştığı için kendi çocuğuna gücü yetip öldürüyordu, bu adamlar da 7 milyara güçleri yettiği için bu kadar insanı gözlerini bile kırpmadan öldürmeye hazırlar.

Bu neden kaynaklanıyor? Bir adamın karnından ses geliyorsa yani aç ise karnı gurulduyorsa, 2 lokma ekmek koyarsın ağzına ses kesilir. Ama bir adamın gözleri gurulduyorsa yani ses gözlerinden geliyorsa bütün dünyayı da o adamın önüne koysanız doymaz. Onun için dünyadaki açlığın sebebi dünyadaki toklardır.

Her gün 21.000 insan açlıktan ölüyor dünyada. Peki, dünyada ki obez sayısını biliyor muyuz? Dünyada 2.1 milyar obez insan var. Günde 21.000 insan ölüyorsa yılda yaklaşık 7.5 milyon insan ölüyor, ne için? 2.1 milyar insanın fazla tükettikleri için, o 2.1 milyar insanın gözü doymadığı için, sofraya oturdukları zaman doymayacağız, açlıktan öleceğiz düşüncesiyle 3 kişilik yemek yedikleri için o kadar insan ölüyor.

Şu soru çok fazla soruluyor ki özelikle Allah’ı inkâr eden insanlar diyorlar ki; Madem Allah’ın isimlerinden biri er Rezzak’tır, peki bu dünya da insanlar neden açlıktan ölüyorlar? Allah onların rızkını da verse ya. Hâlbuki ki Allah 21.000 insana değil 28. Milyar insan yetecek kadar rızık yaratıyor zaten, ama insanlardan bazısının aç gözlülüğü ve zalimliği, bazısının da mustazaflığı tercih edip bir kader olarak sükût etmesi, bu içinde bulundukları vakaya razı olmaları onları aç bırakıyor. Yoksa peşinden koşsalar bu olur mu?

Mesella Afrika’yı düşünün, Afrika ülkelerinde bir şehir çok lüks. Yani ülkenin diğer taraflarında su yok, yol yok, sağlık yok açlık var. O lüks şehrin de tamamı lüks değil, sadece bir semti lüks genelde. Orada lüks AVM ler, özel okullar var, restoranlar var. Özelliği ne peki oranın? Siyah nüfus yok orada. Yani mutfakta geride çalışanlar siyah, asıl parsayı götürenlerin hepsi beyaz. Beyaz nüfusun sayısı ise komik düzeyde 1.000 bile geçmiyor. Mücevheri çıkaran bunlar, petrolü alan bunlar.

Somali de insanlar açlıktan ölüyor, Somali sahillerinden çıkan balıklar dünyanın lüks otellerinde 100- 200 dolara servis ediliyor. Bunları tutan adamlar ise açlıktan ölüyorlar.

Şimdi Afrika’da ki bu insanlar buna razı olmasınlar, bir geminin içerisinde 10 tayfa var beyaz, 100 siyah köle var. Vursunlar ellerini masaya bu bizim hakkımızdır desinler. Ne işiniz var sizin bizim memleketimizde, bizim balıklarımızın sizin sofranızda ne işi var desinler. Ama onlar bu zillete razı oldukları için, Allah’ın şeriatından yüz çevirdikleri için zilletten kurtulamıyorlar. Kaderdir, böyle oldu saçmalığına inandıkları için aç kalıyorlar. Ama kendi hakları olanı isteseler, ellerini masaya vursalar Allah dünya nüfusunun 4 katı rızık yaratıyor. Yani şöyle bir durum yok; Allah onların rızkını kendi memleketlerinde yaratmış, lakin onlar kendi rızıklarının peşinde koşmayıp içinde bulundukları duruma razı olunca 1.000 beyaz o insanların rızıklarını tüketiyor.

Bugün dünyada 150 milyon ton buğday bozulup çöpe dökülüyor. Bu şu demek, bu adını saydığımız ülkeler de şöyle bir korku var. Diyorlar ki ya önümüzdeki yıllarda büyük bir dünya savaşı çıkarsa, deprem veya afetler olur, volkanlar patlarsa o zaman gıda olmazsa biz ne yapalım diyorlar. Önlerindeki 20-30-50 yılın gıdasını depoluyorlar.

Bu miktarı bir düşünün, 21.000 açlıktan ölen insanların değil 100 lerce milyon insanın doyacağı kadar yiyecek denizlere dökülüyor, büyük kazanlarda yakılıyor. Niye? Bunun tarihi geçti diyorlar, bu bozuldu, ambara yenisini koyalım diyorlar. Bu kadar adaletsizliğin olduğu böyle bir dünyada elbette ki insanlar açlıktan ölecekler. Onun için ne lazım? İnsanlığa adalet lazım.

Allah yaratıyor, bakın yaratmış olduğu güzelliklere, Allah’ın isimleri zaman ve mekânla kayıtlı değildir, sürekli işliyor, sürekli ihsan ediyor, lakin insanlardan bir grup insan aç kalmaktan korktukları için dünyanın kalan kısmına karşı zulmediyorlar. Yani eskiden Mekkeli bir müşrik çocuğunu öldürüyordu gücü yettiği için, bu günün müşrikleri ise milyarlarca insana güçleri yetiyor ve onları öldürmeye teşebbüs ediyorlar.

Allah’ın er Rezzak olması ile ilgili bir başka mesele; Allah insanların rızkını yaratır ve her insana Allah rızkını belli bir oranda verir. Kur’an ı kerimde er Rezzak ile ilgili ayetlerin birçoğunda dilediğine rızkını genişleterek, dilediğine ise daralttığını söylüyor.

{{Evelem ya’lemu ennAllâhe yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yu’minun; (Zümer/52)

Bilmediler mi ki Allâh yaşam gıdasını dilediğine yayar, genişletir, (dilediğine de) daraltır! Muhakkak ki bu olayda iman eden bir toplum için elbette işaretler vardır. (A. Hulusi)}}

Mesela Kur’an da 9 farklı yerde şöyle buyuruyor; Ör;

{{Allâhu yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdiru leh* innAllâhe Bi külli şey’in ‘Aliym; (Ankebut/62)

Allâh, kullarından dilediğine yaşam gıdasını arttırır ve (dilediğine de) kısar! Muhakkak ki Allâh Bi-küllî şey’in (hakikatinde olarak) Aliym’dir. (A. Hulusi)}}

Allâhu yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdir Allah kullarından dilediğine rızkı genişletir, dilediğininkini de daraltır. Diyor Rabbimiz.

Şimdi burada soru şu; Niçin Allah kullarından bazısına rızkı biraz daha fazla veriyor da bazısınınkini daraltıyor, bunun hikmeti ne olsa ki? Mesela sen ve arkadaşın aynı saatte dükkân açıyorsunuz, beraber çalışıyorsunuz, yoruluyorsunuz. Akşam olduğu zaman sen iki katı kazanıyorsun, o senin kazancının yarısı kadar.

Bu zikrettiğimiz 9 ayetin her birinin sonunda bunun hikmetini bildiriyor. innAllâhe Bi külli şey’in ‘Aliym çünkü O Allah, her şeyi bilen Allah’tır. Yani bu Allah’ın bilgisi dışında insanlara dağıtılmış olan değildir. Neyin neye uygun olduğunu, kimin ne kadar ile hem kendisine zarar vermeyeceğini, hem de çevresindekilere zarar vermeyeceğini Allah biliyor.

{{Velev besetAllâhur rizka li ıbadiHİ le beğav fiyl Ardı ve lâkin yünezzilu Bi kaderin ma yeşa’* inneHU Bi ıbadiHİ Habiyrun Basıyr; (Şûra/27)

Eğer Allâh, kullarının yaşam gıdalarını yayıp genişletseydi, arzda elbette azarlardı! Ne var ki dilediğini bir ölçü ile indirir… Muhakkak ki O, kullarında Habiyr’dir, Basıyr’dir. (A. Hulusi)}}

Bir ayetin de sonunda buyuruyor ki;

inneHU Bi ıbadiHİ Habiyrun Basıyr şüphesiz ki Allah kullarına karşı Habîr ve Basîr dir. Yani hem onların ne halde olduklarını görendir, hem de onların bütün hallerinden haberdardır diyor.

Allah kullarına rızkı farklı şekillerde dağıtıyor, hiç kimse neyin kendisi için hayırlı, neyin kendisi için şer olacağını bilemez. Bir çok insan var ki Müslümanların arasında da çokça yaşanmış olan bir şey, Adam fakir iken çok güzel bir Müslüman, Allah rızkını birazcık genişletip önünü açtığında, yürü kulum dediğinde önce Müslümanlığını, sonra İslâm cemaatini, sonra dinini, sonra akaidini her şeyini terk ediyor. Şimdi sorsak desek ki çok rızık bu adama faydalı oldu mu, bir hayır getirdi mi? Hiçbir hayır getirmedi. Tam tersi Allah kendisine nimet verdiğinde görevini çok güzel yapan infak eden Müslümanlara faydalı olan bir insandan Allah elindeki imkânları çekip aldığında, ona fakirliği takdir ettiğinde unutturan bir fakirliğe düşüyor. Allah resulü de duasında Ya rabbi unutturan fakirlikten sana sığınırım dediği gibi unutuyor. Hatta bazısı kadere isyan etmeye başlıyor. İş o noktaya geliyor ki intihara gidecek kadar kadere isyan ediyor.

Demek ki eğer insan elinden geleni yapmışsa, yani rızık talep etmek için çabasını ortaya koymuşsa, koşturmuş, aramışsa ve buna rağmen Allah sonunda ona bir şey takdir etmişse insanın da çok fazla zorlamaması lazım. Bilmesi lâzım ki Allah’ın ona taktir ettiği onun için hayır olandır, Allah’ın taksimatına razı olmalıdır. Çok zorlayan veya haddi aşan insanlar Allah istediklerini kendilerine verdiğinde maalesef Allah’ın verdiği ile Allah’a ortak koşmaya başlıyorlar.

Sen bunu bildiğin zaman, yani benim rabbim rızkı kullarının arasında dağıtır, istediğine daraltır, istediğine genişletir. Lakin bu bir hikmete mebnidir, yani rasgele yapmaz.  

Bu sana ne fayda sağlar? Allah seni zenginlikle de imtihan etse, fakirlikle de imtihan etse her durumda da vacibini yerine getirirsin. Zenginsen şükredersin, fakirsen sabredersin. Allah bazen insanın önünü açar hele şükrediyor mu, etmiyor mu diye. Allah Süleyman AS. a verdikçe verdi, sonunda Süleyman AS. ne dedi?

“hazâ min fadli Rabbiy liyeblüveniy eeşküru em ekfür. Neml/40)

Bu Rabbimin fazlındandır. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemesidir. (A. Hulusi)”

Allah bunları bana imtihan için verdi, hele ben şükür mü edeceğim, yoksa Allah’a karşı nankörlük mü edeceğim. Allah bunu görmek için bu kadar nimet verdi.

Bazen de Allah senin sabır edip etmediğini görmek, senin içinde kini açığa çıkarmak ister, elindeki imkânlarını elinden alır. Sen bu hakikati bildiğin zaman sorumluluğunu bilirsin, Allah’ın işine karışmazsın. Vermişse şükredersin, vermemişse sabır gösterirsin, O’nun kaderine rıza gösterirsin.

Allah resulü bir hadisinde buyuruyor ki; “Sizden biri Allah’ın kendisine mal ve yaratılış yönünden üstün kıldığı birine bakacaksan kendisinden üstte olana bakmasın, altta olana baksın” diyor. (Buhari-Müslim) Tirmizi’nin rivayetinde sebebini şöyle açıklıyor; “Çünkü bu Allah’ın nimetini küçümsememek için en uygun olan davranıştır.” Diyor.

Yani bir dağılım var, hepimiz bunu hissedebiliyoruz. Bu ilim konusunda olsun, yaratılış konusunda olsun vs. Birine rabbim boy vermiş, cüsse vermiş, diğerinden almış. Birine mal vermiş, diğerinden almış, birinin yüzüne bakıyorsun ay gibi bakmaya doyamıyorsun, bir başkasına ise Nemrut suratı vermiş kaçmaya çalışırsın. Yani bazısını bazısına üstün kılmış. Ayette de zaten bunu belirtiyor;

“… refe’a ba’daküm fevka ba’din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm… (En’am/165)

.. size verdiklerinde (Esmâ kuvvelerinde) sizi denemek (o özelliklerinizi kuvveden fiile çıkarmak) için, kiminizi kiminizin üstünde mertebelere yüceltendir. (A. Hulusi)”

Şimdi bu dağılımda şeytanın kula yaptığı şey şudur o da sürekli sizden üstün olanlara bakmanı sağlar. Niçin? Seni şükürsüzlüğe düşürmek için. Çünkü kendinden daha iyileri gördüğün zaman şikâyet edersin, halinden razı olmazsın. Peki, Allah resulü ne diyor? Şeytanın senin ayağını kaydırmasına karşılık sana şükür üzere kalmanın yolunu gösteriyor. Başını yukarı kaldırma diyor Allah resulü, aşağı indir. Yani senin elinde bir problem varsa iki elinde problem olan adama bak. Senin bir ayağında problem varsa iki ayağında problem olana bak. Sen bir ayağında problem varken iki ayağı sağlam bir maraton koşucusuna bakarsan tabii ki kendi halinden şikâyet edersin. Ama iki ayağı kesilmiş olan, başkasının yardımı olmada yürüyemeyen adama bakarsan ki Allah’ın sana takdir ettiği o nimete şükredesin. Onun için bunu hiç unutmayalım. Şeytan sürekli kafamızı yukarı çeker, yani hep kendinizden daha iyi durumda olana baktırmaya çalışır.

Mesela arabayla gidiyorsun yolda, Allah sana bir araba vermiş. Senin normalde kime bakıp şükretmen lazım? Yaya yürüyen adama bakıp şükretmen lazım. Allah’a hamd olsun ki bunu bana musahhar kıldı demen lazım. Ama sen kendi arabandan çok daha değerli modeli yüksek arabaya bakarsan, ya millet dünya da yaşıyor, biz ne haldeyiz millet ne halde diye şükürsüzlüğe, isyana doğru kayarsın.

Zaten şükürle nankörlük çizgisi de burada başlıyor. Allah’ın verdiklerini görenler genelde Allah’a şükrediyorlar. Ama Allah’ın vermediklerini görenler genelde nankörlük ediyorlar. Kur’an da da Allah buyuruyor;

Kutilel’İnsanu ma ekfereh. (‘Abese/17)

Kahrolası insan ne kadar da nankördür.

Mesela birini alın karşınıza deyin ki neyin var neyin yok, durumun nedir? Hiç kimse size demiyor; Elhamdülillah, elim var ayağım var, sıhhatim var, hanımım var çocuğum var, evim var, işim var, aç değil açıkta değilim Allah’a şükürler olsun diyeni çok az duyarsınız.

Yahu işte borçlar var, senetler var ödeyemiyoruz, evle ilgili sıkıntılarım var, kiralar çok pahalı, bir araba aldım sürekli arıza çıkarıyor perişan olduk vs. böyle nankör. Allah’ın sana verdiklerini saymaya kalksan sayamazsın.

… ve in te’uddu nı’metAllâhi lâ tuhsuha.. (İbrahim/34)

Allah’ın nimetlerini, rızıklarını saymaya kalksanız sayamazsınız. Diyor Allah.

Allah’ın verip te sayamadıklarınızı görüp sayısız şükür etmek yerine Allah’ın bir elin parmak sayısınca verdiği musibeti ki oda seni kâmil insan etmek, günahlarını dökmek, derecelerini yükseltmek, azmaman, yoldan çıkmaman içindir. Sen bu halde iken sabah akşam oturup kalkıp birkaç musibeti zikrediyorsun. Böyle yüce, bu kadar nimet veren bir Allah şükredilmeyi mi hak eder, yoksa sürekli şikâyeti isyanı, nankörlüğü mü hak eder. Onun için bunu bileceğiz. Allah’ın bize vermediklerine değil, verdiklerine sürekli bakacağız ki böylece Allah’a karşı nankörlük etmiş olmayalım.

Allah’ın Er Rezzak ismi ile ilgili bir başka mesele ise, dedik ki Allah insanların rızıklarını yaratır, lâkin Allah kimsenin rızkını getirip te ağzına düşürmez. Mesela çocukta Allah’ın verdiği bir rızıktır, ama sen evinde akşam yatıp sabah kaktığında yastığın üzerinde bir çocuk bulmuyorsun, evlenmen lazım. İş yerinde kazandığın para bir rızıktır. Evde otursan iş yerini açmasan, ticaretini yapmasan sabah kalktığında yastığın altında para bulmuyorsun. Allah’ın bir sünneti var, bu sünnet dairesinde işler işliyor. Allah senin rızkını yaratıyor, senin onu elde edebilmen için ne yapman lazım? Çalışman lazım.

Buradaki mesele Allah’ın senin için yarattığı rızka seni ulaştıracak olan yolun meşru bir yol olmasını istiyor. Yani rızık ta helal olacak, o rızka ulaşmanı sağlayacak yolda aynı şekilde Allah’ın meşru gördüğü bir yol olacak.

Birçok insan rızkı verenin Allah olduğunu bilir, takdir edilen rızkın kendisine geleceğini de bilir. Lakin onu elde etmek için sabır gösteremez, Allah’ın meşru kılmadığı yoldan o rızkı elde etmeye çalışır. Peki, Allah resulü ne buyuruyor?

“Ruhü’l Kudüs Cibril bana şöyle vahyetti; bir nefis ecelini tamamlamadan ve rızkının tamamını elde etmeden kesinlikle ölmez. Öyleyse Allah’tan korkun ve rızkınızı güzel bir şekilde talep edin. Sakın rızkınızın size ulaşması ağırlaştı, rızkınız daraldı diye Allah’ın haram kılmış olduğu yollarla elde etmeye çalışmayın. Çünkü Allah’ın yanında olan sadece Allah’a itaat edilerek elde edilebilir.”

{{Abdulkadir Geylani Hz. Oğluna öğüdünde diyor ki; Ey oğul! Sakın sakın! Sen sen ol, dünyalık hususunda kimseyle çekişme, didişme. Kimsenin elindeki kısmete mani olmaya kalkışma. Zira herkesin nasibi mutlaka kendisini bulur. Eğer kaderde elinden alınması varsa, o da olur. Bu senin isteğinle olmaz.

Kadere razı olmak; kavga, çekişme ve didişme sonunda dünyalık elde etmekten daha güzeldir. Zira Allah’ın takdirine razı olmak her hal ü kârda hayatı güzelleştirir, tatlılaştırır, huzurlu kılar.}}

Yani haram yoldan sen çalıştın çabaladın baktın ki rızık az geliyor. Sakın bu durum seni haram yollara, gayri meşru yollara götürmesin. Niçin? Çünkü rızık yazılmış zaten. Haram da işlesen Allah’ın sana takdir ettiği gelecek, helal yoldan da kazansan Allah’ın takdir ettiği sana gelecek. Yani tercih ettiğin yol senin rızkının miktarını değiştirmeyecek.

Mesela bir adam uyuşturucu satıyor, çok para kazanıyor, oysa emin olun ticaret yapsaydı aynı parayı yine kazanacaktı. Yani eroin satan bir adam ticaret yaptığı zaman rızkı azalmayacak, Allah ona ne takdir etmişse onu kazanacak ama yolu Allah sana bırakmış. İstiyorsan meşru yolu seçersin özgür iradenle, istersen gayri meşru bir yol seçersin.

{{Hz. Ali (r.a.)’nin yaşadığı şu olay buna en güzel örnektir: Hz. Ali (r.a.) efendimiz, namaz kılmak için mescide gittiğinde devesini bir gence emanet bırakmış, fakat namazı edâ edip döndüğünde, devenin yerinde olmadığını ve yular sız başıboş dolaşmakta olduğunu görmüş. Genci de etrafta bulamamış; yeni bir yular almak için çarşıya gittiğinde, kaybolan yuların biraz önce bir genç tarafından on dirheme bir tüccara satıldığını öğrenir.

Tüccar da bu olaya çok üzülmüştür. Hz. Ali (r.a.) on dirhemi satıcıya verip yularını geri alırken : “ O gence yazıklar olsun, dedi. Ben bu parayı, deveme baktığı için o gence verecektim. Ama o acele etti, helâl rızkını harama çevirdi.” Buyurdu.

Allah’ın bize bahşettiği güç ve kuvveti, iyi yönde de, kötü yönde de kullanabiliriz. Kulun isteği ne ise Allah onu yaratır. Önünde iki bardaktan birisinde alkol, öbüründe ise şerbet bulunan bir kimse, bu iki bardaktan hangisini isterse, Allah kulun elini o bardağa uzatma kuvvetini verir. Şerbet içmek isteyenin eli zorla alkole götürülmez. Helâl rızık kazanmak isteyen kişi de, kaderi tarafından zorla tefecilik yapmaya zorlanmaz.}}

Buna mukabil Kur’an ı kerimde Allah buyuruyor ki;

…ve men yettekıllâhe yec’al lehû mahrecen.

Ve yerzukhu min haysü lâ yahtesib… (Tâlak/2-3)

Kim Allah’tan hakkı ile korkarsa, rızık talep ederken –Meşru şekilde rızık talep etmek takvanın sınırlarındandır, Allah’tan korkmak, sakınmaktır.- Allah mutlaka onun darlığında bir çıkış kapısı açacak ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandıracaktır. Diyor. Bu kimin vaadidir? Bu âlemlerin rabbi olan Allah’ın vaadidir. Yani sen rızkın daraldı, önünde iki yol var. Helal yoldan rızık talep ettiğin zaman rızkın az olacak –bu sana göre tabii- Haram yoldan rızık talep ettiğin zaman rızkın artacak gibi düşünüyorsun.

Allah resulünün dilinden diyor ki böyle bir şey yok. Seçtiğin yol rızkını ne artırır, ne de azaltır. Ama benim bir vaadim var, ikramım ödülüm var. Nedir o? Eğer haram yola tevessül etmezsen sabreder ve takva ile Allah’ın takdir etmesini beklersen ben mutlaka bir çıkış kapısı açarım ve seni hiç ummadığın yerden rızıklandırırım diyor.

Bununla ilgili birkaç örnek verelim; Musa AS. geldi İsrail oğullarına geldi dedi ki; Allah burayı terk etmenizi emrediyor. Yani ben firavuna gittim, daveti ulaştırdım, kabul etmedi. Allah’ta İsrail oğullarını al ve bu beldeyi terk et.

Şimdi İsrail oğullarının önünde iki yol var. Yusuf AS. dan bu yana Mısır’a yerleşmişler, iş kurmuşlar, servet edinmişler. Ya bunların hepsini bırakıp gidecekler, ya da diyecekler ki biz bu kadar mal mülk edindik, sen bizi sonu belli olmayan bir yolculuğa devam ediyorsun, biz seninle gelmek istemiyoruz diyecekler. İsrail oğulları bazısı istemeye istemeye de olsa Musa AS. ile birlikte Mısır’ı terk ettiler. Bir çölün ortasında duruyorlar. Şimdi ne yaptı onlar? Allah’tan korktukları için biriktirdikleri ne kadar mal, mülk servet varsa hepsini orada bıraktılar, çölün ortasına geldiler.

Çölde nereden rızık bulacaksın, Allah çölü yaşam yeri kılmadığı için su bulsan ekmek bulamazsın, ekmek bulsan gıda bulamazsın yanında. Allah dedi ki;

Ve zallelnâ aleykumulğamâme ve enzelnâ aleykümülmenne vesselvâ, külû min tayyibati mâ rezaknaküm … (Bakara/57)

Sizi bulutlarla gölgeledik ve size semadan kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik.. Yani sen Allah’tan korkup emirlerini yerine getirirsen ki bütün sebepler tükendi diyelim, hiçbir yiyecek yok. Nereden bulacaklar? Allah gerekirse sana gökten sofra indiriyor senin önüne koyuyor, hiç ummadığın yerden rızıklandırıyor. Yeter ki geçim kaygısıyla Allah’ın emirlerine muhalefet etme.

Bunun bir de tam tersini düşünün. İsrailoğulları bir sahil kasabasında yaşıyorlar, Allah onları imtihan etmek istiyor. Diyor ki Cumartesini sizin dini bayramınızdır, bu günde avlanmayacaksınız.

{{Olayın insanları bir sahil kasabasında yaşayan Yahudi cemaatinden bir topluluktu. Bunlar peygamberlerinden haftanın bir gününün kendileri için istirahat kılınmasını ve maişet (geçim )meşgalesi ile o gün uğraşmamalarını istemişlerdi. Ve bunun üzerine Cumartesi günü onlar için ibadet günü kılınmıştı}}

Ves’elhüm anilkaryetilletiy kanet hadıratel bahr* iz ya’dune fiys sebti iz te’tiyhim hıytanühüm yevme sebtihim şürre’an ve yevme lâ yesbitune lâ te’tiyhim* kezâlike nebluhüm Bi ma kânu yefsükun. (A’raf/163)

O İsrail oğullarına sor, şu denizin kenarındaki sahil kasabasını sor orada neler olmuştu. Ne olmuştu orada? Onlar için ibadet günü olarak tayin edilen Cumartesi günü balık avlamayacaklar, ibadet ve istirahat günü olarak değerlendireceklerdi. Fakat imtihan gereği Allah Cumartesi günü yoğun balık sürüleri yaklaştırırdı bakalım riayet edeceklerdi diye. Cumartesi çok balık var, Pazar günü geliyorlar bir tane balık yok. Düşünün balıklar cumartesi pazarı mı bilir, onları âlemlerin rabbi olan Allah sevk ediyor o gün, ertesi gün onları çekiyor.

Ne yaptı onlar, biraz daha sabretselerdi daha önce onlara çölde semadan sofra indiren Allah belki yine buna benzer bir şey yapacaktı. Allah onlara kendi katında hazırladığı cennet nimetleri ile ikramda bulunacaktı. Ama dayanamadılar gittiler Cuma akşamından ağlarını attılar, cumartesi gelen balıklar onların ağlarına takıldı, Pazar günü de gidip ağlarını topladılar. İnsanlar onlara sorduklarında; biz Pazar günü avlanıyoruz, Cumartesi avlandığımızı gördünüz mü diyorlardı. Bu yüzden de Allah onları helak etti, sadece içlerinden iyiliği emreden, kötülükten nehy eden kişileri kurtardı.

Rezzak olan Allah bazen böyle insanı imtihan ediyor. Yani adam ticaret yapıyor, haram olan bir ürün satıyor, onu sattığı zaman malları kapış kapış gidiyor. Ama o malı kaldırıp onun yerine helal olan bir ürün koyduğu zaman dükkânın önünden müşteri geçmiyor. Allah onu imtihan ediyor, Harama tevessül edecek mi etmeyecek mi?

Adam dükkanından pos cihazını kaldırıyor, ben Allah’a ve resulüne harp ilan etmem, ben Müslümanım, nasıl bunu yapıp faizle muamele ederim diyor. Pos cihazını kaldırdıktan sonra günde çok miktarda müşteri içeri girip kredi kartıyla alış veriş yapıyor musunuz diye soruyorlar.

Allah onu imtihan ediyor, sabredecek mi etmeyecek mi. Kimisi aynı Cumartesi ashabının yaptığı gibi yapıyor, gel kredi kartıyla ürünü benden al diyor. Sorsanız ben faizle iş yapmıyorum diyor, ama toptancısıyla yan komşusuyla falan akşam olduğu zaman gidip hesaplaşıyor. Kimisi de sabrediyor ve mutlaka sabrının sonunda Allah onun için selametli kılıyor.

Mesela şimdi günümüzde çokça yaşanan bir vakıa var. Birçok anne baba rızık endişesiyle, gelecek kaygısıyla çocuklarını kendi elleriyle götürüp küfrün ve şirkin içine atıyorlar. Yani maneviyatı olmayan eğitim programları ile eğitim yapan okullara gönderen aileler var. İslami hassasiyeti olan insanlara sorduğunuzda bugünün resmi okullarında İslam maneviyatının göz ardı edildiğini, bunun da çok yanlış olduğunu açık açık söyleyebiliyorlar.

Gerekçelerini dinleyin, ne anlatırlarsa anlatsınlar konunun döneceği yer belli. Bu çocuk nasıl ehliyet alacak, nasıl işe girecek, kendi ayakları üzerinde duramazsa perişan olacak, ne olsun yani vasıfsız işçi mi olsun, kapıcı, seyyar satıcı mı olsun çekinceleri vardır. Bu çekinceleri yüzünden de götürüp çocuklarını bu pisliğin, akidevi necasetin içerisine bırakıyorlar.

Bir de Allah bir kadından bahsediyor, İmran’ın karısı. Hamile olduğunu fark edince;

… Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy… (A. İmran/35)

Ya rabbi ben bu çocuğu özgür irademle sana adıyorum, bunu benden kabul et dedi.

Belli bir zaman geçti, çocuk doğdu, baktı ki çocuk kız. Şimdiki cibi ultrason du, cinsiyet belirlemeydi falan da yoktu. O dönemde kız çocuğunun mabede girmesi bile yasakken, mabedin içinde kalacak, kulluk edip mabedin hizmetini yapacak..!

De di ki ya rabbi, ben kız çocuk doğurdum, sen zaten bunu biliyorsun, kız çocuk ta erkek çocuk gibi değildir. Yani zahiren sebepler yan yana geldiğinde bu çocuğun Allah’a adanması, onun Allah’a hizmet etmesi mümkün değil. Peki, Allah ne dedi?

{{Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin ve enbeteha nebaten hasenen ve keffeleha Zekeriyya* küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ‘ındeha rizka* kale ya Meryemu enna leki hazâ* kalet huve min indillâh* innAllâhe yerzuku men yeşâu Bi ğayri hısab; (A. İmran/37)

(Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve “Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?” der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.)}}

Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin… (A. İmran/37)

Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti. Bütün o Yahudilerin ağızlarını bağladı, gözlerini kör etti, bir kız çocuğunu aldı mescid-i Aksaya, mabedin içine getirip yerleştirdi. Niye? Çünkü Allah samimi bir niyetle yapılmış adağı kabul eder.

Bitti mi peki? Bitmedi ve enbeteha nebaten hasenen Allah güzel bir bitkiyi yetiştirdiği gibi onu yetiştirdi, terbiyesini de bizzat âlemlerin Rabbi olan Allah üstlendi, ahlaklandırdı. Güzelliğini, iffetini ona Allah yerleştirdi. Bu da yetmedi o kadar Yahudi din adamı vardı orada fakat; ve keffeleha Zekeriyya Allah onların arasında yer yüzünün en salih adamının velayeti altında kıldı, Zekeriyya AS. kefaleti altına verdi.

Sonunda ne dedi Allah küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ‘ındeha rızka Zekeriya onun her yanına girdiğinde yanında bazı rızıklar görüyordu. Sordu; kale ya Meryemu enna leki hazâ Dedi ki ey Meryem bu nasıl geliyor sana? kalet huve min indillâh dedi ki o Allah’ın katından olan bir rızıktır. innAllâhe yerzuku men yeşâu Bi ğayri hısab Allah dilediği kulunu hesapsız bir şekilde rızıklandırır. Yani anne çocuğunu Allah’a adayınca, Allah onu hem aldı, terbiye etti, peygamberin kefaletine verdi, bir de kimsenin beşer eliyle ona bir yemek getirmesine de Allah razı olmadı. Her yanına girdiğinde Allah ona semadan yiyecekler göndermiş onları yiyor.

Şimdi senin bir çocuğun var diyelim, sen onu terbiye ediyorsun. Senin önünde iki yol var. Ya bugünün batıl sistemin yaptığı gibi önce bize kul olacaksınız, putlarımızın önünde saygı duruşunda duracaksınız, bizim değerlerimizi ezberleyip kabul edeceksiniz. Bizim ilah edindiğimiz varlıkların uluhiyetini kabul edeceksiniz, ondan sonra bizim size verdiğimiz diplomayla rızık kazanır yiyebilirsiniz. Ondan sonra sınava girecek, bizim verdiğimiz memurlukla yiyip içebilirsiniz. Ama bizim putlarımızın önünde durmazsanız, bizim ilâhlarımızı tazim etmezseniz, bizim değerlerimizin önünde boyun eğmezseniz size diploma da yok, işte yok diyorlar.

Senin önünde de iki yol var ya İmran’ın karısının yaptığı gibi yapacaksın, ya rabbi ben böyle bir şeye razı olamam diyeceksin. Rızkı veren sensin, ben çocuklarımı sana adıyorum, onların rızkı da senin üzerinedir diyeceksin. Böyle yaparsan Hz. Meryem’e bu saydıklarımızı yapan Allah senin çocuklarına da bunu yapmaya kadirdir. Ya da sen de yığınların yenildiği gibi yani rızık korkusuyla yıkıldıkları gibi ne yapalım diyeceksin, yapacak bir şey yok zaman bunu gerektiriyor. Zaman putperestliği gerektiriyorsa öyle olacağız sonrada çocuklarımızı kendi elimizle götürüp ateşin içerisine atacaksın. Bu problemin temelinde ne vardır? Allah’ın Rezzak olduğunu bilmek veya bilmemek meselesi vardır.

Son olarak ta şunu söyleyelim; Er Rezzak olan Allah müminlere vermiş olduğu rızkı, mü’minlerin de aynı şekilde başka müminlerle paylaşmasını ister. Kur’an ı Kerimde Allah müminleri överken birkaç farklı yerde diyor ki;

ve mimma rezaknahum yünfikun; (Bakara/3-Enfal/3-Şûra/38 …)

Onlar, bizim onlara vermiş olduğumuz rızıktan infak ederler diyor Allah. Eğer sen kendi hayatında bir şeyi rızık olarak düşünüyorsan ki bu mal olur, bu evlat olur, bu bir yetenek olabilir, bunlardan infak edeceksin. Allah’ın razı olduğu yere harcayacaksın, paylaşacaksın ki. Allah’ın sana vermiş olduğu rızkın şükrünü eda edebilesin.

Bu ifade de şu nokta bizim için önemli; “Bizim onlara verdiğimiz rızıktan infak ederler.”  Neden Allah böyle söylüyor? Çünkü insan bir şeyin kendine ait olduğunu düşündüğü zaman onu vermekte de zorlanıyor. Ama elindekinin bir başkasına ait olduğunu bildiği zaman onu vermek insan için daha kolay oluyor. Bunu neye kıyas edebilirsiniz? Babanızın parasını harcamakla, kendi kazandığınız parayı harcamak şeklinde bir kıyas yapabilirsiniz. Adam baba parası yiyorsa eğer har vurup harman savurur, rahat harcar. Ama adam iş girse ter dökse, iş sonunda kazancı verilse lira lira, kuruş kuruş hesap yapmaya başlar. Bu psikolojik bir durum. İnsanı Allah yarattığı için onu en iyi tanıyan Allah’tır, bu yüzden malın sana ait olduğunu düşünme diyor. Elinde bir rızık varsa bunu biz sana verdik, emanet olarak verdik ve infak etmek suretiyle seni imtihan etmek için verdik diyor. Allah’ın razı olduğu müminler, ya da Allah’ın er Rezzak ismi ile ahlaklanan müminler Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan başkalarını da nasiplendirirler, bu şekilde paylaşmış olurlar.

Allah’u Teâlâ bütün güzel isimleri ve yüce sıfatlarının hatırına bizleri O’nun isimleri ile hakkıyla anlayan, O’nun isimlerinden kendisiyle ahlaklanabilecek olanlarla ahlaklanan, Allah’tan sakınacak ve O’na tazim edecek olan bahtiyar kullarından eylesin. Allah ihtiyacımız olan ne kadar hayır ve rızık varsa bizleri o rızıklar ile rızıklandırsın. Verdiği rızıktan dolayı Allah’a hamd etmeyi, hem de sabırlı olmayı bizlere müyesser kılsın.

Rabbim dünyanın doğusunda batısında, zulüm altında olan Allah’ın kendilerine emniyet ve selametle rızkını vermesini bekleyen ne kadar mazlum varsa onlara emniyet ve selametle rızıklarını versin. Dünyada en büyük zulüm olan şirk altında inleyen ve Allah’ın şeriatına, adaletine muhtaç olan ne kadar belde varsa onlara Allah’ın hükümleri ile hükmeden yöneticileri rızık olarak onlara versin. Rabbim bu meclisi hayır meclisi eylesin. Allahümme amin. Selâmün aleyküm ve rahmetullah (Ebu. Hanzala/esma dersleri derleme).

{{“Ve ahiru davanâ enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.}}

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Temmuz 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: