RSS

ESMA DERSLERİ – 26 – EL FETTÂH (A)

Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 “Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

**************************************************************

EL FETTÂH

el-Fettâh, nimet ve azap kapılarını açan demektir. Hüküm sâhibi anlamındaki hâkime de, fatih ve fettâh denilir. Çünkü o, verdiği hüküm ile iki hasım arasında kapalı meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır.

Buna göre Hak, kıyamet gününde kulları arasında hüküm verendir ve O, kullarının yaşama sebepleriyle ilgili kapalı işlerini açandır/ fatih. Böylece Hak, fakiri zenginleştirir, sıkıntıyı giderir, dertliyi ferahlatır. Dolayısıyla Hak, müminlerin kalplerine marifet nûrlarını, günahkârların üzerine ise, mağfiret kapılarını açar.

Hakkın inayetiyle, bütün kapalı şeyler açılır; hidayetiyle her müşkül iş çözümlenir.

Bilinmelidir ki:

Bu ismin hükümlerine ait fetihlerin üç derecesi vardır:

1 – Bunların ilki, isimlerin ilmidir. Bu ilim, Hz. Âdem’in tahsis edildiği ilimdir.

Ve alleme AdemelEsmâe küllehâ sümme aradahum alelMelâiketi fekale enbiûniy BiEsmâi hâülâi in küntüm sadikıyn. (Bakara/31)

Allah Adem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

2 – İkincisi ise, zevklerin ilmidir. Bu, velilere mahsus ilimdir.

3 – Üçüncüsü ise, Hz. Peygamber ’e (sav.) verilmiş cevamiü’l-kelimdir. Bununla Hz. Peygamber, ilâhî sırların ve ilimlerin derecelerini açmıştır. Nitekim Hz. Âdem vasıtasıyla da beşerî derecelerin mertebeleri açılmıştır.

Buna göre, perdeli mazhârların isimlerinin ilmini ve dillerin farklılıklarını idrâk Hz. Âdem’e; isimlendirilen şeylerin hakikatlerini ve ilâhî sırların nûrlarını müşahedenin ilmi de, Hz. Muhammed’e mahsustur.

Hz. Âdem ve Hz. Peygamber ’e ait bu iki mertebenin ortasında ise, hal ve zevk ilimleri bulunmaktadır. Bu ilimlere, tarikat ehli tahsis edilmiştir.

Söz konusu bu insanların ilimlerinin nihâyeti yoktur, bunun nedeni ilimlerinin konularının nihâyetinin olmayışıdır. Bu zevk ve hal ilimlerinden birisi, kulun hallerin ilâhî hikmete uygun başkalaştığını görmesidir. Kulun ihtiyaç halinde Allah’a tevekkül etmesi, sıkıntı çekmeyişi; Allah’ın koruması sayesindeki iç huzurunun bir sebep sayesindeki huzurundan daha büyük olması da, söz konusu hal ve zevk ilimleri arasındadır.

Bu huzurun daha büyük olmasının nedeni, kulun ilâhî vaadin doğruluğunu ve ilâhî korumanın afetlerin ulaşmasını engelleyeceğini bilmesidir. Hâlbuki kulun bel bağladığı vasıtalar, kendisine afetlerin ulaşmasına engel olamayabilir.

Binaenaleyh, Hakkın bu müşahede kapısının açılmasını tahsis ettiği kimse, elem ve afetini gideren bir sebebe bağlanan kimseden daha yetkin zevk sâhibi ve daha dingindir.

İşte bu, iki derece arasındaki berzâhın açılması ilmindendir.

Bunlardan birisi de, Hakka Hak ile muhtaçlık ilminin açılmasıdır. Bu, şöyle gerçekleşir:

Hak, kulunu isimlerin sırlarına muttali kılar, bunun neticesinde kul, şunu görür: İsimlerin varlıklarda tesire muhtaç olmaları, eserin varlıklarda zuhur etmesine muhtaç olmalarından daha büyüktür. Çünkü eserlerinin zuhurunda isimler, kibriya, sultan, izzet ve mecd sahibidirler. Mümkün ise, böyle değildir, mümkün, eseri kabul etmede çok önemli bir tehlike üzerinde bulunmaktadır.

Bunun nedeni şudur: Mümkün (: isimlerden) eseri kabul etmekle yarardan çok zarar görebilir; bazen ise, zarar ve fayda eşit halde bulunabilir; az ya da çok zarar ve elemden bütünüyle kurtulmuş hiçbir mümkün yoktur.

Nitekim bir şahıs belirli bir vakitte nimetlenir, başka bir vakitte elem duyar; sâbitlik halinde, insan sürekli değişmeden ve başkalaşmadan kurtulur. Bunun nedeni, başkalaşmanın nedeni olan varlık terkibinden soyutlanmasıdır. Çünkü sabitlik halindeki elem, elem duyanın ayn’ındaki elem değildir; aksine elem sahibi, ayn’ındaki sâbitliğiyle lezzet duyduğu gibi, elem de, elem sahibindeki varlığıyla lezzetlenir, mahal ise, onun varlığıyla elem duyar.

Hal ve mahal, kendi sabit ayn’larında bulunmaktadırlar, bu durumda, aralarında tesir ve teessür ilişkisi olmadığı için, ne elem ve ne de lezzet söz konusudur.

Bunun nedeni şudur: Sabitlik, basittir; onda hiçbir şey başka bir şeye dayanmaz; varlık ise, mürekkeptir, dolayısıyla bir hâmilin ve bir de mahmulün bulunması gerekir. Buna göre, mahmulün hâmilin varlığındaki mertebesi, nimetlenende sabit olup olmamadaki durumu gibidir; hâmil ise, böyle değildir, çünkü o kendi mizacının hükmüne bağlıdır.

Şayet, mahmul hâmilin mizacına uygun ise, hâmil onunla lezzetlenir; buna karşın mahmul, hâmilin mizacına zıt ise, hâmil, mahmul nedeniyle elem duyar ve zarara uğrar.

Bununla beraber insan, basit olması nedeniyle, kendi sabitliğinde muhalif olanın kendisine ilişmesinden uzaktır. Bu nedenle yokluk halinde kalması, kendisine daha sevimli gelir, çünkü o, bu mertebede elemin tadını tatmaz; şayet bu mertebede elemin ayn’ı kendisine eşlik etse bile, ünsiyet ve lezzet verme şeklinde eşlik eder.

Böylelikle bu müşahede sâhibi şunu kesin olarak öğrenmiştir: A’yân, isimlerden daha az muhtaçtır. Bu, ilâhî isimlerin en ince sırlarından birisidir ve bu ilim, Evtad’ın ilimlerinden birisidir. Ve bu ilim “evtad”’ın ilimlerinden birisidir.

Bunlardan birisi de, hüviyetin âlemin cüzlerine sirayet etmesi ve âlemdeki her şeyin Hakkın hamdini tesbih etmesi itibariyle, hakîkatinin âlemde bulunan şeylere zuhûr etmesinin bilgisidir.

Kime bu müşahedenin kapısı açılırsa, âlemde “nâtık” olan her şeyin konuşması kendisine açılmış olur: Bu nutuk, ister övülen, isterse de zemmedilen nutuk olsun, herkes Allah’ı tesbih etmektedir. Lanet okumadaki sövgüye varıncaya kadar, her nutukta Allah’a bir sena vardır.

Böylece bu müşahedenin sâhibi, bir insanın başka birisine sövdüğünü ve ona lanet okuduğunu görür; hâlbuki o, kendisini duyan muhakkike göre, fettâhlık mertebesini tespih etmektedir. (Sadreddin Konevi/ Esma-i Hüsna şerhi//76-79)

*****************************************************************

EL FETTÂH

el-FETTÂH O, öyle bir varlıktır ki, onun inayetiyle bütün kapalı (kapılar) açılır, hidayetiyle her müşkül hal olur da. Peygamberlerine ülkeler feth edip düşmanlarının ellerinden çıkarır de şöyle buyurur:

İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ. (Feth/1)

«Biz hakikat sana (Hüdeybiyye müsalehası ile) apaşikâr bir feth (zafer yolu) açtık.»

Velilerinin kalplerinden perdeyi kaldırıp onlara, Semasının melekûtüne, kibriyasının cemaline giden kapıları açar. Ve şöyle buyurur:

… ve ma yümsik fela mursile lehu min ba’dihi… (Fatır/2)

«Allah’ım insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutacak yoktur.»

Gayb anahtarlarını ve rızık anahtarlarını elinde (kudretinde) bulunduran o (yüce varlık) hiç şüphe yok. ki, (Fettâh) olmaya en lâyık olur!

TENBİH;

Kulun silkinmesi lâzımdır ki yapacağı güzel nasihatlerle müşkülât kilitleri kırılsın, vereceği güzel öğütlerle de halkın anlayamadığı dinî ve dünyevî meselelerine bir çözüm yolu bulunsun. Bu sayede o, El-Fettâh. İsminden gereği gibi yararlanmış olabilir. (İ. Gazali-Esna-i Hüsna şerhi/96)

******************************************************************

EL FETTÂH

Taalluk;

Âlemdeki değişik boyutların kapılarını açan anahtarlara sahip olmak ve bu farklı âlemlerde tasarrufta bulunmak amacıyla Fettâh ismine ihtiyaç duyulmaktadır.

Tahakkuk;

Görünen alem olan alem-i şehadet’in ötesinde ki kapalı boyutlara ulaştıran hissi ve manevi mertebeler doğrultusunda, o dünya ötesi boyutlara ulaşmak ancak kalp gözünün açılmasıyla gerçekleşir. Bu ise el Fettâh ismi ile tahakkuk eder.

Tahalluk;

Vehhâb, Kerîm, Cevâd ve benzeri isimlerden herhangi birinin müşahede aleminin ötesinde ki maddi ve manevi alemleri açan kilitleri elde eden bir kul ihtiyaç ölçüsünde İlâhi boyutla alakalı ruhani olguları elde etmek yanında maddi ve manevi alanlara ulaşır ve bu boyutlarda karşılaştığı problemleri bu anahtarla çözer. Bu durum manevi (basiret) ve maddi (basar) bakış sahibi olan kimselerde gerçekleşir. Bu makamı elde eden kimse Fettâh ismine nail olur, ancak bu Fatih anlamında değildir. (İbn. Arabi/ Allah’ın isimlerinin sırları ve manalarının keşfi/66)

…………………………………………………………….

EL FETTAH  FETİH MERTEBESİ

El Fettah mertebesi fetih için

Hiçbir şahıs neyin açılacağını bilemez.

Âlemin rabbi hayırda,

Ve şerde O’nu icmal etmiş.

Bazen insan onu bilir,

Onu indiren emri bilmez.

Bir şahıs onu öğrenir,

Ondan meydana geleni bilemez.

 

Bu mertebenin sahibi Abdulfettah diye isimlendirilir.Mertebenin bir sureti, manası ve berzahı vardır. Onu hakkıyla elde eden kişi isimler hakkında ki bilgisi nedeniyle Hz. Adem ile cevamiü’l-Kerîm’in verilmiş olduğu Hz. Muhammed’dir. O ikisinin dışında kiler hakkında bize bir şey söylenmemiştir. Bu mertebeden;

İzâ câe nasrullahi velfeth. (Nasr/1)

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” ayeti ile,

İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ. (Feth/1)

“Sana apaçık bir fetih verdik” ayetleri nazil olmuştur. …

Orta fethe gelirsek, bu fetih zevklerin fethidir. Başka bir ifadeyle o fetih kendisini bilen için bilgiyi elde etmek üzere çalışmakla gerçekleşen bilgilerdir. Misal olarak takva sahibi adına meydana gelen Furkan bilgisini verebiliriz. İnsan bu bilgiyi Allah’tan takva sahibi olmakla elde etmiş, bununla birlikte Allah günahlarını örtmek, suçlarını bağışlamak şeklinde kula ihsanda bulunmuştur. Bu bilgi tasavvuf yolundan giden Allah’ın ehli ve seçkinlerine mahsus bir bilgidir Bu bilgi hallerin bilgisidir. Onlar Vehbi olsa bile ancak özel bir niteliğe sahip kimseye ihsan edilirler. Bununla birlikte söz konusu nitelik dünyada her bir insan için o neticeyi meydana getirmezken ahirette netice meydana getirmesi kaçınılmazdır. Bu niteliğin şartı dünyada bir sonuç meydana getirmek olmadığı için haller ilminin Vehbi olduğu söylenmiştir.

Başka bir ifadeyle haller, zevkten ortaya çıkar. “Zevkten” demek ilk tecelli demektir. Mesela tevekkül -ki takdir ettiği veya vaad ettiği işte Allah’a dayanmak demektir.- Hususunda ki zevk, bu bilgiye ilave olarak, nefsin yöneldiği bir şeyin yokluğunda sıkıntı çekmemektir. Böylece nefis belirli bir sebebe değil, Allah’a yönelir. O esnada Allah’a güvenmekten dolayı meydana gelen haz ve zevk, gayesine ulaştıracak sebep vesilesiyle bulduğu hazdan daha fazladır.

Misal olarak kendisini doyuracak besin bulamayan acıkan birini verebiliriz. Başka biri ise onu doyuracak gıdaya sahiptir. Kendisini doyuracak sebebe sahip kişi, açlığını giderecek sebep var olduğu için daha güçlüdür. Allah’tan başka hiçbir şeyi olmayan öteki insan ise sükûn ve sıkıntı çekmeme hususunda ötekine denktir. Çünkü o rızkının kendisi için rızık olarak kalacağından ve mutlaka ona ulaşabileceğinden emindir. Sebeplerden yoksun olan kişiden ortaya çıkan bu dinginlik ve rahatlık “zevk” diye isimlendirilmiştir.

Her inanç sahibi iki şahıs arasında ki farkı bilir. Çünkü bu zevkten mahrum bilgili bir insan sebebi bulamadığında sıkıntıya düşerken Kendisi için bir rızık kalmışsa onun mutlaka ulaşacağını da bilir. Bu bilgiye sahip olsa bile Allah karşısında iç huzuru ve dinginlik bulamaz. Zevk sahibi ise açlığını giderecek sebebe sahip insanın bulduğu gibi bir sükûnet ve dinginlik bulan kişidir. Her ikisinin arasında bu hususta fark yoktur, hatta zevkin sahibi daha güvenlidir.

Bu durum âlimlerden birinin söylemiş olduğu; “İnsan bu dereceye elindekinden daha çok rabbine güvenmedikçe ulaşamaz.” Sözünün anlamıdır. Çünkü Hakkın vaadi doğrudur, ona afet ulaşmaz. Eldeki sebeplerin ise afete uğrayıp kaybolması mümkündür. Böylece insan sahip olduğuyla arasına engel girebilir. Bu nedenle şunu dedik; Zevk sahibi olarak tevekkül eden, sıkıntısını ortadan kaldıracak sebebe sahip olandan daha yetkindir. Bunu bilmelisin. Fetih ilminin ortası budur. Sahibi ise içindeyken son derece haz alır.

Bu mertebede olan manaya gelirsek, o mana kulun Allah hakkında elde ettiği bilgidir. Hak, daha doğrusu Hakkın hüviyeti kulun özellikleri haline geldiğinde, bu nitelikteki birinin elde etmiş olduğu bilgi bu mertebeden meydana gelen manadır. Herkes bu makama bu mertebeden ulaşamaz. Bununla birlikte bu mertebe de bulunsa bile insanlar bu hususta derece derecedir.

Bu mertebeden dolayı Allah resulü iki omuzu arasına vurulduğunda “Öncekilerin ve sonrakilerin bilgisini öğrendim”. Demiştir. Yani bu vurmayla o bilgileri öğrendim, bu vurma ile Allah ona zikretmiş olduğu bilgiyi verdi. “Bilgi” derken kastedilen Allah hakkında ki bilgidir, yoksa onun dışındakiler hakkında ki bilgi vaktin zayi edilmesi demektir.

Allah âlemi kendisi için yarattığı gibi bilhassa da insan ve cinleri kendisine ibadet etsinler diye yarattı. Onları kendisine ibadet etmek üzere yarattığını ayette belirtmiş, (Zariyat/56), her şeyin de O’nun hamdini tesbih ettiğini (İsra/44) söylemiştir. Böyle bir bilgiyle Allah’ı bilen, âlemdeki her sözü bilir. Övülen veya kınanan bir söz bile olsa her söz belirli bir şekilde Allah’ın hamdini tesbih demektir. Yani her sözde Allah’a dönük bir övgü bulunur.

Allah’ın hamdi hakkında böyle bir bilgi bu mertebeden bizim adımıza da gerçekleşti. Fakat onun nasıl indirildiği bilinemez ve anlaşılamaz. Onu ancak Allah’ın bu mertebeden kemaliyle bilgi nasip ettiği kimseler bilebilir.

Mesela bir insan ötekine söverken sövgü bu makamın sahibi olan dileyici de Allah’ın hamdini teşbihtir. Dinleyen ecir alırken söven günahkâr olur. Söz ise aynı sözdür. Bu bilgi insanların çoğundan gizli kalan lâtif bilginin parçasıdır. Söz konusu bilgi ilimler arasında bütün eşyanın isimlerinin gerçekte Allah’ın isimleri olması mesabesindedir. Bu durum;

Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O’dur. (Fatır/15)

 Ayetinde doğru ve sadık bir hüküm olarak bildirilmiştir. Bununla birlikte eşyaya muhtaç olduğumuzu biliriz. O ve bu birdir.

Kalbi olan ya da kulak veren kimse için” (Kaf/37)

Böyle biri Allah vasıtasıyla duyar.

O şahittir.” (Buruc/9)

Allah ona kendisini gösterir.

Bu mertebe hakkında bu kadar açıklama yeterlidir.

Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.” (Ahzab/4)

(İbn. Arabi- F. Mekkiye/16. Cilt-s.273-277)

*****************************************************

EL FETTAH

Yüce Allah          şöyle buyurmaktadır.

Kul yecme’u beynena Rabbüna sümme yeftehu beynena Bil Hakk* ve HUvel Fettahul’ ‘Aliym. (Sebe’/26)

Deki; O (gerçek hükmünü vererek Hak ile batılın arasını açandır. (Her şeyi hakkıyla) bilendir.

El Halimi der ki; “Fettah” hüküm verendir. Allah, verdiği hükümlerle kulları arasında kilitlenen sorunları ve hak ile batılın arasını açan, haklıyı yüceltip haksızı alçaltandır. Bu dünyada olabileceği gibi ahirette de olabilir.

El Hattabi ise Fettah ismini şöyle açıklar; “Fettah, gerçek anlamda açan demektir. Allah, kullarına merhamet ve rızık kapılarını açan, kilitlenen işlerini açan, hakkı görmeleri için kalplerini ve gözlerini açandır. Fatih, yardım eden anlamına da gelir. Şu âyette bu anlamdadır:

İn testeftihu fekad caekümül feth* ve in tentehu fehuve hayrun leküm* ve in te’ûdu ne’ud* velen tuğniye anküm fietüküm şey’en velev kesüret, ve ennAllâhe me’al mu’miniyn. (Enfal/19)

(Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkârdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber’e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir. (Elmalı)

Müfessirler bu âyette geçen “fetih” sözcüğünü “yardım ve zafer” olarak açıklarlar. Yani “Eğer yardım istiyorsanız işte size yardım geldi” demektir. Müfessirler bu açıklamalarını senediyle birlikte İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadise dayandırır ve ardından şu âyeti zikrederler:

Kul yecme’u beynena Rabbüna sümme yeftehu beynena Bil Hakk * ve HUvel Fettahul’ ‘Aliym (Sebe’/26)

“O, Fettâh (açan)…  ve Alîm (bilen)dir.”

Râzî ise şunları söyler: “Allah, kullarına hayır kapılarını açan ve zor olan işleri kolaylaştırandır. O, ilim ile kullarının dini işlerini, zenginlik ile de dünyevî işlerini açandır. Zulme uğrayana yardım eden ve sıkıntısını giderendir. Allah, hak ile bâtılı birbirinden ayırmış ve aralarını açmıştır. Her ikisini de açıkça ortaya koyup açıklamış, hakkı üstün tutup geçerli kılmış bâtılı da geçersiz kılmıştır.

O, Fettâh’tır, marifet ve bilgisi ile mü’min kullarının kalplerini; günahkârlara da bağışlama kapılarını açmıştır. İsyan etmeleri nedeniyle onlara nimet kapılarını kapamamış, unutmaları nedeniyle de merhametini onlardan esirgememiştir.”

BU İSMİ BİLMENİN FAYDALARI;

1- Her Müslüman kesin bir şekilde, Allah’tan başka kullar arasında hükmeden ve hak ile bâtılın arasını açan olmadığına inanmalıdır. Çünkü gerçekte O’ndan başka fail ve Hâkim yoktur. Bu yüzden her Müslüman, Allah’tan başka Hâkim olmadığına inanmalı ve O’nun hükmünden başka hüküm kabul etmemelidir. Yüce Allah bu gerçeği Kur’an-ı Kerîm’in pek çok âyetinde açık bir şekilde vurgular. Bu âyetlerden bazıları şöyledir:

EfeğayrAllâhi ebteğiy hakemen ve HUvelleziy enzele ileykümül Kitabe müfassala* velleziyne ateynahümül Kitabe ya’lemune ennehu münezzelün min Rabbike Bil Hakkı, fela tekûnenne minel mümteriyn. (En’am/114)

(De ki): Allah’dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (Elmalı)

… ve men lem yahküm Bi ma enzelAllâhu feülaike hümül kafirun. (Maide/44)

Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. (Elmalı)

… ve men lem yahküm Bima enzelAllâhu feülaike hümüz zalimun. (Maide/45)

Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir. (Elmalı)

… ve men lem yahküm Bi ma enzelAllâhu feülaike hümülfasikun. (Maide/47)

Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır. (Elmalı)

Müslüman, Allah’ın hükmünü ve bu hükümle lehinde veya aleyhinde ve­rilen hükmü içtenlikle kabul etmeli ve ona boyun eğmelidir. Şu âyetlerde bu duruma işaret edilmektedir:

Fela ve Rabbike lâ yu’minune hatta yühakkimuke fiyma şecera beynehüm sümme lâ yecidu fiy enfüsihim haracen mimma kadayte ve yüsellimu tesliyma. (Nisa/65)

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. (Elmalı)

Ve yekulune amenna Billâhi ve Bir Rasûli ve eta’na sümme yetevella feriykun minhüm min ba’di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn.

Ve izâ du’û ilAllâhi ve RasûliHİ liyahküme beynehüm izâ feriykün minhüm mu’ridun;

Ve in yekün lehümül Hakku ye’tu ileyhi müz’ıniyn.

Efiy kulubihim meradun emirtabu em yehafune en yehıyfAllâhu aleyhim ve RasûluHU, bel ülaike hümüz zâlimun.

İnnema kâne kavlel mu’miniyne izâ du’û ilAllâhi ve RasûliHİ li yahküme beynehüm en yekulu semı’na ve eta’na* ve ülaike hümül müflihun.

Ve men yutı’ıllahe ve RasûleHU ve yahşAllâhe ve yettakhi feülaike hümül faizun. (Nûr/47-48-49-50-51-52)

(Bazı insanlar:) “Allah’a ve Peygamber’e inandık ve itaat ettik” diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.

Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.

Ama, eğer (Allah ve Resûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler.

Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe içinde midirler, yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!

Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

Her kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir. (Elmalı)

2 – Müslüman, kapalı olan her şeyi ancak Allah’ın açabileceğini bilmelidir. Kullarına rızık ve merhamet kapılarını açan, zor ve kitlenen işleri çözüp açan, hakkı görmeleri için kalplerini ve gözlerini açan, sıkıntı ve darlıktan sonra gönüllerini açıp ferahlık veren, anlaşılmayan kapalı her sorunu kolaylıkla açan O’dur.

Ve ‘ındeHU mefatihul ğaybi lâ ya’lemuha illâ HU… (En’am/59) 

“Gaybın (açacak) anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse onu (gaybı) bilemez.”

Efemen şerahAllâhu sadrehû lil İslâmi fe huve alâ nûrin min Rabbih… (Zümer/22)

“Allah, kimin göğsünü İslâm’a yarıp-aç­mışsa, artık o, Rabb’inden olan bir nur üzerindedir.”

Allah’tan başka hiç kimse göğüsleri İslâm’a açamaz, gayb kapılarını açmaya gücü yetmez. Ancak her mü’min bunda bir pay sahibidir. Allah dilediğini dilediği kimseye ihsan eder. Gaybten en büyük payı alanlar peygamberler, sonra veliler, sonra âlimler, sonra da sıradan mü’minlerdir. Allah, inkârcıların dışında hiç kimseyi bu paydan mahrum bırakmamıştır.

Ey Allah’ın kalp kilitlerini açtığı ve kendi katından üzerine nurlar yağdır­dığı kişi! Allah’ın kapılarını sana açtığı gibi sen de, ilim anahtarlarıyla cahil ve bilgisiz kimselerin kapalı kalplerini aç ve onların gönüllerini fethet. Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu unutma:

… ve ahsin kema ahsenAllâhu ileyke… (Kasas/77)

“Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sende ihsanda bulun.”

Eğer Allah sana bu kapıyı açmamış ama sana bol zâhiri rızık vermişse, sen de açık kalpli ve cömert bir ele sahip ol. Cimrilik etme. Anah­tarı kaybolmayan ve asla kapanmayan ve tükenmeyen hazinelerden infak ettiğini unutma. Eğer bu kapı da sana açılmamışsa, Hz. Peygamber’in buyurduğu gibi elinde kötülüğe kapalı hayra açık anahtar bulunan kimse gibi olmaya çalış. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Kimi insanlar kötülüğe ka­palı hayra açıktırlar. Kimi insanlar da kötülüğe açık iyiliğe kapalıdırlar. Al­lah’ın hayır anahtarlarını eline verdiği kimseye ne mutlu! Allah’ın kötülük anahtarlarını eline verdiği kimseye de ne yazık!” (İbn. Mace) (İbn. Kesir-Kurtubi-Beyhaki-Es Sadi-İbn. Kayyım el Cevziyye/ESMAÜ’L-HÜSNA-268-270)

******************************************************

         EL FETTAH ( A. Hüseyin Akil)

El Fettah; Allah Teâlâ’nın Esma-i Hüsna’sından ve O’nun sıfatlarından biridir. Allah bu isim ve sıfatı kendi yüce zatına has kılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurur:

Kul yecme’u beynena Rabbüna sümme yeftehu beynena Bil Hakk* ve HUvel Fettahul’ ‘Aliym. (Sebe’/26)

De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak hükmü ile ayıracaktır. O öyle yegâne hüküm veren, öyle her şeyi bilendir.

Fetih: (bir şeyin açılması) iki tarafın varlığı ile gerçekleşir. Taraflardan biri hüccet bakımından ötekisine göre çok daha kuvvetli ve güçlü olmalıdır ki, elinde böyle güçlü bir hücceti olmayana boyun eğdirebilsin. Hak olan hüccete sahip olan diğerine boyun eğdirir.

Her iki tarafın karşılaşması veya toplanması ile sağlam ve sağlıklı olan bilgi, hatalı ve yanlış olan bilgiyi ortadan kaldırmak için ortaya konulur. Eğer bu konu objektif olarak neticelenmezse bu durumda müminler tarafından isabetli olan bilgi ortaya konularak yardım için devreye sokulur. Böylece isabetli olan yardımcı güç, tezat oluşturan hatalı bilgiyi önler. Hakka inananlar ve o hakkı gerçekleştirmek için gayret gösterenler fatih kimseler olarak adlandırılırlar. Yoldaki sıkıntıları, engebeleri ve zorlukları ortadan kaldıran ve böylece geliş gidişlerin sağlıklı olabilmesini sağlayanlar olarak hak tarafından desteklenenler ve hakka iman edenler olarak isim alırlar.

Ayette geçen; “sonra da aramızda hak hükmü ile ayıracaktır.” Kavline gelince Yüce Allah böylece eldeki kesin kanıt ve hüccet sayesinde kimimizi kimimize karşı üstün bir konuma getirecektir demektir. Kaldı ki dinde icbar, zorlama ve ikrah yoktur. Gerçi düşmanlıklarda kuvvet ve güç sayesinde kırılır. Haddini aşarak saldırgan ve mütecaviz konuma gelen kimselerin yenilmesi ve onlara galebe çalınması ancak güç ve kuvvet sayesinde mümkün olur. Kısaca söylemek gerekirse bütün bu durumların hepsine fetih denir.

Birinci durumda; Hüccete hüccet ile karşı koyup üstünlük sağlanma durumudur. Böylece güçlü hüccet ile diğerini alt eder ve halkta güvenceye kavuşur. Eğer iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar.

İkinci durumda. Eğer ortaya konan hüccete inanmazlar, kabul etmezlerse, bununla birlikte müminlere karşı da bir düşmanlık bayrağı çekmezlerse, o takdirde onlar da İslâm devleti düzeninin gölgesinde onlarla birlikte aynı devletin vatandaşı olarak yaşarlar. Bundan böyle artık onlara karşı her hangi bir düşmanlık yapılmaz.

Üçüncü durumda: Eğer şirk koşarlar. Müslüman olup ta hakka ve hidayete erenlere karşı açıkça düşmanlıklarını sergilerlerse bundan böyle onlarla savaşmak farz olur. Bu savaş ta ki onlar kuvvet yoluyla hakka teslim olana ve İslâm Dini de selamete erene barış İslâm’ın İslâm dinin olana dek sürer.

Ayette geçen “O öyle yegâne hüküm veren, öyle her şeyi bilendir.” Kavliyle de denmek istenen şudur: “Fettah olan sadece yüce Allah’tır. hiç bir şey O’na güç ve zor gelmez. Çünkü O, dilediğini yapandır.”

El-Fettahü’l-Alîm; Bu ifade her şeyi yaratan olan Allah’ın, yaratmış olduğu şeylerden fethedilmesi ve açılması gerekli olan her şeyi açmaya ve fethe dair olduğunu gösterir, buna delalet eder. Çünkü kendi işini ve emrini bilen O’dur. Bu itibarla O; o şeylerin anahtarlarına da sahip ve maliktir. Bu bakımdan fetih, herhangi bir sıkıntı olmaksızın gerçekleşecektir. Çünkü O bunları yapmaya kadir olandır.

“El Feth” Hayır işlemektir, hayırlı bir fiildir. “el Fettah” ise bütün hayırların, güzelliklerin ve iyiliklerin faili demektir. Bu açıdan feth kullarından hayır dilemek isteyenlerin yollarında engel oluşturan zorlukları kolaylaştırmak ve güçlüklere boyun eğdirmek, hayır yollarını açmaktır. El Fettah ise kulun olaylar karşısında güçsüz kalması halinde onun için işini kolaylaştıran demektir.

El Fettah; Herhangi biri adına vekâlet alma söz konusu olmaksızın bir işi direkt olarak doğrudan yapandır. Kaldı ki emirler de onun için ortaya çıkar. İtaat edilmesi gereken işi uygulamak adına fetih işini ayakta tutar. Çünkü Fetih bir gayrettir ve bu bir amaç adına yapılır.

El Futuh ise Yüce Allah’ın zatı ile ilgilidir, çünkü O, arada vasıtalar veya baskılar ya da konu ile ilgili sarf edilen gayretler söz konusu olmaksızın hibe veren, bağış yapandır.

El Fatiha; Hizmete sebep olan vasıtadır. Hayır ve rahmet kapılarından içeri girendir. Bu bakımdan besmele, Fatiha’nın da fatihasıdır. Fatiha da Kur’an ın fatihasıdır. Çünkü Fatiha suresi, tüm büyük ayetlerde, mucizelerde dahli olan, başlı başına etkisi bulunan bir suredir. Aynı zamanda o ayetler üzerinde edebi yönü ve samimiyete dayalı duaları üzerinde de etkisi vardır. Çünkü kul herhangi bir güzel dua ile rabbine doğrudan ve direkt olarak yakarırken Fatiha suresinin onda ki etkisini bulur.

Nitekim şehadetü en lâ ilâhe illallah” kelimesi de aynen fatiha suresi gibidir. Bu da bir kimsenin İslâm’a girmesi için onun fatihası, kapıdan içeriye adım atması manasında olan bir Fatiha’dır. Nitekim kesilecek olan herhangi bir hayvanın kesimi sırasında Besmele çekilmesi Allah adının anılarak kesimin yapılması da böyledir. Zira kesilecek olan hayvanın etinin Müslümanlara helal olabilmesi için mutlaka besmele çekilmesi gereklidir.

Hayatın ve ölümün anahtarlarının elinde olduğu Allah’a, lemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Çünkü rabbimiz hiçbir kimseye asla zulüm ve haksızlık etmez. Çünkü fetih büyük işler için hazırlıktır. Zira Fettah olan Allah büyük işleri ve amelleri yapandır. İşte bu açıdan İslâmi fetihler İslâm’ın yayılması için bir ön araştırmaya girilmesi demektir. Zira bu sayede hakkın hakimiyeti sağlanır ve batıl da yok olur.

Çünkü Fetih, Fettahü’l-Azam olan Allah’ın yardımıyla sağlanır ve fetih için O’ndan yardım istenir. Bu durumda kulların görevi yüce Allah’ın güzel bir sıfatı olan bu sıfatından yardım istemesi konusunda asla gecikmemesidir. Çünkü bu muhal olan, olmayacak olan bir şey de değildir. Mademki bu rabbimizin bir sıfatıdır. O halde O’ndan medet ummak ve yardım istemek te mümkündür. Bu yapılmalıdır ki hayatımızda gidişatımızda, yol ve yöntemlerimizde, fiilde varlık bulabilsin.

Mademki mesele böyledir, kendisini em güzel bir biçimde ve surette yaratan yüce Allah onu yaratmaya kadir olduğuna göre kesin olarak O, kendisinden medet istenildiğinde, imdat beklenildiğinde buna da kadirdir. Ki medet beklenilecek olan o kaynaklar Levh-i Mahfuzda yazılıdır. Bir de ameli (pratik) sünnetten alacaklarını almalıdır. Çünkü ameli sünnet Resul Allah’ın amellerinde ve onun güzel fiil ve davranışlarda varlığını bulmuştur.

Zira bir takım kelimelerin manalarında kapalılık, anlaşılamamak gibi müphemlikler, karışıklıklar oluşmaması ve yaygınlaşmaması için bu yapılmalıdır. Nitekim bunlara delalet eden kavramlarla da konuları birbirine karıştırılmaması konusunda bu gereklidir. Bu açıdan bizim neyin fetih ve neyin de savaş olduğunu iyi bilmemiz icap etmektedir. Bu iki kavramı hiçbir zaman birbirine karıştırmamak, yani savaşı fetih ve fethi de savaş gibi algılamamak gerekir. İşte bu kavramı çok iyi anlamamız gerekir.

Fetih; Hidayet, eşitlik amacıyla yapılan ve tamamen insani değerlere bağlı olarak tesisi edilen bir harekettir. Yoksa fetih karşımızdakilere galebe çalmak, üstün gelmek demek değildir. İşte burada yapılması gerekenler ve verileri şöylece sıralayabiliriz.

1 – Hakkı ve Hak olan yolu göstermek suretiyle müjdelemektir. Çünkü hakkın egemen olması durumunda yeryüzünde fesat çıkarılmasına meydan verilmez. Bunun yapılması da beka ve kalıcılık için yeryüzünde nihayete dek halifeliği egemen kılmak için zorunludur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

{{{Fehalefe min ba’dihim halfün verisül Kitabe ye’huzune arada hazel edna ve yekulune seyuğferulena* ve in ye’tihim aradun mislühu ye’huzûh* elem yü’haz aleyhim miysâkul Kitabi en lâ yekulü alAllâhi illel Hakka ve deresu ma fiyh* veddarul ahıretü hayrun lilleziyne yettekun* efela ta’kılun; (‘Araf/169)

Onların ardından da (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab’a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap’ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap’takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu? (Elmalı)}}}

Onların ardından da Kitab’a varis olan bir takım kimseler geldi..” (Araf/169)

2 – Cennetle müjdeleme; Çünkü cennet, yeryüzünde Allah’ın halifesi olmakla memnunluk duyanlara hazırlanmış ve bunun müjdesi kendilerine verilmiştir. Ki bunlar apaçık fethin zilleri çaldığında yerlerinde kalıp kadınlarla beraber olmaya razı olmadılar. Nitekim kadınlarla beraber kalanlar hakkında yüce Allah şöyle buyuruyor;

{{Radu Bi en yekûnu me’al havalifi ve tubia alâ kulubihim fehüm lâ yefkahun. (Tevbe/87)

Lakinir Rasûlü velleziyne amenû meahu cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim* ve ülaike lehümül hayrat* ve ülaike hümül müflihun. (Tevbe/88)

Geride kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar. (Elmalı)

Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir. (Elmalı)}}

Kadınlarla beraber olmaya razı oldular, kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar gerçeği kavrayamazlar. Fakat peygamber ve beraberindeki müminler, mallarıyla canlarıyla cihat ettiler. Bunları görüyor musun? Bütün hayırlar işte onlar içindir. Ve kurtuluşa erenler de onlardır.” (Tevbe/87-88)

3 – Ayıp ve kusurlarından ötürü uyarma, işlemekte oldukları amellerden daha güzelini işlemeleri için ıslah edici amellere davet edilmeleridir.

4 – Yalan söyleyen ve hakka sırt çeviren ya da bir günah işleyen, haksız yere kan akıtan, haram yiyen, yalan yere tanıklık eden ve haksız olarak iftiralarda bulunan herkesi cehennem ateşiyle uyarmasıdır.

5 – Aralarında ki bağı güçlendirmek ve ayrılığa düşülmesini önlemek için Allah’a karşı olan muhabbeti ve O’nun yolunda güzel ameller işlemeyi ilan etmek haykırmak.

Herhangi bir durumda eğer Müslümanlar kendi sınırlarını çevreleyen beldelerden ülkelerden her hangi bir yerden dinleri aleyhine açıkça olmaksızın ve bir müdahale de bulunmaksızın herhangi bir tehlikenin varlığını hissettiklerinde onlara karşı savaş ilan etmeye ve oralara girmeye kalkışmamalıdırlar. Eğer savaşmak farz olmuşsa o başka. O takdirde gereken yapılmalıdır. Çünkü bir tehlikenin varlığının sezilmesi halinde gereken yapılır, şöyle ki;

1 – Küfrü engellemek ve Yüce Allah’a şirk koşulmasının önüne geçmek için gerekeni yapmaktır.

2 – Fethe karşı olanları ve objektif olarak tebliğin yapılmasının önüne geçenleri uyarmak için gereken yapılmalıdır.

3 – İnanmayanlara mesajı iletmek suretiyle kendilerini müjdelemek için gereken yapılmalıdır.

4 – Fethi gerektirecek olan gerekçeler söz konusu olması durumunda, konuya ilişkin delilleri sunup kanıtlara öncelik vermek için gereken yapılmalıdır.

5 – Amacı te’kit ve teyit etmek; Bunun da amacı insanlar arasında barışı gerçekleştirmek ve sağlamaktır. Çünkü Müslümanların birbirlerini seven kardeşler olarak hayatlarını sürdürmeleri buna bağlıdır.

Buna göre barışı sağlamayı da içinde bulunduran fetihle amacı halklar üzerinde baskılar kurarak onları köleleştirerek ve sömürerek ortaya çıkarılan savaş arasında ki büyük fark ta belirmiş olur. Fetihte Adalet, savaşta zulüm, baskı ve haksızlık vardır. Bu bakımdan fetih doğrularla gerçeği açıkça ortaya koyar. Oysa ki savaşta elde herhangi bir hüccet ve delil olmaksızın bir kapalılık, bir müphemlik vardır. Savaşta amaç kolayca açık ve net olarak ortaya konulmaz. Fetihte ise kimsenin zarar görmesi amaçlanmaz. Oysa savaşta ve döğüşte amaç karşı tarafa üstün gelmek, galebe çalmak, karşı tarafa onulmaz zararlar açmak unutulmaz acılar ve sıkıntılar yaşatmak, dertler açmaktır. Birisi hakka ve hakkaniyete dayalıdır, diğeri haksızlığa ve üstün gelmeye baskı kurmaya, zorbalığa dayalıdır.

Kulun; Yüce Allah’ın el Fettah olan isminden nasibi, Enes Bin Malik (ra) tarafından rivayet olunan Hadis-i Şerife uygun olmalıdır. ResulAllah şöyle buyurmaktadır;

“Şüphesiz insanlar arasında hayrın anahtarlığını ve şerrin (kötülüğün) önünde kilitlenme görevini yerine getiren kimseler vardır. Nitekim öyle insanlar da vardır ki Kötülüğün anahtarlığını ve hayrın önünü de kapatma görevini yaparlar. Hayrın ve iyiliğin anahtarı, açacağı ellerinde olan o kimselere müjdeler olsun. Kötülüğün ve şerrin anahtarları, açacakları ellerinde olan kimselere de yazıklar olsun.” (Beyhaki)

Yüce Allah hakkı hakim kılmaları ve batılı da yok etmeleri için insanın kendisinin halifesi olmasını murat ediyor. Bu bakımdan kulların görevi, ilim kapılarını herkese açmalarıdır. Böylece insanları karanlıklardan nura çıkarmaları için paylarına düşeni yapmış olsunlar. Onları fakirlik ve yoksulluktan zenginliğe çıkarabilsinler. Bu da ancak nefis ve ruh zenginliği sayesinde olabilir. Böylece fakirlik ve ihtiyaç içinde bulunma durumundan sonra gönülleri huzura kavuşsun ve nefisleri tatmin olabilsin. Nihayetinde birey, cemaat ve toplum güvenliği temeline dayalı olarak sağlıklı bir şekilde üzerine düşen amellerini işlerini yapabilsinler. Hepsi de tam manasıyla haklarını yerine getirmiş olsunlar, üzerlerine düşen sorumluluklarını yapsınlar.

Nihayetinde öyle bir gayret ve çaba göstersinler ki, bireyleri üretken konuma getirerek, ellerine daha çok helal gelir imkânını sağlayabilsinler. Öylesi bol bir kazanç sahibi olmalılar ki bu sayede zekâtı verebilme, sadaka dağıtma yollarını bulabilsinler. Keza sağlık, sıhhat ve afiyet kapılarını da açmış olsunlar. Dinin kapılarını açarak merhamet, şefkat, sevgi ve kardeşlik duygularıyla onlara dinin yolunu kolaylaştırmış olsunlar. Öyle bir yol izlemelidirler ki dine susayanları istek ve arzularıyla oraya çakabilsinler. Öylesi hüccet ve kanıt sergilemelidirler ki bu sayede müşrikleri, dine karşı tavır alanları ve cahil takımını, üzerlerinde herhangi bir zorlama ve ikraha başvurmadan dine yönelişlerini sağlayabilsinler.

Keza Allah’ın kullarına mağfiretin, tevbenin, rahmetin ve hidayetin kapılarını açsınlar. Böylece insanlık semavi değerlerle, faziletlerle nimete ersin. Allah Teâlâ’nın geniş kapılarından girerek O’nun rahmetinin yeryüzünde halifeliğe aday olanlara artmasını istesinler ve bunu sağlamaya çalışsınlar.

El Fettah; Kudret ve mutlak kuvvet sahibi demektir. Çünkü o; fetih için ne zaman isterse, nasıl isterse ve nerede isterse, fethi o şekilde mümkün kılar. Mutlak manada kadir olan Allah dilediğine hayır kapılarını açan, dilediği için de kötülük kapılarını kapatandır. Yaratmış olduklarından hangileri ve kimler olursa olsun Allah’a yakınlık dereceleri de ne olursa olsun, hiçbirisinin hiçbir şekilde yaratanın murat ettiği bir şeyi değiştirmeye kalkışması, müdahale etmesi mümkün değildir, olamaz da. Eğer Allah herhangi bir toplum için, belirli bir zamanda azab ve ikab (Cezalandırma) kapısını açmayı murat ederse hiçbir kimsenin o kapıyı kapatmaya muktedir olması mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

Kul HUvel Kadiru alâ en yeb’ase aleyküm azâben min fevkıküm ev min tahti ercüliküm ev yelbiseküm şiye’an ve yüziyka ba’daküm be’se ba’d* unzur keyfe nusarrifül âyâti leallehüm yefkahun. (En’am/65)

De ki; “O’nun size üstünüzden veya altınızdan bir azap salıvermeye yahut sizi birbirinize katıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter. Bak ayetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki gereği gibi anlasınlar.

Eğer kadir olan Allah herhangi bir topluma rahmet kapılarını açmayı murat ederse, hiçbir kimse o kapıları kapatmaya asla güç yetiremez. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor;

Ma yeftehıllahu linNasi min rahmetin fela mümsike leha* ve ma yümsik fela mursile lehu min ba’dihi ve HUvel ‘Aziyzül Hakiym. (Fatır/2)

Allah, insanlara rahmetinden her neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak kimse yoktur. Her neyi de tutar kısarsa onu da ondan sonra salacak yoktur. O öyle güçlüdür, öyle hikmet sahibidir.”

İster ikab/azab olsun, bunun her ikisi de mutlak bir gücün varlığını gerektirir. Çünkü her varlığı her zaman ve mekânı kapsaması gerekir. Bu bakımda El Fettah olan zatın mutlaka hem kadir ve hem de muktedir olması icap eder.

Fettah olan zat aynı zamanda isteyenlere ve o yolda gayret gösterenler için ilim kapılarını da açar. Burada sözünü ettiğimiz ilim faydalı olan ilimdir. Çünkü faydalı olan ilim sahibini en yüksek derecelere ulaştırır. Yüce Allah tarafından bir kimseye söz konusu kapı açılmadıkça hiçbir kimsenin ilim ve marifette öyle belirli bir payeye dereceye ulaşması mümkün değildir, olamaz. Çünkü ilmin kendisi aslında Yüce Allah tarafından bize sunulan nimetlerden en büyük nimettir. Nimetleri vermeye malik ve kadir olan ise yaratıcı Hâlık’ tan başkası değildir. İnsan ilimde belli yüksek ve üstün bir payeye eriştiğinde bundan böyle o gurur ve kibre bulaşmaz bulaşmamalıdır.

Aksine üstün bir ilmi dereceye ulaşan bir kimse ulaşabildiği derecenin Yüce Allah tarafından kendisine ihsan olunan bir nimet olduğunu, bu kapıyı açanın da O olduğunu hatırlamalıdır. Böyle bir dereceye erdirmek de, bundan menetmek te bizzat Allah’ın elindedir. Çünkü gerçek ilim sahibini tevazuun ve alçak gönüllülüğün zirve noktasına erdirir.

Burada kullara düşen görev, öncelikli olarak kendisine, kendi nefsine yardımcı olmalı, ona destek çıkmalıdır. İkinci dereceden de başkalarına yardımcı olmalıdır. Çünkü böylece kişiyi hidayete erdiren hakikatin fatihi ve anahtarı olmasında gevşeklik göstermemiş olur. Çünkü rahmetin idraki, sevgisi ve yaratıcının azametini kavraması da buna bağlıdır. Zira cennetin kapılarının açacağı fatihi olması da buna bağlıdır. Zira cennetin kapılarını ancak Hak ve Hayır üzere sabretmekle ve bu ikisi ile amel etmekle açılır. Kaldı ki fetih içinde bir takım temeller ve esaslar vardır.

FETİH İÇİN LAZIM OLAN TEMEL KAİDELER.

1 – SABIR; Sabır, cennet anahtarlarından bir anahtardır.  Çünkü bu insanın yeryüzünde Allah’ın halifeliğine adaylığını, ahirette de huld (bozulmadan ve sonu gelmeden devam eden cennet ) cennetlerine hak kazanmasını sağlar.

2 – SALİH AMEL; İnsanın dünya hayatında ki yaşamının tümü, günün başından sonuna dek amellerle geçer. Çünkü insan gün boyu başkalarıyla farklı konularda muameleler yapar, alır, verir. Hayat böylece sürüp gider. Nitekim toplumda halkla ilişkilerinde bu türden ameller ve menfaate dayalı işlerle uğraşır. Fakat insanlar hayatlarında bir metod, bir gidiş yolu edindikleri çizgide gidip gelirlerken yapageldikleri iş ve ameller bakımından farklılık gösterirler. Çünkü işlenen her amel için salih amel denilemeyeceği gibi her amelde fasittir de denilemez.

İşte bu şekilde kişinin imanının sınırladığı ve Allah için samimi ve ihlas ile yapageldiği şey, salih amel olarak değerlendirilir. Kişinin imanı ne oranda artarsa bundan da Yüce Allah’ın razı olacağı o nispette tertemiz salih bir amel ortaya çıkar.

3 – ALLAH VE RESULALLAH SEVGİSİ; İşte bu sevgi, cennetin tüm kapılarını açabilmek için en sağlıklı olan fethin temelidir. Böylesi üstün bir sevgi olmadıkça, hiçbir kimsenin yüzüne cennet kapısı açılmaz. Enes. Bin Malikten gelen rivayete göre; Bedevi birisi Allah resulüne; “Kıyametin kopması ne zamandır” diye sorar. Allah resulü de ona;

Sen onun için ne hazırladın” buyurur. O da;

“Allah ve resulünün sevgisini hazırladım.” der. ResusulAllah;

 “Sen sevdiklerinle beraber olacaksın.”  buyurur. (Müslim-Sahih)

4 – KOVULMUŞ OLAN LANETLİ ŞEYTAN GERÇEĞİNİ KAVRAMAK; Lanetli şeytan insanoğluna karşı büyük bir kin gütmekte, ona karşı üstünlük taslamaktadır. Ondan öç alabilmek için intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. İşte insan ne zaman bu gerçeğin farkına varır ve ona karşı buğz etme derecesini elde ederse, ondan kurtulmak için adım atmış olur. Allah’ın en asil olarak yaratmış olduğu insana karşı şeytanın haset etmesi, onu çekememesi gerçeğini bir insanın kavraması halinde, işte bu sayede insan cennetin temel anahtarlarını, açacaklarını eline geçirmiş, o açacaklara sahip olmuş olur.

Kim bu gerçeği kavrarsa nefsini ondan uzaklaştırmış ve kendisini onun vesveselerinden koruma altına almış olur. Hatta dahası, böyle olan bir kimse şeytanı galebe çalar, ona karşı üstünlük kazanır. Allah ve O’nun soylu Resulüne karşı olan sevgisi sebebiyle şeytanı kahreder. Çünkü kim düşmanına tabi olmakla hoşnutluk ve memnuniyet duyarsa böyleleri huld cennetlerine hak kazanamazlar. Çünkü Yüce Allah bu cenneti şeytana karşı savaş açan ve onu düşman bilenler için hazırlamış ve onu arzu eden herkes için onun kapılarını açmıştır. Yeter ki o yolda yürümüş olsun ve gayret etsin.

5 – FAYDALI İLİM; Faydalı ve yararlı ilim, insanın her şeyi yaratan zatı idrak etmenin ve o kapıları açmanın kavranmasını sağlar. Burada amaçlanan ve söz konusu edilen ilim, sadece en yüksek icatlar yapmayı, buluşlar ortaya koymayı başarmak değildir. Aksine araştırmayı sürdürmek ve bu kâinatın ve şu yaratılanların ötesinde neler var, neler yok onun hakikatini, o gerçeği idrak edebilmektir.

Kişi sadece bilgi edinmekle yetinmemelidir. Hiç aydınlanmadan aklını sadece o bilgilerin deposu haline getirmemelidir. Mutlaka dikkatini ve çalışmasını bütün bunların ötesiyle ailgilenmesine gayret göstermelidir.

Nice bilim adamları var ki modern bilim alanlarında zirve yapmıştır. Ne yazık ki bütün bu gerçeklere rağmen henüz kendisini ve nefsini tanımış değildir. O konudaki cehaleti sürüp gitmektedir. Kendisi için nelerin yarar ve nelerin zarar sağlayacağını da bilmemektedir, bunlardan habersizdir.

Esasen ilim adamlarının omuzlarında büyük bir sorumluluk, bir mesaj sorumluluğu vardır. Bu nedenle İslâm âlimleri bu görevlerini en güzel bir biçimde yapmak durumundadırlar. Zira bu sorumluluk onlarındır. Kaldı ki onlar edinmiş oldukları ilim sayesinde, birçok kimselerin önlerinde, din ve dünyaları hakkında bilgisizlikleri devam edenlere, bilginin, marifetin ve hakikatin kapılarını açmış olacaklardır. Çünkü faydalı ilim sayesinde hiçbir kimseye herhangi bir kapının kapalı kalması mümkün değildir. İlim edinen bir kimse, bir o yana, bir bu yana asla yalpalamaz. Hangi yolun daha doğru olduğunu idrak edemeden kalamaz. Mutlaka gerçeği bulmaya ve onu kavramaya ilim sayesinde gayret gösterir. (Prof. Dr. A. Hüseyin Akil- Esma-i Hüsna şerhi/246-256)

**************************************************************

EL- FETTÂH  (Ramazan)

A – Fettâh isminin lügat anlamı: Fetih kelimesinden türeyen Fettâh ismi; açmak, iki taraf arasında hüküm vermek anlamlarına gelmektedir.

Yine Fettâh ismi mübalağa ve devamlılık ifade eder. Yani Allah kıyamete dek bol bol açmaya ve hüküm vermeye devam edecektir.

Fetih kelimesi, fiil ve kalıplarıyla beraber Kur’an’da 38 defa zikredilmiştir.

B – Fettâh isminin ıstılah anlamı:

Fettâh; iyilik, bolluk ve rızık kapılarını açandır.

Fettâh; bütün engelleri kaldırandır.

Fettâh; kalp ve basireti örten perdeleri kaldıran, önyargı ve peşin fikirleri giderendir.

Fettâh; bilinmedik perdesini kaldırıp gerçeği ortaya koyandır.

Fettâh; hidayetle ilgili bütün problemleri çözendir.

Fettâh; anlaşmazlıkları gideren, adaleti gerçekleştiren, safları belirleyen, hak ile batılın saflarını birbirinden ayırandır.

Fettâh; kullarına fetihler nasip edendir.

Fettâh; kıyamet gününde hükmü ile insanları ayıran, cennetin ve cehennemin kapılarını açandır.

C – Fettâh isminin Kur’an içerisinde incelenmesi:

el-Fettâh; iman eden ve sakınan kullarına bolluk ve bereketlerin kapısını açan olarak şöyle zikredilir:

O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı iman etseler ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar. Biz de yaptıkları yüzünden onları yakalayıverdik.” (A‟raf 96)

el-Fettâh; inkar eden kimselere dünyada biraz faydalansınlar diye bütün nimetlerin kapısını açan olarak şöyle zikredilir:

Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında üzerlerine bütün nimetlerin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilenlerden dolayı şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık. Birdenbire bütün ümitlerini yitirdiler.” (En‟am 44)

el-Fettâh; hak ile batılı ayıran olarak şöyle zikredilir:

“..Rabbimiz bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” (A‟raf 89)

Hz. Şuayb bu duasında, hüküm veren anlamında Fettâh ismini kullanmıştır.

el-Fettâh; kullarına fetih ve zafer veren anlamında şöyle zikredilir:

Muhakkak ki biz sana apaçık bir fetih verdik.” (Fetih 1)

D – Fettâh isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

1- Bizler Rabbimizin Fettâh olduğunu unutmamalıyız. Bilmeliyiz ki O’nun bize vereceği nimeti, güzelliği ve zaferi hiç kimse engelleyemez.

Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur. O Aziz’dir, Hakim’dir.” (Fatır 2)

2 – Rabbimizden fetihler istemeliyiz ve fethe ulaşabilmek için bedel ödemeyi göze almalıyız. Çünkü Allah bedel ödemeyenlere fethi ve zaferi nasip etmeyecektir:

Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak olan ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman eder, canlarınızla ve mallarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var; Allah ‟tan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri bunlarla müjdele.” (Saf 10-13)

3 – Rabbimizden bizim kimliğimizi belirlemesini, bizi kâfirlerden ve münafıklardan ayırmasını, onlarla aramızı açmasını istemeliyiz ve bulanık bir hayat yaşamaktan kaçınmalıyız. Biz Hz. Şuayb’ın yaptığı gibi namazımızla, ticaretimizle, hayatımızın her yönüyle kâfirlerden ayrılmalıyız. Bu konuda Rabbimize samimiyetle dua edersek Rabbimiz dualarımıza icabet edecek ve bizi onlardan ayıracaktır.

4 – Kıyametin bir adı da “Yevmu‟l-Feth (Fetih Günü)”tir. Bizler, mazeretlerin kabul edilmeyeceği ve imanın sınanacağı o büyük Fetih günü için azık hazırlamalı ve ciddi bir gayret içine girmeliyiz.

Eğer doğru söylüyorsanız bu fetih (kıyamet) günü ne zaman derler? De ki: Fetih gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de verilmeyecektir.” (Secde 28-29)

5 – Rasulullah (s.a.v) mescide girerken;

“Allahummeftahli ebvabe rahmetik (Ey Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç)” diye dua ederdi. (Nesai)

Bizler de Fettâh ismiyle Rabbimizden, maddi ve manevi bütün rahmet kapılarını üzerimize açmasını istemeliyiz. Bizleri imanla donatmasını, ilimle aydınlatmasını, hilmle süslemesini, takva ile azıklandırmasını, helalle rızıklandırmasını, dünyada ve ahirette afiyet vermesini, bize cennetin kapılarını açmasını ve bizi

Selam olsun size! Tertemiz geldiniz. Ebedi olarak girin cennete!” (Zümer/73)

Sözleriyle karşılamasını dilemeliyiz. (Dr. Ramazan SÖNMEZ)

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Devam edecek…

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Ağustos 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,