RSS

Etiket arşivi: El Vehhab

ESMA DERSLERİ – 24 – EL VEHHÂB (C)

……… Euzübillahimineşşeytanirracim,

……...Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………******************************************************************

………EL VEHHÂB (Gece öyküleri)

………….“Allah, Vehhab’dır. Hak edene etmeyene, karşılıksız ve bol bol ihsan eder. Bu sıfat gereği, çok hibe eder, çok bağışlar. Yarattıklarına, hak sahibi olmadıkları halde nimet yağdırandır. O kahramanlar da Vehhab sıfatıyla hak edene etmeyene bu toprakları bahşedip, aramızdan ayrıldılar.”

……...- “Kuranda Vehhab da geçiyor mu? “

………– “Geçmez olur mu? Sad/9. Ayetinde: “Yoksa Azîz, Vehhab olan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? ” buyrulmaktadır.”

……...- “Hibe ne demek, dede? “

………– “Hukuk dersinde öğrenmediniz mi? ‘Hibe’, ‘bağışlama, bahşiş’ demektir. Hibe etmek, gönlünden koparak vermek ve karşılığında hiçbir şey beklememektir. Hiçbir iş yapmadığımız; emek çekmediğimiz, kuvvet sarf etmediğimiz halde Allah bize aralıksız ihsan ve yardımda bulunur. Yani sürekli inen nimetleri hibe eder.”

………- “Allah, o ismi gereği herkese mi bahşeder? Besmelede geçen ismindeki gibi mi? “

………- “Allah’ın Vehhâb isminin tecellisi, yoktan var ederek, hak edene etmeyene, beklentisiz sunmaktır. Beklentisiz sözcüğüne dikkat et! “

………- Aslında her olmuş olan, Allah’ın izniyle olmuştur. Bulunduğu konuma gelen bazı yaratıklar, çaba sarf ederek yükselmemiş, Allah öyle ihsan etmiştir. Bizim hayvan, bitki veya cansız varlık olarak yaratılmamış olmamız, çaba sarf ederek gerçekleşmemiştir. Allah’ın bizi, en şerefli mahlûkat olarak halk etmiş olması da Vehhab oluşundandır. İnsan olarak yaratılmış olmamızın yanı sıra, İslamiyet’i arayarak bulmak zorunda olmayışımız, Müslüman ana babadan doğup, en güzel dine mensup oluşumuz, Allah’ın en büyük ihsanlarındandır ve Vehhâb isminin tecellilerindendir.

………Allah, dünya ve içindekileri, sadece insanlar için yaratmış, her şeyi ihtiyacımıza sunmuştur. Bütün uzuvlarımız birer bağıştır. Her lütfunun karşılığı olarak sadece ihsanları fark etmemizi ve şükretmemizi istemektedir. Ne kadar şükretsek, hamd etsek azdır!

………İşlediğimiz günahların cezasını hemen vermemesi de bir ihsandır. Af dilememiz ve o günahlardan dönmemiz için süre tanıması, bize fırsat vermesi de bağıştır. Kalplere hükmederek, imanımızın pekişmesi hususunda da yardımcı olması, karşılaştığımız olaylarla yönlendirmesi, rüya kanalıyla uyarması da öyle… Yardımıyla inancımız artıyor, imanın tadını daha fazla almaya başlıyoruz.

………Al-i İmran/8. Ayetinde bakın, ne buyruluyor:

………“(Onlar derler ki) : Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından bir rahmet ver, şüphesiz sen çok bağış yapansın! ” (A. İmran/8)

………Allah, yasaların ve sebeplerin de melikidir. Dilediği mahlûka bahşeder. Her şey Allah vergisidir! Anlama, kavrama, irade kullanma, ilimle amel etme, hatırlama gibi her şeyi bahşeden Allah’tır! Zaferleri de bahşeden O’dur. Sebep elden, derman Allah’tandır.

………O seferlere çıkılmasını nasip eden, padişahların kumandasında, şanlı ordularımıza galibiyete götüren, onlara art arda zaferler ihsan eden, Yüce Allah’tır. Bu topraklar bizlere o kahraman cengâverlerin armağanı, aslında Allah’ın hediyesidir. Çünkü bizlere, hiçbir karşılık beklemeden bahşedilmiştir. Hangi bir armağanından bahsedeyim? Saymakla biter mi? Allah’a ne kadar şükretsek, yetmez! ”

………Nimetlerin bazıları istihkak ve istidat esası üzerine indirmektedir. Bazıları da Vehhab ismi gereği, Rezzak ve Mukît isimleriyle kullarına verdiklerinin dışında, özel bir takım nimetler olarak bahşeder. Kur’an’da, bahşettiği nimetlerden bazıları geçmektedir. Bazıları, çünkü saymakla bitmez! Peygamberliği, hükümdarlığı, şehitliği, evladı, malı mülkü, hayırla anılmayı ve nicelerini Allah Vehhab sıfatıyla lütfetmiştir.

………Bizler de dualarımızda, O’ndan; fazladan rahmet, zürriyet, mal mülk, hüküm, yol gösterici, yardımcı, şefaatçi ister, salihlerden olmayı dileriz. Duaların en güzeli ve en kolayı; Peygamber Efendimizin istediklerini istemek, sığındıklarından O’na sığınmaktır.” Son sözü söylemek istedim:

………“Padişah huzuruna çıkılır da eli boş dönülür mü? Lâ Vehhabe İllallah! ..” (Onur BİLGE – BİN BİR GECE ÖYKÜLERİ – 0285)

………*********************************************************************

……...EL VEHHÂB;

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

……...Elhamdülillâhi Rabbil âlemin Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel âhirîn ve iza cemîil enbiyayı ver mürselin velhamdülillahi Rabbil alemin.

………İnşallah bugün Allah’ın el Vehhab ismini anlamaya çalışacağız, Allah Vehhab’dır, Allah Kerîm’dir ikram eder, Allah Rezzak’tır rızık verir, Allah Ekrem’dir insanı Kerim yapar, Allah Vehhab’dır hibe eder. Hibe karşılıksız verilen demektir. Vehhab’ta karşılıksız veren demektir. Ama bu karşılıksız denilince sanki Allah’ın hiçbir muradı yokmuş gibi, hiçbir hikmeti yokmuş gibi anlamak doğru değildir. Mutlaka Allah bir şeyi hibe etti ise, ikram ettiyse, karşılıksız onu verdiyse Allah’ın bir muradı vardır.

………Allah’ın Vehhab ismi Kur’an ı Kerîm de 3 yerde geçer, 3 defa Allah’a isnat edilir, toplam 22 sefer bu isim gelir. Vehhab ve hibe kelimesi hepsi de aile ile ilgilidir. Allah aileye hibe eder, karşılıksız ikramda bulunur. Çünkü eğer ailemiz cennet gibi olursa, orada Allah’ın vahyi okunursa, hikmeti öğretilirse, Allah’ın hesabı yapılırsa orada yaşayanlar da ne olur? Allah’a abd olur, kul olur. Evladın ana baba üzerinde ki hakkı, ana babanın evladını Allah’a layıkıyla kul yapması, abd yapmasıdır. En güzel kim evladını yetiştirir, kim Allah’a kul olarak yetiştirmişse onu yetiştiren ana baba onlardır. Kim de evladını bu şekilde yetiştirmişse o ana baba Allah’ın kendilerine emanet ettiği bu evladına en büyük mirası, serveti ona bağışlamış demektir.

……...Eğer böyle değilse, evlat rabbini bilmiyor, tanımıyor, anlamıyor, ona kul, abd olmamışsa bütün dünyayı ona miras olarak bıraksa da onun gideceği yer cehennemdir. O zaman onu yetiştiren anne baba kendilerine Allah’ın verdiği emanete ihanet etmiş, kendi evladına zulmetmiş demektir. Yarın kıyamet günü evladı o ana babasından davacı olur. Bunun için Allah resulü buyuruyor ki;

……...Kıyamet günü kaybedenler, ana babası için derler ki; “Ya rabbi bunlar seni bize tanıtmadı, iman etmemize, sana kul olmamıza vesile olmadılar, bize öğretmediler, örnek olmadılar. Onun için bugün bu ateş azabından onlara iki kat ver.” O evlat kendi ana babası için böyle duada bulunur. Peki, Allah’tan aldıkları cevap nedir? Merak etmeyin hepinize iki kat azab vardır. Yine Allah resulü buyurdu ki; “Bir ana baba için bundan daha acıklı bir durum yoktur. Yemeyip yedirdiğin, içmeyip içirdiğin, giymeyip giydirdiği evladı onlar için cehennemden iki kat azab istiyor.

………Hep beraber bakacağız evlatlarımızı nasıl yetiştiriyoruz dikkat edeceğiz. Allah’ın bize emanet ettiği evlatlarımıza nasıl sadakat gösteriyoruz veya ihanette mi bulunuyoruz. Allah’ın bize teslim ettiği Allah’ın bir kuludur. Onu bir abd olarak, kul olarak yetiştir diye. Ama onlara başka şeyleri dayatırsan senin için hayatta ki en önemli şey dünyayı kazanmaktır dersen, okulu, mesleğini kazanmaktır, işe girmektir dersen, ona sırat-ı Müstakimi değil, kendine göre başka bir yolu göstermiş olursun. Onun için bize düşen evlatlarımıza bana itaat et, bana saygı göster, beni sev demek değildir.

………Ne demek lazım? Allah’a itaat et, Allah’ı sev, Allah’a teslim ol. Zaten Allah’a teslim olur Allah’ı severse seni sevmemesi, itaat etmemesi mümkün değildir. Hem sizi bir ana baba olarak hem de yine sizi Allah için sever. Bu sevgi bambaşka bir sevgidir, böyle bir saygı da bambaşka bir saygı olur, edep olur.

………Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i kurban etmeye kalkışırken önce ona soruyor, ne diyor?

………{{Felemma beleğa maahüs sa’ye ya büneyye inniy era fiyl menami enniy ezbehuke fenzur mazâ tera. kale ya ebetif’al ma tü’mer* setecidüniy inşaAllâhu minas sabiriyn; (Saffat/102)

………Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.}}

………Yavrum diyor ben rüyada, -Rüya demek rü’yet görmek demektir- ben seni kurban ettiğimi görüyorum. Soruyor, acaba nasıl bir tepki alacak. Ne dedi Hz. İsmail? Babacığım emr olunduğunu yap, inşallah beni sabredenlerden bulursun.

………10 yaşında çocuk, kim yetiştirmiş? Hz. İbrahim. Evlat böyle yetiştirilir. Ne dedi? İstediğini yap demiyor, Allah’ın sana emrettiğini yap. Rabbini biliyor, biliyor ki rabbi sübhandır, yanlış yapmaz, eksik yapmaz. Biliyor ki kendisi bütünüyle Allah’a aittir, Allah’a teslim olmuş, bütünüyle Allah’a tevekkül ediyor, mümin, güveniyor.

………Vehhab; karşılıksız veren demekti, karşılıksız ikram eden. Ama ikram ederken, hibe ederken mutlaka Allah’ın bir muradı vardır. Allah’ın insanı yaratmış olması insana karşılıksız bir hibedir, Vehhab isminin tecellisidir. Ama Allah’ın insan üzerinde bir muradı vardır. Varlığı onun hizmetine vermiş olması karşılıksız bir hibedir, yani insanın orada ne duası vardır, ne isteği vardır, ne de herhangi bir çabası, gayreti emeği vardır.

………Mesela Allah güneşi yaratmış insanı ısıtıyor, aydınlatıyor. Bununla beraber bütün mahlûkat güneş olmazsa var olmaz, yani hayatını sürdüremez. Ama hepsi insanın hizmetindedir, bu insanoğluna yapılmış genel bir ikramdır.

……...Bir de Allah kullarından bir kısmına özel olarak ikramda bulunur, hibe eder. Hibe iki çeşittir. 1 – Zahiri hibe, 2 – Manevi hibe. Allah hibeyi kime yaptığını beyan ediyordu? İbrahim ailesine, Musa ailesine, Zekeriya ailesine, Meryem ailesine, Davud ailesine, Süleyman ailesine, Yunus ailesine bir de ResulAllah efendimizin ailesine Allah evlat hibe ettiğini beyan ediyordu. Demek ki evlat hibe imiş. Bununla beraber evlat insanın aynı zamanda salih ya da salih olmayan amelidir. Bu her zaman insanın elinde olan bir şey değildir.  Allah peygamber ailesinden de olsa bazen mesela Nuh AS. ailesinden Kenan gibi iman etmeyen birini çıkarabilir. Aynı şekilde Hz. İbrahim’in de Azer gibi müşrik bir babadan çıkarır. Lût AS. ın hanımı da iman etmemişti.

………Kişi iman etmeyebilir, yani Allah irade vermiş ama Allah güzel yapanlara, kendi rızasını gözetenlere hibe eder. Neyi hibe eder? Salih evlat hibe eder. Cennete dönmüş bir evde salih evlat yetişir. Allah’ta o aileye hibe eder, ikramda bulunur. Böyle bir şey ailece Allah’a kul olmaya, abd olmaya, rablerini tanımaya çalıştıkları için Allah onlara hibe eder. Sadece evladı değil, zahiri olarak ta hibe eder, ikramda bulunur.

………Bu durumda Allah’ın hibesini, Allah’ın Vehhab isminin tecellisini almak kulun çabasına, gayretine göreymiş. Yani durup dururken Allah hibe etmiyor. Hibe ederken O’nun bir muradı vardır.

………Vehhab kendisinden karşılıksız istenen zat, hiçbir ödemede bulunmadan, bir bedel ödenmeden kendisinden istenilen zat demektir. Yani ya rabbi ben şunu bunu yaptım bana ikram et, Vehhab isminle tecelli edip hibe et değil. Hiçbir şey yapmamışım ama sen Vehhab’sın, karşılıksız da verensin. Sen bana ikramda bulunursan ben de şunu şöyle yaparım dediğinde El Vehhab olan Allah’tan tecelli etmesini istemiş olursun.

………Doğrusu baktığımızda birçok Allah dostu, Allah’ın diğer isimleri ile beraber en çok Vehhab ismini kendisine vird edinmiş onu zikrediyor. Bütün isimler hepsi birbiri ile bağlantılıdır, beraber tecelli ederler. Allah Vehhab’dır bunula beraber aynı zamanda Hakk tır. Yani mutlaka bir muradı vardır, hibe etmesi boşuna, sebepsiz değildir.

………Kur’ân da Allah’ın hibesidir. Göndermiş olduğu bütün nebiler, bütün Resulller aynı şekilde Allah’ın hibesidirler. Yani bu bir çaba bir gayret sarf etmeden Allah’ın ikram ettiği, hibe ettiği nimetlerdir. Onlar da aynen güneş gibidirler. Gönül âlemini aydınlatırlar, yol gösterirler. Bununla beraber manevi olarak ta ısıtırlar, imana vesile olur, muhabbete, ebedi hayatı kazanmaya sebep olur vesile olur. Kıyamete kadar gelen ve gelecek olan Mürşid-i Kâmillerde aynı konumdadır, mesele doğru görebilmektir. Onun Allah’tan bir hibe olduğunu görebilip anlayabilmektir. Eğer kendisine baktığı gibi ona bakıp kendisi gibi zannederse onu Allah’tan bir hibe olarak görüp verdiğini kabul edip almazsa yani onunla yolunu bulmazsa, gönü onunla beraber Allah’ın ayetleri ile gönlünü aydınlatmazsa, onu kendisine örnek almazsa, onun gibi yapmaya, onun gibi olmaya çalışmazsa ne yapmıştır? Allah’tan en büyük hibeyi kabul etmemiş demektir. Bunu görmeyip anlamayınca böyle bir nimete şükretme ihtiyacı da duymaz.

………Fakat duyarsa ve anlarsa ne olur? Bunu anlarsa onunla, Allah’ın o hibesiyle beraber Hz. İnsan olur, ebedi hayatını kazanır, cenneti kazanır, Allah’ın rızasını kazanır, dünyası huzurla dolar, huzurlu yaşar. Hem kendi gönül âleminde hem ailesinde, hem bulunduğu yerlerde huzurlu olur, huzur verir. Ama eğer o kendini bundan mahrum ederse Allah’ın hibesini kabul etmemiş, Allah’ın Vehhab isminin tecellisini anlamamış demektir. Kur’an Allah’ın hibesidir dedik, peygamberlerde Allah resulü de canlı Kur’an dır. Yani Kur’an ın müşahhas hali, şahsiyete dönüşmüş halidir. Bu yüzden Allah Resulü buyurdu ki;

………“Kur’an ile insan ikiz gibidir” Tabii insan denilince Hz. İnsanı anlamalıyız Kur’an onun, Hz. İnsanın üzerinde görülür, onun üzerinde anlaşılır, tanınır.

………Allah’ın Vehhâb ismi ile ilgili ayetleri birlikte anlamaya çalışalım inşaAllah.

………{{HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te’viylih* ve ma ya’lemu te’viylehu illAllâh* ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulül elbab; (A. İmran/7)

………“HÛ”dur; ki sana inzâl ettiği BİLGİ (Kitap) işaretlerinin bir kısmı muhkemdir (açık – net anlaşılır hükümler ihtiva eden), bilginin (Kitabın) anası – temelidir; diğerleri de müteşabihâttır (teşbih – misal benzetme yollu anlatım). Kalplerinde zey (art niyetli, olayı saptırmak isteyen düşünceye sahip) olan kişiler, fitne amaçlı tevilini (yorumunu – neye işaret ettiğini) yapmak üzere müteşabih olanlarıyla hükmederler. Bunların tevilini (kesin olarak ne kastedildiğini) ancak Allâh bilir. İlimde Rasih olanlar (derinlikli düşünenler): “İman ettik, onların tamamı Rabbimizin indîndendir” derler. Öze ermişlerden (Ulül Elbab) başkası bunu anlayamaz. (Meal*A. Hulusi)

………HUvelleziy enzele aleykel Kitabe kitabı sana indiren O’dur. minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitab O’nun ayetlerinden bir kısmı muhkem ayetlerdir. Muhkem ayet, manası apaçık belli olan, hüküm içeren ayetlerdir. ve uharu müteşabihat gerisi de müteşabihattır. Yani Allah örnek vererek, benzetme yaparak anlatmış, anlaşılmayan bir şeyi insanın anlayabileceği bir örnekle anlatmak demektir müteşabihat.

………fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun kalplerinde eğrilik, hastalık bulunanlar feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te’viylih kalplerinde hastalık bulunanlar müteşabih olan ayetler ilgili yorumlar yapmaya çalışıyorlar. Neden bunu yapıyorlar? Fitne çıkarmak için keyfine göre kafasına göre yorumlayarak, onun te’vilini yapmaya kalkışıyor.

………ve ma ya’lemu te’viylehu illAllâh* ver Rasihune fiyl ılmi Onun te’vilini ancak Allah bilir, bir de din de rasih olanlar, ilimde derinleşmiş olanlar manasını bilir. yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina derler ki hepsi rabbimizin katındandır ve biz de iman ettik. Anlamayınca iman olmuyor, ancak anlayanlar iman eder. Yoksa biz bu ayetleri anladık diğer ayetleri anamıyoruz o zaman o diğer ayetlere iman etmemize gerek yoktur denemez. Ne demesi lazım? Öğrenmesi, anlaması lazım. Kimden? İlimde derinleşmiş olan Rasihun alimlerinden öğrenmesi lazım, sonra da bunların hepsi rabbimizin katındandır tümüne iman ettik demesi lazımdır. ve ma yezzekkeru illâ ulül elbab bunu ancak gönül sahipleri, ulül elbab, yani kalbi diri, gönlü ölmemiş, imanla diri olanlar bunu düşünüp anlar.

………{{Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhâb; (A. İmran/8)

………Rabbimiz, bize hidâyet ettikten (hakikati gösterip idrak ettirdikten) sonra şuurumuzu (nefsaniyete – egoya) döndürme ve bize ledünnünden bir rahmet bağışla. Muhakkak sen Vehhâb’sın. (A. Hulusi)}}

………Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ derler ki rabbimiz bize hidayet geldikten sonra kalbimizi eğriltme, eğrilmesine müsaade etme. Allah bunu mü’minlere, Müslümanlara öğretiyor. Allah’ın ayetlerini okunurken korkuyor ve kalbinin sapmasından endişe ediyor. Duaları neymiş? Ya rabbi, bize hidayet geldikten sonra kalbimizi eğriltme. ve heb lenâ min ledünKE rahme Allah’tan hibeyi istedi, neyi hibe et dedi? Katında bize rahmet ver dedi. inneKE entel Vehhâb Sen Vehhab’sın.

………Allah’ın Vehhab ismi burada neyle ilgili olarak geldi? Kur’an ile. Mü’minler Allah’tan rahmeti istemeli, bize rahmeti hibe et demelidir ki iman ettikten, hidayete erdikten sonra senden başka tarafa dönmeyelim, hidayeti, imanı kaybetmeyelim, kendi kafamıza, nefsimize ya da birilerine göre ayetlerini yorumlayıp, kendimize uydurup sapmayalım, rahmetinden mahrum kalmayalım diyerek Allah’tan rahmetini hibe etmesini istemelidir.

………{{Ma semı’na Bihazâ fiyl milletil ahireti, in hazâ illahtilak; (Sad/7)

………“Bunu önceki milletlerden işitmedik! Bu (TEKLİK anlayışı) ancak bir uydurmadır!” (A. Hulusi)}}

………Ma semı’na Bihazâ fiyl milletil ahire Müşrikler bunu ResulAllah efendimiz için söylüyorlardı; Biz bundan önce ne bir milletten ne de başkalarından, ne büyüklerimizden bunu işitmedik. in hazâ illahtilak bu sadece onun söyledi bir uydurmadır.

………{{Eünzile aleyhiz Zikru min beynina* bel hüm fiy şekkin min ZikrİY* bel lemma yezûku azâb; (Sad/8)

………“Hem Zikir (hakikati hatırlatma), aramızdan O’na mı inzâl olundu?”… Hayır! Onlar Zikrimden (hakikati hatırlatmamdan) kuşku içindeler! Hayır, onlar benim (gerçeği fark ettiren) azabımı (ölümü) henüz tatmadılar! (A. Hulusi)}}

………Eünzile aleyhiz Zikru min beynina aramızdan zikir, Kur’an ona mı verilmiş bel hüm fiy şekkin min ZikrİY Hayır dedi Allah onlar ayetlerimiz hakkında şüphe içindedirler bel lemma yezûku azâb onlar daha azabımızı tatmamışlar, ayetlerimizi inkâr etme azabının ne olduğunu bilmiyorlar.

………{{Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb; (Sad/9)

………Yoksa Aziyz, Vehhâb olan Rabbinin rahmet hazineleri (nimetleri) onların indînde mi? (A. Hulusi)}}

………Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb Allah; yoksa dedi Azîz ve Vehhâb olan Allah’ın rahmet hazineleri onların yanında mı? Allah kime peygamberlik verir, kime kitap indirir, kime vahyeder bu rahmet onların yanında mı? Oysaki bu Azîz ve Vehhab olan Allah’a aittir, O hibe eder. Kime hibe eder? O şerefi, o izzeti hak edene hibe eder, ikram eder. Hibe ederse ne olur? O da hibe eder. O da Allah için hayatını ümmeti için hibe eder. Onun için kul hiçbir zaman Vehhab olamaz, yani Allah’ın Vehhab ismi ile tecelli etmesi gibi Vehhab olmaz. Kul neyi verirse versin, neyi hibe ederse etsin, Allah yolunda neyi kurban ederse etsin mutlaka bir karşılık bekler. Neyi bekler? Allah’ın rızasını bekler, Allah’ın kendisini affetmesini, mağfiret etmesini bekler, kendisine rahmet etmesini bekler, cennetini ikram etmesini bekler. Ne yaparsa yapsın mutlaka onun karşılığını bekler. Yani hiçbir zaman karşılıksız hibe edemez, bu yüzden de hiçbir zaman El Vehhab olamaz.

………Fakat Allah hibe ederken kulundan karşılık beklemez ama bir muradı vardır. Allah’ın insanı yaratmış olması tamamen saf hibedir yani el Vehhab isminin tecellisidir. Ama el Vehhab ismi tek başına tecelli etmiyor, yukarıda okuduğumuz ayette gördüğümüz gibi rahmetiyle tecelli ediyor. Allah’ın vahyi olarak, Kur’an olarak tecelli ediyordu. Peygamberler de peygamber olarak tecelli ediyordu, evlat olarak tecelli ediyordu.

………{{Kale Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb; (Sad/35)

………“Rabbim beni mağfiret et (birimselliğimi ört) ve bana, benden sonra kimseye gerekmeyecek (bana has) bir özellik hibe et… Muhakkak ki sen Vehhâb’sın” (diye dua etti).(A. Hulusi)}}

………Kale Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb Bu Hz. Süleyman’ın duasıdır. Ne dedi? Rabbim beni mağfiret et, bana öyle bir mülk ihsan et ki benden sonra hiç kimseye ihsan etmemiş olasın. Muhakkak ki se Vehhab’sın, verdin mi verirsin ben bunu hak ettiğim için değil duam budur dedi. Allah bu duayı kabul etti mi, evet. Hz. Süleyman’a verdiği mülkü daha sonra hiç kimseye vermedi. Hiçbir nebi, hiçbir resul de onun gibi hükmetmedi. Allah cinleri, şeytanları, hayvanatı, rüzgârı onun emrine vermişti.

………{{Hünalike de’â Zekeriyya Rabbehu, kale Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten, inneKE Semiy’ud du’â’; (A. İmran/38)

.……..Aynı yerde Zekeriyya Rabbine dua etti: “Rabbim, bana ledünnünden (rahmeti sonucu özel melekî kuvve açığa çıkışıyla) tertemiz bir nesil hibe et. Sen kesinlikle duamı işitensin (yönelişimi algılayansın).” (A. Hulusi)}}

………Hünalike de’â Zekeriyya Rabbehu Zekeriya AS. Kudüste ki mescidin mihrabında rabbine dua etti. kale Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten dedi ki rabbim bana zürriyetimden temiz bir evlat ihsan eyle inneKE Semiy’ud du’â’ muhakkak ki sen duaya icabet edensin, işitensin. Allah’ta ikram etti mi? Evet Allah evlat ikram ettiğini müjdeledi.

………FenadethülMelaiketü ve huve kaimun yusalliy fiyl mıhrabi, ennAllâhe yübeşşiruke Bi Yahya musaddikan Bi Kelimetin minAllâhi ve seyyiden ve hasuran ve Nebiyyen minassalihıyn; (A. İmran/39)

………O mabette Rabbine yöneliş hâlindeyken, melâike Ona nida etti: “Allâh’tan sana Bi-kelimeyi (İsa – özel kuvvelerin açığa çıktığı Allâh kelimesini) tasdik edici, seyyid (kuvvelerinin efendisi), hasur (nefsaniyetini kontrol eden) sâlihlerden bir Nebi olarak (varlığındaki Hakk’ı yaşayan) Yahya’yı müjdeler.” (A. Hulusi)

………Kale Rabbi enna yekûnu liy ğulamun ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır* kale kezâlikÂllahu yef’alu ma yeşa’; (A. İmran/40)

………Dedi: “Rabbim, benim nasıl oğlum olur! İhtiyarlamışım, üstelik de karım kısır!” Buyurdu: “(Şartların) öyle ama… Allâh dilediğini yapar!” (A. Hulusi)

………Sonra Zekeriya AS. Dedi ki ya rabbi benim evladım nasıl olur ben yaşlanmışım, hanımım da kısırdır. Hem kendisi istiyor hem de bu nasıl olur diyor..! Ama burada hibe et, çünkü sen Vehhab’sın dedi. Yani imkânsız da olsa sen yaratırsın, dilersen verirsin yani.

………Allah’a, el Vehhab ismi ile dua edenlere baktığımızda hepsi de aşk halinde dua etmişlerdir, akılla değil. Akıl devrederken dua etmemişlerdir, aşk haline bürünmüş, bir anda öyle bir hal almış ki sanki akıl durmuş, devreden çıkmış gibi aşkla, muhabbetle birebir rabbinden istemişler. Yani akıl devrede iken kendisi de biliyor ki yaşlıdır, hanımı da kısırdır, normal olarak çocuğunun olması mümkün değildir. Bu halde iken bana bir evlat ver diyor. Aklı devrede olsa bunu söylemeyecek. Ama Allah onu müjdeleyince aklı başına geliyor inanamıyor. Ama nasıl olur ya rabbi diyor, ben yaşlıyım, hanım da kısırdır. Bu şartlar altında çocuğumuz nasıl olur?

………Allah ne buyurdu? Evet söylediklerin doğrudur, öyledir ama Allah dilediğini yapar. Biz bir şeye ol dediğimizde o olur. Sen istedin ben de kabul ettim, hibe ettim. Sen bana Vehhab’sın dedin, yani şartlar müsait olmasa da ben verdim.

………{{Ve vehebna lehu İshaka ve Ya’kub* küllen hedeyna* ve Nuhan hedeyna min kablü ve min zürriyyetihi Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn; (En’am/84)

………Biz Ona (İbrahim’e) İshak’ı ve Yakup’u bağışladık… Hepsine hidâyet ettik (hakikati bildirdik). Daha önce Nuh’a ve Onun zürriyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da hidâyet etmiştik… Muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. (A. Hulusi)}}

………Ve vehebna lehu İshaka ve Ya’kub Bu da Hz. İbrahim içindi; Biz ona İshak’ı ve Yakub’u hibe ettik. küllen hedeyna hepsini de hidayete erdirdik ve Nuhan hedeyna min kabl ondan önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik ve min zürriyyetihi onun zürriyetini de hidayete erdirdik. Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn; biz bu peygamberlerin, nebi ve Resullerin hepsini hidayete erdirdik. Her birine evlatlarını hibe ettik, bir de bunları Muhsinler, güzel yapanlar kıldık. İşte biz Muhsinleri, güzel iş yapanları böyle mükâfatlandırırız. Yani soylarından gelecek olan evlatları hidayete erdiririz.

………{{Rabbi innehünne adlelne kesiyren minen Nas* femen tebi’aniy fe innehu minniy* ve men asaniy feinneKE Ğafûrun Rahıym; (İbrahim/36)

………“Rabbim… Muhakkak ki onlar (tanrı edinilenler) insanlardan pek çoğunu saptırdılar… (Artık) kim bana tâbi olur ise, muhakkak ki o bendendir… Kim de bana isyan eder ise, muhakkak ki sen Ğafûr’sun, Rahıym’sin.” (A. Hulusi)}}

………Rabbi innehünne adlelne kesiyren minen Nas Rabbim dedi onlar insanların bir çoğunu saptırdılar, yoldan çıkardılar femen tebi’aniy fe innehu minniy onlardan her kim ki bana tabi olursa o bendendir. ve men asaniy her kimde bana asi olursa feinneKE Ğafûrun Rahıym; Sen Ğafûr ve Rahîm’sin. İşi sana kalmış, istersen mağfiret edersin, rahmet edersin. Senin kulundur, onlar hakkında ben hüküm veremem, fikir beyan edemem. Ama bana uyanlar bendendir.

………Kim söyledi bunu? Hz. İbrahim. Onun için eğer bir peygamber böyle söylüyorsa bir başkası çıkıp bana uyanlar bendendir gerisini helak et diyemez. Ne demesi lazım? Bunlar bana uymuş, bendendir, hesapları bana aittir demektir. Ama bana uymayanlar için sen Ğafûr ve Rahîm’sin, hüküm senindir. Hz. İbrahim hüküm verseydi ne olurdu? Haddini aşmış, rabbine saygısızlık yapmış olurdu. Konuşan Hz. İbrahim olunca ne söylediğini biliyor. Onlar kâfir, müşrik, putperesttir cezalarını ver, helâk et demedi. Onlar senin kullarındır, sen Ğafûr ve Rahîm’sin dedi.

………{{Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy ve kânetimraetiy ‘akıren feheb liy min ledünKE Veliyya; (Meryem/5)

………“Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et.” (A. Hulusi)}}

………Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy Bu da Zekeriya AS. Duasıydı ben arkamdan benim yerime geçecek olan akrabalarım için endişe ediyorum. ve kânetimraetiy ‘akıren Benim hanımım da kısırdır feheb liy min ledünKE Veliyya ama benden, beni temsil edecek bir veli istiyorum.

………{{Felemma’tezelehüm ve ma ya’budune min dûnillâhi vehebna lehu İshaka ve Ya’kub* ve küllen ce’alna Nebiyya; (Meryem/49)

………(İbrahim) onlardan ve onların Allâh dûnundaki yöneldiklerinden uzaklaşınca, Ona İshak’ı ve Yakup’u hibe ettik… Hepsini Nebi oluşturduk! (A. Hulusi)}}

………Felemma’tezelehüm ve ma ya’budune min dûnillâh İbrahim Allah’tan başka ne zaman hem onlardan hem de onların taptıklarından uzaklaştığında vehebna lehu İshaka ve Ya’kub biz ona İshak’ı ve Yakub’u hibe ettik. ve küllen ce’alna Nebiyya bir de onların her birini nebi kıldık. Bu da babanın kendi evlatlarına olan ikrama vesile olmasıdır.

………{{Ve vehebna lehüm min rahmetiNA ve ce’alna lehüm lisane sıdkın ‘aliyya; (Meryem/50)

………Onlara rahmetimizden hibe ettik ve onlarda Sıddıkiyet (Hakikati yaşayarak tasdik) ilminin yüce anlatım kuvvesini oluşturduk. (A. Hulusi)}}

………Ve vehebna lehüm min rahmetiNA biz bunlara rahmetimizden hibe ettik ve ce’alna lehüm lisane sıdkın ‘aliyya bir de bunlara doğruluk, sadakat lisanı verdik. Sadece sadık olması değil, hem sadık oldular hem de bu sıdkıyeti anlattılar, takdim ettiler.

………Ve vehebna lehu min rahmetiNA ehahu Harune Nebiyya; (Meryem/53)

………Biz Musa’ AS.. da rahmetimizden kardeşi Harun’u Nebi olarak hibe ettik. Bu da Hz. Musa’nın duasıydı. Ne demişti?

………{{Ve ehıy Harunu huve efsahu minniy lisanen feersilhu me’ıye rid’en yusaddikuniy* inniy ehafü en yükezzibun; (Kasas/34)

………“Kardeşim Harun var ya, lisan itibarıyla o benden daha rahat konuşur! Onu, destekleyici olarak benimle birlikte irsâl et. Şüphesiz ki ben, yalanlamalarından korkuyorum.” (A. Hulusi)}}

………Dilim biraz ağırdır, kardeşim Harun’u bana yardımcı olarak, işime ortak olarak ver diye dua etti. Allah’ta ona yardımcı, vezir olsun diye nebi olarak hibe ettik.

………{{Ve vehebna lehu İshak* ve Ya’kube nafileten, ve küllen ce’alna salihıyn; (Enbiya/72)

………Biz Ona İshak’ı bağışladık, fazladan da Yakup’u verdik… Hepsini sâlihler kıldık. (A. Hulusi)}}

………Ve vehebna lehu İshak* ve Ya’kube nafileten, ve küllen ce’alna salihıyn Yine Hz. İbrahim için buyurdu; Biz ona İshak’ı, Yakub’u hibe ettik, hepsi Salihlerdendi.

………{{Festecebna lehu, ve vehebna lehu Yahyâ ve aslahna lehu zevceh* innehüm kânu yusari’une fiyl hayrati ve yed’unena rağaben ve raheba* ve kânu leNA haşi’ıyn; (Enbiya/90)

………Biz de icabet ettik, Ona Yahya’yı hibe ettik ve karısını Onun için ıslah ettik (çocuk doğurmak için uygun hâle getirdik)… Muhakkak ki onlar hayırlı işlerde yarışırlar; ümitle ve korkarak bize dua ederlerdi, huşû duyarlardı.(A. Hulusi)}}

………Festecebna lehu, ve vehebna lehu Yahyâ Biz Zekeriya AS. ın duasına icabet ettik ve ona Yahya’yı hibe ettik. ve aslahna lehu zevcehu onun kısır olan hanımını da çocuk doğurmaya elverişli kıldık innehüm kânu yusari’une fiyl hayrat onlar hayır işlerinde yarışırlardı. -Allah hibe etmenin gerekçesini izah ediyor. Hayır işlerinde yarışırlar.- ve yed’unena rağaben ve raheba bir de umutla, korkuyla bize dua ederlerdi. ve kânu leNA haşi’ıyn onlar bize karşı haşyet içindeydiler.

………{{Velleziyne yekulune Rabbena heb lena min ezvacina va zürriyyatina kurrete a’yunin vec’alna lil müttekıyne imama; (Furkan/74)

………Onlar ki: “Rabbimiz… Eşlerimizden (veya bedenlerimizden) ve evlatlarımızdan (bedenî çalışmalarımızın semeresinden) göz aydınlığı (cennet yaşamını) oluşturacakları bize ihsan et; bizi, korunmak isteyenlere uyulası önder kıl” derler. (A. Hulusi)}}

………Velleziyne yekulune Rabbena heb lena min ezvacina va zürriyyatina kurrete a’yunin mü’minler şöyle dua ederler. ”Rabbimiz bize lütfunla, ikramınla bize hibe et. Eşlerimizden ve çocuklarımızdan bizim için göz aydınlığı olacak evlatlar ihsan et.”. vec’alna lil müttekıyne imama bizi ve evlatlarımızı muttakilere imam kıl. Yani sıradan insanlara, cemaatlere imam değil Muttakilere imam, önder, rehber kıl.

………Ayette görüldüğü gibi mü’minler, muttaki olarak yetişen evlatlar istiyor. Bu durumda bize düşen, evlatlarımızı muttakilere imam olacak şekilde yetiştirmemiz, Allah’tan duamızın da bu olması lazım. Yani Allah’tan evlat isterken böyle evlat istemek lazım. Tabii yetiştirirken de böyle muttakilere imam olacak şekilde yetiştirmek lazım.

………Ve vehebna li Davude Süleyman* nı’mel abd*innehu evvab. (Sad/30)

………Aynı şekilde Davud’a Süleyman’ı hibe ettik o ne güzel kuldu. O tesbih edip Allah’a yönelirdi buyurdu.

………Eyyub AS. için buyurdu;

………{{Vezkür ‘abdena Eyyub* iz nada Rabbehu enniy messeniyeş şeytanu Bi nusbin ve azâb; (Sad/41)

………Kulumuz Eyyub’u da zikret (hatırla)… Hani Rabbine: “Muhakkak ki şeytan (kendimi beden olarak hissediş) bana bitkinlik ve azap yaşattı” diye nida etti.

………Ürkud Bi riclik* hazâ muğteselün baridün ve şerab; (Sad/42)

………“Ayağını (hakikatinden kaynaklanan kuvveyle) yere vur! İşte yıkanıp, içeceğin serinletici su (hakikatin ilmi)!” (dedik).

………Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmeten minNA ve zikra liülil elbab; (Sad/43)

………Ona, bizden bir rahmet ve derin düşünebilen akıl sahipleri için hatırlatma olarak, ehlini ve onlarla birlikte onların mislini hibe ettik.(A. Hulusi)}}

………Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmeten minNA Biz Eyyub’a hem onun ehlini bir de mislini ihsan ettik, ikram ettik tarafımızdan bir rahmet olarak ve zikra liülil elbab gönül sahipleri için ikram olsun, ibret olsun diye.

………Allah’ın El Vehhab isminin, Allah’ın hibe etmesinin geçtiği ayetleri anlamaya çalıştık. Kulun da Vehhab olması gerekir mi? Evet. Nasıl ki Allah’ın hibesinde bir muradı varsa – ki muradı neydi? Salih evlatların yetişmesi idi, Muttakilere önder yetişmesiydi, salih yetişmesiydi-  hibeyi de hep bunlara yapmıştı.

………Kul nasıl Vehhab olur? Öncelikle kul her neyi yaparsa yapsın o mutlaka kendisine geri döner. Allah zerre kadar yapılmış bir hayrı asla boşa götürmez buyurdu. Hatta ayeti kerimede buyurdu ki;

………{{Ya büneyye inneha in tekü miskale habbetin min hardelin fetekün fiy sahretin ev fiys Semavati ev fiyl Ardı ye’ti BihAllâhu, innAllâhe Latıyfün Habiyr; (Lokman/16)

………“Ey evladım… Muhakkak ki o (yaptığın şey), bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde yahut semâlarda yahut arzın içinde olsa, Allâh onu (hakikatinin sonucu olarak) getirir… Muhakkak ki Allâh Latiyf’tir, Habiyr’dir.” (A. Hulusi)}}

………Yaptığın iyilik hardal tanesi kadar olmuş olsa bile, ister göklerde olsun, ister yerin dibinde olsun, ister bir kayanın içinde olsun Allah onu mutlaka karşına getirir buyurdu. Bu durumda hibe etmesi söz konusu değildir. Hibe ederken karşılığında kat kat Allah’tan alır. En az on katını alır sonra Allah kendisinden ilave eder ikram eder. Ama hibeyi yapan kazanır.

………Kul nasıl hibe etmelidir? Hibe ederken karşısındakinden bir teşekkür bile beklememelidir. Çünkü Allah mü’minleri anlatırken onlar fakirleri doyururken derler ki; Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz. Bunun karşılığında sizden herhangi bir ücret istemediğimiz, beklemediğimiz gibi herhangi bir teşekkür de beklemiyoruz. Buyurdu. Mü’min budur. Kimin için yapmış? Allah için. Karşılığını Allah’tan istiyor, Allah’tan bekliyor.

………Kimse Allah’a bir şey hibe edebilir mi? Edemez. Hibe ederse yani kurban ederse ne olur? Dünyayı verir ama ahireti alır. Canını verince neyi alır? Can deyince onu sadece ölmek olarak anlamamak gerekiyor, hayatını verince, hayatını Allah yoluna vakfedince. Sıra Allah’ın Şehîd ismine geliyor inşallah. O zaman bunu anlamaya çalışacağız.

………Eğer vaktini, hayatını, zamanını Allah için Allah yolunda sarf ederse ne olur? Hayatını imanına şahit kılmış olur. Her gün şehit sevabı alır demektir bu. Şehit olmak için yaşamak gerekiyor ölmek değil.

………Allah yolunda kurban diyoruz, kurban deyince de ne anlamak gerekiyor? Kurb; yakınlık demektir. Hangi amelimiz bizi Allah’a yaklaştırdıysa bizim kabul olmuş kurbanımız odur. Kurban keseriz ama onunla belki Allah’a yaklaşmayabiliriz. Ama iki rekât namaz kılarız, iki kere Allah deriz, bakarsınız ki o bizi Allah’a yaklaştırmış. İşte bizim asıl kurbanımız o olmuş olur.

………Aynı şekilde bir yanlışı terk ederiz o yanlışı terk ettiğimizden dolayı Allah’a yaklaşırız. Bizim en büyük kurbanımız, bizi en çok Allah’a yaklaştıran amelimizdir, ya da terk ettiğimiz nefsimizin kötü halidir.

………İnsana hibe eden mutlaka kazanır, yani hibe etmek karşılığında insandan hiçbir şey beklememek demektir. Ama karşılığını Allah’tan bekler, beklemelidir Allah’ın bir verene bin vereceğini bilir, çünkü Vehhab olan O’dur. Sen onun için O’nun verdiğinden O’nun kullarına hibe edince Vehhab olan Allah’ta senin için tecelli edip sana daha fazlasını hibe eder.

………Mesela burada toplanıp Allah dedik, ibadet yaptık, rabbimizin el Vehhab ismini anlamaya çalıştık. Allah bunu bize hibe etti. Bir de ben geldim burada seni anlamaya, anlatmaya çalıştık şimdi bana ikram edin dersek nasıl bir şey olur? Sen gelip kazandın zaten, Hz. İnsan olmaya bir adım daha yaklaştın, biraz daha rabbini tanıdın, sevgisini kazandın. Gönlündeki güzellikler bir derece daha artmış oldu yani hibeyi aldın zaten. Bunun için Allah’tan karşılık istenir mi, beklenir mi? Bütün ibadetler için bu böyledir. Hepsi Allah’ın ikramıdır, hibesidir. O el Vehhab’dır, isimleri ile tecelli eder. Rahmet olarak tecelli eder, rızık olarak tecelli eder, af ve mağfiret olarak tecelli eder, günahını sevaba çevirerek tecelli eder ama hibe şeklindedir.

………Fakat bunun bir hikmeti vardır. Nedir o? Kulum kazansın, Hz. İnsan olsun, o makamı kazanması kolay olsun, Allah’ın güzellikleri onun üzerinde tecelli etsin diyedir. Bu nedenle hibe eder. Zahiri olarak hibe eder, manevi olarak hibe eder. Ama kul bunun farkında olmazsa ne der? Tesadüfen oldu der. Tesadüfen şöyle oldu, tesadüfen böyle oldu, tesadüfen ben şuraya gittim, şuraya uğradım, tesadüfen böyle olmuş bu şanssızlıktı vs. gibi ifadeler duyarsınız. Ne oldu? Tesadüfler, şans vs. İlâh oldu. Hayatta şans diye bir şey yoktur, tesadüf diye bir şey yoktur. Eğer biri buna inanıyorsa onun için her biri bir ilâhı olmuş olur.

………Ne buyuruluyordu ayeti kerimede?

…………ma min dabbetin illâ HUve ahızün Binasıyetiha… (Hud/56)

………Hiçbir canlı varlık yoktur ki biz onu perçeminden tutup hareket ettirmeyelim. Allah seni o şekilde yürüttü ise bil ki bir muradı vardır, sana bir şey verecek, ikram edecek, hibe edecek, öğretecek. Onunla mutlaka kazanırsın bu her an da böyledir. Ama tabii Allah’ın yürü dediği yerde. Allah kimsenin alnından, perçeminden tutup onu meyhaneye yürütmez. Nereye yürütür? İsminin zikredildiği meclislere yürütür. Biz de rabbimizden Vehhab ismi ile tecelli edip bize hibe etmesini istiyor ve dua ediyoruz.

………“Ya rabbi sen Vehhab’sın, sonsuz, sınırsız, sebepsiz yaratıp hibe edensin. Bizim senden istediğimiz sensin ya rabbi. Senden seni istiyoruz, rızanı istiyoruz, dostluğunu istiyoruz, cemalini istiyoruz. Senden senin sevgini istiyoruz, bizi sevmeni ve sevgine layık kılmanı istiyoruz. Biz hibeni hak etmiş olmasak ta, buna layık bir amelimiz olmasa da sen Vehhab’sın onun için bize hibe etmeni istiyoruz ya Rabbi. Bize zatınla, sıfatınla, el Esmaü’l-Hüsnanla tecelli etmeni istiyoruz ya rabbi. entel Vehhâbü’l Rahîm, entel Vehhabü’l Kerîm, velhamdülillahi rabbil alemin.” (Muhammed Hüseyin esma derslerinden derleme)

………**********************************************************************

………EL VEHHÂB

………El Vehhâb; bağışı bol, cömertliği sınırsız, nimetlerinin ardı arkası kesilmeyen, mü’min ya da kâfir diye ayırmaksızın hiçbir karşılık ve bedel beklemeden nimetlerini devamlı bağışlayan, ihsan eden demektir.

………Allah öyle bir Vehhab’tır ki kulu isyan da etse, günaha da dalmış olsa, hatta bağışlamam dediği şirk içinde bile olsa nimetleri azalmaz, kesintiye uğramaz.

………Vehhab hibe kelime kökünden gelir Hibe ise bağışlamak demektir Allah insanı en mükemmel şekilde halketmiş ve onu yeryüzünde halife tayin etmiştir. Kula düşen kendisine ait sanıp ta aslında halif kılındığı, fakat sadece ona belirli bir vakte kadar hibe edilmiş, Allah’ın kendi varlığına mazhar kıldığı bu varlık emanetini sayılı vakit gelip geçmeden sahibine teslim etmektir. Kul bununla mutlak mükelleftir.

………Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb. (Sad/9)

………Yoksa Aziyz, Vehhâb olan Rabbinin rahmet hazineleri (nimetleri) onların indînde mi?

          Allah’ın vermiş olduğu istidat ve kabiliyetlerine göre iktizası gereği rızıklandırır. El Vehhab bir sıfat ismidir. Bu isim ise Vehbi’dir. Bu özellikler Allah ve kul arasında özeldir.

………Cömertlerin cömerdi olan Allah dileklerine el Vehhab ismiyle tecelli etmesinden dolayı Allah resulünün ahlakıyla ahlaklanan kimselerin eliyle ihsan edip nimetlerini lütfeder.

………Ve minhüm men yekulü Rabbenâ âtinâ fiyddünyâ haseneten ve fiyl âhırati haseneten vekınâ azâben nâr; (Bakara/201)

………Onlardan kimi de: “Rabbimiz, bize dünyada da hasene Esmâ’nın güzelliklerini yaşamayı) ver, sonsuz gelecek sürecinde de hasene (nefsimizdeki Esmâ’nın güzellikleri) ver; (ayrı düşmenin) ateşinden bizi koru” derler.

………Ülâike lehüm nasıybün mimmâ kesebû* vAllâhu seriy’ul hisab. (Bakara/202)

………İşte bunlar kazandıklarının karşılığına ulaşacak olanlardır. Allâh, “Seriy’ul Hisab”dır (hesabı anında gören).

………Men kâne yüriydü harsel ahıreti nezid lehü fiy harsih* ve men kâne yüriydü harsed dünya nü’tihi minha ve ma lehu fiyl ahıreti min nasıyb. (Sûra/20)

………Kim sonsuz gelecek yaşamın nimetlerini isterse nimetleri ona fazlasıyla veririz! Kim de dünyanın nimetlerini isterse, ona ondan veririz… Sonsuz gelecek yaşamda onun için bir nasip yoktur!

………Yani bir insan ibadet ve amellerini sadece dünya ve dünya nimetleri veya cennet ve cennet nimetleri için yaparsa onun karşılıklarını ibadet ve amelleri doğrultusunda karşılığını alacaktır.

………Gerçek Hakk aşığı, arif olan kişi ise cennet, cehennem, dünya nimetleri değil Allah’a vuslattı. Onlar kul-mabut ve ibadetlerini birleyip tevhid eder dünyada ve ahirette karşılık beklemezler. Onlar Allah’ın verdiği ilimle el Vehhab ismine mazhar olup, maddi ve manevi cömertlikte yüksek makamlara ulaşırlar.  Onların tek amacı;

………Festekım kema ümirte ve men tabe meake ve lâ tatğav* inneHU Bi ma ta’melune Basıyr; (Hud/112)

………O hâlde sen hükmolunduğunca hakikati yaşa (istikamet sahibi olmak, hidâyetin açığa çıkması sonucu olarak hakikatin yaşanması, demektir. A.H.)! Seninle beraber, tövbe edenler de (hakikati yaşayamamalarına neden olan şeylere tövbe edenler)… Sakın taşkınlık yapmayın! Çünkü O, yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.

………İnnAllâhe ye’muruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve izâ hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil’adl.. (Nisa/58)

………Muhakkak ki Allâh emanetleri ehillerine vermenizi ve insanlar arasında âdil olarak (herkesin hakkını vererek) hükmetmenizi emreder.

………Ayeti gereği Hakk ile Hakka ibadet edip Hakkın verdiğini yine Hakka verirler. Tüm yaşamları bu emir gereği hakikati yaşamaya çalışmaktır.

………Arif olan kul için Allah’ın verdiği emanetler iki çeşittir. Birincisi bu zahir âlemde insanlar arasında maddi ve manevi emanetlerdir ki bu emanetler itimat ettiği iyi bildiği, güvenilir kimselerle paylaşılan, verilen veya söylenebilen emanetlerdir.

………İkinci emanetler ise iç dünyasına ait, yani batıni emanetlerdir. Bunlar Allah’ın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından sakınarak Allah resulünün ahlakıyla ahlaklanmaya çalışırlar. Allah aşkı, ResulAllah sevgisi ve muhabbetiyle kalpleri yanar tutuşur. Nihayetinde Allah lütfedip kendisine hidayet kapılarını açar. İşte bu emanetler Allah’ın kuluna verdiği en değerli emanetlerdir. Bu durum idrak ve yaşantısıyla anlaşılabilecek emanetlerdir ki edineceği Tevhid ilmi, istidadı, yaratılışı, kabiliyet ve hikmetini öğrenmek, anlamak, bilmekte ki amaç sadece Hakka vuslat içindir.

………Başka bir şekilde açıklarsak Batıni emanetler. Her şeyi, her fiili yaratanın Allah olduğunun idraki ile kendi fiillerini Hakkın fiillerinde fani etmektir. Her şeyi ile en mükemmel, en Kâmil olan Allah’tır. Kul bunun idraki içinde kendi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarında fani kılma yolunda olmalıdır. Mevcut varlığın sadece Allah olduğunun idrakinde kendi vücudunu da Hakkın vücudunda fani kılıp fena fillâh olarak Hakkın kendisine verdiği bütün emanetleri asıl ve mutlak olan hakka verecektir. Allah, kendisine vuslat için biz kullarına gösterdiği yol budur.

..…….Küllü men ‘aleyha fan – Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm. (Rahman/26-27)

………Arzda (bedensel yaşamdaki benliklerin) kim varsa hepsi fânidir (her bedendeki nefs – bilinç ölümü tadar).

………Zül’Celâli vel’İkrâm Rabbinin vechidir (Esmâ mânâları) Bakıy olan!

………İşte bu hakikat sırrına mazhar olan kul hem fiillerinde hem de vücudi olarak Hakka fani olur, dünyevi yaşamında da Celâl ve İkram sahibi rabbini bilir ve bulur. Kemaleddin Abdülrezzak Kaşaniyüs Semerkandi hz. (Nisa/58) ayetini şöyle te’vil ediyor;

………İnnAllâhe ye’muruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve izâ hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil’adl* innAllâhe ni’ımma ye’ızuküm Bihi, innAllâhe kâne Semiy’an Basiyra. (Nisa/58)

………Muhakkak ki Allâh emanetleri ehillerine vermenizi ve insanlar arasında âdil olarak (herkesin hakkını vererek) hükmetmenizi emreder. Muhakkak Allâh bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kesinlikle Allâh Semi’dir, Basıyr’dir.

……...İnnAllâhe ye’muruküm en tüeddül emanati ila ehliha Tahkik Allah Teala Hazretleri emanetleri ehillerine, yani en evvel istidadın hakkını ödemek, sonra hepsinin iktiza eylediği kemalattan kuvânın haklarını kendilerine vermek, sonra sıfatları kendisine terk ile Allah’ın hakkını vermek, sonra tevhitte fani olup vücudu Hak’ka vermek suretiyle emanetleri sahiplerine eda etmenizi size emr eder. ve izâ hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil’adl Ve fenadan sonra bekaya rücu’ edipte insanlar arasında hüküm eylediğiniz vakit, eşya da Allah’ta kaim olarak sizden cevr ve zulmün sadır olması mümkün’ olmayacak surette Allah’ın adliyle muttasıllar, (ulaşan, kavuşan) adaletle kaimler, olmanız için adl ile hüküm etmenizi emr eder. Adilde derecelerin en azı ise sıfat-ı ilahiye de mahvolmaktır. Çünkü nefsiyle kaim olan kimse ebeden adle kadir olamaz. innAllâhe ni’ımma ye’ızuküm Bihi Allah Teâlâ Hazretleri bununla size güzelce nasihat eder. innAllâhe kâne Semiy’an Basiyra Tahkik Allah Teala Hazretleri, insanlar arasında muhakemelerde sizin sözlerinizi, o sözlerin hak ile olup doğru veya nefs ile olup fasid olduğunu işitici, amellerinizi, o amellerin nefisleriniz sıfatlarından mı, ve yahut Hak sıfatlarından mı sadır olduğunu görücüdür.”

………Aynı ayet ti İbn Arabi açıklarken; “Her hak sahibinin hakkını vermenizi ona vermenizi emretmektedir. Önce istidadın hakkını eksiksiz vermenizi, sonra bütün kuvvetlerin gerektirdiği kemalât olarak tüm haklarını eksiksiz vermenizi, sonra Allah’ın hakkını, sıfatları O’na eda etmek, ardından varlığı O’na eda etmek suretiyle vermenizi, böylece tevhid de fena bulmanızı emreder.

………Fenadan sonra beka bulmuş olarak geri döndüğünüz ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, eşyada Allah ile kaim olur ve adaleti ikame edersiniz. Allah’ın adaletiyle nitelenirsiniz. Artık zulmün sizden sadır olmasına imkân yoktur. Adaletin en küçük derecesi sıfatlarda silinmektir. Çünkü nefisle kaim olan biri, hiçbir zaman adaletli olmaya güç yetiremez.”

………Allah Teâlâ insanlar arasındaki münasebetlerini, birlikteliklerini, çalışmalarını, konuştukları her kelamı ve ameli, gönüllerinden geçirdiklerini bile en ince ve hassas detayına kadar bildiğinden kişilerin nefislerinde mi yoksa Hakkın sıfatlarıyla sıfatlanıp hak sıfatlarıyla mı zuhur ettiğini işitir ve görür.

………Onun için Allah’ın hidayet nasip ettiği kulların nasıl duada bulunmaları gerektiğini de yine Allah işaret eder.

………Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhâb; (A. İmran/8)

………Rabbimiz, bize hidâyet ettikten (hakikati gösterip idrak ettirdikten) sonra şuurumuzu (nefsaniyete – egoya) döndürme ve bize ledünnünden bir rahmet bağışla. Muhakkak sen Vehhâb’sın.

………Kâşâni Hz. Bu ayeti açıklarken şöyle der; “Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ Ey rabbimiz, nurunla doğru yoluna ve zatınınnurlarıyla Cemâl-i Kerîmine, bizi hidayet buyurduktan sonra dünya muhabbetiyle ve heva galebesiyle aldanmak nefse ve sıfatlarına meyl etmek ve nefsin huzur ve lezzetleri ile kalmak sebebiyle Cenabına teveccühten ve kapında durmakla ve likanı istemekte çalışmaktan bizim kalplerimizi kaydırma. ve heb lenâ min ledünKE rahmeten Bize senin indinden sıfatımızı, sıfatınla ve zulmetlerimizi nurlarınla mahv edecek rahmetini, rahimiyetini bağışla. inneKE entel Vehhâb tahkik, sen çok çok bağışlayıcısın.”

………Hz. Süleyman rabbinin ne kadar cömert olduğunu bildiği için şöyle dua ediyordu;

………Kale Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb; (Sad/35)

………“Rabbim beni mağfiret et (birimselliğimi ört) ve bana, benden sonra kimseye gerekmeyecek (bana has) bir özellik hibe et… Muhakkak ki sen Vehhâb’sın” (diye dua etti).

………Biz de rabbimize şöyle dua edelim; Ya Rabbim, zatının nuruyla cemal-i izzetine hidayet buyurduktan sonra dünya muhabbetine bizleri daldırıp gaflete düşürme. Günahlarımızı setreyleyip rahimiyetinde bağışla. Amin. (Anonim)

………********************************************************************

………EL VEHHAB İSMİNİN BİZE YÜKLEDİĞİ GÖREV VE SORUMLULUKLAR:

………1 – Rabbimiz bunca nimeti bize karşılıksız olarak bahşetmiş, hibe etmiştir. Allah zengindir. Kullarının karşılık vermelerinden müstağnidir. Zaten kulların verebileceklerini veren yine O‟dur. Kulların elinde hiçbir şey yoktur. O, Hamid‟dir, kendi katında övülmüştür. Melekler O‟nu daima övüp yüceltirler. O‟nun övülmeye ihtiyacı yoktur. Ancak bizler Rabbimizi över ve yüceltirsek O da bizim kulluğumuzu övecek, kulluk derecemizi yüceltecektir. Bizler şükretmeye devam ettikçe O nimetini artıracak, bağışlarını bol bol bize gönderecektir.

………2 – Akıl sahiplerinin, “Ey Rabbimiz! Hidayetten sonra kalplerimizi eğriltme.” diye dua ettikleri gibi, biz de Rabbimize yalvarmalıyız. Çünkü Rabbimizin en büyük bağışı ve hibesi, hidayettir. İndirdiği kitabı, gönderdiği peygamberi, gösterdiği Sırat-ı Müstakim‟idir. Allah’tan bu bağışın devamını dilemeli, içinde bulunduğumuz hidayetin kıymetini bilmeli ve hidayetimizin artırılmasını temenni etmeliyiz. Eğer bizler bu nimetlerden sonra Allah’ın kitabıyla bağlantımızı kesersek Allah korusun kalplerimizin eğrilmeye ve yamulmaya yüz tutacaktır. Bundan sonra da ayaklarımız kayacaktır. Kullar eğrilmedikçe Allah onların kalplerini eğriltmez. Kullar kaymadıkça Allah onların kalplerini ve ayaklarını kaydırmaz.

………“..Onlar eğrilip yamulunca Allah da onların kalplerini eğriltti, yamulttu. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Saf/5)

………3 – Rabbimizden bizlere hayırlı eşler, evlatlar ve zürriyetler bağışlamasını dilemeliyiz.

………Zekeriyya Rabbine yalvararak şöyle demişti: Rabbim, bana tertemiz bir zürriyet bağışla. Şüphesiz sen duaları işitensin.” (Ali İmran/38)

………Rahman’ın gerçek kullarının duasıyla Rabbimize yalvarmalıyız:

………Rabbimiz! Bize gözlerimizi aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önderler kıl.” (Furkan/74)

………4 – Rabbimizden hüküm ve hikmet istemeliyiz:

………“(Musa:) Rabbim! Bana hikmet bağışla/hibe et ve beni Salihlerin arasına kat.” (Şuara/83)

………Seyyid Kutup: “İslam hükmetmiyorsa o İslam değildir; Müslüman hükmettirmiyorsa o Müslüman değildir.” der. Bizler hayatımızda Rabbimizin hükmüyle amel etmeyi, bulunduğumuz toplum içinde Allah’ın hükümlerinin hâkim olmasını, Rabbimizin Müslümanlara hüküm yetkisi vermesini istemeliyiz.

………Peygamberimiz (s.a.v) bir hadislerinde:

………İslam’ın halkaları lime lime dökülecektir. Tıpkı bir ipin liflerinin teker teker koptuğu gibi İslam’ın halkaları da kopacaktır. İlk kopacak halka da hüküm halkasıdır. En son kopacak halka ise namaz halkasıdır.” buyurur.

………Hüküm gittikten sonra İslam’ın diğer kurum ve kuruluşları teker teker çözülmeye başlamıştır. Namaz da gerçek anlamda ayakta tutulup ikame edilmediği için gerçek fonksiyonunu kaybetmektedir. İslam; hayata hükmetmek, hayatın tamamını Allah’a teslim etmek amacıyla gelen bir dindir. Oysa bugün İslam adında pek çok din mevcuttur. Herkes kendi tabi olduğuna “İslam” demektedir. Ancak onların “İslam” dedikleri hayata hükmetmekten uzak, kalplerin arasında sıkışıp kalmış duygulardan ibarettir. Müslümanlar hükmeden bir İslam’a tabi olmalı ve Allah’ın hâkimiyetini kabul etmelidirler. (Dr. Ramazan SÖNMEZ- el-ESMÂÜ’L-HÜSNÂ)

………Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Haziran 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , , ,