RSS

Etiket arşivi: Esma-i hüsna

ESMA DERSLERİ – 24 – EL VEHHÂB (B)

……… Euzübillahimineşşeytanirracim,

……… Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

……..De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

……..“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

……..Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

…….. “Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

……..Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

……..***********************************************************

……..EL VEHHÂB

……..Bismillahirrahmanirrahim

……..El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d

……..Bugün Allah izin verirse el Vehhâb ismini anlatacağız. El Vehhab isminin kökü Arapça’da; Ve-he-be den geliyor. Bu kelimenin manası bizim Türkçe de de kullandığımız hibe etmek birine karşılık gözetmeden bir şey vermek, karşıdakinin hak edip etmeyişine bakmadan ona elde olan imkânları sunmak anlamına gelir.

……..Allah Kur’an ı kerimde el Vehhâb ismi 3 defa kendi zatı için kullanmış. Bu ayetlerden birincisi A. İmran suresinde geçen 8. Ayettir;

……..Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhâb; (A. İmran/8)

……..Allah’ım, bize hidayet verdikten sonra bizim kalplerimizi eğriltme, bize kendi katından bir rahmet ver, şüphesiz ki sen Vehhâb olan Allah’sın.

……..El Vehhab ismi ikinci olarak Sad/9. Ayette geçer. Müşrikler nübüvvetin Hz. Muhammed AS. Verilmesinden hoşnut olmayınca diyorlardı ki; Eünzile aleyhiz Zikru min beynina… (Sad/8) yani bu kadar insanın arasından bu Kur’an, bu nübüvvet ona mı indirildi diyorlar. Allah’ta onlara cevap verirken diyor ki;

……..Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb. (Sad/9)

……..Senin Aziz ve el Vehhab olan rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır ki kime neden ne kadar vereceklerine karar veriyorlar diyor.

……..Üçüncü olarak yine Sad/35 ayetinde Hz. Süleyman AS. In duasında geçiyor.

……..Kale Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb. Sad/35)

……..Biliyorsunuz Süleyman AS. Allah’tan öyle bir mülk istiyor ve dua ediyor, diyor ki; Allah’ın benim günahlarımı bağışla ve bana öyle bir mülk, öyle bir saltanat ver ki benden sonra hiç kimseye böylesi olmasın. Şüphesiz ki sen el Vehhab olan Allah’sın.

……..El Vehhab demek mübalağalı ismi fail, yani çokça veren, karşılıksız olarak çokça veren, verdiği zaman karşısındakinin hak edip etmediğini bakmadan insanlara veren, verdiği zaman karşısındakinden hiçbir karşılık beklemeyen Allah el Vehhab olan Allah’tır.

……..Peki, Allah’ın el Vehhab ismi bir Müslümanın hayatında nerelerde tecelli eder, açığa çıkar? Bundan önce şunu söyleyelim; Bizim hayatımızda ne varsa hepsi Allah’ın el Vehhab isminin bir tecellisidir. Yani biz kendi kazancımız kendi imkânımızla, hiçbir şey elde edemeyiz. Ne varsa hayatımızda bir nimet bir güzellik olarak, bu Allah’ın bize hibesidir, bağışıdır.

……..İnsanın hayatında bulunan her şey Allah’tan dır, lâkin Allah’ın bazen özel hibeleri vardır. Kur’an ı kerimde Allah el Vehhab, verme fiilini belli bazı özel nimetleri için kullanmıştır ki şimdi onları zikredeceğiz. Yoksa ben 6 madde zikredeceğim ama sadece Allah’ın el Vehhab ismi bunlarda tecelli eder, bunların dışında tecelli etmez değildir. Aldığımız nefes bile Allah’ın hibesidir, gözümüzdeki görme kudreti bile Allah’ın bir hibesidir. Şu an benim konuşabiliyor olmam Allah’ın bir hibesidir. Yani aklımıza gelen bütün güzelliklerin tamamı Allah’tan dır

…….Ama demek ki Allah’ın bu nimetleri arasında bazıları çok önemli olduğu için veya çok değerli olduğu için Allah Kur’an ı kerimde bunların altını kalın çizgilerle çizmiştir. Şimdi bunlardan Allah’ın el Vehhab isminin tecelli ettiği 6 tanesini açıklayalım.

……..1 – Allah el Vehhab ismi ile kullarına çocuk bahşeder. Şura suresinde Allah;

……..Lillâhi Mülküs Semâvati vel Ard* yahlüku ma yeşa’* yehebü limen yeşau inasen ve yehebü limen yeşaüz zükur. (Şura/49)

……..Yerin ve göğün mülkü Allah’a aittir, O Allah dilediğini yaratır, dilediği kullarına kız çocuğu hibe eder, dilediği kullarına da erkek çocuğu hibe eder.

……..Ev yüzevvicühüm zükranen ve inasâ* ve yec’alü men yeşau ‘akıyma* inneHU ‘Aliymun Kadiyr. (Şura/50)

……..Ya da bazı kullarına çift çift verir ve Allah bazı kullarını da kısır kılar, onları bu hibeden men eder. Niçin bu böyle? Çünkü O Allah her şeyi bilen ve her şeye güç yetirendir. Her şeyi bilir, kimin için neyin en uygun olduğunu en iyi Allah bilir, çocuk nimetlerini de Allah buna göre dağıtır. Kadir’dir güç sahibidir, eğer birine çocuk vermek istiyorsa o çocuğun sayısı, çocuğun cinsiyeti vs. hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz.

……..Allah bir kula çocuk vermeyi dilemişse hiçbir şey Allah’ın dilemesinin önünde duramaz. Mesela Melekler Lût AS. In kavmini helak etmek için Allah tarafından vazifelendirildiklerinde İbrahim AS. In evine uğruyorlar. İbrahim AS. Onlara bir sofra kuruyor, yemeği önlerine uzatıyor. Onların yemek yemediklerini görünce bir tuhaflık olduğunu anlıyor. Onlar da biz hem seni bir çocukla müjdelemeye geldik, hem de Lût As. Kavmini helak etmeye gidiyoruz diyorlar.

……..İbrahim AS. a, senin bir çocuğun olacak dedikleri zaman Karısı;

……..Vemraetühu kaimetün fedahıket febeşşernaha… (Hûd/71)

……..O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ve;

……..Kalet ya veyleta eelidü ve ene acuzün ve hazâ ba’liy şeyha* inne hazâ leşey’ün aciyb. (Hûd/72)

……..Ben bu kadar yaşlı bir kadınken ve benim kocam da bu kadar yaşı ilerlemişken Allah bize bir çocuk mu nasip edecek, bu gerçekten şaşılası bir şeydir dedi. Çünkü İbrahim AS. 80 yaşını geçmiş, hanımı da yaş itibarıyla ona yakınlaşmış. Dünya ölçülerine göre bu şekilde iki çiftin çocuklarının olması mümkün değildir ki o da şaşırıyor. Melek te ona cevap veriyor;

……..Kalu eta’cebiyne min emrillâhi rahmetullahi ve berakâtühu aleykum ehlel beyt* inneHU Hamiydun Meciyd. (Hûd/73)

……..Allah’ın işine mi şaşırıyorsun ey kadın, yani şu dağları, denizleri yaratan Allah siz yaştakilerden birine çocuk vermesine mi şaşırıyorsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey bu evin halkı. Şüphesiz ki O Allah hamid’dir, her dilde övülen Allah’tır ve Mecid’dir şan ve şeref sahibidir.

……..Aynısını biz Zekeriya AS. da da görüyoruz, onun kıssası daha ilginç. Zekeriya AS. ın çocuğu olmuyor, Allah’ın Meryem’i İmran ailesine verdiğini görünce onun da içinde istek kabarıyor, o da istiyor normalde. Onlara verdiyse bana da verebilir diyor ve dua ediyor.

……..Ve Zekeriyya iz nada Rabbehu Rabbi lâ tezerniy ferden ve ente hayrul varisiyn. (Enbiya/89)

……..Zekeriyya’yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti: Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın, (her şey sonunda senindir).

……..Allah’ta duasına icabet etti, belli bir müddet sonra Zekeriya AS. a dedi ki;

……..Festecebna lehu, ve vehebna lehu Yahyâ ve aslahna lehu zevceh* innehüm kânu yusari’une fiyl hayrati ve yed’unena rağaben ve raheba* ve kânu leNA haşi’ıyn. (Enbiya/90)

……..Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.

……..Zekeriya AS. müjdeyi alınca dedi ki;

……..Kale Rabbi enna yekûnu liy ğulamun ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır* kale kezâlikÂllahu yef’alu ma yeşa’; (A. İmran/40)

……..Ya Rabbi dedi benim nasıl çocuğum olabilir, benim karım kısırdır, çocuğu olması mümkün değildir, bana gelince ben yaşını başını almış ihtiyar bir adamım dedi. Ama Allah hüküm verdi mi hiçbir engel O’nun iradesinin karşısında duramaz.

……..İnsanlar bu hakikati genelde anlamadıkları için mesela biri çocuğunun olmasını çok istediği halde olmuyor o da doktora gidiyor araştırıyor. Doktor diyor ki tıbben sizin çocuğunuzun olması mümkün değildir. O kul da bu sözü işittiği zaman ümitsizliğe kapılıyor. Yani ben ne yaparsam yapayım Allah bana çocuk nasip etmez çünkü tıp benim çocuğumun olmasının mümkün olmadığını söylüyor. Oysa Allah’ı el Vehhab olarak tanıyan insan hiçbir surette, hiçbir şeyin Allah’ın dilemesinin önüne geçemeyeceğini bilir. Ne olursa olsun, kim ne söylerse söylesin fark etmez, elini kaldırıp ey Vehhab olan Allah’ım, ey insanlara karşılık beklemeden veren Allah’ım, ey İbrahim’e İsmail’i veren, Zekeriya AS. a Yahya’yı veren Allah’ım. Sen dilediğin kullarına dilediğini verirsin. Bana da merhamet et, kendi katından çocuk nasip eyle der. Çoğunlukla bu isimle Allah’a yönelir talep eder. Bu bir.

……..2 – Allah’ın el Vehhab isminin tecelli ettiği yerlerden bir tanesi Allah’ın insana nasip ettiği zürriyetini dilerse el Vehhab ismi ile salih kılar. Yani Allah birine çocuk verir, ama onu salih bir çocuk kılmamışsa Allah ona büyük bire nimet vermiş anlamına gelmez. Ama Allah Müslüman’ın zürriyetini Müslüman için salih kılar, Allah’a itaat eden bir zürriyet haline getirirse o zaman kuluna vereceği nimetlerin en büyüğünü vermiş demektir. Mesela biz müminler Allah’a dua ederken nasıl dua ediyoruz?

……..…. Rabbena heb lena min ezvacina va zürriyyatina kurrete a’yunin vec’alna lil müttekıyne imama. (Furkan/74)

……..Rabbimiz bize çocuklarımızdan ve eşlerimizden göz aydınlığı olacak çocuklar ve eşler ihsan eyle ve bizi muttakilere imam kıl.

……..Hasan el Basri diyor ki; “Vallahi bir Müslüman hanımının, çocuklarının, torunlarının ve yakınlarının Allah’a kulluk ettiğini gördüğü zaman gözü aydın olduğu gibi başka hiçbir zaman insanın gözü aydın olmaz.” Yani bütün dünyayı bir Müslümana verseler gözleri aydın olmaz. Ama çocuğunun, hanımının, akrabalarının Allah’a itaat ve kulluk ettiklerini gördüğü zaman Müslümanın gözü aydın olur. İşte bundan dolayı Müslümanlar Allah’tan salih olan, sana kulluk edecek olan bir zürriyet ve eşler nasip eyle diye dua ederler diyor.

……..Allah Kur’an ı kerimde özellikle peygamberlerin zürriyetini salih kılmışsa Allah bunu Vehhab ismi veya ve he be fiiliyle anlatıyor. Mesela İbrahim AS. için diyor ki;

 ……..Ve vehebna lehu İshak* ve Ya’kube nafileten, ve küllen ce’alna salihıyn. (Enbiya/72)

……..Biz ona İshak’ı ve Yakub’u hibe ettik ve biz onun zürriyetinin tamamını Salihlerden kıldık diyor.

……..Demek ki Allah sana çocuk verdiği zaman Allah’ın verdiği bu çocukta bir hibedir, ama asıl hibe, büyük hediye senin zürriyetini salih kılmasıdır.

……..Şimdi biz dedik ya Kur’an ı Kerimde 3 defa Vehhab ismi geçiyor. Ama 20 defa hibe fiili Allah’a nispet ediliyor. Bu 20 nin 18 inde de çocuk ve aile için Allah’a nispet ediliyor. Neden böyle peki? Çünkü bir insanın evinde salâh varsa insanın hayatında huzur vardır, yoksa huzur olması da mümkün değildir. İster evin tamamında olsun bu kötülük, ister bir cüzünde olsun, yani Allah bir Müslümana 10 tane çocuk nasip etsin 9. U salih olsun biri salih olmasın, hayat o Müslüman için çekilmezdir. Çünkü insanın evladı insanın ciğerinin bir parçası olduğu için onun isyan ettiğini gördüğü zaman buna dayanmak mümkün değildir. Birinin 4 hanımı olsun, 3ü saliha olsun bir tanesi problemli olsun yani isyan edip sorumluluklarını erine getirmemesi halinde hayat o Müslüman, salih bir adam için çekilmezdir. Onun için Allah’tan el Vehhab ismi ile kendisinin, eşinin ve çocuklarının salih birer kul olmasını dilemesi lazımdır.

……..Peygamber AS. Bir hadisi şerifinde buyuruyor ki;

……..“İnsanoğlunun saadeti de, şekaveti, de 3 şeydedir.” Yani 3 şey maddi ve manevi mutlu kılar, 3 şeyde mutsuz ve huzursuz kılar.

……..Nedir bunlar? Kişiye Allah’ın salih bir eş ihsan eylemesidir, kişiye Allah’ın salih, güzel bir ev ihsan eylemesidir (içerisinde Allah’a kulluk yapılan bir ev) Bir de Allah’ın insana salih, sağlam bir binek ihsan eylemesidir. Yani insanın kullandığı araba olur at olur her ne ise salih bir binek ihsan eylemesidir.

……..Peki, mutsuzluk nerededir? O da üç şeydedir. Kötü kadın, yani Allah’a itaat etmeyen, kocasına itaat etmeyen kadın. Kötü bir ev. Kadının Müslümanın ve çocuklarının içerisinde Allah’a hakkıyla kulluk etmedikleri kötü bir ev. Ve kötü bir binek. Burada binek, insanın dünyalık işlerini kolaylaştıran araç ve gereçleri kastediyor Allah resulü.

……..Tevbe suresinde bir ayeti kerime var;

……..… velleziyne yeknizunez zehebe vel fiddate ve lâ yünfikuneha fiy sebiylillâh* febeşşir hüm Bi azâbin eliym. (Tevbe/34)

……..Altını ve gümüşü depolayıp ta onu Allah yolunda infak etmeyenleri elem verici bir azab ile müjdele diyor.

……..Bu ayet indiğinde o günün Müslümanlarına çok ağır geliyor. Çünkü başta anlamını tam anlayamıyorlar. Yani her para toplayan adamın Allah katında kötü bir iş yaptığını ve Allah’ın ona elem verici bir azab dokunduracağını zannediyorlar. Hz. Ömer (rad.) diyor ki ben sizin yerinize gidip Allah resulüne bu soruyu soracağım diyor ve gidiyor. Ey Allah’ın resulü diyor, biz hangi cins mal toplayalım. Yani altın ve gümüşü Allah yerdi peki biz ne yapalım, nasıl mal toplayalım? Allah resulü ona diyor ki; “Sizden biri eğer bir şey edinecekse Allah’a şükreden bir kalp elde etmeye çalışsın. Yani Allah’ın verdiği nimetlerin farkında olan ve Allah’a şükreden bir kul olmaya çalışsın.” İki; “zikreden bir dil elde edinmeye çalışsın, dili sürekli Allah’ı zikretsin.” Altını gümüşü ne yapacaksın onlar dünyada senin gözünü aydın kılacak ama ahiret gününde keşke olmasaydı diye yalvaracaksın. Ya da keşke biriktirmeseydim de Allah yolunda infak etseydim diyeceksin. Bir de saliha bir zevce edinsin, ahiret işlerinde ona yardımcı olacak biri olsun diyor Allah resulü.

……..Saliha bir eş, saliha çocuklar içerisinde Allah’a kulluk edilen salih bir ev vs. Bunların hepsi Allah’ın insanın üzerinde ki nimetlerindendir ve kişi bu anlamda hayatında bir eksiklik görüyorsa Allah’ın hangi ismine sığınmalıdır? El Vehhab ismine sığınmalıdır. Elini kaldırıp diyecek ki; “Ya Rabbi, ey Vehhab olan Rabbim bana bu kadını hibe ettiğin gibi bana bunun ıslahını da, salihliğini de hibe et. Allah’ım bana bu çocuğu hibe ettiğin gibi ki buy senin bir nimetindir. Bu nimeti tamamına erdir, ban bunun salih bir çocuk olmasını da hibe et.

……..Bir evi varsa ve orada bir türlü düzen oturtamıyorsa Allah’a kulluk anlamında Ya rabbi desin, bana başımı sokacağım, kendimi dışarının tehlikelerinden muhafaza edeceğim bir ev hibe ettiğin gibi, bana bu evi ıslah etmemi, senin razı olacağın bir ev haline getirmemi de bana hibe et. Diye bu isme sığınmalıdır.

……..3 – Allah el Vehhab ismi ile mümin kuluna onu benzer ve akranlarından ayıran ayrıcalıklı nimetlerini ihsan eder. Allah hepimize nimetler veriyor, fakat bazı nimetler vardır ki kulun dünyada iken bile şanını şerefini yükseltir. Sen o nimetten anlarsın ki bu nimet bu kulun şanını şerefini dünya da yüceltmiş, o zaman Allah’a hüsnü zan edersin. Dersin ki; inşallah rabbim bu nimetle ahirette de şanımı şerefimi yüceltecektir.

……..Her nimet aynı değildir, mesela Allah resulü diyor ki;

……..Sadece iki şeyde haset olur, ya da gıpta edilecek şeyler arasında en büyüğü şu iki şeydir. Birisi nedir? Allah birine mal vermiştir, o Allah’ın verdiği o malı Hakk uğruna harcamayı Allah ona müyesser kılmıştır. İkincisi Allah bir kuluna bir hikmet vermiştir, ilim vermiştir, O kul hem onunla hükmeder, hem de insanlara öğretir.”

……..Şimdi dikkat edin Allah birçok insana mal verir, lâkin bu mal nimetini verdiklerinden bazılarına bir nimet daha verir, hibe eder daha doğrusu, o da o malı helal yerden kazanmak ve Allah’ın razı olacağı şeylere o malı harcamaktır. Kişiye bunu nasip etmişse başka insanlar buna gıpta edebilir, keşke ben de onun gibi olsaydım, keşke Allah ona verdiğini bana da verseydi diye temennide bulunabilir.

……..Yahut birçok insana ilim verir, kimisi o ilimle hükmeder insanlara da öğretir, kimi vardır cimrilik eder o ilmi sadece kendisine saklar. İlim bir nimettir fakat birincisine Allah’ın hibe etmiş olduğu ayrıcalıklı bir nimettir. Kişi bundan ötürü Allah’a ne kadar şükretse, ne kadar hamd etse azdır.

……..İnsan böyle ayrıcalıklı bir nimet istiyorsa eğer Allah’ın Vehhab ismine yönelmelidir. Çünkü o ismin tecelligâhlarından bir tanesi de budur.

……..Süleyman AS. Allah’tan kendinden sonra bile hiç kimseye vermeyeceği bir mülk istediğinde ne demişti?

……..… Rabbığfir liy ve heb liy mülken lâ yembeğıy liehadin min ba’diy* inneKE ENTEl Vehhâb. (Sad/35)

……..Benim günahlarımı bağışla ve bana öyle bir mülk ver ki benden sonra bile hiç kimseye o mülkten verme. Şüphesiz ki sen el Vehhab olan Allah’sın. Dedi.

……..Bir Müslümanın böyle bir nimet istemesi caizdir, yani kendisini ayrıcalıklı kılacak bir nimeti Allah’tan istemesi caizdir. Ama ne ile isteyecek bunu? El Vehhab ismi ile isteyecek.

……..Mekke’li müşrikler biliyorsunuz Hz. Muhammed’e nebilik verilmesinden memnun değillerdi, Niçin? Peygamberlikten değil, peygamberliğin Abdullah oğlu Muhammed’e verilmesinden memnun değillerdi. Çünkü şöyle inanıyorlardı; Nesebi ondan daha yüksek olan, malı ondan daha fazla olan, saygınlığı konumu ondan daha üstte olan insanlar var, Allah birine bu nimeti verecekse böylesi insanlara vermesi lazımdı.

……..Mesela Zuhruf suresinde Allah bildiriyor;

……..Ve kalu levla nüzzile hazel Kur’ânu alâ racülin minel karyeteyni ‘azıym. (Zuhruf/31)

……..Bu Kur’an ın iki beldeden (Tai,f ya da Mekke) büyük bir adamın birine verilmesi gerekmez miydi?

……..Sad suresinde de şöyle söylüyorlar;

……..Eünzile aleyhiz Zikru min beynina… (Sad/8)

……..Yani bizim aramızda bu kadar insan varken şu Kur’an Muhammed’in üzerine mi indirildi.. Diyorlar.

……..Allah Teâlâ işte onlara cevap veriyor. Ayeti kerimede diyor ki;

……..Em ‘ındehüm hazainu rahmeti Rabbikel Aziyzil Vehhâb. (Sad/9)

……..Aziz ve Vehhab olan Allah’ın rahmet hazineleri onların yanındadır da onlar mı karar veriyorlar. Allah kime nübüvvet verecek, kime mal verecek, kime ilim verecek, kime çocuk verecek onlar mı buna karar veriyorlar diyor Allah.

……..Biz buradan neyi anlıyoruz? Nübüvvet ayrıcalıklı bir nimettir, demek ki Vehhab olan Allah rahmet hazinelerinden verdiği nübüvvet ayrıcalığını dilediği kuluna indirir.

……..Bu son ayette belki Allah müşrikleri kınıyor olabilir, fakat bu ayet aynı zamanda Müslümanları da terbiye eden ayetlerden bir tanesidir. Nasıl? Allah bir kuluna onu ayrıcalıklı kılan bir nimet vermişse ve sen de bunu ona yakıştıramıyorsan, böyle bir haddini bilmezlik içindeysen Mekke li müşrikler gibi, bu ayetle kendini terbiye etmek gerekir. Senin kendine sorman lazım, El Vehhab olan Allah’ın rahmet hazineleri senin elindedir de, kimin neye layık olacağına sen mi karar veriyorsun, sana ne. Allah dilediğine mülk verir, dilediğine konum verir, dilediğine para verir, dilediğine çocuk verir, dilediğine ilim verir. Sen kimsin? Hani şu adam buna layıktır veya değildir diyebilesin.

……..Bunu kim söyleyebilir? Ancak Allah birine der ki ben rahmet hazinelerimi sana bırakıyorum, bundan sonra sorumlu sensin. Sen dağıt insanlara. Sen dağıtırken de dersin ki kepçe biraz fazla kaçmış, yani ben buna bu kadar vermeyecektim, ama biraz fazla kaçırmışım, dolayısıyla o da rahmet hazinelerinden fazla fazla vermişim…! (Haşa) Sen farkında olmadan bir insanı bir şeye yakıştıramıyorsan, aslında sen Allah’ın dağıtımına itiraz ediyorsun, fakat bunun farkında değilsin.

……..Özellikle şirk ehli toplumlarda bu çok fazladır. Mesela bir akraba zümresi olsun, aynı meslekten, aynı işi yapan insanlar olsunlar. Bir tanesi biraz daha fazla kazanmaya başlasın, Allah ona bazı imkânlar tanımaya başlasın. Diğerlerinin şöyle dediklerini duyarsınız. “Ya kardeşim biz de aynı çalışıyoruz, biz de aynı işi yapıyoruz. Allah bize niye vermiyor, niye ona veriyor. Çalmasa, çırpmasa, haram işlemese hiç bu kadarını kazanabilir mi? Mümkün değil.”

……..Bir berber vardı, bilirsiniz onlar çok konuşurlar, siz önünü kesmezseniz baş ağrısı ile çıkmanız olasıdır. Berber traş yaparken biri dükkânın önünden geçerken selam veriyor adama. Hani esnaf yalakalığı dediğimiz şeyi yapıyor. Adam gittikten sonra Hocam şunu görüyor musun,  sen de çalışıyorsun ben de çalışıyorum sabahtan akşama kadar ayağımızın üzerinde çalışıyoruz. Bizim kazandığımız şey belli, adamın bindiği arabaya bak diyor, adamın oturduğu eve bak diyor, bir tane daha ev almış kendisine diyor. Kapının önünden 3 kişi geçiyorsa mutlaka biri hakkında bu yorumu yapıyor. Ben de her seferinde diyorum ki. Bak illaki herkes hırsızlık yapmak zorunda değil, belki Allah onun rızkını genişletmiştir. Yani Allah’ın rahmet hazinelerini sen elinde tutmuyorsun. O zaman da diyor ki “Doğru ya diyor, bilmiyoruz.” Ama 10 dakika geçiyor bir adam daha geçiyor yine aynı şekilde davranılıyor.

……..İnsan şunu anlıyor ki bu durum insanlarda yerleşmiş bir ahlak haline gelmiş. Ama bir Müslüman Allah’ın el Vehhab olduğunu bilir, dilediğine dilediğini hibe ettiğini bilir, başkalarının elinde olanla ilgili yorum yapmaz. İslâm’a göre zenginin malı fakirin çenesini yormaz, yormamalıdır, bu tip şeylerle ilgilenmemelidir. Allah kime ne vermişse vermiştir, biz Müslümanlara düşen Allah kime ne vermişse bizim başımız gözümüz üstünedir, O’nun taksimatına rıza gösteririz diyelim.

……..4 – Yine Allah’ın el Vehhab isminin tecelli etmiş olduğu alanlardan bir tanesi de şudur; Allah Müslümanlara el Vehhab ismi ile hidayet ihsan ettikten sonra hidayet üzerinde sabit kalmalarını da hibe eder. A. İmran suresinde Allah müminlerin dualarını anlatırken ne diyordu?

……..Rabbenâ lâ tuzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhâb; (A. İmran/8)

……..Rabbimiz hidayet ihsan ettikten sonra bizim kalplerimizi eğriltme, bize kendi katından bir merhamet ver. Çünkü sen El Vehhab olan Allah’sın.

……..Allah’ın mümine en büyük hibesi ihsan ettiği hidayettir. Bundan daha büyük bir nimet, bundan daha büyük bir hibe bulunamaz. Peki, yeter mi bu kadarı mümin için? Yetmez. Çünkü ikinci bir sorumluluğu daha vardır müminin o da hidayet üzerinde sabit kalabilmek, Müslüman olarak can verebilmektir. Allah’ın huzuruna İslâm dışında bir din ile çıkmamaktır. Onun için elimizi kaldırdığımızda diyeceğiz ki;

……..“Ey Vehhab olan rabbimiz bize hidayeti hibe ettin, bir karşılık beklemedin sana hamd olsun. Madem bize bu kadarını hibe ettin bizi hidayet üzerinde sabit kalmamızı da bize hibe et. Senin el Vehhab oluşunun sınırı yoktur.”

……..Allah’ın mümine yine hibe ettiği şeylerden bir tanesi de, Allah’ın bir görev ile vazifelendirdiği bir Müslüman var ise Allah ona el Vehhab ismi ile hayırlı bir yardımcı hibe eder.

……..Biliyorsunuz Kur’an ı kerimde en fazla kıssası anlatılan peygamberlerden bir tanesi Musa AS. dır. Allah Musa AS. ı risalet ile vazifelendirdiği zaman Allah’tan bir şey istedi. Dedi ki;

……..Vec’al liy veziyren min ehliy. (Taha/29)

……..Bana benim ailemden bir vezir, bir yardımcı tayin et ya rabbi. Dedi.

……..Tabii bu birçok surede farklı sebeplerini de söyledi, bazısında dedi ki;

……..Ve ehıy Harunu huve efsahu minniy lisanen… (Kasas/34)

……..Kardeşim Harun benim istemiş olduğum yardımcının dili benden daha fasihtir, daha güzel meramını anlatır.

……..Devamında dedi ki;

……..feersilhu me’ıye rid’en yusaddikuniy.

……..Onu bana yardımcı kıl insanların beni yalanladıkları yerlerde Harun beni doğrulasın.

……..Bütün bu dualarını Allah kabul ederken; 

……..Ve vehebna lehu min rahmetiNA ehahu Harune Nebiyya. (Meryem/53)

……..Biz ona rahmetimizden kardeşi Harun’u nebi olarak hibe ettik diyor. Yani Musa bizden istedi ona bir yardımcı hibe edelim diye, biz de ona kendi rahmetimizden ötürü kardeşi Harun’u hibe ettik diyor.

……..Bir Müslümanın üstlendiği ister en küçük sorumluluk ve vazife olsun İslâm davası için, ister en yüksek sorumluluk olsun fark etmez hiç kimse yaptığı işi tek başına yapması mümkün değildir. Neye ihtiyacı vardır insanın? Yardımcıya ihtiyacı vardır. Ona yardım edecek, ona hatırlatacak, yardımcı olacak, yükünü hafifletecek yardımcılara ihtiyacı vardır. İşte el Vehhab olan Allah bir insanda hayır görmüş ise ona hayırlı yardımcılar ihsan eder. Hayır dilemiyor ise ona kötü yardımcılar nasip eder.

……..Buhari’nin rivayet ettiği bir Hadis-i şerifte Allah resulü buyuruyor ki;

……..Allah’ın gönderdiği hiçbir peygamber yoktur ki, veya Allah’ın insanların başına atadığı hiçbir halife yoktur ki mutlaka onun iki çevresi vardır. Birincisi hem o yöneticiye hayır ile muamele etmesini tavsiye ederler, hem de onu teşvik ederler. İkincisi hep kötülüğü ona telkin ederler, kötülük yapmaya teşvik edenler. Korunmuş kişi ancak Allah’ın koruduğu kişidir.

……..Bir başka hadis-i şerifte Allah Resulü buyuruyor ki;

……..Sizden biri bir sorumluluk üstlendiği zaman ve Allah’ta onun için hayır dilemişse ona salih bir yardımcı ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman da ona yardımcı olur.”

……..Bu hadisin bir rivayetinde ise; “Eğer Allah onun için hayır dilememiş, onun için iyilik murad etmemişse ona kötü bir yardımcı verir, una hatırlatmaz, onun hatırladığı işlerde de yardım etmez.”

……..Demek ki sen ister dünyevi iş yap ister dini bir iş yap işinde senin işini kolaylaştıracak bir yardımcı istiyorsan Allah’ın el Vehhab ismine yöneleceksin. Ya rabbi diyeceksin bu işimde bana, seni unuttuğumda seni hatırlatan, hatırladığım işlerimde yardımcı olan, bana iyiliği emreden ve iyiliğe teşvik eden hayırlı bir çevre, hayırlı yardımcılar bana ihsan et. Diye dua edeceksin. Çünkü bu Allah’ın mümin kuluna verdiği hibelerden biridir.

……..5 – Allah’ın müminlere el Vehhab ismi ile hibe ettiği şeylerden bir tanesi ise Mü’min kuluna Allah’ın verdiği güç ve İslâm’ı yönetimde tutacak kadar insanlara tanımış olduğu temkin ve kuvvettir.

……..Mesela Kur’an ı kerimde Musa AS. firavun ile konuştuğunda Firavun onu küçümsüyor, onun geçmişini ona hatırlatıyor. Musa As. da ona cevap olarak diyor ki;

……..… fevehebe liy Rabbiy hükmen ve cealeniy minel murseliyn; (Şuârâ/21)

……..Allah bana hükmü hibe etti ve beni gönderilmiş peygamberlerden kıldı. Diyor.

……..Aynı surede İbrahim AS. Allah’a dua ederken diyor ki;

……..Rabbi heb liy hükmen ve elhıkniy Bis salihıyn. (Şuârâ/83)

……..Ya rabbi bana hüküm hibe et, yani güç, kuvvet, İslâm’ı yönetime getirecek, insanlar arasında hükmedecek güç hibe et ve beni salih olanlara dahil et.

……..Peygamberler Allah’tan hüküm istedikleri zaman el Vehhab ismi ile istemişler ve Allah’ın kendilerine vermiş olduğu hükümleri insanlara anlatırken, nimeti tahdis ederken, bu nimetin Allah’ın hibelerinden biri olduğunu söylemişler.

……..İslâm’ın yönetimde olması demek sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık içinde hayırlıdır, hayvanlar âlemi içinde, kâinat içinde hayırlıdır. Hani diyorlar ya, atmosfer delindi, denizlerin sıcaklığı değişti, küresel ısınma var, bitki örtüsü değişiyor, mevsimlerde değişiklik oluyor. Bunların hepsinin sebebi nedir? Bunların sebebi insanları hayra teşvik edecek ve insanlar kötülük yaptığında onların önüne set çekecek İslâm’i bir yönetimin olmamasıdır.

……..Zaharel fesadü fiyl berri vel bahri Bima kesebet eydinNasi li yüziykahüm ba’dalleziy amilu leallehüm yerci’ûn. (Rum/41)

……..{{(Allâh’ın) onlara, insanların elleriyle yaptıklarının getirisinin bazısının (sonucunu) tattırması için karada ve denizde bozulma açığa çıktı! Belki geri dönerler.}}

……..Karada ve denizde ortaya çıkan fesad, bütün bozgunculuk insanların kendi elleriyle kazandıklarından ötürüdür.

……..Bu da ne ile olur? İnsanlar kendi nefisleri ile baş başa bırakıldıklarında yeryüzünde hevalarına göre diledikleri gibi yaşamaya başlarlar. Sınırsız özgürlük, sınırsız hürriyet adı altında her türlü kötülüğü yaparlar. Yaptıkları kötülük sadece kendilerine zarar vermez, kendileri ile beraber hayvanlara, beraber yaşadıkları insanlara, hayatı paylaşmış oldukları bütün canlılara kötülük yaparlar. Onun için Müslümanın el Vehhab ismi ile İslâm’ın yönetime gelmesini istemesi sadece kendisi için istediği bir hayır değil, kendisi ile beraber canlı cansız ne kadar varlık varsa bütün varlıkların hayrı için Allah’tan talep etmiş olduğu şeydir.

……..İ. Ahmed’in kaydettiği bir rivayette Allah resulü de İslâm’da ilk kaybolan şeyin hüküm olacağını söylüyordu.

……..“İslâm’ın bağları ve halkaları halka halka çözülüp insanların arasından kaybolacaktır “ diyor.

……..Yani İslâm halkalardan oluşur, nedir bunlar? Namaz halkası, Oruç halkası, zekât halkası vs. zincirleri birbirine bağlayan halkalar gibi düşünün, her biri İslâm’ın bir şiarını temsil ediyor, bunlardan bir tanesi de hüküm halkasıdır. Allah resulü diyor ki;

……..Her dal koptuğu zaman insanlar ondan bir sonra gelene yapışırlar, ilk İslâm’dan kaybolacak olan halka hüküm halkasıdır, yönetim halkasıdır. Son kaybolacak olan halka da namaz halkasıdır.”

……..İnsanlar Allah’ın verdiği nimete nankörlük yaptıkları zaman ilk olarak hangi nimeti alır? Allah insanlara hibe ettiği en ayrıcalıklı nimet hangisi ise onu alır. İslâm ümmetine Allah’ın vereceği en büyük nimet hangisidir? İslâm’ın yönetimde olmasıdır. İnsanlar Allah’a isyan edip O’nun hudutlarını gözetmediklerin de Allah onların elinden bir bir nimetlerini almaya başlar. İlk Müslüman insanlardan almış olduğu nimette Müslümanca bir yönetimini Müslümanların elinden çekti aldı. O günden beri de ne Müslümanların İslâm ümmetinde, ne de dünyanın kalan kısmında ne huzur, ne selâmet, ne de afiyet hiçbir şey kalmadı. Dünya o günden beri de kan ağlıyor. Onun için her Müslümanın hem kendisi, hem ailesi hem de insanlık için sürekli el Vehhab olan Allah’a duada bulunması lazım ki;

……..“Ey İbrahim’e, Musa’ya ve sair peygamberlere hükmü yönetimi hibe eden rabbim, sen Müslüman kullarına adaletle ve senin şeriatınla hükmedecek kullarına tekrardan yeryüzünde senin hükümlerinle hükmetmeyi hibe et.” Diye yardım istemesi lazımdır.

……..Bunlar Allah’ın el Vehhab isminin tecelli etmiş olduğu alanlardır. Biz ne dedik? Allah’ın hayatımızda el Vehhab ismi her an ve her saniye tecelli etmektedir, yani hiçbir şey Allah’ın el Vehhab isminin dışında değildir. İçmiş olduğumuz su bile Allah’ın bir hibesidir. Allah eğer Kur’an ı Kerimde tek tek hibelerini saysaydı ülkelere sığmayacak bir kitap yazılması lazımdı. Onun için Allah genel olarak ayette;

……..Ve in te’uddu nı’metAllâhi lâ tuhsuha… (Nahl18)

……..Allah’ın nimetlerini saymaya kalkarsanız sayamazsınız, sayısızdır.

……..Fakat Kur’an ı kerimde özellikle Allah; Müminlerin farkında olmalarını istediği, bundan ötürü de altını çizdiği bazı hibeleri, hediyeleri vardır. Biz sadece bunları zikretmiş olduk.

……..El Vehhab ismi Allah’ın Cemal isimlerindendir. Ne demektir Allah’ın Cemal ismi? Allah’ın isimleri iki kısma ayrılır. Ya Cemal isimleri, ya da Celâl, Allah’ın azametine şanına, yüceliğine delalet eden isimlerdir. Allah’ın Celâl isimleri kendi zatına hastır, hiç kimse onlarla ahlaklanamaz, çünkü onlar bir tek Allah’a yakışır. Allah’ın Cemal isimleri ise Allah mü’min kullarının da bu sıfat ile sıfatlanmasını ister. Yani Allah cömerttir, cömert olanları sever. Allah Muhsin’dir, iyilik yapanları sever. Allah rahmen’dır, rahmet ehlini sever. Allah el Vehhab’tır kullarına bol bol hibe eder, mü’min kulundan da Allah’ın kendisine verdiği bu hediyelerden onlara vermelerini diler. Bir mü’min el Vehhab isminin hayatında çokça tecelli etmesini istiyorsa kendisi de bu ahlak ile ahlaklanması lazım, sevdiği değer verdiği şeylerden insanların arasında dağıtması, hediyeleşme, hibe kültürünü Müslümanın da hayatına dâhil etmesi lazım.

……..Cömertlikle alakalı konuları el Kerîm isminde açıklamak, şimdi ise cömertliğin dışında iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi şudur; Allah sana el Vehhab ismi ile seni ayrıcalıklı kılan ve senin gözünü aydın kıldığı bir nimet vermişse sana, Allah’ın en hoşnut olduğu şey o verdiği nimeti tekrar Allah’a vermendir. Bunun örneği nedir? Allah’ın İbrahim AS. a hibe etmiş olduğu İsmail AS. ı tekrardan geri Allah’a hibe etmesi ve Kurban olarak Allah’a sunmasıdır.

……..Haydi, bu peygamberdi ama bir de Kur’an ı kerimde peygamber olmamasına rağmen Kur’an’a konu olmuş bir kadın var ve onun adına Allah Kur’an ın en uzun surelerinden bir tanesini indirmiş. O da nedir; A. İmran suresidir. İmran’ın hanımının davranışından ötürü bu aileyi diğer bütün insanlara üstün kıldı.

……..İnnAllâhestafa Ademe ve Nuhan ve âle İbrahiyme ve âle ımrane alel âlemiyn; (A. İmran/33)

……..Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini bütün alemlere üstün kıldı, seçti, seçkin kıldı.

……..Adem’i, Nuh’u ve İbrahim’i anladık. Peki, İmran ailesi kim? Yani bunlar adına sure iniyor, bunlar peygamberlerle beraber zikrediliyor, bir ayet sonra Allah bunun gerekçesini de söylüyor.

……..İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy*… (A. İmran/35)

……..İmran’ın karısı demişti ki Allah’ım ben karnımda olan bu çocuğu bütün kayıtlardan azade bir şekilde sana adak olarak adıyorum. Benim bu adağımı kabul et çünkü sen duaları işiten ve icabet edensin. Dedi.

……..Bir kadın Allah’ın ona hibe ettiği bir çocuğu tekrar geri Allah’a hibe ettiği için bütün âlemlere üstün kılındı ve Allah onun adına koca bir sureyi onun adına indirdi.

……..Sen de hayatına bakacaksın, tabii ki yüksek dereceler istiyorsan eğer, -Allah bu gözü milletin ayaklarının topluklarına bakan için değil, gözlerini gökyüzüne dikmiş insanlar içindir bu söylediğim- bakacaksın Allah senin neyini ayrıcalıklı kılmış, diyeceksin ki ya rabbi sen beni madem bununla ayrıcalıklı kıldın ben de bunu senin dinin için sana tekrardan geri veriyorum, hibe ediyorum. Diyeceksin.

……..İkinci mesele ise; Hani demiştik ya, bizim hayatımızda bulunan her şey Allah’ın hibesidir. Fakat insanoğlu o kadar nankördür ki Allah’ın sayısız nimetlerini görmez, Ama Allah’ın insanı terbiye etmek için ona verdiği sayılı imtihanları da hiç unutmaz. Yani kim olursa olsun insanlarla beraber oturduğumuz zaman herkesin bir derdi vardır ve herkes sürekli bu dertlerden şikâyet ediyor. Kimi evladından şikâyet ediyor, kimi hanımından şikâyet ediyor, kimi sağlığından şikâyet ediyor, kimi işinden şikâyet ediyor ama herkes bir şekilde Allah’a şikâyet ediyor. Oysa aynı insanlara deseniz ki gel biraz otur bakalım. İki kâğıt koyalım, birine Allah’ın sana verdiği nimetleri yaz, bir tanesine de Allah’ın sana verdiği musibetleri belaları yaz. Vallahi bir tanesini ne defterler, ne kitaplar, ne ansiklopediler vs. yaz yaz bitmez. Allah’ın hangi nimetini sayacaksın, mümkün değil. Ama adama deseniz ki Allah’ın sana verdiği ve senin hoşnut olmadığın belaları yaz. Ya 3 satır yazacaktır ya da 4 satır yazacaktır, fazlası yoktur. Ne kadar büyük bir nankörlüktür ki insan Allah’ın verdiği sayısız nimetleri görmesin, Amma Allah onun hayrı, iyiliği için, azmasın diye, günahlarını döksün diye, şımarmasın dengede kalsın diye başındaki birkaç musibeti anlata anlata bitiremez. Döner dolanır tekrar onu anlatır. Ondan ötürü Allah Kur’an-ı Kerimde kullarından bazılarına öfkeleniyor, diyor ki;

……..Kutilel’İnsanu ma ekfereh. (Abese/17)

……..Kahrolası insan ne kadar da nankördür.

……..Yani bu kadar da nankörlük olur mu diyor Allah. Müslüman böyle olmamalıdır. Çünkü Kur’an-ı Kerimde biz biliyoruz Allah kullarını anlatırken diyor ki;

……..… kaliylun min ıbadİYeş Şekûr. (Sebe/13)

……..Benim kullarımdan çok azı şükreder. Yani şükür insanın özel bir çaba göstermesi gereken bir ahlaktır. Önce nimetlerin farkında olmak lazım, sonra o nimetlerin Allah’tan olduğunu sürekli hatırında tutması lazım, sonra onların canlı kalması için sürekli hem kendine hem başkalarına bu nimetleri anlatman lazım ki Allah’ın şükreden kullarından olunabilsin.

……..Ama nankörlük böyle değildir, kendini serbest bırak nankörlük edersin. Zaten insan kendi insanlığını unuttuğu için sürekli nankörlük yapar. Bu Müslümana yakışmaz.

……..Bizim ne yapmamız lazım? Allah’ın bizim üzerimizdeki hibelerini, hediyelerini görelim. Allah’ın musibetlerine gelince, verdiği nimetlerin karşısında onların hiçbir değeri yoktur ve o musibetler de bizim iyiliğimiz için verilmiş musibetlerdir. Sürekli bozuk plak gibi musibetleri tekrar etmek yerine Allah’ın bize vermiş olduğu nimetlerini görelim, idrak edip başkalarına da anlatalım.

……..Ben şunu söyleyebilirim size mesela bazı Müslüman kardeşlerimiz var, şükür ehlidir. Yani ne kadar derdi, sıkıntısı olursa olsun onu hep şükrederken görürsün. Zannedersin ki onun hayatında hiçbir sıkıntı, musibet yoktur. Ben bakıyorum aynı adamın yetiştirdiği çocuk ta onun gibi. Yani o yapıya sahip olan adamın çocuğu da aynı. Sürekli güler yüzlü, Allah’a hamd ediyor, şükrediyor..! hep güzelliklerin farkında.

……..Bir de böyle kabus gibi insanlar vardır. Gözünde sanki simsiyah bir gözlük var, nerede bir kötülük varsa adamın gözü o kötülüğe takılır, kendi hayatında ve başkalarının hayatında da o kötülüğü görür. Böylesi insanların bakıyorsunuz çocukları da aynı. Yani çocuğun hayatında yüzlerce güzellik var, bir sıkıntısı var. Çocuk dönüp dolaşır aynı sıkıntıyı bozuk plak gibi şikâyet eder.

……..Bu kötü bir ahlaktır. Şükreden kullardan olmak Allah’ın Kur’an ı Kerimde övdüğü ayrıcalıklı bir ahlaktır. Mü’min Allah’ın hibelerinin farkında olan ve sürekli bir şekilde hem diliyle, hem kalbiyle Allah’ın bu hibelerine şükreden insandır. İmanında problem olan insan, ya da kafir, müşrik, münafık olan insanlar ise Allah’ın nimetlerini görmeyen sürekli bir şekilde Allah’tan şikâyetçi olan ki o da ayrı bir akılsızlıktır. Yani sen Allah’ın sana verdiği sıkıntıları insanlara anlatarak kimi kime şikâyet ediyorsun. Diyelim ki Allah’ın verdiği musibeti bir insana şikâyet ettiniz. O insan Allah’a haşla “Yeter kes bu musibeti” diyecek bir güce sahip olabilir mi? Kafanı duvarlara da vursan, ah, vah da etsen, ağlasan vaveyla da koparsan Allah’ın iradesi kesindir, hiç kimse Allah’ın iradesinin karşısında duramaz.

……..Demek ki musibetlerden devamlı şikayetlenmenin sana dünyada da bir faydası yokur, hem de ahirette bir faydası yoktur. Şikâyet ehli olmak yerine şükür ehli olmaya çalışalım.

……..Allah bizleri el Vehhab ismi ile dünyada ve ahirette şerefli kılacak güzellik varsa onları hibe etsin. Rabbim bizlere eşler ihsan eylediği gibi, çocuklar hibe etmiş olduğu gibi bunları ıslah etmeyi de bize hibe etsin. Rabbim çocuk vermedi Müslüman kardeşlerimize en kısa zamanda hediyelerin en güzeli olan çocuklar hibe edip rızıklandırsın. Bizleri Allah’a şükreden o azınlık ve seçkin olan kullarından eylesin. Allah’ı kullarına şikâyet eden bedbaht kullarından bizi muhafaza eylesin.

……..Allahümme amin. “Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn” (E. Hanzala esma ders. drlm.)

……..**********************************************************************

……..EL VEHHÂB

……..“O¸ dilediği kimselere nimetlerini bolca hibe edebilir. Bu konuda yaptıklarından O’nu sorumlu tutacak hiçbir makam yoktur. Nimetin sahibi de O’dur, dağıtıcısı da O’dur.”

……..Arapça ‘da el-Vehhâb; ivazsız bağış, bahşiş, karşılıksız hediye anlamına gelen hibe isminden türemiştir. Hibe bedelsiz ve karşılıksız olarak verilen temlikten ibarettir. Bu işi yapan zata Cevvâd-Vehhâb denilir. İşte bu anlamda Allah’ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Vehhâb sebepsiz olarak kullarına bol bol in’amda ve karşılıksız hibede bulunan anlamına gelir. Bundan dolayı el-Vehhâb ismine; “hiçbir maksat olmadan hayatı sonlandıran ve hiçbir bedel olmaksızın veren” denilmiştir. Çünkü hayatı ve mülkü bize hibe eden O’dur.

……..Bu anlamdaki gerçek hibe¸ ancak cömertliği nihayetsiz olan Allah’tan elde edilir. Hibenin temel iki rüknünden birisi temlik¸ diğeri ise bedel/karşılık ödememektir. Dolayısıyla mânevî boyut açısından temliğe kullar güç yetiremez. Kulların bütün fiillerini yaratan Allah’tır. Bu fiillerin içerisine kalp ve bedenle yapılan fiiller de girer. İnsanın iki tip fiili vardır. Bunlardan birisi insanın irade ve ihtiyarına bağlı olarak gerçekleşen fiiller, diğeri ise irade ve ihtiyarının dışında meydana gelen zorunlu fiillerdir. Biz, irade ve ihtiyarımıza bağlı olan fiillerden sorumlu tutulacağız. İnsanın bütün fillerini yaratan Yüce Allah, bu fiilleri meydana getiren, yapıp eden de insandır. Şu âyetlerde açıkça bu durum ortaya konmuştur:

……..Allah¸ her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil de O’dur.” (Zümer/62)

…….. Hiç yaratan (Allah)¸ yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?” (Nahl/17)

…….. Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Saffat/96)

……..İnsanlar özgür iradeye dayalı olarak yaptıkları eylemlerin çoğu defa içyüzünü bilemezler. Herhangi bir eyleminde tam bir bilgiye sahip olmayan kimse onu var kıldığını nasıl iddia edebilir? İslâm düşünce tarihinde bir takım dinî anlayışların ifade ettiği gibi insan kendi eylemlerinin mutlak anlamda yaratıcısı değildir. İnsanın bütün eylemlerini yaratan Allah’tır.  İşte en güzel isimleri arasında yer alan el-Vehhab Allah’ın kullarına yönelik sayısız lütuflarla işlevsel mânâda yaratıcılığını gösterdiği niteliklerden birisidir.

……..İnsanın başkalarına bağışta bulunmasıyla Allah’ın bütün bir varlığa bağışta bulunması asla mukayese kabul etmez. Çünkü insanların bağışlarına desinler ya da bir karşılık beklemek gibi niyetler ve süflî arzular karışabilir. Gerçek hasbîlik ise ancak yüce ruhlara özgüdür. Bu sebeple ivazsız ve garazsız hakîkî bağışta bulunan sadece ve sadece Allah’tır. Kur’an-ı Kerim’de hibe iki âyette sebeplilik yönüyle insana diğer âyetlerde de fâil olarak Allah’a nispet edilmiştir. Şu âyette hibe sebeplilik yönünden meleğe izafe edilmiştir:

…….. “Melek: Ben yalnızca sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim dedi.” (Meryem/19)

……..Şu âyette ise hibe sebebiyet yoluyla insana izafe dilmiştir:

……..Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde¸ kendisini peygambere hibe eden mü’min kadını diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzab/50)

……..Aşağıdaki âyetler grubunda el-Vehhâb doğrudan doğruya Yüce Allah’ı tavsif için gelmiştir:

……..Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen daima bağışta bulunansın dedi.”  (Sad/35)

…….. Orada Zekeriyyâ Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin dedi. (A. İmran/38)

…….. “(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” (A. İmran/8)

……..Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.” (Şuârâ/21)

……..Görüldüğü gibi bu âyetler grubundan birisinde Hz. Süleyman (a.s)’ın hükümranlık; diğer bir âyette Hz. Zekeriya (a.s)’ın hayırlı nesil; bir başkasında rahmet ve peygamberliğin hibe edilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bizler de Allah elçilerinin ve salih kulların yaptığı gibi Yüce Allah’ın el-Vehhâb ismini vesile ittihaz ederek meşru isteklerimizi O’na arz edebiliriz.

……..Yüce Allah’ın el-Vehhab ismi O’nun zatıyla kâim olan ilâhî bir sıfatıdır. Eğer O ezelî ilminde bağışta bulunmaya hükmetmemiş olsaydı¸ bu bağışın meydana gelmesi mümkün olmazdı.  Burada O’nun el-Âlim ve el-Vehhâb isimleri arasında yakın bir ilişki vardır. Allah’ın her şeyi önceden bildiği ilkesinden hareket edilirse O’nun kime neyi nasıl ve hangi miktarda hibe edeceğini de yine kendisinin uhdesinde tuttuğunu söyleyebiliriz. O, dilediği kimselere nimetlerini bolca hibe edebilir. Bu konuda yaptıklarından O’nu sorumlu tutacak hiçbir makam yoktur. Nimetin sahibi de O’dur dağıtıcısı da O’dur. Çünkü varlık alanında¸ sonradan yaratılan bir şeyin Allah’ın iradesine hükmüne ve ilmine aykırı olması imkânsızdır.

……..Yüce Allah’ın sonsuz nimetine mazhar olan insan¸ O’nun yarattığı âciz ve nâkıs bir kuldur. Dolayısıyla eğer O vermezse insan hiçbir şeye mâlik olamaz. Nitekim bu durum Kur’an’da “köle-eli açık efendi” misaliyle şöyle anlatılmıştır:

……..Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile kendisine verdiğimiz güzel rızktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur fakat onların çoğu bilmezler.”  (Nahl/75)

……..İslâm’a göre mülk Allah’ın olduğuna göre mükemmel ölçüde temlîk görevi de O’na aittir. Aslında her insan Allah’ın sayısız nimetlerine mazhar olmuştur. Dünyaya gelişimiz başlı başına bir hibe örneğidir. Biz seçilerek gelmişizdir. Bu âlemde her bir varlığın kendisine yüklenen bir sorumluluğu vardır. Âzâlarımızın sağlam oluşu, sâlih bir çevrede yetişmemiz, sâlih eş ve evlatlarımızın oluşu, yaşamak için su, hava, toprak, ateş gibi nimetlerin sunulmuş olması vb. gibi sayısız nimetler bizim açımızdan büyük bir değer ifadesidir.

……..Yaşadığımız imtihan dünyasında her insan varlığın tekâmüle eriştirilmesinde bir parça görev yapmaktadır. Parçalar ise bütünü oluşturur. Allah’ın sonsuz nimetlerine mazhar olan insanın da sahip olduğu nimetleri meşrû bir çerçevede ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak gibi ahlâkî bir sorumluluğu vardır. Bunun başında da önceliği kendisine sayısız nimet veren Yüce Varlığı takdir etmek gelir. Bu takdir duygusu¸ hem dil ve hem de fiilî planda gerçekleştirilmelidir. (Bakara/152) Çünkü bize olan hibenin sürekliliği şükür denilen takdir duygusuyla artma kaydeder. Eğer biz Allah’ın hibesi olan malımızın bir kısmını yoksullarla paylaşırsak, malımız artacak; eğer biz, hibe olarak bize verilen ilmimizi toplumla paylaşırsak, ilmimiz artacak; eğer biz, hibe olarak bize verilen zamanımızı faydalı işlerle değerlendirirsek, zamanımıza bereket gelecektir.

……..Sonuç olarak söylemek gerekirse insan da hibe olarak sahip olduğu nimetleri nimet sahibinin beyan ettiği kimselerle paylaşmalıdır. Her ne kadar mutlak anlamda herhangi bir hastaya şifa, bir kısıra çocuk, bir sapığa hidâyet, bir mübtelâya âfiyet veremesek de -ki bütün bunları Yüce Allah vermeye kâdir ve mâliktir- sebeplilik yoluyla katkıda bulunma gibi bir imkânımız her zaman olabilir. İşte ancak o zaman Yüce Allah’ın el-Vehhab ismiyle ahlâklanmış oluruz.  (Yazar: Ramazan ALTINTAŞ)

……..Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

…..Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Haziran 2017 in AÇIKLAMALAR, ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,