RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ (5-1)

300

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr.

Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80) Amin, amin, amin..!

Değerli dostlar bugün Esma ül Hüsna dersimizin birinde daha beraberiz. Esma ül Hüsna mukaddimelerini henüz bitirmiş değiliz, daha esmaya geçebilmiş değiliz. İnşaAllah önümüzde ki her halde iki ders daha mukaddime sürer. Ondan sonra Allah ismi celili ile esmaya başlarız. Bu kadar uzun mukaddime olur mu demezsiniz umarım. Mukaddimeler sağlam olursa muahhiralar sağlam olur. Başlangıcı güzel olursa sonu güzel olur. Bidayeti misk olursa hitamuhu misk olur. Eğer illetini anlamazsak hikmetini de anlamayız. Bir şeyin sebebini anlamazsak ondan doğru sonuçlar çıkaramayız.

Allah’ı anlamak, Allah’ı tanımaktan söz ediyoruz. Esmadan söz ettiğimiz her seferinde Allah’ı anlamaktan söz ediyoruz. Allah’ı anlamadan nasıl kulluk edeceksiniz, nasıl şükredeceksiniz, nasıl hamd edeceksiniz. Allah’ı anlamadan eşyayı ve varlığı nasıl anlayacaksınız, kendinizi nasıl anlayacaksınız. Allah’ı anlamadan Allah’ın işlerini nasıl anlayacaksınız. Dolayısıyla esma Allah’ı anlamanın aracı. Biz üç meşru vesileye yapışabiliriz.

Bu vesilelerden bir tanesi esmadır. Esma tabir caizse aklımızın arzını Allah’ın arşına çıkarmak için arştan arza uzatılmış bir gök merdivenidir. Biz bu merdivene tırmanarak aklımızı arşla iliştirebiliriz. İkincisi salih amel Allah’a ulaşmaya bir sebep, bir vesile arayacaksak 1. si esma, 2. si salih amel, 3.sü de yaşayan salih insanlar. Çünkü efendimiz ve sahabe öyle yapmışlar. Yaşayan diyorum dikkat buyurun. Onun için Hz. Ömer yağmur duasına çıktığında şöyle dua ediyordu;

Ya rabbi Allah’ın resulü aramızdayken onu vesile ediniyorduk yağmur istemek için. Fakat şimdi o aramızda yok, şimdi de onun amcasını vesile ediniyoruz çünkü o aramızda. Dolayısıyla yaşayan salih insanlar.

3 meşru vesile olabilir. Bunların bir numaralısı esma ül hünsadır. İşte biz onun için esmanın; hayatın sırrı olduğuna inanıyoruz. Eğer esmaya vukufiyat kesp edersek hayatın sırrına vakıf oluruz diyoruz. Çünkü hayat dediğimiz şey Allah’ın esma prizmasından yansıyan ışıklardan başka bir şey değil. Hayat dediğimiz şey, bütün bu varlık, bütün bu mahlukat Allah’ın esmasının farklı tecellileri. Bu tecellileri sonuç kabul edip bunun sebebini ararsak esmaya ulaşırız. Dolayısıyla sebep sonuç ilişkisi içerisinde düşündüğümüzde esma ile mahlukat arasında kopmaz bir illiyet bağı olduğunu yani mülazemet olduğunu, lazım ve mevzum olduğunu, birinin varlığı öbürünü gerektirir şekilde bir mülazemet ilişkisi olduğunu anlarız.

Bu derste mukaddimemizin konusu neden Kur’an a göre esma ül Hüsna. Çünkü bizim esma ül hünsamız Kur’an a göre esna ül Hüsna. Mevcut esmayı işlemeyeceğiz biz, mevcut listeleri işlemeyeceğiz. İnşaAllah önümüzde ki ders listeleri havi hadislerin tahlilini yapacağım burada. İki hadis var o konuda bir İbn. Mace, bir de Tirmizi hadisi. Bu hadisleri burada ince ince tahlil edeceğim. Bugün evlerinizde astığınız Esma ül Hüsna listeleri ne kadar sahih, ne kadar gerçek, ne kadar güvenilir. Bugün ezberlettikleri esma ül hünsanın Kur’an la ne kadar ilgisi var. Alimler ne demişler, otoriteler ne demişler.

Bunlar mühim, önümüzde ki ders inşaAllah tam da oraya geleceğiz. Bugün Kur’an a göre esma ül Hüsna dedik. Çünkü Allah’ı en iyi tanıyacağımız kaynak Allah’ın kendisi, Allah’ın kelamı. İnsanlar çocuklarına isim verirken eşlerine danışmadan veremiyorlar öyle değil mi. Yani çocuğunuza isim koyacaksınız, öyle aklıma geldi koydum da diyemiyorsunuz. İsim koymak bazen krizlere yol açıyor.

Allah’a isim koymak ha? Adam titrer. Onun için Kur’an özellikle bu konuda …fed’uHU Biha* ve zerulleziyne yulhıdune fiy EsmâiH. (A’raf/180) O’nun esması hakkında yoldan sapanlardan uzak dur. Ne demek bu? geleceğiz oraya. Bu ayet ne diyor? O’nun esması hakkında yoldan sapmak ne demek. İlhada düşmek, hatta ilhadı küfrün bir boyutu olarak açıklayabiliriz. Nasıl oluyor O’nun esması hakkında yoldan sapmak, ilhada düşmek. Onun için esma çok önemli bir mevzu.

Şu soru önemli Mukayyet insan, mutlak Allah hakkında nasıl konuşur. İnsan mukayyet, insan kayıtlı, insan sınırlı, mahdut. Allah ise sınırsız, mutlak. Konuşan insan mukayyet, konuşulan Allah sınırsız. Peki nasıl konuşur? Sınırlı bir varlık sınırsız bir varlık hakkında nasıl konuşur, nereden konuşur, neye dayanarak konuşur ve buna nasıl cüret eder. Gerçekten bu cürettir. Onun için insan Allah der de titremez mi. eğer insan Allah diyor da titremiyorsa ağzından çıkanı kulağı duymuyordur, ne dediğinin farkında değildir.

Tabii ki farkında olduğu kadar titrer, eğer tam farkında olsaydı yer yüzünü de titretirdi. Onun için ..izâ zükirAllâhu vecilet kulub.. (Enfal/2) Allah’ın adı anıldığında kalpleri titrer. Ne gibi? İçlerinde deprem olur, ihtizaza gelir, yüreği oynamaya başlar dayanamaz. ve izâ tüliyet aleyhim ayatuHU zadethüm iymanen. (Enfal/2) Allah’ın ayetleri yanlarında okunduğu zaman ise imanları artar. Ama Allah’ın ayetleri okunmadan önce, iman artmadan önce kalpleri titrer.

Demek ki kalbin titremesi imanın artmasından önce geliyor. O olmadan o olmuyor. Çünkü “vav” var. Birincisi birinci, ikincisi ikinci. Dolayısıyla Allah denince içi ürpermeyenin ayet okununca imanının artması beklenmez, beklenmemeli. O zaman önce ürpermeli, önce titremeli.

Niye titreyecek, Allah demekte ne var ki demiyorsunuz değil mi. İşte onu öğrenmeye çalışıyoruz. Bütün esma dersimizin maksadı bu olacak. Niye titreyecek, insan niye titremeli Allah dediğinde niye titremeli işte onu öğreneceğiz. Yoksa peygamberleri anlayamayız, şehitleri anlayamayız, salihleri anlayamayız, alimleri anlayamayız. İbrahim’i anlayamayız, ateşe nasıl atlar bir insan, hasbiyallah nasıl der, Allah bana yeter nasıl der. Karada gemiyi nasıl yapar bir insan, nasıl elaleme maskara olma pahasına karada gemi yapmaya başlar. Titremeden becerebilir mi bunu. Yüreği titremeyenin eli böyle bir şeye gider mi, nasıl yapar bunu. Nasıl olur Firavunun sarayında Musa olmak, nasıl becerir nasıl Musa kalabilir. Önce prensken çobanlığa nasıl talim eder. Nasıl olur kuyuya düşüp de aklını kuyuya düşürmemek, kuyuya atanların aklını kuyuya düşürmek kendi aklını kuyuya düşürmemek Yusuf gibi. Nasıl olur gömleğinin arkasından yırtılması, nasıl olur Züleyha sarayda mahpus, Yusuf zindanda hür, nasıl olur.

Allah demeden biz bunu nasıl anlarız. Nasıl anlarız koç gibi kesilen Yahya’yı, Zekeriyya yı nasıl anlarız. Ve Allah resulünü nasıl anlarız. Mücadeleye bakın, Allah resulünün içinde ki fırtınaya bakın. İnsan her şeye rağmen insan. Anlık gidiş gelişler Celal ile Cemal arasında anlık gidiş gelişler, belki nefisle ruh arasında. Bir duanın içinde saniyeler içinde oluyor bütün bunlar. Önce ilahi diyor inni eşkü da’fe kuvveti. Gücümün tükendiğini sana şikayet ediyorum ve kıllete hîletî kuvvetimin azaldığını sana şikayet ediyorum ve hevâni alennâs insanlardan bıkıp usandığımı sana şikayet ediyorum. Ya rabbi, ey rabbim. Ya rabbel alemin, ey alemlerin rabbi ya rabbel mustadafin, ey ezilenlerin rabbi, ve limen tekilü beni kimlerin eline bıraktın. Davamı ipotek edecek bir düşmanın eline mi bıraktın, beni rezil edecek hasımlarımın eline mi bıraktın. Sol taraftan geliyor bunlar, anlık, anında içinin sol tarafından..

Nasıl bir mücadeledir Allah’ım onu da dile getiriyor. Hemen karşı tarafa geçiyor, sağ tarafa geçiyor. Ve illem gadbane aleyye, felâ ubâliy Eğer bana kızmadın gücenmedinse çektiklerimin hiç birine aldırmıyorum ya rabbi, yeter ki sen bana kırılma, yeter ki sen bana gücenme.

Biraz önce beni kimlerin eline bıraktın diye naydı Muhammed AS. biraz, bir saniye sonra; Eğer bana darılmadınsa çektiklerime aldırmıyorum, bu çektiklerimin hiç birine aldırmıyorum diyen de aynı şahsı.

Alın size mücadele, bir anda nasıl bir gidiş geliş içinde. Biraz sonra yine biraz önce olanı söylüyor aslında felâ tekilniy ilâ nefsiy tarfete aynin beni nefsimle bir lavza baş başa bırakma ya rabbi.

Demek ki biraz önce neyin olup bittiğini değerlendirivermiş hemen. Yani beni kimin eline bıraktın diyen nefsiydi. Beni; davamı ipotek edecek bir düşmana mı teslim ettin diyen nefsi, Bir anlık baş başa kalma bunları dedirtiyor. Ondan sonra o anda, o saniyeler içinde kendi kendini, kendi iç dünyasını değerlendiriveriyor, hemen karşıya geçiyor ve ona cevap veriyor, kendine cevap veriyor. Ama bu sefer Allah’ın yanından cevap veriyor tabir caizse. İmanının yanından cevap veriyor. Cevabı kendisi, kendisine veriyor. Senin nûruna sığınırız, sonsuz nûruna, kâinatı aydınlatan nûruna. Dua böyle devam ediyor. Evet, görüyorsunuz nasıl izah edersiniz Allah deyip de titremeyen bir yürek yoksa bunu nasıl izah ederiz.

Galiba efendimizin “kalbime bir anlık gaflet gelirde bazen ben rabbime 70 kez ya da 100 kez istiğfar ederim.“ Yani akşama kadar istiğfar ederim demesi onun gibi bir şey. Bu duanın başında ki o serzeniş. Demek ki bize insanlık öğretiliyor aslında, bir duanın içinde gidişler gelişler öğretiliyor.

Dolayısıyla aziz dostlar Allah deyip de ürperen bir gönül ancak bu performansı ortaya koyabilir. Bu sonuçların sebeplerini ancak o zaman anlayabiliriz hangi kaynaktan neş’et ediyor, yani dünyanın en nazlım, en sakin, en barışçıl kimsenin hiçbir şeyine, yani öyle derler değil mi; “tavuğuna kış dememiş” derler. Ömrü boyunca böyle bir şey olmamış. Ama böyle bir insanı dünyanın en devrimci insanı yapan ve amcasına “Vallahi ey amca, vallahi ey amca eğer güneşi sağ elime koysalar, ayı da sol elime koysalar davamdan asla vazgeçmem. Ta ki Allah’tan bir emir gelinceye kadar. Demesini nasıl anlayacağız eğer Allah’ı devre dışı bırakırsak, bunu ne dedirtir insana.

Dolayısıyla esmayı anlamak bize bütün bunları anlamayı kolaylaştıracak. Aslında esmayı anladığımızda yalnızca Allah’ı anlamış olmayacağız, peygamberi de anlamış olacağız, peygamberleri de anlamış olacağız, nübüvveti de anlamış olacağız. Bu mücadelenin neden insanlık tarihi boyunca sürebildiğini, sürdüğünün hikmetini, sırrını anlamış olacağız. Neden firavunlar onca gücüne rağmen, Nemrutlar onca gücüne rağmen neden Musa’lara ve İbrahim’lere galip gelememişler bunun sırrını da anlayacağız ve da birçok neden, niçin sualinin cevabını da esma vesilesiyle anlayacağız.

Evet, mukayyet insan mutlak Allah hakkında nasıl konuşur; Aziz dostlar işte iman budur, konuşamaz. Ne yapar? İman eder, inanır. İnandığında artık aklın kapasitesini aşan o hakikat imanına konu olduğu için akıl haddini bilir ve sınırlılığını itiraf eder. Zaten haddini bilmesi Allah’ın sonsuzluğunu bilmesi manasına gelir. Çünkü Allah’ın sonsuzluğunu hakkıyla bilmek için sonsuz olmak lazım. O zaman insana bir şey düşüyor, kendi sonluluğunu bilmek, kendi sınırlılığını bilmek, kendi küçüklüğünü bildiği oranda Allah’ın büyüklüğünü bilir.

Kur’an Allah hakkında kafadan konuşmayı yasaklar. İsterseniz okuyalım;

BismillahirRahmanirRahıym Kul innema harrame Rabbiyel fevahış… (A’raf/33) de ki rabbin fahişeliklerin her türünü haram kıldı. Fevahış aslında insan onuruna aykırı olan, insan şeref ve izzetine aykırı olan her şeyi kapsar. Fuhuş deyince bizim aklımıza sadece cinsel durumlar geliyor. Kur’an bunu deyince sadece cinsel hadsizliği ifade etmez, her türlü haddi aşmayı ifade eder. Çünkü fahşa; Allah’ın koyduğu sınırı, haddi aşmaktır. Onun için faiz yiyen erkeğe de fahiş, kadına da fahişe denilirse hiçbir şey lazım gelmez Kur’an a, Kur’an ın isimlendirmesine uygun olur. Çünkü Allah’ın koyduğu sınırı aşmak.

Dolayısıyla Kul innema harrame Rabbiyel fevahış… ayeti kerime uzun olduğu için atlıyorum; … ve en tekulu alAllâhi ma lâ ta’lemun. (A’raf/33) en sonunda bunu söylüyor ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri konuşmanızı da haram kıldı Allah. Allah hakkında bilmeden konuşmak, demek ki bilerek konuşmak lazım. ve en tekulu alAllâhi ma lâ ta’lemun. (A’raf/33) Allah hakkında bilmeden konuşmanızı da Allah haram kılmıştır.

Allah’ı polemik konusu yapmak Kur’an da yasaklanır. Okuyalım ayeti, Ve minenNasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ‘ılmin ve yettebiu külle şeytanin meriyd. (Hac/3) insanlardan öyleleri vardır ki men yücadilü fiyllah, Allah hakkında tartışırlar. Bi ğayri ‘ılm bilgiye sahip olmadıkları halde, bilgisiz olarak Allah hakkında tartışırlar. Ve yettebiğ külle şeydanın merid ve her yoldan çıkmış şeytana uyarlar. Allah hakkında bilmeden tartışmak, aslında bu tartışma sadece dışarı vurulmuş tartışmaları ifade etmez, dışarı vurulmamış tartışmaları da ifade eder.

Burada insana haddini bilmesi telkin ediliyor, haddini bilmeye çağrılıyor. Yani Allah hakkında konuşurken çok dikkat et çünkü insan hakkında sui zan haram, ya Allah hakkında? Düşünsenize. İnsan Allah’a suizan eder mi? Etmez mi, kâinatta en çok suizanna uğrayan zat kimdir diye sorsanız Allah’tır derim. Öyle değil mi? Allah’tan daha çok suizanna uğrayan kim. Bakınız, başımıza gelen bir çok şeyde kendimizi suçlayacağımıza dolaylı ya da dolaysız rabbimizi suçlarız.

Aslında bu Allah hakkında suizan değil de nedir. Allah hakkında suizan ederiz, bir kötürüm görürüz, bir zeka özürlü çocuk görürüz, bir felçli görürüz; Ya rabbi bunun suçu neydi deriz. Allah hakkında suizan ederiz. Kökten bir suizan, bu ne biçim soru? Yani bunun suçu neydi demek bunun hak ettiğini buna niye vermedin demek. Yani o bir aklı hak etmişti, o gözü hak etmişti, o eli ayağı, dili dudağı hak etmişti sen vermedin ya rabbi demek.

Ne zaman hak etmişti, siz ne zaman hak ettiniz. Siz anadan doğma görür olarak doğdunuz, akıllı olarak doğdunuz. Peki verdiniz mi bedelini? Ödediniz mi, ne zaman ödediniz, kime ödediniz, makbuzunuz var mı, ödendi belgeniz var mı. Nasıl ibraz edeceksiniz bu nasıl bir akıl. Onu görünce sana düşen tek şey şükrünü artırmaktır. Unutma ki Allah kredi açmıştır, sahip olduğumuz her şey hediyedir, karşılıksız bir bağış. Hak ettiğiniz bir şeyi vermeyen haksızlık etmiştir size. Ama size hediye vermeyen haksızlık etmemiştir size. Veya hediyeyi sınırlı vererek. Ona söyleyemezsiniz; falana niye fazla hediye verdin de bana vermedin?

Sanane ya..! sana da verdi, sana seni verdi. Say bakayım verdiği hediyeleri ömrün yetmez. Varı saymaya ömrün yetmez. Niye hemen yoka geldi sıra. Dolayısıyla o çocuğu gördüğünde Allah’a suizan etme, ya rabbi bunun ne suçu vardı deme, benim fazlam neydi belki de. Vya ben bunun hesabını nasıl vereceğim de. Ben bunun şükrünü nasıl ödeyeceğim de öyle de.

Onun için Allah’a suizan etme konusunda insanoğlu çok ustadır, bin bir türlü bahanesi vardır bu konuda. Alır Allah, bakarsınız aldığında suizan ediverir. Aldın ya rabbi. Hani fecr suresinde var ya? Allah ne zaman verdiği nimeti sınırlarsa o zaman da derki, rabbim beni terk etti ehanen, hatta Elmalı bunu ihanet etti diye çeviriyor. Dil olarak o manaya gelmez ama o neşveyi veriyor belki kelime tınısı olarak. Rabbim bana ihanet etti ha? Kim kime ihanet etti. vermeyince ihanet mi etti, olur mu öyle şey, o dili kime borçlusun bunu söyleyen dilin. Eğer rabbin sana ihanet ettiyse sana kim sadakat gösterir, sen rabbine ihanet etmiş olmayasın, tersi olmasın.

Görüyorsunuz değil mi insanoğlu böylesine cüretkar. Onun için Allah hakkında suizan eder Allah hakkında yakışıksız düşünür, konuşur, bu da Allah ı bilmediğinden olur. Hac/3. ayeti biraz önce okuduğum men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ‘ılmin Allah hakkında bir ilme dayanmadan tartışmak yasaklanıyor.

İnsan Allah hakkında bilerek ne kadar konuşabilir? Biraz önce demiştim ki Allah hakkında insan sınırlıdır, iman ile ancak Allah hakkında konuşmanın başlangıcını yapabilir. İman ancak Allah hakkında konuşmaya insanı cüret ettiren bir numaralı giriş kapısıdır. Ama ondan sonra Allah hakkında konuşacaksa Allah’tan öğrenecek, yani vahiyden öğrenecek. Allah’ı en iyi öğreneceğimiz kaynak Allah’tır.

Allah hakkında konuşmanın 3 şartı var; Çok ilginç, bu ayet Hac/8. ayeti; Ve minenNasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ‘ılmin yukarıdaki 3. ayetle aynı hemen hemen, ama buradan sonrası değişiyor; ve lâ hüden ve lâ Kitâbin müniyr. (Hac/8)

1 – İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah hakkında tartışırlar, mücadele ederler, cidal ederler. Bi ğayri ‘ılmin bilgiye sahip olmaksızın.

2 – ve lâ hüden bir yol gösterici olmaksızın, bir hidayet olmaksızın.

3 – ve lâ Kitâbin müniyr aydınlatıcı bir kitap, bir belge olmaksızın tartışırlar.

Bu 3 şeyden ne kastediliyor? Bi ğayri ‘ilmin; ilim, bilgi. Bilgi olmaksızın Allah hakkında tartışmak bunu anlıyoruz. Hüden; hidayet olmaksızın. Bu hidayetle neyi kastetmiş olabilir? Mesela bununla şöyle bir sonuca varabilir miyiz. Bu ayeti kerime de 3 şey sayılıyor İlim, hidayet, kitap. İlim; bilgi. Kitap; vahiy. Hidayet ne? Buna da peygamber diyebilir miyiz. O zaman Allah hakkında konuşma konusunda peygamberin söyledikleri de bir kaynaktır. O halde Allah hakkında peygamber isim koyabilir diyebilir miyiz. Böyle bir sonuca varabilir miyiz.

İlginç bir yaklaşım bu ama bir yaklaşım. Bir kere burada ki ve lâ hüden yani hidayet olmaksızın, hidayetin kaynaklarından biri peygamberlerdir. Fakat hidayetin tek kaynağı değildir, doğrudan hidayet hüden lil muttakıyn ayetinde de olduğu gibi rabbimizdir Hadî olan. El Hadî olan O’dur dolayısıyla hidayet Allah’ın yol göstermesidir. Onun için Allah Seliym akılla hidayet eder, ayât-ı kâinatla hidayet eder, ayât-ı hadisatla hidayet eder, ayât-ı insan ile hidayet eder, ayât-ı mektub ile hidayet eder, peygamberleriyle hidayet eder. Dolayısıyla bu ve lâ hüden i tek bir maddeye indirgemek doğru olmaz. Öyle olsaydı zaten doğrudan peygamberlik anılırdı, risalet anılırdı. Ve lâ nebiyyin, ve lâ resulin gibi bir ibareyle gelirdi.

Öbür taraftan bu üçü ayrı ayrı şeyler mi diye sorduğumuzda mümkindir ki ayrı ayrı şeyler olmayabilir. Birbirini açıklayan bu atıf harfleri de atfı beyan olur o zaman. Yani ilimsiz olarak Allah hakkında tartışan kimseyi yeriyor. Yani ve lâ hüden; Kılavuzlanmamış, Allah tarafından rehberlik yapılmamış, “vav” ları atfı beyan olarak alırsak. Yani ve lâ Kitâbin müniyr aydınlatıcı bir kitap, bir vahiy olmaksızın.

O zaman hidayette vahyi görür ilim de vahyi görür yani onun açılımı olur. 3. madde hepsini toparlayan bir madde olur. Dolayısıyla Hac/8 i ayetten yola çıkarak Allah hakkında, Allah dışında bir kaynağın esma dizmesinin meşruiyeti çıkarılamaz. Neden? İşte şu ayetlerden dolayı;

Allah hakkında bilmeden konuşma zandır. En kötü zan Allah hakkında olan zandır. Onlara fenalığın girdabını boylasınlar bedduası yapan ayeti okuyorum şimdi;

Ve yu’azzibel münafikıyne velmünafikati velmüşrikiyne velmüşrikâtiz zanniyne Billâhi zannessev’* aleyhim dairetüssev’. (Fetih/6)Allah azab etsin kime? Münafık erkekler ve münafık kadınlara. İki yüzlü erkekler ve iki yüzlü kadınlara. velmüşrikiyne velmüşrikât müşrik erkekler ve müşrik kadınlara.

Ne yapıyor bunlar? iz zanniyne Billâhi zannessev’ Allah hakkında kötü zanda bulunuyorlar, suizanda bulunuyorlar. Allah lanet etsin diyor. Ve arkasından ilenç geliyor aleyhim dairetüssev’ lanetin girdabını boylasınlar, fenalığın girdabını boylasınlar diyor.

Biraz önceki suale yeniden dönüp neden Allah hakkında bir başkası esma dizemez. Kur’an bu konuyu kapatmış. Bakara/198. ayet vezkürûHU kemâ hedâküm. (Bakara/198) Allah’ı size yol gösterdiği gibi, size öğrettiği gibi zikredin.

Anlaşılmayan bir şey var mı? Çok net ve sade değil mi. Allah’ı sizi hidayet ettiği gibi, size yol gösterdiği gibi. Yukarıdaki ve lâ hüden i de aslında anlamış değil miyiz. Ve lâ hüden aslında Allah’ın yol göstermesi. Dolayısıyla Hac/8 ile bu ayeti, Bakara/198 i yan yana koymak lazım.

Bu ayet tek değil bir başka ayet daha var; fezkürullahe kema allemeküm ma lem tekünu ta’lemun. (Bakara/239) Allah’ı size öğrettiği gibi zikredin. Çünkü siz bilmiyor idiniz, o size öğretti. Dolaysıyla Allah’ı kafanıza göre zikretmeyin. Allah’ı zikredecekseniz, zikrettiğinizi iddia ediyorsanız eğer size öğrettiği gibi zikredin.

Ya hocam biz tefle dümbelekle zikretmek istiyoruz, daha heyecan verici oluyor, daha neşeli oluyor olmaz mı, hatta bizim orada başkaları var klarneti de iyi çalıyorlar, olmaz mı.

İşte söylüyor, bilmiyorum yani daha dahalarını biliyorsunuz sizler. Çok ilginç noktalara vardı bu Allah’ı zikir adı altında yapılan şeyler. Maalesef öyle çığırından çıkmıştı ki, “tı” demeli miyim, mişli geçmiş zaman kullanmalı mıyım yoksa hala devam ediyor mu? Anadoluda 12. yy. larla 17. yy. arasında Haşhaşi taifesi vardı, bunlara haşhaşi dervişleri denilirdi. Gerçekten derviş bunlar. Bunlar sabah akşam nerede bulurlarsa orada zikir halkası kurarlar ve cehri, açıktan haklanın içerisinde zikir yaparlar ve ondan sonra da külahlarını açarlar, toplarlar ve öyle geçinirler. Bunlara haşhaşi denmesinin sebebi zikirden önce haşhaş, yani esrar çektikleri için.

Demek ki daha maneviyatlı mı..! tövbe tövbe, değil mi..! Yani, iş çığırından çıkınca, iş ilim be bilgiye dayanmayınca, meselenin özü unutulunca, hidayet ve rehberlik olmayınca, yani vahiyle inşa edilmiş bir akıl Allah’ı anmaya kalkarsa işte varacağı yer böyle olur.

Bu çok geçmişte kalmış değil dostlar, ben biliyorum hem de buralara çok yakın. Bana bir zaman gelmişlerdi gölcükte; Yahu hocam bu ot yahu diyordu. Otun neresi günah olacak hocam.

Allah Allah, bunu sen mi söylüyorsun, çünkü namazda gördüm birkaç kez. Düşüne biliyor musunuz. Şimdi bunu şeyh yapsak, daha fazla cezbe için daha fazla esrar. Hatta bir üst mertebeye çıkmak için eroin. Daha üst mertebeye çıkmak için her halde daha farklı şeyler. Yani en vijit olanından örnek veriyorum ama siz diğerlerini hatırlarsınız, duymuşsunuzdur, görüyorsunuzdur. Bu şişli çözümlemeler, kebaplı çözümlemeler falan. Bunları biliyorsunuzdur, duymuşsunuzdur. Yani iş nereye gidiyor bakınız. Rabbimizin kelamını göz ardı edince Allah’ı anma adına..! O zaman Marks haksız mı? Din afyondur derken aslında kimin afyonu, yani din afyon olmuş oluyor zaten birileri için. Çünkü uyuşuyorlar.

Halbuki din uyandırır, din vahiyle inşa olmuş olana akıl bahşeder. Onun için şunu her zaman soruyorum. Siz sahabe içinde hiç Allah aşkından dolayı meczub olan, kafayı bozan birini duydunuz mu? Sahabeden daha çok Allah’ı sevme iddiası hangi nesle aittir. Hiç meczup duydunuz mu? İşte sahabenin içinde biri vardı, Allah’ı o kadar çok seviyordu ki meczup oldu, kafayı yedi..! (Duyamazsınız)

Allah’ı sevmek adamın aklını artırır, adamın aklına akıl ekler, basiretini artırır. Öyle değil mi, çünkü Allah onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olur diyor efendimiz. “İtteku feraset el mü’min.” Mü’minin ferasetinden, bakışından korkunuz, Yenzuru binurullahi azze vecell çünkü o Allah’ın nûru ile bakar.

Allah’ın nûru ile bakmak nasıl bir şey? Allah’ın bak dediği yerden bakmak ve gör dediği şeyi görmek, Allah ile bakmak yani. Geleceğiz oraya Allah ile bakmak nasıl bir şey. Allah ile baktığınızda Allah’ın gör dediği yerden baktığınızda bambaşka bir şey görürsünüz, şeytanın gör dediği yerden baktığınızda bambaşka bir şey görürsünüz. Onun için Allah’ın gör dediği yerden bakmayanlar büyüğe küçük, küçüğe büyük muamelesi yapıyor. Kâra zarar, zarara kâr muamelesi yapıyorlar. Getiriye götürü, götürüye getiri muamelesi yapıyor. Kazanca kayıp, kayıba kazanç muamelesi yapıyorlar. Dosta düşman, düşmana dost muamelesi yapıyorlar.

Sıkıntıları ne Allah’ın gör dediği yerden bakmamaları, Allah’ın nûruyla bakmamaları. Allah’ın nûruyla baksalar eğer imanı görecekler, Allah’ın nûruyla baksalar ceylan gözü görecekler. Allah’ın nûruyla bakmadığı için çapağı görüyor. Dolayısıyla bakınız arada ki farka. Onun için Allah’ı zikretmek, Allah’ın gösterdiği gibi anmak, hatırlamak, Allah’ın öğrettiği gibi (zikretmek demektir.)

Şimdi tam burada o ayeti kerimeye geldik; Ve Lillâhil Esmâül Husna. (A’raf/180) en güzel isimler, en güzel nitelikler, en güzel vasıflar Allah’a aittir. Yani tüm mükemmellikler Allah’a aittir. Burada söylediği açık, Daha önce mukaddime de işlediğim için girmeyeceğim, El esma ül Hüsna mükemmelliklerin tamamını kapsar ve 4 yerde gelir Kur’an da dördünde de “lâm” ı tahsis ile gelir Lillâhi. Nedir bu? Aklınıza her ne mükemmellik geliyor, o Allah’a aittir. Bu bir şeyi ispat ediyor ama sadece o değil, bir şeyi de nefy ediyor. Aklınıza her ne mükemmellik geliyor o Allah dışında bir başkasına yakıştırılamaz. Bunu da zımnen söyler. Yan sadece Allah tasavvurumuzu inşa etmiyor, insan tasavvurumuzu da inşa ediyor.

İnsana nasıl bakalım? Mükemmel diye bakmalıdır. Bunu söylüyor, esma ül Hüsna ayetleri bunu söylüyor. Hiçbir insana, peygamberler de dahil mi? ham de nasıl, tabii ki dahil Kul innema ene beşerün misliküm. (Fussilet/6) diye başlatması neden? Hem de tahsis ile başlatıyor İnnema. Kasr edatı ile başlatıyor. De ki ben sadece ve sadece bir beşerim. yuha ileyye ennema ilâhuküm ilâhün Vahid. Fakat bana vahy olunuyor. Farkım burada, yani Allah’ın resulüyüm.

Neden bunu söyletir rabbimiz her peygambere, ben de bir beşerim dedirtir? İşte bunun için. Yani mükemmellik Allah’a aittir. İsa’yı ilahlaştıranlar İsa’ya ikram etmediler, İsa’ya zulmettiler. Ama onu sevdikleri için böyle yaptılar öyle değil mi, sevdiler. Fakat sevgileri zehirli sevgi oldu, sevdiklerine en büyük zulmü yapan bir sevgi bu. Dolayısıyla sevdiklerinin hatırasına kıydılar. Sevdiler ve sevdiklerini zehirlemeye kalktılar, sevgilerini zehirlediler. Sevdiklerini zehirleyemediler ama sevgilerini zehirlerdiler.

Onun için burada Ve Lillâhil Esmâül Husna. (A’raf/180) en güzel nitelikler, tüm mükemmellikler Allah’a aittir. fed’uHU Biha o halde O’na onlarla dua edin. Yani Allah’a dua edecekseniz eğer o esma ile dua edin, yakarın.

İşte onun arkasından geliyor; ve zerulleziyne yulhıdune fiy EsmâiHİ. (A’raf/180) ve şunu ısrarlı bir biçimde bilin ki esması konusunda hakikatten sapanlardan şiddetle uzak durun.

Bu ayetin indiği ortamda ne ifade ediyor bunlar? Üç meşhur put var hatırlayalım; Lât, Menat, Uzza. Bu ayetin indiği ortamda halk bu 3 puta tapıyor. Peki ya bu putlar ne imiş tahmin edebiliyor musunuz, mesela bu isimler nereden geliyordu? Lât; Allah isminden bozma idi. El Lâd. Uzza; El Aziyz isminden bozma idi. Bozma neden melekleri dişiler olarak tavsif ediyorlar, El Aziyz in dişili Uzza gelir. El Mennan, Allah’ın esmasından biri. İşte oradan El Menat’ı, (o da dişil) getiriyorlar. Fakat iş karışmış melek mi tanrı mı. Yani tanrıyı melekte birleştiriyorlar. Asalında onların ki bir hulûl, yani tanrının meleğe girmiş şekli. Peki melek nerede? Melekte yok. Ortada ne var, put var.

Kur’an da put hakkında iki kelime kullanılır; sanen ve fen. Sanen taştan yontulana denilir ve fen ise soyut somut her tür puta denir. Böyle bir nüans var arasında.

Peki ne yapıyorlar nasıl bire put sektörü var? Bu konuda müstakil bir kitap var. Kelbi’nin kitabu’l esnam ı. Putlar kitabı. Gerçekten ilginç Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum. Orada her şey çok güzel izah edilmiştir yani nasıl putlara taparlar.

Bunlar ahmak adamlar değillerdi, Ebu Cehil uluslar arası ihracat ve ithalat yapan bir tüccardı unutmayın. Yani bu adamlar öyle bir taşın önüne gelecekler..! Nasıl yapıyorlardı bunu, bunu anlamak lazım. Yani nasıl anlayacağız onu da bilmiyorum da anlamaya çalışıyoruz. Bu adamlar sıradan adamlar değil, çünkü baharat yolu üzerinde bir numara yapmışlar Mekke’yi. Güney Kuzey ticareti içerisinde bölgede bir numara yapmışlar. Bu basit bir şeye değil. Yemenden Şam’a kadar, Okyanustan , Kızıldeniz üzerinden Akdeniz arasındaki ticaretin kapısı olmuş Mekke. Hiçbir şey yok içinde. Bir şey yetişmiyor ama dünyanın her şeyini getirmişler Mekke de pazarlıyorlar. Bu müthiş bir pazarlama kabiliyeti. Bu kabiliyetsiz insanların yapabileceği bir şey değil, aptal, salak adamlar değil bunlar yani affedersiniz.

Peki nasıl oluyor da puta tapıyorlar bu adamlar. Öncelikle uzak bir Allah inançları var. Allah’a inanıyorlar. Sor onlara gökten yağmuru kim yağdırıyor der leyekulünnAllâh.. (Ankebut/63) elbette Allah diyecekler. Bakınız Kur’an bize haber veriyor. Peki putlar ne? Zaten Zümer/3 ayeti söylüyor. ..liyükarribûna ilAllâhi zülfâ. (Zümer/3) Bunlar bizimle Allah arasında ki aracılardır diyor. Aracılık yapıyorlar yani. Demek ki uzak bir Allah inançları var.

Onun için çocuk terbiyesinde herkese tavsiyem torunu olan dedelere, evladı olan anne ve babalara tavsiyem çocuğunuza ilk öğreteceğiniz husus yakın bir Allah inancı olsun. Yani aklı ermeye başladığında yatağın içinde doğrultun Allah bizi görüyor dedirtin. Bu kadar. Gören bir Allah inancına sahip olsun ondan sonrası kolay korkmayın. Problem ne? Uzak bir Allah inancı. Dolayısıyla görmeyen, uzak ya, ulaşmayan, dolayısıyla da aracı isteyen, ulaşmamız için bir takım vasıtalar lazım.

ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veriyd. İşte bu, insanı biz yarattık ve na’lemu ma tuvesvisu Bihi nefsuh. Nefsinin ona ne vesvese verdiğini biz çok iyi biliriz. ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veriyd. (Kaf/16) çünkü biz kulumuza şah damarından daha yakınız. Şah damarından daha yakın olana yakın olmak için şah damarına yakın olmak lazım. Şah damarına yakın olmayanlar, şah damarından yakın olana yakın olamazlar. Kendinden uzaklaşanlar Allah’tan haydi haydi uzaklaşırlar.

Onun için kendini bilmek rabbini bilmektir. Men arefe nefsehu, fegad arefe rabbehu onun için öyledir. Onun için Allah’ı aramak için dışarı çıkılmaz, içeri girilir yürekte yolculuğa çıkılır. Onun için mirac orada yolculuktur. Yoksa füzeye binip de uzaya açılmak değil. Onun için insanın arşı gönlüdür ve onun için yere göğe sığmayan gönle sığar. Onun için vahyin iniş üssü rasulün kalbidir. ‘Ala kalbik, senin kalbine. Onun için kalp nazargâhı ilahidir. Onun için

Temiz et gönül evini

Yar gelince kondurmaya, (Yunus Emre.)

Temiz et gönül evini yar gelecek kondurmaya. Daha ne desin, ne kadar sade bir söyleyiş değil mi. Şeyh Galip’in;

Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak,

Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan. (Şeyh Galip)

Gönülden gayriyi sür çıkar ki Hakk tecelli etsin. Sultan eğer bir haneye konacaksa, misafir gelecekse ma’mur olmalı o hane. Viran olmuş haneye sultan konuk olmaz. Dolayısıyla onun için böyle onun için ela Bi zikrillâhi tatmeinnül kulub. (Ra’d/28) kalpler Allah’ı hatırlamakla mutmain olur. Evet, onun için insanın merkezi orasıdır.

iza fesedeha ve fesedel cesed ve iza salahaha ve salahal cesed ela vehiyel kalp. (Hadis) Burada ki kalp yürektir yani kan pompası, ResulAllah teşbih yapmıştır. Yani kalbin bedende ki yerini ne ise, imanın makamı olan kalbin de manevi hayattaki yeri orasıdır demiştir yani. Onun için nasıl bedende kalp bozulunca sıhhat bozuluyorsa manevi bedenin kalbi de bozulunca manevi hayatın sıhhati bozulur demiştir. Bu ResulAllah’ın mecazıdır yani.

İşte bütün bu çerçevede baktığınızda rabbimizin zikrinden ne anladığımızı, ne anlayacağımızı ve Allah’ın esmasından ilhadın da ne demeye geldiğini anlamış oluyoruz.

Kur’an ın konusu insandır. Zannedildiği gibi Kur’an ın konusu Allah değildir. Çünkü Kur’an Allah’a nazil olmamıştır, Allah’tan nazil olmuştur, konusu insandır. Ama diyeceksiniz Allah’ın Mustafa kulu Kur’an da en çok geçen isim Allah ismi. Öyle, gerçekten de 3.000 e yakın geçer Allah ismi, hiçbir isim bu kadar geçmez. Ama dediniz ki Kur’an ın konusu insandır, fakat Kur’an da ki insanın merkezinde Allah vardır. Kur’an da ki insanın merkezinde Allah vardır.

Dolayısıyla Kur’an merkezinde Allah’ın olduğu bir hayat tarzı inşa etmeyi amaçlıyor. Onun için bakınız İslam kültür kodlarında Allah’sız konuşmak günahtır, adeta imkansızdır. Müslüman’ca yetişmiş biri Allahsız konuşamaz, konuşmamalıdır. Mesela bir güzellik gördü değil mi, Allahsız güzelliği tasnif edemez, tarif edemez mâşaAllah der. Bir şeyi, bir şeyin olmasını arzu etti değil mi, Allahsız arzusunu isteyemez inşaAllah der. Bir şeyin olması için harekete geçti ve sonuç almayı bekliyor Biiznillah der, Allahsız bekleyemez artık Biiznillah. Başına bir musibet geldi, gücü yetmedi eziliyor, içinde bulunduğu hali tarif edecek Allahsız tarif edemez Lâ havle velâ kuvvete illâ Billâh. Öyle bir bela ile karşı karşıya geldi ki köşeye sıkıştı, sığınacak bir kapı arıyor; Allahsız yapamaz HasbünAllah. Ölümle karşılaştı birini kaybetti, gözünden bile sevdiğini gönderdi. Durumu Allahsız izah edemez; İnna lillâh der. ve inna ileyhi racıun.

Gördüğünüz gibi Allah demeden hiçbir şey diyemez öyle değil mi Allah demeden bir mü’min hiçbir şey diyemez. Ne üzüntüsünü ne sevincini. Ne övgüsünü ne yergisini. Ne ölüme karşı, ne doğuma karşı Allah demeden hiçbir şey diyemez. Onun için mü’mince örülmüş bir hayatın kodları Allahlıdır. İşte vahiyde bunu istiyor bunu arzu ediyor.

[ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)]

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Mayıs 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 227 takipçiye katılın