RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

İSM-İ A’ZAM KONUSU HAKKINDA BİLGİLER

Resim12

 

“Euzübillahimineşşeytanirracim.

“Bismillahirrahmanirrahim”

“İsm-i A’zam”, Allah’ın en yüce ismi demektir. Kur’an’da;
Yüce Rabb’inin adını tesbih et” (Vâkı’a, 56/74, 96; Hâkka, 69/52;A’lâ, 87/1),
Azamet ve ikram sahibi Rabb’inin adı yücedir” (Rahmân, 55/78) buyurulmuş;
Bazı hadislerde Allah’ın ism-i a’zam’ından söz edilmiştir. Allah’ın en yüce ismi hangisidir? Allah’ın gerçekten ism-i a’zamı var mıdır? Allah’ın isim ve sıfatlarını birbirinden ayırmak ve derecelendirmek mümkün müdür? Bu konuda İslâm bilginleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Müminin ruhunu mâsivâdan arındırarak Allah’a yönelip dua ettiğinde her isim, ism-i a’zam’dır. Mesela Taberî (ö. 310/922), Eş’arî (ö. 324/936), İbn Hıbbân (ö. 345/965) ve Bakıllânî (ö. 403/ 1013) bu görüştedir.

Bu görüşte olanlara göre Allah’ın isim ve sıfatlarının hepsi yücedir, dolayısıyla aralarında üstünlük mukayesesi yapılamaz. (Râzi-Levami/92)

2. Allah’ın ism-i a’zamı vardır, ancak Allah, bu ismi bildirmemiş gizli tutmuştur. Dolayısıyla ism-i a’zam’ın hangisi olduğunu ve gerçek mahiyetini insanlar bilemez. (İbn Hacer)

3. Allah’ın ism-i a’zamı vardır, ve insanlar tarafından bilinebilir.

Bu isimler hangileridir? Bu konuda bir isim üzerinde ittifak edilememiştir. Farklı isimlerin ism-i `azam olduğu söylenmiştir. Hadislerde de farklı isimler geçmektedir. İsm-i a’zam olarak ifade edilen isimler şunlardır:

a) Allah lafzı (İbn. Ebî Şeybe Dua No; 2957) ve O’na işaret eden huve zamiri. (Râzi- Levami s 94-95)

b) Lâ ilâhe illâ hû (O Allah’tan başka ilah yoktur),

el-Hayyü’l-Kayyûm (diri ve kayyûm)

er-Rahmânve er-Rahîm.

Bu isimler, şu rivayetlerde geçmektedir:

Esma b. Yâzid’den rivayet edilmiştir. Peygamberimiz,

Allah’ın ism-i a’zamı şu iki âyettedir” buyurmuş ve Bakara sûresinin

İlâhınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, rahmandır, rahîmdir” (Bakara/163). âyeti ile Âl-i İmrân sûresinin

O Allah ki O’ndan başka ilah yoktur O, diridir, kayyûmdur” (A. İmran/2).

Übey İbn. Ka’b, Peygamberimizden ism-i a’zamı kendisine öğretmesini istemiş Peygamberimiz de Bakara sûresinin 255. âyetinin başında geçen “Allah, kendisinden başka hiç ilah olmayandır, O diridir, kayyûmdur” cümlesi ile Âl-i İmrân sûresinin “Allah kendisinden başka hiç ilah bulunmayandır, O diridir, kayyûmdur” anlamındaki ikinci âyetini okumuş ve ism-i a’zam, bu iki âyette gizli olduğunu söylemiştir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 258; Ahmed, III, 120, 158; V, 142, 350)

Sahabeden biri; Allah’ım senin isminle istiyorum ki “Senden başka İlâh yoktur. Sen Rahmân’sın, Rahîm’sin, gökleri ve yeri yaratansın. Bir şey murat ettiğin zaman ona “0l” dersin o da “olur” (A. İmran/17) diye dua etmiş. Hz. Peygamber de; “Nerede ise Allah’ın en yüce ismi ile dua ediyordun”. Buyurmuştur.(İbn. Ebi Şeybe, Dua No;29353)

Bu iki rivayette “Hüve” zamirinin dışında Allah’ın beş ismi geçmektedir: İlâh, Rahmân, Rahîm, Hayy ve Kayyûm. “İlâh” ismi “Vâhid” (tek) sıfatı ile nitelenmiş ve Allah’ın bir tek ilâh olduğu “lâ ilâhe illâ hû” (senden başka ilah yoktur) cümlesi ile vurgulanmıştır. Bu nitelikler, Allah’ın tekliğini, diri olduğunu, kâinatı yöneten ve bütün yaratıklara merhamet eden, gökleri ve yeri yaratan ve her dilediğini yapan olduğunu ifade etmektedir.

Hâkim’in el-Müstedrek’i ile İbn Mâce’nin es-Sünen adlı eserinde Allah’ın yüce isminin Bakara, Al-i İmrân ve Tâhâ sûrelerinde olduğuna dair bir rivayet vardır. (Hâkim Deavat, No;1866 – İbn Mâce, Dua, 9, II, 1267, No: 3858)

Bakara ve Âl-i İmrân sûresinde ism-i a’zamın olduğu bildirilen âyetler yukarıda zikredilmişti. Tâhâ sûresinde ism-i a’zamın olduğu bildirilen âyet ise “Bütün yüzler diri olan, yaratıklarına hakim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir ?” (Tâhâ, 20/111) anlamındaki âyettir.

Bu hadisi Ebu Ümame el- Bâhili’den rivayet eden ravi Kasım; “Ben araştırdım ve bu ismin “el-Hayyü’l-Kayyûm” olduğu sonucuna vardım” demiştir.

Hz. Aişe validemiz Peygamberimizden kendisine ism-i a’zamı öğretmesini istemiş ancak Peygamberimiz bu isteğe karşılık vermemiştir. Bunun üzerine Hz. Aişe validemiz namaz kılmış ve

“Allah’ım! Ben sana Allah (isminle) dua ediyorum. Sana Rahmân (isminle) dua ediyorum. Sana Berr ve Rahîm (isminle) dua ediyorum. Sana bildiğim ve bilmediğim tüm güzel isimlerinle dua ediyorum. Beni bağışlamanı ve bana merhamet etmeni (diliyorum)” şeklinde dua etmiştir.

Hz. Aişe validemiz, “Hz. Peygamber beni dua ederken duydu ve, `ism-i a’zam, mutlaka dua ettiğin isimler arasındadır’ buyurdu” demiştir. (İbn Mâce, Dua, 9, No: 3859, II, 1268)

İbn. Hacer’in senet yönünden zayıf gördüğünü (İbn.HacerXI,,191) Bu hadiste dört isim; Allah, Rahmân, Rahîm, ve Berr) geçmektedir ancak Hz. Aişe Allah’ın bütün isimlerinle atıfta bulunmuştur.

c) “O Allah’ki O’ndan başka ilah yoktur O’ ulu arşın Rabbidir. (Neml/26) Bunun İsm-i Azam olduğunu Hz. Ali nin torunlarından Zeynel Abidin söylemiştir.

d) Mennân, Bedî’u’s-semâvâti ve`l-ard, Zü’l-celâli ve’l-ikrâm

Enes b. Malik (r.a.) diyor ki; Hz. Peygamber (a.s.) bir gün camiye girdiğinde bir sahâbî namaz kılıyordu. Bu sahâbî namazdan sonra dua etmeye başladı ve duasında şöyle diyordu:

Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. (Sen), Mennân’sın / çok nimet verensin, gökleri ve yeri yokken vâr edensin, Celâl ve ikram sahibisin“.

Sahâbînin yaptığı bu duayı işiten Hz. Peygamber (a.s.) bize,

Bu kimsenin nasıl bir dua ettiğini biliyor musunuz?” diye sordu ve kendisi şu açıklamayı yaptı: “Bu kimse, Allah’ın ism-i a’zamı ile dua etti ki ism-i a’zam ile dua edildiğinde Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle istenince Allah verir” (Tirmizî, Deavat, 100, V, 550)

Nesâî’nin rivayeti, “Allah’ım şu isimlerin ile senden istiyorum. Şüphesiz her türlü övgü senindir” cümleleriyle başlamakta “Ey diri olan, her şeyin yöneticisi olan (Allah’ım!) Senden istiyorum” cümleleriyle sona ermektedir. (Nesâî, Sehv, 58, III, 52)

Tirmizi’nin garip olarak nitelediği bu hadiste Allah’ın 5 ismi geçmektedir Bunlar; İlâh, el Mennân, (Bol nimet veren), Bedî’üs-semâvâti ve’l ard. (yerleri ve gökleri yaratan). Zül Celâl ve Zül İkrâm (Celâl ve İkram sahibi.), Lâ ilâhe illâ Ente (senden başka ilâh yoktur) isim ve sıfatlarıdır. Bu isim ve sıfatlarda Allah’ın tek ilâh oluşu, nimet ve ikram sahibi, ve yaratıcı oluşu vurgulanmaktadır.

Bu hadisin İbn Mâce’nin Sünen adlı eserindeki rivayeti şöyledir: Enes bin Malik anlatıyor. Hz. Peygamber bir adamın; “Allah’ım! `Hamd sana mahsustur’, `Senden başka ilah yoktur, sadece Sen varsın, Senin eşin yoktur’, `Sen mennansın’, gökleri ve yeri yaratansın’, `celal ve ikram sahibisin’ isim ve niteliklerin ile istiyorum” dua ettiğini duydu ve “Bu adam Allah’tan, O’nun yüce ismiyle istedi ki Allah ism-i azamı ile istenildiği zaman verir ve bu isim ile dua edildiği zaman kabul eder” buyurmuştur. (İbn Mâce, Dua, 9. No: 3858. II, 1268)

Aynı hadis’in Hâkim’in el Müstedrek’inde ki rivayetinde “Ya Hayyü Ya Kayyûm” ve “senden cenneti isterim ve cehennemden sana sığınırım.” İlavesi vardır.

Bu rivayette Allah’ın övgüye lâyık ve tek İlâh olduğu, eşi ve benzeri vurgulandıktan sonra “Hannân” ismi ve sonunda “Ya Hayyû, Ya Kayyûm” Allah’ım senden istiyorum ilavesi vardır. (İbn. Hıbban Ed’ıye no;893)

Peygamberimiz (a.s.) birinin “yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” dediğini duymuş ve bunun üzerine, “şüphesiz sana icabet olundu, artık iste” demiştir. (Tirmizî, Deavat, 100. V, 550) Bu sözü ile Peygamberimiz anılan isimlerin ism-i azam olduğuna işaret etmiştir.

e) “Allâh”, “lâ ilâhe illâ hû”, “ehad”, “samed”, “ellezî lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad” Sahabeden Büreyde el-Eslemî diyor ki: Peygamber (a.s.) bir sahâbînin, “Allah’ım! Şüphesiz ben tanıklık ederim ki gerçekten Sen Allah’sın, Senden başka ilah yoktur. (Sen) teksin, Samed’sin, çocuğu olmayansın, doğrulmayansın ve hiçbir dengi bulunmayansın” (isimlerinle) Senden istiyorum” diye dua ettiğini duydu.

Bunun üzerine, “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu kimse Allah’a ism-i a’zam ile ile dua etti ki ism-i a’zam ile dua edildiği zaman Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle dua edildiği zaman (istenileni) verir” buyurdu. (Tirmizî, Deavat, 64. No: 3475. V, 516. İbn Mâce, Dua, 9. No: 3857. II, 1367-1368.)

Bu hadiste de Allah’ın; ilâh ve Samed olduğu, anası-babası ve çocuğu olmadığı ve dengi bulunmadığı zikredilmiştir.

f) Lâ ilâhe illâ Ente Sübhâneke İnnî Küntü minez-zalimîn (Enbiya/87) Peygamberimiz ashabına bu duanın İsm-i Azam duası olduğunu bildirmiştir.

Size İsm-i Azam’ın ne olduğunu bildireyim mi, Ki bu isim ile dua edildiği zaman Allah bu duaya icabet eder ve bu dua ile istenildiği zaman da istenileni verir.

İsm-i Azam duası Yûnus peygamberin balığın karnında üç kat karanlık içinde Lâ ilâhe illâ Ente Sübhâneke İnnî Küntü minez-zalimîn (Allah’ım Senden başka İlâh yoktur Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, gerçekten ben zalimlerden oldum”. Şeklinde yaptığı duadır.

Bir adam “Ey Allah’ın elçisi bu dua sadece Yûnus peygambere mi mahsus yoksa bütün mü’minler içinde geçerli mi? diye sormuş. ResulAllah’ta Allah’ın; “Biz onu kederden kurtardık ve aynı şekilde mü’minleri de kurtarırız” sözünü duymadın mı cevabını vermiş ve her hangi bir Müslüman hastalığında kırk defa bu duayı okur, (Ancak iyileşmeyip bu hastalığı ile) ölürse ona Allah şehid sevabı verir. Eğer iyileşirse bütün günahlarından bağışlanmış olarak iyileşir buyurmuştur. (Hâkim-Deavât/1865 I.506)

g) Rabb ismi; Sahabeden Abdullah İbn. Abbas ve Cabir ibn. Zeyd Allah’ın en yüce isminin ”Rabb” ismi olduğpunu söylemişlerdir. (Hâkim-Deavât-1860 İbn. Ebi Şeybe- dua/29357)

h) Mâlikü’l- Mülk; Peygamberimiz; “Allah’ın İsm-i Azamı – ki onunla dua edildiği zaman icabet eder- A. İmran suresinin; “Deki Allah’ım, eu mülkün sahibi, sen mülkü dilediğine verirsin ayetindedir. (El Heysemi- Ed’ıye-26, No;17263)

Zikrettiğimiz hadislerde Allah’ın ism-i a’zamı olarak birden çok ismi geçmektedir. Bu isimlerin başında lafza-i celal “Allah” gelmektedir, sonra er Rahmân, er Rahîm, er Rabb, Mâlik’ü’l Mülk, el Mennân, Ahad, es Samed, el Hayy, el Kayyûm, Bedî’u’s-semâvâti ve’lard, Zû’l-celâli ve’l-ikrâm, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illâ ente, Lâ ilâhe İllâ Hu isimleri gelmektedir. (Doç. Dr. İsmail Karagöz- Esma-i Hüsna)

************************************************************

İSM-İ AZAM YA DA AYET-ÜL KÜBRA

KONEVİ’NİN KIRK Hadis Şerhi üzerinde tefekküre devam ediyorum.

Bu kez tefekkür mevzuu ism-i azam meselesi.

Konevi söze önce Peygamberimiz’in farklı farklı dua ettikleri birkaç sahabesine “ismi azamla dua etti” buyurmasını nakille başlıyor. Nasıl oluyor da her biri farklı isimlerle dua ettikleri halde ism-i azamla dua etmiş olabiliyorlar? “İsm-i azamla dua edenin duası reddolunmaz” hadisinin de müjdesi ortada iken, hangisinin ism-i azam olduğunu bilmek önemli değil mi? Konevi de bu meseleye kafa yoruyor.

Önce “Allah Adem’e bütün isimleri öğretti” ayeti ile başlayalım. Buradan öğreniyoruz ki insana öğretilen isimler sonsuz. Zira ‘bütün isimler’ kavramı Allah için söz konusu edildiğinde, sonsuza tekabül ediyor. İnsan, marifeti genişledikçe bu isimlere yenisini katıyor. Marifet de kuşkusuz marifet-ün nefsden ibaret. Zira isimler bünyemizde derc edilmiş, kendimizi bilme oranımız arttıkça isimleri de bilme oranımız artıyor. Marifetünnefsin marifetullaha götürmesi sırrı burada gizli.

Adem’e isimlerin öğretilmesinden sonra her bir peygambere farklı isimlerin azam isim olarak verildiğini görüyoruz. Füsus-ul Hikem’den yardım alırsak, her bir peygamberin kendisiyle tahakkuk ettiği, sair isimleri onun penceresinden gördüğü, bir hakikati/ayn-ı sabitesi var. Bu hakikat bizatihi o ism-i azam.

Bu diğer insanlar için de geçerli. Her birimizin üzerimizde mütecelli diğer isimlerden ayrı, hayatımıza şekil vermede liderlik eden bir isim var. Bizim ism-i azamımız. İbnül Arabi terminolojisiyle Rabb-i Hass’ımız. İnsanın kendi hakkında da, Rabbi hakkında da marifeti, bu isimle zirve yapıyor. Rabbimizi bize en iyi anlatan isim bu, en azından bizim için. Bu da ashabın farklı farklı isimlerle dua etmelerine rağmen, Efendimiz’in onlardan “İsm-i azamla dua ediyorlar” diye söz etmesini izah ediyor.

Buraya kadar sübjektif bir ism-i azamdan söz ettik. Peki ism-i azam meselesinin objektif bir yönü hiç mi yok? Elbette var, şöyle ki:

Allah’ın isimlerinin her birinin arasında mevcut bir hiyerarşi de bulunuyor. Zat isimleri, sıfat isimlerinden, sıfat isimleri fiil isimlerinden kıdemli. Buna Risale terminolojisiyle şûun, sıfat ve esma da diyebilirsiniz. Zat isimleri ya da şûun, diğer isimlere kıdemli olması manasında ism-i azam oluyorlar. Bu isimler Hayy, Alim, Murid, Kâdir isimleri. Kudret tüm fiil isimlerinin üzerinde cereyan eden bir isim. El Kâdir ve el-Kadîr biçiminde düşünülmeli. El-Halik, el-Bari’,el-Musavvir, el-Kâbıd, el-Basıt isimleri ondan zuhur ediyorlar. Kadîr ismi hepsinin ümmü, yani anası, çıktıkları yer. Bu anlamda Kadir ismi ile dua eden zikrettiğimiz tüm isimlerle bizatihi zikretmeden dahi dua etmiş oluyor.

Bu bağlamda er-Rauf, el-Vedud, el-Atuf gibi isimler de el- Murid ismine tabiler. Hakeza, el- Hasib, er- Rakib, eş- Şehid vb. isimler de el ‘Alîm ismine. Bu arada kudretin iradeye iradenin ilme ilmin ise hayata tabi olduğunu belirtirsek, tüm isimlerin el Hayy’da toplandığını da rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da bize sübjektif olanın dışında ayrı bir ism-i azam anlayışı veriyor. Birçok büyük âlimin Hayy isminin ism-i azam olduğunu söylemelerinin altında böyle bir anlayış yatıyor. (Devam ediyor)

********************************************************

İSM-İ ÂZÂM HAKKINDA

İsm-i a’zam sözlükte “en büyük isim” anlamına gelmektedir. Terim olarak Allah’ın en güzel isimleri içerisinde yer alan bazı isimleri için kullanılmıştır. Bir grup İslam alimi, Allah’ın isimlerinin hepsinin eşit derecede büyük ve üstün olduğunu söylemiş, birini diğerlerinden ayırmamışlardır. Bir grup ise hadisleri göz önünde bulundurarak, bazı isimlerin diğerlerinden daha büyük ve faziletli olduğu görüşünü benimsemişlerdir.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bazı hadislerinde ism-i a`zamdan bahsedilmekte, bu isimle dua edildiği zaman, duanın mutlaka kabul edileceği bildirilmektedir (Ebu Davud, Vitr, 23; Tirmizi, Da`avat, 64, 65, 100; Nesai, Sehv, 58; İbn Mace, Dua, 9, 10). Fakat Allah’ın en büyük isminin hangisi olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çünkü bu hadislerin bir kısmında “Allah” ismi, bir kısmında ise’’Rahmân, Rahîm” (esirgeyen, bağışlayan), “Hayyü’l-Kayyum” (diri ve her şeyi ayakta tutan), “Zü’l-celali ve’l-ikram” (ululuk ve ikram sahibi) isimleri Allah’ın en büyük ismi olarak belirtilmektedir. Öte yandan Hz. Ali’nin ism-i a’zamı şu altı isim olarak saydığı zikredilmektedir: Ferd, Hay, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddus”.

İSMİ ÂZÂM KONUSUYLA İLGİLİ BAZI HADİSLER.

“Rasulullah (s.a.s.) bir kişinin şöyle dua ettiğini işitti: “Allah’ım, şehadet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah’sın, birsin, samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur.” Bunun üzerine Efendimiz Efendimiz buyurdular: “Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a yemin olsun, bu kimse, Allah’tan İsmi Azamı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Azamla dua ederse Allah ona icabet eder, kim onunla talepte bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir.” (Tirmizî, Daavât, 65)

Bu konuda başka bir hadis meali de şöyledir: “Bir adam şöyle dua etmiştir “Ey Allah’ım, hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilah yoktur. Sen semavat ve arzın celal ve ikram sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyumsun (kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin. ) Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum! “ (Bu duayı işiten) Resulullah (s.a.s.) sordu: “Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz? “ “Allah ve Resulü daha iyi bilir? “ “Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a yemin ederim ki, o Allah’a, İsm-i Azam’ı ile dua etti. O İsm-i Azam ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir.” (Ebû Dâvud, Salât, 368) (Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı)

******************************************************************

ALLAH İSMİ ŞERİFİNİN İSM-İ ‘AZAM OLMASI.

Allah ismi celili, Ceneb-ı Hakkın has ismidir. Esma-i Hüsna nın içinde ism-i A’zamdır. Bu mübarek isimde öyle hususiyetler vardır ki öteki isimlerde bulunmaz.

Bir kere bu isim bir alemdir ve Esma-i Hüsna dan ilk gelmiş olanıdır. Yine ilk gelen ayet Besmele-i Şerifedir, bütün bir sure halinde ilk gelen de Fatiha suresidir. Varlığın Nûru ve Allah’ın Azîz nebisi şöyle buyurmuşlardır;

“ Besmele Allah’ın isimlerindendir ve Besmele ile Allah’ın İsm-i A’zam’ı arasında gözün beyazlığıyla siyahlığı arasındaki gibi yakınlık vardır.

Besmele de ilk isim Allah ism-i şerifidir, sonra Rahmân ve Rahîm isimleri zikredilir. Her hayırlı işe başlanırken de yineAllah adı ile başlanır. Esma-i Hüsna içinde bu mübarek isim asıldır öteki isimler buna tabidir. Bilindiği gibi Allah işsm-i şerifi, Cenab-ı Kibriyanın zat-ı sübhânesine mahsustur Mecaz yoluyla dahi olsa Allah-u Tealâdan başkasına asla söylenemez.

Alemde ahmakların başı diyebileceğimiz firavun bile kendi kavmine karşı; Ene Rabbükümül a’lâ. (Nâziat/14) dedi. Fakat Enellah = Ben Allah’ım demedi. Zaten diyemezdi de O zaman ona kargalar bile gülerdi.

Ama öteki isimler öyle değil, bunlar ad olarak Bazı insanlara verilebilmektedir. Meselâ Azîz, Kerîm, Rahîm, Halîm, Hasîb, Reşîd gibi. Esası şöyle olması daha uygundur; Abdü’l Kerîm, Abd’ül Azîz, Kerîm’in kulu, Azîz’in kulu manasına.

Merhum Mhamdi Yazır tefsirinde diyor ki; “Allah” ismi “Tanrı” adı ile terceme olunamaz Bunun içindir ki Süleyman Çelebi Mevlidinde “Allah” adı ile başlamış, “Tanrı adı” dememiştir ve o bahrin sonunda “Birdir Allah andan artık tanrı yok” diyerek tanrı kelimesini İlâh karşılığında kullanmıştır.

“… İşin başımda şunu itiraf etmek gerekir ki bilgimiz gerçekten ibadete lâyık olan Allah’ın zatını kuşatmadığı gibi özel ismine karşı da aynı şekilde eksiktir. Ve Arapça kullanım açısından (Allah) yüce ismine benzeyen hiçbir kelime yoktur, bunun aslını göstermek imkânsızdır.

Diğer bir husus da şudur ki: İmanın temeli olan “Kelime-i Şehadet” sadece bu mübarek isimle hâsıl olur. Başka bir isim müslüman olmak için kâfi değildir.

Meselâ: Bir Hristiyan’ın, bir puta tapanın, Müslim ol¬mak için önce “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” demesi ve diliyle dediğini kalbiyle tasdik etmesi lâzımdır. Yani: Kelime-i Şehâdeti veya Kelime-i Tevhidi tam ola¬rak söylemesi için “Allah” ism-i şerifine ihtiyaç vardır. Bu¬nun yerine “eşhedü enlâ ilahe ille’l-Melik” yahud “Eşhedü enlâ ilahe îlle’r-Rahmân” veya “Eşhedü enlâ ilahe ille’r-Rezzâk…” denilse, Kelime-i Şehadet söylenmiş olmaz ve İslâm’a girilmiş de olmaz. Mutlaka: “Eşhedü enlâ ilahe illallah” demek lâzımdır.

Yukarıda da geçtiği üzere “Allah” ism-i şerifi tek ve eşsiz olarak Zât-ı Hakkı ifade eder. O’nun has ve özel ismidir. Bu sebeple o mübarek isimde akılların kavrayamayacağı sırlar gizlidir. Evet:

İstersen aşk-ı vefa,

Sen, Allah de, Allah de.

Her nefes ve her defa,

Sen, Allah de, Allah de!..

Bunun misli bulunmaz.

Verir gönüllere haz,

Alnından öpecek yaz,

Sen, Allah de, Allah de!..

Aldırma aksın yaşın,

Bu olsun arkadaşın,

Dara düşerse başın,

Sen, Allah de, Allah de!..

Bir kuş olur can kafeste,

İşte budur ulvî beste,

İlk nefes ve son nefeste,

Sen, Allah de, Allah de!..

Kur’an-ı Kerim’in yüzlerce ayetinin sonunda Cenâb-ı Hak, önce has ismini zikrediyor, sonra sıfatlarını nazara veriyor. Meselâ “İnnellâhe alâ külli şey’in kadîr (Ankebut/20) = Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.” “İnnellâhe Vâsi’ün alîm (Maide/54) = Şüphe yok ki, Allah Vâsi’dir, hakkıyle bilicidir.” (Yani Rahmet ve kudreti, lütfü müsâadesi geniştir.) “İnnellâhe ma’assâbirîn (Bakara/153) = Hiç şüphe yok ki, Allah sab-redenlerle beraberdir.” “İnnellâhe Gafurun Rahîm (Enfal/69) = Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

Demek ki, sır ve hikmet bu mübarek isimde cem edil¬miştir. Öyle olduğu için bu mübarek isim gönüllere gözler açar, velîler ve âşıklar bunu söylemeye doymazlar.

BİR BAŞKA HİKMET:

“Allah” isminin hem lafzında hem mânâsında topluluk vardır. Şöyle ki: Bu mübarek ismi teşkil eden harfler tek tek kaldırılmış olsa, mânâyı bozmak imkânı yoktur ve yine Cenâb-ı Zât-ı Hakk’a delâlet eden bir ism-i alem olarak kalır.

Meselâ: İsmin başındaki hemze kaldırılacak olsa “Lillâhi” olur. Bunun Kur’an-ı Kerim’de karşılığı vardır:

Lillâhi ma fiys Semavati vel Ard* (Lokman/26) “Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır.”

Birinci lâm kaldırılıp “Lehû” dense, bu kere de: “Lehû mülkü’s-semâvâtı vel ardı” (Furkan/2) âyeti karşımıza çıkar. Bu lâm da kaldırılıp sâdece “Hû” dense yine aynı mânâdır. Yine Allahü Teâlâ’ya delâlet eder:

O, öyle Allah’dır ki, kendisinden başka hiçbir İlâh yoktur.” (Haşr/23) âyet-i celilesi gibi… İsm-i şeriften yalnız bir “He” kalsa yine Zât-ı Kibriya’ya delâlet eder. Çünkü “He” de “Esmâü’l-Husnâ” dan bir isim¬dir. Hem öyle ki bu dahî Zât-ı Ulûhiyyete bir nişane…

İşin daha da ibretli ve hikmetli tarafı var: Âlemde her canlı mahlûk, teneffüs etmek suretiyle istese de istemese de Yüce Allah’ı zikretmektedir. İnanan da inanmayan da buna mecbur. Nefes aldıkça, hayatta kaldıkça bu böyle devam eder. “Ben nefes alma¬dan yaşarım!” diyebilecek bir aslan henüz yaratılma-mıştır. O inkârcılar, o şucu, bucular var ya, bilmeden Allah’ı anmaktadırlar. Çünkü nefes alıyorlar. “He” harfinin mahreci göğüsten ve ciğerlerden gelen nefes ile çıkar. Buna göre, her nefes, “He” harfidir. Her nefes “He” harfi olunca, teneffüs eden her mahlûk farkına varmadan her nefeste şanı yüce Allah’ı bu ismiyle anmaktadır. O kadar ki, Allahü Teâlâ’yı anmak bittiğinde o canlının da hayatı son bulmaktadır. Bir kâfir, bir madde¬ci, bir bilmem ne, inkârda zirvelere çıksa, nefesi onu her dakika yalanlamakta ve ona şöyle haykırmaktadır:

Ey hünersiz, ey bilgisiz adam! Kendine yazık edi¬yorsun! Benim varlığım, O’nun sonsuz kudretinin bir ese¬ri. Ben durduğum an, sen ölüm uykusuna dalmış, hayat¬tan silinmiş olursun! Vah sana, vah!

Evet, ne desem?

Cenge mi girişirsin, ey ham adam, Hak ile?

Senin beynini deler, bir zerre toprak ile!..

MÂNÂDA TOPLULUK;

Yine mânâ cihetiyle de bu mübarek isim, öteki isimle¬rin hepsini kendinde toplamıştır. Diğer isimlerde bu cemiyet yoktur. O isimler yalnız bir sıfat yahut bir fiile delâlet ederler.

Şimdi şu isimlere bir göz atalım:

a) Er-Rahmân, yalnız rahmeti,

b) Er-Rezzâk, yalnız rızkı,

c) Er-Rahîm, yalnız merhameti,

d) El-Gaffâr, yalnız mağfireti,

e) El-Kadir, yalnız kudreti,

f) Es-Semî’, yalnız işitmeyi,

g) El-Azîm,yalnız azameti ifade eder.

Fakat Cenâb-ı Hakk’ın has ismi olan “Allah” ism-i şerifi bütün isimlerin mânâlarını hepsini birden toplu ola¬rak ifade eder. Demek ki bir kimse “Yâ Allah!” dediğinde yüce yaratıcımızı bütün isimleriyle ve bütün sıfatlarıyla anmış olur. Bu sebeple “Esmâü’l-Hüsnâ” içinde “Allah” ism-i şerifi ism-i a’zamdır. Şânı büyük, bereketi bol, feyzi ve inayeti ebedîdir. O mübarek ismin feyziyle gönüllerde cennet çiçekleri açmış, velîler ve âşıklara bu isim gıda olmuştur.

Yukarıda da geçtiği üzere bu mübarek ismi lâfız ola¬rak bozma imkânı yoktur. İnsan isimlerinden herhangi bir harf kaldırılacak olsa, artık o isim olmaktan çıkar ve bir mânâ ifade etmez. Meselâ: Hasan isminin başından (H) harfini kaldırsak (asan) sonundan (N) harfini alsak, geriye (Hasa) kalır. Şerîf isminin başından (Ş) harfini kaldıracak olsak (Erif) kalır ki bir mânâ taşımaz. Buna mukabil “Allah” ism-i şerifinin hangi harfini alırsak alalım, onu bozmak ve mânâsını değiştirmek ihtimali yoktur. Bu dahî düşünül¬mesi gereken sır ve hikmetlerden…

Evet:

O ne madde, ne cevher. Zât-ı Kibriya tekdir,

Selim akıllar O’nu imanla bilecektir!..

Arifler sultanı Bayezîd-i Bestamî Hazretlerine:

“Ey Hak erlerinin başı, denildi, ism-i a’zam hangi isimdedir?” Ay yüzlü mânâ pîri dedi ki:

“O, öyle bir isimdir ki, onun çizilmiş bir sınırı yok¬tur. Fakat sen, kalbini Allahü Teâlâ’nın vahdaniyyeti için boşalt, mâsivâdan kalbini temizle. Bu durumda olduğun zaman rabbini dilediğin bir isimle zikret!” (Mustafa Necati Bursalı- Esmaü’l Hüsnâ şerhi-s/48-55)

*************************************************************

İSM-İ ÂZÂM YOKTUR

Âlimlerden, İsm-i Azam yoktur diyenler de vardır. Mevcudiyeti kesin olmayan, eğer varsa hangi isimden veya isimler grubundan oluştuğu bilinmeyen İsm-i Azam’ı öne sürerek maddi sonuçlar beklemek, din, bilim ve akılla uzlaştırılması mümkün olmayan bir davranıştır. Manevi kazançlar için İsm-i Azamla dua edilebilir. (DİA. 23:76)

************************************************************

(İSM-İ AZAM HAKKINDA) Allah’ın ismi azam meselesi var ya kültü, o bizde yok, o onlardan bize geçti. İsmi azam belli Allah, daha ne olsun. Allah’ın esmasıyla hayatın tüm alanlarına tecellisini inkâr edip onu hayattan dışlayan bir tasavvura sapmak. Modern sekülerlik sapmanın bu türünü içinde en yoğun biçimde barındırmaktadır demişiz. (M. İslamoğlu (Esma dersleri, giriş-6/2))

(Not; Sn. İslamoğlu hocamın bu konudaki daha detaylı açıklamasına ulaşamadım. Bulduğumda onu da ilave edeceğim.)

**************************************************************

“İSM-İ ÂZÂM” KÜLTÜ İSLAM’A AİT DEĞİLDİR.

….İslâmî olmayan bir kaynaktan gelmesi muhtemel Beyan’ın öğretilerinin bir diğeri de, onun, Allah’ın “İsm-i Azam’ı”nı bildiğini ve böylece olağanüstü güçlere sahip olduğunu iddia etmesidir. Beyan kendisinin “İsm-i Azam” bilgisi vasıtasıyla Venüs gezegenini çağırabilme ve bir cevap alabilme yeteneğine sahip olabildiğini iddia etti.43

Yüce bir ismin bu önemi için birtakım benzer veya muhtemel kaynaklar vardır. Örneğin Alfred Guillaume, bilgi yoluyla ve esrarlı veya yüce bir ismi kullanmakla özel güçler kazanma inancının, binlerce yıldır yakın doğuda mevcut Olduğunu belirtmiştir. Böyle bir öğretide mevcut olan fikir, bir şahsın ismini bilen kimsenin, bu suretle o şahsın üzerinde güç sahibi olmasıdır. 44

Kavramın çok eski çağa ait olduğunun bir belirtisi, İsis’in, Güneş Tanrısı Ra’nın üzerinde, onun esrarlı “Yüce İsmi” ni öğrenmesinden sonra, güç kazanmış olduğu rivâyet edilir olmasına uygun olarak eski bir Mısır hikâyesinin içeriğinde görülebilir.45

Yüce bir isim inancı aynı zamanda Musevîlik te de bulunabilir. “İsm-i Azam”ın Yahudîlikteki karşılığı Shem ha-Mephorash “kutsal isimdir”dir ki o, sihirle ilgili spekülasyonun konusuydu.46 O, olağanüstü gücü elde etmek felsefesiydi ve bu nedenle bir sihirbazlık formülü olarak kulllanıldı.47

“ İsm-i Azam”a dâir spekülasyon Musevî Merkabah mistitisizminin en önemli bir özelliği idi. Bu konuda, sihirbazın, kendisini “ İsm-i Azam” la aşılayarak, yâni içine ismin dokunulmuş olduğu özel bir elbise ile kendisini giydirerek, o yolla özel güç ele geçirmiş olduğu bir dinî tören vardı.48

Sasanî Fars’ın Mazdekî fırkalarının, “İsm-i Azam”ın gücüne dâir nazariye kurmakla kendilerini meşgul etmiş oldukları nakledilir.

Şehristanî, İslamî ve İslam dışındaki fırkalarla ilgili eserinde (el-Milel-ve’n-Nihal) Mazdekilerin “İsm-i Azam”ı bilen her kimsenin “Sırr-ı Âzam”ı (Çözümlenemez Esrar)ı bilmeye eriştiğine inandıklarını kaydeder.49

Muhtemeldir ki, Beyan, bu fırka (Mazdekîler) onuncu ilâ on ikinci asırlara kadar geç dönemlere değin Irak’ın komşu eyâleti Fars’da var olmaya devam ettiği için, 50 her ne kadar böyle bir ilişki ispat edilemez ise de, Mazdekî öğretiyi öğrenmiş olabilirdi. Kesin olan şey, Allah’ın “İsm-i azam”ının manipulasyonunun, kadîm zamanlardan, en azından son asırlara dek yakın doğu sihrinin yaygın bir özelliği olduğu idi.51

Daha önce kaydedildiği gibi, Beyan; pekâlâ sihrin tatbikatıyla meşgul olmuş olabilir. Elbette onun arkadaşı Mugire b. Saîd, özellikle sihirle ilgili bilgisi ve maharetleriyle meşhurdu ve Beyan’a “İsm-i Âzam”ın sihrî kullanımını öğretmiş olabilirdi. (BEYAN B. SEM’AN VE BEYÂNİYYE: EMEVÎ IRAK’ININ ŞİÎ AŞIRILARI – William F. TUCKER)

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Haziran 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 231 takipçiye katılın