RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 22 – EL ĞAFÛR (B) (Ebu Hanzala’dan derleme)

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………*****************************************************

………EL ĞAFÛR

………El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d

………Bugün Allah izin verirse Allah’ın güzel isimlerinden el Ğafûr ismini anlatmaya çalışacağız. Allah kendisini Kur’an ı Kerimde yüze yakın sayıda el Ğafûr ismi ile vasfetmiştir. Yani Kur’an ı kerimde Allah için en fazla zikredilen isimlerden bir tanesi el Ğafûr ismidir.

………El Ğafûr ismi Kur’an da Allah için 3 farklı formatta zikredilmiş. Bunlardan bir tanesi, en fazla olanı el Ğafûr. İkincisi Ğaffar, üçüncüsü ise Ğafîr şeklinde 3 farklı kalıpta Allah bu ismi kendisi için zikretmiştir.

………Aslında biz bugün Allah’ın aynı anlama yakın, az farklılık bulunan 3 farklı ismini görmüş olacağız. El Ğafûr, el Ğaffar, el Ğafîr.

………Peki, el Ğafûr ne demek? Arap lügatında ga-fa-ra kökünden gelen bu ismin anlamı; bir şeyin üzerini örtmek, örtü altında saklamak, örtü altında korumak anlamlarına geliyor. Yani Allah kendisine bu kökten bir isim edinmiş. Mesela Araplar savaş esnasında kafayı örtsün ve düşman darbelerinden korusun diye kafaya giyilen zırha ne diyorlar? Miğfer diyorlar. O da aynı kökten geliyor.

………O zaman Allah’ın el Ğafûr olması ne demek? Birinci anlamı Allah’ın kullarının günahlarını örtmesidir. Yani Kur’an da varid olmayan fakat sünneti seniyye de var olan Allah’ın bir ismi var. Es Sittir. Kullarının günahlarının üzerini örten, günahlarını açığa çıkarıp insanların içerisinde rezil etmeyen Allah demektir. El Ğafûr’un en temel manası da budur, Es Sittir ismi ile aynıdır.

………Diğer bir manası nedir? Allah, kulunu günahın zararlarından, karşılıklarından muhafaza etmesidir. Biz daha önceki bir çok defa görmüştük yer yer bu dersimizin içinde de zikredeceğiz. Her günahın İslam’da mutlaka bir karşılığı vardır. İnsanın dünyasına ve ahiretinde her günah bir surette zarar verir.

………El Ğafûr isminin kula faydası nedir? Allah; el Ğafûr ismiyle seninle günahının arasına perde olur. O günahın sana zarar vermesini, seni dünyada ve ahirette helâk etmesine engel olur. O zaman Ğafûr isminin iki temel manası var; biri günahın üzerini örtmek biri de kul ile günahının arasına girip günahın kula zarar vermesine engel olmak.

………Şimdi Allah’ın el Ğafûr ismi hem dünya da hem de Ahirette tecelli eden isimlerinden. Yani hem dünyada kullarına faydası var, hem de ahirette kullarına faydası olan ism-i celilelerinden. Hatta biz şunu söyleyebiliriz; Diyebiliriz ki Allah’ın insana en büyük lütfu, ihsanı, Allah’ın kendisini el Ğafûr olarak sıfatlamasıdır. Şayet Allah El Ğafûr olmasa ve insanları günahlarıyla da dünyada iken yargılayacak olsa, yeryüzünde nefes alabilecek tek bir tane bile canlı kalmazdı. Onun için kul eğer Allah’a hamd edecekse, hani biz diyoruz ya, hamd ile şükür arasında fark vardır. Şükür nedir? Allah sana somut bir nimet verir, sen de o nimetin karşılığında dersin ki ya rabbi sana teşekkür ediyorum. Bu şükürdür. Bir de hamd vardır. Allah’ı zatından dolayı kişinin övmesi, ona kulluk etmesi, onu yüceltmesi, O’nu tekbir etmesi, bu da Allah’a hamddır ki hamd şükürden daha üstündür. Allah’ın El Ğafûr olması O’na hamd etme sebeplerimizden bir tanesidir.

………Diyeceksiniz ki niye, şayet Allah el Ğafûr olmasaydı ne olurdu? Yani farz edelim ki Allah’ın böyle bir ismi olmamış olsaydı ne olurdu?

………En başta Fatır/45 ayeti kerimesinde diyor ki;

………Velev yuahızullahunNase Bima kesebu ma tereke alâ zahriha min dabbetin ve lâkin yuahhıruhüm ila ecelin müsemma* feizâ cae ecelühüm feinnAllâhe kâne Bi ‘ıbadiHİ Basıyra; (Fatır/45)

………Velev yuahızullahunNase Bima kesebu ma tereke alâ zahriha min dabbeh Allah kullarını işledikleri günahlarla yargılayacak olmuş olsaydı yeryüzünün üzerinde tek bir tane dahi canlı kalmazdı diyor Allah azze ve Celle.

………Burada ki ifadeye çok dikkat edin; İnsanları günahlarından dolayı yargılayacak olsaydı yeryüzünde tek bir tane canlı kalmazdı. Tek bir tane insan kalmazdı demiyor Allah, tek bir tane canlı kalmazdı diyor.

………Ne demektir bu? Bu şu demektir; İnsanın işlemiş olduğu günah sadece kendisine zarar vermiyor, sadece kendi hayatını kirletmiyor. İşlemiş olduğu günahla hem kendi hayatını, hem içinde yaşamış olduğu kâinatı, hem de onunla beraber yeraltında ve yer üstünde yaşayan bütün canlılara da zarar veriyor. Rabbimiz Rum suresinde ne diyor?

………Zaharel fesadü fiyl berri vel bahri Bima kesebet eydinNasi li yüziykahüm ba’dalleziy amilu leallehüm yerci’ûn (Rum/41)

………Karada ve denizde fesat, insanoğlunun elleriyle kazandığının karşılığıdır.

………Mesela sen diyelim ki; Denizin kenarında bakıyorsun ki binlerce balık vurmuş. Soruyorsun diyorsun ki ne oldu bu balıklara? Diyorlar işte kimyasal atıklar denize döküldü, balıklar bundan zarar gördüler ve karaya vurdular. Bu dünyalık insanların açıklamasıdır, bunun asıl sebebi Rum suresinde zikredildiği gibidir. İnsanoğlunun günahları denizdeki balıkların dahi yaşamlarını kirletiyor kendi yaşamını kirlettiği gibi.

………Demek ki Allah el Ğafûr olmasa kulları günahlarının eserinden muhafaza etmemiş olsa, biz de dâhil olmak üzere yeryüzünde tek bir tane dahi canlı nefes alamazdı. İnsanların günahları yeryüzünü ifsat eder, helâk ederdi.

………Mesela düşünün, Allah el Ğafûr olmasa ne olurdu? İnsanların birbirine bakacak yüzü asla olmazdı. Yani bütün günahları bir tarafa bırakın, sadece Allah insanların düşüncelerini el Ğafur ve es Sittir ismi ile setretmeseydi herkes birbirine baktığında birbirlerinin kafasında ki düşünceleri okuyor olabilseydi yeryüzünde iki insanın bir arada bulunması mümkün olmazdı. Nasıl insan aklından geçen şeyi başkaları bildiği takdirde toplum içine nasıl çıkar, nasıl insanların yüzüne bakar, mümkün değil. Bu Allah’ın el Ğafûr isminin bir tecellisidir.

………Ya da şöyle düşünün. Mesela her insan kendi günahlarını gözünün önüne getirse ve bu günahların sadece kendisi ile rabbi arasında değil kendisi, rabbi ve bütün insanlar arasında bilindiğini düşünse. Bu şekli bir insan gözünün önüne getirse Allah’ın el Ğafûr olmasının ne kadar büyük bir nimet olduğunu insan ancak o zaman anlayabilir.

………Şöyle söyleyelim mesela; biz bir kural öğrendik şeriatın genel naslarından. Nedir o? Said ibn. Cübeyr’in sözüdür aynı zamanda, insanoğlunun işlediği her iyiliğin mükâfatı kalbinde bir iyilik, insanoğlunun işlediği her günahın cezası, kalbinde bir cezadır.

………Peki gerek ondan gerek selefin diğer büyüklerinden nakledilen bu sözü nereden çıkarmışlar, neye dayanarak bunu söylemişler? Çünkü Kur’an ın başından sonuna kadar bunu anlatıyor. Allah diyor ki;

………felemma zağu ezağAllâhu kulubehüm. (Saff/5)

………Onlar yamulunca, istikametin dışına çıkınca Allah’ta onların kalplerini yamulttu diyor ayeti kerimede.

………Allah Tevbe suresinde diyor ki;

………hel yeraküm min ehadin sümmensarefu* sarafAllâhu kulubehüm Biennehüm kavmün lâ yefkahun. (Tevbe/127)

………Onlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirdiler, Allah’ta bunun akabinde onların kalplerini kendi ayetlerinden çevirdi diyor.

………Sen nasıl ki bir iyilik yaptığında bu iyilik sana iyilik olarak geri dönüyor, Allah bir sonraki iyiliği sana kolaylaştırıyor. Hakeza sen bir kötülük yaptığın zaman da, bir sonraki kötülüğü sana kolaylaştırıyor.

………Peygamber (A.S.) hadis-i Şerifte ne demişti bize?  “Müslüman mü’min bir günah işlediğinde onun kalbine siyah bir nokta konur. O tevbe eder, günahtan el çeker istiğfarda bulunursa, Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ta onun kalbinde ki o siyah noktayı götürür onun kalbini parlatır” diyor. “Fakat o tevbesiz, istiğfarsız bir şekilde günah işlemeye devam ederse onun kalbindeki siyah noktalar da artmaya devam eder. Ta ki onun bütün kalbinin üzerini örtünceye kadar.” Sonra şu ayeti okudu;

………Kellâ bel rane ‘alâ kulûbihim ma kânu yeksibun. (Mutaffifin/14)

………Asla, onların problemleri yaptıkları amellerin neticesinde kalplerinin üzerinde oluşmuş olan perdeden dolayıdır. Yani onlr bir hayır yapmak istiyorlar o hayrı yapamıyorlar, insanları suçluyorlar. Oysa Allah; “Asla” diyor, kimseyi suçlamayın. Siz günah işlediniz, siz kalplerinizi kararttınız Allah’ta bunun akabinde sizin kalbinizin üzerine sizi hayırdan alıkoyan bir tabaka yerleştirdi. Siz günah işlediniz, kalplerinizi hayra karşı kapattınız, Allah’ta siz hayra yönelmek istediğinizde hayrın kapılarını sizi yüzünüze kapattı. Hiç kimseyi suçlamanın bir anlamı yoktur. İnsan eğer suçlayacaksa, kınayacaksa kendisini kınamalıdır.

………Şimdi Allah el Ğafûr olmasaydı her işlediğimiz günah bizim kalbimize siyah bir nokta olarak yazılsaydı ve asla kalbimizden silinmeyecek bir leke olarak kalbimizde kalmış olsaydı ne olurdu bizim halimiz? Kim bize bir yardım edebilirdi, kim Allah’ın karşısında bizi temize çıkarabilirdi? Hiç kimse. Ama Allah ne yaptı? El Ğafûr oldu, bana istiğfar edin dedi bu takdirde ben günahların eserini sizin kalbinizden sileyim. Aksi halde bütün mü’minler kalpleri kararmış, hayırdan mahrum olmuş, rablerinden yüz çevirmiş olarak hayatlarına devam edeceklerdir. Onun için Allah’ın el Ğafûr olması bizim için Allah’ın en büyük nimetlerindendir.

………Allah dünyada el Ğafûr ismi il kulunun günahlarının üzerini örtüp onu rezil etmekten muhafaza ettiği gibi kıyamet gününde de Allah’ın el Ğafûr ismi tecelli eder. Müslüman tam helak olduğuna kanaat edip cehenneme sürüklenmeyi beklerken Allah’tan aynen bu söylediğim gibi bir ses işitir; “Ben dünyada senin günahlarını setrettim, bugün de senin günahlarını bağışlayacağım” der. Bu kimin sözüdür? Âlemlerin rabbi olan Allah’ın sözüdür.

………Adamın bir tanesi Abdullah İbn. Ömer’in yanına geliyor, diyor ki ey ibn. Ömer sen Allah resulünün necva hakkında ki hadisini biliyor musun? Necva fısıldaşmak demektir. O da diyor ki evet Allah resulünün bu konu hakkında söylediğini biliyorum. Nedir? Diyor ki peygamber AS. Şöyle buyurdu;

………Allah kıyamet gününde mü’min kulunu kendisine yakınlaştırır. Sonra onun üzerine bir örtü atar ve onu örter. Sonra ona sorar; “Şu günahını hatırlıyor musun, biliyor musun, aklına geldi mi?” Peygamber AS. Diyor ki; Kulun bütün günahlarını ona ikrar ettirip ve kul da kendi nefsinde artık ben helak oldum, ben bittim. Daha benim bundan sonra bu kadar günahla benim yapacak hiçbir şeyim kalmadı dediğinde Allah ona der ki; “Sen dünyadayken senin bu günahlarının üzerini örttüğüm gibi, bugün de senin o günahlarını ben bağışlayacağım, mağfiret edeceğim.”  Der.

………Demek ki Ğafûr olan Allah bunu kaide olarak mü’min ezberleyebilir. Sen dünyada bir günah işlemişsen Allah’ta bu günahını senin için setretmişse senin ve rabbinden başka kimsenin haberi yoksa, istikameti bozmazsan bil ki Allah’ın dünya da setretmesi, ahirette affetmesinin alametidir. Kimin dünyada günahını setretmişse ahirette Allah onun günahını affedecektir. Onun için bir kul belki en fazla Allah’a hamd etmesi gereken şey örtülmüş olan günahlarıdır, eksikleridir. Çünkü bu kişinin ahiret gününde Allah tarafından affedileceğinin alametidir.Peki, biz bunu bildiğimiz takdirde, yani Allah’ın el Ğafûr ismi tecelli ettiğinde dünya da ve ahirette kul için sayısız sonsuz faydaları var. Peki ben bir Müslüman olaraktan bildiğimde be beni neye sevk eder? Allah’ın bu ismi ile ben Allah’a nasıl kulluk edebilirim?

………İlk olarak ben bunu bildiğim zaman benim üzerime düşen birinci vazife dilimi sürekli bir şekilde Allah’a istiğfar ile ıslak tutmamdır. Otururken, yürürken, yatarken, bir mecliste insanlarla konuşurken, boş kaldığım her anda estağfirullah ve etubu ileyh, estağfirullah ve etubu ileyh, estağfirullah ve etubu ileyh diye sürekli bir şekilde dilimi bunun ile ıslak tutmamdır. Çünkü Peygamber AS. Hem kendisi böyle yapar, hem de ashabına böyle yapmalarını tavsiye ederdi.

………Mesela diyor ki Allah resulü bir hadis-i şerifte;

………Ey insanlar Allah’a tevbe ediniz, Allah’a istiğfarda bulununuz, çünkü ben günde yüz defa Allah’a istiğfar ediyorum.” Derdi. Bir rivayette;

………Ben yetmiş seferden fazla her gün Allah’a istiğfar ediyorum.” Derdi.

………Abdullah İbn. Ömer diyor ki; “Biz bir mecliste Allah resulü ile beraber oturduğumuzda yüz defaya yakın onun “estağfirullah ve etubu ileyh dediğini sayardık.”  Diyor.

………Öyleyse bizim en fazla yapmamız gereken şey çokça fazla Allah’a istiğfarda bulunmaktır.

………Peygamber kıyamet gününde sahifesinde istiğfar olan kullarını müjdeliyor. Yani İbn. Mace’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Resulü diyor ki;

………“Kıyamet gününde amel sahifesinde çokça istiğfar bulunanlara müjdeler olsun” diyor.

………Sen eğer dünyada Allah’a çokça istiğfar etmişsen, mağfiret talebinde bununmuşsan, kıyamet gününde sana sayfanı verdiklerinde yüzün aydınlanacak, müjdeleneceksin, hiç pişman olmayacaksın. Allah’a hamd olsun ki diyeceksin ben sürekli bir şekilde rabbime istiğfar talebinde bulunmuşum.

………Hatta İbn. Kayyım diyor ki ben ibn. Teymiye’ye sordum, dedim ki bazı alimlere soruluyor; Deniliyor ki biz çokça istiğfarda mı bulunalım, yoksa çokça Allah’ı tesbih mi edelim. Hepsi zikirdir, hepsinin de ecri vardır ama biz hangisini yapalım.

………İbn. Teymiyye bana dedi ki diyor; İnsanın elbisesi temiz oldu mu elbiseye koku yakışır, süs yakışır. Ama insanın elbisesi kirli ise sabunla su yakışır.

………Yani şunu demek istiyor biz insanız, biz günahkârız, bizim eksiklerimiz var. Bizi düşen nedir? Bizi yıkayacak olandır o da istiğfardır. Eğer günahsız olsaydık, veya eksiklerimiz fazlalarımızdan daha az olsaydı o zaman derdik bize yakışan süstür, Allah’ı tesbih ederdik. En fazla bize düşen Allah’a istiğfar etmektir.

………İkincisi ben Allah’ın el Ğafûr olduğunu bildiğim zaman, Allah’a sürekli hamd etmek gerekir. Biraz önce söylemiştik ama başka bir başlık altında kaydedelim; Allah’a çokça hamd etmem gerekir, ya rabbi sen el Ğafûr olduğun için seni seviyorum. Ya Rabbi sen El Ğafûr olduğun için ben sana hamd ediyorum. Çünkü sen el Ğafûr olmasaydın ben dünyada da ahirette de helak olurdum diye sürekli bir şekilde Allah’a hamd etmek O’na şükretmektir.

………Üçüncüsü ise; Kişi Allah’ın El Ğafûr olduğunu ve günahları çokça fazla affettiğini bildiği zaman şeytanın insanoğlunda ki en büyük nasibi olan Allah’ın Rahmetinden ümit kesmekten insanı muhafaza olur, insan kendisini kurtarmış olur.

………Genelde insanlara sorulduğunda şeytanın insan üzerinde ki en büyük nasibi nedir? İnsanlar diyorlar ki şeytanın insanlar üzerinde ki en büyük nasibi insana günah işlettirmesidir. Allah’ı unutturması ve insana günah işlettirmesidir. Bu cevap doğru bir cevap mıdır? Değildir, şeytanın insan üzerinde ki en büyük nasibi günahtan sonra insanın Allah’ın rahmetinden ümit kesmesini sağlamasıdır. Çünkü günah seni fasık yapar, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ise kâfir yapar. Şeytan günahtan daha ziyade seni Allah’ın rahmetinden ümit kestirir. Allah Zümer suresinde ne diyor?

………Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU HUvel ĞafûrurRahıym; (Zümer/53)

………Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh. Ey nefisleri hakkında aşırıya giden kullarım, çokça günah işleyen kullarım, çokça beni unutan kullarım, ey sorumluluklarını ihmal eden kullarım lâ taknetu min rahmetillâh Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.

………Tabii insanın aklına hemen şu soru beliriyor, niye Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyeceğiz? innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU HUvel ĞafûrurRahıym çünkü Allah günahlara çokça mağfiret eder, günahları çokça bağışlar ve O, Ğafûr ve Rahîm olanın ta kendisidir diyor Allah. Yani Allah’ın rahmetinden ümit kesmememizin illeti, sebebi Allah’ın el Ğafûr olmasıdır, günahları çokça bağışlamasıdır.

………Bir insan Allah muhafaza Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş ise eğer, bu onu küfre kadar götürecek olan bir şerdir. Yusuf Suresinde Allah diyor ki;

………Ya beniyyezhebu fe tehassesu min Yusufe ve ehıyhi ve lâ tey’esu min ravhıllah* innehu lâ yey’esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun. (Yusuf/87)

………lâ tey’esu min ravhıllah Yakub AS. Dilinden; Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşmeyin innehu lâ yey’esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun. Çünkü Allah’ın rahmetinden sadece ve sadece kâfir olanlar ümit keserler diyor.

………Sen neden Allah’ın rahmetinden ümit keseceksin ki, niya Allah’ın bağışlamasından ümit keseceksin ki? Senin günahın ne kadar fazla olursa olsun senin günahın Allah’ın mağfiretini galebe çalabilir mi? Sen gece gündüz aralıksız bir şekilde günah işleyen bir kul olmuş olsan, senin günahlarının karşısında veya senin günahlarının Allah’ın mağfiretini, Ğafûr olan Allah’ı aciz bırakabilir mi? Böyle bir şeyin olması mümkün değildir.

………İ. Buhari ve Müslim’in Ebu Hüreyre’den rivayet ettikleri bir hadiste peygamber A.S. diyor ki;

………“Müslüman bir kul günah işler, günah işledikten sonra da der ki Allah’ım benim günahımı bağışla. Allah bunu duyduğu zaman der ki;

………Benim kulum bir günah işledi ama onun bir rabbi olduğunu bildi. Günahları affeden ve günahları yargılayan. Ben bu kulumu affettim.” Der.

………Sonra diyor peygamber “O kul aynı günaha döner, tekrar günah işler, işledikten sonra der ki Ya Rabbi benim günahımı benim için bağışla.” Allah yine aynısını söyler;

………“Benim kulum bir günah işledi, onun günahları bağışlayan ve insanları günahlarıyla yargılayan bir rabbinin olduğunu bildi, ben o kulumu tekrar bağışladım.” Der.

………Kul bir daha günah işler, Allah yine aynısını söyler ama bu sefer sonuna da şunu ekler; Ne yaparsan yap bundan sonra senin günahını bağışlamışım der Allah.

………Yani sen ne kadar günah işlersen işle, ne kadar kötülük yaparsan yap, senin Allah’ın rahmetinden ümit kesmene gerek yok, çünkü senin her günahın akabinde senin istiğfarda bulunuyor olman, Allah’ın seni muvaffak kıldığı bir salih ameldir. Belki de Allah senin dereceni yükseltmek, senin o günahınla beraber başka günahlarını da silmek için sana günah işlettiriyor, sonra da seni istiğfar ettiriyor ama sen bunun farkında bile değilsin.

………Mesela insanoğlunun şöyle bir problemi vardır, hayatında sürekli tekrar eden şeyleri artık günah gibi görmemeye başlar. Yani misal olarak söylüyorum bunu, İnsan sürekli iletişim halinde olduğu için çoğu insan dil ile kazanılan bazı şeylerin günah olduğunu unutur zamanla. Ama bir zina, bir kumar, bir içki, yani Müslümanın hayatında pey olmayan olsa da çok nadir olan günahlar, bunlar hemen insanın gözüne çarpar. Adam belki diliyle her gün yüzlerce binlerce günah işliyordur, içki içen birinden daha kötü bir duruma düşürmüştür kendini, fakat bunları günah olarak görmediği için bunlardan tevbe ve istiğfar etmiyordur. Allah bakar ki bunun hali hiç iyi değil, kulunun amel defteri kötülüklerle doluyor. Ona, onun da dikkatini çekecek bir günah işlettirir. Kul O günahı işledikten sonra pişman olur, bütün günahlarından Allah’a tevbe eder, onun kendisi için Aleyhte görmüş olduğu bu durumu Allah onun lehine çevirmiş olur.

………Nice insan vardır işlemiş olduğu büyük bir günah onun kurtuluşuna sebep olmuştur. Çünkü dikkatini çekmiştir, istikametinin dışına çıktığının farkına varmıştır. Allah’a öyle nasuh bir tevbeyle tevbe etmiştir ki geçmişe dair bütün günahları o tevbe istiğfarla beraber silinip gitmiştir. Onun için Müslüman ne yaparsa yapsın Allah’tan ümit kesmeyecek. Senin Allah’ın rahmetinden ümit kesmen işlediğin bütün günahlardan daha büyük bir günahtır bunu bileceksin ve şeytan sana bu kapıdan yaklaştığı zaman sen diyeceksin ki; seninle Allah arasında geçen bir konuşma var, bana bunu peygamber AS. Haber veriyor. Şeytan Allah’a yemin ediyor;

 ………“Senin izzetine yemin olsun ki ya rabbi, onların cesetlerinde ruh olduğu müddetçe ben onları saptıracağım” diyor.

………Allah’ta diyor ki;

………Benim izzetime ve celalime yemin olsun ki, onlar istiğfar ettiği müddetçe ben de onları affedeceğim. (Hadis)

………Bu onun ile Allah arasında geçen bir konuşmadır Allah’a hamd olsun.

………Sen diyeceksin ki şeytan bu kapıdan geldiği zaman Allah seni kahretsin, -Ki Allah seni kahr ve perişan etti- ben ne kadar günah işlersem işleyeyim Allah’ın rahmetinden ümit kesmem bu daha büyük bir günahtır, Ben ümit kesmeyeceğim.

………Hele bir de insan zaten ehl-i Tevhid ise Allah’ın mağfiretine, affına karşı bakış açısının çok farklı olması gerekir. Çünkü Allah’ın kullarına seslendiği bir şey vardır kıyamet gününde; Allah diyecek ki;

………“Ey İbn. Âdem sen bana dua ettiğin ve beni umduğun sürece ne amel yaparsan yap ben senin günahlarını bağışlayacak ve hiç te umursamayacağım. Ey insanoğlu senin günahların semanın uçlarına kadar ulaşsa, sonra sen desen ki ya Rabbi ben senden bağışlanma diliyorum dersen, Bende senin günahlarını bağışlayacağım ve asla bunu umursamayacağım. Ey Kullarım siz bana yeryüzünde ki toprak adediyle günahla bana şirk koşmadan gelmişseniz, Ben size yeryüzünde ki toprak adedince mağfiretle geleceğim” diyor. Kimin sözüdür? Bu Allah’ın sözüdür, Peygamber AS. Bize naklediyor, İmam Ahmet ile İmam Tirmizi’nin Hadisi bu.

………Şimdi senin işlemiş olduğun günahlar üst üste konulduğunda semaya kadar ulaşsa, 60 sene boyunca günah işlemişsin diyelim, yeri göğü günahla doldurmuşsun. Bunların hepsinin bağışlanması tek bir kelimeye bakar; Estağfirullah. Gönülden gelerek, pişmanlık duyularak Allah’ın ta’zim edildiği ve bu şekilde yapılmış olan bir istiğfar, ta semeye kadar ulaşmış olan günahların hepsini yerle bir etmeye kâfidir. Sen Allah’ın huzuruna şirk koşmadan gitmişsen, ama seni kıyamet gününde tartının yanına koyduklarında senin günahların yeryüzündeki toprak adedince günah olsa, Allah diyecek ki Ben de o toprak adedince sana mağfiretle geldim diyecek, senin bütün günahlarını bağışlayacak.

………Şimdi hal böyle iken bir insanın Allah’ın rahmetinden ümit kesmesinden daha büyük bir suç, daha büyük bir günah olabilir mi? Yani Allah kıyamet gününde böyle bir kulu karşısına alsa, dese ki benim bu kadar vaadim var, müjdem var. Sen bunlara rağmen nasıl habis olan şeytanın vesveselerine uydun, 2 – 3 günahı gözünde büyüttün, günahlarının bana galebe çalacağına inandın ve benim rahmetimden ümit kestin. İnsanın ne bir mazereti, ne de Allah’a verebileceği hiçbir cevap olamaz. Onun için Müslüman asla Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, Allah’ın mağfiretine ve affına güvenmelidir.

………Bizim Allah’ın el Ğafûr olduğunu bilmemizin bize kazandıracağı bir başka mesele ise, Kişi; Ğafûr olan Allah varsa günahkâr olan insan ve günahkâr olan toplumların da var olduğunu bilir.

………Bu önemli mi? Evet önemli bir şey. Neden önemli olduğunu anlatacağım inşallah. Yani sen diyorsan ki benim Ğafûr olan bir rabbim var, otomatikman şunu kabul edeceksin, o zaman günah işleyen bir toplum da var, insanlar da var. Sen eğer benim Tevvab olan, tevbeleri kabul eden bir rabbim var diyorsan o zaman otomatik olarak tevbeyi gerektirici kötü ameller yapan insanların da var olacağını kabul edeceksin. Aksi halde eğer Allah insanlara günah işlettirmeseydi, Allah’ın bu isimlerinin hiçbir anlamı, karşılığı olmazdı.

………İmam Müslim’in rivayet etmiş olduğu bir hadis var, bunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. O da nedir? Peygamber AS. Sahabesine diyor ki;

………“Siz günah işlememiş olsanız Allah sizi götürür, sizin yerinize günah işleyen, Allah’tan bağışlanma dileyen ve Allah’ın da günahlarını affettiği yepyeni bir toplum getirir.”

………Peki, bu sözü Allah Resulü hangi münasebetle söyledi, yani ne oldu da böyle bir şey söyledi, acaba sahabeyi günaha mı teşvik etmek istedi haşa ve kellâ. Hayır, Tirmizi’nin rivayetinde Ebu Hüreyre diyor ki; Biz Allah resulünün yanına geldik, dedik ki ona “ey Allah’ın resulü, biz senin yanında olduğumuz zaman kalplerimiz inceliyor, dünyaya karşı isteksiz oluyoruz, ahiret ehli insanlara dönüşüyoruz. 3 tane özellik sayıyorlar. Kalplerimiz inceliyor, yani sen bir ayet okuduğunda etkileniyoruz, sen bir hadis söylediğinde etkileniyoruz, sen kıyamet sahnelerini anlattığında kendimizi kötü hissediyoruz, kalplerimiz inceliyor, o perde kalkıyor. O an dünya ile aramıza mesafe koyuyoruz.

………Mesela kafamızda diyoruz ki “Ya ben ne kadar yoldan çıkmışım, ne kadar dünyaya meyl etmişim. Ben bundan sonra bu dünyaya karşı zahid olacağım, bir de ahiret ehli oluyoruz. Ama senin yanından ayrılıp hanımlarımıza sarıldığımızda, çocuklarımızı kokladığımızda, senin yanında ki halimizden eser kalmıyor. Dediler, yani bir endişe duydular hallerinden ve bunu da Allah Resulüne arz ettiler.

………Allah resulü de onlara dedi ki; Siz benim yanımda olduğunuz durumunuzu muhafaza etseydiniz eğer, evlerinizde melekler sizi ziyaret ederdi. Eğer siz günah ilemeseydiniz Allah sizi götürürdü, sizin yerinize günah işleyen, istiğfar eden ve Allah’ın günahlarını bağışladığı bir toplum getirirdi.” Yani siz eğer her zaman kalpleriniz aynı hali muhafaza  edebilse o güzellik halini evlerde siz birbirinizi, ziyaret etmezdiniz, Cibril, İsrafil, Mikâil..! bunlar kapınızı çalar, sizler günahsız insanlarsınız der, onlar sizi ziyaret ederlerdi diyor.

………Şeytan demek ki günümüzde de bazı insanları endişelendirdiği gibi sözü biraz süslü gösterip sahabeyi de kandırmış, endişelendirmiş. Ama Allah resulü olaya müdahale etmiş demiş ki; Bu endişe rahmani bir endişe değil, böyle bir şeyin olması da mümkün değil. Olması mümkün olmayan bir şeyi sizin istemenizde doğru değil. Doğru olanı onlara göstermiş.

………Müslim de yine bir hadis var, o da Vahiy kâtiplerinden Hanzala’nın kıssası. O da bir gün Ebu Bekir (rad.) ile yolda karşılaşıyor. Ebu Bekir onun kötü bir halde olduğunu görünce nasılsın diyor. İyi değilim. Neden iyi değilsin? Çünkü Hanzala münafık oldu. O da diyor ben bundan Allah’a sığınırım ne oldu ki? Diyor “Biz peygamber AS. Yanında iken bize cenneti ve cehennemi anlattığında biz sanki onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Fakat kadınlara çocuklara ve işe döndüğümüz zaman çokça unutuyoruz diyor. Onun ifadesi de bu. Yani hatırlanması gereken şeyleri çokça unutuyoruz. Eğer sorun buysa diyor Ebu Bekir şüphesiz ki senin bu hissettiğini ben de hissediyorum. Haydi, Allah resulüne gidelim diyor.

………Allah resulüne geliyorlar, Allah resulü onları dinledikten sonra diyor ki; Eğer siz benim yanımda olduğunuz hali muhafaza etseydiniz melekler yollarda ve evlerinizde sedirlerde otururken gelir sizinle musafaha ederlerdi. Yani yolların kenarına dizilir sizi karşılama töreni ile karşılar, sizinle el sıkışırlardı.

………Bir saat öyle bir saat öyle olur bu işler. Yani bir saat kendini çok iyi hissedersin, Allah’a çok yakın hissedersin, cenneti cehennemi gözünle görüyor gibi hissedersin. Ama başka bir saat gelir sıkılırsın, daralırsın, yapmak istemezsin, isteğin, şevkin kaybolur.  Bunun da kötü bir şey olmadığını Hz. Peygamber Hz. Ebu Bekir ve Hanzala ya söylemiş oluyor.

………Allah resulü burada ne yaptı o zaman zahiren, sureti rahmani gibi görünen bir endişe var. Önce bunun rahmani olmadığını onlara gösterdi, bu şeytani bir endişedir dedi. Bu Allah’tan bir endişe değildir ve olması da mümkün değildir, çünkü siz melek değilsiniz, bu meleklerin halidir dedi. Sonra onlara doğru olanı gösterdi. İnsan bazen böyle olur, bazen de böyle olur.

………Şimdi şeytan bir insanı hayırlardan mahrum etmek istediğinde eğer onu hayırdan mahrum edemiyorsa onun gözünde Müslüman kardeşlerinin eksiklerini büyütmeye başlar. Bu zamanla büyütür büyütür öyle bir hale getirir ki onu, Müslümanlarla beraber yaşamanın mümkün olmadığına inandırır onu.

………Mesela şu anda belki iyi niyetle yahut ta kendince işte rahmani olan bir takım endişe ile Müslümanlardan uzak duran, Müslümanların ortamlarından kaçan, İslamî cemaatlerle arasına mesafe koyan, şeytanın elinde esir olmuş ve iyi bir şey yaptığını zanneden çok fazla insan var. Sen ona sorduğunda sen tek başına bir Müslümansın, niçin diğer Müslümanlardan uzak duruyorsun? Sen şuurlu bir insansın, yapman gerekenleri biliyorsun. Başlıyor adam Müslümanların ortamlarından bulunan eksiklikleri anlatıyor.

………Peki, sen ne arzuluyorsun? Senin arzuladığın toplum o zaman melaike toplumunu arzuluyorsun. Günah işlemeyen, günahı irade etmeyen bir toplumu arzuluyorsun.

………Bu endişe İslami bir endişe değildir. Peygamber AS. Diyor ki; “Şeytan insanoğlunun kurdudur. Kurt, sürüden geri kalan hayvanı kaptığı gibi, şeytan da cemaatten geride kalan ve tek kalanı kapar. Aman ha vadilerde dağlarda yalnızlıktan sıkınınız, mescitlerde, toplum içerisinde ve Müslümanları cemaatleri arasında bulununuz.” Diyor.

………Mesela şöyle düşünün, birçok insan Müslümanlarla girmiş olduğu münasebetten ötürü ticari bazı sorunlar yaşamış. Biri parasını almış, vermemiş, biri söz vermiş sözünü tutmamış misal olarak. Bu tip meseleleri anlatıyor, eski bir Müslüman ise özellikle. Şunu yaşadım, bunu yaşadım..! anlatıyor. Sonucu neye bağlıyor, sonuç? Sonuç Müslümanlardan uzak durmak gerekir. Öyle bir şey yok, sen Allah’ın el Ğafûr olduğuna inanıyorsan günah işleyen Müslümanların var olacağına da inanacaksın. Sen Allah’ın et Tevvab olduğuna inanıyorsan günah işleyen ve tevbe eden bir toplumun olduğuna da inanacaksın aynı zamanda.

………Sen Allah Resulünün cemaatini nasıl bir cemaat zannediyorsun,  cemaatinin hiçbir şekilde Allah’ın el Ğafûr ve Et Tevvab isimleriyle muhatap olmadıklarını, sürekli bir şekilde Allah’ın keremine, ihsanına, lüfuna mazhar olduklarını mı zannediyorsun. Ebu Bekir gibi bir sahabe bile peygambere; Bana bir dua öğret ey Allah’ın resulü, ben onunla namazımda Allah’a dua edeyim dediğinde, sen sıddıksın ey Ebu Bekir Allah’a de ki senin sıddıkta ki derecelerini yükseltsin demedi Allah Resulü. Dedi ki;

………De ki; “Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîran ve lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente, fağfir-lî mağfireten min indik, ve’rhamnî inneke ente’l-gafûru’r-rahîm.”

………Deki; Allah’ım ben nefsime çok zulmettim, senden başka da günahlarımı affedecek hiç kimse yoktur. Kendi katından bir mağfiret ile benim günahlarımı bağışla, Ğafûr ve Rahîm olan sensin.” Dedi.

………Ebu Bekir bile peygamberden bir dua istediğinde Peygamber A.S. ona böyle bir duayı emretti. Bu insanlar bütün güzelliklerine, sayılamayacak kadar bütün güzelliklerine rağmen yeri geldi içlerinden bazıları zina yaptılar. Yeri geldi yanına işçi olarak aldığı bir Müslüman kendi hanımıyla zina yaptı Aldı Allah resulüne getirdi. Bu benim işçimdir, benim hanımımla zina yaptı bunları yakaladım, şahitler de gördü. Dedi. Yeri geldi Allah resulünün yanına birini getirdiler, ey Allah’ın resulü dediler, ben mescitteyken namazımı kıldım, uzandım, cübbemi de başımın altına koydum. Bu tam benim cübbemi çalarken ben bunu yakaladım dedi. Allah resulünün sahabesi cemaatinden biri namaz vakti bir mescitte bir başkasının cübbesini kafasının altından çalmaya çalışıyor. Cübbe de çok değerli, Allah resulü elini kesecek, Ben bunu istemedim ey Allah’ın resulü dedi. Allah resulü de; Onu bana getirmeden düşünecektin dedi. Artık iş mahkemeye intikal ettikten sonra mesele kamu davasıdır dedi ve elini kesti.

………Kadınlar kavga ettiler, birbirlerinin dişlerini kırdılar Allah resulünün zamanında. Allah resulünün yanına getirdiler. O da dedi ki; Bu bunun dişini kırdı siz de bunun dişini kırın. Kısas uygulayacak şimdi. Allah’ın hakkında Kur’an ı kerimde ayet indirdiği mü’minlerden öyle erkekler vardır ki Allah’a verdikleri sözü tutmuşlardır dediği Enes b. Nadr var ya; Vallahi dedi ey Allah’ın resulü benim kardeşimin dişi bu kötü kadından dolayı kırılmaz dedi. Allah resulü bir hüküm veriyor, verdiği hükmün yerinde olmadığına kanaat ediyor ve itiraz ediyor. Öfkeli olduğu için Allah resulü onu bağışlıyor. Ama daha sonra onun sadıklardan olmasına engel olmuyor.

………Kadının biri biriyle sokakta kavga ederken taşı fırlattı, öbür kadının karnına değdi, kadın bebeğini düşürdü. Bunlar cennetle müjdelenmiş olan sahabe kadınları, sokakta birbirleri ile kavga ediyorlar. Getirdiler Allah resulünün yanına. Allah resulü dedi ki; Sen düşük yaptırarak öldürdüğün bu çocuğa karşılık hür bir insanın diyetinin 1/20 sini vereceksin dedi. Hemen kocası itiraz etti. Ey Allah’ın resulü dedi, daha henüz doğmamış olan, nefes almamış olan, yememiş içmemiş olan bir çocuk için hiç diyet verilir mi dedi. Allah resulü dedi ki; Bu kâhinlerin kardeşlerindendir. Yani ben bir hüküm söylüyorum o bana şiirle kafiyeli cümleler kurarak benim söylediğime cevap veriyor. Dedi.

………Bir gün Allah resulü evinde oturuyordu, baktı ki kendi mescidinde Bedir ashabından olan Tebük’e katılmış olan sahabeler den iki tanesi birbirlerine bağırıyorlar. Mesel ne? Allah resulünün mescidinde yaka paça olacakları mesele borç meselesi. Biri neden borcunu vermiyorsun diyor, öbürü de param yok diyor, olsa vereceğim. Allah resulü perdeyi açtı Ey falan sen borcunun yarısını düş, öbürüne de dedi ki kalk borcunun yarısını getir. Ka’b İbn Acura adıyla meşhur bir sahabe. Sen de git borcunun yarısını getir dedi. Ondan sonra anlaştılar mescitten dağılıp gittiler.

………Bunlar Allah resulünün kendi cemaatinin içerisinde gün içinde yaşanan olağan olan şeyler. Demek ki günahsız bir toplum düşünmek, hayal etmek çok ta makul bir şey değil. Haydi bunu hayal ettin diyelim, Sahabeyi kandırdığı gibi şeytan seni de kandırdı, senin bu gayri İslâmi endişeni de sana güzel bir endişeymiş gibi de kabul ettirdi. Bu mesele değil, bunun daha büyüğü, daha kötüsü bu sebepten ötürü insanın Müslüman kardeşlerinden uzak kalıp gördüğü günahlardan daha büyük bir günah içerisine kendisini sokmasıdır. Çünkü şeytan bir çok insanın ayağını bu şekilde ve bu yolla kaydırıyor. Dediğim gibi bu konuya özellikle girmemin sebebi, aslında şunu söylesek yeter; Ğafûr olan bir Allah varsa günahkâr olan da kullar olacaktır desek yeter. Ama neden bu kadar tafsilata girdik? Çünkü az değil, Türkiye’nin birçok yerinde İslam’ı bilen Müslümanlara faydalı olabilecek olan, Allah’ın kendisine bir çok meziyet vermiş olduğu bir çok Müslüman var. Bunlar bu tip bazı meseleleri sürekli gündem edip Müslümanların ortamlarından uzak kalıyorlar ve bunu da sorsanız kendilerine bir endişeye dayandırıyorlar ve bu endişenin de doğru bir endişe olduğunu zannediyorlar. Ne bu doğru bir endişedir, ne de bu yaptıkları doğru bir şeydir. Bu bizim rabbimizin el Ğafûr olması demek…(diğer videoya geçiş)…

………Bir de şöyle bir başlığımız var Allah’ın mağfiretini, Allah’ın bağışlamasını elde etmek için kul ne yapmalıdır. Yani madem Allah’ın bağışlaması bu kadar önemlidir, kişinin dünyada ve ahirette saadeti Allah’ın mağfiretine bağlıdır, öyleyse kişinin şunu bilmesi onun kulluğunun fıkhındandır; Ben ne yaptığım takdirde, ne söylediğim takdirde ben Allah’ın yanında ki mağfireti hak ederim diye kulun bunu bilmesi kulluğunun fıkhındandır.

         Bazı başlıklar ve maddeler zikredeceğiz. Bunlar Kur’an dan ve sünnetten kişi yaptığı takdirde Allah’ın mağfiretine, Allah’ın bağışlamasına ulaşır diye öğrendiğimiz şeylerdir. Bunlardan birincisi, hatta en önemlisi diyelim geçen dersimizde delilini söyledik, bu sefer de başlığını söyleyeceğiz Tevhiddir.

………1 – Bir Müslümanın Allah’ın mağfiretine erişmesi, Allah’ın bağışlamasından payını almasının birinci yolu, onun Tevhid üzere olması, iman ettikten sonra imanına zulüm veya şirk bulaştırmamasıdır. Rabbimiz Kur’an ı Kerimde buyuruyor ki;

………İnnAllâhe lâ yağfiru en yüşreke BiHİ ve yağfiru ma dune zâlike limen yeşa’… (Nisa/48)

………“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Fakat bunun dışında kalanları dilediğine bağışlar.” Diyor.

………Peygamber AS. Bunun dışında kalanların birinci sınıfının mü’min, muvahhit kullar olduğunu hadisi şerifte bize beyan ediyor. İ. Ahmed ile İ. Tirmizi’nin rivayet etmiş olduğu bir hadisin en sonunda;

………Allah kıyamet gününde kullarına şu şekilde nida edecek. Diyecek ki; “ey insanoğlu sen bana yeryüzünde ki toprak adedince günah ile gelsen, fakat bana hiçbir şeyi şirk koşmamış isen eğer, ben de sana toprak adedi sayısınca mağfiretle geleceğim.” Diyor.

………Yani velev ki senin günahların semaya ulaşsa, yeryüzünde sayısını bilmediğin, belki sonsuz olacak kadar toprak adedince günahların olsa, ama eğer Allah’a şirk koşmadan huzura gitmişsen senin bu şirksizlik halini günahın adedince sana karşılığında mağfiretle geliyor, Allah senin bütün günahlarını bağışlamış oluyor. Öyleyse Tevhid insanın Allah’a şirk koşmadan Allah’a kulluk yapması, kulu O’nun mağfiretine ulaştıracak olan birinci sebeptir.

………2 – İkincisi ise kulun sürekli bir şekilde dili ile Allah’tan istiğfar talebinde bulunmasıdır. Yani estağfirullah ve etubu ileyh, estağfirullah ve etubu ileyh diye sürekli “Allah’ım senden mağfiretini talep ediyorum” diye Allah’tan istemesidir.

………Allah A. İmran/133 suresinde; Genişliği yerler ve gökler kadar olan cennetlerin kendileri için hazırlandığı muttaki kullarının özelliklerini sıfatlarını anlatırken diyor ki ayeti kerimede;

………Velleziyne izâ fe’alu fahışeten ev zalemu enfüsehüm zekerullahe festağferu li zünubihim * ve men yağfiruz zünube illAllâh* ve lem yusırru alâ ma fe’alu ve hüm ya’lemun . (A. İmran/135)

………O muttakiler öyle kimselerdir ki onlar nefislerine zulmettiklerinde, yani bir günah işlediklerinde hemen Allah’ı hatırlayıp istiğfar talebinde bulunurlar, Estağfirullah derler. Allah’tan başka kim günahları bağışlayabilir ki, kimdir Allah’tan başka günahları bağışlayacak olan ve onlar bir günah işlediklerinde bile bile o günahın üzerinde ısrar etmezler. Diyor Rabbimiz.

………Demek ki sen nefsine zulmettiğinde hemen onun akabinde Allah’ı hatırlayıp estağfirullah dersen, bunun karşılığında Allah’ta sana mağfireti ile geliyor, mağfiretini elde ediyorsun.

………Hatırlarsanız geçen dersimizde İ. Buhari ile İ.Müslim’in rivayet ettiği bir hadisi söylemiştik onu tekrar hatırlayalım; Peygamber As. Dedi ki;

………“Bir kul günah işlediği zaman eğer Allah’tan istiğfar talebinde bulunursa Allah şöyle der;

………Kulum bir günah işledi ama onun günahları affeden ve insanları günahlarıyla yargılayıp cezalandıran bir rabbinin olduğunu bildi. Ben kulumun günahını bağışladım.” Der. Kul bir daha günah işler, Allah yine aynısını söyler, bir daha günah işler istiğfarda bulunur, bağışlanma diler Allah yine aynısını söyler.”

………Ravi diyor ki; üçüncüde mi dördüncüde mi söyledi tam hatırlamıyorum ama Allah en sonunda ona şöyle der;

………Ne yaparsan yap ben senin günahlarını bağışladım, sana mağfiret ettim.” der.

………Demek ki kişi ne kadar büyük günah işlemiş olursa olsun günahı kendisini korkutmamalı, günahının altında ezilmemeli bilakis Allah’tan istiğfar talebinde bulunup bağışlanmasını dilemeli, talep etmelidir.

………Dil ile Allah’a çokça yapılan istiğfar zikri bu sadece insanı Allah’ın mağfiretine eriştirmez. Allah’ın mağfiretine eriştirmekle beraber insana başka faydaları da vardır. Mesela en büyük faydası nedir? İster maddi, ister manevi hangi sıkıntı olursa olsun, senin sıkıntılarını istiğfarınla siler götürür. Çünkü senin hayatında ki hem maddi hem manevi bütün sıkıntılar günahlarının eseridir. Sen bir günah işlediğinde Allah’ın merhametiyle, affıyla, keremiyle kendi arana bir perde kapatırsın. Sen her istiğfar ettiğinde o perde biraz daha kalkar, perde kalktıkça da Allah’ın rahmeti, keremi senin üzerine inmeye başlar.

………İ. Ahmed ve İ. Ebu Davud’un rivayet ettiği bir hadiste Peygamber AS. Diyor ki;

………“Kim sürekli istiğfarda bulunursa, sürekli dilini istiğfarla ıslak tutarsa, Allah her dertten ona bir kurtuluş, her darlıktan ona bir çıkış ve hiç ummadığı yerden Allah onu rızıklandırır.”

………Bu üç tanesi kişinin sürekli istiğfar yapmasının karşılığıdır. Hangi derdin olursa olsun, ister manevi, ister maddi uykunu kaçıran, seni çok üzen, seni yoran, seni, perişan eden bir derdin varsa o derdin çözümü istiğfardır, sürekli Allah’a istiğfar edeceksin.

………Ensardan biri Peygamber AS. İn yanına geldi, ey Allah’ın Resulü dedi Allah bana erkek çocuk vermiyor, Allah beni çocukla rızıklandırmıyor. Peygamber AS. Ona doktora git diyebilirdi, şu şu bitkileri kullan diyebilirdi. Elini aç Allah’a dua et seni salih bir zürriyetle rızıklandırmasını dile diyebilirdi. Ama öyle demedi. Ne dedi?

………“Sen çokça sadaka vermek ve çokça istiğfar yapmakla aran nasıl onu bana söyle” diyor. Yani çokça istiğfar yapıyor musun, çokça sadaka veriyor musun? Adam hayır Allah’ın resulü diyor. “Öyle ise git çokça istiğfar et sadaka ver” diyor. Uzun zaman sonra adam Peygamber AS. İle karşılaşınca; ey Allah’ın Resulü Allah bana 9 tane çocuk verdi”.

………Bu mesele bir dünyevi, bir sıkıntıydı. Demek ki onu günahlarının eseriydi çocuklarının olmaması, Allah onun yaptığı istiğfarla ona çocuk ihsan eyledi.

………İ. Ahmed’in müsnedinde rivayet ediliyor; Huzeyfe Peygamber AS. A geliyor diyor ki ey Allah’ın resulü, ben dili çok keskin olan bir adamım, yani insanları kırıyorum, insanlara hakaret ediyorum, hatta bir rivayette sebebini de açıklıyor; Ey Allah’ın resulü diyor ben evimin dışında böyle değilim, enimde böyleyim. Yani hanımlarıma çocuklarıma karşı çok sertim, onların kalbini sürekli kırıyorum diyor. Bir başka rivayette ben bu dilimin beni cehennem ateşine götürmesinden korkuyorum.

………Peygamber AS. Ona da aynı çocuğum olmuyor diyen sahabeye söylediğini söylüyor. “Senin istiğfarla aran nasıl ey Huzeyfe, çokça istiğfar ediyor musun?”. Diyor. Git Allah’a çokça istiğfar et, çünkü ben günde 100 defa Allah’a istiğfar ediyorum ey Huzeyfe” diyor, ona da bu yolu gösteriyor.

………Mesela bazen Huzeyfe (ra) ın şikâyetine binaen söylüyorum. Alışkanlıklarımız olur, İslâmdan öncesinden kalan bir alışkanlıktır, İslâm’ı öğrendikçe bunun doğru bir şey olmadığını anlarız ve bizim dinimize zararının olduğunu çok bariz bir şekilde görürüz. Ama ne yaparsak yapalım onu değiştiremeyiz. Alın size nebevi bir reçete. Peygamber AS. Diyor ki çokça istiğfarda bulunun. Ben bunun şöyle bir pratik örneğini de biliyorum; Sigaradan hiçbir türlü kurtulamayan bir kişi, yani ne yaparsam yapayım bırakamıyorum. Doktora gittim, şunu yaptım bunu yaptım, kendimi eve kapattım ama fırsatı bulunca tekrar sigara içiyorum. Ama çokça fazla istiğfar ettikten sonra Allah ona bir musibet veriyor o musibetten kurtulduğu zamanda Allah onu sigara illetinden tamamen kurtarıyor. Bunun örneğinin bir tanesini ben biliyorum.

………Demek ki kardeşlerim hayatımızda değiştirmek istediğimiz bir şey varsa ve bunu değiştiremiyorsak, dinimize de zarar veriyorsa çokça Allah’a istiğfarda bulunacağız.

………Mesela insanoğlunun en zayıf noktası neresidir, insanın düşüncesidir. Yani insanın belki en az hâkim olabildiği alan insanın aklına gelen düşüncelerdir. Çünkü düşüncenin kaynağı insanın kendisi değildir. Düşüncenin kaynağı kimdir? Vesvas olan şeytandır. Sen oturursun, şeytan senin aklına bir düşünce atar. Eğer sen başından öğrenmişsen onun vesveseleriyle nasıl mücadele edeceğini, o düşüncenin sende oturmasına engel olabilirsin. Ama bunu öğrenmemişsen, bir de alışkanlık haline gelmişse çevrende bulunan her türlü canlı senin için bir cehennem vesilesi olur. Çünkü her şey hakkında suizanda bulunursun. Yani yaprak yerinden kıpırdasa ona ait hiç düşünmesen de olabilecek kötü bir düşüncen olur. Bir Müslüman bir söz söyler suizan yaparsın, bir Müslüman bir davranışta bulunur suizan yaparsın, birinde bir şey görürsün suizan yaparsın ve ne yaparsan yap nasihat dinlersin olmaz, kitap okursun olmaz, dikkat edeyim dersin olmaz, Allah’tan yardım istersin olmaz.

………Aklına kötü düşünceler gelir, sen onun kötü düşünceler olduğunu nereden anlarsın? Ahireti beklemesine gerek yok aklını başına aldığın zaman o düşünceler seni yerin dibine sokar. Ben nasıl bunu düşündüm dersin ve anlarsın daha dünyada iken bana azab olan bu düşünce ahirette bana nasıl bir bela olarak geri dönecektir diye.

………Bundan yani suizandan kurtulmanın yolu nedir? Çokça Allah’a istiğfar etmektir. Estağfirullah ve etûbu ileyh, Estağfirullah ve etûbu ileyh. Çünkü bir günah insanda alışkanlık haline gelmişse bu çokça var olan günahların insanın üzerinde ki etkisidir. Bundan kurtulmanın yolu da çokça fazla istiğfarda bulunmaktır.

………Bir mescit ortamında otururken Hasan el Basri bir adam geldi ve dedi ki ey Hasan bizim memlekette kıtlık var. H. Basri dedi ki git çokça fazla istiğfar et”. Biraz sonra biri daha geldi, dedi ki benim çocuğum olmuyor. Ona dedi ki çözümü kolay çokça istiğfar et. Biraz sonra biri daha geldi, dedi ki ey hasan benim fakirlikle ilgili ciddi sıkıntılarım var, Allah benim rızkımı bir türlü genişletmiyor, ne yaparsam yapayım işlerim rast gitmiyor. Ona da git çokça Allah’a istiğfar et dedi. Biraz sonra biri daha geldi, ey Hasan dedi benim bostan her sene kuruyor, bu sene de kurudu. Herkesin bostanı yemyeşil benim ki kupkuru. H. Basri; sen de git çokça istiğfar et dedi. Yani çözümü istiğfar.

………Adamlar gittikten sonra H. Basri’ye sordular, dediler; ey imam 4 farklı şikâyet geldi, dördüne de aynı reçeteyi verdin, çokça istiğfarda bulunun dedin. Ben kendimden söylemedim dedi H. Basri. Ben bunu Allah’ın kitabından istinbat ettiğim bir ayetten söyledim. Ve Nuh suresinde Nuh AS. In kendi kavmine söylediği şu ayeti okudu, Nuh AS. Kavmini Allah’a şikâyet ederken diyor ki;

………Fekultüstağfiru Rabbeküm inneHU kâne Ğeffara. (Nuh/10)

………Ben kavmime dedim ki Allah’ım Rabbinize çokça istiğfar talebinde bulunun, Allah’tan mağfiret isteyin. Niye? Çünkü sizin rabbiniz olan Allah çokça günahları bağışlayan, çokça mağfiret eden Allah’tır.

………Peki, bunun karşılığında ne var? Nuh AS. Karşılıklarını da sayıyor, bu karşılıkları dinleyin.

………YursilisSemâe ‘aleyküm midrara. (Nuh/11)

………O Allah içi yağmur dolu bulutları sizin için üzerinize gönderir. Yani yağmurdan kasıt nedir? Berekettir. Yeşillik, bolluk.

………Ve yümdidküm Biemvalin ve beniyne..

………Allah sizi mal ile destekler, Allah sizi çocuklarla destekler. Bu da oldu üç.

………ve yec’al leküm cennatin ve yec’al leküm enhara. (Nuh/12)

………Allah size böyle büyük bahçeler, cennetler nasip eder, Allah size nehirler kılar. Diyor Nuh AS.

………Bunu söyledikten sonra da kavmi Allah’a istiğfar etmeyip şirkte, Allah’a masiyette devam edince;

………Maleküm lâ tercûne Lillâhi vekara. (Nuh/13)

………Ne oluyore size Allah’a gerektiği gibi saygı göstermiyorsunuz, niye Allah’a hakkıyla tazim etmiyorsunuz, niye Allah’ı yüceltmiyorsunuz. Ne oluyor size neyiniz var? Diyor Nuh AS.

………Biz bu ayeti kerimeden neyi anlıyoruz, H. Basri’nin istidralinin dışında? Şunu anlıyoruz Bir insanın Allah’a gösterdiği saygı, insanın Allah’a yaptığı istiğfar oranındadır. Çünkü Nuh AS. İstiğfarı terk eden kavmini Allah’a saygısızlık etmekle suçluyor.

………Peki, diyeceksiniz istiğfar ile Allah’a saygı arasında ne gibi bir alaka var? Şöyle bir alaka var; İstiğfar kulun kendi küçüklüğünü, Allah’ın da büyüklüğünü kabul etmesi demektir. Yani sen estağfirullah dediğin anda sen aslında şunu söylemiş oluyorsun; Ya Rabbi sen bütün eksikliklerden münezzehsin, sen Süphan olan Allah’sın eksiklik benim şanımdandır, günah benim şanımdandır. Ben büyük olan Allah’tan küçük olan kul olarak bağışlanma diliyorum. Bu da Allah’a gösterilebilecek en büyük saygıdır zaten. İstiğfarı terk eden insanlar kabul etseler de etmeseler de şirk toplumlarından biri olan Nuh AS. Toplumu gibi Allah’a saygısızlık yapmış bir toplumdur. Çünkü İstiğfarın terki kibir demektir ve kibirden daha büyük Allah’a yapılacak bir saygısızlık yoktur. Zaten el Mütekebbir ismini anlatırken orada hatırlarsanız tafsilatlı bir şekilde anlatmıştım. Kibir bir tek Allah’a yakışır, Allah’ın dışında ki bütün kibirler aslında saygısızlıktır. Onun için Allah’a saygı göstermek için, Allah’ı hakkıyla ta’zim etmek için bol bol istiğfarda, mağfiret talebinde bulunmak lazım.

………Toparlayacak olursak, kişiyi Allah’ın mağfiretine ne ulaştırır? Dil ile sürekli bir şekilde Allah’a istiğfar etmek ulaştırır dedik. Sonra dil ile mağfirette bulunmanın bazı yan faydalarına değindik.

………3 – Üçüncüsü; Bir Müslüman’ı Allah’ın mağfiretine eriştirecek yollardan üçüncüsü ise Kulun kulluk yaparken takvalı olmaya gayret göstermesidir.

………Allah ayeti kerimede diyor ki;

………Ya eyyuhelleziyne amenûttekullahe ve aminu BiRasûliHİ yü’tiküm kifleyni min rahmetiHİ ve yec’al leküm nuren temşune Bihi ve yağfir leküm* vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Hadid/28)

………Ya eyyuhelleziyne amenûttekullahe ve aminu BiRasûliHİ ey iman edenler Allah’tan korkun, takvalı olun ve Allah’ın resulüne de iman edin. Ne var peki takvamızın karşılığında? Allah bişze takvanın karşılığını anlatıyor; yü’tiküm kifleyni min rahmetiHİ Allah size rahmetinden iki kat verir. ve yec’al leküm nuren temşune Bihi ışığında yürüyeceğiniz sizin için bir nur kılar ve yağfir leküm ve Allah sizin günahlarınızı bağışlar, mağfiret eder diyor. Takva; kişiyi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak olan sebeplerden bir tanesidir.

………Takva nedir? Takva elle tutulan gözle görülen somut bir şey değildir. Peygamber AS. Takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır. Diyerek kalbinde olan şey olduğunu söylüyor.

………Ömer (ra.) sordu; ey Ubey ibn. Ka’b, takva nedir? O da ona dedi ki ey Emirü’l-mü’minin sen hiç dikenli bir yolda, tarlada yürüdün mü? Ömer (ra.) Evet dedi. Peki ne yaptın? Dikenler ayağıma batmasın, elbiseme takılmasın diye paçalarımı katladım dedi. İşte takva da senin dikenli bir yolda yürüyor muş gibi dikkatli bir şekilde Allah’a kulluk yapmandır dedi. Yani takva şudur; kişinin bir söz söyleyeceği zaman acaba Allah bundan razı olur mu, yoksa olmaz mı? Bir iş yapacağı zaman Allah’ın bu konudaki rızası nedir. Kişi evine girdiği zaman benim bu insanlara karşı sorumluluğum nedir, veya bir kardeşiyle arkadaşlık yaptığı zaman benim bu arkadaşıma karşı şer’i sorumluluklarım nelerdir. Ne yaptığım takdirde bu arkadaşlık kıyamet gününde benim için rahmet olur, ne yaptığım takdirde kıyamet gününde beni arkadaşımla birbirimize düşman kılan, birbirimize lanet okuduğumuz çirkin bir arkadaşlığa dönüşür.

………Kişinin bu şekilde hassas olması her işte Allah’ın rızasını düşünmesi kişinin takvasıdır. Allah bize Kur’an ı kerimde en fazla O’nun mağfiretine erişebilmemiz için dil hususunda hassas olmamızı ve takvalı olmamızı bizden istiyor. Ahzab suresinde Allah diyor ki;

………Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kulu kavlen sediyda. (Ahzab/70)

………Ey iman edenler Allah’tan korkun, takvalı olun ve söz söylerken Allah’ın razı olup hoşnut olacağı düzgün söz söylemeye çalışın.

………Peki, karşılığında ne var bunun?

………Yuslıh leküm a’maleküm ve yağfir leküm zünubeküm* ve men yutı’ıllahe ve RasûleHU fekad faze fevzen ‘azıyma. (Ahzab/71)

………Allah bunun karşılığında sizin amellerinizi ıslah eder ve Allah sizin günahlarınızı bağışlar. Diyor.

………Yani sen dilini ıslah edersen Allah senin namazını ıslah eder.

………Sen dilini ıslah edersen senin ilim talebini ıslah eder.

………Sen dilini ıslah edersen Allah senin rızkını ıslah eder.

………Sen dilini ıslah edersen Allah seninle insanlar arasındaki münasebetlerini ıslah eder. Çünkü bu Allah’ın vaadidir, Allah vaadinden geri durmaz.

………ve kulu kavlen sediydaYuslıh leküm a’maleküm ve yağfir leküm zünubeküm Amellerini ıslah eder ve karşılığında da senin günahlarını mağfiret eder, seni bağışlar.

………O zaman takva; Hassas bir şekilde yaşamak, gayret göstermek bizi Allah’ın mağfiretine ulaştırır. Ama en önemlisi de dil konusunda hassasiyet göstermektir. Bu bizi Allah’ın mağfiretine daha fazla ulaştırır.

………4 – Dördüncüsü; Bizi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak yollardan bir tanesi de, biri bizim hakkımıza tecavüz ettiğinde, hukukumuzu çiğnediğinde onu bağışlamak, onun günahını Affetmek. Bu da insan Allah’ın merhametine, mağfiretine ulaştırır. Teğabün suresinde Allah;

………Ya eyyühelleziyne amenû inne min ezvaciküm ve evladiküm ‘aduvven leküm fahzerûhüm* ve in ta’fu ve tasfehu ve tağfiru feinnAllâhe Ğafûrun Rahıym. (Tegabün/14)

………Ey iman edenler sizin kadınlarınızın ve çocuklarınızın arasında size düşman olanlar vardır, onlardan sakının diyor. Sonra da diyor ki; siz onların hatalarını affederseniz, üzerine bir silgi çekerseniz, yok sayarsanız ve bağışlarsanız, mağfiret ederseniz, onları hatalarından dolayı cezalandırmazsanız bunun karşılığında muhakkak ki Allah’ta Ğafûr dur, sizin günahlarınızı bağışlar, rahimdir size merhamet eder.

………Demek ki bir insan başta ehli olmak üzere çocukları ve ailesi olmak üzere insanların yaptıkları hataları bağışlar ise bunun karşılığında Allah’ta ona karşı mağfiretli olur, onu kendi mağfiretine eriştirir.

  1. İbn. Abbas bu ayeti kerimesinin manasına ilişkin diyor ki; Peygamber AS. Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman bazı insanlar hicret etmediler. Kadınları ve çocukları hicret etmek istemedikleri için onlara takılıp hicret etmediler. Daha sonra hicret ettiler ama geç kaldılar. Medine’ye geldiklerinde baktılar ki beraber iman ettikleri arkadaşları din de başlarını alıp gitmişler. Adamlar fakihleşmişler, peygamberin yanında adap edep öğrenmişler, İslâm’ın güzelliklerini öğrenmişler, hizmet etmişler. Öfkelendiler ve onları hicretten alıkoyan çocuklarını ve hanımlarını cezalandırmak istediler.

………Allah önce Müslümanları uyardı, evet dedi sizi Allah’a itaatten alıkoyan kanımınız veya çocuğunuz varsa bu sizin düşmanınızdır dedi, onlardan sakının. Ama sonra da dedi ki affederseniz onları bağışlarsanız, onlara karşı mağfirette bulunursanız eğer bunun karşılığında Allah’ı size mağfiret eden, merhamet eden bir Allah olarak bulursunuz.

………Bu ayeti kerimeyi şöyle düşünün ki; Hanımınız siz Allah’ın yolundan alıkoyduğunda bile zayıf, duygusal olduğundan ötürü, Allah onu bağışlamanızı sizden istiyor. Bağışlarsanız ben de sizi bağışlarım diyor.

………Bir de yemek yapmadı, temizlik yapmadı, yok işte ben saat dörtte eve gel dedim saat beşte eve geldi diye evde çıngar çıkaran tipler var. İslâm ahlakından hiç haberi olmayan, kavga etmek için bahane arayan ya da dışarda insanların karşısında aciz olup insanlara gösterecek bir tepkisi bir karakteri olmadığından dolayı insanların onu ezdikleri gibi evine girdiği zaman evdekileri de kendisi ezen insanlar var. Böyle insanlara bu ayetten çok büyük bir pay var. Dinden, Hicretten alıkoyan bir kadını, bir çocuğu bile Allah affetmemizi istiyorsa, dünyevi bir meselede adamı kızdırmış olabilir, canını sıkmış olabilir. Hayda hayda o kişinin onu affetmesi gerekir. Bunu da bu ayeti kerimeden söyleyebiliriz.

………Bunun pratik örneklerinden birini daha önceki derslerimizden bir tanesinde anlatmıştık, izzete ulaşmanın yolları nelerdir diye bir başlık açmıştık Bunlardan bir tanesi de nedir demiştik? Kişinin başkalarını affetmesidir demiştik ve Ebu Bekir (ra.) ın başından geçen ve üzerine Nur Suresinde inen bir ayetten bahsetmiştik. Bir de Müslim’in bir hadisini söylemiştik.

………Ebu Bekir (ra) Mistah, münafıklarla bir olup kızına iftirada bulunduğu için Allah’a yemin olsun ki bir daha ona yardım etmeyeceğim. Yani haklı olarak tepki göstermiş, Benim kızım iffetli iken kızıma iftira etti dedi. Ben önceden ona yardım ediyordum. Bundan sonra ona asla yardım etmeyeceğim dedi. Ama Allah bu fiili Ebu Bekir (ra) a yakıştırmadı, onun böyle olmasını istemedi. Dedi ki;

………Ve lâ ye’teli ulül fadli minküm vesseati en yu’tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâhi* vel ya’fu velyasfahu* ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm* vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Nûr/22)

………Fazilet ve zenginlik sahipleri yakın akrabalarına, fakir olan miskinlere ve Allah yolunda hicret edenlere vermeyeceğim diye yemin etmesinler dedi Allah.

………Sonra ne emretti peki, yemin etmeyelim ne yapalım ya rabbi? vel ya’fu velyasfahu affetsinler üzerine bir sayfa çeksinler, üzerine sünger çeksinler. Ne karşılığında? Ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm Allah’ın size mağfiret etmesini istemez misiniz? Dedi. Yani bir nevi Allah şunu söyledi, bir Müslüman sana bir kötülük yapmışsa, şahsi bir kötülükse eğer bu, İslâm’a verilmiş bir zarar değilse, sen o kötülüğü affedersen bunun karşılığında Allah ta seni kendi mağfiretine eriştirir. İster akraba olsun, ister bir kardeş olsun, ister hanım çocuk olsun fark etmez. Allah’ın mağfiretine erişmenin yollarından bir tanesi şahsi olarak sizin hukukunuzu çiğnemiş insanlara mağfiret etmeniz, görmemezlikten gelmenizdir.

………5 – Bizi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak sebeplerden bir tanesi de Peygamber AS. A ittiba etmek, onu önder bilmek, onun sünnetine yapışmak bizi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak sebeplerden bir tanesidir. Allah A. İmran suresinde buyuruyor ki;

………Kul in küntüm tuhıbbûnAllâhe fettebi’ûniy yuhbibkümullâhu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllâhu Ğafûr’un Rahıym. (A. İmran/31)

………De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin ve Allah sizin günahlarınıza mağfiret etsin, bağışlasın dedi.

………Peygamberi örnek almanın birçok faydası vardır, yani bu özel bir dersin konusu olabilir sadece buranın konusu değil. Ama bu ayette Allah bize iki tanesini söylüyor. Kim peygambere tabi olursa, kendine örnek alırsa birinci mükâfat Allah’ın sevgisini elde etmesidir. Allah habibini sevdiği için onu sevip örnek alanları Allah ta sever aynı şekilde. İkincisi nedir? Allah’ın o kulunun günahlarını bağışlamasıdır. Sen sünnete ittiba ettikçe Allah sana mağfiretle gelir. Sen Peygamber AS. I kendine örnek aldıkça Allah’ta senin hiç bilmediğin günahlarını senin için bağışlar.

………İnsanlar Peygamber AS.i, Müslümanlar da dahil olmak üzere niye hakkıyla örnek almıyorlar? Çünkü Peygamberin tafsili sünnetlerini bilmiyorlar. Yani herkes kendi içinde bulunduğu cemaat, kendi içinde bulunduğu ortam, ülke, orada Allah resulünün hangi sünnetleriyle amel ediliyorsa, onları yapıyor ama onun dışında Peygamber AS. Sünnetlerine de bir merakı yok insanların. Mesela diyelim ki siz bir cemaate girdiniz, maalesef bu bizim Türkiye’mizde çok ciddi bir problem, yani bütün cemaatlerin sorunu. O cemaatte de peygamberimizin belli başlı sünnetleri uygulanıyor. Örnek alınan insanlar yapıyorlar, diğer insanlar da onlardan görmüşler insanlar da onlara bakıp yapıyorlar. Herkes bununla iktifa ediyor. Tamam diyor demek ki peygamber AS. In sünneti bu kadardır.

………Oysa öyle değil, bunun için ne yapmak lazım? Peygamberin ameli sünnetlerini anlatan kitapları Müslümanların okuması lazım hayatında. Allah resulü nasıl yemek yerdi, nasıl yürürdü, insanlarla nasıl konuşurdu, çocuklara nasıl muamele ederdi, hanımlarına karşı muamelesi neydi. Vs. Çünkü Sünnet dediğimiz şey Peygamberimizin yaşantısıdır, bunu öğrenmenin yolu da ya biri bize anlatacak, derslerde diyelim anlatılıyor tane tane ama unutuluyoruz. Bir de hatırlamak için böyle ara ara peygamber AS. In gün içinde ki hallerini kişinin bilmesi gerekir. Ancak bilen kişi peygamberin sünnetine uyar, bilmeyenin peygamberin sünnetine uyması mümkün değildir.

………6 – Bizi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak yollardan bir tanesi de ki bu sonuncusu olacak inşallah. Bazı salih ameller var Allah bu amellerin üzerine mağfiret bina etmiş. Yani siz o salih amelleri yaptığınız zaman karşılığında Allah size mağfiret ile yaklaşıyor. Lâkin maalesef üzülerek bunu söylüyorum birçoğumuz bu amelleri gafilce yaptığımızdan ötürü o amellerin üzerine bina edilmiş olan büyük ecirlerden mahrum kalıyoruz. Çünkü Allah mesela diyor şunu yaparsanız karşılığında bu vardır, bu vardır, bu vardır. Senin o karşılık olarak zikredilenleri elde edebilmen için o ameli bilinçli bir şekilde yapman lazım. Yani, ihlasla, dikkatle, sünnete ittiba ederek elinden gelenin en güzelini ortaya koyarak yapman lazım.

………Misal veriyorum mesela; Diyelim ki Sen Allah Resulünden öğrendin. Dedi ki “Kim gece şu duayı okursa sabaha kadar Allah’tan bir muhafız onun başında onu korur.” Bunu öğrendin mesela. Sen onu okuyorsun gece yatmadan ama gene kâbus görüyorsun, korkuyorsun, sıkıntılı bir şekilde yatıyorsun. Sonra kalktığın zaman kendi kendine diyorsun; Yahu Allah Resulünün bana yap ta kurtul dediği şeyi yaptım fakat kurtulamadım, o sıkıntıyı yine gördüm diyorsun.

………Burada Allah Resulünün verdiği reçetede bir problem yok, senin o reçetede ki o ilacı kullanım tarzında bir problem olabilir. Yani mesela doktor sana diyor ki şu ilacı al, aç karnına kullan. Sen tıka basa yemek yedikten sonra ilacı alıyorsun. Sonra sabah uyanıyor diyorsun ki yahu ben bir aydır doktorun verdiği ilacı kullanıyorum ama bana hiçbir faydası olmadı diyorsun. Senin ilacında bir problem yok, senin ilacı kullanım tarzında bir problem var.

………İşte dua da öyledir, dua da bir problem yok, ama sen ya okurken gafilce okumuşsundur, ne okuduğuna dikkat etmeyip alışkanlık gibi sadece kelimeleri tekrar etmişsindir. Yahut onu okurken bambaşka bir şey düşünmüşsündür hiç o Allah’ın azametini, büyüklüğünü, Allah’a olan kulluğunu hissetmeyerek onu yapmışsındır. Haliyle onun neticesinden de Allah seni mahrum etmiş. Dediğimiz gibi burada reçete de bir sorun yok, sorun senin reçetede ki ilacı kullanım tarzında. Biraz sonra anlatacaklarım da böyle. Yani Allah bazı salih ameller var, bunları yaptıklarının akabinde Allah’ın onlara mağfiretle muamele edeceğini söylüyor. Eğer kişi bunları yapmasına rağmen Allah’ın mağfiretine ermiyorsa amelin kendisinde bir problem yoktur. Kişinin o amelleri yapış biçiminde bir problem vardır.

………Mesela bunlardan bir tanesi nedir dersek; Kişinin nafile bir ibadet olarak bir abdest alıp Allah’ın huzuruna durup iki rekât namaz kılmasıdır. Bu namazı kılarken de başka şeyler düşünmemeye, Allah’ın azametinden, büyüklüğünden, Allah’ın ona yönelmesinden sapmamaya gayret etmesidir.

………İ. Buhari ve İ. Müslim Osman (ra) ndan rivayet ediyorlar. Hz. Osman (ra) bir gün sahabenin bulunduğu bir ortamda güzel bir şekilde abdest aldı sonra dedi ki; Ben Allah resulünü şöyle derken işittim.

………“Kim benim abdest aldığım şekilde abdest alırsa, yani bütün rükûnlarına dikkat eder, suyu en güzel şekilde her tarafına ulaştırır, israf etmeden isbak üzere abdest alırsa, sonra kalkar iki rekât namaz kılar ve bu iki rekât namazın içinde de kendi kendine konuşmazsa, yani içinden başka düşünceler geçirmezse onu geçmiş günahları bağışlanır, Allah ona mağfiret eder. Hem de bütün günahlarına mağfiret eder. Diyor.

………Demek ki ara ara ne yapmak lazım? Oturduğumuz yerde boş oturana kadar bir abdest alıp Allah’ın mağfiretine nail olabilmek için iki rekât namaz kılmak lazım.

………Mesela ezan okumak bu salih amellerden bir tanesidir. Yani kişinin günahlarını bağışlar, Allah’ın mağfiretine nail olmasını sağlar. Şimdi birçok insana namaz vakti girdi ezan oku dediğinizde utanıyor insanlar. Niye utanıyor? Ya sesinin kötü olduğunu düşünüyor, ya da çekingenliği var ezan okumaktan çekiniyor. Oysa bilse ki ezan okuduğunda sesinin gittiği yer kadar Allah ona mağfiret edecek ve kıyamet gününde onun sesini duyan kuru ve yaş ne varsa onun tevhid ehli olduğuna dair Allah’a şahitlikte bulunacak. Herkes belki ezan okumak için yarışırdı

………İ. Ahmed’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber AS. Diyor ki;

………“Müezzinin sesinin ulaştığı noktaya kadar Allah ona mağfiret eder. “

………Şimdi mesela Hoparlör den ezan okuyan bir müezzin düşünün yani Km. lerce Allah’ın mağfiretine nail oluyor. Ve kıyamet günü geldiğinde kuru ve yaş her şey ya Rabbi bu adam muvahhitti, seni birledi, seni büyükledi ona şahitlik edecekler. Demek ki ezan insanı Allah’ın mağfiretine ulaştıran amellerden bir tanesidir.

………İnsanı Allah’ın mağfiretine ulaştıran salih amellerden bir tanesi kişinin cemaat ile namaz kılmasıdır. İ. Buhari ve İ. Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste; Sahabenin bir tanesi mescide geldi, Peygamber AS. İle beraber namaz kıldı. Sonra dedi ki ey Allah’ın resulü ben had gerektiren bir günah işledim, bende Allah’ın kitabını tatbik et. Yani zina yapmış olabilir, içki içmiş olabilir, birine iftira etmiş olabilir bilmiyoruz, günahını isimlendirmiyor. Fakat ben had gerektiren bir cürüm işledim, Allah’ın kitabını benim üzerimde tatbik et.

………Allah resulü ona döndü dedi ki; “Bizimle beraber namaz kıldın değil mi? Sen de cemaatin içinde vardın.” Evet, ey Allah’ın resulü.” Dedi. Allah Resulü ona dedi ki; ”Git Allah senin günahını sana bağışladı.” dedi. Yani o cemaat içinde kıldığın namaz sana Allah’ın mağfireti olarak geri döndü. Her cemaat ikame edildiğinde sen de cemaatle beraber namaz kılsan, belki had gerektirecek bir günahın bile olsa Allah o cemaatin hatırına senin günahlarını bağışlıyor.

………Mesela yine namaz demişken sen imamla beraber cemaatle  namaz kıldığında, imam veleddallin dediğinde alışkanlık olarak değil de bilinçli bir şekilde Allah’ın müjdesine nail olmak için “amin” dersen, Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste Allah resulü diyor ki;

………“İmam âmin dediği zaman siz de imamla beraber amin deyin. Kimin âmin deyişi gökteki meleklerin amin deyişiyle muvafakat ederse, aynı ana denk gelirse onun geçmiş günahları Allah tarafından bağışlanır.”  Diyor.

………Demek ki biz namaz kılarken melekler de semada bizimle beraber saf tutuyorlar, onlar da namaz kılıyorlar. İmam veleddallin dediğinde onlar da toplu bir şekilde “amin” diye bize karşılık veriyorlar. Bunu denk getiren kişinin de Allah onun geçmiş günahlarını bağışlıyor.

………Mesela yine çokça yapabileceğimiz dualardan bir tanesi, sözlü bir amel olan seyyidü’l-istiğfar denilen bir istiğfar çeşidi var. Allah resulü Buhari’nin rivayet ettiği bir hadiste diyor ki; “Kim bunu (Bu söyleyeceğimiz duayı) buna inanarak sabah bunu söylerse ve akşama yetişmeden de ölürse Allah cenneti ona vacip kılar. Gece söylerse inanarak buna sabaha yetişmeden de ölürse Allah cenneti ona vacip kılar.”

………Nedir bu; Seyyidü’l-İstiğfar.”

………“Allahumme ente Rabbi la ilahe illa ente halekteni ve ena abduke ve ena ala ahdike ve vadike mestatatu , euzu bike min şerri ma sana’tu , ebu’u leke binimetike aleyye ve ebu’u bizenbi feğfir li feinnehu la yeğfiruz’zunube illa ente”

………Allah’ım, ben senin kulunum, beni sen yarattın ve senden başka da hiçbir ilâh yoktur. Gücüm nispetinde sana verdiğim söz ve senin vaadin üzere olmaya çalışıyorum. Senin benim üzerimde ki bütün nimetlerini itiraf ediyorum ve aynı zamanda bütün eksikliklerimi bütün günahlarımı da sana itiraf ediyorum. Benim günahlarımı bağışla, çünkü günahları senden başka bağışlayacak, mağfiret edecek olan hiç kimse yoktur.

………Fakat bu duayı gafilce söylersen hiçbir şey olmuyor. Diyeceksin ki bu haktır bu beni cennete eriştirecek, günahlarımı bağışlatacak. Yakîn üzere olacaksın. Bu duayı inanarak yaparsan hiçbir şey seni cennetten alıkoyamayacaktır. Burada özellikle dikkat etmemiz gereken şey gafletle değil bilinçli olarak okumaktır.

………Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz. Mesela Ramazan la ilgili hatırlarsanız eğer hadisler vardı

………Kim Ramazan orucunu iman ederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek tutarsa geçmiş günahlarına mağfiret olunur.

………Kim Ramazan namazını yani Teravihi inanarak ve ecrini Allah’tan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.  Mesela ezan dualarından biri ile ilgili peygamberimiz diyor; Müezzini işiten bunu söylerse içinde eşhedü enne geçen duayı, onun geçmiş günahları bağışlanır. Bu tür salih amelleri çoğaltabiliriz, birçok salih amelin karşılığı bizi Allah’ın mağfiretine ulaştırmasıdır ama biz salih amelin kendinden ziyade salih ameli nasıl yaptığımızla ilgilenmemiz gerekiyor. Yani gafilce yapınca ömür boyu yaptığın bir şeyden mahrum oluyorsun.

………Mesela düşünün. Abdest alıp namaz kılmak, günde defalarca abdest alıp namaz kılıyorsun. Bilinçli bir şekilde yaptığında günde defalarca Allah’ın mağfiretine ulaşıyorsun. Ama alışkanlık haline çevirip ne yaptığını niye yaptığını unuttuğunda o yaptığın sadece üzerinden sorumluluğu düşürüyor bir de ecir varsa karşılığında Allah sana bir ecir veriyor ama onun dışındaki bütün güzelliklerden mahrum oluyorsun. Onun için çok dikkat etmek lazım. Şeytan insanı hayırdan alıkoyamıyorsa o hayrı hayatında alışkanlık halinde çevirmeye çalışıyor. Hayır alışkanlığa döndüğü anda da zaten şeytan insanda ki en büyük nasibini elde etmiş oluyor. Çünkü o hayrın büyün getirilerinden insanı mahrum etmiş oluyor, daha ne yapsın.

………7 – Bir madde daha söyleyelim, bizi Allah’ın mağfiretine ulaştıracak yollardan bir tanesi de kişinin, normal insanların yapamadığı veya yapmaktan imtina ettiği büyük ameller yapmak için çaba göstermesidir. Büyük amellerden kastettiğimiz nedir? Birincisi herkesin geri durduğu ve gözünde çok büyüttüğü amel varsa kişinin o ameli ben yapacağım demesidir. İkincisi bir şeyin ilklerinden olmaya kişinin gayret göstermesidir. Yani salih bir proje var, daha henüz kimse onu hayata geçirmemiş, senin önüne bir fırsat geldi sen yaparsan ilklerden olacaksın, senden sonra gelenler de sana ittiba edecekler. Bu tip amelleri kaçırmamak lazım. Çünkü böylesi ameller insanı Allah’ın mağfiretine ulaştırır.

………İ. Buhari ve İ. Müslim tarafından rivayet edilene göre Peygamber AS. Mekke’yi fethetmeye niyet ettiği zaman, sahabelerinden bir tanesi tuttu Mekke’lilere bir mektup yazdı. Dedi ki; Peygamber size bir ordu ile geliyor ve sizi Mekke’den çıkaracak dedi. Allah Resulüne bu ihanet haberi verilince Hz. Ali (ra.) ile bir sahabeyi gönderdi, gidin falanca yerde bir kadın bulacaksınız, onun üzerinde bir mektup var onu alın gelin dedi. Gittiler kadın benim üzerimde mektup falan yok dedi. Hz. Ali (ra) dedi; ya o mektubu çıkarırsın ya da senin bütün elbiselerini soyar o mektubu yine alırız denden dedi. Kadın korktu mektubu verdi. Getirince Hz. Ömer (ra) dedi ki bırak ben bu münafığı öldüreyim, bu mürted oldu dedi. Bir rivayette de dedi ki ayaklarının üzerinde gerisin geriye döndü, bir rivayette de dendi ki kâfir oldu ya Allah’ın resulü bırak bunun kafasını vurayım.

………Peygamber AS. Dedi ki; “Nereden biliyorsun ey Ömer Belki Allah Bedir ehline şöyle demişti; ey Bedir ehli, ne yaparsanız yapın ben sizin büyün günahlarınızı bağışladım demiştir. Sen bunu bilemezsin” dedi.

………{{Ek bilgi; Hadis’in orijinali; Hz. Ali radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam beni, Zubeyr’i ve Mikdad’i gönderdi ve dedi ki:

………“Gidin Ravzatu Hah nam mevkie varın. Orada bir kadın bulacaksınız. Onda bir mektup var, mektubu ondan alın gelin.”

………Gittik. Atımız bizi çabuk götürdü. Ravza’ya geldik. Kadınla karşılaşınca: “Mektubu çıkar!” dedik. Kadın: “Bende mektup yok!” dedi.
“Ya mektubu çıkarırsın yahut senin elbiselerini soyarız!” diye ciddi konuştuk. Saç örgülerinin arasından mektubu çıkardı. Onu Resûlallah aleyhissalatu vesselam’a getirdik. İçerisinde şu vardı:

………“Hatib Ibnu Ebi Belte’a tarafından, Mekke’de olan bazı müşriklere yazılmıştı. Resûlallah aleyhissalatu vesselam’in (sefer hazırlığı ile ilgili) faaliyetlerini haber veriyordu. Resûlallah aleyhissalatu vesselam (Hatib’i çağırtarak):

………“Ey Hatib, bu da ne?” diye sordu. Hatib:

………“Ey Allah’ın resulü, bana kızmada acele etme. Ben Kureys’e dışardan katılan bir adamım. Ben onlardan değilim (aramızda kan bayi yok). Senin beraberindeki muhacirlerin (Mekke’de) akrabaları var. Mekke’deki mallarını ve ailelerini himaye ederler. Bu şekilde nesepten gelen hamilerim olmadığı için oradaki yakınlarımı himaye edecek bir el edineyim istedim. Bunu katiyen küfrüm veya dinimden irtidadım veya İslam’dan sonra küfre rızamdan dolayı yapmadım” dedi.

………Resûlallah aleyhissalatu vesselam: “Bu size doğruyu söyledi!” dedi.

………Hz. Ömer atılarak: “Ey Allah’ın Resulü! Bırak beni, su münafığın kellesini uçurayım!” dedi.

………Resûlallah aleyhissalatu vesselam da:  “Ama o Bedr’e katıldı. Ne biliyorsun, belki de Allah Teâla Hazretleri Bedir ehlinin haline muttali oldu da: “Dilediğinizi yapın, sizleri mağfiret etmişim” buyurdu. Bunun üzerine Allah Teâla Hazretleri su vahyi indirdi:

………Ey iman edenler! Benim düşmanımı da kendi düşmanlarınızı da dostlar edinmeyin. (Kendileriyle aranızdaki) sevgi yüzünden onlara (peygamberin maksadını) ulaştırırsınız (değil mi?) Hâlbuki onlar Hak’tan size gelene küfretmişlerdir” (Mumtehine/1). (Kütüb-ü Sitte/4246)}}

………Burada Peygamber AS. Bize şunu öğretti; Bedir ehli Allah’ın mağfiretine ermiş olan bir topluluktur. Niye özellikle Bedir ehli? Çünkü Bedir savaşına çıkmalarının iki önemli özelliği vardır. Biri; Bedir savaşı İslam’da yapılmış ilk cihattır, o savaşa çıkanlar İslâm’da ki güzel bir amelin ilk başlatıcıları olmuştur.

………İkincisi zorunlu değildir. Yani Allah Resulü demiştir ki ben müşriklerin bu güne kadar bize verdiği zararlar var, ben o zararları tazmin etmek istiyorum, yani gidip onların mallarına el koymak istiyorum, kim benimle gelmek ister. Demiştir. Zorlu bir görev, ölmek var, hiçbir şey almadan geri dönmek var. Sahabelerin içerisinden seçkin bir grup, Medine’de bulunanların yarısında bulunanların belki daha azı, Peygamber AS. İle beraber bu savaşa çıktılar. Hiç kimsenin yapmadığı bir ameli yaptıkları için, bir amelin ilk başlatıcıları olduklarından dolayı Allah onlara dedi ki;

………Şimdi biz hangi amele Allah’ın böyle yapacağını bilemeyiz. Ama demek ki Allah’ın böyle bir uygulaması olduğunu bu olaydan biliyoruz. Demek ki yeni bir yerde, insanların çekindiği korktuğu, kaçtığı böyle bir proje, zor gir görev görsen, günahlarından da korkuyorsan, Allah’ın mağfiretini de umuyorsan o işe talip olacaksın. Talip olduktan sonra da Allah’a karşı hüsnü zannını da koruyacaksın. Ya rabbi diyeceksin, Bedir ehline mağfiret ettiğin gibi, senin mağfiretin benim gibi günahkâr bir kulu da kapsar diyeceksin. Allah’tan mağfiret talebinde bulunacaksın.

………Bu zorlu zamanlarda yapılan amellerin insana getirdiği karşılığı hakkında bir örnek daha; Allah Resulü Tebük seferini düzenlerken kim zorluk ordusunu hazırlar diye nida ediyor, ettiriyor sürekli. (Bu İ. Ahmed ve Tirmizi’nin rivayeti) Peygamber AS. Sahabeyle otururken Osman (ra) geldi elbisesinin içine 1.000 dinar koydu. Ne demek 1.000 dinar? Bu günün parasıyla 4 .250 gr. Altın yapıyor. Allah Resulü elini o paranın içine sokup karıştırıyor ve diyor ki; Bu günden sonra İbn. Affan’ın yaptığı hiçbir şey ona zarar veremez. Yani bu amel Allah katında öyle bir kabul gördü ki, bundan sonra Osman ne yaparsa yapsın, yaptığı amelin zararı değil bu vermiş olduğu infakın faydasını görecektir. Dedi.

………Zor zamanlarda, insanların geri durdukları, korktuğu yerlerde, zamanlarda kişinin öne atılması elinde olanı feda etmesi, canından malından, evladından, vaktinden feda etmesi, kişinin Allah katında böyle bir yer edinmesini sağlar ki, sonradan ne yaparsa yapsın yaptıklarından bir zarar görmez. O zaman büyük ameller yapmak Allah’ın mağfiretine ulaştıran sebeplerden, araçlardan bir tanesidir.

………Allah bizleri kendi mağfiretine ulaştırmış olduğu bahtiyar kullarından eylesin, Allah bizleri İslâm’ı bize kolaylaştırıp hidayeti bize ihsan eylediği gibi, hidayet ettikten sonra bize salih amelleri kolaylaştırıp O’na hakkıyla kulluk etmeyi de bize kolaylaştırsın. Allah bütün mü’minlerin şu içinde bulunmuş olduğumuz günlerde İslâm ümmetinin kendi günahlarıyla başına gelen bu sıkıntılar, Halep olsun diğer iller olsun fark etmez, bunlar bizim kendi ellerimizle işlediğimiz günahların bize olan karşılığıdır. Bizim şeriattan yüz çevirmiş olmamızın, Peygamber AS. In sünnetinden yüz çevirmiş olmamızın, kendini İslâm a nispet eden insanların fasık, facir toplumlar gibi utanmadan, çekinmeden Allah’a rahat rahat isyan ediyor olmasının başımıza getirmiş olduğu belalardır. Biz itiraf ediyoruz ki Allah’a bu sıkıntılar, başımızda ki bu dertler bizim kendi günahlarımızın eseridir. Ama biliyoruz ki eğer Allah bizim bu günahlarımıza mağfiret ederse başımızdaki bu belaları sıkıntıları da giderecek olandır. Bu sebepten ötürü Allah bizim günahlarımızı bağışlasın, mağfiret etsin, günahlarımızın zararlarından hem bu dünya da hem ahirette muhafaza eylesin. Dünyanın doğusunda ve batısında Allah’tan yardım bekleyen, mazlum durumda olan, muvahhit olan, Allah’ın dinine yardım etmek isteyen kim varsa Allah onlarla beraber olsun, kendi katından bir yardımla onlara yardım etsin, günahlarını bağışlasın, onları kâfirlerin ve düşmanlarının karşısında izzetli kılsın. Düşmanlarını da kudretiyle onların karşısında zelil kılsın. Allahümme amin.

………“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

………Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.

………(Halis Bayancuk- Ebu Hanzala – videolarından derleme)

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Nisan 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , , ,