RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 22 – EL ĞAFÛR (21-1 video)

………“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

………BismillahirRahmanirRahıym

 

………El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

………Rabbişrah liy sadriy;

………Ve yessirliy emriy;

………Vahlül ukdeten min lisaniy;

………Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

………Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr. Amin, amin.

………Değerli dostlar bugün 22. Esma dersimize başlıyoruz. Rabbimden hayırlar diliyorum. Anlayan tutan, yaşayan ve yaşatanlardan olmamızı nasip etmemizi niyaz ediyorum. Malûmunuz bir önceki dersimizde Ğafûr ismi şerifini işlemiştik. Lügavi delâletleri, lafzi delaleti, manevi delaleti, ıstılahi delaleti ve nazari çerçeve ve Kur’anî çerçeveyi işlemiştik. Bugün Ğafûr ismi şerifinin 2. Dersi İnşaAllah işleyeceğiz. Mağfiretin tecellisi için kul ne yapmalı.

………El Ğafûr olan Allah’ın mağfireti sonsuz, bağışı sonsuz, affı sonsuz. Rabbi mütealimiz sonsuz bağış sahibi bir Rab. Bağışın sonsuz olması aslında kulun hata yapabilme ihtimal ve imkânının önünün açık olmasının bir sonucu. Adeta Kulun hatası nasıl sayısız ve sınırsız olabilirse rabbin bağışı da sayısız ve sınırsız. Buna bir mukabele, yani böyle bir kulu, böyle bir türü varlıklar içinde böylesine hata yapabilme potansiyeli olan bir varlığı neden yarattın ya rabbi diyecek olan varsa eğer, sanki Ğafûr olduğum için yarattım der gibi bir nükte var.

………İşte sonsuz ilahi mağfiretten nasıl pay almak lazım, pay almanın yolları neler. Allah’ın mağfireti sonsuzdur da b u mağfiretten kulun pay alması için kanunlar, yasalar var, şartlar var, erkân var, adap var. Zira isim Ğafûr, Ğafûr; Fe’ûl vezninden, tıpkı fail ve faîyl vezni gibi mutlaka 2 yönlü, yani hem fail hem mef’ul. Fail olan tarafında Allah özne bunu anladık, yani Allah sonsuzca bağışlayan. Peki, Ğafûr kalıbının mef’ûl yanı ne demeli, nasıl izah edeceğiz? Allah hem bağışlayandır hem bağışlanandır olmayacağına göre. Çok bağışlar çok ta bağışlanmayı ister olmayacağına göre o zaman nasıl izah edeceğiz? Şöyle izah edeceğiz, bağışlamak için Ğafûr isminin tecellisi için bağışlamanın mef’ûlü olan insandan bir teşebbüs bekler. Yani Failin fiili için mef’ûlün hareketi lazım. Failin fiilinin tecellisi için mef’ûlün talebi lazım.

………İşte tam bu noktada istiğfar önümüze çıkıyor. İstiğfar; İstif’al babından. Arap dilinde bu kalıp 3 ziyade harf ile yapılır. Elif, sin, te. Arkasından fiilin asli harfleri gelir. İst. Bu üç ziyade baştaki talep bildirir, talep içindir, bazen çok ender olarak yalnız de mübalağa içindir, ama çoğu zaman talep içindir. Nedir? İstiğfar mağfiret talebi, mağfiret isteği, mağfiret arzusu. Estağfirullah dediğinizde bağışlanma talep ederim demiş olursunuz. Mesela istismar, semerelendirme arzusu, meyvelendirme arzusu. Tüm bu kalıptan fiilleri yan yana dizebilirsiniz. Onun için istiğfar, mağfiret talebi mağfiret arzusu manasına gelir.

………Peki, mağfiret talebinin bir şartı var mıdır? Vardır, mağfiret talebinin bir şartı, tek şartı samimi olmasıdır. Yani dil ile beni affet derken gönülden o günahtan vazgeçmeme gibi bir niyet varsa burada samimiyet yoktur. Yani affedilme isteğinize medar olan şeyden vazgeçmeyecekseniz af istemenizde samimi değilsiniz demektir. Mağfiret talebinin şartı budur. Peki, edebi, adabı var mıdır? Vardır, o da o hataya bir daha dönmemektir. Dolayısıyla istiğfar mağfiret talebi, samimiyet ve geri dönmeme gibi şartı ve edebi vardır.

………Allah’a dönük yaşamak istiğfarı hayat tarzı haline getirmektir. İstiğfar hayat tarzı haline gelir mi? Gelir, istiğfar hayat tarzı haline gelirse eğer sadece estağfirullah el Azîm’i dil söylemez. Zihnin istiğfarı vardır, aklın istiğfarı vardır, kalbin istiğfarı vardır, bedenin istiğfarı vardır, organların istiğfarı vardır. Mesela haramı görünce gözün kapanması, gözün istiğfarıdır. Haramı duyunca kulağın sağır kesilmesi kulağın istiğfarıdır. Hatta bu istiğfarda ileri giderse sadece haramı değil, karşıdakinin hoşlanmadığı bir şeyi duymaktan geri kalması kulağın istiğfarı olur.

………Hâtimi Esam aslında sağır değildi, bu âlimimizin, arifimizin adını sağır hatem koymuşlardı, oysaki sağır değildi ama esam denir. Ömrünün sonunda Esam dendi ona, sağır Hatem denmesinin sebebi ise kendisine sual sormak için gelen bir hanımefendi yanında gayri ihtiyari bir kabahat işliyor ve mahcup olmasın sual sahibi diye sorusunu duymazlıktan geliyor. Ne demiştin? Duymadım bir daha söyler misin? Aslında hiç alakası yok, ama onu mahcup etmemek için ondan sonra her gelene sanki işitmiyormuş numarası çekerek ölünceye kadar sağır numarası oymuyor o hanım efendi mahcup olmasın diye, onun için adı Hatemi esam kalıyor sağır Hatem. İncelik, ama büyük bir incelik. Ahlak ama büyük bir ahlak. Alicenaplık ama büyük bir alicenaplık.

………İstiğfarı hayat tarzı haline getiren insan her anını istiğfara medar eder. Sadece istiğfar etmek için günah işlemeyi beklemez, sevap işlediğinde de istiğfar eder. Allah Resulü öyle idi. İbadet ettiğinde de istiğfar ederdi. Onun için namazların önünde ve arkasından Allah resulü estağfirullah derdi. Namaz kılıyorsunuz, namaz ibadettir, ibadeti sanki ayıp, sanki günah, sanki hata, sanki suç mudur ki estağfirullah diyorsunuz?

………Bu Allah’a karşı edeptir. Ya rabbi sana kulluktan bile acizim anlamına gelir. Yani sana kulluk iddiasıyla önüne geldim ama kulluğum kusurlu, kusursuz bir kulluk yapamıyorum, kulluktan bile acizim. Onun için hem namaza durur, hem estağfirullah der. Tıpkı Hz. Meryem’in annesi gibi. Hem karnında ki doğmamış yavrusunu Allah’a adar, Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy. (A. İmran/35) Ya rabbi karnımda olanı sana adadım, hem de döner der ki fetekabbel minniy. İn tetekabbel evlâ ister kabul et, intekabbel evlâ ister kabul etme demiyor. Ne olur kabul et.

………Bu bir edeptir, en değerli varlığınızı verirsiniz bir de üstüne ne olur kabul et dersiniz. Bu işte fiili istiğfardır. Zekatı verirsiniz zekatı verdiğiniz kimseye bir de teşekkür edersiniz. Bir de Allah’a döner şükredersiniz bana zekat verme imkanı verdi, benim zekat vereceğim fakirleri var ettiğin için dersiniz. Bu ibadeti tatlandırmaktır. Hani cennette cennet içeceklerinin tatlandırılacakları ifade edilir cennetle ilgili ayeti kerimelerde. Yani karışımlar sunulacağı ifade edilir. İşte o karışım Kâfûra. Kâfur karışımlı bir içecek, meşrubat ikram edilir. Hani, cennet şarabı diyorlar ya, o kelimeyi andım mı hemen ayyaşların aklına bir şeyler gelmesin diye bu kelimeyi pek anmak istemiyorum, ama bu bambaşka bir şey. Mutlaka karışımlısını da zikreder Kur’an yani tatlandırılmış olanını, çok özel olanını. Orada ki Kâfûr aslında aynı isimli bir ağacın kabuğu altında ki bir zar imiş. Fakat o zar öylece konmazmış üstünden 200 yıl geçmesi lazım. 200 yıl geçtikten sonra içkinin içine karıştırılınca harikulade bir lezzet, bir tat, bir koku verirmiş. Rabbimiz dünyada ki şeyler üzerinden cenneti tarif ediyor. Yani meşrubatınıza kâfur atmak için 200 yıl bekleyeceksiniz, torununuzun, torununuzun torunu ancak görecek, siz göremeyeceksiniz böyle bir şey ancak cennette olacak bir şey bu dünyada olmaz. Yani kişi kendi kotardığı kâfuru kendi içeceğine katamaz ancak cennette, ahirette olabilecek bir şey.

………Amellerde tatlandırılır onun için. Aslında dünyadakine karşılıktır cennette vaad edilenler, dünyada amellerini tatlandıranlara cennette sunulacak meşrubatta tatlandırılmış olarak sunulacaktır. Amellerin tatlandırılması nedir? Namazı kılarsınız ve istiğfar edersiniz, namazı kılar bir de gözyaşı dökersiniz işte namaz tatlanır. Karışımlı namaz. Zekatı, infakı, sadakayı verirsiniz bir de teşekkür edersiniz. Verdim ya daha ne istiyorsunuz demezsiniz, bir de teşekkür edersiniz. Yani tatlandırmak budur amelleri. Ameller tatlanırsa eğer bunun karşılığı da çok farklı olacaktır.

………Onun için bunlar fiili istiğfar sayılmalıdır esasında. Çünkü İstiğfarı hayat tarzı edinmek demiştik Allah’tan bağışlanma dilemenin gerekçesi günah işlemek değildir. Öyle mi zannediyorduk? Allah’tan bağışlanma dilemenin gerekçesi günah işlemek değildir. Ya nedir? Kul olmak, kul olmak yeterli gerekçedir Allah’tan mağfiret dilemek için. Çünkü zaten kul olmak kusurlu olmaktır. Onun için Allah’tan bağışlanma dilemek için ille de hata etmek, günah işlemek gerekmez. Kul olmak yeterlidir. Kula kulluk yaraşır, kul istiğfar eder. Rabbe rablik yaraşır rab de mağfiret eder. Ama kul önce istiğfar eder.

………Kul olmak o demektir zaten, kul olmak haddini bilmektir, kul olmak yetersiz olduğunu bilmektir, kul olmak müstağni olmamaktır, kul olmak muhtaç olmaktır, kul olmak nakıs olmaktır. Kemâl eksiksiz olana değil eksiğini bilene denir. Kâmil diye noksansız olana değil noksanını bilene denir. Kul mükemmel olmaz, sadece kâmil olabilir. Mükemmel olan Allah’tır. Mükemmel sürecin tamamlanmasını ve son noktasını ifade eder. Hiçbir kul süreci tamamlamaz, peygamberler peygamberi de dahil. Alemlere rahmet olsa da süreci tamamlanmaz. Va’bud Rabbeke hatta ye’tiyekel yekıyn. (Hicr/99) eğer öyle olmamış olsaydı bu ayet inmezdi. Ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk etmeyi sürdür. Öyledir, dolayısıyla kul olmak budur, noksanını bilmektir. Çünkü kendi kendine yeten Allah’tır, sadece Allah’tır kendi kendine yeten. Kullar ise kendi kendine yetmez. Kendi kendine yetme iddiası şirktir. Söyler misiniz  insanoğlu kendi kendisine yetebilir mi? Canlılar içerisinde bakınız diğer canlılar annesinden doğarlar 3. 5 saat içinde kalkarlar ve yürürler. İnsanoğlunun bebeği annesinden doğar ama ayağa kalkması için ortalama 1 yıl geçmesi lazım. Bu kadar acizdir aslında. Acziyetinin diğer unsurlarını saymaya gerek var mı? Kendi yüreğine güç yetiremez., ferman dinletemez, kalbi dursa çalış diyemez. Dolayısıyla insan nesine böbürlenir. Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym. (İnfitar/6) bu kadar cömert olan rabbine karşı seni böyle gururlandıran ne ey insanoğlu. Seni böyle küstahça bir gurura sürükleyen ne.

………İnsan olmak bu demektir, kul olmak bu demektir. Dolayısıyla istiğfar etmenin gerekçesi günah işlemek değildir, kul olmaktır, kul olmak yeterlidir. Niye istiğfar ediyorsun? Kulum da ondan., bitti. Rabbimiz bundan memnun oluyor yalnız. Düşünün Allah’ın sonsuzca bir mağfiret etme sıfatı var bu sıfatın tecellisi için siz O’na mektup yazıyorsunuz, davetiye gönderiyorsunuz. Rabbiniz sevinmez mi? Kulum neni davet etti, dua da budur zaten. Dolayısıyla o sıfat tecelli ediyor. Yani rabbimizin tabir caizse sıfatını göstermesine vesile oluyorsunuz. Onun için böyle bakmak lazım.

………Müzzemmil/20 bu söylediklerime delil. Müzzemmil suresi 20 ayetlik bir sure, namazı emrediyor. Malumunuz fakirin tertibine göre de 2. Nazil olan sure. Namaz emri var, zekât emri var son ayette. Son ayet her ne kadar ilk 19 ayetten bir miktar sonra nazil olmuşsa da aynı zaman diliminde olmamışsa da yine de sure 2. Sure. Namaz emri var, zekât emri var. Zaten zekat emri de gösteriyor ki son ayet önceki ayetlerden daha muahhar bir zamanda nazil olmuş ve arkasından ne geliyor?

………ve ma tukaddimu lienfüsiküm min hayrin tecidûhu ‘indAllâh i huve hayren ve a’zame ecra. (Müzzemmil/20) Siz hayırdan ne yaparsanız, ne hayır yaparsanız Allah katında onu aynen bulursunuz. Hem de huve hayren ve a’zame ecra öyle bulursunuz ki yani onu, yaptığınız kadar bulmazsınız en hayırlı karşılığıyla ve en büyük ecir olarak bulursunuz. Yani siz kul kadar yaparsınız Allah’ta Allah kadar karşılık verir.

………Arkası nasıl geliyor ayetin? vestağfirullah* innAllâhe Ğafûrun Rahıym surenin bitiş ayetinin bitiş cümlesi. O halde Allah’a istiğfar edin. Allah’tan mağfiret dileyin zira O sonsuz bağış sahibi, sonsuz merhamet sahibidir. Niye böyle biter? Zekâtı emreder, namazı emreder arkasından estağfirullah der istiğfar edin diyor. İşte söylediğim şey bu. Yani ibadet ederiz arkasından istiğfar ederiz, bağışlanma dileriz. Niye dileriz? Çünkü Kullukta ne kadar keMâl sahibi olursak olalım kulluğumuz noksansız değildir. Allah’ın Allah’lığı karşısında kulun kulluğu daima noksandır onun için istiğfar edersiniz

………Kâbe nedir derseniz bana, Kâbe istiğfarın taş halidir derim. Yer yüzünde anıt yapılar içerisinde daha sade bir yapı gösterebilir misiniz bana, daha süssüz, daha tezyinatsız, daha gösterişsiz. Örtüsünü sıyırın altından lav taşlarından yapılmış hiçbir nakışı olmayan dümdüz kare küp bir bina çıkar. Neden? Hz. İbrahim onu dağın tepesine yapamaz mıydı? Çok süslü püslü yapamaz mıydı. Dünyanın en güzel tezyinatları yapılamaz mıydı? Neden istiğfarın taş hali. Çünkü ben sana kulluktan acizim itirafıdır kulun. Asna teşekkür etmek istedim ya rabbi, teşekkürden aciz olduğumu böyle ifade ettim. Budur.

………İbadet et dön bir de istiğfar et. Hikmeti nedir bunun? Bir soru sormak lazım burada Allah bağışlayacaksa istiğfar gibi bir gönül protokolüne ne gerek var, rabbimiz gönülleri bilmiyor mu? Biliyor, istiğfar gibi bir protokole gerek var mı? Cevap; Bu bir protokol değildir, istiğfarın kendisi bir duadır. Hem icabettir, hem duadır. İstiğfar etmek mağfirete nail olmanın ta kendisidir. Bağışlanmak ayrıca mağfirettir. Bilmem anlaşıldı mı? Tıpkı dua gibi Duanın kendisi kabul olmuş bir duadır, duanın kabul olması ekstra bir şeydir. Allah’tan istiyorsun ya, Allah’a döndün ya, bu bir ödüldür, istediğinin verilmesi tali bir şeydir. Sen istediğinin verilip verilmediğine değil isteyip istemediğine bak.

………Bir daha söyleyeyim mi? Ey kul sen istediğinin verilip verilmediğine değil isteyip istemediğine bak. Çünkü sana istemek verilmişse verilmiştir, istediğinin verilmesinin ne kıymeti var, kaldı ki istediğinin verilmesi belanı bulmandır, insana bela olarak istediğine kavuşması yeter. Sen istediklerinin hep kendi lehine olduğunu mu sanırsın. O zaman aldanırsın ey kul. Ne diyordu Seyyidinâ Ali; Ben onun Allah olduğunu her istediğimi vermemesinden anladım. Her istediğimi verseydi belamı verirdi. İstediklerinizi bir sıraya dizsenize, çocukluktan bu tarafa neler istemişsiniz siz bile unuttunuz. Ondan sonra dönüp hele ki vermemişsin ya rabbi diyorsun. Bazılarını burada görüyoruz, bazılarını ahirette göreceğiz. Göreceğiz ve ne büyüksün ya rabbi diyeceğiz, hele ki beni bana bırakmamışsın, hele ki benim ağzıma bakmamışsın ya rabbi. Benim halime bakmışsın, benim yüreğime bakmışsın ama ağzıma bakmamışsın hele ki ya rabbi. Halime değil de ağzıma baksaydın kendi belamı kendi ellerimle isteyecektim ya rabbi.

………Dolayısıyla ben onun Allah olduğunu her istediğimi vermemesinden anladım diyen Hz. Ali neyi anlamıştı aslında? İstiğfar etmenin aslında affedilmekten daha önemli olduğunu anlamıştı. Budur, istiğfarın kendisi affedilmekten önemlidir. Çünkü O’na dönüyorsun, O’ndan istiyorsun, vazgeçiyorsun, O’nun Ğafûr olduğunu biliyorsun, Ğafûr isminden bir pay istiyorsun. Bu kadar şey yapıyorsun, bakınız daha af yok, daha bağışlanma yok, daha sonuç almış değilsin. Çünkü kendisi bir sonuçtur. O nedenle istiğfar edip etmediğin istiğfarın sonucundan daha önemlidir. Böyle baktığımızda zaten ya rabbi sana dönük yaşayayım da sonucunda ne olursa olsun demektir bu.

………Allah sadece istiğfar eden kullarına mı Ğafûr isminden bir pay verir, bir biçimde veyahut ta şöyle diyelim istiğfar için sadece mü’min kullarını mı davet eder, diğer kullarını davet etmez mi? Aslında imana davet te bir istiğfara davet değil mi? Bu sorunun cevabını Kur’an da görüyoruz, şirk koşan kullarını istiğfara davet ediyor.

………Efela yetubune ilAllâhi ve yestağfiruneHU, vAllâhu Ğafûrun Rahıym. (Maide/74) onlar Allah’a dönmeyecekler mi? Ve O’ndan mağfiret talep etmeyecekler mi? Eğer böyle yaparlarsa iyi bilsinler ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. İşte bu. Dolayısıyla bu ayetin bağlamına baktığımızda şirk koşan kullara bir istiğfar çağrısı olduğunu görüyoruz. Demek ki sadece istiğfar çağrısı aslında Mü’min olup ta günahkârlara değil, mü’min olmayanlara da bir çağrı. İmana koşmak istiğfardır, iman etmek istiğfardır.

………Bir soru gelebilir burada Ğafûr’un sonsuz mağfiretinden bu çağrı kendisine ulaşmayanlar yararlanmayacak mı? Diyelim ki bu çağrı kendisine ulaşmadı, ama Ğafûr olan Allah’ın sonsuz mağfireti var onlar faydalanmayacaklar mı, pay almayacaklar mı?

………Cevabı isterseniz Şûrâ /5 ayetiyle verelim: vel Melaiketü yüsebbihüne Bi Hamdi Rabbihim ve yestağfirune limen fiyl Ard. (Şûrâ) bir biçimde istiğfar etmeyi bilmiyor, bu davet ona ulaşmadı. Melekler diyor yüsebbihüne Bi Hamdi Rabbihim ve yestağfirune limen fiyl Ard yeryüzünde bulunan herkes için rablerine hamd ile tespih ederler ve istiğfar ederler yeryüzünde bulunan herkesin. limen fiyl Ard. Melekler istiğfar edermiş.  Yani rabbimiz Ğafûr ismi için bir yasa belirliyor bu ismimin tecellisi mutlaka talebe bağlı diyor.

………Tamam kulları içinde bir kısmı talep ediyor bir kısmı ise talep edeceğini de bilmiyor. Talep edeceğini bilmeyen kulları için meleklerini görevlendiriyor, siz onlar için talep edin. Bu da Ğafûr isminin bir başka tecellisi olsa gerek, siz onlar için talep edin. Çünkü melekler kendileri için talep etmezler, çünkü onlar günah işlemezler. Dolayısıyla siz onlar için istiğfar talebinde bulunun.

………Evet, İstiğfara bağlı ilahi mağfiret yasası yine bakî, yani Failin fiilinin tecellisi için mef’ulün talebi gerekir. Fakat diyelim ki mef’ul bu talebi bilmiyor, onun yerine melekleri taleple görevlendirmek Allah’ın yine yasası bakî, fakat bu yasayı kendi bir üst yasasıyla açıyor.

………İstiğfar çağrısına sadece sıradan kullar mı dahil? Mesela peygamberler de istiğfara davet edilmiş midir? Hem de nasıl. Mesela Allah resulü bizzat istiğfara davet edilmiştir. İşte Nasr suresi değil mi? işte vestağfir lizenbike ve sebbih Bi Hamdi Rabbike.. (Mü’min/55) gibi ayetlerine ne demeli. Günahına istiğfar et, hem de açıkça, hem de tekil şahıs zamiri ile lizenbik, ne demeli buna. Dolayısıyla Allah resulü de dahil tüm peygamberler davet edilmiştir.

………Katada bin Numan isimli birinin zırhını Übeyrik oğullarından Ebu Tu’me isimli bir adam çalar. Fakat daha sonra hırsızlığı belli olmasın diye zırhı götürür bir Yahudi’ye rehin verir. Zırh un çuvalı içinde saklandığı için gittiği geldiği yerlerde de iz bırakır undan. Tabii en sonunda durum anlaşılır, zırh bulunur ama zırh Yahudi’nin yanında bulunur. Yahudi der ki bunu bana Übeyrik oğullarından Ebu Tu’me getirdi. Ne olacak şimdi? Mahkemeye çıkar, Allah resulü hakimdir. Ebu Tu’me konuşur, Yahudi konuşur. Ebu Tu’me der ki; Ya ResulAllah ben Allah’ın adını veriyorum, yemin ediyorum, ben Müslümanım. Bu adam da Yahudi. Sen ona mı inanacaksın bana mı?

………Dilli düdük, Allah resulü ağzına bakar onun lehine hüküm verir. Tam bu hükmü vermiştir ki Nisa/105-106 ayetleri iner. Ayetlere bakın; … ve lâ tekün lil hainiyne hasıyma. (Nisa/105) sakın ey Nebî hainlere arka çıkma. Devamı daha önemli hemen 106. Ayet; Vestağfirillâh* innAllâhe kâne Ğafûren Rahıyma. (Nisa/106) Bundan dolayı otur bir Allah’a istiğfar et, emir doğrudan Vestağfirillâh* innAllâhe kâne Ğafûren Rahıyma. Eğer böyle yaparsan Allah’ı Ğafûr ve Rahîm olarak bulacaksın. Eyvallah..!

………Onun için Allah resulünün şu tür itirafı kütübü sittede yer almıştır; ene beşerün mislüküm, ene uhti u ben de sizin gibi beşerim, ben de hata eder, isabet edebilirim. İsabette ederim, hata da ederim. Bana mahkemelerinizi getiriyorsunuz, davalarınızı getiriyorsunuz. Getirdiğiniz davada ben de delillerinize bakıp karar veriyorum. Ama benim verdiğim karar kendi hakikatte karar sonucunda kendisine verdiğim hak kendisinin değilse o ateştir, ister alsın ister almasın.

………Ne dersiniz? Bizim efendi adamın yüreğini okuyorlara, bizim şeyh adamın gönlünü görüyormuş, içini okuyormuş. Ne dersiniz bu işlere? Eh, sizin şeyh peygamberimizi de epey geçmiş ha..! Allah’tan korkmadan..! Tabii dedim ya İslâm’a Kur’an kapısından vahiy kapısından girmezseniz oyuncak, maskara olmaktan başka çareniz yoktur. Cahilin sofusu şeytanın maskarası başka nedir ki. Onun için Allah açmış bu kapıyı, Allah’ın İslam sarayına açtığı meşru kapı vahiy kapısıdır, Allah resulü o kapıdan girmiştir. Sahabe o kapıdan girmiştir. O zaman sen de o kapıdan gir. Gir o kapıdan içerde odalar var, canının istediği odaya at kapağı. Fıkıh odasına gireceksen gir oraya, hadis odasına gireceksen gir oraya, rivayet odasına gireceksen gir oraya, zühd odasına, tasavvuf odasına gireceksen gir oraya. Ama önce o kapıdan gir, önce aşılan, önce legal bir giriş yap, kaçak giriş yapma.

………Bir de kaçak kapılardan her geçen binayı zayıflatan kaçak kapıcıları cesaretlendirmiş olursun. Bu sefer daha başkaları da başka duvarlara başka kaçak kapılar açar. Onun için kaçak girmiş olması da ayrı bir cürüm tabii. O nedenle Allah’ın açtığı kapı vahiy kapısıdır. Bu dine herkes vahiy kapısından girmek durumundadır. Girdikten sonra içeride hangi odayı benimserse mizacına göre o odada otursun. Veyahut ta dolaşsın. Burada ne var benim alacağım desin, bir fıkıh odasına uğrasın, bir hadis odasına uğrasın, bir kelâm odasına uğrasın, bir hikmet, felsefe odasına uğrasın, bir zühd, tasavvuf odasına uğrasın varsa alacağı alsın mizacına göre. Ama mutlaka vahiy kapısından girsin. Kaçak kapılara itibar etmesin, kaçak kapıların hepsi dinin binasını zayıflatan kapılardır.

………Ondan sonra temizleyemiyorsunuz zaten, kendisi de temizleyemiyor. 30 yılını o yalanın üstüne bina ettikten sonra o yalanına parmak attığınızda dokunma diyor size dokunma, ben yalanımla yaşayayım. Kendi de inanmıyor aslında ama ne yapsın zavallı. Bir ömrü buzun üstüne bina etmiş. Onun için İslam’ın tek meşru kapısı vardır, Allah’ın açtığı kapı, o da vahyin kapısıdır.  Evet, görüyorsunuz değil mi yalan söyleyen Ebu Tu’me’nin kalbindekini görmüyor Allah resulü, rabbimiz ona haber veriyor ve bir hadis; ene beşerün mislüküm ila ahir.

………Hz. Peygamber sadece kendisi için değil aynı zamanda başkaları için de istiğfarla emrolunuyor. Bu gerçekten müthiş bir misyon FeBima rahmetin minAllâhi linte lehüm. (A. İmran/159) Allah’tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın ve lev künte fazzan ğaliyzal kalbi lenfaddu min havlik eğer sert yapsaydın etrafından dağılır giderlerdi. fa’fü anhüm kimlere söylüyor bunu? Uhut savaşı öncesinde savaş konseyine katılıp Allah resulü savunma savaşını tercih ettiği halde yiğitlik gösterip savunma değil saldırı savaşı, meydan savaşı yapalım ya ResulAllah diye Allah resulünü sıkıştırıp onun sırtına zırhı giydirip ondan sonra da vaz geçtik ya ResulAllah seninki galiba daha doğru görüş deyince, Bir peygamber giydiği zırhı çıkarmaz diyerek ResulAllah’ın meydana çıkıp en sonunda da en ilk kaçanların savaş konseyinde Allah resulünü meydan savaşına ikna için gayret edenler olması üzerine iniyor bu ayet işte.

………Sert yapsaydın dağılır giderlerdi yani sizinle istişare edenin başına gelen bu işte, bir daha sizinle istişare edersem üç olsun demedi. Ama rabbimiz  ne diyor; fa’fü anhüm affet onları. Niye affet? Çünkü bu sana karşı da işlenmiş bir hata. Ama sadece sana karşı değil ki vestağfir lehüm Allah’a karşı da işlenmiş bir hata. Sadece sen affetme Allah’ın affetmesi içinde Allah’tan onlar için af dile, mağfiret dile. ve şavirhüm fiyl emr bundan böyle onlarla istişareyi sürdür, kesme yani yine istişareyi bir sistem olarak devam ettir. fe izâ azemte fe tevekkel alAllâh bir işe azmettiğin zaman Allah’a güven, dayan ve yürü innAllâhe yuhıbbül mütevekkiliyn Allah kendisine güvenenleri, dayananları sever, mütevekkil olanları sever Vekîl isminde işlemiştik değil mi? Eyvallah..!

………Dolayısıyla Allah resulüne başkaları için istiğfar etme emri de veriliyor. Demek ki peygamberlerin böyle bir şeyi var. Peki, peygamberlerin böyle bir vazifesi, peygamberden sonra kimleri varis, miras kalmış olabilir? Peygamberlerin varisleri olan alimlerin de Allah resulünün ahlakı ve adabı olan bu edeple bu ahlakla ahlaklanması Allahu alem gerekir diye düşünüyorum. Yani onların da kendi günahlarına istiğfar, mü’minlerin günahına ağlamak gibi bir görevi var. Başkalarının günahına ağlamak gibi bir görevi var. Ana yürekli insanlar böyle olurlar. İşte o zaman imam olurlar. İmam ana yürekli adam demektir. Ana yürekli adam, ümm den gelir ana gibi yüreği olacak.

………Ümmet nedir peki? Ümmet te insanlığın anne toplumu demektir.  Ana yürekli toplum. Kim böyle ise rabbim onu ümmet yapar, kim böyle ise rabbim onu imam yapar, imam odur. Onun için imam ölü yıkayan değil diri yıkayan adamdır, ana yürekli adamdır.

………Hz. Yusuf’un istiğfarı da benzer değil mi Yusuf/98 .. sevfe estağfiru leküm kime söylüyor bunları? Kıskançlık krizine tutulmuş kardeşlere söylüyor. En sonunda iş ortaya çıkıyor, Yusuf olduğu anlaşılıyor kendilerine zahire verenin. Yani Mısır’ın saraylarını yöneten, Mısır’ın hazinelerini yöneten o şahsın kardeşleri olduğunu öğreniyorlar. Üstelik kuyuya attıkları, ölsün diye attıkları kardeşleri. Tabii burada anlattığımız kadar basit bir sahne değil, çok dramatik bir sahne olsa gerek şöyle canlandırırsanız eğer. sevfe estağfiru leküm, sizin için istiğfar edeceğim, Allah’tan af dileyeceğim. Niye? yaptığınızı sadece bana yapmadınız, bana yaptığınız aynı zamanda Allah’ın hukukuna da tecavüzdü.

………İnneHU “HU”vel Ğafûrun Rahıym. Seçtiğim ayetlerin tamamı Ğafûr ismi ile bitiyor dikkat buyurun lütfen, incelik burada. Zira Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir, mağfireti sonsuzdur. Öyle diyor, sizin için istiğfar edeceğim.

………Bu nasıl bir şey dostlar? Bakınız burada bir başkasının günahına ağlamak yok size kötülük yapanı affetmek te yok. Size kötülük yapanı affetmenin yanında size kötülük yapanı Allah’ın da affetmesini istemek. Bu ne biçim bir alicenaplıktır, bu ne biçim ulvilik ve yüceliktir. Eyvallah..!

………İşte budur herhalde insanın Allah’ın affını talep etmesi için, affından en büyük payı istemesi için insanların insanlara karşıda böyle bir alicenaplığı olması lazım. Herhalde rabbin mağfiretinden en büyük payı alanlar, kendisine yapılan hatadan dolayı sadece affeden değil, Allah’ın da onu affetmesini isteyendir olsa gerek. Bu çok yüksek bir ahlak, kolay bir şey de değil onu söyleyeyim. Yani yaptığım bir şey olsa size de tavsiye ederdim. İnşaAllah yapabilecek liyakate geliriz. (22-1 in sonu)

………{{“Ve ahiru davanâ enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 ………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.}}

 

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mart 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,