RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 19 – EL BÂRİ’ (A)

365-el-bari-1

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………*****************************************************

………EL BÂRİ’

………Bir görüşe göre, el-Hâlık varlıkların menşei; el-Bâri ise, onları tedbîr edendir.

………Bilinmelidir ki: Ehl-i Hak, bu ismin saltanatını ve hükümlerinin zuhurlarını müşahede etmede farklı derecelerde bulunurlar, bu farklılık, onların keşif ve tahkikteki farklılıklarına bağlıdır.

………Bazıları, bu ismin eserini özellikle unsûrî yer olmak üzere bütün yaratıklar üzerinde görürler; bu ismin ulvî şeylerdeki tesirlerini görmezler. Bu guruptaki insanlara göre bu unsûrî yere ait yaratılışın dışında başka bir yaratılış vardır.

………Bazıları ise, bu ismin küllî-tabiat memleketinde genel tasarruf sahibi olduğunu kabul ederler. Böylelikle, onun tasarrufu altına ulvî-ruhânî, süflî-cismânî bütün tabiî sûretler girer. Bunlar, küllî heyûla mertebesinden zuhûr edip, varlığın nihaî mertebesine kadar olan şeylerdir. Bu nihaî mertebe, insan mertebesidir.

………Bunların dışında kalan Levh, Kalem, güçlü Melekler ise, başka bir yaratılışa sahiptirler. Nefes-i Rahmânî’den ibaret Amâ ise, bütün bunları kapsar.

………Bir rivâyette Hakkın kendi nefsini yarattığı da bildirilmiştir, fakat bunu akıllar kabul edemez, çünküakıllar onu anlayamaz ve akılların tavrının dışındadır. Bu ifadenin sırrına ise, sadece nübüvvet ve velâyet tavrındaki kimseler ulaşabilir.

………Bu meselenin bir nebzesini idraklere anlaşılır kılmak, şu şekilde mümkündür: Bilindiği gibi, Allah hakkında sözü olan herkesin kendi nefsinde Bu Allah’tır dediği bir şeyi tasavvur etmesi gerekir, böylelikle o şeye ibadet eder ve o, Allah’tır, O’ndan başkası değildir.

………Binaenaleyh her düşünce sahibi, kabiliyetinin mahallinde yarattığı bir şeye ibadet etmektedir; bu mahalde bulunan şey ise, sadece kendi düşünce gücünün yarattığı şeydir. İnsana bu tasavvur gücünü ise, sadece Allah vermiştir, şu halde, burada onu yaratan Allah’tır. İşte bu, söz konusu rivayetin anlamıdır.

………Ümmetlerin ve mezheplerin her ferdinin ve şahısların idrak vasıtalarında ve vehimlerinde ortaya çıkan birbiriyle çelişen ve birbirlerinden farklı bütün inanç suretleri, Hakkın ayetlerinin ortaya çıkması ve O’nun tecellilerinin şe’nleridir; bunlar, a’yânın hakikatlerinde tahakkuk ederler ve varolan şeylerin mazharlarında zuhur ederler. Bu tahakkuk ve zuhur ise, onların kabiliyet, özellik ve istidatlarına göre gerçekleşir.

………Mukaddes zâtı açısından Hakkın ise, gerçek mutlaklığı üzerinde bulunduğu gibi, zatında herhangi bir değişikliğin veya başkalaşmanın olması söz konusu değildir.

………Böyle bir şeyin gerçekleşmesinden Hak, uluvv-i kebir ile, müteâl ve münezzehtir. (Sadreddin Konevî- Esma-i Hüsna/63-64)

………***********************************************************

………BÂRİ’

………Talluk;

………Allah Teâlâ’nın Hâlık ismine neden muhtaç olunuyorsa, Bâri ismine de aynı nedenle ihtiyaç duyulur. Zira her ikisi de mucit anlamındadır. Yine Câmi manasında olan Selâm ismi için ileri sürülen ihtiyaç nedeni de aynıdır.

………Tahakkuk;

………Bu ismin tahakkuk boyutu, mucit anlamında ki Hâlık adıyla aynı paraleldedir. Bazen Bâri’ ismi yaratma ile bağlantılı olmayabilir. Bu nedenle “O Allah ki Hâlık ve Bâri’ dir.” (Haşr/24) buyrulmuştur. Anlamı bahsedilen kargaşa ve ayrışmazlıktan uzaktır demektir.

………Allah’ın mahlûkata yönelik genel kanunu şöyledir. Bir şey yaratıldığında (İhtira) daha önceden onun gibisi var değildir. Burada temel mesele her mevcut mükemmel yaratılmıştır. Ortaya çıkaran varlık kendine özgü, kendisiyle uyumlu bir oluşum içerisindedir. Hak Teâlâ benzer oluşumları oluşturmaktan münezzehtir.

………Tahalluk.

………Ömer b. Hattab, Ebu Bekir Sıddık’ın huzuruna girdi ve “nasılsın” diye sordu. O da “İnşallah rahatsızlıktan kurtuldum.” (Bârien) dedi.

………Mü’min kul bu isim sayesinde bütün varlıkların kendisine etki etmesinden uzak kalır. O Rabbinin iradesi istikametinde başkalarını yönlendirir. (İbn. Arabi/Allah’ın isimlerinin sırları ve manalarının keşfi-60)

         BÂRİ’ OLMAK MERTEBESİ

………Yaratıklar Allah’ın iyiliği nedeniyle yaratılmış,

………Bu nedenle âlem O’nun suretinde.

………Varlığında sürekli O gezinir,

………Ahlakından bilinen iyilikle.

………Bu mertebenin sahibi Abdulbâri diye isimlendirilir. Arkadaşlarımızın bir kısmı bu mertebeyi özellikle unsuri âlemde topraktan yaratılmış olanlara tahsis etmiştir. Onun dışında ki yaratılmışların bu mertebeden payı yoktur. Toprak unsurundan yaratılmış olanların dışındakilerin ise başka bir yaratılışı vardır. Bazı arkadaşlarımız doğanın toprağından yaratılan her şeyde yaratma işini tek kabul etmiştir. Onlara göre heyula (korku verici, ürkütücü hayal) cevherinden kendisinde ortaya çıkan suretlere kadar bütün doğal suretler bu yaratılışa dâhildir. Buna karşı levha, kalem ve Müheyyeme melekleri bu yaratılışın kapsamı dışındadırlar. O kısımdaki varlıkların başka bir yaratılışı vardır.

………Bütün bunlar Rahman’ın nefesi demek olan ve O’nun dışında ki bütün suretleri kabul eden Amâ’da yaratılmıştır. Bununla birlikte Hakkın kendisi adına da yaratma ifadesi geçmiştir. Fakat anlayamadıkları için akıllar böyle bir ifadeyi reddetmişlerdir. Hâlbuki akıllar Allah’a dair görüş sahibi herkesin “Allah” dediği bir tasavvuru nefsinde meydana getirdiğini fark etmemişlerdir. Herkes nefsinde meydana getirdiği o tasavvura ibadet eder. O da –başkası değil- Allah’tır. Bunun yanı sıra söz konusu tasavvuru bulunduğu mahalde yaratmış olan bizzat Allah’tır.  Allah’ın (inançlarda) yaratılması hakkında ki ifadenin anlamı budur.

………Allah hakkında görüş söyleyenlerin bakışlarının değişmesiyle söylenen görüşler de değişmiştir. Her düşünce sahibi kendi mahallinde ve kalbinde var olan yaratılmış bir surettir, yoksa Hak, ilâh değildir. Hak o kişiye bu surette, yani o görüşte tecelli etmiştir. Bununla birlikte O‘nun hakikati kendisi bakımından birdir. Sadece biz O’nu böyle idrak ederiz. Uleym el Esved eliyle sütuna vurmuş, sütundan bakanın görebileceği şekilde altın ortaya çıkmış! Hadiseyi gören kişi susup kalınca el Esved ona şöyle demiş; “Be adam Hakikatler başkalaşmaz fakat rabbin karşısında ki hakikatin nedeniyle sen böyle gördün”

………Burada hakkın her inanç sahibinin inancı suretinde zuhur etmesine işaret etmiştir. Bu yönüyle Hak melek, cin, insan, taklitçi veya düşünce sahibi gibi akide sahibi herkesin nefsinde yaratılmış haktır.  (el Hak el Mahlûk bihî) Buna mukabil peygamberler Allah hakkında değişmeyen ve başkalaşmayan bir görüş getirmişlerdir. Önceki peygamberlerin Allah hakkında söylediği, sonra gelenin söylediği görüşün aynıdır. Son peygambere kadar Allah’tan bilgi veren bütün peygamberlerde durum böyledir. Onlar, söz konusu bilginin Allah’ın vahy ettiği bilgi olduğunu söylemişlerdir. Böyle olmasaydı akılcıların görüş ayrılığına düşmesi gibi Allah hakkında görüş ayrılığına düşerlerdi. Demek ki peygamberler Hakka en yakın kimseler, hatta onlar –sonraki öncekini, önceki sonrakini tasdik ettiğine göre- Allah’a dair sadece doğruyu getirenlerdir. Bu görüşü teorik olarak akıl kesinlikle ortaya çıkartmaz fakat keşif bu hükmü verir.

………Her halükârda Allah hakkında inanç sahibi olanlar arasından kurtuluşa en yakın olanlar, O’nun peygamberlerin dilleriyle bildirdiği haberlere inananlardır. Çünkü Hakkın doğru sözlü olduğunu biliriz. Allah hakkında verilen hüküm belirli bir şekilde doğru olmasaydı peygamberlerini kullarına elçi olarak göndermezdi. Bu hükmün inanç sahibi herkeste ortaya çıkan bir yönü olmasaydı Allah kendisini –peygamberlerin dilleriyle- inançların suretlerinde halden hale girmekle nitelemezdi. Her inanç sahibinin nefsinde Hakka dair bir suret yaratılmıştır. Ve sureti var eden kişi onun var olurken dayandığımız Hak olduğunu ileri sürer Dolayısıyla yaratılmış ancak yaratılmışı görebilir. Çünkü ancak kendi inandığını görür. Hak ise –gerçekte değil-  görenin ve akıl sahibinin gözünde bu suretleri kabul eden hakikati yönüyle bunların ardındadır.

………“Allah âlemlerden müstağnidir.” (Ankebut/6)

………Kastedilen her iki âlemdir. Nitekim zengin için malı nedeniyle başka bir maldan müstağni olduğunu söyleriz ve mal kişininmüstağnilik özelliği kazanmasını sağlar.

………Burada ince bir keşif meselesi vardır; Bir şey kendine muhtaç olmaz. Allah ise kendi nedeniyle kendinden müstağnidir.

………“Ey insanlar siz Allah’a muhtaçsınız, Allah zengin ve övülendir.” (Fatır/15)

………Yani Allah size muhtaç değildir Allah’ın övülen olması bütün övgülerin O’na dönmesidir. Allah ancak varlıklarımız nedeniyle, bizim vasıtamızla övülür.

………Allah’ın bulunduğumuz durumdan tenzihine gelirsek O bizim vasıtamızla övülmüştür. Demek ki Allah bizim vasıtamızla müstağnidir. Çünkü O’nun zengin ve müstağni olması, bizden müstağni olması demektir. Başka bir ifadeyle müstağniliğin Hakkın sıfatı olabilmesi için bizim varlığımız gerekir. Konuyu anlamak isteyen Allah’ın kendisini isimlendirdiği her ismi dikkatle düşünmelidir. O isimler bizi talep ettiği için bizim var olmamız gerekir. Bu nedenle bizden müstağni olmak bizimle birlikte gerçekleşir.

………Ulûhiyyet hükmü mehulâ (İlâhın kulu), rububiyet hükmümerbuba, (Rabbin kulu), Kâdir’in hükmü makdura (güç yetirilen) bağlıdır. Rububiyetin bir sırrı vardır ve o sır ortaya çıksaydı rububiyet batıl olurdu. Aynı şekilde rububiyetin başka bir sırrı daha vardır ki o sır ortaya çıksaydı nebîlik anlamsız olurdu. O sır akli düşüncenin delilleriyle O’na dair verdiği hükümle ilgilidir. Allah o hükümle tecelli etmiş olsaydı peygamberlerin aklın kabul etmediği hususlarda Allah’tan verdiği haberler geçersiz olurdu. Halbu ki haber verenin doğru sözlülüğü akılca ispatlanmıştır. Bu durumda peygamberlerin verdiği haberler ya reddedilir veya kabul edilir.

………Bu durumda akıllar gelen haberi kabul ederken kendisinde Allah ile yarattıkları arasında ortaklığı bildiren anlamı reddeder. Birinci anlamı reddettiğinde onun için peygamberliğin hükmü batıl olur. Aynı hükümler (“Allah nerededir? Sorusuna göğü işaret ederek cevap veren) cariye köle ve benzeri kimselerin nezdinde sabittir. Hâlbuki nübüvvet parçalanmaz ve bir parçası reddedildiğinde bütünü reddedilmiş demektir. Allah bazı insanların şöyle dediğini bildirir;

………“Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz, onlar bunun arasında bir yol edinmek istiyorlar. Onlar gerçek kâfirlerdir.” (Nisa/150)

………Onlar küfür tarafını imana yeğleyenlerdir. Küfür tarafını yeğlemek ise haber verenin birliği ile haberde – herhangi bir sınırlama olmaksızın- doğru söylemesinden kaynaklanır. O’nun yalan söylemesi imkânsızdır. Aklın reddetmiş olduğu hususlarda peygamberlerin verdiği haberlerin bir yönü ile doğru olması kaçınılmazdır. Bu nedenle mü’min nazarî (teorik) aklıyla hareket ederse tevil ederken tevilde aciz kaldığında böyle ifadelerin bilemediği bir yorumu olduğuna inanır. “O yorumu ancak Allah bilir” Der ve yorumu bilmeyi O’na bırakır. Fakat lafzın zahiri anlamıyla değil, kendisinin bilmediği bir teville O’na havale eder. Allah ehline göre bir kelimenin kapsamı altına giren bütün anlamlar doğrudur. Onlar gerçek mü’minlerdir ve Allah mü’minler için;

………“Büyük bir mağfiret ve ecir hazırlamıştır.”  (Ahzab/35)

………(İbn. Arabi – Fütühat-ı Mekkiye/Cilt/16-251-252)

………***************************************************************

………EL BÂRİ’

………Bu kerim ad Hak Teâlâ’nın A’râf suresinden istihraç edilen güzel ad­larından ilkidir. Aynı surenin 29. ayetinde Hak Teâlâ,

………Sizleri nasıl başlatıp yarattı ise yine öylece O’na döneceksiniz.” Â’raf/29) Buyurmaktadır.

………Üç İmamdan yalnız Beyhakî bu ad hakkında lüzumlu açıklamalarda bulunmuştur. Bunun manasına gelince, ilk olan mahlûkatı fiilî olarak yaratmış; çünkü halkten önceleri bir şey yoktu. Zira bu adın içinde Bedî’, adının manası bulunmaktadır.

………Şunu bil: Mevcud olan mevcudu başlangıçtaki bedavet hal ve hayatı sonradan izleyerek ona yetişmiştir, insanlar bu dünyada yeni yaratıklar değildirler. Çünkü başlangıcın bir başlangıcı yoktur. Çünkü O fi’len bedavetten değil yaratıcıdır. Zira Hak Teâlâ bu hususu şöyle işaret etmektedir:

………“Allah vardı ama yanında bir şey yoktu, daha sonraları halkı yarattı, rızkını da yaymış oldu.” Zira başlangıcın başlangıcı olmadığı için Hak Teâlâ bu cihetten hîtab etmemektedir. (Allah’ın selamı üzerine olsun)

………Peygamberler insanların akıl ölçülerine göre onlara hitapta bulundular. Zira hayatın başlangıcı ve sonu olmadığından bidayette insanların akılları idrak etmiyordu. Zira her âlemin bir sözcüsü vardır. Fakat bütün âlemlerin sözcüsü yoktur, demek değildir. Özellikle bu konu mahcup akıllar için anlaşılması çok zor bir meseledir. Çünkü bu gibiler varlığa tabi olan son­suzluğu düşünemiyorlar.

………Bunun makul olanı, başlangıç hakkında bir hitap olmadığını ve bizlere olan hitabın bu aleme izafe edilmiş olan başlangıcı olduğunu bilmiş olursan o vakit Bâri’ adının manasının bizlere hitap edildiğini ve bu alemle alakası olduğu anlaşılır.

………Daha önceleri ne başlangıçta ve ne de sonsuzluğa dek hiçbir alemden diğer bir aleme hitap edilmemişti. Hak Teâlâ’nın vüs’atına layık ve yakışan da budur. Âlemin kıdemi hakkında söz etmenin lüzumu yoktur. Ancak yaratıcı olan Hâlık Teâlâ’nın kıdemi yanı eskiliği vardır.

………Bu adı müşahede eden bir kimse, Hak Teâlâ’yı başlangıcındaki gibi görmüş olur. Zira Hak Teâlâ başlangıcı bulundurmuştur ki, bununla ha­berleri vermiş olsun. Çünkü her başlangıcın bir haberi vardır, İşte bütün bunlar yaratmış olduğu dünyasında ve ahiretinde Hak Teâlâ’nın hal ve sözlerinin hükümleridir. Bütün bunlar şerefli buyruklarındandır. Hak Teâlâ herhangi bir haberi haberci ile haber vermesi haberlerin şartından değildir. Zira nefis zatının hal ve sözlerini, fiillerini hazırlayıp vücuda ha­ber vermektedir. Bütün bu haberler hal diliyle olmaktadır. Dolayısıyla başlangıcı böyle haberlerini de böylece başlatmış oldu. Bu ad, haberlerle ve bu haberlerin vericileriyle ihata edilmiş bulunmaktadır. Bu adı zikir eden bir kimse sahrada bedavetin başlangıcını görerek faydalanmış olur. Aynı zamanda Yüce Allah’ın Bârî admı müşahede etmiş olur. Allah en doğrusunu bilir. (Afifüddin Süleyman et-Tîlmsâni/Esmaü’l-Hüsna-129-130)

………****************************************************************

………EL BÂRİ’

………Yüce Allah’ın bu ismi Kur’an da şöyle geçer;

………O Allah ki yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var eden (Bâri’)dir. (Haşr/24)

………Bâri’, varlıkları yokluktan varlığa çıkaran, takdir ettiği ve kararlaştırdığını varlık sahasında ortaya koyan demektir. Zira bir şeyi takdir eden ve dü­zenle­yenin, bunu gerçekleştirmeye ve varlık sahasına koymaya gücü yetmeye­bi­lir. Ancak Allah böyle değildir. O, karar veren ve bu kararı uygula­yıp ha­yata geçirendir.

………Kurtubî, “Bâri’, yoktan var eden, ortaya çıkaran demektir” der.
el-Halîmî ise bu ismin iki manaya geldiğini söyler ve bunu şöyle açıklar:

………1 – Varlıkları, onlar hakkındaki bilgisine göre var etmesidir. Şu âyet bu an­lama işaret etmektedir.

………Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana ge­len herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazıl­mış) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.”  (Hadîd/22)

………Kuşkusuz Al­lah’ın bir şeyi var etmesi ve onu itiraf edip dile getirmesi, Allah’ın o varlığı ani­den ve daha önce bilgisi olmadan yarattığı anlamına gelmez. O, herhangi bir varlığı var etmeden önce bilgi sahibidir. Yaratma anında O’na “Bedî” adı verildiği gibi “Bârî” adı da verilmektedir.

………2 – Bâri’den maksat, eşyaları şekle, kalıba, modele sokandır. Yani O, suyu, toprağı, ateşi ve havayı yoktan yarattı. Daha sonra bu madde­lerin karışımın­dan çeşitli cisimler yarattı. Aşağıdaki âyetler bu anlama işaret etmekte­dir.

………“Her canlı şeyi sudan yarattık.” (Enbiya/30)

………“Sizi topraktan yaratmış bulunması, O’nun ayetlerindendir.” (Rûm/20)

………Hani Rabb’in meleklere: “Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yarataca­ğım” demişti.” (Sad/71)

………“İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cânn’ı (cinni) da ya­lın-dumansız bir ateşten yarattı.” (Rahman/14-15)

………“Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su dam­lası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damla­sını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarat­tık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka ya­ratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” (Mü’minûn12-14)

………Buna göre “Bâri’, var eden ve yaratan anlamına gelmektedir. “Be-re-e” kökünden gelen “el-Beriyye” de varlıklar, yaratılanlar anlamına gel­mekte­dir. Bu da Bâri’nin yaratma ve var etme anlamına geldiğini göster­mektedir. O halde Allah, Bâri’ / yaratandır. Çünkü O, bütün bu bedenleri, cisimleri yokluk­tan varlığa çıkarmıştır.

………Ebû Süleyman el-Hattâbî, Bâri’ ismi hakkında der ki: “Bâri” adı, diğer varlık­lardan daha çok canlı varlıklar için kullanılır. Örneğin, “Bere’allahu’l-in­san / Allah insanı yarattı” denilir. Ancak “Bere ‘allahu’s-sema ve’l-ard / Allah yeri ve göğü yarattı” denilmez. Hz. Ali’nin “Taneyi yaran ve nefes alıp veren canlıları yaratan Allah’a Andolsun ki” şeklinde yaptığı ünlü yemini bu anlama işa­ret etmektedir”. (Razi-Tefsir)

………BU İSMİ BİLMENİN FAYDALARI

………Allah’ın Bâri’ ismini bilmenin üç faydası vardır bunlar;

………1 – El Halîmi der ki; “Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmek, O’nun aynı zamanda Bâri’ olduğunu da kabul etmektir. Allah’ın yaratıcı ve Bâri’ olduğunu kabul eden, kendisinin daima bir halden başka bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının mutlaka son bulacağına inanır. Bu inanç ona kendisini ve bütün insanları yoktan var eden Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmasını sağlar. (Beyhaki)

………2 – Bâri’ ismini bilmenin bir faydası da şudur; Olayların gerçek yaratıcının Allah olduğunu bilen kimse, meydana gelen olaylardan derinden etkilenmez. Kalbini derin üzüntüler sarmaz, sırlarının bilinmesinden korkmaz. Nefsinin egemenliğinden ve dürtülerinden kurtulur. Rabbinin yaratıcı olduğunu bilen O’nu yasaklarından şiddetle kaçınır ve daima O’na sığınarak konuşur. (Razi)

………3 – Bu ismi bilen, her şeyin Allah’ın elinde olduğunu ve O’nun emri ile gerçekleştiğini bilir, O’ndan başka yaratıcının olmadığını anlar. Böylece en mükemmel şekilde O’na kulluk yapmaya çalışır. O’nun bütün emir ve yasaklarını samimiyetle uygular. İşte varlıkları yaratan, onları varlık sahasına çıkaran ve zamanı yönetene böyle ibadet edilir. (Iz.b. Abdüsselam-Şeceret’ül mearif ve’l-ahval) (İbn. Kesir*Kurtubi*Beyhaki*es Sadi* İbn. Kayyım el Cevziyye/Esmaü’l-Hüsna/41-43)

………**********************************************************

         EL BÂRİ’

………(BİR ÖRNEĞİ OLMADAN CANLILARI YARATAN)

………İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati ülâike hüm hayrülberiyyeh. (Beyyine/7)

………İman edip salih amel işleyenlere gelince halkın en hayırlısı da onlardır.

………Alimler “el Buraye” bir model olmaksızın yaratma kelimesinin halk (Yaratma) ve tasvir (Şekil verme) kelimeleri arasında bir şey olduğuna icma etmişlerdir. Bu durum Esma-i Hüsna tertibine de uygundur. Çünkü tertip “elHâlik’ul-Bâri’ul-Musavvir” şeklindedir. Bu durumda ise tasvir takdiren evvelce olup “Buraye” ise bunlar arasında geçmektedir.

………“El Bâri’”, “Ber” veya “Buru” mastarından gelmiş olup, “bir şeyin diğer bir şeyden kurtuluşu, hoş olmayan hastalık, kusur vb. şeylerden azade olma” manasına gelip Hastalıktan bir kimsenin kurtulması veya borçlunun borcunu eda etmesi halinde bu kelime kullanılır. İşte bundan dolayıdır ki Allah’ın bu güzel ismi ile Cenab’ı Hakka; bela, musibet ve afetlerden kurtulmak için dua ederiz.

………El Bâri’ in Mahlûkatın özünü afetlerden koruması manasına alınması da muhtemeldir. Hatta bu kelimeyi takdir ve ilk yaratılış  metafizik aleminden fizik alemine geçiş anlamlarına da almak da mümkündür.

………Âlimler Haşr suresinin son ayetinde ki yaratmakla ilgili Hâlık, Bâri’ ve Musavvir isimleri arasında ki farkı; Hâlık yaratılacak şeyin bütün ayrıntılarını bilip takdir eden, Projelendiren,

 ………Bâri’ bunu fiilen uygulama sahasına koyup meydana getiren Musavvir kendine has özelliklerini verendir şeklinde belirtmişlerdir. (Bekir Topaloğlu-“Bâri’”DİA.V.73)

………Ayrıca fiil ve sıfat sığalarıyla “yaratmak, beri” olmak manasında Allah’a nispet edilmektedir. (Prof. İzzeddin Cemel- El-Esmaü’l Hüsna(164-165)

………*************************************************************

………EL BÂRİ’;

………Yaratmak, hasta iyileşmek, iyi niyetli olmak, borç, ayıpvs. Den kurtulmak uzaklaşmak, uzak olmak anlamlarında ki “b –r – e” kökünden türeyen Bâri’; İcat eden, ayıp, kusur vs. den kurtulan demektir.

………Allah’ın sıfatı olarak el Bâri’; Yaratan, örneği olmadan varlıkları icat eden anlamına gelir.

………Kur’an da bu isim “Hâlik” ve “Musavvir” isimleriyle birlikte Haşr/24 ayeti ile Yahudilere hitap eden bir ayette geçmektedir.

………HUvAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavviru .. (Haşr/24)

………“O Allah, yaratan, var eden, varlıklara şekil verendir.

………… fetûbû ilâ Bâriiküm… (Bakara/54)

………“Sizi var edene Tevbe ediniz.”

………Afet, hastalık bela vb. musibetleri var etmesi de Kur’an da bu kelime ile ifade edilmiştir.

………Ma esabe min musıybetin fiyl’Ardı ve lâ fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha inne zâlike ‘alAllâhi yesiyr. (Hadîyd/22)

………Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta (Levh-i Mahfuz) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.

………Allah’ın bu sıfatı (Hâkim en-Nişabûrî, Beyhakî, İbn. Hibban, Tirmizi, ve İbn. Mace’nin el esmaü’l-Hüsna ile ilgili rivayetlerinde geçmektedir. (Doç. Dr. İsmail Karagöz-Esma’i-Hüsna/193)

………******************************************************

………EL BÂRİ’

………Bu vasfı genel olarak “Hâlık” manası verilirse de aradaki ince farklara da temas edilir. Hâlık; Hikmetinin gereğine göre varlıkları takdir eden,

………El Bâri’ ise; onları düzensizlikten berî olarak icat edendir. (İbn. Kesir)

………“El Bâri’; Bir misali olmaksızın varlıkları icat edendir” (En nihaye)

………Yahut; “Varlıkları muhtelif şekilleriyle birbirlerinden temyiz edendir” (Zemahşeri)

………“İnşa edendir” (et Tabersî)

………El Halim’ye göre bu isim iki anlama gelebilir. Birincisi kendisince malûm olan mahlûkat nevilerini icad edendir.

………Gerek yerde, gerek nefislerinizde hiçbir musibet vukua gelmez ki bu bizim onu (veya o nefisleri) yaratmamızdan (nabra’a-ha) önce, mutlaka bir kitapta olmasın.” (Hadîyd/22)

………Ayeti buna işaret eder.

………Allah, Bedî vasfıyla yaratıkları yoktan yaratırken var edeceği şeyleri daha önceden bilmeden ansızın ibda’ etmez. O’na göre Bâri’ ismi ibda’ fiiline, ne yapacağını önceden bilmek unsurunu katar.

………İkincisi “Varlıklara bir kalıp veren” anlamıdır. Su, toprak, hava, ateş gibi unsurları yoktan var edip onlardan da muhtelif cisimleri yaratmıştır. Bara’a el-kavvasu el kavse. (yay ustası yayı yaptı.) derken “mevcut olan maddelerden daha önce olmayan bir surette bir şey yapmak” anlamı vardır. Allah hakkında ibda’ fiilini kabul etmek ber’ fiilini de kabul etmeyi gerektirir. Ber’ maddesinde, iki asıl vardır, birisi yaratmak öbürü uzaklaştırmak, kurtulmaktır.

………El Beydavî’ye göre bu maddenin aslı bir şeyin başka bir şeyden arınmasıdır Bu arınma ya kurtulmak (Hastanın hastalığından, borçlunun borcundan kurtulması sevilmeyen kimselerden veya şeylerden berî olmak gibi.) Yahut inşa etmek yapmak suretiyle olur.(Allah’ın Âdem’i çamurdan inşa etmesi gibi).

………BR maddesi inşa etmek ve yaratmak anlamında olarak Kur’an da çok az varid olmuştur. Dikkati çeken durum şudur ki bu yaratmak manası her zaman “canlı mahlûkların” yaratılması söz konusu olduğunda bulunmaktadır: M.R.Arnaldez de bunu mülahaza eder. Ancak Hadîyd/22 ayetinin güçlük çıkardığını söyler. Halbuki tefsirlere göre bu ayette de yaratma, orada zikri geçen nefislere de taallûk edebilir. Bu maddenin canlılarla ilgili kullanışı için; (Beyyine/6-7, Bakara/54, Haşr/54)

………Bâri’ vasfı üç yerde görülür. İkisi İsrail oğulları hakkında Bâr’l-küm, yaratıcınız diye geçer, Bir ayette de eliflâmlı olarak zikrolunur.

………O öyle Allah’tır ki Hâlık, Bâri’, Musavvir’dir. En güzel isimler onundur.” (Haşr/24)

………Bu ayette sıra ile gelen üç vasfın icraatı arasında da bir derecelenme düşünmek mümkündür. Bunlardan önce ilk sırada burada zikredilmeyen ibda’ vardır.

………1 – İbda’,

………2 – Takdir ve şekil verme,

………3 – İnşa ve tesviye

………4 –  Belirli sureti verme.

………Öbür yandan şu pasajda da bu tertibi bulmak mümkündür;

………Ey insan nedir Kerîm rabbine karşı seni aldatan? O Rabb ki seni yarattı (halaka-ke) ardından düzgünleştirdi (fesevvâ-ke) ve (azalarını) denkleştirdi. (fe ‘adale-ke) ve dilediği surette (Fî eyyi suret-in) seni terkib etti.” (İnfitar/6-7-8)

………Burada yaratmak Hâlık, düzgünleştirme ve denkleştirme Bâri, suret verme ise Musavvir isimlerinin icraatıdır. Böylece Kur’an ın îradından Bâri vasfının daha hususi ve canlılarla ilgili bir yaratmayı ifade ettiği anlaşılmalıdır. (Prof. Dr. Suad Yıldırım/Kur’an da ulûhiyyet-256-257)

………****************************************************************

………EL-BÂRÎ

………A – Bârî isminin lügat anlamı:

………Ber, bür veya Bürû‟ mastarlarından türeyen el-Bâri ismi; yaratmak, yontmak, tesviye etmek, beri etmek anlamlarına gelmektedir. Allah’ın ismi olarak Kur’an’da üç kez zikredilir.

………B – Bârî isminin ıstılah anlamı:

………1 – el-Bârî; her varlığı bir ana maddesi, örneği, modeli, plan ve projesi olmadan yaratandır.

………2 – el-Bârî; bütün mahlukatın türlerini yaratandır.

………3 – el-Bârî; ne yaratacağını veya ne yapacağını önceden bilendir.

………4 – el-Bârî; kalıp ve şekil veren, düzgünleştirendir.

………5 – el-Bâri; yaratılmışların özelliklerini (ayıp, kusur, eksik vb.) taşımaktan uzak ve beri olandır.

………Allah; el-Hâlık ismiyle insanı yaratmayı takdir etmiş, onun plan ve projesini çizmiş, el-Bârî ismiyle de bütün mahlûkatı farklı farklı, türlü türlü yaratmıştır. Yaratmasında bütün beşeri zaaflardan, eksik ve kusurlardan uzak olandır.

………C – Bârî isminin Kur’an içerisinde incelenmesi:

………“O Allah; Hâlık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. En güzel isimler O’na aittir. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih etmektedir. O Aziz’dir, Hâkim’dir.” (Haşr/24)

………“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen her bir musibet, biz onu yaratmadan önce bir kitapta (nebrae) yazılmıştır. Şüphesiz bu Allah’a göre çok kolaydır.” (Hadid/22)

………“…Öyleyse yaratıcınıza (Bârî) tevbe edin…” (Bakara/54)

………D – Bârî isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – Allah, el-Bârî ismiyle gerçek Müslümanları kâfirlerin hilelerinden ve tuzaklarından koruyacaktır:

………Ey iman edenler! Sakın siz de Musa‟ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeylerden temize çıkardı, beri kıldı. O, Allah’ın yanında şerefli idi.” (Ahzab/69)

………Rabbimiz kendisi bütün eksik ve noksan sıfatlardan münezzehtir. Gerçekten katında şerefli olan kullarını ise kâfirlerin ve müşriklerin söylediği şeylerden uzak kılacak, onları temize çıkaracaktır. Nitekim Rabbimiz Hz. Musa’yı onların söylediklerinden beri kıldı. Hz. Yusuf’u yedi yıl sonra bile olsa iftiralardan temize çıkardı. Peygamberinin sevgili eşi Hz. Aişe‟nin temiz ve iftiralardan uzak oluşunu vahiyle bildirdi.

………Bizler de peygamberlerin ve ashabın yollarını takip ettiğimiz sürece Allah katında şerefli bir konuma ulaşacağız. Allah, katında şerefli olan bir kulu, dünyadayken rezil-rüsvay etmez. Bütün komplolardan, tuzaklardan, iftiralardan, kara lekelerden onu korur. Sıkıntı verse de sonunda mutlaka yüzünü temize çıkarır, alnındaki kara lekeleri siler, yok eder.

………2 – Allah kafir ve müşriklerden beri olduğunu ilan etmiştir. Bizden de onlardan beri olduğumuzu ilan etmemizi istemiştir:

………Bu, hacc-ı Ekber gününde Allah ve Resulünden insanlara kesin bir bildiri ve ültimatomdur: Allah ve Resulü müşriklerden beridir, uzaktır…” (Tevbe/3)

………el-Bârî ismiyle öğrendiğimiz şeylerden biri de budur. Nasıl ki, Allah ve Resulünün kâfirlerle, müşriklerle bir bağı yoktur, bizim de olmayacaktır, olmamalıdır. Onlara itaatten ve onlarla dostluk kurmaktan beri olmalıyız. Onların taptıkları ilahlardan ve putlaştırdıkları değerlerden uzak olmalıyız. Rabbimiz bize onlarla uzlaşmayı değil, onların karşısında yer almayı emretmiştir:

………“…De ki, O ancak bir tek ilahtır. Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden tamamen uzağım.” (En’am/19)

………Öyleyse bizler de yeryüzündeki bütün sahte ilahlara, onlardan beri olduğumuzu ilan edeceğiz. Rabbimiz bize bunu emretmiş, ayrıca bizi “En güzel örnekler” ile desteklemiş, bize yol göstermiştir:

………“İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz! Siz bir tek olan Allah’a iman edinceye kadar, bizimle sizin aranızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir…” (Mümtehine/4)

………Kâfirlerle ve müşriklerle aramızda bir sevgi veya dostluk bağı olmamalıdır. Onlar ne zaman ki, tek bir Allah’a iman ettiler, o zaman bizim dostlarımız ve sevdiklerimiz olurlar. Ama o güne dek aramızda kesin bir düşmanlık, öfke ve kin vardır. Bu şartlar altında onlarla dostluk ilişkisine girmemiz mümkün değildir.

………“Allah inananlara Firavunun eşini örnek olarak gösterdi. Hani o: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavundan ve onun kötü amelinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar.” demişti.” (Tahrim/11)

………Hz. Asiye zayıf ve zavallı bir konumda iken işkence ve zulüm altındayken kocasının gücünü, kuvvetini ve acımasızlığını en iyi bilirken bu sözleri söyledi. Zulmün sarayında Allah’a iman eden sadece kendisiydi. Buna rağmen gizlenmedi, saklanmadı. Kendisinin Firavunun amelinden beri ve uzak olduğunu herkese söyledi. Zalim ve kâfir bir eşle arasındaki bağı iman bıçağıyla kesti, kopardı.

………3 – Kâfirlerden beri olduğunu ilan etmeyen kimseler, kıyamet gününde onlardan uzak olmak isteyecekler ancak bu beraetin kendilerine hiçbir faydası olmayacak:

………“Sakın zulmedenlere meyletmeyin, sonra size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım göremezsiniz.” (Hud/113)

………Dünyadayken müşriklerin ve kâfirlerin yanlarında yer alanlar, onlara dalkavukluk yapanlar var ya, onlar bu yaptıklarının ahirette hiçbir faydasını görmeyeceklerdir. Elde ettikleri tek şey, ateş olacaktır.

………İşte o zaman görecekler ki, kendilerine uyulup arkalarından gidenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar. İki taraf da azabı görmüştür. Nihayet aralarındaki bütün bağlar kopup parçalanmıştır.

………Onlara uyanlar şöyle derler: “Ah, keşke dünyaya bir kez daha dönmemiz mümkün olsaydı da, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, içlerini pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.” (Bakara/166-167) (Dr. Ramazan sönmez.)

………*******************************************************

………EL BÂRİ’

………el-Bâri’, vücuda getirdiği her şeyin âza ve cihazını, herhangi bir modele bağlı kalmadan yoktan var edip, birbirine uygun yaratan, kusursuzca var eden demektir.

………O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih ederler. O, Azîz (gâlib olan ve her şeye gücü yeten)dir, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)dir.” (Haşr/24)

………Şimdi, aynanın önüne geçin ve ilk defa görüyormuş gibi, kendinizi seyredin dostlar! Ve size vereceğim şu oranlara bakın!

………İki gözünüz arasındaki mesafe, tam bir göz boyuna eşittir!

………Kafamız, bedenimizin sekizde biri kadardır!

………Kolumuzun boyu, elimizin uzunluğunun üç katıdır!

………Bacağımızın boyu, ayağımızın uzunluğunun üç katıdır!

………Bir yumruk yaptığınız zaman, elinizin çevresi, size ayak numaranızı verir!

………Vücudunuzun estetiğinin, ahenginin ve oranlarındaki düzeninin farkında mısınız dostlar?

………Size, bir estetik sırrı vereyim mi?

………Elinize, tam cepheden çekilmiş bir fotoğrafınızı alsanız, onu tam ortasından ikiye ayırıp sağ ve sol yarısını aynaya tutarsanız, size hiç benzemeyen iki ayrı tip yüzün ortaya çıktığını hayretle görürsünüz! Sanatkârın büyüklüğünü anlayın!

………Evet, bunca orana, estetiğe rağmen, insanın tam ortasından geçen hatla, iki ayrı tip insan çıkar ortaya! İşte sanatın zirvesi! Onun için Yüce Yaradan meydan okur adeta kâfirlere âyetinde dostlar!

………O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü döndür de bak, bir çatlaklık görüyor musun?”  (Mülk/3)

………İmanın tadı bilmekte dostlar! Önce, Rabbimizi tanımalı, bilmeliyiz!
Sonra, kendimizi tanımalıyız.

………“Elif elif bilmektir
………Elif kendin bilmektir
………Sen kendini bilmezsin
………Ya nice okumaktır?”

………Diyen Allah dostlarının sırlarına ermeliyiz!

………Allah, bize öyle muntazam, öyle ahenkli, öyle işlevli uzuvlar vermiştir ki, vücudumuz muhteşem bir fabrika, kusursuz bir makine ve laboratuvar gibi işlemekte; vücudunu tanıyan her insana da “hâl lisanı” ile sanatkârını göstermektedir!

………Beynimiz, kalbimiz, karaciğerimiz, safrakesemiz de her biri birer makine ve laboratuvar hükmünde olup, eşsiz fonksiyonları ile hayatımızı devam ettiriyor dostlar!

………Hayvanlar âlemindeki harika yapıların, bitkiler âlemindeki örneksiz nakışların araştırılmasını size bırakıyorum!

………el-Bârî’dir O!

………Bize verdiği bedeni, kusursuzca, ahenkle yaratan Allah’a şükredebilmek için bütün azalarımızı, O’nun istediği şekilde kullanmalıyız dostlarım! Her şeyin şükrü kendi cinsiyledir, bunu unutmayalım!

………Bize akıl veren, o muhteşem beyni veren Allah’a, aklımızı, ancak O’nu bilmekte ve bulmakta kullanarak şükredebiliriz!

………Ellerimizin şükrü “vermek”le; ayaklarımızın şükrü “hayırda yarışmakla”; kulaklarımızın şükrü “Kur’ân a kulak verip, emirlerini dinlemek ve uymakla” eda edilir!

………Gözlerin şükrü, “bakmakla, görmekle, bulmakla”; ağzın şükrü “sadece helâl kazanıp, helâl yemekle” ve “doğruyu söylemekle” ifa edilir dostlar!

………Rabbim hepimize, rızasına uygun ameller işlemeyi nasip etsin. Âmîn. (Vuslat Turabi)

………**************************************************************

         EL BÂRİ’

………Mahlûkatını mükemmel bir ahenk içinde tanzim edendir. O celle celâluhu, Her şey sadece kendi içinde değil, aynı zamanda diğer her şeyle ahenk içindedir. Bu sonsuz görünen kâinat tıpkı güzel kurulmuş bir saat gibi tıkır tıkır işlemektedir. Bak gör ki senin içinde ki her şey nasıl da birbiriyle bağlantılı ve beraber çalışıyor. Parçalardan biri bozulunca diğer her şey etkileniyor.

………Bütün uzuvların işlevi birbirlerine bağlıdır. Fıtratından gelen bu ahengi hayatına yansıtmaya çalış. El Bâri’ olan Allah sana yaratıcını bilmen için akıl verdi. Ayrıca sana irade ve tercih imkânı verdi ki doğruyu yanlıştan tefrik edebilesin. Ancak iradeni yanlışı tercih etmek, aklını da yaratıcını inkâr etmek için sû-istimal edersen o zaman kevni ahengi tahrip etmeye teşebbüs etmişsin demektir. Fakat böyle yaparsan sonunda ancak kendini mahv u perişan edersin.

………Abdülbâri’ o kuldur ki tutarsızlıktan hatadan ve karmaşadan azad olmuştur. Böyle bir kimse tabiatta işleyen ilâhi kanunlarla mükemmel bir birlik içinde yaşamaya bağlamış ve diğer insanlara sa aynısını yapmaları için yardım ve ilham verebilir hale gelmiştir. Mükemmel bir ahenk ile yaratmak manasında ki el-Bâri’ sıfatı aslen Allah’ın er-Rahman sıfatının bir parçasıdır. Mülk suresinde buyurulduğu gibi;

………Rahman’ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk bulamazsın, gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” (Mülk/3)

………Netice itibarıyla Abdulbâri’ kendi uyumluluğu içinde muhakkak hayırlı, faydalı olan kuldur. (T.Bekir Bayraktaroğlu-Esmaü’l-Hüsna/62)

………****************************************************************

………EL BÂRİ

 

………Yine bir isme geldüm nâm-ı Bâri,

………Ki oldur resm iden nakş-ı nigârı.

 

………Şumârınca süren bulur kemâli,

………Açılur tâli’inde kutlu fali.

 

………Şanayi’ içre her ne işlerse ol,

………Ola mir ü geda katında makbul.

 

………Elinde işlene örneksiz işler,

………Ola iller işi yanında mih-ter.

 

………Dimiş Şibil olan bu isme meşgul,

………Hemişe hasmına galip olur ol.

 

………Dimişti Ahmedî bunı dahi hem,

………İder aklıziyad u def’ider Gam.

 

………İki yüz dört imiş anun şumârı,

………Dimiş Şibli Güneşdur vakt-i kârı.

 

………(İbn. İsa Saruhani-Esmaü’l Hüsna/67-68)

………********************************************************

EL BÂRİ

………El-Bâri kusursuz yaratan demektir. Bu isimde “el-Hâlık” isminden farklı olarak şu manalar vardır;

………1 – Bir kalıptan döker gibi düzgün, tertipli ve güzel bir şekilde yaratan,

………2 – Mahlûkların aza ve cihazlarını birbiriyle uyumlu bir şekilde yaratan,

………3 – Her varlığı kâinattaki umumi nizama ve gayelere uygun bir şekilde yaratan demektir.

………Şimdi Bâri isminin bu üç manasını kâinat kitabının sayfalarında okumaya çalışalım;

………1 – Bir kalıptan döker gibi düzgün, tertipli ve güzel bir şekilde yaratan.

………Ham maddesi hazır olan bir bardağı yapmak için ilk önce ne yaparsınız?

………Yapmanız gereken ilk şey; bardağa bir kalıp hazırlamaktır. Maddi bir kalıp olmadan bir bardağı asla yapamazsınız. O halde şekilleri birbirinden farklı elli bardak yapacak olsanız size elli farklı kalıp lazımdır.

………Demek en basit bir eşyayı yapmak için maddi kalıplara ve bir ustaya ihtiyaç var.  Ve usta ve kalıp olmaksızın o eşya var olamıyor.

………Şimdi bir sineğin ya da bir çiçeğin yaratılması için neler gerekli buna bakalım:

………A – O çiçek ve sineğin planını çizmek ve programını yapmak,

………B – O çiçek ve sineği oluşturan atomları ve maddeleri şu âlemin her köşesinden toplamak,

………C – Topladığı atom ve maddeleri ince bir elek ile eledikten sonra, o çiçek ve sineğe lazım olacak kadarını hassas bir ölçüyle belirleyip almak,

………D – Ve aldığı bu maddeleri bir kalıba dökerek, düzgün, tertipli ve güzel bir şekilde onu yapmak.

………O halde mesela bir toprağa bir gül tohumunu attığımızda, o toprağın ‘gülü yaratmak’ fiiline sahip olabilmesi için, gülün plan ve programını yapabilmesi, güle lazım olan maddeleri âlemden toplayabilmesi, hassas bir teraziyle ona lazım olan kadarını ayırabilmesi ve bu maddeleri maddi bir kalıba dökebilmesi gerekir. Bir gül ancak bunlar yapıldıktan sonra var olabilir.

………İlk üç maddeyi bir kenara bırakıp, sadece maddi kalıbının olması gerektiği hakkında biraz düşünürsek; madem o toprak, kendisine atılan binlerce farklı tohumdan, farklı bitkiler çıkartabiliyor. O halde o toprakta, yeryüzündeki bitkiler adedince maddi kalıpların var olduğunu kabul etmek gerekir.

………Ayrıca her bitkinin yaprakları, meyveleri, çiçekleri, şekilleri farklı olduğundan, o toprakta sadece bitkiler adedince kalıplar değil, aynı zamanda yapraklar, meyveler, çiçekler adedince maddi kalıpların var olduğunu da kabul etmek gerekir. Bunu kabul etmek ise öyle bir fikirdir ki, âlemdeki bitkiler, çiçekler ve meyveler adedince imkânsızlık ve hurafeler içinde bulunur.

………Hâlbuki bu sanatlı bitkiler ve hikmetli eserler Allah’ın Bari ismine isnat edildiğinde, o atomlar Allah’ın ilminin ve kaderinin manevi kalıplarına, kudretinin sevkiyle girerler. Ve düzgün ve tertipli bir şekilde çıkarlar.

………O halde bizler bir elmaya, bir kelebeğe, bir çiçeğe, bir insana ve insanın azalarına, sözün özü, her bir mevcuda baktığımızda, ondaki bir kalıptan çıkarcasına düzgün ve tertipli yaratılışı görerek Allah’ı ‘Bari’ ismiyle tesbih etmeliyiz.

………Demek düzgün ve tertipli yaratılan her şey, Allah’ın Bari isminin tecellisine mahzardır ve okuyabilenler için Allah’ın ‘Bari’ isminin bir mektubudur.

………2 – Mahlûkların aza ve cihazlarını birbiriyle uyumlu bir şekilde yaratan.

………Azaların birbirine uygun olarak yaratılması Bari isminin bir tecellisidir. Bu manasıyla Bari ismi, İnsanlarda ve bütün hayvanlarda, hatta bitki ve ağaçlarda dahi tecelli etmektedir. Zira her mahlûkun bütün azaları, birbiriyle uyum içinde yaratılmıştır.

………Mesela insana bakalım; insanın dili ile ağzı uyum içindedir. Eğer dili uzun olsaydı, ağzına sığmayacak ve hayat onun için ne kadar zor olacaktı. İşte dil ile ağız arasındaki bu uyum Bari isminin bir tecellisidir.

………Dil ile ağız arasındaki uyum gibi, dişler ile ağız arasında da bir uyum vardır. Dişler âdeta inci gibi ağza dizilmiştir. Eğer dişlerimiz uzun olsaydı ve ağzımıza sığmasaydı, halimiz nice olurdu bir düşünün. İşte dişlerin, ağza uygun olarak yaratılması Bari isminin bir tecellisidir.

………Kaşlar ve göz arasındaki uyum da bu ismin bir tecellisidir. Kaşlar göze kadar uzamamakta ve insanın görüşünü etkilememektedir. Kaşların da saçlar gibi uzadığını ve insanın gözüne perde olduğunu düşündüğümüzde, Bari isminin tecellisine ne kadar muhtaç olduğumuzu anlarız.

………Yine insanın iki gözü ve iki kulağı arasındaki uyum, kolun uzunluğunun boy ile uyumu, el ve ayak parmaklarının arasındaki uyum, bacakların birbiriyle eşit uzunlukta olması, dişlerin kendi arasındaki uyumu ve iç organların birbiri arasındaki uyum hep Bari isminin bir tecellisidir. Bu ismin tecellisi sayesinde bir ayak uzun, diğer ayak kısa olmamakta ve bütün azalar birbirini tamamlamaktadır.

………İnsanda azami mertebede tecelli eden Bari ismi, hayvanlarda da tecelli etmektedir. Kartala sinek kanadının takılmaması, sineğe arının iğnesinin verilmemesi ve her mahlûka vücuduna uygun azaların takılması hep Bari isminin bir tecellisidir.

………Bari ismi bu manasıyla ağaçlarda dahi tecelli etmektedir. Ağacın gövdesi ile dalları arasındaki uyum, dallar ile meyveler arasındaki uyum hep Bari isminin bir tecellisidir. Hatta bir ağaca baktığınızda, yaprakların dallara gelişigüzel takıldığını zannedersiniz. Hâlbuki hakikat böyle değildir. Zira dala takılan her bir yaprak, diğer yaprağın güneşine en az mani olacak şekilde takılmaktadır. İşte bir ağaca yaprakların takılması dahi bu ismin tecellisi ile olmaktadır.

………Madem vazifemiz Allah’ı tanımak ve mahlûkatta tecelli eden isim ve sıfatlarını okumaktır ve bu vazife bizim yaratılışımızın en büyük gayesidir. O halde bizler hem kendimize hem de her bir mahlûka baktığımızda aza ve cihazlarımızın birbiriyle uyumlu bir şekilde yaratıldığını görerek, Allah’a hamd etmeli ve O’nu Bari ismi ile tespih etmeliyiz.

………3 – Her varlığı kâinattaki umumi nizama ve gayelere uygun bir şekilde yaratan demektir.

………Her yaratılan varlık, kâinattaki nizama ve gayelere uygun bir şekilde icad edilmiştir.

………Mesela, insanı ele alalım; bütün azaları ve cihazları kâinattaki nizama ve gayelere uygun olarak yaratılmıştır. Işığı görebilen göze, sesleri işitebilen kulağa, kokuları hissedebilen buruna, yiyeceklerin tadını alabilen ve konuşmayı sağlayan dile, havayı teneffüs edebilen ciğerlere ve kâinattaki nizama uygun diğer azalara sahiptir.

………O halde insanın gözünü yaratan kim ise, ışığı icad eden de odur. İnsana kulağı takan kim ise, sesleri var eden de odur. İnsana burnu ihsan eden kim ise, o burnun kokladığı varlıkları ve onlardaki kokuları yaratan da odur. İnsana dili takan kim ise, o dilin tattığı bütün yiyecekleri ve o dildeki konuşmayı icad eden de odur.

………Sözün özü; insan bu haliyle adeta şöyle der; “Beni kim yapmış ise, alakadar olduğum bütün eşyayı ve kâinattaki nizamı da o yapmıştır. Ben kimin mülkü isem, kâinat da onun mülküdür. Ve O zatın adı bu cihetle El-Bari’dir. ”

………Ve her şey kâinattaki gayelere münasip bir şekilde yaratılmıştır. Mesela, alemde hayatın devamı gibi bir gaye vardır. Her çiçek ve ağaç bu gayeye hizmet edecek şekilde tasarlanmıştır. Adeta atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesini ayarlayacak şekilde bir hesap uzmanı gibi çalışır. Bütün ömrü boyunca oksijen üreterek o dengeyi sağlar. Ölürken de ömür boyu karbondioksit emen o çiçek oksijen vererek ölür. Eğer atmosferde karbondioksit gazı çoğalsa, bütün bitkiler solunumlarını hızlandırır.

………Eğer bu nizamı sağlayan -haşa- Bari olan Allah değilse, şimdi soruyoruz;

………– Acaba şuursuz olan bu bitkiler bir kimya mühendisi gibi nasıl çalışıyorlar?

………– Hangi aletleriyle ölçüm yapıyorlar?

………– Hayatın devamı onlar için niye bu kadar önemli?

………– Karbondioksiti oksijene çeviren fabrikayı onun vücuduna kim yerleştirdi?

………İnsanın azalarının kâinattaki nizama uygunluğunu, çiçek ve bitkilerin âlemdeki gayelerle olan münasebetini gördükten sonra, şimdi bir bal arısını, kelebeği, kuşu, balığı ve diğer canlı ve cansız mahlukları insan ve çiçeklere kıyas edelim. Ve onların yaratılışına, kâinattaki nizama uygun cihaz ve azalarına bakarak şu sesi duymaya çalışalım:

………“Ben yaratılırken tek başıma planlanmamışım. Bana kâinattaki nizama uygun alet ve cihazlar takılmış. Ve gayelere hizmet edecek vazifeler verilmiş. İşte ben, nizama uygun cihazlarım ve gayelere hizmetim ile Allah’ın Bari ismine aynayım. Sen de benim bu cihetime bak ve benim lisan-ı halim ile “Ya Bari, Ya Bari, Ya Bari” dediğim gibi, sen de lisan-ı kalin ile “Ya Bari, Ya Bari, Ya Bari” diyerek Rabbini tesbih et.”

………(Makale yazarı Zafer Keskin)

………*********************************************************************

………(EL BÂRİ  TECELLİSİ GEREĞİ SÜREKLİ YENİLENMELİYİZ.)

………İnsan, hem şahsı, hem de içinde bulunduğu âlem sürekli yenilendiği İçin her zaman imanını tecdide, yani yenilemeye muhtaçtır.

………Her gün, yeni bir gündür ve yeni bir dünya kurulur. Hatta her an yeni bir andır ve dünya her an yenilenmektedir. Bilhassa ehl-i tasavvuf âlimler, kâinatın her an zeval-hudus yaşadığını, yani Cenab-1 Allah’ın her an kâinatı yok ve yeniden var ettiğini, yok ve var etmenin süratinden dolayı da bizim kâinatı ve kendimizi sürekli var gördüğümüzü söylemektedirler.

………Bizzat kendimizde müşahede ettiğimiz ve sürekli yaşadığımız üzere dakikada 60-80 defa denebilir ki, yeniden hayat bulmaktayız. Dakikada kalbimiz bu kadar atmakta, sistolik ve diyastolik hareket denilen gevşeme ve kasılma hareketleriyle vücutta dolaşan kam toplayıp vücuda pompalamakta ve vücutta dolaşıp, karbondioksitle kirlenen kan, teneffüs yoluyla havadan aldığımız oksijenle akciğerlerde temizlenmektedir.

………Bütün bu işler, Cenab-ı Allah’ın kurduğu sistemle tamamen bizim irademiz dışında gerçekleşmektedir. Kısaca, her nefes alışverişimizde bize yeniden hayat bağışlanmakta, her nefes alışverişimizde hayatımız yenilenmekte, ayrıca vücudumuzda bulunan yüz trilyon civarındaki hücreler altı ay içinde tamamen yenilenmekte, günde vücudumuzda beş yüz milyardan fazla hücre ölüp, yerlerine yenisi gelmektedir. Yani, bizzat biyolojik yapımız ve hayatımız itibariyle sürekli bir yenilenme yaşadığımız gibi, hallerimiz, duygularımız, tavırlarımız itibariyle de sürekli değişmekte, yenilenmekte, halden hale, tavırdan tavıra geçmekteyiz.

………Biz nasıl devamlı bu şekilde değişiyor, yani yenileniyorsak, içinde bulunduğumuz âlem de, aynı şekilde sürekli yenilenmektedir. Bu bakımdan, âlem, günler, belki saatler, hatta anlar adedince aynı model veya mahiyet üzerinde ayn bir âlem olmakta, biz de her saat, belki her an yine aynı modelimiz veya mahiyetimiz üzerinde ayn bir fert olarak hayatımızı sürdürmekteyiz.

………İşte, iman, şahsımızdaki, her insanın şahsındaki her bir ferdin, her bir âlemin ışığıdır; Allah Lafz-i Celal’inin bütün ilahi isimleri muhtevi bulunması hasebiyle, La Rabbe illallah, La Hâlika illallah, la Râzika illallah, la Ma’bude illallah, la Muhyie illallah, la Mümite illallah, la Kayyume illallah gibi ihtiva ettiği bütün manalarıyla Lâ ilahe illallah, her bir ferdin, her bir âlemin kapılarını açan bir anahtardır. Kâinatta ve şahsımızda cereyan eden her bir hadise Allah Lafz-i Celal’inin ihtiva eden ilahi isimlerin eseri olduğundan, La ilahe illallah, bütün mertebeleriyle tevhidi ifade etmekte ve hadiseler ağında insanı şirke düşmekten korumaktadır.

………Ayrıca, insanda hükmeden nefs, heva, heves, vehim ve şeytan, her an zihne ve kalbe pek çok şüphe ve vesveseler üşüştürür ve iman nurunu söndürmeye çalışır. Bunun yanı sıra, insandan küfür derecesinde tesiri bulunan bazı sözler ve davranışlar da eksik olmaz. İşte bütün bu sebeplerle her vakit, her gün, her saat La ilahe illallah ile imanımızı yenilememiz son derece önemlidir. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “imanınızı La ilahe illallah ile yenileyin!” buyurmuşlardır. …………..

………………….Kâinat, değişkendir; o ve ondaki her şey, değişmektedir. Her değişen, sonradan olmadır. Her sonradan olan şeyin bir icat edeni, meydana getireni, dolayısıyla bu kâinatın ezeli bir mucidi vardır.

………Bu, Kelam ilminde Cenab-1 Allah’ın varlığının ispat için kullanılan hudus delilidir. Açıkça görüyoruz ki, kâinatta sürekli bir hareketlilik vardır ve her şey, değişim ve yenileşme içindedir. Dünyanın, ayın, güneşin, gezegenlerin ve sistemlerin sürekli hareketleri, günlerin, haftaların,  ayların, mevsimlerin gelip geçmesi, varlıkların belli bir sürecin sonucunda ortaya çıkması, büyüyüp yaşlanması ve soma hayata veda etmesi; kayaların toprak olması, suların donması, buz haline gelmesi, buharlaşması, buzların eriyip yağmura dönüşmesi; tohumların, çekirdeklerin patlayıp çimlenmesi, bitki ve ağaç haline gelmesi, kuruması; ağaçları yaprak ve çiçek açması, meyve vermesi, soma yine adeta ölüm noktasında kuruyup ilkbaharla birlikte yeniden dirilmesi kısaca, kâinat ve ondaki her şey, sürekli hareket, değişme ve yenileşme içindedir. Değişen, doğan, büyüyen, yıpranan, çöken, ölen, kuruyan bir şey, maddidir, mürekkep, yani parçalardan müteşekkildir, dolayısıyla zaman ve mekâna bağlı olarak sonradan olmadır; kadim veya ezeli, yani zaman ve mekân ötesi değildir ve olamaz. Üzerinden zaman geçen ve mekâna ait olan hiçbir şey kadim veya ezeli olamaz; ebedi olmayan hiçbir şey, ezeli de olamaz. Bir parçası bile ebedi olmayan bir şey, asla ezeli olamaz. Dolayısıyla madde ve kâinat, ebedi olamadığı gibi, ezeli de değildir.

………Madde ve kâinat baştanbaşa sonradan olma ise o, zaman ve mekânla sınırlı bulunmayan, dolayısıyla sonradan olmuş ve kendi cinsinden olmayan, varlığı ezeli, ebedi ve Kendinden birine muhtaçtır ki, bu da, Cenab-1 Allah’tır. (Ali Ünal-RiSALE~i NUR DA KÜLLÎ KAİDELER)

………Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

………Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Ocak 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,