RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 10 – EL AZÎZ-1

El Azîz

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi, ve etba’ihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim göğsüme genişlik ver kolaylaştır işimi düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Âmin, âmin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuh. Aziz dostlar, güzel mü’minler, değerli insanlar. Bugün El Azîz ismi şerifi ile esma-i hüsna derslerimizin 32.sine inşallah başlıyoruz, Rabbim hitama erdiği günü göstersin.

El Azîz; eşsiz benzersiz, üstün. Gücü mükemmel, değeri sonsuz olan. Sonsuz izzet ve şerefin sınırsız kaynağı. 3 ayrı mana vermek zorunda kaldım özet olarak. Yani gördüğünüz gibi tek bir cümlede bile El Azîz’i özetleyemedim, neden? Onu lügavi çerçeveyi çizerken göreceğiz inşaAllah.

Lügavi çerçeve; El Azîz’in kendisinden türetildiği hezze, 4 anlam katmanına sahip. Malûmunuz dil bilimde kelimelerin zaman içerisinde geçirdikleri tahavvülata, anlam değişimlerine, kazanımlarına semantik ilmi deniyor. Kelimelerde insanlar gibi yaşıyorlar, doğuyorlar, büyüyorlar, kilo alıyorlar, gittikçe gelişiyorlar, olgunlaşıyorlar hatta yaşlanıyorlar, hatta ölüyorlar. Ama mübarek Kur’an bir kelimeyi bağrına aldığı zaman ona artık ölümsüzlük, abı hayat içirmiş oluyor, o kelimeyi garanti altına almış oluyor. Yoksa 1.400 yıldır hangi dil, hangi kelime zamana direne bilir ki, Hiçbir kelime, hiçbir dil direnemez. Fakat Kur’an bir kelimeyi bağrına aldığı zaman, ona benimsin dediği zaman işte garanti belgesini vermiş oluyor. Onun için vahiy neye değerse ona ölümsüzlük katıyor, vahiy neye değerse ona ömür katıyor, vahiy neye değerse ona can veriyor. Ya rabbi vahyi bize de değdir diyelim inşaAllah.

4 anlam katmanı dedim

1 – Şiddet, güç ve kuvvet anlamına geliyor, azze.

2 – Galip gelme ve üstün olma anlamına geliyor.

3 – Azîz; şeref, izzet, onur manasına geliyor.

4 – Destek olma anlamına geliyor. Yani fe’azzezna Bisâlisin. (Yasin/14) ayetinde biz o ikisini bir üçüncüyle destekledik, güçlendirdik takviye ettik manasına ayette olduğu gibi.

Azîz kelimesi 2 farklı manada kullanılıyor hem olumlu hem de olumsuz. Olumlu anlamıyla kullanıldığı yerleri biliyoruz, zaten geleceğiz oraya. Ama olumsuz anlamıyla da kullanılıyor. Mesela ‘Alâ ismi cerriyle olumsuz anlamında kullanılıyor. Le kad câeküm Rasûlun min enfüsiküm aziyz. (Tevbe/128) sizin içinizden size Azîz olan bir peygamber gönderildi şeklinde anlasak ta, Azîzun aleyh, size sıkıntı gelmesi onun zoruna gider manasına gelir. Yani siz sıkıntı çekerseniz peygamber sıkıntı çeker. Onun için size gelecek küçük bir bela onu üzer manasına gelir. Le kad câeküm Rasûlun min enfüsiküm aziyzun aleyhi mâ ‘anittüm hariysun aleyküm. aleyhi mâ ‘anittüm, yani başınıza gelecek en ufak şey onu üzer. Onun için üzerinize tir tir titrer, hariystir, size koruyucu kanatlarını germiştir, size bir şey olacak diye ömrünü sadaka kılmıştır. Onun için ayette rabbimizin iki sıfatı ResulAllah’a, tabii belirlilik takısı olmaksızın veriliyor. Raûfun Rahıym. Efendimizin iki sıfatı olarak geçiyor orada. Raûf’tur, Rahîym’dir. Şefkatlidir, merhametlidir.

Deve veya koyun süt veren organının deliği küçük olup süt zor çıktığında ‘nagatun, azizun derlermiş Araplar. Yani o zorlanma manası buradan geliyor. Şiddetli geçen yıla da el Azze’ derlermiş.

İzzetli olmak kelimenin ana manası, bir de izzet taslamak yani hem gerçek şeref ve onur, hem de sahte şeref, sahte onur. Sahte onur aslında gururdur değil mi. Onun için gurur kelimesi, biz gururlandık diyoruz, bu yanlış, doğru bir kullanım değil. Yani insan olumlu manada gururlandım diyemez, iftihar ettim kelimesini tercih etmeliyiz. Ama gururlandım demek aldandım demektir. Çünkü gurur aldanıştır. O nedenle insan gururlanmamalı, iftihar etmeli. İftihar ederse onunla övünmüş olur, ama gururlanırsa aldanmış olur. Dolayısıyla doğru kullanalım istiyorum.

Sahte gurur manasına da geliyor izzet taslamak Meryem/81. Ayetinde olduğu gibi. Vettehazu min dûnillâhi aliheten liyekûnu lehüm ‘ızza. (Meryem/81) onlar, (müşrikler) Allah’tan başka ilahlar edindiler ve niçin bunu yaptılar? liyekûnu lehüm ‘ızza. Kendilerine bir şeref olsun diye, yani sahte şeref aradılar, izzet aradılar. Allah’tan başkasında izzet aradılar, şeref aradılar.

Allah’tan başkasında şeref arayan bulur mu? Elbette bulamaz. Allah’tan başkasında şeref arayan şerefsiz kalır. Çünkü şeref ve izzetin kaynağı Allah’tır. Bu manada inşaAllah ayetler peşi peşine gelecek.

Ve izâ kıyle lehüttekıllahe ehazethül ‘ızzetü. (Bakara/206) onlara şöyle denildiği zaman; Allah’tan sakının, Allah’a karşı muttaki olun. Hemen izzete kapılı verirler, yani burada gurura kapılı verirler. Allah’a karşı gururlu davranırlar. Allah’a karşı gururlu davranmak izzet sahibi olmak değil, zillet sahibi olmaktır. İnsanın eğer bir onuru varsa, bu onuru Allah’a karşı kullanabilir mi? Allah’a karşı kullanılan onur, onursuzluktur. Onun içinde böyle bir hastalığı dile getiriyor bu ayet.

fehasbühu cehennem, ona cehennem yeter, böyle davranıyorsa ona cehennem yeter. Onun için takvalı ol deyince sahte izzeti onu günaha sürükler diyor. ehazethül ‘ızzetü Bil ismi onu hemen günaha sürükler.

Demek ki günah işlemek Allah’a karşı gurur davasıdır. İnsan Allah’a başkaldırmadan günah işleyemiyor demektir. Allah’a karşı çalım satmak manasına geliyor günah. Yani senin çizdiğin sınırlar da neymiş manasına geliyor.

Böyle demeyebilir, böyle demiyordur muhtemelen, ama Allah’ın bak dediği yerden böyle görünüyor olabilir. Onun için az günahı az sanma, kime karşı ona bak.

Az nimeti az sanma, Kimden geldi ona bak. Derler ya onun için Allah gazabını günahlar içinde, rızasını sevaplar içinde gizlemiş. Bu küçüktür, bir şey olmaz, bir kere ile bir şey olmaz, bi kere günah işlemekle bir şey olmaz..! Nefis bunu demeye başladığı andan itibaren kaybetmiştir. Çünkü esasen kendinden yola çıkarak bakıyor. Allah’tan yola çıkarak baksa, O büyük Allah’tır, büyük Allah’a küçük kusur bile büyük olur diye baksa düşünecektir.

Onun için rabbim bundan gazaplanır mı acaba, bununla rabbimi üzer miyim acaba. Eğer öyle düşünürse daha doğru olur. Çünkü bakarsınız o koca koca günahlar Allah’ın gazabını harekete geçirmez der. Şu önemsemediğiniz küçük bir şey Allah’ın gazabını harekete geçirir.

Efendimiz bu manada çok güzel iki kıssa anlatır. O kıssalardan birinde gecesini sabahlara kadar uyanık ibadetle geçiren, akşama kadar oruçla geçiren bir zahide, züht sahibi hanım efendinin bir kediyi hapsedip açlıktan öldürdüğü için Allah’ın onu ateşle, cehennemle cezalandırdığını söyler. Bedenini satarak geçinen bir kadının da bir kuyu başında bekleyen susuzluktan dili dışarı çıkmış bir köpeğe ayakkabısı ile su çekip verdiği için Allah’ın onu cennetle ödüllendirdiğini anlatır efendimiz.

Çok ilginç yaklaşımlar, aslında burada anlatılan şeyin üzerinden verilen kıssaya bakmak lazım, doğru yaklaşmak lazım yamuk bakılırsa yamuk görülür. Sevaplar içinde bu böyle. Acaba rabbim şundan mı razı olur, acaba bundan mı razı olur.

Aslında bu harika bir şey değil mi, insanın kendisini kontrolüne de yarar, insanı daima iyiye doğru yöneltir, kötüden yüz çevirtir. Yani insan böylelikle aslında bir ömür hayır yarışında olur. Bundan mı razı olur, şundan mı, ya rızası bunda ise, ya Allah’ın rızası şu garibin gönlünde ise onu da kırmamalıyım, ya Allah’ın rızası bu sailin elinin ortasında ise onu da kırmamalıyım. Ya Allah’ın rızası şu yoksulun yüreğinde ise onu da kırmamalıyım. Ya Allah’ın rızası şu çocuğun gözyaşında ise onu da kırmamalıyım, yani böyle rızayı kovalayacak.

Aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayanlardır. Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yürümekle nereye varacaksınız Allah’a mı? Allah bir yerde mi ki varacaksınız, Allah şah damarınızdan yakın, kendinize varacaksınız. Ama bu manada yürürken yakalanmak ilahi fotoğrafa, yürürken girmek. İşte hepsi bu.

Kimse ameliyle cennete giremez, Hel ente ya ResulAllah? Sen de mi ya ResulAllah? Na’am, ben de. Peki nedir? Cennet amellerin bedeli değil, Allah’ın ödülüdür. Bir ömür çalışıyorsunuz da şurada deniz kenarından 100 m. Arsa alamadınız. Nasıl oluyor da yüz ölçümü yerler ve gökler kadar olan cenneti alıyorsunuz. Hem aldıklarımızın bedelini ödedik mi ki alacağımızı hak etmiş olalım. Dolayısıyla rabbimize yüzümüz yok bu manada. O zaman yapacağımız tek şey Ya rabbi sen Allah’sın ben de kulum. Ben Kulluk yapayım gücümün yettiğince, sen de Allah’lık yap, zaten yaparsın, yapıyorsun. Dolayısıyla Allah Allah’ça yapar. Kula kulluk yaraşır, Allah’a Allah’lık.

Onun için insan günah ilişkisinde, günahtan daha büyük günah, günaha aldırmamaktır, günah işlemek değil günaha aldırmamaktır. İnsan günah işler Allah’a yaklaşır, insan sevap işler ama Allah’tan uzaklaşır. Olur, mu diyeceksiniz? Hem de nasıl. Sevabı gurura götürür, kibre götürür, Allah’a karşı burnunu kaldırır sanki sevabı kendi işlemiş gibi Allah’tan koparır daha doğrusu. İyiliği Allah’tan koparmak diyoruz biz buna. İyiliği Allah’tan kopardığınız zaman iyilik olmuyor. Dolayısıyla Allah’a bağlamak lazım ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllâhe rema. (Enfal/17) Attığında sen atmadın Allah attı.

Bu bir sistemdir, bu bir dildir Kur’an bu dili kurar müthiştir, bu dile hayranım, bu dile bayılıyorum tabir caizse. Burada bu dilde çok ince bir sır var. Nedir o? Efendimiz bir binek vermiş, beni bineklendirdin teşekkür ederim diyor. Efendimiz, Hayır seni Allah bineklendirdi diyor. Oysa adam o bineği elde etmek için efendimize bilmem nereden yürüyerek gelmiş. Efendimizin kapısında beklemiş. Efendimizin sohbetini, namazını bitirmesini belemiş, müsait bir an bulduğunda münasip bir biçimde söylemiş, halini izah etmiş ve efendimiz de ona bir binek vermiş. Yani adam kendine düşeni yapmış, çaba göstermiş, taa..! Bilmem nereden kalkıp gelmiş ve durumunu izah etmiş. Efendimiz de ona talimat vermiş falan yerdeki falan bineği alın benim adıma bu zata verin demiş. Yani ortada çaba var, irade var, eylem var, emek var, ter var. Fakat efendimizden sonra hayır diyor seni Allah bineklendirdi. Bu bir dildir, bu bir zihindir aslında, bu bir akıldır. Sana düşeni yapacaksın, başaracaksın, Allah bana bu başarıyı verdi diyeceksin. Burada iki sır var;

1 – Yatmayacaksın, yani madem başları Allah’tan, o zaman yatalım Allah’ta başarı versin dediğinde başarı falan yok, geç onu. Ama ben çalıştım, ben kazandım. Tam da kim gibi? Karun gibi. Bu bana bende ki bir liyakat sayesinde verildi diyor, bendeki bir ilim sayesinde verildi. Yani serveti ben kazandım diyor. Senin ne payın var ki dercesine Allah’a. Tıpkı Karun gibi. Ben çalıştım ben kazandım.

Dolayısıyla benimdir. İşte bunu istemiyor. Sen çalışacaksın, sen kazanacaksın Allah kazandırdı diyeceksin. Çünkü çalışan sen, sana ait değilsin bir. Senin çalışabilen tüm yerlerin, O’nun verdiği bir atıyye, bir ihsan ile çalışıyor. Ne elin, ne kolun, ne aklın, ne dilin, ne dudağın, ne kafan, ne belin..vs senin değil.

Haydi bakalım, başınıza bir felaket geliyor, çok sevdiğiniz birini kaybettiğiniz söyleniyor size, elinizde ki 100 gr. Bardağı tutamaz oluyorsunuz, tak diye düşüyor yere. Oysa sen güçlü kuvvetli adam değil miydin, kaldırırdın 10 kg., 20 kg. 30 kg. 50 kg.; 100 gr. mı tutamıyorsun, elin kolun döküldü. İşte bu deyim buradan gelir. Dolayısıyla tutabiliyorsan, el senin se haydi tut. Tutan el değildir, tutan; ele bağlı olan ta ..! o sinir sistemini geçtik, kas sistemini geçtik..! yani şimdi çok ilginçtir, psikondan söz ediyorlar. Elektron, nötron, psikon. Biri atomun en temel parçası, biri elektriğin en temel parçası, biri de duyguların en temel parçası.

Tamam elinizi sinirler harekete geçiriyor. Sinirlerin içerisinde enzimler var Resuller haber veriyorlar. Nereye? Beyine. Risalet gidiyor beyne haber veriyor. İyi de ta başlangıç nerede başlıyor? Beyinde derseniz olmuyor, o da ortada bir yerde. Oraya da bir yerden uyarılma gelmesi lazım, o işte psikondur diyorlar. Peki o nereden geliyor? Onun geldiği yere biz Allah diyoruz. Onun  için Allahsız yok. ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllâhe rema. (Enfal/17) sen atmadın Allah attı. Bu dili Kur’an kuruyor ve müthiş kuruyor.

Burada iki tür aldanış görüyoruz. Bir insan gayretini yok sayan, insan iradesini yok sayan aldanış, öbür taraftan da Allah’ı yok sayan aldanış. Bir aldanış doğunun aldanışı, bir aldanış ta batının aldanışı. Biz bu iki aldanıştan da berî olduk doğru olanı yapmalıyız, doğru olan gibi düşünmeliyiz.

Azîz; eaz ismi tafdili. Uzza, dişili. Biiliyorsunuz uzza Arapları8n 3 meşhur putundan biri, Lât, Menat, Uzza. Bu üçü de dişi. Dolayısıyla Aziz in dişilidir Uzza. Yani meleklere Allah’ın kızları demeleri sebebiyle. Veyahutta Allah’ın haremi demeleri sebebiyle. En üstün, en yüce dişi demektir. Müşrikler melekleri Allah’a aracı olarak koymalarının sebebi, Allah’ın Hareminde kilerin gönlünü yaparsak onlar da Allah’ın gönlünü yapar gibi bir mantığa sahipler haşa.

Azîz mübalağa ile ismi fail, çok üstün olan, pek üstün olan, üstünlükte hiçbir sınır tanımayan, şeref ve izzetin kaynağı olan, onurun sahibi ve kaynağı olan, her onur, her şeref, her izzet kendisinden gelen manasına gelir. Şuayb peygambere ve ma ente aleyna Bi aziyz. (Hud/91) Yani sen bizim üzerimizde bir üstünlüğe sahip değilsin. Yani bir üstünlüğün yok diyorlardı Hz. Şuayb için. Onlar izzeti evlat, mal ve servette zannetmişlerdi onun için öyle diyorlardı.

Krallıklarda yöneticilere Azîz denir, niye? Yöneticinin, sıradan insanlardan üstün olduğu gibi bir düşünce üzerine inşa edilmiştir. Onun içinde Yusuf suresinde Yusuf’un kardeşleri; Ya eyyühel Azîyz (Yusuf/88) diyorlardı değil mi Yusuf’un bakanına, yani Potifar’a. Dolayısıyla .. imraetül aziyz. (Yusuf/51) Azîz’in kadını, Azîz’in hanımı manasında. Neden Azîz diyorlardı? Çünkü Krallıklarda yönetici sınıfın yönetilen sınıftan tabiat olarak üstün olduğu gibi bir zihniyet var.

Oysa böyle bir şey yok, Efendimiz ne demişti? İnsanlar bir tarağın dişleri gibidir. O kadar. Efendimiz o zihniyeti yıktı aslında. Karşısına bir bedevi gelmişti tir tir titriyordu. Ne titriyorsun be adam, ben de senin gibi kuru et yiyen Mekke’li bir kadının oğluyum. Diyordu. İşte bu. Ama efendimizin sünnetini takip etme iddiasında olan bazılarını görüyoruz ki ne titremiyorsun be adam diyecek az daha utanmasa. Bırak ta titremesin yahu..! hatta sünnet budur işte. Ben de sizin içinizden biriyim, ben de sizden biriyim, benim sizden bir farkım yok de. Ey efendiler, ey üstadlar deyin bunu bu sünnettir işte. Efendimizin ahlakıyla ahlaklanmaktır sünnet. Karşınızda insanları titretince bir şeyiniz mi artacak. O zaman unutmayın efendimize benzemiyorsunuz, firavuna benziyorsunuz. Dolayısıyla Azîz olan Allah’tır. Eyvallah.

Şimdi geçelim El Azîz sadece Allah için kullanılır lâmı tarifle birlikte. Üstünlüğünde eşsiz ve benzersiz, sonsuz ve mutlak olan. Mutlak üstün olan ve asla alçalmayan Üstünlüğünü hiçbir makama, mercie, konuma, desteğe, alete edevata borçlu olmayan, üstün olmak için bir başkasının sırtına basmayan.

Dünyada öyle mi ya, birileri üstün olmak için mutlaka üstüne basacak baş ararlar. Onun için İslâm siyaset tarzı namazda ki farz tarzıdır. Bunun dışında bir tarz vardır o da piramidik siyaset, o da yükselmek için ayakların başlara basma tarzıdır. İki tür yükselme vardır, hayırda öne geçme, başka başlara basarak yükselme.

Onların tarzı piramidik tarz, piramidik siyaset. Nedir? Yükselmek için mutlaka başkalarının başına basacak. Ya başına basılacak ya başa basacak, başka seçenek yok onun için. Kafasında bir tarzda yok. O nedenle alttakilerin derdi baştakileri yere indirmek değil, onların yerine geçmek. Onun için mazlumlar savaş veriyorlar zalim olmak için. Oysa İslâm da mazlumun savaşı zalim olma savaşı değil, zulme son verme savaşıdır. Bu da başa basarak yükselme, yani piramidik siyasetle olmaz, saf siyaseti ile olur namazda ki gibi. Yarım metre önünüzde olacak imamınız hepsi bu kadar bir saf önde olacak hepsi bu kadar. Sizinle aynı düzlemde olacak, tepenizde olmayacak. Yanılır yenilir de mesela bayılır da yere düşerse imamımız secdeye gitti diye secdeye kapanmayacaksınız. Abdesti bozulursa olsun onun abdestsizliği de mübarektir demeyeceksiniz.  Onu bir kenara çekeceksiniz arkasında ki geçecek. Yanılırsa düzelteceksiniz, doğrultacaksınız. Yönetenle yönetilen ilişkisi İslâm da budur. Namazda ki saf sistemi aslında o sistemdir, semboldür o.

O nedenle Azîz olan Allah’tır. Hiçbir makama, konuma, meciye, desteğe, alete, edevata borçlu olmayan, bizatihi ve kendiliğinden üstün olan, üstünlüğünün başlangıcı ve sonu olmayan eşsiz ve benzersiz üstün demektir.

Gelelim nazari çerçeveye. Biraz uyuklatan bölümüdür, meletoninlerinize dikkat edin. Uyku hormonu melatonin olarak adlandırılıyor ecnebile tarafından. Uyku hormonunuzu salgılayan bez aynı zamanda manevi neş’e hormonunu da salgılayan bezin aynısıdır kendisidir. Onun için gece namazına kalkanlarda böyle manevi bir haz olur. Onu da salgılayan orasıdır. Bu bez için Decart ruh ile bedenin kapısı der. Bu bezi işte evrimden kalmış işe yaramaz bir bez diye niteliyorlar. Göz sinirlerinin tam bittiği yerde beynin ortasında bir mucizedir o lineal bez. Gece gözünüzü kapatan odur işte. Yani biyolojik saatinizdir, size uykunuzun geldiğini o hatırlatır ve gece yarısı pik yapar. En yüksek dozda salgıladığı an teheccüt vaktidir. En yüksek dozda uyku hormonu salgıladığı an, aynı zamanda manevi neşe hormonun u da en yüksek dozda salgılar. Yani uykunu yenersen manevi hazza nail olacaksın dercesine adeta. Uykunu yen ödülü al, ödülle beraber salgılıyor.

Bunu önce zannetmişler ki sadece gözü görenlerde salgılanıyor. Körler üzerinde araştırma yaptıklarında bunun ışıkla bir alakası olmadığını görmüşler. Bu kâinatın veya yeryüzünün konumuyla alakalı, belki de daha öte bir şeyle alakalı. Çünkü anadan doğma körlerde de uyku hormonu yine biyolojik saate göre salgılanıyor. Adamın gözü güneşi görmüyor, ışığı görmüyor ama biyolojik saati var. Onun için kutupta yaşayanlar altı ay uyuyor, altı ayda uyanık gezmiyorlar yani. Onlar da 24 saat üzerinden yaşıyorlar. Onun için orada namazı altı ayda bir kılsak olur mu hocam? Yok işte, Allah biyolojik saati içine koymuş senin. Yani sadece dışarıya bakma içine de bak, içinde de bir saat var. O nedenle gerçekten bir mucize, hepsi bir mucize.

Nazari çerçevede Azîz, ismi fail, hem de ismi meful manasına geliyor. Hem Azîz olan, şerefli olan, onurlu olan sonsuz ve sınırsız, hem de Azîz edilen, yani en yüksek tutulan, en yüce tutulan, en ulvi tutulan. Niye? Rabbimizi biz en Azîz tutarız, ha biz tuttuğumuz için mi O Azîz dir? Hayır, O Azîz olduğunu bildiğimizde biz de O’nu Azîz tutarız. Biz Azîz tuttuk diye O Azîz değildir. Biz O’nun izzetinin farkına vardıkça O’nun izzetinin yüceliğini anlarız. Ama biz yüceltmezsek O’nun hiçbir şeyine halel gelmez. O nedenle O zaten Azîzdir.

Bu çift yönlü mânâ Azîz isminin tecellisinin çift yönüne delalet eder. Bu yönlerden biri Allah’ın eşsiz ve benzersiz edinilmemiş üstünlüğüne delalet eder, şeytan dahi Allah’ın İzzetini tasdik ediyor biliyor musunuz? Kale feBi ızzetiKE le uğviyennehüm ecme’ıyn. (Sâd/82) Senin izzetine ve şerefine yemin olsun ki Allah’ım diye bir yemini var şeytanın.

Bazı insanlar Allah’ın izzet ve şerefini görmüyorlar, bilmiyorlar. O zaman onlara besmele çekerek yaklaşmak lazım, belki şeytan da besmele çekiyor onlara. Çünkü şeytan Allah’ın izzetini biliyor tasdik ediyor. Allah’ın yüceliğinin Azîz olduğunu tasdik ediyor. Onun için ben diyorum ki bazı insanlara şeytan da besmele çeker. Biz şeytana besmele çekeriz, şeytan da bazılarına besmele çeker. Allah’ın izzet ve yüceliğini bilmeyenler şeytandan daha aşağılık olsa gerektir. Allah’ın şerefini bilmeyenler. Onun için şeytanın feBi ızzetiKE yeminini Kur’an naklediyor.

İkincisi mef’ul manasında. Üstün kılınmada ve bilinmede eşsiz ve benzersiz olan manasına geliyor. İzzetinde O’na şirk koşmak diye bir şeyden söz edebiliriz burada. Allah’ın izzetine inanmak Tevhidin bir parçasıdır. İzzetinde O’na şirk koşmak ise şirkin bir parçasıdır. Onun için Azîz ismi konusunda 3 ayet vardır ki Allah’a sadece izzeti nispet etmez, izzetin tamamını nispet eder. Cemi’an der. Böyle bir teyitle gelir, tümü Allah’a aittir, o ayetlere geleceğim.

Azîz isminin iki boyutu var biri zata dönük boyutu biri fiile dönük boyutu. Yani zata dönük boyutunda ne vardır? Allah’ın zatı Azîz’dir, üstündür, yücedir. Allah’ın zatı değeri en üstün olandır, eşsiz ve benzersizdir.

Peki, fiile dönük olan tarafı, Allah eşyaya da izzet verir. Yani Azîz ismi tecelli eder, tecelli ettiğinde ne olur? Mesela bir yetime Azîz ismi ile tecelli ettiğinde Abdullah’ın oğlu Muhammed, âlemlere rahmet olur. Rahmetenlilalemin. Allah izzet verirse ne olur? İşte böyle olur. Yeryüzünün pek te bilinmeyen, çölün ortasında kalmış, devletlerin dahi nüfuz savaşına konu olmayan. Çünkü orayı ihmal ediyorlar. Bizans ve İran, burayı sen elde edeceksin, ben elde edeceğim diye bir münakaşaları bile yok. Yani olsa da olur olmasa da olur bir toprak parçasın da adeta tevazu göstermiş yer yüzünün en mütevazi toprağında, 10.000 nüfuslu bir kasabasında rabbim birine işaret edecek, onu Azîz edecek, yeryüzünün efendisi olacak.

Allah bir evi Azîz ederse Kâbe olur. Irmak yok, orman yok, deniz yok, göl yok, yeşil yok, cennet gibi bir tabiat yok, hiçbir şey yok. Kupkuru, simsiyah lav dağlar. Peki, ortasına izzetini indirince yeryüzünün göbeği olacak, ümmül Kura olacak. İnsanlar cennet gibi vatanlarından oraya varmak için hasretle yanıp tutuşacaklar. Allah izzetini nazil ederse böyle olur. Allah izzetini bir şehre nazil ederse Mekke olur. Buradan aslında şu çıkmıyor mu? Ya rabbi bize de nazil et. Amin, inşallah. Şerefi O’ndan başkalarından arayanlar zilletle cezalandırılırlar. O’ndan başkasında şeref arayanlar şerefsiz kalırlar demiştik.

Gelelim Kur’an i çerçeveye. Azîz ismi 14. İsmimiz tabii Allah dışında İnne lillâhi tis’aten ve tis’înesmen. Allah’ın 99 ismi vardır hadisinden yola çıkarak 99 u Allah isminin dışında algılıyoruz. Çünkü Allah ismi İsmizat, 99 ise sıfat. Allahu Azîyzün, Allah’u kerîymun, Allah’u Haliymun, Allah’ı Hakimun, Allah’u Hamiydun. Yani, Allah budur, Allah budur, Allah budur, dolayısıyla sıfat mevsuf, sıfat tamlaması. Onun için hep mevsuf olan Allah’tır, vasıflanan Allah’tır, vasfedilen nitelenen Allah’tır. Allah ismi dışında 99 sıfatı var.

Hakikaten Kur’an da ki esmayı mastarlar olmaksızın, fiillerden isim türetme olmaksızın tamamen sistematik bir biçimde usule uygun olarak tespit edeyim diye aylarımı verdim ve ben 99 çıkacağına inanmıyordum. Çünkü 99 rakamının kinaye olduğunu düşünüyordum. Çünkü kahir ekseriyet âlimlerimiz öyle düşünürler ama 99 çıktı. Suç benim değil Dolayısıyla hakikaten 99 çıktı, ben de şaşırdım doğrusu. Onun için alimlerimizin tespitleri farklı farklıdır. Tirmizi ve İbn. Mace de ki 99 (birindeki 100 dür aslında 99 değil) listede 26 tane Kur’anda ki isim yoktur. Kur’an da olmayan 26 isim de vardır. Rabb ismi yoktur mesela çok ilginç. Dokuz yüz yetmiş küsür kez kullanılan bir isim Kur’an da nasıl olmaz esma da. Bu makul mü? Doğru mu? Öbür taraftan is Kur’an da hiç olmayan isimler görürsünüz garip garip. Fiillerden isim türetilmiştir onları görürsünüz. Onun için asıl Kur’an da Allah kendisine ismi, kendisi koyar. Onun için derslerimizin ser levhası Kur’an a göre esma-ül hüsna budur.

Nüzül sürecinde sayılarla Azîz ismine şöyle bir bakalım. Azîz ismi Allah’a nispetle 88 yerde kullanılıyor. Allah’a isnat edilmeyen yerler var, işte Mısır’da ki bakana söylendiği gibi. Yusuf Suresinde ki Aziz’ler. 4 tane Azîz geçiyor Yusuf suresinde ama Allah için kullanılmıyor.

Azîz ismi hiç tek başına gelmiyor Kur’an  da 88 yerde Allah için geliyor hep bir başka isimle geliyor. 23 yıllık dağılım şöyle; Birinci yılda Buruç/8. Ayetinde geçiyor fakat ondan sonra yok. 2, 3, 4, 5, 6, 7. Yıllarda Azîz ismi hiç geçmiyor. Hicretten sonraki 5, 7, 8, 9 ve 10. Yıllarda da hiç geçmiyor. Yani nüzül sürecinin ilk 7 yılın da, son beş yılında Azîz ismi geçmiyor bu ilginç. Buradan tespitler yapmak lazım.

Buruç suresinde ki tek kullanım hariç baş ve sonlarda yok, en çok geldiği yıl vahyin 8. Yılı. 11 kez kullanılıyor. Ne var 8. Yılda? Boykotun tam göbeği. 7. Yılda başlayan boylot 9. Yılda bitiyordu, en zor zamanı. Bebelere dillerini veriyorlarmış ki dilimizi em de susuzluktan ölme diye. Düşünün Şi’b-i ebu Talip de bugün kralın sarayını biliyorsunuz. Safa tepesinde, Ebi Kubeys’in üstünde ki. Ebi Kubeys’in yanında türsab otobüslerinin kalktığı yeri biliyorsunuz. Türsab otobüslerinin kalktığı yer eskiden kayalıktı oydular. Orası dağın eteği idi, o tünelin de girdiği uç. Oranın üstü Şi’b-i Ebi Talib’dir. Oraya mahkûm ettiler Müslümanları ki yerden gözleyelim diye. Arkası kayalık hiçbir şey yok gidemiyorlar. Öne gelemiyorlar çünkü muhasara altındalar, ambargo uyguluyorlar. 3 sene ambargo altında açlığa ve ölüme mahkûm ettiler. Hz. Hatice’nin kabilesi acıyıp gece yarıları bir devenin üstüne yiyecek yüklüyor, devenin sırtına ince saplı bir şey batırıyorlar, canını yakıyorlar hayvanın, o mahalleye doğru sürüyorlardı. Yani ancak öyle kaçak olarak girebiliyordu. Böylesine zor bir durum.

Ambargo yeni değil, görüyorsunuz, yani, Gazze’ye çevirmişler, belki daha beter etmişler ve böyle bir ortamda Allah’ın Azîz ismi en çok geliyor.  Niye? Allah Azîz’dir, sizi zelil eder mi? Allah’ın Azîz olduğunu unutmayın teselli olun.

Diyeceksiniz ki, ekmek yok Azîz yesek doyar mıyız? Vallahi doyarsınız ama yemeyi bilirseniz o zaman nerenizle yiyeceğinizi bilirseniz. Ekmek yok Azîz’le doyar mıyız? Peygamberimizde kendisinden yardımcı isteyen Fatımasına sana yardımcı veremem ama kelimeler vereyim dememiş miydi? SübhanAllah, Elhamdülillah, Allahuekber. Kızım sana ondan daha değerlisini vereyim. Babacığım laf karın mı doyurur falan demedi haşa. Başım gözüm üstüne dedi aldı ve başının gözünün üstüne koydu. Biz halâ işte onu namazlardan sonra teşbih ediyoruz. Tesbihat odur.

Karın doyurur mu? Hayır, Ruh doyurur, ruhunuz doydu mu karnınız doyar. Ama karnınız doyduğunda ruhunuz doymaz, yok böyle bir şey. Fakat ruh doyarsa karın doyar. Onun için açlık korkusu çekenlerin açlar olduğunu hiç görmedim, açlık korkusundan ölenler hep toklar. Açlar, bir sofrada yarım ekmekle doyarlar, onu çok gördüm. Ama açlık korkusu çekenlere dünyayı verseniz doyuramadığını da gördüm.

  1. yılda 11 kez geliyor teselli için ve teselli de ediyor. 11. Ve 12. Yıllarda onar kez geliyor o da hicretin önündeki zor yıllar. Artık Hicret edenler etmiş, zaten habeş muhacirleri Habeşistan’da gerisi de Medine’ye hicret etmişler Yesrib’e. Efendimiz bir avuç insanla Mekke de kalmış, yani düşman okyanusunda bir ada, bir avuç ne yapacak. İşte burada Allah’ın Azîz olduğunu unutma, Allah Azîz dir, unutma ki rabbin Azîz dir. Azîz olan bir rab seni zelil etmez. Onun için bu garanti veriliyor aslında imaen bu söyleniyor gibidir bu ismin yoğunluklu yıllarına baktığımızda.

İzzet sonrasında en çok geldiği yıl 3. Yıl, 7 kez geliyor. Birlikte geldiği diğer isimler; 11 isimle birlikte geliyor Azîz ismi. Hakîm, Rahîm, ‘Alîm, Züntikam, Gavî, Ğaffâr, Ğafûr, Hamîd, Vehhab, Muktedir ve Cebbar. Şöyle teker teker bakalım;

Hakîm; 88 yerin 46 sında belirli ve belirsiz ortak olmak üzere geliyor. Yani, yarıdan fazla. Azîzun Hakîm. Hepsinde de istisna yok, Hakîmun Azîz gelmiyor hep Azîzyzun Hakîm. Veya El Azîz el Hakîm geliyor. Veya Azîzen Hakîma geliyor. Örnek vereyim ki konu anlaşılsın; El kesmeyi emreden Maide/38. Ayetinde bu iki isim beraber geliyor Azîz ve Hakîm. Sebepsiz mi? Yani Kur’an da ayetlerin sonlarında gelen esma sebepsiz değildir. Aslında bu güne kadar nedense esma tefsir edilmiyor, tefsire katılmıyor esma tefsir dışı bırakılıyor. Ayet tefsir ediliyor o ayetin sonunda neden bu iki isim gelmiştire cevap üretilmiyor, sorgulanmıyor.

Asıl buna cevap verilmeli. Tefsirin en temel unsurlarından bir ayetlerin sonunda gelen esmadır. Hiç biri tesadüf değil hiçbiri, hem de müthiş nükteler içermektedir ve eğer üzerinde durulursa öyle sırlar ortaya çıkıyor, öyle muhteşem bir tefsir ortaya çıkıyor ki tefsiri yapan bile hayret ediyor, şaşırıyor yani. Mesela el kesmeyi emreden ayetin sonunda vAllâhu Aziyzün Hakiym. (Maide/38) beraber gelir. Hemen iki şey göze çarpıyor;

1 – Ceza da onun bir çıkarı yoktur, Azîz’dir çünkü, üstündür, sonsuz yücedir. Dolayısıyla sizi cezalandırmada Allah’ın bir çıkarı yoktur. Allah size ceza verince nesi artacak? Yani siz ceza görmeseniz nesine zarar gelecek? Yok böyle bir şey. Peki o zaman çıkar kimindir? Sizindir. Yani Allah Azîz’dir.

Şimdi o soruyu cevaplamak için 2. İsme geldik. Hakîm dir Allah. Bu şu manaya geliyor. Hakîm olmasa da Azîz olsaydı sadece sizinle, yaptıklarınızla hiç ilgilenmezdi ne haliniz varsa görün derdi. İşte belâ o olurdu bilmem anlatabildim mi. Allahuekber. O zaman bu Allah’a hayran olmaz mısınız? Ya rabbi, asıl felaket bizimle ilgilenmemendir, asıl felaket bize ölçü koymamandır. Bize sen sınır koymasaydın insanoğluna kim sınır koyabilirdi ki. Koyamıyorlar nitekim. Sınırı koyanlara kim sınır koyacak? Sınırı koyanlar sınırsızsa haydi, zaaflarını kanun yapmayacaklar mı, nitekim yapmıyorlar mı, yapmadılar mı, görmedik mi bunu. Sınırı koyan firavunsa firavunluğu sınır diye koyacak. Sınırı koyan Nemrud ise Nemrud luğu sınır diye koyacak.

Dolayısıyla Kullarım be Azîz’im, hiç etkilenmem sizi yaptıklarınızdan fakat Hakîm’im de. Onun için size koyduğum kuralları sizin için koyarım kendim için değil. Kuralların tüm getirisinden ben zerre kadar istifade etmem siz edersiniz. Size, sizin için kural koyarım. Bunun faydalarını saymakla bitiremezsiniz, aynı zamanda Azîz’un Hakîmun diye gelir bu Maide/38. Ayet yani belirsiz gelir. Nekira gelir neden? Aklınız fikriniz ermeyecek kadar Allah’ın sizin için kural koymasında akıl fikir ermeyecek kadar derin hikmetler vardır manasına gelir bu.

Örnek 2: İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE. (Maide/118) eğer azab edersen diyordu Hz. İsa onlar senin kullarındır. ve in tağfir lehüm bir adam otomatiğe bağlasa bu ayeti kafasından çok ta düşünerek okumasa, feinneKE entel Ğafûrun Rahıym diye bitirir bu ayeti. Çünkü azab edersen onlar senin kullarındır, eğer bağışlarsan ya rabbi o da sana kalmıştır. Böyle bir ayeti de böyle bitirmek lazım Ğafur ve Rahîm ile. Ama Allah öyle bitirmemiş Azîz ve Hakîm ile bitirmiş. İşte burada durmak lazım. Çünkü ayet mağfiretten bahsediyor, Allah’ın affından bahsediyor, Hz. İsa’nın dilinde bu İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE.

Bir gün efendimiz Ebu Bekir’e döndü; Ya Eba Bekir sen bunu söyleyen İsa’ya benziyorsun dedi. İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE ve in tağfir lehüm feinneKE entel Aziyzül Hakiym. (Maide/118) eğer affedersen Azîz ve Hakîm olan sensin. Döndü Ömer’e de Ya Ömer sen de Rabbi lâ tezer ‘alel Ardı minelkafiriyne deyyara. (Nuh/26) Ya rabbi yeryüzünde damızlık için gâvur bırakma diyen Nuh’a benziyorsun dedi. İnneKE in tezerhüm yudıllu ‘ıbadeK. (Nuh/27) eğer bir tane bırakırsan ya Rabbi kullarını saptıracaklar yanin ondan yine sapıklık yayılacak. ve lâ yelidû illâ faciren keffara. Ondan da kâfir ve facir doğacak başkası değil diyen Nuh’a benziyorsun diyordu efendimiz. Yani ashabını, arkadaşlarını karakter olarak ta tasnif ediyordu efendimiz.

Aslında bize de güzel bir sünnet bırakıyor, insanların karakterlerini okumak hangi etkiye hangi tepkiyle verirler, hatta evlatlarımızın, çocuklarımızın karakterini okumak. Onun için Ömer tabiatlı çocuğumuzun karakterini okuyalım ki Ebu Bekir etmeye çalışmayalım. Ebu Bekir tabiatlı çocuklarımızın karakterini okuyalım ki Ömer etmeye çalışmayalım. Yani tepesine vura vura Ömer olmaz ki Ebu Bekir, olmaz işte. Ne olur? Halîmdir, Selîm’dir, eğer iyi yetiştirirseniz Ebu Bekir olur. Yani derin bir sabra, derin bir tahammüle, muhteşem bir ahlaka, ilme sahip olur. Kötü yetiştirirseniz sünepe, pimpirik, hımbıl bir şey olur. Eline vur ekmeğini al. Ömer tabiatlı bir çocuk hediye ettiyse rabbimiz size, ya hocam hiç yerde gezmiyor hep gökte geziyor. İşi gücü vurma kırmak falan.  Allah sana Hüseyin vermiş daha ne? Doğru kullan, doğru yetiştir Hüseyin olsun. O da işte Ömer tabiatlı bir çocuk, ne yapmak lazım. İlle Ebu Bekir olsun, ne yapalım sinirini alalım. Hamsi balığımı zannettiniz kılçığını ayıklayacak, olmaz, çocuğu karakterden çıkarırsınız, çocuk karaktersiz olur. Onun için tabiatla savaşılmaz, Tabiatla savaşan Allah ile savaşır. Tabiatı okumak ve onu terbiye etmek lazım, onun istikametinde bir eğitim süreci belirlemek lazım. Onu da eğitirseniz ne olur? Şecaat ve celadet abidesi bir kahraman, eğitmezseniz ne olur? Gaddar, zalim, kaba saba bir şey olur her halde. Eyvallah.

Ayetin sonu öyle. Onun affının kaynağı acziyet değildir bu ayetin İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduK eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır, yani benim kullarım değil senin kullarındır, yine sen bilirsin. Yok affedersen onu da sen bilirsin. Sen Azîz’sin, sen Hakîm’sin ya rabbi diyorduya Hz. İsa, Ayetin sonunda affın kaynağı acziyet değildir, yani biz bunu anlıyoruz. Allah’ın affının kaynağı acziyet değildir Azîz’sin çünkü, Azîz’sin. Azîz olan affediyorsa aciz olanın affına benzer mi?

Şimdi bazen aciz olan da affedebilir, ne yapar? Elemanı suç işler elemanı eğer cezalandıracak olsa elemansız kalacak. İşte bu acizin affıdır. Adamı işten çıkarsa öyle bir usta ki o makine çalışmayacak. Ne yapacak? Aciz aslında, affediyor ama acizin affı. Allah’ın affı böyle mi? Yani ben insanları affetmezsem insanlar bana darılır, dolayısıyla işte benim şunumu şunumu yapmazlar, tarlamı ekmezler, suyumu getirmezler haşa.

İn yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd; (Fatır/16) eğer isterse sizi siler kökünüzü kazır, yerinize yepyeni bir tür getirir, yani insan diye bir türe muhtaç değildir. İnsan Allah’a muhtaçtır, Allah insana muhtaç değildir. Onun için Allah kimseye mecbur ve mahkum değildir.Bu noktada onun affının kaynağı acziyet değildir.

Veya cezalandırmayı unuttuğu için affetmiş değildir.

Veya şimdi affetmezsek başımıza iş açar demez. Bunun için affetmez. Bazıları öyle affeder, ya şimdi affetmezsek bir gün gelir biz de bir şey yaparız o bizi affeder, dolayısıyla şimdi biz onu affedelim, bir gün gelir o da bizi affeder. Yani al gülüm ver gülüm olur. Allah bunun içinde affetmez.

Veya affedersek işimize yarar kullanırız diye borçlu olur, sözümüzden çıkmaz emrimize amade olur diye de affetmez.

Veya iyi bir imaj bırakalım imajımız dik dursun diye de affetmez. Allah imaj içinde affetmez. Ya ne için affeder, ya nedir O’nun affının kaynağı? Kudretinin kemâlini ifade eden izzetidir, zira O Azîz’dir bitti. Büyüğe büyüklük yakışır, üstüne üstünlük yakışır onun için affeder.

Gelelim Rahîm’e Azîz, Rahîm ismi ile birlikte gelir. Kur’an da 13 yerde Rahîm ismi ile birlikte kullanılır. Bunların 9 u Şuârâ suresinde yer alıyor. Üstün olmasına rağmen yine de kullarından rahmetini esirgemez. Azîz, Rahîm yani üstündür ama merhametsiz üstün değil. Genellikle Azîz olanlar merhametli olmazlar farkında mısınız? Yani kendisine güç vehmedenler veya makamı üstte olanlarda merhamet kısa olur. Allah ise Azîz  olduğu kadar da merhametlidir diyor. hem de aynı kalıpla geliyor Azîz, Rahîm. İzzeti kadar merhameti vardır. Hamdedilmez mi böyle bir rabbe?

Tersinde de belirli geliyor ilginçtir, Belirsiz bir tane yok 13 te. Hem izzetin mutlaklığına delalet eder, hem de bu belirlilik izzetinin muhakeme yolu ile biline bileceğine delalet eder. Belirlilik; El Azîz, Er Rahîm. 13 tanesi de böyle geliyor. Yani akıl yoluyla bilinebileceğine delalet eder. Tümü Mekkidir bu da ilginç. Ne demiş oluyor böylece El Azîz, Er Rahîm ismi ile biten ayetler; Ey insan hepinizin Mekke’si olur. Hayatında Mekke’si olmayan var mı? Ben Mekke’siz bir hayat düşünemiyorum. Mekke okulunun kahır sınıfında okuyan mü’minler Allah’ın Azîz ve Rahîm olduğunu Mekke’niz de unutmayın. Niye? Asıl Mekke de unutmamak lazım. Onun için Azîz olduğunu Mekke’nizde unutmazsanız ne olur? Medine’yi verir size, Medine’nize öyle kavuşursunuz. Bu altı çizilmesi gereken bir husus.

Peygamber kıssaları ve ümmetlerin helâki şöyle biter, Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym. (Şu’ârâ/159) hiç şüphe yok ki senin rabbin işte O’dur Azîz olan, işte O’dur Rahîm olan. Neden? Peygamber kıssalarında ümmetlerin helâki böyle bitiyor.

Buradan şu anlaşılıyor sadece O’nun ödüllendirmesi değil cezalandırması da rahmetinin bir eseridir. Buradan bunu çıkarıyoruz. Onları cezalandırdı daha fazla yaşayıp daha fazla isyan etmelerine mani oldu, onların üzerinden bizi de ibretlendiriyor. Buda ayrı bir rahmet daha birçok şey sayabiliriz.

‘Alîm ismi ile gelir Azîz ismi 5 yerde, eğer Azîz olsa da ‘Alîm olmasa ne olur? Bir yararı olmaz. Azîz ama ‘Alîm değil, bana ne faydası var ki, kendine Azîz. Ama ‘Alîm olunca benim her halimi biliyor. Hem Azîz, hem ‘Alîm olunca bana yararı var. Yani ne kadar Azîz olursa o kadar yararı var çünkü benim her halimi biliyor. Üstelik bir de El Azîz. El ‘Alîm de olunca izzet bana da geliyor. Dolayısıyla b ilgisini yönelttiğine izzeti de yöneliyor çünkü. ‘Alîm ismi ile yöneldiğine Azîz ismi ile de yönelmiş oluyor değil mi? Onun için iki ismi ile birden yöneldiğinde seni senden iyi biliyor ve izzetinden pay alıyorsunuz. Eyvallah. Bu güven veriyor insana.

Hepsi de belirli geliyor ‘Alîm ile gelen isimler, akıulla bilinebilir demiştim bunu. Varlık için Allah tarafından konulmuş yasalar bağlamında geliyor. İlki yasaların üstünlüğüne, yani El Azîz yasaların üstünlüğüne ve El ‘Alîm ise neden öyle sualine cevaptır. Zira bu yasaları her şeyi bilen Allah koymuştur. Onun için Allah’ın yasalarından tereddüt etmeyin.

Mesela şu ayet? O’dur tan yerini ağartan ve geceyi dinlenme vakti, güneşi ve ayı zamanı tayin ölçüsü kılan O’dur. (En’am/96) Bunlar El Azîz ve El ‘Alîm tarafından tayin ve tespit edilmiştir. Yüksek cisimler anıldıktan sonra kelâam şöyle sona eriyor. zâlike takdiyrul Aziyzil Aliym. İşte bu Azîz ve ‘Alîm olanın takdiridir. Yasin/38 suresinde olduğu gibi.

Yine Züntikam ile birlikte 4 yerde geliyor. Aslında biliyor musunuz Kur’an a göre esma-i hüsna listemizde Züntikam ismi yoktur. Niye yoktur? Züntikam aslında doğrudan bir isim değildir. Nedir? Terkiptir. Zû edatına intikam mastarı birleşmiş ve intikam mastarından zû, sahiplik edatıyla intikam sahibi. Ama peki bunun ismi var mı Kur’an da? Var. Müntakîm. Dolayısıyla esma-i hüsna listemizde Müntakîm ismi var. Onun için de Züntikam’ı Müntakîme mülhak sayıyoruz. Çünkü bu kökten zaten isim var ve bu da bahusus müstakil bir isim olmadığı için bunu ona mülhak sayıyoruz.

Peki niye isim suretinde Müntakîm gelmemiş te, mastardan züntikam olarak gelmiş, bunun bir nüktesi olmasın mı? Olsun. Peki bu nükte ne? Şimdi Aziyzün Züntikam diyor, Aziyzün muntakıymün gelmeliydi ama gelmediği için hamd olsun. Niye? O’nun intikamı Azîz’liği gibi değildir. İşte bu, O intikamının da üstündedir manasına gelir. O’nun izzeti intikamına galip gelmiştir manasına gelir. Ne muhteşem değil mi?

Peki Allah’ın intikamı ne demek onu da görelim. Hani şu intikam falan alıyorlar falan, hayır, kişiye yaptığının acısını kendisine tattırmak demektir intikam. Allah kişiye yaptığının acısını kendisine tattırır. Fakat bu vasfı Azîz ismi gibi değildir. İşte onun için Azîzün Mütakıymün gelmiyor, Aziyzün Züntikam geliyor. Böyle güzel bir nüktesi var.

Azîzün Kavîy; Kavî 6 yerde bu ismi ile birlikte geliyor. Azîz ile kavî ismi de birbirine akrabalığı olan isimlerden. Şeref ve asalet arsızları cezalandırır. Falan adam çok şerefli bir adam, çok yüce bir adam. O zaman arsızlar, yırttık, çünkü çok yüce adamlar çok aşağıdakilerle uğraşmazlar, dolayısıyla biz ona karşı her türlü naneyi yesek te o adam yüce gönüllü deyip arsızlar azar. Peki Kavî ile birlikte gelince ne olur? Azîz dir amma Kavî dir de ha..!. Ey arsızlar azmayı düşünüyorsanız eğer onun izzetine bakıp, sakın böyle düşünmeyin Kavî dir, çok güçlüdür.

Azîz olsa da gücü olmasa zaten iktişdarsız yücelik. Güçlü olsa da Azîz olmasa zaten zalim olur bu seferde öyle değil mi. İkisi beraber olunca ortaya muhteşem, harika bir durum çıkıyor. Eyvallah.

Ğaffâr; Bu isimle birlikte Kur’an da tek yerde geliyor. Siz beni hem Allah’ı inkâr etmeye hem de hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırırken putları, ben is sizleri El Azîz ve El Ğaffâr olana çağırıyorum diyordu Mü’min/42. Ayette.

Allah’ın Azîz oluşu kullarının günah ve hatalarıyla hiç ilgilenmediği anlamına mı gelir? Azîz ve Ğaffâr unutmayalım. Eğer biri Azîz olsa da Ğaffâr olmasa kullarının günahıyla hiç ilgilenmez. Azîz; bana ne der, ben en üstünüm, sınırsız üstünüm onlar ne halleri varsa görsünler. Ama Ğaffâr olunca ilgilenir. Hem Azîz ve de Ğaffâr olunca kullarının günahlarıyla ilgilenir. Günahlarıyla ilgilenmesi onu affetmek içindir. Çünkü öyle bir sıfat taşıyorsa, öyle bir nitelik taşıyorsa bu niteliği kullanınca ortaya çıkar. Allah’ın bağışlama niteliğinin ortaya çıkması için bağışlanacak günahkârlar olması lazım.

Eğer siz günah işlemeseydiniz Allah sizi helak eder yerinize günah işleyen bir kavim yaratırdı, bir tür getirirdi hadisi işte bunu söylüyor. Niye? Allah’ın bazı sıfatları eğer günahkâr olan bir varlık olmasa tecelli etmez. Mağfur yoksa Ğafûr ne işe yarar. Merhum yoksa Rahîm ne işe yarar öyle değil mi. Affedilecek yoksa affedenin olması ne işe yarar. Onun için öyle demiş zat, o naz makamıdır, biz diyemeyiz nakletsek anlaşılır mı acaba? Ya rabbi sen Allah’sın amma bir tek şeyin tadını hiç bilmedin demiş. Bağışlanmanın tadını. Bu müthiş bir okuyuş aslında. Naz ve niyaz sırasında söylenir herhalde bu gibi şeyler. Dolayısıyla hakikaten affedilmenin tadı, lezzeti ne büyüktür. Hele bir de Allah tarafından affedilmenin. Onun için Azîz, Ğaffâr da olunca tabir caizse tadından yenmez olur Elhamdülillah. Hele ki Ğaffâr olan rabbimiz var. Hazin olma gönül zinhar, kerim Allah’ımız var, daima eyle istiğfar, kerim Allah’ımız var demiş ya şair, öyle.

Ğafûr; bu isimle de birlikte iki yerde geliyor. innema yahşAllâhe min ‘ıbadiHİl ‘ulema’* innAllâhe ‘Aziyzün Ğafûr. (Fatır/28) Müthiş bir ayet bu. Hatta bu ayeti şazz bir kıraatte şöyle de okumuşlar innema yahşAllâhu min ‘ıbadiHİ. Allah kulları içinde sadece âlimlerden korkar şeklinde de okumuşlar aman biz baltayı taşa falan vurmayalım. Allah’tan kulları için layıkıyla âlimler korkar, alimler haşyet duyar.

Aslında buradaki âlimler bir sınıf, bir zümre değil, bilenler. Neyi bilenler? Kendini bilenler, rabbini bilenler. On un için Allah’tan layıkıyla haşyet duyarlar.

Allah’tan layıkıyla haşyet duymak, yani haşyet korkusu bizim bildiğimiz korku değil. Nedir ya? Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu. Ya beni sevmezse? Beni döverse değil, beni yakarsa değil, cehennem korkusuna benzemez, Allah’ın sevgisini yitirme korkusu, ya beni sevmezse, ya rabbimin nazarından düşersem. Hadise bu. Onun için Allah sevmezse dünya alem sevse ne olur ki. Allah severse dünya âlem sevmese ne olur. Allah’ın var neyin yok, neye muhtaçsın, Allah’ın yok neyin var ki demiş ya zaten onun gibi. Onun için Ğafûr ismi de böyle. Allah’tan layığı veçhiyle ancak bilenler haşyet duyarlar.

innAllâhe ‘Aziyzün Ğafûr Niye böyle bitmiş? Kullar haşyet duymasa Allah’ın izzetine halel gelmez, zerrece Allah’ın şerefinden, izzetinden bir şey eksilmez. Ğafûr niye gelmiş? Bilgisizlikten kaynaklanan hataları Allah affeder, öyle bir ima var. Eyvallah.

Hamîd; Bu isim Azîz ile birlikte 3 yerde geliyor. İbrahim/1. Ayeti, Sebe/6, Buruç/8. Ayetleri. Kullanıldığı 3 yerde de belirli formda geliyor, bu da tesadüf değil, yine üçü de Mekki. Hamîd. Ne diyor peki? Hepimizin Mekke’si var, hayatınızın Mekke’lerinin zor yokuşlarında hamdi unutmayın. İnsan zaten alınca hep hamd eder. Alınca hamd etmek meziyet değil ki, asıl almayınca hatta verince hamd etmek. Vereceksin hamd edeceksin. Evladını vereceksin toprağa bir de hamd edeceksin.

Haydi bakalım, bir evlat verdik bir de hamd mı edelim. Edelim ya, olmayan evlat toprağa verilmezdi. Olmayan dizin ağrımazdı, başın olmasa başın da ağrımazdı, dişin olmazsa dişin de ağrımazdı. Önce hamd et sonra dizini sıvazla, dizim ağrıyor de. Elhamdülillah bir dizim var, şimdi de ağrıyor. Elhamdülillah bir başım var şimdi de ağrıyor. Elhamdülillah ben varım derdim de var. Olmasan derdin de olmazdı. Elhamdülillah çoluk çocuk var tabii ki dertleri de var. Ama önce hamd et, varlığına hamd et, ya olmasa? Hamd edecek dilin olmasa, hamd edecek imanın olmasa, hamd edecek halin olmasa, hamd edecek dermanın olmasa, had edecek aklın olmasa..!

Aman Allah’ım hamd etmek için ne çok şeye ihtiyacımız var. Hamd etmek için ihtiyacımız olan şeylerin hepsini vermiş olması hamd için yeterli sebeptir başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Dolayısıyla Allah’a alınca hamd edilir, verince şükredilir. Hamd edilir niye? O vermiştir, O aldı. Hamd edilir niye? Daha iyisini vermek için almış olabilir. Hamd edilir niye? Dünyada almıştır ki ahirette versin diye. Hamd edilir niye? Daha büyüğünü alabilirdi. Aman Allah’ım sebepler bitmiyor görüyorsunuz. Bu yüzden hamd etmemiz için çok gerekçemiz var. Bu kadar gerekçeye rağmen hamd etmeyen dili Allah koparsa haksızlık mıdır Allah için.

Vehhâb ismi ile gelir. Sadece bir yerde birlikte gelir. Yoksa Azîz, Vehhâb olan rabbinin hazineleri onların katında mı der. Sad/9 ayette. Allah’ın sonsuz cömertliğine bir gönderme taşır bu. İnsanın onurunu en iyi Allah korur çünkü. Azîz, Vehhâb, Azîz dir ama bir de Vehhâb’tır, yani Azîz olan en üstün olan, sınırsız ve sonsuz üstün olan, eşsiz ve benzersiz olan vermese ne olur ki? Niye vermiyorsun diyecek zaten durumunuz bile olmaz, o kadar üstündür ki sizin şeyinizi duymaz bile. Ama Vehhâb olunca sizi her zaman dinler, istesin de vereyim. Azîz, Vehhâb da olunca uzak değil yakın oluyor. Sadece Azîz olsaydı uzak olurdu. Azîz Vehhâb olunca en yakın oluyor. Çünkü yüreğinizden geçirdiğinizi bile duyması lazım ki Vehhâb olsun sonsuzca veren. Vermenin en üst sınırında vermek Vehhâb Yine mübalağa ile ismi fail.

Muktedir; tek yerde bu isimle geliyor Kamer/42. De. Bütün ayetlerimizi yalanladılar, bunun üzerine biz de Azîz ve Muktedir olan biri nasıl enselerse onları öyle enseledik, yakaladık.

İktidarsız izzet, kendine iyi olmaktır öyle değil mi, iktidarı yok ama Azîz, bu iyi biri fakat iktidarı yok, kendine iyi. İzzetsiz iktidar ise zulüm üretir, ikisi birlikte olunca tadından yenmez. Onun için hem Azîz hem Muktedir. Bu Mü’mine sevinç, münkire korku demektir.

Cebbâr; işte son isim Haşr/23. Ayetinde geliyor; HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir. (Haşr/23) Azîz, Cebbâr. Cebbâr: zorlar. Neye atıftır iradeye atıftır. İstese zorla yaptırırdı fakat size bıraktı, iradenize Allah saygı göstermiştir. Allah; Allah olduğu halde iradenize saygı duyuyor da siz kul olduğunuz halde iradeye niye saygı duymuyor musunuz, insanların özgür seçimlerine niye saygı duymuyorsunuz? Dolayısıyla siz de saygı duyun. Onun için iradeye bir atıf, istese zorla yaptırırdı. O zaman ey insan iradenin şükrünü öde, irade kâfiri olma. İrade kâfiri olmak iradeyi kullanmamaktır, iradenin nankörü olmak ya da iradeyi inkâr etmektir. Eyvallah.

İzzet bütünüyle Allah’a mahsustur, geldik Kur’an ın izzet konusunda ki umumi çerçevesine. Kur’an 3 ayetinde İzzet ve şerefi bütünüyle Allah’a hasreder. Bu ayetlerin nüzül sırasına göre ilki şu; Men kâne yüriydül ‘ızzete feLillâhil ‘ızzetü cemiy’a* (Fatır/10) Kim izzet istiyorsa iyi bilsin ki feLillâhil ‘ızzetü cemiy’a lütfen o cemit’a na dikkat. İzzetin tümü, tamamı, noksansız Allah’a aittir.

İzzette ne diyoruz biz buna; Tevhid. Bu çok ilginç, yani hamdin tamamını nasıl Kur’an Allah’a hasrediyorsa, aynı hamd gibi, lehül hamdü, elhamdülillâhi. Tıpkı onun gibi izzetin tamamını Allah’a hasrediyor. ileyHİ yas’adül kelimüt Tayyib ayetin devamı daha ilginç, güzel sözler O’na yükselir. vel amelüs salihu yerfe’uhu fakat o güzel sözleri Allah’a yükseltecek olan da salih amellerdir.

Güzel sözü uyduya benzetin, salih amelide o uyduyu yörüngeye götürecek olan rokete benzetin, anlatabiliyor muyum? Yani roketin ucunda bir başlık var aslında, tüm her şey onun için, onu götürüp yörüngesine yerleştirecek, o roket onu taşıyacak, sadece onun aracı. Ameli salih güzel sözleri Allah’a yükseltir. Demek ki güzel sözler güzel de, altını doldurun altını, altına bir roket hazırlayın. Onun için Lâ ilâhe illallah sözlerin en güzeli de Lâ ilâhe İllahlâh’ın Allah’a uçması için bir roketiniz olması lazım. Salih amel işte onu O’na ulaştıracak rokettir.

Bu ayet niye gelir burada? Nüzül sebebi cahiliye ve putçuluk aslında. Siz cahiliye Araplarını hepten değerden yoksun mu zannediyorsunuz, değil. Nasıl değerden yoksun olabilirler, siz cahiliye Arabı hakkında bir şey okudunuz mu bilmiyorum, dehşet bir gelenekleri var, çok oturmuş bir gelenekleri var, müthiş meziyetleri var. Bakmayın hep kötülüklerini naklettiğimize. Babasının katili çadıra girsin ve o katilin arkasından da bir ordu gelsin o orduyla babasının katilini korumak için savaşır. Çadırdan çıkar çıkmaz da öldürür. Müruet ve ilt geleneği bunu gerektiriyor çünkü.

Bir değerler sistemi var cahiliye Arabının, müruet diyorlar ilt yasası diyorlar buna. Ve buna göre çok ilginç mesela iki ordu savaş için bir araya gelmişti Mudarve savaşında, Fatıma isimli necip bir hanımefendi başındaki örtüyü gönderdi, götürün dedi bunu iki ordunun arasında bir mızrağın ucunda asın. Astılar, bu Fatıma’nın örtüsüdür deyince iki ordu da döndü gitti. Örtü bir savaşı kesti. Ama Fatıma’nın örtüsü, Fatıma annemiz değil bu, bu cahiliyede bir kadın. Efendimiz gelmeden önceki zamanda bunlar oluyor. Dolayısıyla böyle yani çok şerefli bir insan iki ordunun savaşında araya girerse bir tanesi diğerine vurmazdı, bu ilt yasası, müruet yasası gereği böyleydi.

Böyle garip şeyleri, soylulukları var cahiliyede. Fakat bunun altı boş, arkasında Allah yok, Allahsız olduğu içinde Allahsız erdem kökleşmiyor, hatta erdem suretinde sahtekârlığa dönüşüyor. Kâbe’ye hizmet ediyorlar, fakat öbür taraftan da zem zem kuyusunu kazıp ta suyu bulan Abdulmuttalib’in elinde ki Kâbe’ye ait hazineyi çalıyorlar. Yani bu tıpkı hazineyi çalıp bir kısmıyla da hacılara su vermek gibi yapıyorlar. Dolayısıyla böylece erdem, erdem olmaktan çıkıyor. Onun için bu ayette de onu söylüyor, altını doldurun altını, tumturaklı adlar koymak yetmez böyle Müruet yasası gibi ilt yasası gibi altını doldurun.

Bize de söylüyor bunu. Ey modern cahiliyenin adamları, hanımları, altını doldurun lâ ilâhe illâllah demekle bitmiyor, altını doldurun. Bunu yörüngesine oturtacak bir roket hazırlayın o da ameli salihtir. Salih amel nedir? Salih amel ıslah eden ameldir, 3. Şahıslara iyiliği dokunan amellere salih amel denir. Saliha denir yoksa hasenat. Sonucundan kendin faydalanıyorsan hasenattır, sonucundan başkaları faydalanıyorsa salihattır. Hasenatın karşılığı firavundur, salihatın karşılığı Kur’an da cennettir.

Onun için Vel ‘asri, İnnel İnsâne le fiy husrin, İllelleziyne âmenû ve amilus salihat (‘Asr/1-2-3) imanın ikizidir salihat. Niye Çünkü salihat 3. Şahıslara dokunan güzelliktir. Kendine iyi olma, aktif iyi olmaktır ameli salih. Pasif iyiler hasenat yaparlar, aktif iyiler hasenatın yanında salihat ta yaparlar. Eyvallah.

İkinci ayet, vakit dolmuş ama bu mevzuyu bitireceğim. Ve lâ yahzünke kavlühüm* innel ‘ızzete Lillâhi cemiy’an. (Yunus/65) Onların sözleri seni üzmesin. Birincisi Fatır/10 idi, ikincisi Yunus/65. Onların lafları seni üzmesin. Şunu unutma ki izzetin tümü Allah’a aittir. Şerefin ve onurun tümü Allah’a aittir. innel ‘ızzete Lillâhi cemiy’an Cemi’an ın altını yine çiziyor.

Aziz olan Allah elçisinin şeref ve itibarını kendi garantisi altında olduğuna işaret etmekte, senin şerefin benim garantim altındadır. Çünkü El Azîz olan benim. Evet.

Cemi’an çok önemli burada Allah’a izzetinde şirk koşmamak tevhidin parçasıdır. Ya..! falanın yanında duralım da şerefinden şerefyab olalım. Allah’ın yanında dur şerefiyle şerefleneceksin. Birinin şerefiyle şerefleneceksen Allah tarafından şereflen, El Azîz O’dur çünkü. Hele Allah’ın karşı tarafında hiç durma. Bazıları Kâfirin yanında durmakla şeref kazanacağını zannediyor. Bazıları Allah düşmanlarının gözüne girmekle şeref kazanacağını zannediyor ve bu aslında şereften ve itibardan olmaktır başka bir şey değil. Allah nazarında onlar şerefsizler hanesine yazılır. İzzet yalnızca Allah’tan istenir, tevhidin bir gereği budur.

Adam Allah’a ateş ediyor, kurum Allah’a ateş ediyor fakat izzeti onun nezdinde arıyor, şerefi onun nezdinde arıyor. O Allah ile karşı karşıya duruyor, zıt taraflarda duruyor. Onun için bu hususta dikkat.

Üçüncü ayet; Elleziyne yettehızunel kafiriyne evliyâe min dunil mu’miniyn o kimseler ki mü’minleri bırakıp kâfirleri kendilerine can dost ediniyorlar, müttefik ediniyorlar. eyebteğune ‘ındehümül ızzete ne yani şimdi onlar izzeti şerefi, onuru onların, o kâfirlerin katında mı arıyorlar feinnel ızzete Lillâhi cemiy’a. (Nisa/139) iyi bilsinler ki izzet şeref onur tümüyle Allah’a aittir. Ey şeref ve itibarı kâfirlerin dostluğunda arayan şaşkınlar diyor ayet. Yanlış adreste arıyorsunuz. Şeref ve itibarın kaynağı Allah’tır. Onun için şerefinizi Allah’ta arayın.

Soru; İzzeti Allah’a hasreden bu üç ayetle şu ayet arasını nasıl uzlaştıracağız. innel ‘ızzete Lillâhi – ve resulihi ve lil mü’minin. (Münafikun/8) hiç şüphe yok ki izzet Allah’a aittir, Resulüne aittir, mü’minlere aittir. Bu suali soralım cevabını da öbür derse bırakalım. Çünkü bu ayetin müthiş bir sebebi nüzulü var onu anlatmazsam olmaz, anlatırsam da olmaz, inşaAllah önümüzdeki ders onu anlatayım arkası 15 gün sonraya diyelim İnşaAllah ölmez sağ kalırsak.

 

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

 

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mayıs 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 312 takipçiye katılın