RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 20 – EL MUSAVVİR (B)

367-el-musavvir-2

……..Euzübillahimineşşeytanirracim,

……..Bismillahirrahmanirrahim

……..Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

……..De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

……..“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

……..Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ……..“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

……..Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

……..***********************************************************

……..EL MUSAVVİR

……..Bugün hep beraber Allah’ın Musavvir ismini anlamaya çalışacağız inşallah.

……..HUvAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavvir..” (Haşr/24)

……..Allah O’dur ki Hâlık’tır yaratandır, Bâri’ dir safha safha yaratandır, Musavvir’dir sonuç itibarıyla tasvir edip suret verendir, onu suretlendirendir. Her varlığa suretini verendir. O zaman her neye bakarsak bakalım bu sureti buna veren Allah’tır dememiz gerekir. Herhangi bir varlığı küçümsersek Allah’ın ona suret vermesini küçümsemiş oluruz. Farkında olmadan bir de bakarız ki Allah’ı beğenmemişiz, Allah’ın Musavvir ismini, tasvir etmesini beğenmemişiz. Böyle bir şeyden şiddetle sakınmak gerekir, kimse kendi kendini yaratmamıştır. Onu yaratan, onun Hâlık’ı da, Bâri’ de, onun Musavvir’i de Allah’tır çünkü. Zahiri olarak bu böyledir, manevi olarak ta bu böyledir yani onun Hâlıkı, Bâri’ i, Hallâk’ı, Bedîi, Musavvir’i Allah’tır.

……..Birde Allah kuluna irade vermiş, manevi itibarla, gönül itibarıyla, nefis itibarıyla bütün bu sıfatlarımı, isimlerimi sana teslim ettim kulum. Senin için lazım olanı sana teslim ettim. Haydi, bu sefer de sen kendi gönlünü güzelleştir.

……..Eğer biri müşrikse onun nefis hali hayvandır. Haydi, hayvanı insana çevir, Hz. İnsana döndür onu. Bu kuvveti bu manevi gücü Allah kuluna vermiştir. Kötü halleri vardır yani zahiri olarak anlarsak çirkinlikleri vardır, onu güzellikle değiştirebilir. Herkesin böyle bir imkânı vardır.

……..Burada Allah müdahale etmez ama yardım eder, ona güzelleşme imkânı tanır ama müdahale etmez. Kul kendi tercihini yapınca Allah’ta ona yardım eder. Allah’ın isimleri onun üzerinde, onunla beraberi onun için tecelli eder. Haydi, kulum yap.

……..Nefis terbiyesi bütünüyle bununla ilgilidir. Suretlendirmek. İstersen nefsini başka bir hayvanın suretine döndürebilirsin. Ne yaparsın mesela eğer biri sürekli insanları eleştiriyor, çekiştiriyor, küçümsüyorsa, onlara düşman gözüyle, insan değilmiş gibi bakıyorsa ne yapmıştır? Hayvan gibi bakmış insanlara havlamıştır. Yılan, sinsi düşman, elinden gelirse ısırıyor..

……..Kim yaptı bunu, kendisi yaptı. Oysaki Allah’ın İlâh isminin tecellisi ile Vedûd isminin tecellisi ile insanları sevebilirdi, onlara merhamet edebilirdi. Onlara ikramda bulunabilir, yardım edebilirdi. Yanlışları kusurları varsa affedebilir, mağfiret edebilirdi. Bu kişinin elinde olan bir şeydir.

……..Eğer Allah’a iman ederse, Allah’a dönerse bunu yapması lazım. Yani kendinde ki yanlışları, çirkinlikleri Allah’ın isimleri ile güzelliği ile değiştirmesi gerekir. Buna kötü ahlakı, güzel ahlakla değiştirmek dersek olur.

……..Eğer Allah’ın Musavvir ismi tecelli etmezse ne böyle bir çabamız olur, gayretimiz olur, ne de bunu anlamış oluruz. Ne deriz mesela güzel olmak isteyenler “ya rabbi beni güzel yap” derse, bunu Allah’tan istemek yanlış. Yarabbi beni cömert yap, ya rabbi beni sabırlı yap..! Olmaz, bu dua dua değildir. Bunun için senin bir çaba sarf etmen gerekiyor. Allah senin sabırlı olman için musibet verir, cömert olman için sana imkân tanır. Cömert deyince malından vermek değildir sadece, sevdiğinden vermek, merhametinden vermek, Allah’ın her bir ismini üzerinde gösterdiğinde Kerîm’liği göstermiş olursun, cömertliği göstermiş olursun. İlminden vermek, aklından vermek, her ne olursa olsun hiç fark etmiyor. Sen böyle bir çaba, gayret sarf edeceksin ki Allah’ta o güzelliğiyle, o ismiyle sana tecelli etsin. Al kulum, sen bir yaptın, al sana 10 da benden. Ondan sonra ne yapabilirsin? On kat daha fazla yapabilirsin. Yani Allah’ın o ismini on kat daha kendi üzerinde gösterebilirsin. Bu böyle katlanarak devam eder. Ne kadar? Kemale erinceye kadar, nefiste onun zıddı kalmayana kadar. Rahmet tecelli ederse gerçekten âlemlere, mahlûkata, bulunduğun yere rahmet olursun.

……..Nefsi bu şekilde terbiye etmek, teskiye etmek, güzel surete büründürmek kendi elimizdedir, kendi tercihimizledir yani. Bunun için ne lazım? Allah peygamberine dört vazife vermiştir. Sizin içinizden sizin dilinizi konuşan bir Resul gönderdik buyurur. Allah her bir resulü gönderirken mutlaka kavminin dili ile gönderir. Başka dil konuşursa olmaz zaten. Nasıl okuyup açıklayacak, ya da onu dinleyenler nasıl anlayacak. Bu kıyamete kadar böyledir. Ama onun bu vasıfları taşıması gerekir. Nedir o dört vasıf?

……..Size bir resul gönderdik ki, size Allah’ın ayetlerini okuyup açıklasın, beyan etsin, size hikmeti öğretsin. Allah’ın muradını öğretsin, yaratılışın gayesini öğretsin, imtihanı öğretsin, kazanmayı öğretsin, hayatın nasıl yaşanması gerektiğini öğretsin, Hz. İnsan olmayı öğretsin, bir de sizin nefislerinizi teskiye etsin diye, temizlesin, kötü haldeki nefsi güzellikle değiştirsin diye. Kötü ahlakınızı güzel ahlakla değiştirsin diye. Olmayan o güzelliği size tattırsın, size versin, onu üzerinizde çoğaltıp kemale erdirsin diye. Bir de size bilmediklerinizi öğretsin diye. (Bakara/151)

……..Eğer biri bu vasıfta ise o Allah’ın resulüdür. Bu vasıfların dördü onda varsa o Allah’ın resulüdür. Onu kıyamete kadar böyledir. Yoksa kendi kendimize ben bu işi yaparım, ben okurum anlarım. Sen eğer okuyup anlamaya çalışırsan kendindeki bilgiyi sadece karıştırmış olursun, o bilgi çoğalmaz, sadece bilgi karışmıştır.

……..Aynı şekilde Musavvir tasvir eden, suretlendiren. Biz de kendi aklımızla beynimizde, gönlümüzde bir tasavvur oluşturuyoruz, oluşturmuşuz. Herkesin bir tasavvuru vardır. Mesela farklı farklı inançlar vardır, her biri benim inancım doğrudur diyor. Farklı farklı partiler vardır, cemaatler vardır, örgütler vardır, ne derseniz deyin. O her bir cemaatın, o dine mensup olanların farklı farklı anlayışları, tasavvurları vardır yani. O yanlış ta olsa onu doğru diye tasavvuruna tasvir etmiş, yani onu suretlendirmiş, şekillendirmiş ki bu doğrudur diyor. Yanlışı doğru olarak kabul etmiş, yanlışa doğru muamelesi yapıyor, batıla Hak muamelesi yapıyor. Bu tasavvuru kim oluşturmuş? Etrafındakiler, o da bunu kabul etmiş yalnız. Etrafındakiler; beraber yaşadığı anası olsun babası olsun, okul olsan, çevresi olsun, arkadaşı olsun, okuduğu kitaplar olsun fark etmez. O da onu doğru olarak kabul etmiş.

……..Ama doğrunun bir tek ölçüsü vardır o da Allah’ın koyduğu ölçüdür. Kâmil insan Hz. İnsan olmanın tek bir ölçüsü vardır o da Allah’ın nebileridir, Resulleridir. Allah kuluna ben senin böyle olmanı istiyorum, yani peygamberlerim gibi olmanı istiyorum diyor. Bunlar gibi anlayışa, tasavvura sahip olmanı istiyorum. Onun için ne buyuruyordu Ayeti kerimede?

……..Kul in küntüm tuhıbbûnAllâhe fettebi’ûniy yuhbibkümullâhu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllâhu Ğafûr’un Rahıym. (A. İmran/31)

 ……..“De ki Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin, günahlarınızı da mağfiret etsin.”

……..Eğer sen peygamberime tabi olursan, Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsun, Allah’ı kabul ettiğini iddia ediyorsun. Bu durumda peygamberime tabi ol, onun gibi yap. Onun gibi olmaya çalış. Senin geçmişte yaptıklarını silerim, olmamış gibi sana muamele ederim. Günahlarınızı mağfiret etsin. Güzelliğinden güzellik verecek çünkü, güzelliği alıp çirkinliğin içine koymaz. Ne yapar önce? Önce orayı temizler. Temizler ki güzellik olsun. Yani bir güzel yap bir yanlış yap olmaz. Yanlışı siliyor olmamış gibi. O lekeyi bile kulunun üzerinde bırakmaz. Güzelliği üzerinde tecelli etsin diye, o da peygambere benzesin diye. Ne kadar tabi oldu o kadar onun gibi olur, ona yakın olur. Dolayısıyla Allah’a yakın olur. Aslında Allah’ın kendisine nefyettiği ruha yakın olur, kendi kendisine yakın olur.

……..Böyle bir derdi böyle bir çabası gayreti olmazsa ne olur? Kendini kaybeder, insan olmayı kaybeder, beşer olur. Allah ne buyuruyordu ayeti kerimede?

……..Em tahsebü enne ekserehüm yesme’une ev ya’kılun* in hüm illâ kel en’ami belhüm edallü sebiyla. (Furkan/44)

……..Allah’ın ayetlerini duymayanlar için, işitmeyenler için, dinlemeyenler için onlar hayvan gibidir, hatta hayvandan daha aşağıdırlar.

……..Bütün mesele rabbimizin ayetlerini dinlemektir, O ne söylemişse onu doğru olarak, Hak olarak, tek doğru olarak kabul etmektir. Eğer O’nun doğrusunun yanında Hakkın vahy ettiği hakkın yanında başka haklar da, başka doğrular da bizim için varsa onu Allah’a şirk koşmuş oluyoruz, Hakkı batılla karıştırmış oluyoruz. Sanki Allah gibi konuşan, bilen başka biri de varmış gibi. Öyle olmuş olur çünkü.

……..Tasavvurumuzu neyle tasvir etmemiz, suretlendirmemiz lazım? Allah’ın vahyi ile. Allah neye doğru demişse biz de ona doğru diyor, onu alıyoruz. Neye güzel dediyse, neye Hak dediyse onu Hak, onu doğru olarak kabul ediyor tasavvurumuzu bu şekilde suretlendiriyoruz.

……..Hak deyince aklımıza ne gelmelidir? Allah’ın vahyi, Allah’ın peygamberi başka şeyler değil. Başka şeylere Hak dediysek bu durumda hiç farkında olmadan tasavvurumuz başka bir şeyle ne olmuş? Suretlenmiş, surete bürünmüş yani. Bu takdirde güzele çirkin deriz, batıla da Hak, Hakka da batıl deriz ki farkında bile olmayız. Bu durumda herkese düşen aklını Allah’ın vahyi ile tasvir etmektir. Musavvir isminin tecellisi ile tasvir etmektir.  Bunu yaparsa doğru anlarsa bu sefer ne yapar? Kendine döner, nefsini temizler, teskiye eder, Allah’ın güzelliği ile suretlendirir tasvir eder. Allah’ın güzelliği Nûru onun üzerinde tecelli eder.

……..Allah’ın yaratması safha safha idi, nefsi tasvir etmekte, temizlemekte, güzelliğe büründürmekte safha safhadır. Onun için geçen hafta bilgi olsun diye bir kâğıt dağıtmıştık. Özellikle iman ile ilgili, iman kemâle erdikçe nefis te onunla beraber güzellikle suretlenir, Allah’ın razı olduğu kemale eren bir nefis haline gelir ki Allah’ın kulunu yaratmasında ki muradı budur. Saf insan, razı olmuş insan, razı olunmuş insan. Allah’ın zikri ile Allah ile itminana ermiş insan, mutmain olmuş insan. Allah ile sevinip Allah ile üzülen insan. Bir yanlış yaptığında Allah’tan dolayı üzülen insan, Hz. İnsan, büyük insan, kâmil insan.

……..Allah’ın Musavvir ismi ile ilgili ayetleri okuyacağız hep beraber inşallah;

……..HUvAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl’ Esmâ’ül Hüsnâ* yüsebbihu leHU mâ fiysSemâvâti vel’Ard* Ve HUvel’Aziyz’ul Hakiym; (Haşr/24)

 ……..HUvAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavvir..” (Haşr/24)

……..Allah O’dur ki O Hâlık’tır yaratandır, sonra Bâri’ dir parçaları bir araya getirir başka bir yaratışla yaratır. Sonra Musavvir’dir tasvir eder suretlendirir. Sizi Allah suretlendirdi, sureti size Allah verdi, suretinizi de güzel yaptı buyurdu ayeti kerimede.

……..leHUl’ Esmâ’ül Hüsnâ.

……..Bütün güzellik Allah’a aittir.

……..Allah yaratınca, suretlendirince en güzel şekilde yaratır, en güzel sureti verir. İnsan kendi kendini kirletir. İnsan manevi olarak o güzellikten mahrum bırakır, çirkinleşir.

……..yüsebbihu leHU mâ fiysSemâvâti vel’Ard.

……..Gökte ve yerde ne varsa hepsi buna şahittir. Yusebbihu, aynı zamanda şahit demektir. Tesbih eder O’nu hâl dili ile över, görüntüsüyle över, tadıyla kokusuyla, şekliyle över. O’nun güzelliğine el Esmaü’l-Hüsna’nın bütün güzelliğin Allah’a ait olduğuna şahitlik eder, şahitlik yaptırır. Ama bunun için kulun şahit olması lazım. Yani görmek için bakması lazım, Allah’ın güzelliğini görmek için bakması lazım ki şahit olsun.

……..Ve HUvel’Aziyz’ul Hakiym

……..Bütün güç, bütün kuvvet, kudret O’na aittir, bütün şeref, bütün güzellik O’na aittir. O Hakîm’dir her ne yaparsa yapsın bir hikmeti bir muradı vardır. Hiçbir şeyi gereksiz ve boş yaratmamıştır yapmaz. Hiçbir şeyi boşuna tasvir etmemiş, suretlendirmemiştir, hiçbir şeyi boşa söylemez, hiçbir şey gereksiz değildir. Her neyi yaratmışsa Hak ile yarattı buyuruluyor. Hakkın anlaşılması için, Hakkın tanınması için, kendini tanıtmak için. Bütün varlık bir ayet, her biri ayrı bir kitap. Mesele kitabı okuyabilmek, ayeti okuyabilmek. Neyi anlatıyor? Allah’ı anlatıyor, insanı anlatıyor, imtihanı anlatıyor.

……..Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk (Nahl/3)

……..Allah gökleri ve yerleri Hak ile yaratmıştır. Yani Hakkın tecelli etmesi için, Hakkın anlaşılması için. Hak kimdir? Hak; Allah’tır. Bir gerçeğin anlaşılması için, bir hakikatin ortaya çıkması için yaratmıştır.

……..Bununla beraber Hak nasıl tecelli eder insanın üzerinde? İnsan kendi tercihini yapar ya Hz. İnsan olur ya da beşer olarak iman etmez, rabbini dinlemez, Hakk’ı anlamaz, Hak onun üzerinde tecelli etmez, hayvan gibi, hatta hayvandan daha aşağı olur. Hak tecelli etti. Onun için Cennet te Hak’tır, cehennem de Hak’tır. Buradaki Hakk’ın tecellisinin sonucudur bu. Ne buyuruyor ResulAllah efendimiz (A.S.?

……..“Cennette nimet yoktur herkes nimetini yanında götürür, Cehennemde ateş yoktur, herkes ateşini, azabını beraberinde götürür.” Burada kazanıyorsun yani. Hakk’ı okuyan, Hakk’ı anlayan Hakk’ta olur, Hakk ile olur, Hakk’lı olur. Ama birisi Hakk’ı anlamadıysa o da zalim olur, kendine zulmeder, etrafındakilere zulmeder, varlığa zulmeder. Herhangi bir şeyi anlamadan ona bakarsak ona zulmetmiş oluruz. En çok kime yaparız? İnsan en çok zulmü kendisine yapar, insana yapar.

……..Bir insana bakarken bu Allah’ın yeryüzünde ki Halifesidir, Allah’ın bunun üzerinde bir muradı vardır, Allah bunu özel olarak kendisine abd olsun diye yaratmıştır. Hz. İnsan olsun diye, güzelliği üzerinde görünsün diye yaratmıştır. Allah bununla beraberdir, Allah buna şah damarından daha yakındır. Allah bunu çepeçevre kuşatmış, ihata etmiştir. Ben bu kula muamele edersem rabbim beni görür ve bilir. Onun rabbi benim de rabbimdir deyip bakarsa nasıl muamele eder? Titrer, ters bakamaz, yan bakamaz, hakaret edemez, onu küçümseyemez, ona zulmetmez, ona etten kemikten bir varlık olarak bakarsa ona zulmetmiş haksızlık etmiştir. Çünkü Hakk’ta durmadı, Hakk’ı anlamadı. Hakk’ın güzelliği onda tecelli etmiş, Hakk onunla beraber. Bir insan kendine böyle bakmazsa başkasına da bakamaz. Ne kadar kendine bakarsa o kadar da başkalarına öyle bakabilir.

……..Gökleri ve yeri Hakk ile yarattı

……..ve savvereküm feahsene suvereküm. (Mü’min/64)

……..Suretlendirdi, sizi özel manada suretlendirdi, feahsene suvereküm suretinizi güzel yaptı, Muhsin yaptı, en güzel şekilde yarattı, en güzel şekilde yaptı, tasvir etti.

……..Allah bir kula, insana en güzel güzel şekilde onu yaratmışım dediyse, biri de bir insana bakıp, kibirlenip sanki o insan kendi kendini yaratmış gibi onu beğenmezse sadece zahirini değil, manevi tarafını veya dilini, rengini, ırkını bu fark etmiyor. Suretlendiren, güzel yapan Allah’tır. Böyle biri Hakk ile bakmış mıdır? Bakmamıştır. Hakk’ta durmuş mudur? Durmamıştır. Böyle birine mü’min denir mi? Denmez. Müslüman denir mi? Denmez. İnsan denir mi? Hiç denmez, denemez. Bu insan olamaz. Kendisi insan olmadığı için insana bakarken insan gözü ile bakmıyor. İnsan olmadığı için karşısında kini görmüyor. Mü’min Mü’minin aynasıdır, insan, insan için aynadır. Aslında bakarken kendini görüyor, hiçbir şeye layık olmadığını görüyor Allah’ın ihsanına, ikramına, rahmetine layık olmadığı için görüyor. İnsanda ki o güzelliği görmüyor. Kendisi güzel aynaya bakıyor, kendisi güzel değil ki güzel görsün.

……..Yarın Allah bizi huzuruna aldığında rabbimizi nasıl tanıyamamışız, nasıl O’na abd olmamışız, nasıl anlamak istememişiz hep beraber bunu göreceğiz. Ne buyurdu ayeti kerimede?

……..ve lâkin hakkal kavlü minniy leemleenne cehenneme minel cinneti venNasi ecma’ıyn. (Secde/13)

……..And olsun ki benden cehennemi cinler ve insanlardan olan kâfirlerle dolduracağım diye söz çıkmıştır.

……..Dolduracağım diyor, iş bitmiştir yani. Sakın yanlık yapmayasınız. Ben erhamerrahimim ama Allah’tan sözüne sadık daha kim vardır dedi. Bu konuda söz benden çıkmıştır dedi yalnız. Sözümü yemem. Onun için Allah zalimleri sevmez dedi. Bir insana bu gözle baktığında o karşında kine zulmediyorsun, Allah’ın sevgisini kaybediyorsun.

……..Allah’ın ayetleri üzerinde tefekkür etmez misiniz buyuruyor, düşünmez misiniz, tedebbür etmez misiniz, yani onun içinde ki arkasındaki manaya bakmaz mısınız, tefakkuh etmez misiniz, derinlemesine o ayet ne demek istiyor, Allah’ın muradı nedir bunu anlamaz mısınız buyuruyor. Allah bunları yap diyor yani. Yapmazsan bu felâket olur senin için. Önce anla diyor yani.

……..Allah eğer zalimi sevmiyorsa o zaman bizim tasavvurumuzu düzeltmemiz lazım, tasvir etmemiz lazım, Musavvir isminin bizde tecelli etmesi lazım. Karşımızdakine bakarken Hakk ile bakmamız lazım, doğruyu görmemiz lazım, Hz. İnsanı görmemiz lazım. Dünyaya, mala, eşyaya, mevkie, makama bakarken neyi görmemiz lazım? Hepsi insanın hizmetine verilmiş ki insan onunla ebedi hayatını kazanıp Hz. İnsan olsun diye, Allah’ın güzelliğini kazansın diye. O bir kazanma imkânı, güzel yapma, güzel olma imkânıdır. Yoksa mal toplamaya gelmemişiz.

……..HalekasSemavati vel’Arda BilHakkı ve savvereküm feahsene süvereküm* ve ileyHİlmasıyr. (Teğabün/3)

……..feahsene süvereküm Sizi, suretinizi güzel yaptı, güzel tasvir etti. ve ileyHİlmasıyr. Dönüşünüzde O’nadır, O’na döneceksiniz. Allah Muhsin’dir, ihsan edendir, güzel yapandır, güzelliği ihsan edendir ve ileyHİlmasıyr dönüşünüz O’nadır. Kelime manası bu. İster güzel ol, ister güzelliği kaybet çirkinleş O’na döneceksin, huzuruna varacaksın.

……..Ama ayetin başka bir manası var ki ve ileyHİlmasıyr eğer çaba ve gayretini sarf edersen seni ilk yarattığı o güzelliğe dönersin. O ilk yarattığı güzellikle güzelleşirsin. Kendi kendine, kendi hakikatine erersin. Allah’ın sana nefh ettiği ruh olursun, aşk olursun, muhabbet olursun, saf güzellik, saf Allah’ın Nuru olursun. Ve ileyHİlmasıyr Ama bu senin elindeki bir şeydir, senin tercihinle olacak olan şeydir.

……..Allâhulleziy ce’ale lekümül’Arda karâren vesSemae binaen ve savvereküm feahsene suvereküm ve razekaküm minat tayyibat* zâlikümullâhu Rabbüküm* fetebarekâllahu Rabbül ‘alemiyn. (Mü’min/64)

……..Allâhulleziy ce’ale lekümül’Arda karâren Allah yeri sizin için bir karargâh yaptı, ikamet, yaşama yeri yaptı. vesSemae binaen semayı, gökleri de sizin için bina yaptı, örtü, tavan yaptı. Gök tavandır, zahiri olarak göğün 7 katı vardır, bir de manevi olarak 7 kat gök vardır. Zahirde ki dünyayı kaplayan atmosfer de yedi tabakadır. Dünyayı koruyor, insanı koruyor. Yani uzaydan gelen zararlı ışınlardan, parçalardan, gök taşlarından koruyor, onun için size tavan yapmıştır diyor.

……..ve savvereküm ve Allah sizi tasvir etti, suretlendirdi. Musavvir ismi ile tecelli edip en güzel şekilde, uyumlu şekilde sizi tasvir edip suretlendirdi feahsene suvereküm suretinizi güzel yaptı. Allah eğer güzel dediyse ona nasıl güzel değildir denebilir? Denir mi, hiç yakışır mı böyle bir şey. Ben güzel yaptım dedi, ben seni güzel yapmışım.

……..Her bir ayet her bir kula inmiştir, her bir kul; “Allah bu kitabı bana indirmiştir” demelidir. “Rabbim bunu bana söylüyor” demelidir. Eğer böyle anlayıp böyle iman ettiyse gereğini yapabilir. O kitap O’nun kitabıdır, ona inmiştir.

……..ve razekaküm minat tayyibat sizi güzel ve temiz olan şeylerden rızıklandırdı. zâlikümullâhu Rabbüküm işte rabbiniz Allah budur, bu sizin rabbiniz olan Allah’tır. fetebarekâllahu Rabbül ‘alemiyn. Alemlerin rabbi ne mübarektir.

……..İz kale Rabbüke lil Melaiketi inniy halikun beşeran min tıyn. (Sad/71)

……..Ve iz kale Rabbüke lilmelâiketi hatırlayın dedi o zamanı ki rabbin meleklere buyurdu ki inniy halikun beşeran min tıyn. Ben çamurdan bir beşer yaratacağım.

……..Feizâ sevveytühu ve nefahtü fiyhi min ruhıy feka’u lehu sacidiyn; (Sad/72)

……..Feizâ sevveytühu ne zaman ki onu tesviye ettim, onu suretlendirdim. Beşer insan haline getirip suretlendirdim. ve nefahtü fiyhi min ruhıy bir de ona ruhumdan nefh ettiğimde feka’u lehu sacidiyn derhal hemen ona secde et. Kim bu? İnsan, her bir insan tek tek.

……..Fesecedel Melaiketü küllühüm ecme’un. (Sad/73)

……..Bazı alimlerimiz oradaki melekler secde etti, şöyle oldu, böyle oldu der. Allah ne buyuruyor? Fesecedel Melaiketü küllühüm ecme’un bütün melekler toptan, hiç ayırım yapmaksızın hepsi secde ettiler.

……..Ve lekad hâlâknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys* lem yekün mines sacidiyn. (A’raf/11)

……..Ve lekad hâlâknaküm Sizi biz yarattık sümme savvernaküm sümme sonra sizi suretlendirdik, tasvir ettik. sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme sonra meleklere Adem’e secde edin dedik. fesecedu illâ ibliys hepsi secde ettiler iblis hariç, iblis secde etmedi. lem yekün mines sacidiyn. O secde edenlerden olmadı, secde etmekten çekindi, secde etmemek için direndi …ebâ vestekbera… (Bakara/34) buyuruyor. Direndi, kibirlendi.

……..Allah neden böyle tekrar tekrar ayetlerde bize bunu hatırlatıyor?

……..…ve nefahtü fiyhi min RuhİY feka’u lehu sacidiyn. (Hicr/29)

……..ve nefahtü fiyhi min RuhİY buyurdu. Ben ona ruhumdan nefh ettiğimde ona secde et. Yani secde Allah’ın nefh ettiği ruhadır bedene değil. Beden itibarıyla Allah ona beşer dedi. Beşer yaratacağım dedi. Onu suretlendireceğim sonra ruhumdan nefh ettiğimde bütün meleklere “ona secde edin” buyurdu.

……..Allah’ın kuluna nefh ettiği ruh bütün peygamberlere peygamberlik verilirken o, onda tecelli etmiştir o Allah’ın nurudur. Allah’ın kendisine nefh ettiği ruh olmuştur. İtminan mertebesindedir önderdir. Ruhuyla Allah’a olan imanıyla aşkıyla, muhabbetiyle hareket eder ve canını ortaya koyar. Bütün insanlığa bir anda meydan okuyor.

……..Secde demek boyun bükmek demektir, başı yere koymak demektir. Secde ettiği varlığın Allah’ın nurundan olduğunu kabul etmektir. İşte müşrikler secde etmedikleri için iman etmediler, onun büyüklüğünü kabul etmedikleri için, onu Allah’ın nurundan olarak kabul etmedikleri için. Ama görülüyor, ortada. Ne dedi müşrikler; Eğer Allah peygamber gönderecek ise bir melek gönderseydi, ya da onunla beraber bir melek gönderseydi. Meleklerin secde ettiği varlığı görmüyor, meleği göndersin diyor. Kıyamete kadar bu böyledir.

……..Secde etmek demek büyüklüğünü kabul etmek demektir, Allah’a yakınlığını kabul etmek demektir. Allah’ın güzelliğinin onun ruhunun üzerinde tecelli ettiğini kabul etmek demektir. Eğer biri bakmazsa bunu göremez,

……..Bakar, görür ve anlar secde yani kabul etmezse ne olur, boyun bükmezse ne olur? O güzellik karşısında başını eğmezse ne olur?

……..Secde demek aşkını Allah’a itiraf etmek demektir.

……..Meleklerin secdesi demek Allah’ın ona nefh ettiği o ruhun güzelliğini görüp o güzelliği istemek, sevmek demektir. Secde aşktır çünkü. Aşığın maşukuna yakınlığıdır, aşkını ilanıdır.

……..Bu durumda ResulAllah efendimizi sevenler neyi sevdi aslında? Onun üzerinde ki Allah’ın güzelliğini sevdi, hakkı sevdi, hakikati sevdi. Onun Rahmeten lil alemin oluşunu sevdi. Bunların hepsi Allah’a ait yalnız, Allah’ın güzelliği tecelli etmiş. O zaman sevmeyen neyi sevmiyor? Allah’ı sevmiyor. Peygamberi sevmeyen Allah’ı sevmiyor, mü’mini sevmeyen Allah’ı sevmiyor, veliyi sevmeyen Allah’ı sevmiyor. İstediği kadar bahane üretsin.

……..İki türlü bahane varmış; İblis;…ebâ vestekbera… (Bakara/34) direndi, güzelliği gördü ama direndi. Secde etmesi gerektiğini anladı ama direndi. Neden direniyor? Kibirleniyor da ondan. Bu güzelliğe ben daha layığım, ben böyle olmalıydım.

……..Sen de öyle olabilirsin, Allah bunu senden esirgemiyor ki, sen de onun gibi güzel olasın diye onu göndermiş zaten. O sana o güzelliği öğretmek için, yaşatmak için, tattırmak için gönderilmiş. Senin onu Allah’tan bir nimet olarak görmen gerekirdi, O’na teşekkür etmen gerekirdi kıskanman değil, haset etmen değil.

……..Mutlaka o safhaya gelinceye kadar Allah onu bir çok sınavdan geçirmiş, tabi tutmuş. O güzelliği kazanabilmek için senin de o sınavlardan geçmen gerekir. Allah sana ve her kuluna bu imkânı verir, Firavuna da vermiştir. Hz. Musa’yı neden gönderiyor ona Harun’la beraber? Gidin davet edin, anlatın. Allah kulunu atmıyor firavun gibi olsa bile, ona da vahyi ulaştırır, daveti yaptırır. Onun için hiç kimse ben anlamadım, görmedim, bilmedim diyemez. Allah bir şekilde mutlaka kuluna vahyini, davetini ulaştırır, birilerinin üzerinden bunu yaptırır.

……..Davet neyedir, kimedir? Allah’a ve resulüne, Kur’an a ve sünnete. Ölçü budur. Onun için hiç kimse kendini davet edemez Allah’a davet yapılır, Resulüne davet yapılır. Aslında insanı kendi kendisine davet ediyoruz, Allah’ın sana nefh ettiği ruh oluyorsun, Allah’ın güzelliğini üzerinde göstermiyorsun.

……..Kimse dışarıdan kimseye bir şey veremez. Eğer verebilseydi peygamberler verirdi, böyle bir şey yok. Hiç kendimizi kandırmıyoruz, kimse de kimseyi kandırmasın. Bütün güzellik onda mevcut, bakınca gözün kamaşıyor. Ama örtülmüş, o kendinde ki güzelliği görmüyor. Başka şeylerle bilmeden anlamadan örtmüş ve örtülmüş.

……..Peygambere düşen nedir? O güzelliğin üzerinde ki örtüyü çekip almak, onu kaldırmak. Tozlanmışsa onu silkelemek. Kıyamete kadar mürşid-i Kâmil’in yapığı budur. Peygamber varislerinin yaptığı şey budur dışardan değil, üstündekini kaldırması gerekiyor. Bunun içinde tabi olanın ona müsaade etmesi lazım, onu dinlemesi lazım, gönlünü açması lazım, bir şeyi yaptırırken onun da onu kabul edip yapması lazım. Güzellik onda mevcut. Ondaki güzelliği büyütüp kemale erdirmesi gerekiyor. Her şey onda, herkes bu güzelliği üzerinde taşıyor, Allah her bir kuluna ruhundan nefh etmiş ki onda mevcut.

……..Kibirlenmek yerine, kıyas yapmak yerine Allah’ın sana ikram ettiğini alıp o güzelliği üzerinde açığa çıkarmaktır. O’nun güzelliklerinin tecelligâhı olmaktır, hayatı o güzellikle yaşamaktır. Sanki cehalettenmiş gibi görünür, buna cehalet denmez, Allah kullarını cahil bırakmaz çünkü. Vahyini indirmiş ve öğretiyor, her bir kula öğretir.

……..Elbette ki bir çabayı bir gayreti gerektirir bu, sahabe nasıl çaba ve gayret sarf ettiyse kıyamete kadar bu böyledir ve Allah hiç kimse için âdetini değiştirmez. Peygamberleri nasıl kazanmışsa kine buyuruyordu ayeti kerimede?

……..Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemmâ ye’tiküm meselülleziyne halev min kabliküm* messethümül be’sâu veddarrâu ve zülzilû hattâ yekulerRasûlü velleziyne âmenû meahû metâ nasrullah* elâ inne nasrAllâhi kariyb. (Bakara/214)

 ……..Biz peygamber ve onunla beraber olanları öyle bir sıkıntıya koyduk ki Allah’ın yardımı nerede kaldı diyecek kadar. Siz bu hali yaşamadan cennete gireceğinizi mi sandınız.

……..Yani onların yaşadığını sen de yaşayacaksın ki senin gönlün cennetlik olsun, sen cennete layık olasın. Sen de o anda o tavrı koyacaksın ki, güzel yapacaksın ki, rabbine güveneceksin ki, tevekkül edeceksin ki senin de gönlün cennet olsun, rabbinle beraber olasın, cenneti hak edesin, layık olasın.

……..Onun için cennet ucuz değildir. Çünkü ebedi bir hayat, cenneti tasvir eden, suretlendiren de Allah’tır. Ama bu cenneti neye göre suretlendiriyor? İnsana göre. Allah her bir kula cenneti yaratmıştır. Her bir kul için özel cennet yaratmıştır. Yani genel olarak cennete gitmek ayrı şey, ki cennet 8 kattır bir de dereceleri cardır. Her bir derecenin arası yer ve gök kadardır buyuruyor.

……..Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir.” Tirmizi/4-2533)

……..Cennet nasıl tecelli eder, tasvir olunur? Cennet Allah’ın kuluna olan muhabbetinin tecellisidir. Bu kelimeyi unutmayalım; “Cennet Allah’ın kuluna olan muhabbetinin tecellisidir.” Allah kulunu seviyor o sevgisinden dolayı kulunun da sevdiği gibi bir cennet yaratıyor. Öyle bir cennet ki kul burada olmayan yok diyecek. Zaten aklının almadığı, hayal edemediği, düşünemediği, duymadığı, görmediği nimetleri yaratmış orada. Ama onun için özel, kula cenneti özel yaratmış.

……..Bu tasviri Musavvir ismi ile tecelli edip cenneti yaratırken onun gönlünde ki tasviri ile tecelli ediyor. Yani kul her neyi istiyorsa onun isteğine göre Allah yaratıyor. Onun için ne buyuruyordu ayeti kerimede?

……..Ve izâ raeyte semme raeyte ne’ıymen ve mülken kebiyra; (İnsan/20)

……..Orada her istediğiniz vardır, ne yana dönersen dön yığınla nimet bitmez tükenmez bir saltanat dedi.

……..Saltanat hüküm demek, saltanat padişahın sürdüğü hüküm demektir. Oranın padişahı, sultanı sensin dedi ve sen her ne istersen vardır dedi. Neye göre? O kula göre.

……..Mesela ResulAllah efendimiz AS. Dan örnek vereyim; Bedevilerden biri; a’rab başka a’erab başkadır a’erab bedevi demek yani Arapların çölde yaşayanları demektir. Öyle bilgileri de fazla yoktur. Tabir caizse şehir görmemiş öyle kaba saba. Elbette ki arzu ve istekleri farklı olacak. Bedevilerden biri dedi ki Ya ResulAllah ben develeri çok seviyorum cennette deve var mıdır?

……..Bu soruya ResulAllah efendimiz hemen cevap vermedi, durdu. Öyle ya Cennette deve var mıdır yok mudur? Neden sonra cevap verdi. Evet vardır, çünkü Allah orada kulunun her istediği vardır buyurdu. Sen deve istiyorsan senin için orada deve yaratır, ona özel yaratıyor yalnız. Başka biri deve görse korkacak, dolayısıyla ona özel.

……..Cennette ki köşkleri anlatırken ResulAllah efendimiz buyurdu ki havada asılıdır. Yani havada duruyor köşk. Sahabenin biri soruyor. Ya ResulAllah nasıl gireceğiz oraya? Yani merdiven falan mı koyacağız. Buyurdu ki hayır, uçarak gideceksiniz. Mesela böyle at var mı diye soran vardı, evet dedi. Şimdi olsa farklı şeyler söyleyecek. Onun için özel cennet olacak ya, onun ne istediği Allah katında önemlidir, kuluna olan sevgisinin tecellisidir dedi. Kulunun gönlünde ki tasvire göre, orada tecelli edip yaratıyor. Cennette nimet yoktur, herkes nimetini beraberinde götürür demek aynı anlamda bu demektir.

……..Elbette ki bir zikrin de karşılığı vardır bunun. ResulAllah efendimiz buyurdu; Kim “SubhanAllâhi ve BiHamdihi” derse Allah cennette ona bir ağaç yaratır. Bu zikir onun için cennette bir ağaç olur. 100 sefer söylerse onun gideceği cennette 100 tane ağaç yaratmış olur. Biri Allah’ı tesbih etmek biri Allah’a hamd etmek. Bunu kelime olarak söylemek yetmez, Allah’a hamd etmek gerekir, hamd eden zaten rabbini tesbih etmiştir. Tesbih eden de rabbine hamd eder.

……..Allah hepimizi, kendi kendimizi, nefsimizi, rabbimiz nasıl seviyorsa öyle suretlendirmemizi nasip etsin inşallah. O bizi nasıl seviyorsa, nasıl razı olacaksa bizi, gönlümüzü, maneviyatımızı suretlendirsin inşallah. (Amin)

……..Ebedi hayatta da nasıl bizden razı olacaksa, nasıl bir hayata razı olacaksa cenneti de öyle tasvir etsin inşallah (Amin) Allah hepinizden tazı olsun. (P. Muhammed Hüseyin)

……..**************************************************************

……..EL MUSAVVİR

……..El-Musavvir; tasvir eden, şekil ve suret veren demektir. Bütün mahlûklar kendilerine verilen şekilleriyle, tasvir edilen suretleriyle Cenab-ı Hakkın Musavvir ismini göstermektedir. Yağmur damlasından, kar tanesine, papatyalardan karanfillere, parmak izinden göz bebeğine, karıncalardan semanın yıldızlarına ve zerrelerden galaksilere kadar her mevcut kendine mahsus suretiyle ve şekliyle Allah’ın Musavvir ismine aynadır.

……..Şimdi bir insanı ele alarak Musavvir isminin tecellisini görmeye çalışalım; Her parçasıyla harikulade bir planlamanın neticesi olan kafayı bir kenara bıraksak bile bu hazır malzeme üzerine geçebilecek bir yüz için sayısız, milyonlarca ihtimaller vardır. Bu sayısız ihtimaller içince, bütün akılları aciz bırakacak bir şekilde en uygununu, en güzelini seçmek tam anlamıyla imkânsızdır.

……..İnsanın yüzünde kullanılan malzeme son derece basit ve sadedir. Tek bir deri, bir çift göz ve birazda kıl. Buna rağmen iki aylık bir bebeğin yüzündeki o sadelik ve o basitlik içinde böyle güzel bir yüzün yaratılabileceğini, görmeseydiniz ihtimal verebilir miydiniz? Bir insan için bir yüz çizdikten sonra ikincisi için başka bir yüz çizmek, en azından ilki kadar imkânsızdır. Çünkü insanlar seri imalat ile yaratılmazlar. Hepsinde aynı unsurları kullanıp, her birine ayrı bir sima çizmenin zorluğunu meşhur Fransız ressam Henri Matisse şöyle anlatıyor;

……..“Bir ressam için gül resmi çizmek kadar zor bir iş yoktur. Çünkü daha evvel çizilmiş bütün gül resimlerini bir yana bırakıp öylece çizmesi gerekir. Hem insan yüzü basit bir portreden ibaret de değildir. Oraya yerleştirilen her bir azanın sınırsız bir sanat kadar sınırsız bir bilgiye ihtiyaç gösteren fonksiyonları vardır.

……..Bütün bu fonksiyonların bir kenara bıraksak bile, bu yüzdeki tebessüm, endişe, sevinç, korku, kahkaha gibi yüzlerce manayı dile getirmek yüzü yaratmak kadar imkânsız değil midir? Okyanusu bir bardağa doldurmak ne kadar zor ise, insanın ruhunu sima da temsil etmekte o kadar zordur. Müminin siması ruhu gibi aydınlık, kâfirin siması ise ruhu gibi karanlıktır. Bir heykeltıraşın basit bir heykele bile o simetriği verebilmesi için bazen yıllarca çalışması gerekiyor. Buna mukabil saniyede 4 insan ve her gün 350.000 insan son derece kolaylıkla yaratılıyor. Her birine farklı bir yüz veriliyor.

……..Bizler birbirine benzeyen ikizleri veya üçüzleri gördüğümüzde hayret ederiz. Şimdi soruyoruz; iki yüzü birbirine benzetmek mi daha zor? Yoksa milyarlarca insanın birbirine benzetmemek mi daha zor? Birincisine hayret ederken, ikincisi neden hayret etmiyoruz? Kim birbirinden farklı bu yüzlerin yaratıcısı? En basit maddelerden bir sanat harikası yapıp, sanatında akılları hayrete düşüren sanatkâr kim? Kim o yüzde sayısız manayı ifade eden? Kim her ferde farklı bir yüz veren? Kim o yüzdeki cihazlara mükemmel iş yaptıran? Göze görmeyi, buruna koklamayı, dile tatmayı kulağı işitmeyi öğreten kim?

……..Bütün bu kimlerin tek bir cevabı var; Musavvir olan Allah İnsanın yüzünü bir nebzede olsa inceledikten sonra, bütün hayvanların, bitkilerin, çiçeklerin, canlı ve cansız her şeyin tasvirini ve şeklini insana kıyas edelim. Ve Allah’ın Musavvir ismine şöylece pencereler açalım: Fiil failsiz, sanat sanatkârsız, kitap katipsiz olamayacağı gibi suret ve şekil vermek dahi Musavvir yani bir tasvir edici olmadan olamaz ve mümkün değildir.

……..Acaba kâğıttaki basit bir yüz resmi dahi bir ressamı gerektirirse, şu âlemdeki hadsiz hakiki yüzler Musavvir olan Allah’ın varlığını gerektirmez mi? Farklı bir yüz çizebilmek için, çizilmiş bütün yüzleri bilmek gerektiği gibi, farklı bir yüzü yaratmak için de, o ana kadar yaratılan bütün yüzleri bilmek lazım gelmez mi? Bu da Musavvir olan Allah’ın birliğine ve bütün yüzleri yarattığına delalet etmez mi? Her bir yüz Allâh’ın Musavvir ismine delalet ettiği gibi, farklı olması cihetiyle de Allah’ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarına işaret etmez mi? Kâinat kitabı bize Allah’ı Musavvir ismiyle tanıttığı gibi, Kuran dahi şu ayetiyle bizlere Allah’ın Musavvir ismine şöyle haber veriyor;

……..Sizi rahimlerde dilediği gibi tasvir eden ve şekillendiren O’dur. Ondan başka ilah yoktur. O azizdir ve hakÎm’dir” (Al-i imran/ 6)

……..http://www.herseyonuanlatiyor.com/el-musavvir

……..********************************************************************

……..El MUSAVVİR

……..Musavvir sıfatı hikmetin özü
……..Heveste hayâlde düşte arama
……..Özünde hikmeti arayan kuzu
……..Mânâ ummanını leşte arama

……..Bitkiden hayvana her şeyi yerde
……..Yaratan yaratmış binlerce türde
……..Şaşkın us olmasın gerçeğe perde
……..Bülbül nağmesini kazda arama

……..Yaratan mahlûğa imzayı atar
……..Samimi insana bu belge yeter
……..Kötü niyetliler heybeden öter
……..Doğruluğu puştta keşte arama

……..Yaratıcı ‘Ol’ der o an yaratır
……..Bin bir çeşit ayrı varlık türetir
……..O’na karşı ahmak olan diretir
……..Cennet’in yolunu başta arama

……..Musavvir sanatın şâhı anası
……..Her işte güzeli sever mânası
……..Muhsin’i eziyor nefsin enesi
……..Dünyanın tadını aşta arama

……..Muhsin Özalp

……..Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

……..Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

……..Devam edecek

 

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 16 Şubat 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,