RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ GİRİŞ (2-1)(2-2)

300

Selâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhu.

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni. Amin, amin, amin..!

Değerli dostlar geçen hafta bugün bu saatlerde Endülüs’te idik, bayram namazını Endülüs’te kılmak nasip oldu bir dört günümüz Endülüs’te geçti.

Endülüs bizin 800 yıl sürmüş muhteşem bir rüyamızdır. İslam’ın ürettiği medeniyetler içerisinde en görkemli, ilim birikimi açısından en görkemli medeniyet idi. Dudaklarımızdan bir Endülüs, gözlerimizden iki damla yaş dökülse yeridir. Endülüs ağrısı ve acısı olmayan bir yürek yarımdır. Fakat biz kaybettiğimiz coğrafyaları teker teker yeniden kazanırken Allahu alem acılar ve sancılar, belalar ve felaketler bize yardımcı oluyor.

Cüz-i şer ile Külli hayr murad olunuyor. Görünen yüzünde kötü duruyor. Bir de bakıyorsunuz Bosna’da bir katliam, savaş. Ama cüz-i şer gibi görünen bu hadisenin arka planında külli hayır olarak Bosna diye bir yanımız olduğunu, yüreğimizin, kalbimizin Bosna diye bir yanı olduğunu öğreniyoruz. Kazanıyoruz, onu da coğrafyamız arasına katıyoruz. Artık gönlümüzde ki haritada bir yer daha var……..(Endülüs dersi devam ediyor. Esma dersleriyle ilgisiz bu yüzden onları yazıya çevirmedim) 53.51 den itibaren

*******************************************************************

Değerli dostlar geçen esma dersimizde El Esma ül Hüsna terkibini ele almıştık. Geçen ele aldığımız terkibin bölümü el ism bölümü idi. El Esma. Ariz ve amik bir biçimde efradını camia, ağyarini mani bir biçimde inşaAllah ele almış ve derinliğine işlemiştik. Şimdi terkibin 2. unsuru olan El Hüsna kelimesini ele alacağım bu derste.

En güzel manasında ismi tafdil el Hüsna, en güzel. Fakat ilginçtir ismi tafdillerin sadece istihfaf değil manasına gelmediğini Arapça’yı iyi bilenler bilir yarım bilenler değil. Çok ilginçtir..!

Ben cahilden korkmam biliyor musunuz? Yarı cahilden çok korkarım. Çünkü cahil bilmediğini zaten bilmez, bilmediği için konuşsa da önemi yok çünkü cahilce konuşuyor. Fakat yarım bilen çok tehlikelidir. Çünkü bilmiyor desem yarısını biliyor, biliyor desem yarısını bilmiyor. Ne yapacağız şimdi, sıkıntı. Onun için Hilal’e bir ezan çevirisi yaptım verdim ta başlangıçta eh birkaç tane akıllı çıkar her zaman, çıkmışlar itiraz. Allahuekber’i ekber, ismi tafdil, aynı zamanda sıfattır. Sıfat olarak çevrilirse pek güzel manasına, tek büyük manasına gelir. En güzel, tek güzel. En büyük, tek büyük. Şimdi en büyük manası verdiğimizde akla şöyle bir soru üşüşüyor. En büyük buysa demek ki küçüğü de mi var. Çünkü en başlayınca sıkıntı oluyor zihne. Dolayısıyla tek büyük olarak çevirmek, sıfat olarak çevirmek daha doğru.

Şimdi bu formun Arap dilinde sadece ismi tafdil değil aynı zamanda sıfat vurgusunu da taşıdığını bilmiyorsa eğer orada bizimki ayağa kalkıyor. Bu gerçeğin yarısını bilmek, onun için yarısını bilenlerden çok çektik hala da çok çekiyoruz. Evet, el Hüsna ismi tafdil olarak en güzel, vasıf olarak tek güzel güzellikte biricik. Biricik ismi tafdil olduğu için Allah için edeben kullanılmaz, yoksa bir beis te yok doğrusu.

Güzel naçar harcı bir karşılık yoksa el Hüsna nın Türkçe karşılığı güzel ile asla karşılanamaz. El Hüsna güzel kelimesi ile karşılanamaz. İyi de ne yapalım dil yetersiz..’ Güzel kelimesi Türkçemizde, Türkçe’yi gerçekten dil olarak severim. Diğer dilleri de severim kardeşlerin kızmasınlar, Kürtçe’yi de severim. Arapça zaten anamızın dili. Aişe anamızın, Hatice anamızın dili. Diller güzeldir dillerin çirkini olmaz aslında Çünkü talim-ül Esma nın bir sonucudurlar.

Ve alleme AdemelEsmâe küllehâ..(Bakara/31) diller masumdur, dili kullananlar kirletirler. Yoksa dilin ne suçu var Allah aşkına. Yani İngilizcenin gayri mukaddesliği yoktur Arapça Mukaddes te İngilizce mukaddes değil diye bir şey yoktur. Dillerin içine ne koyarsanız onu taşırlar. Güzel şeyler koyun onu taşısınlar. İngiliz dilinin içine vahyi koyun onu taşısın. Ama Türkçe de güzelin aslı gözel dir. Onun da aslı göze el dir, onun da aslı göze el verendir.

Allah Allah, göze el veren..! Gözünüze el nasıl verilir? Yani biri gözünüze elini uzatmış gözünüzle tokalaşıyor. Güzel böyle bir kökene böyle bir etimolojiye sahip Türk dilinde. Göze el vermesi lazım. Onun için yetersiz. Çünkü bu tarif, bu etimoloji, bu köken sadece görünen güzellikleri ifade eder. Göze el vermesi lazım, göze değmesi lazım, gözün görmesi lazım, göze görünmesi lazım, görünmesi lazım görmesi lazım, göze batması lazım, gözün bakması lazım. İyi de gözü olmayanların da gördüğü güzellik var mı?

İşte El Hüsna gözü görmeyenlerin gördüğü güzelliktir aynı zamanda. Şimdi nasıl çevireyim ben böyle, bu kadar uzun çevirsem kimse benim mealimi okumaz. Zaten kitaplara da sığmaz hepsi doğrusu. Göze el veren, ama yetmiyor. Sadece göze mi el veren, gönle de el veren. Gönle gönül veren, El Hüsna bu.

Hasen olmalı, Ahsen olmalı. Hadsen olmalı Hüsn bulunmalı özünde. İyilik bulunmalı. Her güzelliğin özünde iyilik bulunmaz maalesef. Bazı güzellikler fettandır, fitnedir. Onun için güzel hanımlara Osmanlı da fettan derlermiş. Yani göreni fitneye düşüren derlermiş, çok özür dilerim hanımlardan mizah sadedinde söylüyorum. Dolayısıyla her güzellik gönle el vermez, her güzellik Hüsna ya delalet etmez, Ahsen olmaz.

Ama Allah’ın öyle bir güzelliği var ki serapa Ahsen, serapa güzel, serapa iyi. O öyle bir güzellik ki mesela ilahi güzellik adamı yoldan çıkarmaz. İlahi güzellik adamın aklını başından almaz. Kara sevda değil ak sevdadır. Ak sevda diyorsun bir de sevda diyorsun. Tabii yakışmadı, çünkü sevda kara demektir seved siyah demektir. Sevda zaten müennes olduğu için siyah demek. O zaman ak muhabbet. Eyvallah, ak mevedded, vûd’

İnnelleziyne amenû ve amilus salihati seyec’alü lehümür Rahmânu vüdda. (Meryem/96) iman eden ve salih amel işleyen kimseler için o sonsuz rahmet sahibi bir sevgi yaratacak, hem de tarifsiz bir sevgi, vûdden, el vûd değil. tarifsiz bir sevgi.

Demek ki sevgi Allah’tanmış, El Vedûd dan mış. Allah sevgiyi koyarsa dünya alem nefret etmeye çalışsa yine de sevilir. Allah sevgiyi koymazsa dünya alem sevse ne yazar. Zorla, kanunla sevdirseniz ne yazar. Gönle giremez. Rabbim sevdirsin, rabbim sevsin cennetiyle sevindirsin inşaAllah.

El Hüsna onun için gözel olamaz, güzelle çeviremeyiz sadece çünkü her güzellik bu manada hem nafı’ğ yani yararlı, hem iyi değildir. Bu öyle bir güzellik ki el Hüsna hem özü itibarıyla iyidir, hem faydalıdır hem de güzeldir. Yani estetiğin 3 unsurunu da bünyesinde taşır. Zaruriyatı, haciyyatı, tahsiniyyatı. Estetiğin 3 unsurunu da içinde taşır Allah’ın güzelliği, esmanın güzelliği, El Esma ül Hüsna.

Tabii bunu Allah’a doğrudan atfedebilir miyiz? Mecazen atfedebiliriz onun için isimler araya konmuş ki zihnimiz karışmasın, insan zihni uruc edebilsin, mirac edebilsin. Bu mirac ta basamak olarak esmayı kullansın diye yoksa insan zihni mirac edemez. Çünkü Allah’ın zatı itibarıyle insan zihni kavrayamayacağı için zihin durur orada. Artık teşbih başlar, antropomorfizm başlar. Yani Allah’ı mevcut eşyaya benzetmeye kalkar artık insan işte orada yanlış yapmaya başlar. Bunu engellemek için araya isim konulmuştur. Onun için dillahirrahmanirrahim diye bir besmele çeşidi yoktur. BismillahirRahmanirRahıym diye bir besmele vardır. Allah ile başlarız değil, Allah’ın adıyla. Niye? Sebbihisme Rabbikel e’lâ.(A’lâ/1) dır.

ESMA DERSLERİ 2. VİDEO (2 -2)

Sebbihisme Rabbikel a’lâ. (A’lâ/1) Sübhane rabbiyel a’lâ. Ama biz ismi aradan kaldırıyoruz söylerken. Çünkü doğrudan yüreğimiz Allah’a mirac etsin isteniyor namazda. Onun için bakınız sübhanismirabbiyel a’lâ dememiz lazım mot a mot emre uyacaksak. Yüce olan rabbinin adını an. O zaman sübhanismi rabbiyel a’lâ; yüce olan rabbimin adı şanı yücedir, namı yücedir değil. SübhanerabbiyelA’lâ. Sebbihisme Rabbikel aziym. Aziym olan rabbinin adını an, yücelt, tesbih et. Ne diyoruz ama, ismi kaldırıyoruz söylerken. Çünkü orada fiil var artık, eylem var artık.

Peki emir verilirken isim niye kullanıldı da biz emri yaparken o isimsiz yaptı? Rabbimiz esmayı bize vesile olarak vermiş, vesilelerle tırmanınız, yani akleden kalbiniz uruc etsin esma bir vesile olsun diyor, sebep olsun. Feetbe’a sebeba. (Kehf/85) sebeplere sarıldı Zülkarneyn. Sebep yüksek hurmaların tepesinden aşağıya sarkıtılan merdiven görevi gören iptir. Hurmaları dermek için o ipe tutunarak çıkar bahçe sahibi. Çünkü bir hurmanın boyu bazen 8-10-12-14 m ye kadar varır, oradan hurmayı derer alır. Onun için sebep olsun. Dolayısıyla esma sebep. Geleceğim inşaAllah. Fakat esma güzelliğin sebebi değildir, güzelliğin ifadesidir. Güzelliğin sebebi başka, zihnimizin miracının sebebidir, ama güzelliğin ifadesidir.

El Hüsna mükemmellik ifade edesidir. El var çünkü, lâm ı tarifle gelir. Hüsna çok olabilir. Hatta isim olarak ta konulur bazen, fakat el Hüsna farklıdır. Ne ki başına el geldi bir iyi ve bir güzel, o sadece Allah’a hasredilir sadece Allah’a. Onun için el gelen güzellik mükemmellik ifade eder. El Basıyr; mükemmel gören. Bana Allah dışında bir El Basıyr gösterebilir misiniz. Basıyr çok, biz de görüyoruz. Bakan bakıyor o da görüyor, trenlere bakıyor mesela.

Fakat Allah’ın El Basıyr isminin tecellisi bizim görüşümüzle anlaşılabilir mi. Bu öyle bir görüş ki gözün arkasını görüyor, gönlü görüyor öyle bir görüş. Öyle bir görüş ki Ya’lemu hainetel a’yun.. (Mü’min/19) gözlerin ihanetini bile bilir. Ayete bakın ayete. Hainetel a’yun ve ma tuhfis sudur. Ve sadırlarda gizleneni de bilir. ve ma tuhfis sudur gözlerin ihanetini bilir. Ya gözlerin ihanetini bilir de gönüllerin ihanetini bilmez mi,

Gözlerin ihaneti nasıl bir şey acaba? Gözü bakıyor hesapta ama gözünün, bakışının arkasında ihanet var mı? Gözüne emir veren beyninde ihanet var mı onu da bilir diyor. ve ma tuhfis sudur, ve ta içinde gizleneni de bilir, sakladığını da bilir. Dolayısıyla Allah bilir.

Peki, ben ne bilirim derseniz, doğrudur siz de bilirsiniz. Ama neyi bilirsiniz, ne kadarını bilirsiniz, sadece baktığınızı bilirsiniz. Neye bakıyor, niçin bakıyor, baktığında ne görüyor, gördüğünü zihninde nasıl değerlendiriyor, değerlendirdiğini duygusuna nasıl yansıtıyor. Değerlendirdiğinden duygusuna yansıyanlar duygusunu nasıl belirliyor. O duygusunda belirlenenler bedeninde hangi fakülteleri harekete geçiriyor. O harekete geçen fakülteler hangi hormonları salgılıyor. O hormonlar nerelerine mesaj veriyor..! Aman Allah’ım nelerde varmış, görmek deyip, bakmak deyip bitmiyor ki.

Evet, işte böyle hainetel a’yun ve ma tuhfis sudur ve gizlediklerinizi de bilir. Allah’ın görmesi öyle, El basıyr dir, El Aliym dir. Mükemmeldir, mükemmel görür. Es Semiğ dir; Mükemmel işitir. İnsan da işitir ama insanın işitmesi O’nun işitmesine benzemez.

Dolayısıyla El Esma ül Hüsna tüm yararlı güzelliklerin, tüm özünde iyi yararlı güzelliklerin en mükemmelini ifade eder. O zaman nasıl anlayacağız? El Esma ül Hüsna tüm mükemmellikleri ifade eder anlayacağız.

Kur’an da 4 yerde terkip olarak kullanılır. Geliş sırasına göre Kur’an da ki kullanıldığı yerler şöyle.

1 – Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ; (Tâhâ/8) Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ, Kelimeyi tevhid geliyor önce.Kelimeyi tevhidden sonra leHUl Esmaül Hüsnâ. Çok ilginç. Tevhide dair bir bağlamdır Tâhâ suresindeki bağlam. Yani içinde geldiği pasaj tevhide dairdir. Zaten Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ dan anlaşılıyor. leHUl de ki “lâm” işin sırrıdır. “lâm” lâmı tahsistir ilk evvela, ilk göze görünen budur. Ne demek? En güzel isimi yani tüm mükemmellikler O’na hastır, O’na mahsustur.

Bu ne demek? Aynı zamanda sadece Allah tasavvurumuzu mu inşa ediyor bu? Hayır, aynı zamanda insan tasavvurumuzu da değilleme ile inşa ediyor. Yani gizli bir nefiy var burada, bu bir ispat cümlesi. Ve leHUl Esmaül Hüsnâ ama bir nefiy de var. O nefiy nedir? Hiçbir insan hiçbir sıfatta mükemmel değildir. Allah dışında ki bir varlığa mükemmellik yakıştırma yine insanoğlunun. Ey mü’minler burada aslında bunu söylüyor, gizli olarak söylüyor ama. leHUl Esmaül Hüsnâ diyorsa orada ki leHU bize aman ha, Allah dışında bir varlığa mükemmellik atfetmeyin.

Sen mükemmelsin diyenlere mükemmel Allah’tır deyin. İnsan-ı Kâmil denilmiş onun için, insan-ı mükemmel denilmemiş. Kemal yolculuğu ayrı bir yolculuk, fakat mükemmel olan Allah’tır. El Ekmel olan Allah’tır. Dolayısıyla El ekmel O’dur. Çünkü O zaman içerisinde büyümez, zaman içerisinde bilgi kazanmaz, zamanla Allah doğrudan bir araya getirilemez. Allah dediniz mi zaman dışarıda, mahluk tarafında kalır. Yoksa zamana da halık, haşa tanrı sıfatı vermemiz lazım. Onun için Allah dünü bilir mi, geleceği bilir mi, geçmişi bilir mi gibi sorular cahil sorusudur. Allah yarattığının mahkumu değil hakimidir.

El esmaül Hüsna bu manada tüm mükemmellikleri ifade eder. onun için Kur’an da geçen esma iki şekilde gelir. 1 – nekira, 2 – Marife olarak gelir. Keriym; keriymun biçiminde gelir mesela. Habiyrun biçiminde gelir, aliymun biçiminde gelir, el Aliym olarak ta gelir ama.

Peki nedir mesajları? Genelde nekira geldiği yerlerde bağlamın içinde ki konunun içindeki mevzuya bir atıftır. Mesela orada Aliymun gelmiş, Allah’ın bilgisi orada bahsedilen konu hakkında ki bilgisinden söz ediliyor genellikle. Ama Êl Aliym geldiğinde mücerret bir sıfat olarak gelir her şeyi bilir. Onun için böyle bir nüktesi var.

Peki enler babında nekira ve marifenin farkı nedir? El Aliym geldiğinde en ler babında zaten bellidir; her şeyi bilir. Peki ama Aliymun’a ne diyelim? Bir çelişki değil mi. Aliymun, Habiyrun; değil, Peki burada ki en mükemmellik nekiraya, belirsiz gelen esmaya nasıl yansır akıl sır almaz bir biçimde bilir şeklinde yansır. Yani tarifsiz, hani el “lâm” ı tarif ya, belirlilik takısı el, el Aliym; o gelmedi mesela tarifsiz bilir. Onun bilgisini tarif etmeye kalkmayın, edemezsiniz. Tariflere sığmaz tarifsizdir.

Sizin niye yaptığınızı bilir. Neyi yaptığınızı zaten bilir, neyi yaptığınızı ben de bilirim yapıyorsunuz görüyorum. Ama niye yaptığınızı da bilir. Haydi onu anneniz de bilir çünkü anneniz sizi doğurdu,huyunuzu suyunuzu bildiği için hangi davranışın arkasında hangi mantığınız var onu bilir. Ama O, mantığın arkasında ki duygu dünyanızı da bilir. Onu anneniz de bilmez. Hatta bazen siz bile bilemezsiniz. Siz sizi bilmezsiniz de O sizi bilir. Hangi Saiklerle yaptınız, sizi yönlendiren iç güdüler nedir, gizli duygular nedir, karanlık odalarınızda ne gibi bir şey var.

Mesela birini övüyorsunuz, ilk bakışta güzel bir hareket gibi duruyor. Fakat bir geri adım attığınızda hafif, flû bulanıyor. İki gerisine, derinine dalıyorsunuz, dışarıdan övgü gibi duran o şey aslında sövgüye dönüşüyor. Yani sövseniz o kadar zarar veremezsiniz övdüğünüze. Şimdi Allah sizi o övgünüzden dolayı size sevap mı yazsın istiyorsunuz.

Allah; [(Allah’u ya’lemu Bi zatis sudur) (Hayır, doğrusu]; vAllâhu Aliymun Bi zatis sudur. (A.İmran/154) Göğüslerin özünü bilendir ta oradan bakıyor işe. Sen defterinde onu bulamadın, Ya rabbi ben Allah rızası için bunu övmüştüm, veya sadaka vermiştim, şunu yapmıştım, bunu yapmıştım ama ya rabbi burada ekside geçiyor. Sen beni kandıracağını mı zannediyorsun, sen görmeyen bir Allah’a mı iman etmiştin. Ben demedim mi görürüm, özünü görürüm, bakışta ki hainliği görürüm ve göğüslerinizde gizlediklerinizi görürüm. Dolayısıyla Allah’ın esmasını bilmek imanımıza o kadar çok şey kazandırır ki dostlar. Bu derslerin zaten tek gayesi varsa o da odur, yoksa bilgiçlik taslamak değil.

Tâhâ/8 Hz. Musa ile bağlantılı, ehlidi bir mevzu işleniyor, Hz. Musa ile bağlantı açısından alınıyor. İlginç değil mi Tâhâ suresinde Hz. Musa’nın kıssasının anlatıldığı bir çok sure de geçmeyen özellik var. O da rabbi ile konuşması. ..fahla’ na’leyk* inneke Bil vadil mukaddesi Tuva. (Tâhâ/12) işte orada. Yani ilahi telakki orada gerçekleşti. Musa kelimullah orada oldu. Dikkatinizi çekerim leHUl Esmaül Hüsnâ gelen 4 yerden biri de orası, tesadüf değil. Yani Musa’nın Allah ile konuşmasını leHUl Esmaül Hüsnâ yi dikkate alarak anlayın ey mü’minler, sakın teşbihe kaçmayın. Endazeyi kaçırmayın, bu ölçüyü kaçırmayın Allah hakkında basitleştirici düşüncelere kapılmayın.

İşte orada geliyor tesadüf değil. Geldiği 4 yerde de böyle bir kasis var. Düz zihne sınır çiziyor. İnsan aklına sınır çiziyor. Yani haddini aşma, çok ilginç.

Yine 2. geldiği yer aynı şeyleri söyleyebileceğim bir yer; İsra/110. ayeti. Kulid’ullahe evid’ur Rahmân* eyyen ma ted’u feleHUl Esmâül Hüsna. (İsra/110) İster Allah diyerek dua edin, ister Rahman diye dua edin, çağırın, yalvarıp yakarın. eyyen ma ted’u hangisiyle, nasıl dua ederseniz edin feleHUl Esmâül Hüsna tüm mükemmellikler O’na aittir. Demin ki yaptığım açıklamalarla beraber bu ayeti düşünelim.

İster Allah deyin ister Rahman deyin de ki nükte nedir? Birisi isim, birisi vasıf, sıfat. Demek ki aslında sıfatta ismin yerine konulabiliyor Kur’an tarafından. İster Allah de ister Rahman de.. Onun için ister Allah’ı ismi ile ister sıfatıyla an fark etmiyor. Yani bu öncelikle fiziki, maddi olarak ayetin söylediği ilk şey bu. Ama çok derinlerde, çok başka manalar var.

Özellikle bu ayetin indiği zaman diliminde müşriklerden kaynaklanan bir problem var. Oda nedir? Rahman isminden nefret ediyorlar. Çok ilginç bir biçimde rahman ismini dillerine almak istemiyorlar. Müseyleme ve Yemame’nin rahmanı diyorlardı. Rahmanı Hıristiyanlığın iki ilahından biri zannederlermiş bir yerde okumuştum. Bu gerçeğin bir kısmını açıklıyor. Fakat Rahman isminden nefret ettikleri kesin.

Onun için Hudeybiye sulh’un da, barış anlaşmasında BismillahirRahmanirRahıym demişti ResulAllah, Rahman da neymiş dedi Süheyl Bin Amr. Barış anlamasında Süheyl Bin Amr’ın Resulallah’a yaptığı ilk itiraz bu. Ben dedi atalarımızdan duyduğumu yazarım Bismikallahümme. Böyle yazdı. Yine Allah’ın adıyla diyor. Ama Rahman dillerine acı değmiş gibi oluyorlar. Onun için Rahman suresinin Rahman ile başlaması bir meydan okumadır.

Rahman da ne miymiş, zaten bu soru Kur’an da geçer, Onlar Rahman da neymiş diyorlar. Ve mer Rahman, Rahman da neymiş. Sanki ona cevap olarak bana öyle gelir mealim de de onu vurguyu yaptım zaten Rahman da kimmiş. Er Rahman; dinle o zaman ey insan Allemel Kur’ân Kur’an ı öğretti, Rahman O dur işte. Halekal İnsân İnsanı yarattı, Allemehül beyân insana kendini ifade etme yeteneğini verdi. Eş Şemsu velKameru Bi husban güneş ve ay belli bir yörüngede işte Rahman sayesinde dönerler. Yani güneşe de, Aya da yörüngesini koydu. Güneş ve aya yörüngesini koyan Allah sana bir yörünge koymasın mı ey insan. VenNecmu veşŞeceru yescudan yıldızlar, ağaçlar, bitkiler, (Necm otlar içinde kullanılır). Bütün bunlar secde etmektedirler. Ne demek? Allah’ın emrine amade olmaktadırlar. Ey insan şimdi sen mi Allah’a baş kaldıracaksın. Etrafına bak her şey Allah’ın koyduğu yerde duruyor sen Allah’ın koyduğu yere razı olmuyorsun.

Arkasından geliyor, geliyor; Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban O halde rabbinin hangi bir nimetin yalanlarsın. Bütün bunlar nimet. Rahman ın Rahman olması, rahmetinin sonsuz olması bir nimet. Kur’an ı öğretmesi bir başka nimet. İnsana beyan, kendini ifade etme yeteneği vermesi bir başka nimet. Güneşi ayı belli bir yörüngede merkez çekim merkezkaç kuvvetleri arasında harika bir sistemle yaratması aslında ölüm kaynağı olan güneşi hayat kaynağı yapması bir başka nimet öyle değil mi. Bütün bu nimetleri nasıl inkar edersin ey insan.

Onun için İsra/110 da ki, adeta bize Rahman ın rahmetini tüm hücrelerimize duyuran bir ayet. feleHUl Esmâül Hüsna dikkat buyurun yukarıda ki leHUl Esmaül Hüsnâ idi buradafe fe ile geldi, fa yı takibiye ile geldi bir öncekine bağlar fa burada ve önceki ile sonraki arasında doğrudan bir irtibat olduğunu ifade eder. O halde, özetle, sözün özü leHUl Esmaül Hüsnâ tüm mükemmellikler ona aittir. Burada da aynı harf geldi. leHUl, tahsis “lâm” ı. O’na mahsustur, O’na hastır. Dolayısıyla bir başkasına mükemmellik yakıştırmayın.

Vaktimiz dolmuş kusura bakmayın notlarımı bitiremedim, ders yarım kaldı diyorum, ama Allah ömür verir mi bilmiyorum gelecek haftaya hangimiz çıkarız, bir adım sonrasını göremiyoruz, ölüm bizim için her zaman daha yakın. Dolayısıyla eğer nefesimiz yeter gelecek derse inşaAllah ilahi esmanın huzurunda buluşmak üzere Selâmün aleyküm. Allah kabul etsin.

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Nisan 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 215 takipçiye katılın