RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 13 – EL MU’MİN

el Mü'min

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”

 Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘alâ ‘alihi, ve esahbihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

 Ve yessirliy emriy;

 Vahlül ukdeten min lisaniy;

 Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim göğsüme genişlik ver kolaylaştır işimi düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Rabbim girdiğimiz yere, sana, Kur’an a hakikate sadakatle girdir, çıktığımız yerden sana, Kur’an a, hakikate sadakatle çıkar. Bize bu sadakati koruyacak bir güç ver ya rabbi. Âmin, âmin, âmin.

Değerli dostlar bugün 80. Esma dersimizde beraberiz Elhamdülillah. Yavaş yavaş sona doğru yaklaştığımızı sizlerde biliyorsunuz İnşaAllah.  Bu esma-i hüsna derslerimizi 2 Haziran da sonuncusunu işleyip 9 Haziranda hitamuhu misk esma-i hüsna ile noktayı, rabbim izin verir müsaade ederse koyacağız. İnşaAllah hayırlara vesile olur. Nihayetinde herkes ne yapıyorsa kendisi için yapıyor, ne yapıyorsa orada önümüze getirilmesi için yapıyoruz. Herkes kendi yakasını Allah’ın kudret elinden almaya çalışıyor. Kendini, sevgili peygamberimizin ifadesi ile nefsini Allah’tan satın almaya çalışıyor. Bu ifade müthiş gerçekten üzerinde düşünüldüğünde. Dolayısıyla hepimiz elimizden geleni yapmakla mükellefiz, herkes dağarcığında ne varsa on un üzerinden rabbini razı etmeye çalışıyor. Bizlerde dağarcığımızda olanla alâ kaderil imkân, hasbel kader Rabbimizi razı etmeye çalışıyoruz. İnşaAllah sizler de buna şahitlik etmiş olursunuz ve sizler de aldıklarınızı muhakemenizde tartarak, ölçerek aldıklarınızın doğrusunu başkalarıyla paylaşırsınız, üretirsiniz. Ki öyle yapıyorsunuz gördüğüm kadarıyla. Allah sizden ve bizden kabul eylesin.

Bugün 92. İsimle esmai hüsna dersimize devam ediyoruz. 92. Ve 93. İsimler; El Mü’min ve el Muheymin. Tahmin edeceğiniz gibi Haşr/23 ayetinde Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir. (Haşr/23) Esmasının aslında iki tanesini burada işlemiş oluyoruz. Demek ki Haşr/23 ayeti aslında bizim bugün atıf yapacağımız ayet.

El Mü’min 92. İsim -yani demek ki önümüzde 7 isim kalmış inşaAllah- İmanın kaynağı demek, gerçekten el Mü’min ismini insan duyduğu zaman ilk anda şöyle bir nasıl yani diyesi geliyor. Çünkü biz Mü’miniz, Allah’ta el Mü’min. Biz Mü’miniz niye Mü’min olduğumuzu biliyoruz, ama Rabbimizin el Mü’min olması ne demek. Yani biz O’na iman ettik, iyi de O kime iman etti? Tabii imanın anlamlarını öğrendiğimizde bunu anlamış olacağız, Rabbimizin neden El Mü’min olduğunu anlamış olacağız. Bu gerçekten ilk duyanın “nasıl yani” diyeceği bir mübarek isim.

İmanın kaynağı, burada oturdu. Allah niye El Mü’min miş? İmanın kaynağı olduğu için. Yani birincisi her iman o kaynaktan çağlarmış. İkincisi mutlak güven veren. Bu da oturdu, El Allah El Mü’min olan Allah mutlak güven verendir. Sonsuz sınırsız, eşsiz ve benzersiz güvenilendir. Başka izahı var mı? Allah dışında herhangi biri sonsuz, sınırsız, eşsiz ve benzersiz güvenilen biri değildir, sınırlı güvenilir, eşlidir, benzerlidir ve mutlak değil mukayyettir ama Allah sonsuzca zatına güvenilen tek varlık.

İman esaslarını belirleyen tek mercii El Mü’min. Bu da oturdu bu da “nasıl yani” ye cevap oldu. Yani El Mü’min olmak iman esaslarını belirlemek, belirleyen mercii olmak öyle değil mi? Rabbinizden başkası iman esaslarını belirleyebilir mi? Yani âlimler belirleye bilir mi? Müfessirler belirleyebilir mi? Kelâmcılar belirleyebilir mi? Hatta sevgili peygamberimiz belirleyebilir mi? Hayır. İman esaslarını Allah belirler, Niye? Peygamberimizin de neye iman edeceğini O belirledi.

Ve vecedeke dâ(aaa)llen feheda. (Duhâ/7) sen dalalette idin, O hidayete erdirdi. O bizzat peygamberimize böyle buyuran rabbimiz değil mi? O zaman on u hidayete erdiren de rabbimiz, ona doğru yolu gösteren de rabbimiz. O zaman kendisine doğru yol gösterilen nasıl iman esası belirler. İman esaslarını âlemlerin rabbi olan Allah belirler.

O halde şunu açıkça söyleyelim şimdiden inşaAllah geri döneceğiz; Sizin iman dediğiniz iman değildir, asıl Allah bir şeye iman derse o iman olur. Bu mühimdir yani onun için Allah’ın tanım ı çerçevesinde Mü’min tanımına giriyorsa bir insan o mümindir, yoksa kendisine ne dediği önemli değildir. O nedenle Allah’ın tarifini öğrenmemiz lazım. Mü’min olmak için Allah’ın tarifini öğrenmemiz, El Mü’min olan Allah’tan Mü’min olmanın tarifini almamız lazım.

El; hıyanetin zıddı olan emanete delalet ediyor Arap dilinde El iki anlama birden geliyor güvenlik ve emin olma hali. Sanırım bu ikisi arasında irtibat var, güvenlik içinde olma hali, hem de emin olma hali. Mü’min iman etmekle güvenlik içinde olur. Var oluşsal güvenlik içinde olma hali diyoruz İmana. Haydi, ecnebice sini de söyleyeyim Ontolojik güvenlik, çünkü doğudan batıdan izleyenler var, lügat dağarcıkları çok geniş olmayanlar var, farklı lügatlarla konuşanlar var. Artık dünya global bir dünya, malumunuz insanlar tek düze eğitim görmüyorlar, bazılarının dili daha farklı oluyor, onun için bazen 3 kelimeyi birden ardı ardına söylemek durumunda kalıyorum. Kusuruma bakmayın ukalalık yapmak için değil, çünkü Almanya’dan izleyen 3. Cü kuşak nesil nasıl anlayacak. Yani ben ontolojik deyince anlıyor, fıtri deyince anlamıyor. Aynı zamanda fıtrinin karşılığının ontolojik olduğunu da öğrenmiş oluyor doğu ve batı insanı anlatabiliyor muyum? Onun için yani ukalalık için söylemiyorum ardı ardına söylediğim doğudan batıdan o kavramları. Bunlar birbiri ile buluşsun, batıda yetişenler o kavramın İslâm da ki, bizim kültürümüzde karşılığının bu olduğunu, doğu da yetişenler de, kendi ülkesinde yetişenler de bu kavramın batıda ki karşılığının o olduğunu bilsinler diye söylüyorum kusuruma bakmayın böyle açıklamalar yapmak durumunda kalıyorum. Çünkü insanların yüreklerinden emin değilim. İnsanlar iyi düşünmeyi başa koymaları gerekirken, kötü düşünmeyi başa koyuyorlar. İnsanlar hüsni zannı başa koymaları gerekirken, sui zannı başa koyuyorlar, hemen ukalalık yapıyor diyorlar. Akıllarına o geliyor. Çünkü insanlar kötüye ayarlanmışlar, yürekleri kötüye ayarlanmış maalesef. Yani genelleme yaptığımın farkındayım, umarım haksızlık yapmıyorum ama maalesef günümüzde böyle. Onun için emin olamıyorsunuz, bakışından emin olamıyorsunuz, duyuşundan emin olamıyorsunuz, hissedişinden emin olamıyorsunuz. Oysa asıl olan hüsnü zandır. Aslolan zan değildir bir kere, zan asıl masıl değildir, yakîyn varsa zannı n hükmü yoktur zaten. Çünkü yakîyn esastır. innez zanne lâ yuğniy minel Hakkı şey’a. (Yunûs/36) zan hakikatten hiçbir şey içermez, bitti. Zan hakikatin yerine geçmez, hiçbir zan innez zanne de ki ezzan, o el lâmı tarifi cins içindir, tür içindir, zannın tüm türü, hiçbir türü hakikatin yerine geçmez demek. Ama mecburuz zanna diyelim, zannedeceğiz, çünkü yakîyne eremiyoruz. Karşımızda kinin kalbini bilemiyoruz, davranışının arka planını bilemiyoruz. Ne yapacağız? Hüsnü zan edeceğiz.

Ebu Davud’da nakledilen bir haber de Mü’minin mü’mine kanı, malı, ırzı, ve suizannı haramdır diyor. Sayılan dört şeye bakar mısınız? Kanının haram olduğunu anladık, yani Mü’min bir insan masum bir insanı öldüremez. Cinayet, işte kan dökmek işte haramdır. Yani malı gasp edemez, hırsızlık haramdır. Irzına kastedemez veya namusuna dil uzatamaz, iftira edemez haramdır. Dördüncüsü getirmiş sui zannı da haramdır diyor. Çok temel bir ilke. İnsanlar bakıyorsunuz 50 tane ihtimal var, 51. İhtimalden başlıyor anlatabiliyor muyum? O kapıdan yani önce erkek çıktı sonra kadın çıktı. Bunun 50 tane ihtimali vardır ama 51. İhtimalden başlıyor.

Bu suizandır işte, hem de suizanna ayarlı olmaktır. Beni gördü, ama selam bile vermedi diyor, burnu büyümüş, küstahlaşmış, müstekbir olmuş, artık gözü kimseyi görmüyor. Gelse kendisine sorsa; beni gördün niye selam vermedin? Vallahi seni görmedim, dün bir dostumun vefat haberini aldım dese yüzü ne olurdu? Utanmak düşmez miydi ona.

Otobüste gidiyorlar iki çocuk afacan bir baba oturuyor, afacanlar da ama afacan, öyle bir afacan ki otobüsü birbirine katıyorlar. Koltukların üstünde kovalamaca oynuyorlar. O yolcunun omuzundan, öbürünün başına, diğerinin koluna, bir diğerinin sırtına basa basa. Baba kopmuş otobüsün içinde, çocuklara dur yavrum yapmayın, gelin buraya falan dediği yok. Yolcunun biri bu ne biçim baba ya, yani çocuklara höst demiyor affedersiniz. Yolcunun öbürü bu nasıl terbiyesiz çocuklar, böyle çocuk mu olur, böyle çocuk mu yetiştirilir, bunun nasıl bir annesi var, babası var. Bir başkası şöyle, bir başkası böyle. Bir saat sonra baba inmeden evvel otobüsten. Çok özür dilerim, yarım saat önce annelerini kaybettiler diyor. Peki, ya içinden onları konuşanların durumu ne oldu şimdi? Anlatabiliyor muyum? O söyledikleri nereye gitti? İnsanların içinde bulundukları durumu bilmeden insanları yargılamamak lazım, 51. İhtimalden başlamamak lazım.

Evet, geri dönelim, bu 3 kelimeyi neden ard arda yaptığımızı izahtan sonra. Amena; mef’ul ile birlikte iman etmek, iman; tasdik ve kabul etmek, onaylamak. Mü’min güvenen kimse veya inanan kimsedir. Mü’min imanı olan demektir. İbn. Abbas; kullarına zulmetmeme güvencesi veren anlamını alıyor Mü’mini, Allah’ın Mü’min oluşunu yani güvence veren anlamına alıyor. Bu da güzel bir yaklaşım.

Hani Muaz Bin Cebel nakleder ya sevgili peygamberimizin terkisine binmiş bineğinde; Gittik diyor, gittik, gittik sanki ResulAllah koptu, hiç orada değil. İç dünyasına gömüldü çıt yok. Sadece etraftan işte kuş sesleri, börtü böcek sesleri geliyor. Bir ara başını kaldırdı Ya Muaz dedi, bilir misin Allah’ın kulları üzerinde ki hakkı nedir? Allahu ve Resuluhu âlem, Allah ve resulü daha iyi bilir dedim. Yine kendi dünyasına gömüldü ve gittik, gittik..! Bineğin üzerinde gidiyorlar, arkasında da Muaz. Tekrar başını kaldırdı Ya Muaz Allah’ın kulları üzerinde ki hakkı ellâ ya’budu illallah. Allah’tan başkalarına kulluk etmemeleri. Biraz daha gittik diyor yine gömüldü iç dünyasına. Bir ara başını kaldırdı, ya Muaz diye çağırdı; Lebbeyk ya ResulAllah dedim, buyur ya Resulallah. Dedi ki Ya bilir misin kulların Allah üzerinde ki hakkı nedir? Mâ hakkul ibad Alellâh.

Dehşet bir şey yani bu öbüründen çok farklı bir şey Kulların Allah üzerinde ne hakkı olur yani. Okuyuş böyle, Allah Resulü Allah’ı okuyor, insanlığı okuyor, varlığı okuyor.

Yine gömüldü bir müddet sonra başını kaldırdı; Ya Muaz kulların Allah üzerinde ki hakkı şirk koşmadıkları sürece Ellâ yuazzibehüm, Allah’ın onlara azab etmemesidir. Eyvallah..! Bitti. Dolayısıyla İbn. Abbas’ın El Mü’min tarifi bu anlamda oturuyor.

Katade sözünün doğru olduğunu ispat eden demiş, bu da harika geldi bana. Rabbimizden daha güzel kim ispat edebilir ki sözünün doğruluğunu? İbn Zeyd; Mü’min kullarının güvenlerini boşa çıkarmayan demiş. Mücahid; Zatının tek ve eşsiz olduğunu tasdik eden, Saleb; İman eden kullarını tasdik eden, Hattabî; Zatını tasdik edip doğrulayan. Rabbimiz kendi zatını tasdik edip doğruladığı için Mü’min miş. Yani otoritelerimiz farklı anlamlar veriyorlar. Bakıllani; Allah’ın imanı, kendi zatını tasdik etmesidir diyor, ilginç, oraya da geleceğiz.

Nazari çerçeveye bakalım Allah’ın El Mü’min oluşunun dört anlamı var.

1 – Kendi zatına güvenen ve iman eden. Sırat-ı Müstakim olan Allah zatına güvenir ve iman eder. Allah Allah, yani Allah’ın Mustafa kulu bu zatına iman eder demeniz mecazi olarak sizin çıkardığınız bir şey mi? Hayır benim çıkardığım bir şey değil. Bu tamamen Kur’an dan aldığım bir şey. A. İmran/18. Ayet;

ŞehidAllâhu enneHÛ lâ ilâhe illâ HU. (A. İmran/18) Allah kendisine şahadet getiriyor. Biz Eşhedü enla ilahe illallah diyoruz ya, rabbimizde eşhedü ella ilahe illallah diyor. Burada kullanılan fiil eşhedü değil şehide. 3. Tekil şahıs. Biz 1. Tekil şahıs kullanıyoruz, O; 3. Tekil şahıs. Allah şahit oldu. EnneHû kesinlikle zatı O, yani lâ ilahe illâ Hu. Ondan başka ilah olmayan bir Allah’tır. Böyle. Rabbimiz kendisinden başka ilah olmadığına şahitmiş. Yani biz kelimeyi tevhidi getirirken rabbimizin getirdiği tevhidi getiriyoruz.

Bu nedir aslında dostlar? Bu bize ikramdır Allah bizi onurlandırıyor. Biz şahit olmasak Allah hiç bir şey kaybetmez, O kendi zatına şahit ya, şahit olarak yeter. Ama bizim O’na şahit olmamızı istemesi, bize ikram etmek istemesidir. Bizi onurlandırıyor, bizi şereflendiriyor. Rabbimiz bizi şereflendirmek için kullarım bana şahit olur musunuz diyor. Yoksa O kendi zatına şahit olmuş. Bu altı çizilmesi gereken bir şey.

2 – Kullarından zatına güven ve iman bekleyen demek. Şefkat ve merhametinden dolayı kullarını da kendisine inanıp güvenmeye davet ediyor rabbimiz. Bu da şefkat ve merhametin bir ifadesi, eğer insanoğlu Allah’a hiç inanmasa Rabbimizin nesi eksilir dostlar? Hiçbir şeyi. Allah insan için vazgeçilmezdir, çünkü alternatifsizdir. Fakat insan Allah için vazgeçilmez değildir alternatifi çoktur. Sizin gibilerini sizden daha iyilerini yaratmaya kâdirdir diyen Kur’an dır. Onun için halâ kâinatta bizden başka, bize benzeyen var mı diye sormanın alemi var mı? Ben buraya yazıyorum, Kur’an dan çıkardığım sonuç kâinatta bizden başka bir yığın iradeli varlık var, eminim. Kâinatta bizden başka bir yığın iradeli varlık var. Şu anda ulaşamıyor olabiliriz, hatta ulaşamadığımız için onlara cin deniliyor. Çünkü bizim göremediğimizdendir anlatabiliyor muyum ve yeni yeni bu anlaşılıyor da zaten. Çünkü sadece samanyolu galaksisinde 100 milyar dünya benzeri gezegenin olduğu şu anda astronomi âlimleri tarafından tespit edilmiş durumda. Evet, yüz milyar gezegen, yaşanabilir gezegen.

Böyle de olmalıydı zaten. Onun için bizim kendi kendimize eşrefi mahlûkat lığa soyunmamız, biraz da kendi, kendimize hava, gaz basmamız anlamına gelmiyor mu? Kur’an bunu doğrulamıyor, Kur’an Allah’ınızın aşkına bir daha söylüyorum. Din kültürünüzü Kur’an dan edinin yüzünüz kızarmaz. Ama din kültürünüzü gelenekten edinirseniz yüzünüz kızarır, çok şapa oturursunuz, çok hata verirsiniz, error verirsiniz. Onun için Kur’an dan öğrenin.

Bakınız Kur’an ne diyor? Bu eşref-i mahlûkat ifadesinin hiç yanına yaklaşmaz Kur’an. Ahsen-i takviym kullanır, halifeliği de insanın Allah’a değil yeryüzüne nispet eder. Kur’an da Allah’ın halifesi insan diye bir ibare bulamazsınız. halâifel’ Ardı. sizi yeryüzüne halifeler kıldı. Anlaşılıyor değil mi?

Görüyorsunuz birçok şeyi tashih ediyoruz da birçok şeyde istiğfar ve tevbe ediyoruz da, dini bilgi ve kültürümüzde tevbe ve istiğfarı çok zor yapıyoruz. Kendimizi yemeyelim efendim bu kadar zor değil yani, çok zor değil. Allah’ın kitabı elimizde elhamdülillah. Zaten bu işleri Allah’tan başka kimden öğrenebileceğiz ki. Yani insanın tarih öncesi geçmişini, kâinatın geçmişini kimden öğrenebileceğiz ki, kâinatın kapasitesini kimden öğrenebileceğiz ki. Allah’tan başka kim bize bu konuda bilgi vere bilir ki. Arkeolojik kazıyla siz bu konuda bilgiye ulaşamazsınız. Onun için Kur’an mahcup etmez.

3 – Her imanın eşsiz benzersiz kaynağı olan demektir el Mu’min. İman tabir caizse patent hakkı El Mu’min olan Allah’a aittir. Yani birinde iman görmüşseniz önce Allah’ı hatırlayın. Niye? İman gibi bir seçeneği yaratmasaydı kul onu seçemezdi değil mi. Yani seçenekler arasında iman gibi bir seçeneği yaratan El Mu’min olan Allah’tır. El Mu’min isminin 3. Anlamı budur. Yani imanın patenti Allah’a aittir.

4 – İman esaslarını belirleyen tek merci Allah’tır. Her akide iman değildir bunu biliyoruz değil mi. Adamın akidesi var, konuşuyor. Başlıyor uçtu kaçtıdan bahsetmeye. Uçtu kaçtıya getirince ne yani diyor Allah istese olmaz mı diyor. Olmaz, Allah istemez. Allah neyi isteyeceğini ifade etmiş. Allah kötülüğü istemez diyor Kur’an, Allah sizin için iyiliği ister diyor. Bitti. Allah eşyaya sünnet koymuş.  ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla. (Feth/23) Allah’ın sünnetinde bir değişim bulamazsınız. ve len tecide lisünnetillahi tahviyla. (Fatır/43) Allah’ın sünnetinde bir bozulma bulamazsınız.

Allah söylemiş, onun için olmaz, Allah olmaz diyor da onun için olmaz. Allah prensipli bir Allah. Senin gibi ipi sapı belli olmayan değil ki. O’nun prensipleri var hâşâ. Nedir O’nun prensibi? ketebe alâ nefsiHİr rahme. (En’am/12) zatına rahmeti farz kılmıştır diyor. yuriydullâhu Bikümül yüsra ve lâ yuriydu Bi kümül ‘usr. (Bakara/185) Allah sizin için kolaylığı ister zorluğu istemez buyuruyor mu Kur’an ın da? Buyuruyor. O zaman bana zorluğu dayatıp ta getirip Allah dilese olmaz mı deme. Neyi dileyeceğini orada yazmış. Onun için Allah üzerinden bana kendi hurafeni pazarlama diyeceksiniz bu tiplere. Çünkü Allah senin gibi ilkesiz biri değil, rabbimiz ilkeli, prensipli bir Allah. Yani takva ehli bir Allah. Bunu kendisi buyuruyor ehlütTakva ve ehlülMağfireh. (Müddessir/56) O takva ehlidir diyor. Yine Rabbimiz inne Rabbiy alâ sıratın müstekıym. (Hûd/56) dosdoğru, sıratı müstakim üzere bir Allah. Senin gibi yamuk değil ki. Onun için Allah dilese olmaz mı? Olmaz. Çünkü Allah dilemez. Neyi dileyeceğini söylemiş.

Bu mantık var ya aslında kendine alan açmak için Allah’ı istismar ediyor, Allah’ın gücünü ve kudretini istismar ediyor. Onun için tarihe bakın, çok ilginç. Adalet merkezde idi zalim yöneticilere karşı adaleti savunan ulema kimi zaman kellesini verdi, kimi zaman ömrünü verdi, kimi zaman tüm konforunu verdi. İşte İ. Ebu Hanife kelimenin tam anlamı ile imamı azamdır lafın gelişi değil. İmamların imamıdır o. Ebu Hanif’tir, hanifliğin babasıdır, doğruluğun babasıdır, kellesini verdi. İşte Hasan el Basri, ömrünü verdi, konforunu verdi. Yani hayatı zindanda gibi geçti en azından bir kısmı. 3 yıl, kızının cenazesine katılamadı zalimlerin kovalamasından. Yakalansaydı kellesi gidecekti.

Ulema böyle yaptı. Daha sonra ne oldu? Adaleti merkeze yerleştirdiler ve adaleti merkeze yerleştiren ekol daha sonra mu’tezile adı verdi hasımları onlara. Onların kendilerine verdikleri ad ehlü-t tev hid vel adl, tevhid ve adalet ehli idi. Hasımları onlara Mu’tezile adını verdiler ve hasımları çıktılar onlar adaleti savunuyor diye Allah’ın Kâdir isminden yola çıkarak Kudrete vurgu yapmaya başladılar. Yani Allah’ın ne kadar Kâdir olduğunu ispata kalkıştılar. Zannedersin ki Allah’ın kudretine laf eden var. Zannedersin ki Allah’ın kudretini alıp kaçan var anlatabiliyor muyum?

Niye adalet deyince siz hemen kudreti aklınıza getirdiniz? Neydi sizi rahatsız eden? Allah’ın kudretine kulun eli ulaşmaz ama adaletsiz olanlar kulların üzerinde geziyor çirkin elleri, zalimlerin elleri. Niye rahatsız oldunuz adalet deyince? Onun için işte Allah’ın kudretine yatırım yaptılar. Allah’ın kudretine yatırım yaptıkça kendisini Allah’ın yeryüzünde ki gölgesi zanneden, sayan yöneticileri kimse tutamadı. Zıllullahfiyl arz Allah’ın yeryüzünde ki gölgesi. Haydi bakalım Allah’ın kudretini büyüttükçe  bu zalimin zulmü de büyüyor.

Allah’ın kudretine vurgu Allah’a hiçbir şey kazandırmadı, Allah’ın kaybedecek bir şeyi yok ki kazansın. Rabbimizin kudretine kulun eli mi ulaşır, zihni mi ulaşır, aklı mı ulaşır. Asıl dertleri yeryüzünde ki egemenlerin zulmünün önünü açmaktı, maalesef bu da oldu. İşte dirisi girdi Ebu Cafer Mansur’un zindanına İ. Azam’ın ölüsü çıktı ve son sözü neydi biliyor musunuz, beni gaspedilmemiş bir toprağa gömün. Nasıl bir şey? Görüyor musunuz şimdi kendisine Hanefi ulema olarak niteleyenlerden kaçta kaçı onun mezhebindendir? Onun yolundandır, bir bakın bakalım şöyle. Onun uğraştığı devlet bugünkü devlete göre bin kat daha İslami idi. Öyle değil mi? Mirasını yiyorlar, yiyorlar ama çizgisini sürdürmüyorlar.

El Mu’min ismi Kur’ani çerçeve. Kur’an da El Mu’min ismi 22 yerde geçer, hepsi de belirsiz formda geliyor. Bir tek yerde Allah’a nispetle geliyor o da bildiğiniz gibi Haşr/23 ayetinde. Okuyalım mı? BismillahirRahmanirRahıym.

“HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir* (Haşr/23) O Allah ki kendisinden başka hiçbir ilah yok, O Allah’ki %100 Allah, O Allah’ki kulluk edilmeye layık tek varlık. O Allah’ki ubudiyyetin tek adresi. Yani hepsi de lâ ilâhe illâ “HÛ” nun manasıdır. El Melik’tir O, mutlak yönetici. El Kuddûs’tür o mukaddes olanı O belirler. Bir şeye Allah kutsallık katarsa o kutsal olur, Allah’ın kutsamadığını kutsal kılan hurafe uydurur. Es Selâm, bir önceki derste işledik değil mi mutlak huzurun barışın saadetin kaynağı O’dur, huzurun ırmağı rabbimizden çağlar. Ey Kul eğer huzurlu olmak istiyorsan Allah’tan çağlayan ırmağa ağzını yapıştır, dudaklarını o ırmaktan çekme. Allah’a sırtını dönerek huzur bulamazsın.

El Mu’min; işte orada geldi. El Mu’mindir güvenin sonsuz kaynağıdır, imanın kaynağıdır, imanı belirleyen tek mercidir. El Muheymin’e geleceğiz.

İman nedir, inkâr ne. İmanı inkârdan ayıran değişmez hatları kim koyar? İmanın esaslarını, imanın şartlarını kim belirler? İnsan neye inanırsa o iman adını alabilir mi? Veya insan inandığının iman adını alabilmesi için kimin iman demesi lazım ona. İnsanların imanları hakkında ki nihai karar yetkisi hangi zata aittir, kime aittir.

Bu ve buna benzer tüm soruların tek cevabı var dostlar, El Mu’min olan Allah. Allah’ın El Mu’min olduğuna iman eden O’nun iman dediğine iman eder değil mi? O listede yazılanları ne eksiltir ne fazlalaştırır. Kıymete kanaat etmek budur. Allah’ın iman dediğine iman etmek için inkâr edin dediğini de inkâr etmek lazım.

femen yekfür Bittağuti ve yu’min Billâhi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha. (Bakara/256) Ayete bakın, tercüme edeyim; Kim tağutu inkâr ederse ve Allah’a iman ederse o kopmaz bir halkaya yapışmıştır. Bu aslında nedir? Lâ ilâhe illallah. Bu aslında şudur güçlü bir hayır diyemeyen, güçlü bir evet diyemez. Küfre hayır diyemeyen imana evet diyemez. Lâ diyemeyenin ilâhının illâsının çek kuyruğundan. Müşrikler İllâllah demişlerdi ilahe diyemeyenler anlatabiliyor muyum?

Onun için lebbeyk allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk İllâ şerikun hu velek Temlikûhu ve ma-melek. Bu müşriklerin telbiyesidir. Müşriklerin haccı sırasında yaptıkları telbiyeleridir. Manasını da vereyim bir daha; Buyur Allah’ım buyur emrine geldik, senin ortağın eşin yoktur ancak bir tane ortağın vardır o da -Mekke’de ki putu kastediyorlar- sana aittir. Hu velek o da sana aittir Temlikûhu ve ma-melek o da senin mülkündür onun sahip oldukları da senin mülkündür.

Buyrun, nereden yakalım şimdi, oradan mı buradan mı, şuradan mı nerden yakalım? Müşrik bunlar, müşriklerin telbiyesi bu. Yani Allah’a eş kabul etmiyorlardı. Mindunillâh, Allah’ın ast ı, astlarından. Yani o da senindir ya rabbi diyorlardı hu velek, yani bizim taptığımız putta senin mülkündür diyorlardı. Bu müşriklerin cahiliye de ki telbiyeleridir. Çok ilginç değil mi dostlar. Gözünüz veya kulağınız bir yerlerden ısırıyor mu? Yani müşrik deyince, şirk deyince, cahiliye deyince siz sadece Mekke’ye mi hasrediyorsunuz bunu. Şirk Mekke’ye hapsolmadı ki Onun için Kur’an canlı, diri ve Kur’an ın uyarısı bugün içinde geçerli, her zaman geçerli. Hepimizi her an uyarıyor; şirkten korunun, şirkten kaçının, çünkü şirk insanı parçalar, insanın iç bütünlüğünü parçalar. İnsanın içi parçalanınca o insan dışını da parçalar. İçi parçalanmış insanlar dış dünyasını da parçalar dış tutamaz. İnsanları parçalar, hayatı parçalar varlığı parçalar ve edenle var edileni parçalar, halik ile mahlûkun arasını böler parçalar yani koparır. Bağ kurması gereken şeyleri koparır. Onun için var edenle var edilen arasında ki bağı koparır. Allah ile peygamber arasında ki bağı koparır, din ve dünya arasındaki bağı koparır, dünya ile ahiret arasındaki bağı koparır, ruh ile beden arasında ki bağı koparır, madde ile mana arasında ki bağı koparır. Ceset ile ruh arasında ki bağı koparır.

Bu bağları koparmanın belasıdır insanlığın yaşadığı bela. Kaç tane günah, kaç tane isyan, kaç tane huzursuzluk, kaç tane insanoğlunun işlediği cinayet sayarsanız sayın temelinde bu yatar. Onun için şirke Rabbimizin bu kadar mim koyması, bu kadar rabbimizin reddetmesi ve yasaklamasının bir sebebi vardır dostlar buna iman edin. Buna önce iman edelim bu çok önemli. İnsanın her an düşme tehlikesi olmasaydı her an bu kadar üzerinde durulmazdı.

Onun El Mu’min olduğuna iman eden O’nun koymadığı iman şartlarını koymaz. Zanni bir takım rivayetlerden yola çıkarak kati olan iman alanını spekülatif bilgiye açmaz. Zira spekülatif bilgi zanni bilgidir. Zan olan yerde iman olmaz, iman olan yerde zan olmaz. Çünkü iman yakîyndir, zan yakîyn değildir. ve Bil ahireti hum yûkınûn. (Bakara/4) İkandan evvel imandan evvelki zan belki affedilebilir.

Elleziyne yezunnûne ennehum mülaku Rabbihim ve ennehum ileyhi raci’ûn. (Bakara/46) Rablerine kavuşacaklarını zannedenler, çünkü onlar henüz daha vahiyle ikana ermemişler, vahiyden önce de ahirette kavuşacaklarına dair içlerinde bir hüznü zan varmış. Ama vahye kavuşunca artık bu hüsnüzan yakîyn oldu. ve Bil ahireti hum yûkınûn fark burada, Ve sonuçta Allah’ın indirilen dinine karşı koskoca uydurulan dini görürsünüz orada.

Akif’imiz konuşsun biz susalım,

Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk,

Nebiye Atf ile binlerce herze uydurduk.

Bunu biz yaptık dostlar, istiğfar eder gibi tevbe edeceğiz, yani bizden bilmem kaç yüzyıl evvel olmuş olması bizim elimizi yıkamamız anlamına gelmiyor, kültürümüz onunla dolu. O zaman tevbe edeceğiz, kendi günahımıza tevbe eder gibi tevbe edeceğiz. Öz eleştiri tevbedir, tevbe öz eleştiridir. Bu ümmet tevbeyi, yani eleştiriyi öğrenmediği sürece burnu pislikten kurtulmayacaktır. Bu ümmetin eleştiri yapması gerektiğini söyleyenleri kampçılıkla suçlamak, kant’ın veya Hıristiyanların günah çıkarmasıyla Müslümanların istiğfarını ve tevbesini aynı çuvala koymaktır.

Biz günah çıkarmayız, bizim papazımız yok, biz tevbe ederiz, biz istiğfar ederiz. Onun için tevbe ve istiğfarla günah çıkarmayı birbirine karıştırmamak lazım. Daha önce işledim.

Sonuç, sonuç acı ve bedeli de pahalı olmuş, şahadet ve gayba dayalı Kur’an epistemoloji yerini zanna dayalı rivayet kültürü almış. İlim ve imanın yerini de spekülatif bilgi ve itikat almış. İtikadı kısa diyor. İmanı bol olsun itikadı yok olsun, anlatabiliyor muyum? İmanı bol olsun, itikadı kısaymış. Neye inanması gerekiyor muş? Falancanın suyun üstünde yürüdüğüne, falancanın aynı anda hem İstanbul’da hem Mekke’de olduğuna inanması gerekiyormuş. Buna inanmazsa itikadı kısa inanırsa uzun oluyormuş. Biraz daha uzatalım 3 yerde olsun, yani uzatmanın sonu yok devam edin gitsin. Nasıl olsa hesabı yok değil mi, yani yahu ispat et demeyecekler ve siz nezaketen ispat yükümlülüğünüz yok, ispat mükellefiyetiniz yok.

Hocamız rüyasında görmüş. Hocanızın rüyasını hangi laboratuvara sokalım şimdi? Hangi kitaba bakayım şimdi? Yani hadisleri ayırmak için bir usul var, Kur’an ı anlamak için bir usul var anlatabiliyor muyum? İşte müteşabih ayeti anlamanın bir usulü var. Rivayetleri anlamanın bir usulü var. Peki senin hocanın rüyasını anlamak için usul ne bana onu bir söyle. Yani senin hocanın rüyası hangi zaman sahih olur, hangi zaman zayıf olur, hangi zaman mevzu uydurma olur. Senin hocana rüyayı hangi zaman nasıl yorumlarsak Allah göstermiş olur, nasıl yorumlarsak şeytan göstermiş olur. Şeytanların da vahiy getireceğini vahiy söylüyor.

Adam geldi ben Mehdi’yim dedi, benim Mehdiliğimi ilan etme görevini Allah size verdi dedi. Bir değil, iki değil, üç değil dört tane. Bunu söylerken de çok ciddi. Ben dedim yalan söylemiyorsun vallahi, senin gibi bir insan yalan söylemez. Çünkü görseniz şaşırırsınız. Fakat dedim seni biri parmağına dolamış oynatıyor. Ben onu biliyorum da sen onu biliyor musun? Şeytan seni parmağına dolamış, gel seni hekime gönderiyim dedim bedelini de ben vereyim.

Öyle bir bozuldu ki, Allah’ın emrini dinleyip dinlememek sana kalmış dedi çekti gitti. Şimdi düşünebiliyor musun, o mehdi, onu mehdi olarak ilan etme görevi de bize verilmiş, yani lütfettiniz diyesi geliyor insanın.

Kur’an a iman etmiş bir mü’mine itikatta mezhebin ne gibi akıllara ziyan bir soru sorulur mu? İtikatta mezhebin ne, Müslümanda itikatta mezhebi mi olur behey şaşkın. Mezhep olan yerde itikat mı olur behey şaşkın imanın mezhebi mi olur? Mezhep; içtihat farklılıklarının olduğu yerde olur. İman içtihadı bir konumudur behey şaşkın, senin imanın içtihatla mı belirleniyor? Bu ne biçim şaşkınlıktır ki bu şaşkınlığın arkasına koca bir ümmeti taktın. Zan ile itikat mı olur behey şaşkın. İçtihada mesa olan konular zanni konulardır zaten zanni, olmasa o konuda içtihat olmaz, içtihada gerek olmaz, Allah o konuda konuşmuştur, Allah’ın konuştuğu kon uda içtihat mı olur.

Müslüman Allah’a teslim olandır, onun itikadını Allah belirler. İtikatta bir tek kitabımız var o da Kur’an. Müslümanın itikadının kitabı Kur’an dır. Müslüman itikadını nesefi akaidine göre belirlemez, Tahavi akaidine göre belirlemez, Eş’ari’ye göre belirlemez, Maturudi’ye göre belirlemez. Bu mübarek insanlar kelamcıdır, yazdıkları kitaplar da kelam kitabıdır bilmem anlatabiliyor muyum? Kelamı itikadın yerine koyunca imanı nereye koyacaksınız? O zaman işte ümmeti böyle bölersiniz, parçalarsınız, ayırırsınız ve bugün yok ama yarın birbirlerinin boğazına düşürürsünüz, birbirlerine kılıç çektirirsiniz.

Evet, hadisçi Sebük Tekin, İbn. Furek’i Eş’ari olduğu için darağacında sallandırdı, ama bu bir cinayettir. İbn. Furek gibi bir Kelam imamını Sebük Tekin gibi bir Müslüman yönetici sırf Eş’ari olduğu için darağacında sallandırdı. Yani siz sadece mezhep kavgalarının Sünnilerle şiiler arasında mı olduğunu zannediyorsunuz, Bağdat’ta Hambelilerle Hambeli olmayan sünniler arasında kan gövdeyi götürdü kaç kere. Rey’de öyle eski Tahran yani. Kahire de öyle anlatabiliyor muyum?

Onun için bize bembeyaz toz pembe bir dünya, toz pembe bir tarih çizenler yalan söylüyorlar, doğru söylemiyorlar ve şimdi şu birbirini tekfir eden Sünniler nereden çıktılar, bunların eline kılıç versen, imkân da versen, güçte versen, devlette versen kesmezler mi? Bu kadar.

İmanı yargılamak El Mu’min’in hakkıdır, El Mu’min ismine iman eden herhangi bir mü’minin tekfirci olması mümkün değildir. Tekfirci olan biri El Mu’min ismine iman etmiyor demektir. Zira tekfir insanların imanı hakkında yargıda bulunmaktır, bu Allah’tan rol çalmaktır. İman hakkında hüküm vermek Allah’ın tekelindedir. Te’vil varsa tekfir yoktur, bizim yolumuz da budur.

İslâm’da Allah dışında imanları kabul veya reddedecek bir merci, bir papalık yoktur. Hz. Nebi imanı yargılamaya kalkan Üsame’yi kalbini yarıp ta baktın mı diye azarlamıştı. Hel şaşakte kalbehu, kalbini yarıp ta baktın mı. Demek sen rabbim Allah diyen birini öldürdün ha Üsame? O kadar tekrarladı ki diyor seferden dönünceye kadar Üsame keşke o günden sonra Müslüman olsaydım dedim.

Gazzali El İktisat kitabında el-itikad fi’l-İktisat’da Tekfir’in kaynağı akıl değil nakildir der. Ne demek bu? Bana göre ona göre kâfir olmaz, Allah’a göre kâfir, Allah’a göre mü’min olur. Peki Gazali kendi hükmüyle amel etmiş mi? Etmemiş. Kendi hükmünü çiğnemiş çelişkiye düşmüş, gitmiş Farabi’yi, İbn. Sina’yı 3 meseleden dolayı kâfir ilan etmiş. İçinizden ve tanıdığınız biri Gazzali’yi, Farabi’yi ve İbn Sina’ yı kafir ilan etti diye bu ilan edilenlere kafir olarak bakan birini gördünüz mü? Demek ki ciddi değil. E o zaman bu kadar Mukaşefetül Kulüp nasıl satılıyor? Demek ki ciddiye almayanları, ciddiye almayanlar götürüyor. İnsanlar ciddiye almayanları, ciddiye almayanlar götürüyor buradan bu çıkıyor.

Mü’min ve müslim olduğu bilinen biri bana göre sana göre, ona göre kâfir olmaz. İslam’da bunu yapacak papa, konsül kilise sinagog yoktur, bunu yapmaya kalkan İslâm’ın pavlusu olmaya soyunmuştur. Müslüman olmanın şartlarını siz değil Allah belirler zira el Mu’min olan Allah’tır.

Mü’min olan Allah’ın tecellileri, İman; el Mu’min olan Allah’ın tecellisidir. Kalbin bir şeye yönelmesi manasına geliyor iman. Belki şu manayı da içinde taşır, kalbin bir şeyden emin olma haline iman diyoruz. Emin olan, yatışıyor, yani adından daha öte biliyorum, eminim. O zaman iman oluyor o.

küllün âmene Billâhi ve MelâiketiHİ ve KütübiHİ.. (Bakara/285) de ki “Ba” var ya, o geçişli, yani müteaddi yapıyor, iman nesneye geçiyor demektir o “Ba” ile âmene Billâhi. Yani iman etti. Neye? Tümleç geliyor, mef’ul geliyor, neye iman etti? Allah’a. Sonuç; İmanın “ba” ile buluşması, imanın öznesinin imanın nesnesiyle buluşması anlamına geliyor. İmanın öznesi insan, nesnesi inandığı şey. İmanın öznesi ile nesnesi arasında ki sadakate tekabül eder iman. Ben sana iman ettim ya Rabbi, imanımda sadıkım. Budur.

Evet, iman demişler dil ile ikrar kalp ile tasdik, uzuvlarla amel etmektir. Aslında iman ağacı dört unsurdur; Marifet, tasdik, ikrar, amel. Marifet, ağacın kökü, saçağı. Marifet; tanımak bilmektir. Neye inanacağınızı bilmeden iman olmaz. Onun için marifet iman ağacının köküdür. Kökü olmayan bir ağaca ağaç değil odun derler, kütük derler. Ondan sonra gönülde tasdik, sonra ikrar dilde ve eylemlerle amel.

İmanın mahiyeti üzerine şöyle kısaca konuşacak olursak; Hıristiyan ilahiyatı iman doğrulanamaz der. Doğrulanamayan şey yanlışlanamaz da. İşin içine teslis girince imanı böyle tarif etmekten başka çare yok. Çünkü teslisi izah edemiyorsunuz. Baba, oğul, Ruhül Kuds. Üçü bir, biri üç. Nasıl izah edeceksiniz? Dolayısıyla iman doğrulanamaz der Hıristiyan ilahiyatı.

Peki İslam ne der? İslam; iman doğrulanabilir de yanlışlanabilir de der. Zira İslâm imanının vurulacağı bir mihenk taşı vardır. Nedir O? Kur’an. Bu tarif sadece inanılacak şeyleri içeren değil, inanılmaması gereken şeyleri de dışlayandır. Ona biraz önce değindim. femen yekfür Bittağut.. ile.

Kur’an beş başlık açmış iman konusunda. Allah’a iman, meleklere iman, Resullere iman, Kitaplara iman, Ahirete iman. Nisa/136 ve Bakara/177 ci ayette bunlar sırasıyla sayılmış. Helak olan bir delil ile helak olsun, yaşayan da bir delil ile yaşasın diyor Enfal42. Ayette rabbimiz.

Bu ayete göre iman akıl dışı bir faaliyet değil, akıllı bir faaliyettir. Akılcı, rasyonalist değil ama rasyonel bir faaliyettir iman İslâm’a göre. Hıristiyanlıkta iman akıl dışı bir faaliyettir. Hıristiyanlık imanla aklın arasını koparır, onun içindir ki Hıristiyanlık, batı tarihi; İman edince akıla düşman olmuş, akledince imana düşman olmuştur. Manzara da gördüğünüz gibi. İman edince akla, akledince imana. Bizde ise imanımız arttığı kadar aklımız artar, aklımız arttığı kadar imanımız artar ve Kur’an ımız der ki akletmeyenlerin üzerine Allah pisliği boca eder. Yunus/100. Yine Kur’an ımız der ki canlıların en şerlisi akletmeyenlerdir. İmana çağırmak inanç sahibi olmak değil, iman edilmesini emrettiği şeylere inanmaktır.

İmanın değeri nedir? Fıtrat açısından değeri, fıtrat iman üzerine kodlanmıştır. Bu ne demektir? Şu demektir; İnsanın fıtratı, alt yapısı iman etmeye müsait yaratılmıştır. Yani iman etsin diye yaratılmıştır.

İmansız olanlar huzursuzdur, içlerinde bir huzursuzluk duyarlar. Gerçekte bunu itiraf eden ateistler gördüm. Hatta şunu söyleyenleri gördüm, keşke senin gibi iman edebilseydim. Dürüst olanları bunu itiraf ederler. Çünkü içeri daima huzursuzdur. Çünkü emin olma hali insana huzur veriyor. Hiçbir şeyden emin değil, onun için fıtrat iman üzere kodlanmıştır.

Ahlak açısından değeri; Ahlak’ın temeli fıtrattır, referansı Allah olmak zorundadır. Öyle değil mi. Takva açısından değeri iman ile taçlanmış bir takva sahibini sağlan bir şirkete sigorta ettirmiş bina gibidir. Yoksa takva sigortalı değildir.

İşte Hatıb bin ebi Beltea örneği. İmana bakınca iman Erciyes dağıdır, günah çakıl taşıdır. Hatıb savaş şartlarında ihanet etmişti. Allah resulünün savaş hazırlığı var, bunu eşlerinden dahi saklıyor, ama bu zat –ki buzat Uhud ve Bedir’e katılmış bir zat- ama bu zatın bir zaaf noktası var, fakir bir zat, annesi kardeşleri ve çocukları Mekke’de kalmış Medine’ye geçirememiş. Yani bir tür Mekke müşriklerinin elinde rehin. Bu zatta onlara zarar gelmesin, onların canını kurtarayım diye Resul Allah’ın savaş hazırlığın ı hissettiği anda Mekke’lilere giden bir müşrik kadınla bir pusula gönderiyor. Pusulanın içinde de öyle aleyhte bir şey yazmıyor. ResulAllah yer gök kaldırmaz bir orduyla üstünüze geliyor, hazırlanıyor, asla kaçıp kurtulamazsınız. Yazdığı da buna benzer bir şey. Ve Allah resulü kendi kaynaklarıyla haber alıyor, Hz. Ali’yi yolluyor, kadını yolda yakalıyorlar, en olmadık yerinden çıkartıyorlar ve pusula geliyor, yazan Hatıb ortaya çıkıyor. Hatıb’ı yakalayıp getiriyorlar. Hz. Ömer olayı duymuş, elini kılıcına atmış karargâh çadırın önünde bekliyor; bırakın şu münafığın boynunu vurayım diye üstüne yürüyor. ResulAllah içerden; bırak ya Ömer O Allah ve resulünü seviyor. Bitti. Ölçü bu. Ölçü muhteşem.

Zaaf olabilir, anlaşılabilir, efendimiz bundan dolayı ona ceza vermedi, hatta Mukavkıs’a onu elçi olarak yolladı. Daha sonra da bu zatı görevli olarak kullandı, kuyuların açılması vazifesiyle bu zatı görevlendirmişti. Resul Allah’ın memuru oldu yani. Onunla asmadı bunu. Oysa savaş şartlarında işlenmişti, hangi ülkede olursa olsun bu vatana ihanet suçudur.

İşte Ammar Bin Yasir. İşkence ettiler onların dediğini söyledi. Ondan sonra da Resul Allah’a geldi iki gözü iki çeşme; Ya Resul Allah ben onların dediğini söyledim dedi. Yani yanıyor içi. Peygamberimiz ‘in ‘adü fe’ud hiçbir şey olmaz. Kalbini nasıl buluyorsun dedi? İmanla dolu buluyorum ya Resul Allah dedi. O zaman dilinle söylediğinden bir beis yoktur. İkrah halinde söyledin, yani zorladılar, canına kastettiler söyledin. Eğer bir daha yaparlarsa bir daha öyle söyle. Yani orada da kişinin köşeye sıkıştığı durumlarda rabbimizin insanın yüreğine nazar ettiğini, gönlüne nazar ettiğini, yani görüntüsüne değil olduğuna baktığını görüyoruz.

İman ve inkâr nedir, İman en büyük imkândır öyle değil mi dostlar. Kişinin imanı tükenmedikçe imkânı tükenmez. İman ön bilgidir, bu çok önemli. İnkâr ön yargıdır, zira iman pozitiftir tabiatı gereği, inkâr negatiftir. Negatif olan yani inkârın değeri sıfırdır. İmanın değeri ise artıdır +1. En aşağını +1 dir. O zaman İnkâr bir yokluk halidir, inkâr adı üstünde yok demek. Dolayısıyla yok, bir değer değildir, inkâr bir değer değildir ama iman bir değerdir.

İman sevgiye benzer, inkâr nefrete. Sevgi pozitif bir şeydir, nefret negatif bir şeydir. İman hatırlamak küfür unutmak gibidir. Hatırlamak geri kazanmaktır, unutmaksa kaybetmektir. Kaybetmek bir değer değildir, kişi kaybetmekle övünemez yani, kaybettim yaşasın..! Diyebilir mi? Onun için iman kazanmaktır inkâr kaybetmektir.

İman bir bağlanıştır, inkâr ise bir kopuştur. İman var oluşsal güvenliğin garantisidir. İnsan özgürlükten önce güvenlik ister kesinlikle, yani güvenlik özgürlükten çok daha fıtridir, ontolojiktir.

Bebeklere bakın, bebekleri özgür bırakın da göreyim, aman anne beni bırakma der. Yavrum seni özgür bıraktım. Bebeğe zulümdür bu. Peki nedir bebeğin istediği güvenliktir. Daha anne karnında annesini emmeyi öğrenerek bu güvenliğin esas var oluşsal olduğunu görürüz. Bakınız daha ateşle altını ayıramayacak yaştadır, bir ipe tutturun havaya asın hem ağlar hem sarılır, güvenlik fıtridir çünkü. On un için korku hepsinden önce gelir. İman insanda ki bu fıtri güvenlik ihtiyacını kökten çözen bir hadisedir. Var oluşsal güvenlik içinde olmak ister insan.

Başka nasıl olacak, şu koskoca âlemde o kadar güvenliksiz durumdayız ki biliyor musunuz? Yani kâinattan bir taş atsalar şöyle, işte gök taşı diyorlar ya, kuvvetli bir taş atılsa tuz buz olursun, bir şey yok. 80.000 tane göktaşı, göktaşı kuşağının içinde serseri bir biçimde dolaşıyor. Ama rabbimiz öyle güvenlik kalkanları koymuş ki yeryüzüne, önüne ve arkasına. Önüne, arkasına gezegenleri dizmiş. Ondan sonra manyetik bir kalkan koymuş. Ondan sonra atmosfer koymuş. Atmosfere giriyor taş, girişiyle birlikte bin parçaya parçalanıyor, yanmaya başlıyor. Kaç kalkan koymuş.

Misafirhaneyi böyle koruyan misafiri korumaz mı? Misafirhane misafir için yapılır, ayakkabı ayak için, eldiven el için, şapka baş için. Öyle değil mi? Misafirhaneyi koruyan rabbim misafiri korumaz mı? Onun için imanı yarattı, onun için El Mu’min’dir.

İman sebattır, mü’minin sükûneti imanındandır, inkâr savruluştur, sahte bir özgürlüktür. İman haddi bilmek, küfür haddi aşmaktır. İman kendi kendinde olma hali, inkâr kendini kaybetme halidir. İman şükürdür, inkâr nankörlüktür. Teşekkür ekmeğin değil, ekmeği verenin hakkıdır. Ekmeğe teşekkür ettiğiniz zaman ekmek bile güler size, şaşkına bak şaşkına, daha nereye teşekkür edileceğini bilmiyor. Suyu içtiğinizde suya mı teşekkür edersiniz. Su ne bilir ki teşekkürü. Suya teşekkürünüz nedir biliyor musunuz? Suyu yerinde kullanmaktır. İçmekle aslında teşekkür ediyorsunuz. Ama şükrünüzü Allah’a, suyu yaratana yapmak zorundasınız. O zaman şükür olur.

İman vefadır, inkâr vefasızlık. Allah’a vefa göstermeyen kula hiç vefa göstermez. İman yüzünü dönmektir, küfür sırtını dönmektir. Nûra sırtını çeviren hayatı kendine zindan eder. İman kaynağa yönelmektir, inkâr kaynaktan uzaklaşmaktır, kaçmaktır. Allah göklerin ve yerin Nûrudur; Allâhu Nûrus Semâvâti vel Ard. (Nûr/35) Allah’a iman, Nûra yönelmektir. İman ilgidir, küfür kayıtsızlıktır. Evet, iman ilgidir. İman eden var oluş anlam ve amacına ilgi duymuş demektir. Var oluş amacına kayıtsız kalanın kulluğu olur mu? Neden bazıları kulluk etmiyor derseniz kayıtsız da ondan.

İman bilinci bilinç üstüne bağlar, inkâr bilinci, bilinçaltına mahkûm eder. Bilincini bilinçaltına mahkûm edeni güdüsü yönlendirir, bilincini bilinç üstüne bağlayanı Allah yönlendirir. İmanı üzerinden yönlendirir. Bilinci bilinçaltına mahkûm edeni güdüleri üzerinden şeytan idare eder, Bilinci bilinç üstüne bağlayanı aklı, iradesi, vicdanı ve ruhu üzerinden Allah yönlendirir.

Tercih senin, bağlanmakta senin, nereye bağlayacağına sen karar vereceksin imma şakiran ve imma kefura. (İnsan/3) İster şükreden olursun ister küfreden olursun. Onun için Feelhemeha fucureha ve takvâha. (Şems/8) fücurunu da ilham etti, takvasını da ilham etti. Sen fücürü istersen tercih edersin, ister takvasını tercih edersin bu sana ait.

Sözün özü imanı sevmek gerekir, imanı seven Allah’ın sevdirdiğini seviyor demektir. habbebe ileykümül iymane ve zeyyenehu fiy kulubiküm (Hucurat/7) O size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi.

Efendimizin, sevgili peygamberimizin şu muhteşem ifadesiyle bitireyim. Lâ tedhulül cenneh hatta tu’minu iman etmedikçe cennete giremezsiniz. La tu’minu hatta tahhabbu birbirlerinizi sevmedikçe de kâmil iman etmiş olamazsınız. Arkasından da bu hadisin devamı ne biliyor musunuz? Size birbirinizi sevmeyi öğretecek bir davranış göstereyim mi? Göster. Efşusselâm. Selamı yayın. Es Selamüaleyküm demeyi değil buradaki emir, huzuru yayın, sükûnu yayın, mutluluğu yayın, selameti yayın, İslam’ı yayındır. Es Selamı aleyküm bunun sadece dil ile olan kısmıdır. Yoksa ne yaparlar? İnsanlar birbirlerini görünce selâm verirler o geçer geçmez (…! ) derler ve b ir de münafıklık yapıp günahkâr olurlar. Onun için biz hem ilahi emirlerin, hem nebevi emirlerin ruhunu öldürdüğümüz için cesedine yatırım yaptık, on un içinde içini boşalttık.

Tüm derdim ne biliyor musunuz, içi boşaltılan şeylerin içini hakiki olarak doldurmak. Tüm derdim bu. Onun için kötü adam olmaya razıyım. Onun için birilerinin taşlamasına razıyım. Yeter ki içini boşalttığımız bu mübarek dinin değerlerinin içini hakiki olarak yeniden dolduralım.

Amin, Ya Mu’min, ya Allah. Ey imanın mutlak ve sonsuz kaynağı olan, ey kuluna güvenen ve kulundan güven bekleyen. Ey imanlar hakkında nihai kararları veren, bize gerçek imanı sevdir ya rabbi.

Ya Mu’min ya Allah, sen kendi zatına sonsuzca güvenen bir rabsin, bizi de sana sonsuzca güvenen kullardan eyle. Her imanın eşsiz benzersiz kaynağı sensin, bizi o kaynaktan kana kana içenlerden eyle.

Ya Mu’min ya Allah,  aracısız kulluğa iman diyorsun, bizi sana aracısız kul olanlardan eyle ya rabbi. İmanını tahrif edenleri lânetliyorsun, bizi imanı tahrif olmuşlardan eyleme ya rab. Amin, amin, ya mu’iyn, velhamdülillahirabbilalemiyn.

 

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

 

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ağustos 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 324 takipçiye katılın