RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

ESMA DERSLERİ – 8 – EL MELÎYK

EL MELÎYK -1

 

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

EL MELÎYK

El Melik kelimesinin mübalağalı şekli olan el Melîyk ismi bir ayette geçmektedir.

Muttakiler cennetlerde ırmakların kenarındadırlar. Güçlü Melîyk (Allah’ın) huzurunda doğruluk koltuklarında (huzur içinde) dirler. (Kamer/54-55)

Allah hem dünya da hem ahirette gerçek Mâlik ve Melîyk’tir. Dünya ve ahiretin bütün mülkü O’nundur. Her şeyin sahibi O’dur.

Ebu Bekir Hz. Peygamberde “Bana akşam ve sabah olduğunda bir dua, tesbih cümlesi emret onu okuyayım diye talepte bulunmuş. Bunun üzerine Hz. Peygamber;

“Allah’ım (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı, görünen ve görünmeyeni bilen, Her şeyin rabbi, sahibi ve yöneticisi. Nefsimin şerrinden sana sığınırım.” duasını akşam ve sabah olduğu zaman ve bir de yatağına yattığın zaman oku buyurmuştur. (Nesai/es sünenü’l Kübra nuut/17 IV.403)

Abdullah Bin Ömer peygamberimizin yatağa yattığı zaman şöyle dua ettiğini bildirmiştir.

“Bana yeten beniğ barındıran, beni yediren ve içiren, bana nimet veren, lütfeden her şeyi bolca veren Allah’a hamd olsun Her şeyin rabbi, her şeyin Meliki, her şeyin ilahı olan Allah’ım cehennemden sana sığınırım. (Nesai/es sünenü’l Kübra nuut/21. IV.403) (Doç. Dr. İsmail Karagöz-Esma-i Hüsna/171)

*******************************************************

El MELÎYK

Fiy mak’adi sıdkın ‘ınde Meliykin Muktedir; (Kamer/55)

Ayetteki “melik-i muktedir” ifadesi de böyledir. Çünkü Melîk’e (padişaha) yakınlık, tatlı bir şeydir. Padişah her ne kadar ileri bir güç ve kudret arzederse, ona yakın olmada o nisbette tad verir. İşte bu ayette, Allah’a yakın olmanın, padişaha yakın olmadan çok farklı olduğuna bir işaret vardır. Çünkü padişahlar (iktidardakiler), hem sevdiklerini, hem de, isyan edenler ve düşman yanında yer alıp, kendisini iktidardan ederler diye, korktukları kimseleri kendilerine yakın tutarlar. Allah Teâlâ ise muktedirdir. Dolayısıyla Kendisine yaklaştırdıklarını, ancak lütfü İle yaklaştırmıştır. (F. Razi-Mefatih’ul Gayb Tefsir-i Kebir-Kamer/55)

**************************************************

EL MELÎYK

Gayet iktidarlı, yani kudretinin sonu olmayan bir kralın: Pek büyük mülk sahibi bir şahlar şâhının yüce huzurunda ki o, Allah Teâlâ’dır. “Melik” ve “Muktedir” isimlerinde bulunan tenvin, azamet (büyüklük) içindir.

Denilmiştir ki, Allah Teâlâ burada, yüce huzuru yakınlığı üstü kapalı, muktedir kelimesini nekre (belirsiz) olarak zikretmekle, mülk ve kudretinin hakikatini akılların idrak edemeyeceğine ve onun yüce huzuruna yakınlığın, “Gözlerin görmediği ve kulakların işitmediği.” kabilinden tarif ve beyana sığmayacak gayet büyük bir saadet ve keramet olduğuna işaret buyurmuştur.

Âlûsî der ki: “Bazı eserlerde zikredildiğine göre duanın kabul olmasında bu iki yüce ismin keyfiyeti büyüktür.” İbn Ebî Şeybe Saîd b. Müsseyyeb’den şöyle dediğini nakletmiştir: “Mescide girdim, sabah oldu zannediyordum. Meğerse uzun bir geceymiş. Benden başka kimse de yoktu. Uyumuşum, arkamdan bir hareket işittim, korktum. Ey kalbi korku dolan, korkma da: “Allah’ım şüphesiz sen, kudretli bir meliksin ne istersen o olur.” de, “sonra da gönlüne ne doğarsa iste” dedi, ondan sonra Allah Teâlâ’dan ne istedimse kabul etti. Bu duanın tamamı şöyledir: “Ey Allah’ım sen kudretli bir meliksin, ne istersen o olur. Şu anda içinde bulunduğum durumda beni başarılı kıl. Dünya ve ahirette bana mutluluk ver. Hayat ve ölüm fitnesinden beni koru ve korktuğumuz şeylerden bizi emin eyle, ey gizli, lütufta bulunan Allah’ım! Allah’ın rahmeti Seyyidimiz Muhammed üzerine, ailesine ve ashabına olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (Elmalı/Kamer/55 tefsir.)

************************************************************

El Melîyk

        İnsan Allah’ın mülküdür Allah’ın mülkü olan insan milk’e de mülk’e de sahip olabilir. Fakat tabii ki insanın milk veya mülk sahibi olması hakiki değil mecazi olur.

Allah’ın insana mülk ve milk vermesi, mülkünü mülküne vermesidir.

Mâlik ile Melîyk arasında fark vardır. Mâlik mülksüz olmaz, mülk sahibi olana Mâlik denir Fakat bir zatın Melîyk olabilmesi için mülke sahip olması şart değildir.

El Melîyk tüm benzer isimler gibi iki kutuplu bir mana taşır. İsmi-fail ve ismi mef’ul.

İsmi fail manasıyla her şeyi mükemmel idare eden, idaresinde eşsiz olan manasına gelir.

İsmi mef’ul manasıyla “en çok idare edilen” manasına gelir.

Peki, o zaman kelimenin aslında mündemiç bulunan ismi mef’ul manasını yok mu sayacağız?

Hayır yok saymayacağız üzerinde tedebbür edip Allah’ın şanına yakışır bir şekilde te’vil edeceğiz. Bu da bizi “en çok kendisi tarafından idare edilmek istenilen” manasına ulaştırır. Eğer insan Allah’ın idaresi ile hemcinslerinin idaresini kıyaslarsa hiç tereddüt etmeden Allah’ın idaresine kayıtsız şartsız teslim olmayı tercih edecektir. Zira insanı yönetmekten hiçbir çıkarı olmayan Allah, sonsuz rahmet ve şefkatiyle idare eder. Melîyk isminin mef’ul manasının akla getirdiği bir ihtimal de “Melîyk isminin tecellisine medar olanların en iyi idare edilenler” olması hakikatidir. Zira onlar idarenin hayrını şerrinden, iyisini kötüsünden, hakkını batılından ayırmayı çok iyi öğrenmişlerdir. (M. İslamoğlu-Esma-i Hüsna/c.2-424)

************************************************

        EL MELÎYK

El Melîyk; Dilediği kullarını mülkü sayesinde aziz ve güçlü kılmaya kadir olduğu gibi aynı zamanda mülkünde onu zelil ve hakir yapmaya da kadirdir. Bu nedenle her kim bu dünya hayatında dünya malına tamahkârlık ederse bu onu zelil kılar. Kim de verilenlere hamd eder ve şükrederse mal onu aziz kılar. Bununla birlikte zafer kazanmakta karşılıklı yardımlaşma ve birbirine destek çıkmak ve galebe çalmakta bu sayede olur. Nitekim bina ve yapı da bununla tamamlanır. Uygarlık ve imar da buna bağlı olarak sağlanır. Kendisiyle hakkın ortaya konduğu mal, helâl olan maldır. Fakat kendisiyle Hakka üstünlük sağlamak istenen mai ise o da haram olan maldır.

Yukarıda söylenenlere rağmen burada mutlaka bir noktaya dikkat çekmek gerekmektedir. O da Melik ile Melekût arasında çok büyük bir farkın olduğunun bilinmesi gerçeğidir. Bu ikisi arasındaki farkı bilinmeli ve öğrenilmelidir ki okur, bu terimleri birbiri ile anlam olarak karıştırmamış olsun. Zira eğer işi teslim eden ve gerçeği kabullenenlerden ise şüphesiz Allah her ikisinin de Mâliki ve sahibidir. Yani hem mülkün sahibi ve hem Melekûtun Mâliki ve sahibidir.

Şu farkla ki mülk, şu maddi olan âleme has bir durumdur. Ve burada egemen olan şey, bunun maddi oluşu ve bu âleme has olmasıdır. Bu dünyalık ve maddi olan mülke veya bunun bir parçasına egemen olan kimse veya Mâlik olan kimsenin Mâlikliği ve sahipliği izafidir, görecelidir. Söz konusu olan bu parça ister mutlak Melik olan Allah’a itaati sebebiyle o kimseye verilmiş olsun ister başka bir şekilde olsun fark etmez. Hepsi aynıdır. Bu durumda Mâliklerin egemenliği söylediğimiz gibi izafidir, görecelidir. Çünkü o halifedir, Allah onu bu mülk için tercih edip seçmiştir.

Ya da kişi o varlığı, Malik olmayı Allah’ın yarattıkları üzerinde zor kullanarak ve baskı uygulayarak, onların rızası olmaksızın ellerindekini almak sureti ile ele geçirmiş bulunabilir. Bunun için yüce Allah şöyle buyurmuştur;

Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder Mülk O’nun Hamd O’nun ve O her şeye kadirdir. (Teğabün/1)

İşte bu ayette görüldüğü gibi yüce Allah kendisine yaraşmayacak olan şeyleri tenzih edip arındırmaktadır. Göklerde ve yer de her ne varsa, onların mutlak manada mülkiyeti Allah’a hastır. En güzel övgü ve sena O’na özgüdür. Aynı zamanda O her şeye kadir ve her şeye gücü yetendir.

Buna ilave olarak ayetin başında yer alan Tesbih yani “yusebbihu lillâhi” meselesi Mâlik-el Mülk olan Allah’a has olarak mutlak malikliği ifade etmektedir.

Melekût ise hem ruhaniyat ve hem cismaniyat âlemini ilgilendirir. Yani bu demektir ki göklerde ve yerde her ne varsa hepsi de Allah’ın yarattıklarıdır.. Allah’a yaraşmayacak bir şekilde bunları yakıştırmaktan Allah münezzehtir. Ki sürekli ve daimi olan bir tenzih içerir.

Bu özellik sadece ruhlara, bedenlere, cisimlere, zatlara sahip olan bir Melîyk’e hastır ki o da sadece Allah’tır.

Bir başka yönüyle Melekût; Maddi olan mülke izafetle bu, nefisler ve ruhlara hastır. Bu anlatıma göre mülk, Melekûtun bir cüzü, bir parçasıdır. Çünkü Melekût, varlık bakımından maddi olana göre daha yüce ve daha üstündür. Hem lafız hem mana bakımlarından daha muazzamdır. Bu anlatım çerçevesinde Melekût, mülke nazaran daha abartılı ve mübalağalı bir mana içerir. Bu, var olnlar için mutlak ve tam olan mülk demektir. Burada şöyle bir imada bulunulmaktadır; Yüce Allah her mülkün Mâlikidir ve her şeye kadir olan da kendisidir.

Melekûta aynı zamanda görülen ve meydana gelen şey de eklenir. Nitekim Allah’ın Melekler gibi yarattığın kimi kullarını muttali kılıp haberdar ettiği gibi gayb da buna eklenir. Çünkü Allah yaratmış olduğu cinler, insanlar gibi varlıklara bildirmediği bir takım gizli bilgileri meleklere bildirmiştir. Ya da ezeli ilminde gerçekleşip te vakıa da gerçekleşmemiş mutlak manada olan gayb da Melekût âlemine ilave edilir. Çünkü yüce Allah bunların bilgisini sadece kendi zatına has kılmış ve o bilgilere başkalarını muttali kılmamıştır. Örneğin yüce Allah’ın şu kavli bu gerçeği bize bildiriyor.

“Allah her dişinin neye gebe olduğunu bilir ve rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını da bilir. Çünkü her şey O’nun katında bir ölçü iledir.” (Rad/8)

 Özellikle Allah’ın bu ayette zikredilenleri kendi zatına tahsis etmesini ifade buyurması, bunların tasarrufunun, arada her hangi bir vasıta söz konusu olmaksızın hepsinin yüce Allah’a ait olmasından dolayıdır.

Oysa görülen ilim bunun dışındadır Bunların bilgisi de mutlak Mâlik olan Melîyk’e has olmasının yanında, kimi meliklere bu bilgileri izafet yolu ile öğretir. Kimisine de öğretmez.

Halife olan insan dişinin gebe kalmasından sonra sahip olduğu maddi vasıtalar yoluyla, gebe kalan kadının karnında ki cenin’in erkek mi kız mı, tek mi ikiz mi olduğunu bilebilir. Bu durum onun sahip olduğu müşahede, görüntüleme bilgisi sayesinde olabilir. İşte bu özellikler yaratan ile yaratılan arasında müşterek olan özelliklerdir.

Ancak doğacak olan kız bebeğin, mükemmel bir kadın olup olmayacağını, gebe kalacağında ise söz konusu olan niteliklerin tamamıyla uyumlu olup olmayacağını, doğurup doğuramayacağını, doğurması halinde erkek ve kız olarak her ikisini de doğurup doğuramayacağını, ya da sadece erkek çocuk ya da yalnızca kız çocuğu doğurup doğurmayacağını, yahut ta her ikisini de doğurabilecek mükemmellikte bir kadın olup olmayacağı gibi özelliklere gelince işte bu özellikler Melekût konusu içine girer. Çünkü bunlar müşahede altına giren mülk ve varlık türünden olan şeyler değildirler. Bunlar, Melekûta boyun eğen gayb türünden olan mülklerdir.

İşin bu noktasında gaybı ve şehadeti yani hem görüneni ve hem de görünmeyeni bilen Mutlak olan Melîyk’in vasfı açıklanmış ve ortaya çıkmış bulunmaktadır. Çünkü o kibriye vasfına sahiptir ki bu nitelik zati ilahinin kemal vasfıdır. Bu vasıf onun varlığının kemaline avdet eder. Çünkü Allah Mutlak Melîyk’tir. şu yaratılmışları yaratan O’dur. Onlara, kendisine ibadet ve kullukta bulunmalarını emretmiştir. Zira Allah’a itaat, kişiyi O’nun rızasını kazanmaya ulaştırır. İşte bu bakımdan halka, onlara özgü olan haklarını ve onların görevlerinin nelerden ibaret bulunduğunu bildirecek ve ulaştıracak, tebliğde bulunacak olan bir vasıtaya mutlaka ihtiyaç bulunmaktadır.

Mutlak olan bu Melîyk, apaçık hakkın meliki olacak bu zat mesajlarını tebliğ edecek ve yerine ulaştıracak olan resullerini seçer Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Bunlar arık insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı ileri sürecekleri bir özürleri olmasın diye, hep rahmet müjdecileri ve azap habercileri olarak gönderilmiş peygamberlerdir. Allah daima güçlüdür, hikmet sahibidir.” (Nisa/165)

İşte bu gerçekler ve bilgiler çerçevesinde deriz ki Allah, Hak Melîyk’tir. Böyle olması itibarıyla da O’na tevekkül edilir ve O’na dayanıp güvenilir. Çünkü her iş O’nun elindedir, emir O’na aittir. Bunun böyle olması O’nun gücü, kuvveti, takdir buyurması ve sınırsız olarak vermesi, hataları bağışlaması, mağfiret etmesi, her ilmi ve bilgiyi ihata etmesi sebebiyledir.

O öyle bir Allah’tır ki hiç kimseye muhtaç değildir ve fakat her şey ve herkes, tüm var edilmiş olanlar hep O’na muhtaçtırlar. Çünkü yarar sağlayan da zarar verecek olan da O’dur ve O her şeye kadirdir, her şeye gücü yetendir. Bu itibarla O’na dayanıp güvenmek hem farzdır ve hem de zorunludur. Çünkü Hak olan O’dur. Dolayısıyla bir kimse eğer Melik olmak istiyorsa o kimsenin O’ndan başkasına dayanmayı kabul etmesi mümkün değildir. İşte bu açıdan kim, muhtaç olan, ihtiyaç içinde olan birine dayanıp güvenirse onun Melik olması mümkün değildir. Kim de hiçbir kimseye muhtaç olmayana güvenip dayanırsa işte Melik olmaya aday da o olacaktır. Çünkü Melik denince varlık elinde olan gücü elinde bulunduran akla gelir. (Prof. Dr. A. Hüseyin Akil-Esma-i Hüsna şerhi/81-84)

 

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Mayıs 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 310 takipçiye katılın