RSS

ESMA DERSLERİ – 17 – EL HÂLIK (C)

el-halik-1

……….Euzübillahimineşşeytanirracim,

……….Bismillahirrahmanirrahim

……….Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

……….De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

……….“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

……….Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ……….“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

……….Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

……….XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

……….ZAMAN KAVRAMI

……….ZAMAN; Yaratılmış, yani sonradan olmuş mahlûklar için geçerli olan bir kavram. Olayların birbiri ardınca sıralanması

……….Bizim “vehim” yollu var kabullendiğimiz bir ölçü.

……….Kendi iç dünyamızda yaşadığımız kavram…

……….Bilinç boyutunda biten kavram…

……….KÂİNAT, TEK BİR ZAMAN BOYUTUNDAN İBARETTİR

……….Gerçekliği itibariyle, Kâinat tek bir zaman boyutundan ibarettir!

……….Algılayabilene!

……….Bu zaman boyutu içinde, hükmü ilâhî ile sayısız boyut yoğunlaşmaları gerçekleşmiş algılayıcısına göre ve bundan da sayısız isimlerle anılan varlıklar meydana gelmiştir.

……….YARATILMIŞ İÇİN GERÇERLİ BİR KAVRAM…

……….Hazreti Muhammed’in, «ALLAH» ile ilgili olarak, bir soruya verdiği cevabı hatırlayalım burada:

……….ALLAH var İDİ ve O’nunla beraber hiç bir şey yok İDİ

……….Bu tanımlamayı duyanlar, Hz. Muhammed’in «İlmin kapısı» olarak nitelendirdiği Hz. Âli’ye koşarak sözcükleri aynen naklediyorlar ve ondan bir açıklama bekliyorlar…

……….Hz. Âli şu öz cümle ile cevap veriyor:

……….«El ân kemâ kân!.»

……….Bu cümleyi şöyle tercüme edebiliriz:

……….«Hâlâ, o andaki gibidir!.»

……….Bu ilk anda anlaşılan yönüyle demektir ki, “o anda öyle idi, o andan bu ana kadar geçen zamanda hiç bir şeyi değiştirmedi; hâlâ da öyledir”!

……….Veya konuya biraz daha vukûf sahibi bir kişi olarak, şöyle de bakma imkânına sahip olabiliriz:

……….«El an» ifadesindeki «el» Arapça’daki anlamıyla «harfi târif»tir… Yani İngilizce’deki «The» kelimesinin karşılığıdır. «rast gele bir şey değil, herkesin bildiği bir şey» anlamında olarak kullanılır.

……….Meselâ «kitap» dediğinizde, herhangi bir kitap anlaşılır… Ama bu kitap kelimesinin başına «el» ya da «The» kelimesini getirdiğiniz zaman, bu, sizin ve karşınızdakinin bildiği, üzerinde mutâbık olduğunuz bir kitap anlamına gelir.

……….İşte buradaki «an» sözcüğünün başına «el» gelmesi, o bilinen mâhut «an» anlamını getirir… Dolayısıyla da yukarıdaki cümleyi şöyle anlayabiliriz;

……….«İçinde bulunduğumuz an, O işaret edilen  «an»dır!

……….Yani, yaşamakta olduğumuz «şu an», “ALLAH”ın var olup, “O“nun yanı sıra hiç bir şeyin var olmadığı  «an»ın ta kendisidir!

……….Esasen burada kesinlikle bilmemiz zorunlu olan şu husus da vardır…

……….Zaman” kavramı, yaratılmış, yani sonradan olmuş mahlûklar için geçerli olan bir kavramdır.

……….Yaratılmış olanların başı – sonu, geçmişi, hâli ve geleceği vardır… Oysa “ALLAH” geçmiş ve gelecek zaman kavramlarından münezzehtir!..

……….EVRENSEL TEK “AN”DA BİRBİRİ ARDINCA SIRALANAN OLAYLAR

……….Gerçekte, zamanın ve mekânın olmadığı bir âlemin içinde yaşamaktayız da, bunun bilincinde değiliz!. Ve belki de şartlanmalarımız o kadar ağır basmakta ki; idrakimizin önünde olan bu gerçeği gene yapımız ve şartlanmalarımız sebebiyle inkâra kalkışmaktayız.

……….Evrensel boyutlarda meseleye bakarsak sürekli bir oluşum ve dönüşüm söz konusudur. Bu oluşum ve dönüşüm sırasında insan algılama araçlarına nispetle, o günün cehli içinde bir aydınlık devreyi bir karanlığın takip etmesini bir gün olarak kabullenmiş ve bunu da o günkü anlayış içinde güneşin doğup batmasına bağlamıştır.

……….Düz tepsi gibi bir dünya ve bir yandan doğup bir yandan batan, sonra dünyanın altından dolaşıp yine öbür taraftan yükselen güneşe bağlı olarak oluşan bir gün!

……….Sonra bir başka grup çıkmış ve ayın doğup kayboluşu esasına nispetle 28 günlük ayları ve bunun 12 defa tekrarlanmasından ibaret olan yılı kabullenmiş.

……….Bir başka topluluk Güneşin dönümü esasına dayanarak 360 günlük seneyi ve 12’ye bölümü olan ayları kabul etmiş. Ve böylece dünya üzerinde yaşayan bedenlerin çevrelerinde dönen ay ve güneşe izafetle kabullendikleri zaman birimleri oluşmuş.

……….Oysa bilimsel açıdan ya da felsefî açıdan ve hatta dinin tefekkür yanı olan tasavvuf açısından meseleye bakılırsa, tek bir varlık ve nesne olan âlem yönünden zaman parçalarından söz etmek mümkün değildir. Her nesneye göre, ya o nesnenin yapısı bakımından izafi zamanlar söz konusudur, ya da evrensel tek bir an söz konusudur. Bu açıdan da devam edilince, zaman denilen şeyin olayların birbiri ardınca sıralanması olduğu ortaya çıkar.

……….“İNSAN”, ZAMANSIZLIK VE MEKÂNSIZLIK BOYUTUNDA, O BOYUTTAN, O BOYUT İÇİN YARATILMIŞTIR

……….İnsan”, zamansızlık ve mekânsızlık boyutunda, o boyuttan, o boyut için yaratılmıştır!.

……….Bu sözünü ettiğim boyuttaki varlığı itibariyle bir “ruh” bile değildir! Ama buna karşın varoluşunun “ruhu” vardır!. O “ruhu”nun gereğidir ki, kendi hakikatini arar; bunu bulup eremediği sürece de “ruhu”nun huzur bulup tatmin olması, sükûna ermesi mümkün olmaz!.

……….Dünyadan yaratılan, dünya peşinde koşar. Sonunda dünyaya döner!

……….O boyuttan yaratılan da boyutunun özlemiyle yanar; sonunda boyutuna erer!

……….Her şey aslına dönücüdür!

……….BİLİNÇTE YALNIZCA YAŞANAN “AN”LAR VARDIR

……….Ne eski bir yıl bitiyor…

……….Ne de yeni bir yıl başlıyor!.

……….Yalnızca, insanlar “kurabiye” imalâtına devam ediyorlar!!!

……….Yaşanan “an”lar var bilinçte…

……….Bir de insanların vehimleri; hayâlleri, umutları…

……….Oysa, oyunun sonu, başından belli senarist ve yakınlarınca!.

……….Öyle olmasaydı nereden bilebilirdi geleceği, bilenler!

……….BİLİNÇ BOYUTUNDA ZAMAN KAVRAMI KALKAR

……….İnsanın bildiğimiz madde boyutu; mikrodalga ruh boyutu var. Bir de bilinç boyutu var. Şimdi bilinç boyutunda öyle bir derinlik var ki, bu yaşadığından 10 sene 20 sene 50 sene sonrasına ulaştığı gibi Kâinatın ilk oluştuğu devreye ya da sana göre milyon veya milyarlarla sonra meydana gelecek zaman boyutuna kadar olabilen dikey sıçrama olayıdır.

……….Çünkü bilinç boyutunda zaman kavramı biter.

……….Zaten saniyede 300.000 kilometreye ulaştığın anda zaten zaman sıfır oluyor; zaman duruyor. Onun üstünde boyutsal bir olay var. Şimdi büyük kısmınız boyutsal dediğim zaman anlayamayacak ama benim de daha fazla anlatabilme imkânım yok. Maddeyi anlatmak kolay. Mikrodalga yapıyı da anlatmak kolay… Ama mikrodalga yapının ötesindeki enerji boyutunun değerlerine girmen çok güç. Ki bu boyuttan zannederim “Üst Madde” kasetinde bir miktar bahsettim. O kasette enerji boyutu algılarından söz ettim.

……….İşte şuur boyutunda zaman kavramı kalkıyor. Zaman kavramı kalktığı içinde 50 sene sonra ile 1 milyon sene sonra aynı mekânda diyeyim veya boyutta diyeyim ne dersem diyeyim, böyle bir yerde bir arada algılanabiliyor.

……….DÜŞÜNÜRKEN ZAMANSIZLIĞI YAŞIYORSUN

……….Düşünürken ve rüyada kendi özgün zamanını daha doğrusu zamansızlığı yaşıyorsun… Bunu ya zevkle ya da sıkıntıyla yaşıyorsun… Zevkle veya mutsuzlukla olmasının sebebi, kabullerin…

……….İNSAN, TEFEKKÜR KÂBİLİYETİNE GÖRE “ZAMAN” KAYDININ ÖTESİNE GEÇER

……….Evet, tefekkürü itibariyle zamanın, idraki itibariyle de mekânın söz konusu olmadığı bir evrende yaşamını sürdüren insan, ne hikmettir ki, gerek şartlanmaları ve gerekse de kendisi sandığı bedeni vasıtasıyla, zaman ve mekân kayıtları ötesinde, evrende idraki kadar yer kaplamaktadır.

……….İnsan gerçek algılama aracına yani tefekkür kabiliyetine göre bilinen boyutların çok ötesinde bir yaşam şekline geçebilme imkânına sahip olduğu halde, acaba neden ve ne şekilde kendini madde kayıtları içinde, «dünya zindan» ında yaşamak zorunda bulmaktadır ki?

……….İNSAN MADDE KAYDINDAN KURTULABİLDİĞİ ANDA GEÇMİŞE VE GELECEĞE VUKUF KESBEDER

……….Zaman ve mekân denilen şey, başta da bilimsel olarak açıkladığımız gibi izâfi bir şeydir… Yâni, bana veya sana veya bize, “göre” olarak mevcuttur.

……….Meselâ sonsuz büyüklükteki bir çölde, başı ve sonu görülmeyecek kadar uzunluktaki bir kervanın ortasında yürüyorsunuz… Gördüğünüz bildiğiniz yerler sadece görüş sahanız kadar olan bir kaç metrelik sahadır.

……….Şimdi sizin için belirli bir zaman biriminde, yâni bir saat içinde gördüğünüz yer, o zaman geçtikten ve siz o kadar yürüdükten sonra; “geçmiş” olacak yâni mâzi olacak ve o anda içine girdiği saha da “hâl” olacaktır, az önce “gelecek” iken sizin için…

……….Keza arkanızdan gelen için de, sizin bulunduğunuz yer “gelecek“; kendi bulunduğu yer de “yaşanan an” olacaktır ki, hâlbuki orası sizin için “geçmiş“tir…

……….İşte böyleyken hal, giden bir helikopter sizi alıp bulunduğunuz yerden ve dikey olarak yükselmeye başlasa ne olur?

……….Eskiden bir saatlik süre içinde gördüğünüz bir kaç yüz metrelik saha “yaşanan an” iken, şimdi yükselmeniz oranında görebildiğiniz yer “yaşanan an” sınırı içine girer ve “geçmiş” ile “gelecek” küçülmeye başlar; “yaşanan an” daimi olarak genişlerken…

……….Nihâyet sizin için çıkabilmek mümkün olsa, öyle bir noktaya erersiniz ki, sonsuz büyüklükteki çölde, sonsuz uzunluktaki kervanı tamamıyla görebilirsiniz…

……….Yâni kervan ehli için “mekân“-“zaman” mevcut iken; artık siz bu kısıtlamadan kurtulursunuz! Yükselişiniz, sizi bu kayıttan kurtarmıştır.

……….İşte insan, madde kaydından kurtulabildiği oranda, dikey yükselme hâlinde -henüz bu dikey yükselmeyi rüyada gerçekleştirmeye sebep olan durumların neler olduğunu bilememekteyiz- geçmişe ve geleceğe vukuf kesbeder.

……….Çünkü “Hiç bir şey yoktan var olmaz ve var olan hiç bir şey yok olmaz” kanunu gereğince, geçmişte şu anki durumumuza göre ‘’geçmiş’’ diyoruz, olmuş bütün olaylar uzayda belirli dalga boyları hâlinde mevcuttur.

……….Ve eğer ki bizim elimizde bu dalgaları kulağımıza adapte edecek güçte bir radyo veya gözümüze gösterebilecek yapıda bir televizyon cihazı olsa, biz bütün geçmişi aynen yaşıyormuşçasına görebiliriz.

……….Kezâ ‘’gelecek’’ dahi, her an, çok daha üst semadan (ki “semâ“, İslâm terminolojisinde, çeşitli yüksekliklerdeki değişik özellikleri dolayısıyla “katlar” diye anlatılmıştır) dalgalar hâlinde gökyüzüne inmektedir…

……….İşte insan belirli oranlarda yükselme (urûc) ile “geçmiş“e ve “geleceğe” dönük görüş sahibi olmakta ve artık onun için bütün bunlar “yaşanan an” boyutuna gelmektedir.

……….HEPİMİZ KENDİ ZAMANIMIZI, KENDİ İÇ DÜNYAMIZDAKİ ZAMANIMIZI YAŞIYORUZ

……….Âhirete yönelik bir şeyler söylediğim zaman önce bir düşünün burada bunun misali nedir? Burada 3-5 iniz toplanıyorsunuz benle veya bensiz bir şeyler konuşuyor, paylaşıyorsunuz ve sizde açılımlar olabiliyor dolayısıyla bu ahirette de cennette de mümkün. (Velâyetin sürekli olması)

……….Hepimiz saate bağlı yaşıyoruz. Ama bütün bunun ötesinde hepimiz kendi zamanımızı, kendi iç dünyamızdaki zamanımızı yaşıyoruz.

……….SEN DÜŞÜNDÜĞÜN İÇİN ZAMAN VARDIR VE İÇİNDE BULUNDUĞUN HÂLE GÖRE ÖLÇÜLENİR

 ……….Sen düşündüğün için zaman vardır ve içinde bulunduğun hâle göre de ölçülenir!

……….Zaman kişiye göredir.

……….Zamanımız” diyoruz.. Kimimiz 30, kimimiz 40, kimimiz 50, kimimiz daha fazla yaşlarda!

……….Buradaki zamandan bahsediyorum. Bu bahsettiğim zamanın ölüm ötesi yaşamda hiçbir değer ifade etmediğini, orada geçireceğimiz zamana göre burada geçireceğimiz 50–60-70 senenin üç beş saniyelik değeri olduğunu bildiğiniz gibi, daha evvel anlattım ve yazdım.

……….Orada öyle bir zaman boyutuna giriyoruz ki, oranın gününe göre burası minik sâliseler!

……….Oraya geçince, “Dünyada bir saniye kadar mı yaşadık?.” diyeceğiz.

……….Oraya gidip de, oranın zaman boyutu ile karşı karşıya kaldığımız vakit işte böyle diyeceğiz.

……….Zaman kavramı izâfi bir kavram. Yani zaman, bazılarına göre daralır bazılarına göre yayılır, genişler.

……….Gece, hiç rüya görmemiş bir adama göre; Gece yatıp sabah kalkan yaklaşık 8 –10 saat uyuyan bir adama göre, gece 1 saat mi, 5 saat mi, 10 saat mi? Bu husus meçhuldür.

……….Ancak, şu da bir gerçek ki; Gecenin yarısında dişi ağrıyan, zonklayan bir adama göre 5 dakika süren diş ağrısı, bir asır gibi gelir.

……….Bunun bir başka örneği benim başımdan geçti.

……….Araba ile trafik kazası geçirip üç takla attığım zaman direksiyonun başında oturuyordum. Araba son derece yavaş bir şekilde, ağır ağır dönüyordu, bana göre!

……….Ama dışarıdan bakanlara göre araba 120 km. hızla, bir anda üç takla attı, diye tarif edilecektir. Dışarıdakine göre olay bir anda olupbitti. Ama bana göre o an öyle bir genişledi, yayıldı ki, son derece ağır bir biçimde ben o olayı yaşadım.

……….Bir başka örnek daha vereyim.

……….Saniyeli olan saatlere bir bakın gözümüzle bir anlık saate döndürüp baktığınız anda sanki orada saniye takılmış gibi görürsünüz. Sonra saniye hareket edip hızla dönmeye başlar olur.

……….“MEKÂN” KAVRAMI GİBİ, ZAMAN KAVRAMI DA GÖRESELDİR; İZÂFİDİR

……….Zaman boyutu izâfi, göresel!

……….Zaman boyutu izâfi, göresel, mutlak gerçek değil olduğu gibi; mekân kavramı da öyle!

……….IŞIK HIZINDA ZAMAN DURUR!

……….Cennette niçin zaman yok?

……….Şu anda madde bedendeyiz. Daha sonraki aşamada ruh bedendeyiz.

……….Ruh beden, dalgalardan ibaret, Dalgasal bir beden yapısı… Bu, hücresel beden; o, dalgasal beden yapısı..  Fakat “Nur beden” diye tarif ettiği boyut ve nur ortamı hangi ortamdır?

……….Işık hızı ortamıdır!

……….Işık hızında zaman durur.

……….Nur beden boyutu yani cennet boyutu ışık hızı boyutudur.

……….Orada olup biten her şey ışık hızında olup biter.

……….Işık hızında cereyan eden olaylar dolayısıyla orada zaman kavramı olmaz.

……….O Nûrani yapıda her şey düşünce boyutunda cereyan eder.

……….Düşünce boyutunda şöyle bir bedenim olsun dersin. .Bedenin o düşüncenin şeklinde belirginleşir. Fakat o cennet boyutunda hâkim olan unsur, “düşünce” dir ve “düşünce boyutu” dur.

……….Orada sadece düşünsel beraberlikler ve düşünsel güzellikler yaşanır. Herkes düşündüğü kadar düşünebildiği kadar güzellikleri yaşar.

……….Dünyada düşünebilme kapasitesini ne kadar arttırırsa bir insan cennette de o kadar çok nimete kavuşacaktır. Kişinin cennette erişeceği nimetler, dünyada erişebildiği düşünebilme kapasitesi kadardır.

……….Allah için zaman kavramı var mıdır?

……….Yoktur!

……….Allah’ın esmasından var olmuş varlık eğer bu boyutta kendini tanırsa onun için de o kadar zaman kavramı kalmaz Allah’ın esmasının getirdiği güzelliklerin oluşturduğu bir ortamda yaşam sürer ve gider.

……….Allah hepimize bu güzellikleri yaşamayı nasip etmiş olsun.

……….ve bize bunları anlayıp idrak edip hazmetmeyi bize nasip etsin..

……….Allah hepimize önümüzdeki günleri değerlendirmeyi bize nasip etsin.

……….ALLAH İNDİNDEKİ GÜNLER

……….Ölümü tadışla birlikte bildiğimiz tüm zaman ölçüleri altüst olur! Fizik bedenin yitirilişi ve dünyanın gece-gündüz şartlarının dışına çıkışı ile birlikte, kişinin zaman mefhumu tümüyle kalkar!

……….Esasen, evrensel zaman boyutlarını şu anda bizim hafsalamızın almasına imkân yoktur. Bir güneş senesi, şu andaki anlayışımıza göre 255 milyon senedir. Acaba bu rakamın ne demek olduğunu farkında mıyız? Dünyanın varoluşundan buyana milyarlarla seneler geçmiştir. İlk insanın yeryüzünde görülmesinden bu yana geçen senelerin sayısı yüz milyonlarla ölçülmektedir.

……….Okuduğumuz zaman, sanki birkaç saatin içinde olup bitiverecekmiş gibi gelen mahşer yeri – sırat kaçışı devresi bugünkü zaman ölçülerimizle belki de yüz binlerle yıl sürecektir. Bunun bilincinde miyiz?

……….Yahudilerin, Tevrat’tan naklen uydurduğu 7000 sene meselesi esasen son derece kısıtlı kafaların uydurup, bizlerin de üzerinde hiç düşünmeden kabul ettiğimiz rakamlardır ki, bunların hiç bir gerçekle alâkası yoktur!.

……….Ölüm ötesi yaşam zamanını «bir gün eşittir 50 bin sene” boyutları ile anlamaya çalışmak asgarî şarttır.

……….Kezâ çeşitli hadîs-i şerîflerde belirtilen ölüm ötesi ile ilgili zaman birimlerini dahi gene asgarî bu şartlar içinde değerlendirmek gerekir.

……….Yeryüzü ve semâların oluşumu ile alâkalı olarak bahsedilen «Altı gün” «Yedinci gün” gibi tabirlerdeki her bir “Gün” kavramını dahi, Evren boyutlarından «GÜN» ler olarak değerlendirip, «Allah indindeki GÜNLER” olarak anlayıp, bunların bizim şu andaki zaman anlayışımıza göre milyarlarla seneyi içine alacağına özel bir dikkat göstermek mecburiyetindeyiz.

……….Esasen şu anlattığım rakamları, belli bir eğitim ve kültürü olmayanların kabul etmesi son derece güçtür! İnkârları çok mümkündür. Hele bu milyarlık «GÜN» lerden 1400 sene evvel bahsolmuş olsaydı!!!.

……….Gerçek boyutlardan, gerçek olaylardan, yaşanacak şartların gerçeklerinden sadece «minyatürize” ölçülerde, misâl yollu bahsetmesine rağmen, O muhteşem insan Hazreti Muhammed aleyhi’s-selâm hakkında “mecnun” tâbirini kullanan akıl mahrumları, acaba bir de olayın milyarlarla senelere dayanan gerçek yanını duysalardı ne yaparlardı?.

……….Uzağa gitmeye, 1400 sene öncesine gitmeye gerek yok! Siz ya da çevrenizdekilerin kaçı 100 milyonlar ya da milyarlarca sene sürecek zaman boyutunu hafsalanıza sığdırabiliyorsunuz?

……….Evet, belki, yarın kopacak kıyamet; belki de milyar sene sonra!. Ama şu gerçeği kesinlikle kafamızdan çıkartmayalım.

……….Zaman, asla bizim şu anda anladığımız gibi bir şey değildir. Uyuyup da rüyada geçirdiğiniz zamanı asla anlayamazsınız. Rüyada gördüğünüz olay, bazen seneleri kaplar; ama şu zaman anlayışımıza göre en uzun rüyanın iki dakikaya yaklaştığı bilimsel olarak tespit edilmiştir!. Rüya görmediğiniz anda geçen zamanın ise asla farkında değilsinizdir! Bazı saatler vardır, saniye gibi geçer; bazı dakikalar vardır, günler gibi gelir! “Gecenin uzunluğunu hastaya sor” sözü meşhurdur. Ölüm ötesi yaşamın on binlerce senesi, bu dünya itibariyle, sanki saatlermişçesine geçecektir.

……….Dolayısıyla bu arada şunu belirtmek isterim.

……….Ölümü tadış ile birlikte içine girilecek zaman boyutu, bildiğimiz gün ölçüleri değildir. Hele, kabirde hapis kalacak insanlar için zaman boyutu son derece farklı bir biçimde geçecektir.

……….Bütün bunlar insanların akıllarının alamayacağı ölçülerde olduğu için de son derece minyatürize boyutlarda konuşulmuş ve anlatılmıştır! Aslı öyle olduğu için değil! Akıllar kavrayamadığını reddedip de, geleceğin gerçeklerinden mahrum kalmasınlar, diye. Nitekim:

……….«- İnsanlara akılları ölçüsünde konuşunuz!.» (Ebu Davud)

……….Emri de, yapılan konuşmaların niye böylesine minyatürize boyutlarda gerçekleştiğini izaha yeterlidir.

……….Yerküremiz güneşin çevresinde saniyede 30 km hızla dönüyor… Güneş galaksi çevresinde saniyede 220 km. hızla dönüyor… Galaksi, yerel galaksi kümesi çevresinde 50 km hızla dönüyor… Yerel galaksiler kümesi de Virgo(başak) süper kümesi çevresinde (kabaca) saniyede 20 kilometre hızla dönmekte… Dönme bir o zaman başlamış ve hâlâ devam etmede…

……….Biraz bunu düşünmeye çalışır mısınız?

……….Haddini bilmek, ne demektir acaba?

……….İnsanın YERYÜZÜNDE halife olmasının” anlamı üzerinde düşündünüz mü hiç?

……….Ya ilmini değerlendir, ya da haddini bil; ne demek ola ki?

……….1 GÜNEŞ YILI, 255 MİLYON SENE!

……….Şu anda yaşadığımız dünyada fark etmemiz gereken bir şey var, o da şu:

……….Dünya nasıl güneşin çevresinde bir turunu tamamladığı zaman “1 yıl geçti” deniyorsa, aynı şekilde güneş dediğimiz yıldız da içinde bulunduğumuz “Samanyolu” adını verdiğimiz galaksinin merkezi etrafında tur atıyor.

……….Bizim Dünya’mız ve biz, Dünya ile birlikte Güneşe tâbi bir biçimde, Güneş’le beraber galaksinin merkezi etrafında tur atmaktayız.

……….Güneş, “Samanyolu” adını verdiğimiz bu galaksinin merkezinden yaklaşık 32 bin ışık yılı mesafeden, galaksinin merkezi çevresinde tur atıyor ve bu attığı turu tam 255 milyon senede tamamlıyor.

 ……….Yani Güneş’in 1 yılı, 255 milyon sene sürüyor!

……….Biz dünyaya nispetle, “1 sene” dediğimiz zaman 365 günlük süreci anlatmaya çalışıyoruz; ama Güneş’in galaksinin merkezi etrafında atmış olduğu bir tur, yani bizim Dünya’mızın Güneş’e tâbi olarak, Güneş’le beraber galaksinin merkezi etrafında attığı bir tur, 255 milyon sene sürüyor! Gerçek Güneş yılı 255 milyon sene!

……….Güneş etrafındaki Dünya turuna nispetle değil de, Galaksi merkezi çevresindeki dönüşümüze nispetle “YIL” dan söz edersek, 255 milyon yıl da “bir yaş” yaşamış oluyoruz!!!

……….Anlatabiliyor muyum?

……….Şimdi iyi düşünmeye başlayalım bu rakamlar üzerinde…

……….Şu anda Dünya üzerinde varız, fakat bir süre sonra “ölüm” dediğimiz olayla birlikte Dünya bizim gözümüzün önünden kaybolacak!

……….Çünkü biz dünyayı 5 duyuyla algılıyoruz.

……….ÖLÜMÜ TATMIŞ KİŞİ GÜNEŞ ZAMAN BİRİMİNE TÂBİDİR, KIYÂMETE KADAR!

……….Ölümü tatmış” bir kişi madde bedenden ayrıldığı ve kendi kabir âlemine girdiği veya berzah içi serbest yaşama geçtiği için; artık algılamakta olduğumuz Dünya, görüş alanından tamamıyla kaybolup; Dünya`nın manyetik çekim alanı halkası içinde ve Güneş yörüngesinde; Güneş tasarruf ve enerji alanı içinde yani Güneş platformunda yaşar! Ve de Güneş zaman birimine tâbidirler! KIYAMETE KADAR!

……….Şu anda nasıl Dünya üzerinde yaşarken, Güneş’in çekim alanına tâbi olarak Güneş’in çevresinde yaşamımıza devam ediyorsak; Güneşin ışınsal platformu üzerinde bu yaşamımız devam ediyorsa; “ÖLÜM” dediğimiz olayla birlikte madde bedenden kopmamıza, madde Dünya artık bizim için “Yok” hükmüne girmesine rağmen… Aynı şekilde, RUH boyutunda RUH bedenle, Dünyanın manyetik çekim alanına tâbi olarak, Von Allen kuşağı içinde kalan manyetik çekim alanında ve güneşin ışınsal platformu üzerinde, yani şu an mevcut olduğumuz alanda yaşamımıza yine devam ede gideceğiz.

……….Ancak bu yeni geçtiğimiz RUH boyutunda ruh bedenin algılama özelliği dolayısıyla Dünya’nın nazarımızdan kaybolmasıyla birlikte, güneşin ışınsal platformu üzerinde gene yaşamımıza devam edeceğiz.

……….Peki… Bu aşamada, hangi yaşam boyutuna tâbiyiz; dünya gözümüzden kaybolduğuna göre?

……….Dünya’nın, gündüz ve gece ve de zaman ölçüleri ortadan kaybolduğuna göre; güneşin çevresinde biz turumuzu atmaya devam ettiğimize göre; “güneşin zaman boyutu” na tâbi olacağız!. Yani Güneşin 1 yılı olan 255 milyon sene süre süreç, 1 yıl hükmüne gelecek bizim için!

……….255 milyon senelik süreç 1 yıl olacak bizim bu yeni yaşantı boyutumuzda, güneş yılı itibariyle!

……….KABİRDE (BERZAH ÂLEMİNDE), SIRAT’TA, MAHŞER’DE VE CEHENNEM’DE “ZAMAN”

……….Peki. Şimdi burada bir zaman var. Kendimize göre uydurduğumuz, kabullendiğimiz bir zaman!

……….Öldükten sonra da, kıyamete kadar olan devrede yine bir zaman kavramı var.

……….Muhyiddin İbnül Arabi’nin anlatımına göre:

……….Cehennemden çıkacaklar için yol 3000 senedir. Bin sene çıkış, bin sen düz gidiş, bin sene de iniş.” diye açıklıyor. Tabii ki, oranın zaman ölçüsüne göre.

……….Fakat Cehennemden çıktıktan sonra, çıkanlar için (oradan çıkıp Cennet boyutuna girenler için) Cennet boyutunda zaman var mı?

……….Şu anda dünyada yaşıyoruz. Ölüm denen olayla birlikte dünya gözden kayboluyor. Sanki dünya hiç var olmamış gibi!

……….Nasıl ki, uykudan uyanan bir insan, rüyasında gördüklerini bir süre hatırlar, Bilâhare o rüya silinir, gider. Yani, rüyanın ortamı ve yaşamı silinir hafızadan!

……….Aynı şekilde, ölümü tadan kişinin de hâfızasından dünya ve içindekiler kaybolup gider ve o, “Kabir âlemi” denen, “Berzah âlemi” denen âlemde yaşamaya başlar.

……….Bu âlemde yaşam devam ederken belli bir süre sonra büyük kıyamet meydana gelir. Büyük kıyametle birlikte dünyanın manyetik alanı ortadan kalkar ve yer yüzünde yaşamış olan bütün insanlar tek bir plâtformda bir arada ve cehennem her bir taraftan, alttan, üstten, sağdan, soldan, her bir yandan bu plâtformu kuşatmış vaziyette!.

……….İnsanların bu plâtformdan kaçmaları, Cehennemin içinden geçerek kaçıp kurtulma şansları var.

……….Ve herkes kendi inancına göre dünyada kazandığı ilmine göre, dünyada kazandığı belli güçlere göre bu cehennem ortamının içinden geçip, dışarı çıkmaya çabalayacak.

……….Bu süreçlerde hep, zaman kavramı işliyor.

……….SIRAT ise bir kaçış yoludur! Kaba mânâda anlaşıldığı üzere taştan-betondan bir köprü değil, bir tür hava köprüsü! Bir tür kaçış yolu.

……….Ve bütün bunlar, bugünkü zaman şartlanması içinde anlaşılacak bir olay da değildir! Zira o günün şartları içinde bir günün uzunluğu;

……….SİZİN DÜNYA SENESİ İTİBARİYLE BİR GÜN 50 BİN SENEDİR” (Mearic-4)

……….Meâlindeki Âyette gösterilen süredir. Yâni, şu anda aklımızın kavrayamayacağı kadar uzun süreçte!

……….GÜNEŞ ZAMAN BOYUTUNA GEÇEN KİŞİNİN FARKETTİĞİ GERÇEK

……….Biz, Dünya’da 70 senelik bir ömür sürsek, 70 sene bu dünyada yaşadığımızı kabul etsek; 70 sene sonra bu dünyadan ayrıldığımız zaman, 255 milyon senelik sürece göre, bir dünya ömrü nedir?

……….Güneşin, bizim şu anki algılamamıza göre 255 milyon sene süren, 1 senelik zaman ölçüsü içinde, bizim 70 senelik hayatımızın değeri nedir?

……….255 milyon senede, 70 yılın ne olduğunu anlamak için bir hesap yaparsak, görürüz ki 70 sene dediğimiz süreç, Güneş’in kendi yılı içinde, sadece 8.6 saniye olacaktır.

……….Yani, 70 sene yaşadıktan sonra bu dünyadan ayrılmış kişi, bu dünyadan ayrıldıktan sonra, Dünya onun gözünün önünden kalktıktan sonra, Güneş zaman boyutunu algılamaya başladığı zaman, diyecektir ki:

……….Ben Dünyada ne kadar kaldım acaba? Bir rüya süresi mi?

……….Kurân’da, Nâziat Sûresi’nin son âyetinde, bu ölüm ötesi yaşam boyutunun değerlerini fark eden insanın kullanacağı kelime olarak, “AŞİYYEN” kelimesi geçiyor:

……….“ZAMAN”IN DÖNÜŞÜMÜ ALDIĞIN HER NEFES, DÜN’ÜN YARINA DÖNÜŞÜDÜR

……….Her gün yeni bir başlangıç, yeniden yapılanma fırsatıyken, niye dünün tekrarıyla ömrü berbat etmek?

……….(Soru: Dün, yarına ne zaman dönecek?)

……….Aldığın her nefes dünün yarına dönüşüdür

……….Ve bu sonsuza dek devam eder…

……….Mârifet; dünü yarına döndürürken, dünü yarına taşımamak…

……….İnsansılarda ruh bedende nur beden yok.

……….İnsanlarda ruh beden yanında nur beden de mevcut ve onlar ruhun yanında nur bedenle de cehenneme giriyorlar…

……….BEN bugün yeni bir HULÛSİ’yim… Dünkü ben değilim bugünkü ben…

……….DÜNYADAKİ TÜM SAVAŞIMINIZ; ÜZME VE ÜZÜLMENİZ YALNIZCA 8,6 SANİYE!

……….Biz şu anda, Dünya üzerinde; Güneşe tâbiyiz.

……….Yani “Dünya zaman birimi” ne göre sen bu dünyada şu anda 50-60 sene yaşamış iken, dünyanın tâbi olduğu “Güneş zaman birimi” ne göre ise 70 yaşına ulaştığın anda 8.6 saniye yaşamış olacaksın.

……….Dünyada gözünü kapayıp da madde dünyası gözünde kaybolup da “Ruh boyutu” nda yaşamağa başladığın andan itibaren madde dünyasını algılayamayacak ama güneşin çekim alanı içinde yaşamağa devam edecek; güneş zaman boyutuna tâbi olacak ve 1 yılı 255 milyon sene olan zaman boyutuna geçeceksin.

……….Ve o zaman diyeceksin ki;

……….Ben dünyada ne kadar yaşadım?”

……….İşte Kurân’daki bir âyet onu diyor:

……….Onlar dünyadan ayrıldıktan sonra ölümü attıktan sonra, ya biz dünyada güneşin doğması kadar mı yoksa güneşin bir batımı süreci kadar mı yaşadık?” (Müminun Sûresi- 113-114)

……….Olay dakikalara indi!

……….Şu andaki 70 sene kavramı kayboldu.

……….Rüyada da yaşarken bir bakıyorsun. Çok uzun, bitmez geliyor süreç..

……….Uyanıyorsun.

……….Saniyelerle geçen bir evre!

……….45-50 saniyelik bir rüya süresi ve o rüya, o günün akşamüstü veya ertesi gün sizin için ne ifade ediyor?.

 ……….Ölüm” denen olayla birlikte, algılamaya başlayacağınız zaman boyutuna göre, dünyada 70 sene yaşamışsanız, sadece 8.6 saniye yaşamış olduğunuzu FARKEDECEKSİNİZ!

……….Dünya’daki tüm savaşımınız, üzme ve üzülmeniz hep bu süreç içinde!!!

……….Dünya’da bütün geçirmiş olduğunuz süreç ise, yalnızca, 8 saniye küsur!

……….70 senelik ömür itibariyle!

……….Ve bu 70 senelik ömür, dikkat edin, sizin için BRÜT bir süre!

……….Yani, buna çocukluk devresi, gençlik devresi, yaşlılık, hastalık veya bunama devresi dâhil!

……….Bu brüt süreçteki, net düşünebildiğiniz, yaşamı değerlendirebildiğiniz süreye inerseniz, geride ne kadar saniye kalacak!

……….İSLÂM GERÇEĞİNE göre, Dünya üzerinde yaşamakta olduğunuz süre, ölüm ötesi yaşamı kazanma, ölüm ötesi yaşam bedeninizi inşa etme, ölüm ötesi yaşam sermayenizi elde etme süreci!

……….Ölüm” denen olayla birlikte BOYUT DEĞİŞTİRİYORSUNUZ!

……….Değiştirdiğiniz boyuttaki süreç, Kıyamete kadar sürecek milyonlarla milyarlarla sene!

……….Dünyada geçirdiğiniz süreç ise, SANİYELERLE ÖLÇÜLEBİLEN BİR SÜREÇ, Güneş zaman boyutuna göre!.

……….Güneş zaman biriminde bir yıl ne kadardır?

……….Dünya`nın bir yılı, Güneş çevresindeki bir turudur; bilindiği üzere.

……….Güneş`in bir yılı ise, Samanyolu adını verdiğimiz Galaksimizin merkezi çevresindeki bir turudur! Merkezden yaklaşık 32.000 ışık yılı uzaklıktaki yörüngede yapılan bir tur tam 255 milyon sene sürmektedir! Yani, bir Güneş yılı 255 milyon dünya senesi olmaktadır!

……….Dünya üzerinde bir insanın, dünya zaman birimine göre 70 yıl yaşadığını kabul edersek; aynı insan gerçek boyutu olan Güneş zaman birimine göre sadece 8.6 saniye yaşamaktadır!

……….Yani, bir insan yetmiş sene yaşadıktan sonra Dünya yaşamından ayrılıp; Dünya`nın manyetik çekim alanının içinde yer aldığı, Güneş yörünge ve enerji alanı olan platformdaki hayata geçtiği anda fark edecektir ki, sadece 8.6 saniye yaşamıştır geçmişte!

……….İşte gerçekte bu üç-beş saniyelik Dünya yaşam süresi, -teknik nedenlerine girmek istemiyorum konuyu fazla yaymamak için- bize yıllar süren bir yaşam süreci gibi gelmektedir!

……….Tıpkı en fazla 50 saniye civarında gördüğümüz rüyaların, o rüya içindeyken çok uzun süreler gelmesi gibi! Ne var ki bir de, uyanıp aradan bir zaman geçtikten sonra, o rüyanın ne kadar sürdüğünü hatırlamaya çalışın!

……….İÇİNDE YAŞANILAN ZAMANI DEĞERLENDİRMEK, SİSTEM VE DÜZENİ KAVRAMAKLA MÜMKÜNDÜR ANCAK!

……….Allah “ismi” ile işaret edileni anlamamış olanların, içinde yaşadıkları düzen ve sistemi yani “DİN”i kavramış olmaları kesinlikle mümkün değildir! Bu durumda, içinde yaşadıkları günleri, olayları değerlendirmeleri de asla mümkün olmaz!

……….İnsanlar, içinde yaşadıkları sistem ve  düzeni anlamadıkları için de ne eşlerinin hakkını verirler; ne işlerinin hakkını verirler; ne de aşlarının haklarını verirler!

……….Hayâlî dünyalarının, evrensel gerçeklerle bütünleşmediğini fark ettikleri zaman da iş işten geçmiş olur!

……….Bunlar bir gerçektir ki, ancak huzur ve saadete ermesi dilenilmiş olanlar tarafından idrak edilebilir.

……….“HAKİKAT”  TARİHSEL DEĞİL; DERİNSELDİR!  İNSAN “DÜN” İLE OYALANDIĞI TAKDİRDE, YARINI KAYBEDER!

……….Eğer, bir daha dünyaya gelip yapmadıklarını yapma şansın yoksa… Ki, bu durum kesin bir hükümdür!

……….Eğer, şu dünyada geçireceğin vakit, daha sonraki sürecin milyarlarca ve milyarlarca sene sürecek boyutuna göre, okyanusa dalmış bir kuşun gagasındaki damla kadar az ve kısa ise…

……….Ve sen, geleceğini sadece bu süreç içinde kazanma şansına sahip isen; halâ daha, dedikodu ile gıybet ile etraf hakkında konuşmakla vaktini harcayacak lükse sahip olduğunu mu zan ediyorsun?

……….Aklı olan, zorunlu konuşmanın haricinde kalan tüm vaktini zikir ile değerlendirir, tespih ile değerlendirir.

……….Nerede olursa olsun, abdestli veya abdestsiz her halükârda zikir yapılabilir.

……….Öyleyse yapılacak şey, yanlışlardan en kısa zamanda dönmektir.

……….Fazilet; Yanlışını idrak ettiğin anda kendine itiraf edebilmek ve onun gereğini uygulayabilmektir.

……….İnsan, dün ile oyalandığı takdirde, yarınını kaybeder.

……….Yarınını kazandırmayacaksa, dünden bahsetme! (Ahmed Hulusi- Zaman kavramı)

……….Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

……….LEVHİ MAHFUZ VE ZAMANSIZLIK GERÇEĞİ

……….“… Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac Suresi, 47)

……….Zaman adı verilen algı, aslında bir anı bir başka anla kıyaslama yöntemidir. Örneğin bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. Aynı cisme belli bir zaman sonra vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye “zaman” der. Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında var olan bir bilgidir.

……….Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır. Aynı şekilde kişi, bir odaya kapısından girip sonra da odanın ortasındaki bir koltuğa oturan bir insanı gördüğünde, kıyas yapar. Gördüğü insan koltuğa oturduğu anda, onun kapıyı açması, odanın ortasına doğru yürümesi ile ilgili görüntüler, sadece beyinde yer alan bir bilgidir. Zaman algısı, koltuğa oturmakta olan insan ile bu bilgiler arasında kıyas yapılarak ortaya çıkar.

……….Zaman Algısının Oluşması

……….Zamanın, hareket eden cisimler ve meydana gelen değişimler arasında yaptığımız belirli bir sıralamadan doğan bir kavram olduğu gerçeği, bugün bilimsel olarak da kabul edilmiştir. Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz.

……….Nobel ödüllü genetik profesörü ve düşünür François Jacob, Mümkünlerin Oyunu adlı kitabında zaman algımızın her zaman düzgün bir sıralamaya göre oluşmasının önemini şöyle anlatır:

……….Tersinden gösterilen filmler, zamanın tersine doğru akacağı bir dünyanın neye benzeyeceğini anlamamıza imkân vermektedir. Sütün fincandaki kahveden ayrılacağı ve süt kabına ulaşmak için havaya fırlayacağı bir dünya; ışık demetlerinin bir kaynaktan fışkıracak yerde bir tuzağın (çekim merkezinin) içinde toplanmak üzere duvarlardan çıkacağı bir dünya; sayısız damlacıkların hayret verici iş birliğiyle suyun dışına doğru fırlatılan bir taşın bir insanın avucuna konmak için bir eğri boyunca zıplayacağı bir dünya. Ama zamanın tersine çevrildiği böyle bir dünyada, beynimizin süreçleri ve belleğimizin oluşması da aynı şekilde tersine çevrilmiş olacaktır. Geçmiş ve gelecek için de aynı şey olacaktır ve dünya tastamam bize göründüğü gibi görünecektir.

……….Beynimiz belirli bir sıralama yöntemine alıştığı için şu anda dünya üstte anlatıldığı gibi işlememekte ve zamanın hep ileri aktığını düşünmekteyiz. Oysa bu, beynimizin içinde verilen bir karardır ve dolayısıyla tamamen izafidir (görecelidir). Gerçekte zamanın nasıl aktığını, ya da akıp akmadığını asla bilemeyiz. Bu da zamanın mutlak bir gerçek olmadığını, sadece bir algı biçimi olduğunu gösterir.

……….Genel Görecelik Kuramı Zamanın bir algı olduğu, 20. yüzyılın en önemli fizikçisi sayılan Einstein’ın ortaya koyduğu ‘Genel Görecelik Kuramı’ ile de doğrulanmıştır. Lincoln Barnett, Evren ve Einstein adlı kitabında bu konuda şunları yazar:

……….Zamanın öznelliğini en iyi Einstein’in sözleri açıklar: “Bireyin yaşantıları bize bir olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar ‘daha önce’ ve ‘daha sonra’ ölçüsüne göre sıralanmış gibidir. Bu nedenle birey için bir ben-zamanı, ya da öznel zaman vardır. Bu zaman kendi içinde ölçülemez. Olaylarla sayılar arasında öyle bir ilgi kurabilirim ki, büyük bir sayı önceki bir olayla değil de, sonraki bir olayla ilgili olur.

……….Einstein, Barnett’in ifadeleriyle, “uzay ve zamanın da sezgi biçimleri olduğunu, renk, biçim ve büyüklük kavramları gibi bunların da bilinçten ayrılamayacağını göstermiş” tir. Genel Görecelik kuramına göre zamanın da, onu ölçtüğümüz olaylar dizisinden ayrı, bağımsız bir varlığı yoktur. Zaman bir algıdan ibaret olduğuna göre de, tümüyle algılayana bağlı, yani göreceli bir kavramdır.

……….Zamanın akış hızı, onu ölçerken kullandığımız referanslara göre değişir. Çünkü insanın bedeninde zamanın akış hızını mutlak bir doğrulukla gösterecek doğal bir saat yoktur. Lincoln Barnett’in belirttiği gibi “rengi ayırt edecek bir göz yoksa renk diye bir şey olmayacağı gibi, zamanı gösterecek bir olay olmadıkça bir an, bir saat ya da bir gün hiçbir şey değildir.

……….Kuran’da zamanın göreceliği zamanın göreceliği, rüyada çok açık bir biçimde yaşanır. Rüyada gördüklerimizi saatler sürmüş gibi hissetsek de, gerçekte her şey birkaç dakika hatta birkaç saniye sürmüştür.
Modern bilimin bu bulgularının bize gösterdiği sonuç, zamanın materyalistlerin sandığı gibi mutlak bir gerçek değil, göreceli bir algı oluşudur.

……….İşin ilginç yanı ise, 20. yüzyıla dek bilimin farkında olmadığı bu gerçeğin, bundan yaklaşık 14 asır önce indirilen Kuran’da bildirilmiş olmasıdır. Kuran ayetlerinde, zamanın izafi bir kavram olduğunu gösteren açıklamalar bulunur. Modern bilim tarafından doğrulanan, zamanın psikolojik bir algı olduğu, yaşanan olaya, mekâna ve şartlara göre farklı algılanabildiği gerçeğini pek çok Kuran ayetinde görmek mümkündür. Allah, insan hayatının çok kısa olduğunu Kuran’da şu ayetlerle bildirir:

……….“Sizi çağıracağı gün, O’na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.” (İsra/52)

……….“Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar…” (Yunus/ 45)

……….Bazı ayetlerde, insanların zaman algılarının farklı olduğuna, insanın gerçekte çok kısa olan bir süreyi çok uzunmuş gibi algılayabildiğine işaret edilir. İnsanların ahiretteki sorguları sırasında geçen aşağıdaki konuşmalar bunun bir örneğidir:

……….“Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.'” (Müminun/112-114)

……….Allah bazı ayetlerde de, zamanın farklı ortamlarda farklı bir akış hızıyla geçtiğini bildirir:

……….“… Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac/47)

……….“Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.” (Mearic/4)

……….Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir.” (Secde/5)

……….Tüm bu ayetler, zamanın izafiyetinin çok açık birer ifadesidir. Bilimin 20. yüzyılda ulaştığı bu sonucu bundan yaklaşık 1400 yıl önce Allah’ın Kuran’da bildirmiş olması ise, elbette, Kuran’ı, zamanı ve mekânı tümüyle sarıp kuşatan Yüce Allah’ın indirdiğinin delillerinden bir tanesidir.

……….Zamanın izafiyeti, kader gerçeğini de açıklamaktadır zamanın izafiyeti ile ilgili açıklamalarda ve ayetlerde görüldüğü gibi, zaman algıyla değişkenlik gösteren, sabit olmayan bir kavramdır. Örneğin bizim için milyarlarca yıl süren bir zaman dilimi, Allah Katında bir andır. Bizim için 50 bin yıllık bir süre, melekler ve Cebrail için bir gündür.

……….Bu gerçeğin bilinmesi, kader konusunun kavranması açısından çok önemlidir. Çünkü kader, Allah’ın geçmiş ve gelecek tüm olayları “tek bir an” içinde yaratmış olmasıdır. Bu da, Allah Katında evrenin yaratılış anından kıyamete kadar olan her olayın yaşanmış ve bitmiş olması demektir.

……….İnsanların önemli bir bölümü, Allah’ın henüz yaşanmamış olayları önceden nasıl bildiğini, Allah Katında geçmiş ve gelecek tüm olayların nasıl yaşanıp bittiğini ve kaderin gerçekliğini kavramakta zorlanırlar. Oysa “yaşanmamış olaylar” bizim açımızdan yaşanmamış olaylardır. Çünkü biz Allah’ın yarattığı zamana bağlı olarak yaşamımızı sürdürürüz ve hafızamıza verilen bilgiler olmadan hiçbir şey bilemeyiz.

……….Allah, dünyadaki imtihan ortamı gereği “gelecek” olarak isimlendirdiğimiz olayları hafızamıza vermediği için, gelecekte ne olacağını da bilemeyiz. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir, zaten bunların tümünü yoktan yaratan Allah’tır. Bu nedenle Allah Katında geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup bitmiştir. Bir olayın başı da sonu da O’nun Katında tek bir anda yaşanır. Örneğin Firavun’un nasıl bir sona uğradığını Allah, daha Hz. Musa’yı Firavun’a göndermeden, Hz. Musa daha doğmadan, hatta Mısır devleti daha kurulmadan önce bilir ve tüm bu olaylar Firavun’un sonu ile birlikte Allah Katında tek bir an olarak yaşanmıştır. Geçmiş ve gelecek hazır olarak, hepsi aynı anda mevcuttur.

……….Zaman İçinde Yolculuk Zamanla ilgili bilim adamları tarafından yapılmış olan açıklamalar Kuran ayetleriyle tam bir uyum gösterir. Buna göre zaman, algılarımıza göre şekillendirdiğimiz bir kavramdır. Tüm algılarımızı da bize hissettiren Allah olduğuna göre, Allah izin verdiği takdirde bir insanın zaman içinde ileri doğru ya da geriye doğru yolculuk yapabilmesi elbette ki mümkündür.

……….Bu konuyu daha iyi anlamak için zamanı bir film şeridine benzetebiliriz. Filmin tersten çekildiğini düşünürsek film kahramanı da gelecekten geçmişe doğru yolculuk yapmış olacaktır. Ya da baştaki bir kareyi bir anda sona saracak olursak filmdeki karakter bir anda gelecekteki bir anı görmüş olacaktır.

……….İşte bizim dünyada algıladığımız zaman kavramı da bundan farksızdır. Dolayısıyla Allah dilediği takdirde bu algı düzenini değiştirir ve insan geleceğe ya da geçmişe yolculuk yapabilir. Kuran’ın pek çok ayetinde bu konuya işaret edilmiş ve zaman içinde Rabbimiz’in dilediği kişinin farklı bir boyut yaşayabileceği bildirilmiştir. Örneğin Allah, Kuran’da haber verilen mümin bir topluluk olan Kehf Ehli’ni üç yüzyılı aşkın bir süre derin bir uyku halinde tutmuştur. Daha sonra uyandırdığında ise bu kişiler zaman olarak çok az bir süre kaldıklarını düşünmüşler, ne kadar uyuduklarını tahmin edememişlerdir:

……….“Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik). Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.” (Kehf/11-12)

……….“Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: ‘Ne kadar kaldınız?’ Dediler ki: ‘Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.’ Dediler ki: ‘Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir…'” (Kehf /19)

……….Ayetlerden de anlaşıldığı gibi Kehf Ehli’nin uykuya yatmadan önceki zaman dilimi ile uykudan kalktıkları anki zaman dilimi birbirinden farklıdır. Allah buna benzer bir durumu bir başka ayetinde daha bildirir. Bakara Suresi’nin 259. ayetinde ıssız bir şehre uğrayan bir adam haber verilir. Allah bu adamı yüz yıl ölü bırakıp, sonra diriltmiştir. Ancak adam kendisinin bir gün, hatta bir günden az kaldığını zannetmiştir. Hatta geçen yüz yıllık süre zarfında, adamın yiyecekleri bozulmamış, eşeği de olduğu yerde durmaktadır. Söz konusu ayet şu şekildedir:

……….Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: ‘Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?’ Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: ‘Ne kadar kaldın?’ O: ‘Bir gün veya bir günden az kaldım’ dedi. Allah ona ‘Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?’ dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: (Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir.’ (Bakara( 259)

……….Ayette Allah, bu olayı bir ibret olarak haber verdiğini de bildirmektedir. Bu ayetten de Kehf Ehli’nin uykusu gibi, zamanın Allah’ın kontrolünde geliştiği ve Allah’ın dilemesiyle zamanda geleceğe ve geçmişe gidilebileceği açıkça görülmektedir.

……….Kuran Ayetlerindeki İşaret Allah Katında zamanın tek bir an olduğunu, Allah için geçmiş ve gelecek olmadığını Kuran’daki bazı ayetlerde yer alan işaretlerden ve bilgilerden de anlarız. Bizim için gelecek zamanda olacak bazı olaylar, Kuran’da çoktan olup bitmiş bir olay olarak anlatılmaktadır. Çünkü Allah geçmişi de geleceği de, bir an olarak zaten yaratmıştır. Bu nedenle gelecekte olacağı anlatılan bir olay zaten olup bitmiştir. Ama biz görmediğimiz için onu gelecek zannederiz.

……….Örneğin, ahirette insanların Allah’a verecekleri hesabın haber verildiği ayetlerde, bu çoktan olup bitmiş bir olay olarak anlatılmaktadır:
……….Sur’a üfürüldü; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; kitap kondu; peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. İnkâr edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet.” dediler. Ancak azap kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” Korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevk edildiler… “(Zümer/68-73)

……….Bu konudaki diğer ayetler ise şöyledir:

……….(Artık) “Her bir nefis yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.” (Kaf/21)

……….Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır.’ (Hakka/16)

……….“Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” (İnsan/12-13)

……….“Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.” (Naz’iat/36)

……….“Artık bugün, iman edenler, kâfir olanlara gülmektedirler.” (Mutaffifin/34)

……….“Suçlu-günahkârlar ateşi görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır.” (Kehf/53)

……….Tüm bu ayetlerde, ölümümüzden sonra yaşanacak olan olaylar, yaşanmış ve bitmiş olaylar olarak anlatılmaktadır. Çünkü Allah, bizim bağlı olduğumuz izafi zaman boyutundan münezzeh olandır. Allah tüm olayları zamansızlıkta dilemiş, insanlar bunları yapmış, tüm bu olaylar yaşanmış ve sonuçlanmıştır. Küçük büyük her türlü olayın, Allah’ın bilgisi dâhilinde gerçekleştiği ve bir kitapta kayıtlı olduğu gerçeği ise aşağıdaki ayette şöyle haber verilir:

……….“Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” (Yunus/ 61)

……….Kadere Teslimiyetin önemi, geçmiş ve geleceğin gerçekte Allah Katında yaratılmış ve yaşanmış olarak saklı ve hazır olaylar olmaları bize çok önemli bir gerçeği gösterir: Her insan kayıtsız ve şartsız kaderine teslim olmuştur. İnsan nasıl geçmişini değiştiremezse, geleceğini de değiştiremez. Çünkü geçmişi gibi geleceği de yaşanmıştır; geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman, nerede, ne yemek yiyeceği, kiminle ne konuşacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, nihayetinde ne zaman, nasıl, nerede öleceği hepsi bellidir ve bunları değiştiremez. Çünkü bunlar zaten Allah Katında, Allah’ın hafızasında yaşanmış olarak bulunmaktadır. Sadece bunların bilgisi henüz kendi hafızasında değildir.

……….Dolayısıyla başlarına gelen olaylara üzülenler, sinirlenenler, geleceği için kaygılananlar, hırslananlar aslında kendilerini boş yere yormaktadırlar. Çünkü nasıl olacağından kaygı ve korku duydukları gelecekleri, zaten yaşanmıştır. Ve ne yaparlarsa yapsınlar bunları değiştirme imkânları bulunmamaktadır.

……….Bu noktada belirtilmesi gereken çok önemli bir nokta, yanlış bir kader anlayışından kaçınmak gerektiğidir. Bazı insanlar, “nasıl olsa kaderimde ne varsa o olacak, o zaman benim hiçbir şey yapmama gerek yok” diyerek çarpık bir kader anlayışı geliştirirler. Her yaşadığımızın kaderimizde belli olduğu bir gerçektir. Biz daha o olayı yaşamadan önce o olay Allah Katında yaşanmıştır ve bilgisi de tüm detayları ile Allah Katındaki Levh-i Mahfuz isimli kitapta yazılıdır.

……….Ancak, Allah her insana sanki olayları değiştirmeye, kendi karar ve seçimine göre hareket etmeye imkânı varmış gibi bir his verir. Örneğin insan, su içmek istediğinde bunun için “kaderimde varsa içerim” diyerek oturup beklemez. Bunun için kalkar, bardağı alır ve suyunu içer. Gerçekten de kaderinde tespit edilmiş bardakta, tespit edilmiş miktarda suyu içer. Ancak, bunları yaparken kendi iradesi ve isteği ile yaptığına dair bir his duyar. Ve hayatı boyunca bu hissi her yaptığı işte yaşar. Allah’a ve Allah’ın yarattığı kaderine teslim olmuş bir insan ile bu gerçeği kavrayamayan bir insan arasındaki fark şudur: Teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah’ın dilemesi ile yaptığını bilir. Diğeri ise, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılır.

……….Kadere iman eden bir insan, başına gelen hiçbir olaydan dolayı üzülmez, ümitsizliğe kapılmaz. Bunun yerine son derece tevekküllü, teslimiyetli ve daima huzurlu olur. Çünkü Allah insanların başlarına gelen her şeyin önceden belli olduğunu, bu nedenle başlarına gelen zorluklara üzülmemelerini ve kendilerine verilen nimetlerle şımarmamalarını emretmiştir. (Hadid/23)

……….İnsanın karşılaştığı zorluklar da, elde ettiği başarı ve zenginlikler de Allah’ın takdiri iledir. Bunların hepsi Rabbimiz’in insanları denemek için kaderlerinde önceden belirlediği olaylardır. Bir ayette bildirildiği gibi,

……….“… Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir”. (Ahzab/38)

……….Bir hastalığı olduğunu öğrenen teslimiyetli bir insan, bunun kaderinde olduğunu bildiği için son derece tevekküllü davranır. “Allah bunu kaderimde yarattığına göre, mutlaka büyük bir hayır vardır” diye düşünür. Ama “nasılsa kaderimde iyileşmek varsa iyileşirim” diyerek tedbir almadan beklemez. Aksine, olabilecek tüm tedbirleri alır. Doktora gider, beslenmesine dikkat eder, ilaçlarını alır. Ancak gittiği doktorun, doktorun uyguladığı tedavinin, aldığı ilaçların, bunların kendi üzerinde ne kadar etkili olacağının, iyileşip iyileşmeyeceğinin, kısacası her detayın kaderinde olduğunu unutmaz. Bunların hepsinin, Allah’ın hafızasında, daha kendisi dünyaya gelmeden önce hazır olarak bulunduğunu bilir. Allah, Kuran’da, insanların yaşadıkları her şeyin önceden bir kitapta yazılı olarak bulunduğunu şöyle bildirir:

……….“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid/22-23) (MUSTAFA DEMİRBAŞ

……….Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

……….Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Aralık 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,