RSS

ESMA DERSLERİ – 25 – EL REZZAK (C)

Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 “Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

**************************************************************

ER REZZAK

Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillâhi Rabbil âlemin Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel âhirîn ve iza cemîil enbiyayı ver mürselin velhamdülillahi Rabbil alemin.

Hep beraber Allah’ın isimlerini anlamaya, yani rabbimizi tanımaya çalışıyorduk. Rabbimizi ne kadar tanıyorsak ancak o kadar iman edebiliriz. Allah’a iman denince zatına, sıfatlarına, isimlerine iman ve bununla beraber ef’aline iman etmemiz gerekir ki imanımız kâmil bir iman olsun. Allah’ı bilmeden tanımadan sadece ben Allah’a inanıyorum demek iman olmaz. Allah’ı tanıdıkça O’nu severiz ki imanımız da O’na olan sevgimiz kadardır. Allah kitabında kendisini nasıl tanıttıysa öyle tanımamız lazım ki rabbimizi doğru tanımış olalım, anlamış olalım.

Allah’ı tanıdığımız kadarıyla kendimizi tanırız. Allah’ın isimleri, yani el Esma-i Hüsnası üzerimizde ne kadar tecelli ettiyse o kadar Allah’a halife olmuş, abd, kul olmuş oluruz. Yoksa din denince, İslâm deyince onu ibadet dini zannetmek doğru değildir. İslam abdiyet dinidir, Allah’a teslimiyet, kul olma dinidir. Hıristiyanlar zaten dinlerini abdiyet dini olmaktan çıkarıp ibadet dini yaptıkları için saptılar. Allah’a abd olmak için hayatın içinde olmak, insanlarla beraber olmak gerekiyor. Hayatı yaşarken kulluğunu yapması gerekiyor ki o Allah’ın dinine, yani İslâm’a girmiş, tabi olmuş, teslim olmuş olsun.

İşte bu yüzden Allah’ın isimlerini hep beraber nüzül sırasına göre anlamaya çalışıyoruz. Sıra Allah’ın er Rezzak ismine gelmiş ki nüzül sırasına göre 76. İsimdir. ResulAllah efendimiz buyurmuşlardı;

“Allah’ın 99 ismi vardır, kim onları tahsil ederse, o cennete girmiştir.” Dedi.

Yani tahsil ederse demek; husul ederse, hasıl ederse, o isimleri kazanırsa, o isimlerle isimlenirse cennete girecek değil girdi demektir. Onun gönlü marifet cenneti, Allah’ı tanıma, bilme cenneti olmuştur. Kim bu cenneti kazanırsa o ahirette ki cenneti unutur, ona dönüp bakamaz dedi. Neden? O rabbini bilmiş, tanımıştır. Allah’ta onun anladığı kadarıyla, tanıdığı kadarıyla kendi zatının isimleriyle onun gönlüne tecelli eder. Cemalini o isimlerle müşahede ettirir. Rabbini bulan cenneti de unutur, kendini de unutur.

Sıra Allah’ın er Rezzak ismine geldi dedik; Rezzak her türlü rızkı veren demektir. Rızık her varlığın ihtiyacı olan her şey demektir. İnsanın da neye ihtiyacı varsa o, onun için rızıktır.

Hz. Aişe annemiz buyuruyordu; “Rızık deyince boğazdan geçeni anlayana yazıklar olsun, onun aklına şaşarım, rızık bu mudur?” dedi.

İki türlü rızık vardır biri maddi, diğeri manevi rızık. Maddi rızık madde olan tarafımıza yani bedene ait olandır, bedenin istifade ettiği her şey, yani yemek içmek, evlenmek vs.

Allah size rızık ikram etmiş, sizden eşler yaratmış, çocuklar vermiştir, torunlar vermiştir. Allah hanımı, eşi de, çocukları da, torunları da rızık olarak zikretti.

Aynı şekilde bir de manevi rızık vardır; Manevi rızık gönlün, maneviyatın, ruhun istifade ettiği her şeydir. İman bir rızıktır, Allah’ı sevmek, Allah için sevmek, muhabbetullah bir rızıktır, takva bir rızıktır. Yani Allah’a karşı sorumluluğunu bilmek, yerine getirmeye çalışmak manevi bir rızıktır.

Bütün ibadetler rızıktır. Namaz, oruç, zekât, infak etmek, hac ve aklınıza gelen bütün ibadetler birer manevi rızıktır. Çünkü gönül, maneviyat ruh onunla güçleniyor. Nasıl ki zahiri olarak rızıklanmadığımızda yani yiyip içmediğimizde beden hastalanıyor, hel3ak oluyorsa aynı şekilde manevi olarak ta rızıklanmadığımızda maneviyat helâk olur. Gönlümüz, ruhumuz, maneviyat dünyamız aç kalmış, susuz kalmış, gıdasız kalmıştır. Bu yüzden de hastalanır helâk olur. Bunun içinde Allah ayeti kerimede buyurdu;

Feizâ kadaytümüs Salate fezkürullahe kıyamen ve ku’uden ve alâ cünubiküm* feizetme’nentüm feekıymus Salate, innesSalate kânet alel mu’miniyne kitaben mevkuta. (Nisa/103)

Namazı kılıp bitirdikten sonra ayakta iken otururken yan üzeri yatarken Allah’ı zikredin. Namaz belirli vakitlerde farz kılınmıştır.

Yani zikir de bir rızıktır ki her zaman alınabilecek daimi bir rızıktır, tıpkı nefes almak gibidir. Allah’ı unutmamak, O’nu zikretmek, O’nun hesabını yapmak maneviyatımıza bir rızıktır.

Rızıklar içinde bir genel rızık vardır, bir de özel olarak ikram edilmiş rızık vardır. Mesela güneşle ısınmak bir genel rızıktır, nefes almak bir genel rızıktır. Fakat rızık ne olursa olsun yani ister maddi, ister manevi, mutlaka buna şükür lazımdır. Eğer rızkın, nimetin şükrü yapılmazsa nimete karşı nankörlük yapılmış olur ki Allah ayeti kerimede;

… innAllâhe lâ yuhıbbü külle havvanin kefur. (Hac/38)

Allah hiçbir zaman hain ve nankörleri sevmez.

Aslında her anda Allah bize rızık ikram ve ihsan ediyor, bizim de her anda şükür halinde olmamız gerekiyor. Şeytana uyanların ona tabi olanların, şeytanın kulu olanların en belirgin özelliği şükürsüz olmalarıdır. Onun için Allah şeytanı kibirlendiği için huzurundan kovarken Şeytan bir talepte bulunmuştu;

Kale enzırniy ila yevmi yüb’asûn. (A’raf/14)

Kale inneke minel münzariyn. (A’raf/15)

İnsanların tekrar diriltileceği güne kadar bana mühlet ver, bu insanların Âdem ve zürriyetinin secdeye layık olmadıklarını ispatlayacağım dedi. Allah’ta sana mühlet verilmiştir dedi, ne yapacaksın? Ayeti kerime de buyuruluyor

Kale feBima ağveyteniy leak’udenne lehüm sıratakel müstekıym. (A’raf/16)

Sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve lâ tecidü ekserehüm şakiriyn. (A’raf/17)

Şeytan dedi ki senin sırat-ı müstakımınin üzerine oturacağım. Yoldan sapmış olanlar zaten sapmıştır onlarla işim olmaz, onlar zaten benim yoldaşımdır. Ben asıl senin rızanı kazanmaya çalışanların, ebedi hayatını kazanmaya çalışanların önüne çıkıp önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından gelip onları kendime bağlayacağım. Çoğunu şükreder bulmayacaksın dedi.

Eğer biri şeytana bağlandı, on tabi olduysa o artık şükretmez, şükürsüz bir kuldur. Neden şükretmiyor, nasıl şükrettirmiyor? Şeytan ne demişti; sağından solundan, önünden ve arkasından her birinde farklı bir hilesi iledir. Eğer biri kendi hayatına bakarken olan nimete değil de olmayana bakarsa mutlaka olumsuz bir şey bulur.  Bu nimet bende yok deyip şükürsüzlük yapar. Oysa ki şükretmek için olana bakmak gerekiyor.

Hamd etmek içinde bu böyledir ki, hamd etmek te genel olarak bir şükürdür. Hem zatı nimete, hem manevi nimete şükürdür. Nimete, rızka şükreden aynı zamanda rabbine hamd etmiş, onu övmüştür. Teşekkür ederek yarabbi sen güzel yaptın demiştir. Ama şükretmeyen rabbine karşı nankörlük yapmış, (haşa) Allah’a sen güzel yapmadın demiş olur. Eğer bir kul Allah’ın yaptığını beğenmediyse o zaten kulluktan çıkmış, şeytana tabi olmuştur.

Şükür her andadır, sadece nimeti görünce değil. Eğer göremiyorsa bu unun nimete nimet olarak bakmayışındandır. Çünkü insan her an nimet içindedir, mesela aldığı nefes bir nimet verdiği nefes ise başka bir nimettir, eğer sağlıklı olmazsa nefes alamaz, aldığını da veremez. Kişi ancak nefes alamayacağı bir ortama girdiğinde veya bir rahatsızlığından dolayı ancak nefesin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlar. Görmesi, işitmesi, düşünmesi, sevmesi yani aklına ne gelirse gelsin şükredilmesi gereken bir nimetle, bir rızıkla Allah’ın Er Rezzak ismi ile karşı karşıyadır. Onun için her anında şükür üzere olması lazımdır ki nankörlerden olmasın, Allah’ın kendisine duyduğu sevgisini ilgisini kaybetmesin. Çünkü Allah nankörleri sevmez buyurdu.

{{Fekülu mimma razekakümullâhu halâlen tayyiba* veşküru nı’metAllâhi in küntüm iyyahu ta’budun. (Nahl/114)

Artık, Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.(Elmalı)}}

Allah’ın size: verdiği nimetlerin, rızkın helalinden ve güzelinden rızıklanın buyuruyor. Burası çok önemli, helâl deyince herkes kendine göre bir şeyler anlar. Örneğin helal kazanç olarak anlar ki bu doğrudur. Ama ondan öncesinde rızkın helâl olabilmesi için başka bir şey daha var, en önemli şey. Mesela ücretle bir adam tutsak ve şu işi yap desek, bu işi yapman karşılığında sana bu ücreti ödeyeceğim demiş olalım. Akşam olduğunda gidip baktığımızda bakıyoruz ki adam işi yapmamış, kendisine gösterilen işi değil başka şeylerle ilgilenmiş.

Şimdi bu adam ücreti hak etmiş midir? Etmemiştir. Yine de ücretini ödemiş olsak bu ona helâl olur mu? Helal değildir. Çünkü mesela biz şurayı kaz demiş olsam o başka yeri kazmış olsa işi yapmadığı gibi gereksiz açtığı çukuru kapatmak için zarara gireceğiz. Bu durumda adamın alacağı para helâl değil haramdır. Bütün varlık için bu böyledir, onu Allah ne için yaratmışsa o kulun o işte olması lazım. Eğer yaratılışının yerine başka bir işte bulunursa onun yediği de içtiği de yani kendi verilen tüm nimetler haramdır.

Allah insanı kendisine abd olsun diye yaratmış, o Allah’a abd olmazsa, bunun için çaba ve gayret göstermezse, iman etmezse onun aldığı nefes te haramdır, güneşle ısınması, yediği içtiği bütünüyle haramdır. Neden? Çünkü Allah onu kendisine abd olsun diye, iman etsin diye yaratmıştı, onu bun yüzden varlıkta tutuyor ve rızıklandırıyor öyle değil mi? Şimdi bu adam çalışsa gayret etse ve kazanarak helal yiyorum ya işte demiş olsa doğru olur mu? Hayır, çünkü o zaten kendisi haram, yediği içtiği helal olsa ne olacak onun gönlü haramdır. Allah’a imanla, O’nun sevgisiyle, takva ile doldurulması gereken gönlü nefsi çöplüğe dönmüş, sonrada benim yediğim içtiğim helaldir diyor. Hâlbuki Allah seni, kendisine abd olasın diye yaratmış, bunun için varlıkta tutup rızıklandırıyor, sana imkân tanıyor. Onun için eğer Allah’a abd olmuyorsak yediğimiz içtiğimiz ne olursa olsun haramdır, aldığımız nefeste buna dâhildir.

Bir nimete şükretmek için onu önce nimet olarak görmek lazım. Yani ne buyruluyordu ayeti kerimede;

.. ve in te’uddu nı’metAllâhi lâ tuhsuha (İbrahim/34)

Allah’ın nimetlerini toptan saymaya kalksanız bile onu sayamazsınız dedi. Çünkü ne yana dönersen dön karşında bir nimet vardır. Her an, her yerde bir nimet içindesin. Ama biri bunu görmek, bilmek anlamak istemediğinde ki, görmek istemeyenden daha kör, işitmek istemeyenden daha sağır kimse yoktur derler. Allah onlara kör, dilsiz ve sağır diyor.

… lehüm kulubün lâ yefkahune Biha, ve lehüm a’yünün lâ yubsırune Biha, ve lehüm azânun lâ yesme’une Biha… (A’raf/179)

Gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, kalpleri var fehmetmezler buyuruyor.

Var ama onu kullanmıyor, kullanmadığı için ona manevi olarak bakmadığı için kördür, sağırdır, kalpsizdir, dilsizdir. Çünkü Nimeti ikrar edemiyor, ya rabbi şükür diyemiyor, elhamdülillah diyemiyor.

Allah’ın Er Rezzak ismi ile ilgili ayetleri anlamaya çalışalım;

İnnAllâhe HUverRezzâku ZulKuvvetil Metiyn. (Zariyat/58)

Muhakkak ki Allah rezzaktır, rızkı verendir, sarsılmaz kuvvet sahibi O’dur. Rızkı kesintisiz veren O’dur. Rızkı verdiğinde hiç kimse ona mani olamaz, kestiğinde de hiç kimse ona rızık veremez, yani hiç kimse diğerine rızık veremez. Onun için ayeti kerimede;

Evelem ya’lemu ennAllâhe yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yu’minun. (Zümer/52)

Allah dilediğine rızkı açar, genişletir, dilediğine de rızkını daraltır ve

vAllâhu yerzüku men yeşau Bi ğayri hisab. (Nur/38)

 Dilediğine de hesapsız rızık verir. Bu herkes için bir imtihandır. Rızkı verince; genişlettiğinde de daralttığında da imtihandır. Genişletilince nasıl imtihan olur? Eğer kişi Allah’ın kendisine verdiği rızkı infak ediyorsa imtihanı kazanmıştır. Ama bu benim aklın sayesinde, ilmim sayesinde, bilgim sayesinde çaba ve gayretim sonucu verilmiş diyerek kibirlendiyse, rızkı kendisine bağladıysa o da imtihanı kaybetmiştir. Rızkı daralınca da rabbim beni bu şekilde imtihan ediyor deyip sabretiyse kazanmıştır. Ok itiraz etti ise, isyan ettiyse, rızkındaki darlığını başka şeylere ya da kendine bağladıysa yine imtihanı gene kaybetti demektir.

Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha ve ya’lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mubiyn. (Hud/6)

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allaha ait olmasın. Her canlı varlığın karar kıldığı, istikrar bulduğu bir yer vardır ve bunu Allah takdir etmiştir. Bir de onun emaneten duracağı bir yer, kabir âlemi vardır. Bunların hepsi de apaçık olan kitapta yazılıdır.

Allah her şeyi takdir etmiştir. Rızkını, yaşayacağı yeri, öldüğünde konulacağı gömüleceği yeri bile yazmış, takdir etmiştir.

Kul inne Rabbiy yebsütur rizka limen yeşau ve yakdiru ve lakinne ekseren Nasi lâ ya’lemun. (Sebe’/36)

Allah dilediği kimse için rızkını genişletir, dilediğine de miktar koyar yani kısar.

… ve ferihu Bil hayatid dünya* ve mel hayatüd dünya fiyl ahireti illâ meta’. (Ra’d/26)

Onlar dünya hayatıyla ferahlanır mutlu olurlar. Kim? Allah’a iman etmeyenler, sadece dünya hayatına bakıp hayatı sadece bu dünya hayatından ibarettir diyenler rahatlar, ferahlarlar. Oysa ki dünya hayatı ahiretin yanında sadece geçici bir istifade edildiği bir yer, bir yararlanmadır, yol azığıdır. Çünkü insan dünyada yolcudur, ebedi kalacağı yer değildir.

LeHU mekaliydüs Semâvati vel Ard* yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inneHU Bikülli şey’in ‘Aliym. (Şûra/12)

Göklerin ve yerlerin anahtarları Allah’ındır. Anahtar demek her nimetin kapısının anahtarı demektir. Allah dilediğinin rızkını açar, genişletir, dilediğinin de rızkını daraltır. O her şeyi, her şeyi ile bilendir. Eğer açıp genişletmişse bir hikmeti vardır, daraltmışsa da bir hikmeti vardır. Allah kuluna muameleyi nasıl yaparsa yapsın o O’nun rahmetidir. Kulunun ebedi hayatının hesabını yapıp öyle takdir etmiştir.

İnne Rabbeke yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inneHU kâne Bi ‘ıbadiHİ Habiyran Basıyra. (İsra/30)

Muhakkak ki senin rabbin dilediğine rızkı genişletir, dilediğinin rızkını daraltır. Muhakkak ki O kullarından haberdardır, görendir.

Ve keeyyin min dabbetin lâ tahmilü rizkaha* Allâhu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym;. (Ankebut/30)

Nice canlılar vardır ki rızkını yanında taşıyamıyor, yani sabah çıkıyor rızkını alıp akşam dönüyor. Kuşlar gibi yani, rızkını yanında taşıyamıyor, biriktiremiyor. Ama Allah onları rızıklandırır, onları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırıyor. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

Evelem yerav ennAllâhe yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yu’minun. (Rum/37)

Allah’ın dilediğine rızkı genişletip, dilediğine daralttığını görmediler mi? Bunda mü’minler için ayetler, dersler vardır, alması gereken ibretler vardır. Yani bu duruma bakıp Allah’ın oradaki muradını anlamaya çalışmaları lazım. Müminler oradaki ayeti okur, Allah’ın neden öyle yaptığını anlamaya çalışır ve anlar. Onun kendisinin ebedi hayatının hesabı için yaptığını bilir. Bu yüzden daraltmışsa ya da genişletişse hayrın orada olduğunu bilir. Allah onun ebedi hayatını kazanma imkânını tanımıştır bunu bilir. Dünyaya göre bakıp hüküm vermez.

(İbretlik bir olay; Salebe bin Hatip adlı kişi Medine’de Peygamber Efendimiz ‘den zengin olmak için dua istiyor. Peygamber Efendimiz ise kendisini “Şükrünü eda edeceğin az mal şükrünü eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır.” diyerek şükre dâvet ediyor. Fakat Salebe hiç durmadan aynı isteği tekrarlayınca Peygamber Efendimiz Salebe’ye duâ ediyor.

Rivayete göre Salebe koyun alıyor. Derken koyunları doğurmaya, çoğalmaya, böcekler gibi üremeye başlıyor. Medine topraklarına sığamaz olunca, koyunlarını vadiye taşıyor. Önce cemaati terk ediyor, sonra namazı.

Derken zekât emri geldiğinde “Bu cizyeye benziyor. Bir düşüneyim.” diyor ve zekât vermiyor.

Ardından bir akrabası kendisi hakkında âyet indiğini haber vererek zekât emrinin kesin bir emir olduğunu, cizye olmadığını, yanlışını telâfi etmesi gerektiğini söyleyince pişman oluyor ve Peygamber Efendimize zekâtını götürüyor. Fakat Peygamber Efendimiz “Allah beni senin zekâtını almaktan men eyledi.” buyurarak zekâtını almıyor.

Peygamber Efendimizin vefatından sonra Salebe zekâtını Hazret-i Ebu Bekir’e götürüyor. Fakat Hazret-i Ebu Bekir (ra): “Resulullah’ın almadığı zekâtı ben de alamam.” diyor. Salebe Hazret-i Ömer döneminde tekrar zekâtını getirmek istediyse de, Hazret-i Ömer de kabul etmiyor.

Salebe Hazret-i Osman döneminde zekâtını kabul ettiremeden vefat ediyor.)}}

Kul inne Rabbiy yebsütur rizka limen yeşau ve yakdiru ve lakinne ekseren Nasi lâ ya’lemun. (Sebe/36)

De ki muhakka ki benim rabbim dilediğine rızkı genişletir, bol bol verir, dilediğine de rızkını daraltır, kısar. Ama insanların çoğu bunu bilmiyor, anlamıyor. Kendisinin veya birilerinin yaptığını zannediyor. Yani Allah’ın rızkı daraltıp genişlettiğini bilmiyor. Neden? İman etmemiş te ondan, rabbini Rezzak olarak tanımamış, iman etmemiş te ondan

Allâhulleziy sahhare lekümül bahre li tecriyel fülkü fiyhi Bi emriHİ ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun. (Casiye/12)

Allah O’dur ki denizi sizin emrinize vermiştir, orada gemiler onun emri ve takdiri ile gitsinler diye. Sizin denizde O’nun fazlından arayasınız, faydalanasınız, bir de şükredesiniz diyedir.

HUvelleziy ce’ale lekümül’Arda zelûlen femşû fiy menâkibiha ve kûlu min rizkıh* ve ileyHİnnuşur. (Mülk/15)

Allah sizin için yere boyun eğdirmiştir, eğer bunu yapmasaydı ne olurdu? Toprak itaat etmezdi, ektiğini vermezdi. O arzın üzerinde omuzlarında yürüyün. Allah’ın size verdiği rızkından yiyin. Dönüşünüz yalnızca O’nadır.

Ve tec’âlune rizkaküm enneküm tükezzibun. (Vakıa/82)

Siz Allah’a şükrü onun size verdiği rızkı inkâr etmekle mi O’na şükrediyorsunuz. Allah’ın size verdiği rızkı yok saymakla mı Allah’a şükrediyorsunuz. Yani şükür böyle mi yapılır.

Velev besetAllâhur rizka li ıbadiHİ le beğav fiyl Ardı ve lâkin yünezzilu Bi kaderin ma yeşa’* inneHU Bi ıbadiHİ Habiyrun Basıyr. (Şûra/27)

Eğer Allah kullarına rızkı genişletseydi yani bol bol verseydi onlar yeryüzünde azarlardı. Ama Allah kulları azgınlık yapmasın, taşkınlık yapmasın diye, nefsinin hevalarına heveslerine uyup Allah’ı, ahireti unutmasınlar diye Allah onu bir takdire bağladı, bir miktar, ölçü koydu, kıstı yani. Muhakkak ki Allah kullarından haberdardır ve onları görendir.

İnnema ta’budune min dûnillâhi evsânen ve tahlükune ifkâ* innelleziyne ta’budune min dûnillâhi lâ yemlikune leküm rizkan febteğu indAllâhirrizka va’büduHU veşküru leHU, ileyHİ turce’un; (Ankebut/17)

Siz Allah’ı bırakıp başka şeylere mi, putlara mı tapıyorsunuz, kul oluyorsunuz. Sanki onlar size rızık veriyormuş gibi, Allah’ı sever gibi onları mı seviyorsunuz. Onlar hakkında yalan uyduruyorsunuz, çünkü size rızkı veren Allah’tır. Rızkı bir başkasına bağladığında Allah’tan başkasını ilâh edinmiş, kul olmuşsun demektir. Bu Allah’a iftiradır. O kimseler ki Allah’tan başka şeylere abd oluyorlar. Onlar size rızık verme gücüne sahip değillerdir. Hiçbir şeyin sahibi değildirler. Onun için rızkı Allah’tan isteyin, O’nun yanında rızkı arayın. Ve sadece, yalnız Allah’a abd olun, şükür O’nun içindir, O’na aittir. O zaman sadece Allah’a şükredin. Dönüşünüz de O’nadır. Bunun hesabını size sorar yani.

Liyunfık zû se’atin min se’atih* ve men kudire ‘aleyhi rizkuhu felyunfık mimma atahullah* lâ yukellifullahu nefsen illâ ma ataha* seyec’alullahu ba’de ‘usrin yüsrâ. (Tâlâk/7)

Allah infak et dedi herkes gücü nispetinde infak etsin dedi. Eğer onun rızkı genişse genişliğine göre infak etsin, daraltılmışsa daraltılmışlığına göre infak etsin. Allah’ın kendisi için rızkı genişlettiği kimse de kendisine ikram edildiği şekilde infak ve ikram etsin. Allah ancak kime neyi vermişse ondan mükelleftir, ondan sorumlu tutar. Kendisine vermediği bir şeyden hesaba, sorumlu tutmaz. Muhakkak ki Allah bir darlıktan sonra bir ferahlık verecektir Allah söz veriyor. Yani rızkın daralmışsa bu böyle kalır diye düşünme, bir darlıktan sonra mutlaka bir genişlik verecektir dedi. Ama o darlık zamanında da aynı şekilde infak et dedi.

Ya eyyühelleziyne amenû enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye’tiye yevmün lâ bey’un fiyhi ve lâ hulletün ve lâ şefaatün, vel kâfirune hümüz zalimun. (Bakara/254)

Ey iman edenler, iman ettiğini iddia edenler, Allah yolunda infak edin. O kendisinde herhangi bir alış verişin kabul edilmediği gün gelmezden önce, yani kıyamet günü gelmezden önce ki Allah ile alış veriş ancak dünyadadır. Allah yolunda infak edenler için Allah ne buyuruyordu? Ey iman edenler Allah ile yaptığınız alış verişten dolayı sevinin (Tevbe/111) diyordu. Bu yüzden Kıyamet günü alışverişin sonu gelmezden önce infak edin. Dostluğun bittiği gün gelmezden önce Allah yolunda infak edin. Şefaatin olmadığı günü gelmezden önce Allah yolunda infak edin. Kâfirler zalimlerin ta kendileridir.

Ne demek oldu bu şimdi? Allah yolunda infak etmeyenler zalimdir ve zalimler de kâfirlerin ta kendileridir demiş oldu. Eğer biri ebedi hayatını, cenneti kazanmak için malından infak edemiyorsa onlar zalimdir, zalimler de kâfirlerin ta kendileridir dedi. Neden kâfirdir? Hakikati örttüğü için. Hayat sadece dünya hayatı imiş, ahiret yokmuş gibi muamele etti çünkü. Allah bunu kabul etmiyor.

Femmel’İnsanu izâ mebtelâhu Rabbühu feekremehu ve na’amehu feyekulü Rabbiy ekremen. (Fecr/15)

Rabbi, insanı imtihana tabi tutup ona ikram ettiğinde, nimetlendirdiğin de Rabbim bana ikram etti der.

Ve emma izâ mebtelâhü fekadere ‘aleyhi rizkahu feyekulü Rabbiy ehanen. (Fecr/16)

Ama imtihan etmek için onun rızkını daralttığında da; rabbim beni unuttu, terk etti, ihanet etti.

Neden böyle söylüyor? Ben bunu hak etmemiştim, bunun için ihanet etti. Ama nimet verip nimetlendirince rabbim bana ikram etti diyor, rızkını daraltınca da Allah’ı hainlikle, ihanetle suçluyor. Bu mümin olabilir mi? O insan rabbini anlamaya çalışmak yerine rabbim beni imtihana tabi tutuyor, bu durumda rabbim benden ne yapmamı istiyor, nasıl davranmamı istiyor demek yerine bana ihanet etti, yani hak etmediğim bir muameleyi bana yaptı diyor.

Ve enfiku min ma razaknâküm min kabli en ye’tiye ehadekümülmevtü feyekûle Rabbi lev lâ ahharteniy ila ecelin kariybin, feassaddeka ve ekün minessalihıyn. (Münafikun/10)

Size rızık olarak verdiklerimizden infak edin, sizden birinize ölüm gelmezden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. O gün geldiğinde eğer infak etmemişseniz şöyle diyeceksiniz; Rabbim ne olur, beni yakın bir zamana kadar ölümümü tehir etsen sadaka vereyim ve Salihlerden olayım.

Ve fiys Semai rizkuküm ve ma tu’adun. (Zariyat/22)

Sizin rızkınızda göktedir, size vaad ettiklerimiz cennet te göktedir.

İnne hazâ le rizkuna malehu min nefad;. (Sad/54)

Allah bunu cenneti kazananlar için bu bizim bitmeyecek ve tükenmeyecek sizin için olan rızkımızdır. Buyurdu.

Rızık, mal ve mevki konusunda Allah Kur’an da;

Ve min rahmetiHİ ce’ale lekümül leyle ven nehare liteskünu fiyhi ve litebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun; (Kasas/73)

Allah gece ve gündüzü peş peşe getirmesinde sizin için rahmet vardır, nimet vardır. Gündüzde çalışıp Allah’ın lütfundan, fazlından arayasınız diye, gece de dinlenesiniz diye ve bir de bunlara şükredesiniz diyedir.

Ayetler devam ediyor;

Ve yevme yünadiyhim feyekulü eyne şürekâiyelleziyne küntüm tez’umun. (Kasas/74)

O gün, o kıyamet günü Allah buyuracak ki nerede o bana şirk koştuklarınız, bunlar Allah’ın ortağıdır, bunlar da Allah’ın herhangi bir ismine sahiptir dedikleriniz? Allah’ı Rezzak olarak kabul etmeyerek iman etmeyenlere bu hitabı yaptığı gün yani.

Ve neza’na min külli ümmetin şehiyden fekulna hatu burhaneküm fealimu ennel Hakka Lillâhi ve dalle anhüm ma kânu yefterun. (Kasas/75)

O gün her bir kavimden, ümmetten, cemaatin içinden bir şahit çıkardığımızda ona deriz ki getirin delilinizi. O gün bileceksiniz ki Hakk olan Allah’tır, Allah’ın söylediği haktır. Her neyi vahy etmişsek herkes onun hak olduğunu bilecek, o gün onların Allah’a iftira ile şirk koştukları şeyler de kaybolup gidecektir. Yani herkes her şeyin Allah’a ait olduğunu o gün anlayacak, hiç kimse kimseye yardım edemeyecek. Başka şeyleri ilâh edinmiş, Rezzak edinmiş olanlar görecekler ki o gün her şey Allah’a aitmiş.

İnne Karune kâne min kavmi Musa febeğa aleyhim* ve ateynahu minel künuzi ma inne mefâtihahu letenuü Bil usbeti ülil kuvveti, iz kale lehu kavmühu lâ tefrah innAllâhe lâ yuhıbbül ferihıyn; (Kasas/76)

Karun Musa’nın kavmindendi onlara karşı haddini aşmış, aşırı gidiyordu. Onun hazinelerinin anahtarlarını kuvvetli bir bölük taşıyordu, böylesine hazineler vermiştik. Kavmi ona dedi ki Bununla ferahlanma, övünme. Allah var, ahiret var. Allah böylesine mal, mülk, hazinelerle iftihar edenleri, böbürlenenleri sevmez dedi.

Vebteğı fiyma atakellahüd darel’ ahırete ve lâ tense nasıybeke mined dünya ve ahsin kema ahsenAllâhu ileyke ve lâ tebğıl fesade fiyl Ard* innAllâhe lâ yuhıbbül müfsidiyn. (Kasas/77)

Allah’ın sana verdiği mal, mülk, hazine ile ahireti kazanmaya çalış, ahireti ara. Dünyadan da nasibini unutma, yani dünyada bu maldan, mülkten, hazineden istifade et, ama bununla yapman gereken şey ahireti kazanmaktır dedi. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de Allah’ın kullarına ihsan et.. Yeryüzünde bozgunculuk yapma, fesat çıkarma. Allah bozguncuları fesat çıkaranları sevmez.

Kale innema utiytühu alâ ılmin ındiy* evelem ya’lem ennAllâhe kad ehleke min kablihi minel kuruni men hüve eşeddü minhu kuvveten ve ekseru cem’a* ve lâ yüs’elü an zünubihimül mücrimun. (Kasas/78)

Karun dedi ki ben bu hazineyi ilmim sayesinde kazandım, elde ettim. O bilmiyor mu ki biz onlardan önce böyle düşünen kavimleri, beldeleri helak ettik. Üstelik onlar daha kuvvetli, daha şiddetli idiler, daha zengindiler. Onlar daha çok taraftar sahibiydi ve güçlüydüler. Onları bile helâk ettiğimizi bilmiyorlar mı? Mücrimlere günahlarından sorulmaz.

Neden? Çünkü mücrim; imanını kaybetmiştir bu yüzden günahı ona sorulmaz. Eğer biri Allah’a karşı suç işlemişse imanını kaybetmiştir. O artık hayır mı yapmış günah mı yapmış bunun hesabı tutulmaz dedi. Birisi şayet sadece dünyayı tercih ettiyse, Allah’ın kendisine verdiği maldan infak etmediyse, bu benim ilmim sayesinde kazandığım şey dediyse o mücrimdir, onlara artık günahlarından sorulmaz dedi.

Feharece alâ kamihi fiy zinetih* kalelleziyne yüriydunel hayeted dünya ya leyte lena misle ma utiye Karunü, innehu lezû hazzın azıym. (Kasas/79)

Karun süsüyle, ihtişamı ile kavminin önüne çıktı. Dünya hayatını isteyenler Karun’a bakıp dediler ki ne olurdu, keşke Karun’a verilenin benzeri bize de verilmiş olsaydı.  Ona gerçekten büyük bir bahtiyarlık, büyük bir haz, mutluluk, saadet verilmiş dediler.

Ve kalelleziyne utül ılme veyleküm sevabullahi hayrun limen amene ve amile saliha* ve lâ yülekkahâ illes sabirun. (Kasas/80)

Kendisine ilim verdiğimiz kimseler, yani Allah’ın vahyinin ilmine sahip olan kimseler onlara; size veyl olsun, yazıklar olsun. Dediler. Hayırlı olan zenginlik, ödül, iman edip salih amel işlemektir. En büyük ödülü Allah onlara verir. Ama buna da ancak sabredenler kavuşur. Yani yokluğa, darlığa, sıkıntıya sabredenler ancak Allah’ın o ödülünü hak ederler.

Fehasefna Bihi ve Bidarihil’Arda fema kâne lehu min fietin yensurunehu min dunillâh* ve ma kâne minel muntasıriyn. (Kasas/81)

Biz de Karun’u ve onun servetini, sarayını yerin dibine geçirdik. O zaman ona kimse yardım etmedi, edemedi. Allah’a karşı ona kim yardım edebilir ki. Kendisi de kendini kurtarabilecek değildi. Allah izin vermezse insan kendisi kendisine bile yardım edemez, kendisini Allah’tan kurtaramaz.

Ve asbehalleziyne temennev mekanehu Bil emsi yekulune veykeennAllâhe yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdir* levla en mennAllâhu aleyna lehasefe Bina* veykeennehu lâ yüflihul kafirun; (Kasas/82)

Sabahleyin onun yerinde olmak isteyip keşke biz de onun gibi zengin olsaydık diyenler; Karun, sarayı ile birlikte yerin dibine battığını gördüklerinde akşam dediler ki, vay be demek ki Allah dilediğinin rızkını genişletir onu zengin yapar, dilediğinin de rızkını takdir eder kısar. Demek bu iş böyleymiş der. Eğer Allah’ın bize nimeti olmasaydı, yani biz de Karun gibi olmayı diledik, Allah bizi de onun gibi yapsaydı Allah bizi de yerin dibine batırmıştı. Vay be, demek ki gerçekten kâfirler felah bulmuyormuş.

 Tilkeddarul’ahıretü nec’alüha lilleziyne lâ yüriydune ulüvven fiyl’Ardı ve lâ fesada* vel akıbetü lilmüttekıyn. (Kasas/83)

Ahireti yeryüzünde, dünyada böbürlenmeyen ve fesat çıkarmayanlara veririz. Akıbet, sonuç, son saadet, asıl kazanmış olanlar muttakilerdir. Allah’a karşı sorumluluklarını bilip hayatı o şekilde yaşayanlardır.

Allah burada hem dünya hayatı için, hem ahiret hayatı için onu kibirlenmeyen, yani mal ile, mevki ile kibirlenmeyen, bozgunculuk, fesat çıkarmayan kimselere veririz dedi. Sonuçta ahirette onlarındır, çünkü onlar muttakilerdir. Eğer biri dünyada muttaki olur, Allah’a karşı sorumluluğunu bilir mal, mülk, mevki ile övünmeyecekse Allah onu zengin eder.

Men cae Bil haseneti felehu hayrun minha* ve men cae Bisseyyieti fela yüczelleziyne amilüsseyyiati illâ ma kânu ya’melun. (Kasas/84)

Kıyamet günü, ahirete geldiğinizde kim bir güzellikle gelirse Allah ondan daha hayırlısıyla ona mukabele eder. Kim de bir kötülükle gelirse sadece yaptığı kötülüğün cezası vardır.

İnnelleziy ferada aleykel Kur’âne le raddüke ila me’âd* kul Rabbiy a’lemu men cae Bil hüda ve men huve fiy dalâlin mubiyn. (Kasas/85)

Muhakkak ki Allah bu Kur’an ı, Kur’an da ki bütün ayetleri sana farz kılmıştır ve mutlaka Allah’a döndürülüp O’nun huzuruna getirileceksiniz. De ki; Rabbim huzuruna kimin hidayetle girdiğini bilir. Kimin de apaçık delalette olduğunu da bilir. Allah bilir ne demek? Bilir ve bildiğini de zaten söylemiştir. Kim Allah’ın kitabına ve ayetlerine, resulüne uyarsa hidayettedir, uymuyorsa delalettedir.

Ve ma künte tercu en yülka ileykel Kitabü illâ rahmeten min Rabbike fela tekunenne zahiyren lilkafiriyn. (Kasas/86)

Hitap resulAllah efendimizedir; Sana bu kitabı indireceğimizi ummuyordun, beklemiyordun. Bu sana rabbinden bir rahmettir. Kâfirlere arka çıkma, onları destekleme, koruma. Allah’ın kitabından yüz çevirenleri koruma. Bunlarda mümindir, Müslümandır deme. Bunlar da bu halleri ile cennete gidebilir deme.

Ve lâ yesuddünneke ‘an âyâtillâhi ba’de iz ünzilet ileyke ved’u ila Rabbike ve lâ tekûnenne minel müşrikiyn. (Kasas/87)

Sana indirdiğimiz bu ayetlerden sonra, seni Allah’ın ayetlerinden çevirmesinler, döndürmesinler. Sen onları rabbine, onun ayetlerine, kelamına davet et, sakın müşriklerden olma.

Ve lâ ted’u meAllâhi ilâhen âhar* lâ ilâhe illâ HU* küllü şey’in halikün illâ vecheHU, leHUl hükmü ve ileyHi türce’un. (Kasas/88)

Allah’tan başka bir ilâha da davet etme, yani Allah’tan başka birinin de gücü kuvveti vardır deme. Allah O’dur ki kendisinden başka İlâh yoktur. Her şey helak olur bir tek baki olan Allah’tır, O’nun cemalidir. Hükümde O’nundur. Siz de O’na döndürülecek, O’na götürüleceksiniz.

Elleziyne yu’minune Bil ğaybi ve yukiymûnas salâte ve mimma rezaknahum yünfikun. (Bakara/3)

O kimseler ki gayba iman ederler, namazı ikame ederler, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte müminler bunlardır.

Kul li ‘ıbadiyelleziyne amenû yukıymus Salâte ve yünfiku mimma razaknahüm sirran ve alaniyeten min kabli en ye’tiye yevmün lâ bey’un fiyhi ve lâ hılal; (İbrahim/31)

İman eden kullarıma söyle, namazı ikame etsinler, gizli ve açıktan kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak etsinler. Kendilerine alışveriş ve dostluğu olmadığı gün gelmezden önce bunu yapsınlar.

Elleziyne izâ zükirAllâhu vecilet kulubühüm ves sabiriyne alâ ma esabehüm vel mukıymis Salâti ve mimma razaknahüm yünfikun. (Hac/35)

Ki onlar Allah zikredildiğinde kalpleri ürperir. Kendisine isabet edilene sabreder. Yani Allah ona nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun o buna sabreder. O namazı ikame eder, kendisine rızık olarak verdiğimizden de infak ederler.

Velleziynestecabu liRabbihim ve ekamus Salâte ve emruhüm şura beynehüm* ve mimma razaknâhüm yünfikun. (Şûra/38)

Onlar rablerinin davetine icabet ederler, namazı ikame ederler. Onlar işlerini kendi aralarında istişare ile yaparlar. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler.

Ve enfiku min ma razaknâküm min kabli en ye’tiye ehadekümülmevtü feyekûle Rabbi lev lâ ahharteniy ila ecelin kariybin, feassaddeka ve ekün minessalihıyn. (Münafikun/10)

Sizden birine ölüm gelmezden önce kendisine rızık olarak verdiğimizden infak etsin, sonra demesin ki ya rabbi ne olur beni kısa bir süreye kadar ecelimi ertele, senin yolunda sadakatimi infak ederek ispatlayayım ve Salihlerden olayım.

Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut’ımü men lev yeşaullahu at’ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn. (Yasin/47)

 Onlara, Allah’ın size rızık olarak verdiğinden infak edin denildiğinde –kime? İman etmeyenlere- kafirler derler ki Allah dilediği takdirde doyurabileceği kimseyi biz mi doyuralım. Kâfirler müminlere derler ki siz apaçık bir delalettesiniz. Allah dileseydi onları doyururdu, biz neden doyuralım derler. Yani benim kazandığım bana aittir, ben kimseyi doyurmak zorunda değilim. Madem rızkı Allah veriyor O dilerse onları da doyurur diyerek müminlere siz yanlış düşünüyorsunuz derler.

Zaten dilenciler gelip bir şeyler isterken bakıyorsunuz dilimize dolanmış yanlış bir söz var, yani ancak bir kâfirin söyleyeceği bir kelime var. Nedir o? “Allah versin” Bu yanlış. Allah zaten veriyor, Allah sana vermiş, senin elinle de ona vermek istiyor. Bu bir imtihan sorusudur. Yanlış bir kelimedir. Eğer verebiliyorsak vermeliyiz. Veremiyorsak en güzel söz ne ise onu söylüyoruz. (Duha/10)

Kul inne Rabbiy yebsütur rizka limen yeşau min ‘ıbadiHi ve yakdiru leh* ve ma enfaktüm min şey’in feHUve yuhlifuh* ve HUve hayrur razikıyn. (Sebe/39)

De ki rabbim dilediği kimseye rızkı genişletir, açar, dilediğine de rızkı daraltıp kısar. Her neyi infak ederseniz Allah onun yerini doldurur, O en hayırlı rızıklandırandır.

Eğer biri Allah’ın ayetlerine, sözüne itimat ediyorsa verirken korkmamalıdır. Ben onun yerini dolduracağım diyor Allah. Eğer bir insan böyle iman etmezse Allah’a ve O’nun sözüne güvenmiyor demektir. Onun için sorun iman sorunudur.

Kul men yerzukuküm mines Semavati vel Ard* kulillâhu ve inna ev iyyaküm leâla hüden ev fiy dalâlin mubiyn. (Sebe/24)

De ki sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah. De ki ya biz hidayet üzereyiz, siz delalet üzere, ya da biz delaletteyiz siz hidayet üzeresinizdir. İkimiz birden hidayet üzere olamaz, çünkü sizinle biz aynı değiliz, biz Allah’a iman ediyor O’nun emirlerine göre yapıyoruz. Yani Rızkı Allah’tan bilen Allah yolunda infak ederken bunu imanının gereği olarak yapar. Yapmayan da imanın da bir problem vardır onun için yapamıyordur. Çünkü o dünyayı ön plana almış ona göre yaşıyor.

Ve men yaknüt minkünne Lillâhi ve RasûliHİ ve ta’mel salihan nü’tiha ecreha merreteyni ve a’tedna leha rizkan keriyma. (Ahzab/31)

Sizden her kim Allah’a ve resulüne karşı edepli olursa, huzurunda divan durursa ve salih amel işlerse onun ecrini tekrar tekrar mükâfatını veririz. Bir de ona ayrıca Kerim bir rızık hazırlamışız, cenneti hazırlamışızdır. Allah cennet için Kerim rızık dedi.

Ve keeyyin min dabbetin lâ tahmilü rizkaha* Allâhu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym. (Ankebut/60)

Nice canlılar vardır ki rızkını yanında taşımaz, Allah onları da sizi de rızıklandırır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

Kul men yerzükuküm mines Semai vel Ardı emmen yemliküs sem’a vel ebsare ve men yuhricülhayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve men yüdebbirul emre, feseyekulunAllâh* fekul efela tettekun. Yunus/31)

De ki; Gökten ve yerden sizi kim rızıklandırıyor? Kulakların ve gözlerin maliki kimdir? Demek ki göz de kulak ta başka bir rızık çeşidi imiş. Allah soruyor bunların sahibi kim? Ölüden kim diriyi çıkarıyor, diriden de kim ölüyü çıkarıyor, her şeyin emrini, tedbiri hükmü kim veriyor. Diyecekler ki Allah. Sen de onlara de ki o zaman takva sahibi olmayacak mısınız, Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilip O’nu dinlemeyecek misiniz, itaat etmeyecek misiniz, vahyine kulak vermeyecek misiniz?

Elleziy ce’ale lekumul’Arda firâşen vesSemâe binâen ve enzele mines Semâi mâen feahrace Bihî minessemerati rızkan leküm, felâ tec’alu Lillâhi endâden ve entüm ta’lemûn. (Bakara/22)

Allah size öyle lütufkârdır ki yeryüzünü sizin için döşek, göğü de üzerinize tavan yaptı. Size gökten su indirdi, size o suyla yerden rızık çıkardı. Rızkı başkası veriyor diye Allah’a şirk koşmayın, O’na ortaklar edinmeyin. Siz bunu biliyorsunuz.

Yâ eyyühelleziyne amenû külû min tayyibati mâ razaknâküm veşkürû Lillâhi in küntüm iyyahü ta’büdûn. (Bakara/172)

Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin, Allah’a şükredin. Eğer siz O’na abd oluyorsanız. Yani eğer siz Ben Allah’ın kuluyum, abd ıyım diyorsanız şükrünüzü Allah’a yapmalısınız.

HUvelleziy yüriyküm âyâtiHİ ve yünezzilü leküm mines Semai rizka* ve ma yetezekkeru illâ men yüniyb. (Mümin/13)

Size ayetlerimi gösteren, sizin için gökten rızkı indiren O’dur. Ama dedi Allah bunu ancak Allah’a dönmüş olan gönül sahipleri anlar.

İnnelleziyne yetlune KitabAllâhi ve ekamus Salete ve enfeku mimma razaknahüm sirran va alaniyeten yercune ticaraten len tebur. (Fatır/29)

O kimseler ki Allah’ın kitabını okurlar ve onlara uyarlar. Namazı ikame ederler, Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açıktan infak ederler. Onlar Allah ile öyle bir ticaret yapmışlardır ki bu ticaretlerinin batma, zarar etme ihtimalinin olmadığını da bilirler.

Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm* hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard* lâ ilâhe illâ HU* feenna tü’fekûn. (Fatır/3)

Ey insanlar, Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın, unutmayın. Allah’tan başka bir Halık mı var, bir yaratıcı mı var. Sizi gökten ve yerden o rızıklandırıyor. O’ndan başka ilâh yoktur. Hal böyle iken nasıl döndürülüyorsunuz.

VAllâhu ce’ale leküm min enfüsiküm ezvacen ve ce’ale leküm min ezvaciküm beniyne ve hafedeten ve razekaküm minettayyibat* efe Bil bâtıli yu’minune ve Bi nı’metillâhi hüm yekfurun; (Nahl/72)

Allah size sizden yani kendi cinsinizden eşler yaratmıştır. Bir de sizin için eşlerinizden çocuklar ve torunlar ikram etmiştir. Sizi temiz olanlarla rızıklandırmıştır. Siz şimdi bundan başka batıla mı iman edeceksiniz. Batılı yanlış olanımı seviyorsunuz. Allah’ın nimetlerine nankörlük mü yapacaksınız. Bu nimetleri görmezden mi geleceksiniz.

VAllâhu faddale ba’daküm alâ ba’din fiyrrızk* femelleziyne fuddılu Bi raddiy rızkıhim alâ ma meleket eymanühüm fehüm fiyhi seva’* efe Bi nı’metillâhi yechadun. (Nahl/71)

 Rızık konusunda Allah kiminizi kiminizden üstün. faziletli kılmıştır. O fazla verilmiş olanlar rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki eşit olsunlar. Şimdi onlar Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar.

Ve yerzukhu min haysü lâ yahtesib* ve men yetevekkel ‘alAllâhi feHUve hasbüh* innAllâhe baliğu emriHİ, kad ce’alAllâhu likülli şey’in kadra. (Tâlâk/3)

 Allah, akla ve hayale gelmeyecek, hesap edilemeyecek yerden insanı rızıklandırır. Her kim ki Allah’a tevekkül ederse o ona yeter, yani Allah ona yeter. Mutlaka Allah’ın emri yerine getirilir. Muhakkak ki Allah her şey için bir ölçü koymuş, takdir koymuştur.

Ahiret rızkı ile ilgili birkaç ayet okuyalım: Allah buyurdu ki

Züyyine lilleziyne keferul hayatüd dünya ve yesharûne minelleziyne âmenû* velleziynettekav fevkahüm yevmel kıyâmeti, vAllâhu yerzuku men yeşâu Bi ğayri hisab. (Bakara/212)

Dünyada iken kâfirler müminlerle zenginliklerinden dolayı alay ederler. Oysaki kıyamet günü iman edenler onların üzerindedir ve Allah onlara hesapsız rızık verir. O gün de müminler onlarla alay ederler.

Lâ yesme’une fiyha lağven illâ Selâma* ve lehüm rizkuhüm fiyha bükreten ve ‘aşiyya. (Meryem/62)

Onlar orada boş söz işitmezler, işittikleri söz selamdır. Onlara özel olarak orada sabah akşam Allah’ın özel ikramı, rızkı vardır.

Ülaike hümül mu’minune Hakka* lehüm deracatün ‘ınde Rabbihim ve mağfiretün ve rizkun keriym. (Enfal/4)

O gerçek manada ki müminler için rableri katında dereceleri vardır. Bir de onlar için mağfiret vardır ve onlara kerim bir rızık vardır.

Rasûlen yetlû ‘aleyküm âyâtillâhi mubeyyinatin liyuhricelleziyne amenû ve ‘amilussalihati minezzulumati ilenNûr* ve men yu’min Billâhi ve ya’mel salihan yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel’enharu halidiyne fiyha ebeda* kad ahsenAllâhu lehu rızka. (Talak/11)

Allah size resulünü ayetlerini okuyup açıklasın diye göndermiştir. İman edenleri karanlıklardan aydınlığa, zulümattan aydınlığa çıkarsın diye göndermiştir. Her kim ki Allah’a iman ederse ve salih amel işlerse onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarız ve onlar orada ebedi olarak kalırlar. Allah onlara gerçekten güzel bir rızık vermiştir.

Allah cenneti ve içindekileri rızık olarak veriyor. Neye karşılık? Allah resulü, Allah’ın ayetlerini açıkladığında onu dinleyenlere, Allah’a iman edip salih amel işleyenlere, karanlıklardan, zulümattan nura, aydınlığa çıkmayı kabul etmelerine karşılıktır. Allah hepimizi Rezzak ismine iman edenlerden eylesin. Bütünüyle rızkı Allah’tan kabul ederek buna iman edenlerden eylesin. Kendisini ya da malını ya da aylığını Rezzak olarak görenlerden eylemesin. Rızık konusunda Allah’a şirk koşanlardan eylemesin. Allah hepimizi O’na şirk koşmaktan muhafaza eylesin. Allah hepinizden razı olsun. (M. Hüseyin- esma dersleri derleme)

*******************************************************************

MESNEVİDE RIZIK

Bu âlemde binlerce canlı, sıkıntısız hoş bir halde yaşamakta, geçinip gitmektedir.

Üveyk kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde, ağaçta Hakk’a şükreder.

Bülbül “Ey duaya icabet eden Mevlâ! Rızık hususunda itimadımız sana” diye hamd eyler.

Böylece sivrisinekten tut da file kadar bütün mahlûkat Hakk’ın ailesidir; Hak da ne güzel aile reisi!

Rızık yiyen boğaz kesildi mi “Onlar Rab’lerinden rızıklanır, ferahlar” nimeti hazmedilir.

Gönlüne geçim kaygısını az koy! Sen kapıda oldukça rızkın da azalmaz.

“Rızkınız gökyüzündedir” âyetini duymadın mı? Neden bu aşağılık yere saplanıp kaldın?

Kendinize gelin; O’ndan isteyin, başkasından değil; suyu denizde arayın, kuru derede değil!

Açlık korkusunda, bu titreyiş de nedir? Allah’a dayanmakla tok yaşanabilir pekalâ!

Doğan, rızkını padişahın elinden umduğu için bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir.

HİKÂYE

Dünyada yemyeşil bir ada vardı; orada da yalnız başına obur bir öküz yaşardı.

Akşama kadar bütün ovada otlar, doyar; semirip şişerdi.

Gece olunca “yarın ne yiyeceğim” diye düşünceye dalar, bu düşünce onu dertlendirirdi.

Sabah olunca ova yine yeşermiştir. Yeşillik, çayır, çimen, ta bele kadar büyümüştür.

Öküz, öküz açlığına tutulmuştu; akşama kadar tekrar bütün ovada baştanbaşa otlar, bitirirdi.

Derken akşam oldu mu tekrar açlık korkusuna düşer; bu korkuyla titremeye başlar, yine korkusundan zayıflardı.

“Yarın yayım zamanı ne yiyeceğim, ne edeceğim?” diye düşünür dururdu. Yıllardır, o öküz bu haldeydi işte.

“Bunca yıldır bu yeşilliği otlar, bu çimenlikte yayılırım.

Hiçbir gün rızkım azalmadı. Bu korku nedir, bu gönlümü yakıp yandıran gam nedir?” diye düşünmez bile.

İşte nefis, o “öküz”dür, yeşil ova da “dünya”. Nefis ekmek korkusu ile daima zayıflar durur.

Sen nasıl rızka düşkün bir âşıksan, rızık da sahibine öyle düşkün bir âşıktır.

Dilesen de dilemesen de rızkın, senin aşkınla koşa koşa gelir, sana ulaşır. (Mevlana- mesnevi)

Birisi Dâvûd (a.s.) zamanında her akıllı ve ahmak adamın yanında daima şöyle dua edip dururdu:

“Ya Rabbi, bana zahmetsiz, eziyetsiz bir rızık, bir servet ver. Beni tembel, hor, hakir, ağır ve miskin yarattın. Ya Rabbi, senden zahmetsiz, eziyetsiz ve ummadığım bir rızık istiyorum. Zaten istemekten başka bir şeye çalıştığım yok ki!”

Halk onun bu sözlerine güler ve derlerdi ki:

“Bu sersem ne söylüyor, yoksa birisi buna esrar mı yutturdu da aklını aldı.” derlerdi. Birisi alaya alır, gülerek,

“Haydi yürü, rızkın ulaştı, müjdeci geldi.” derken başka birisi,

“Sana gelenden bize de hediye ver.” diye dalga geçerdi.

Bir gün kuşluk vakti, adam dua edip dururken bir öküz koşup geldi, adamın kapısını boynuzlayıp evinin avlusuna daldı. Adam da sıçrayıp öküzü kesti ve derisini yüzdürmek için kasaba gitti. Öküzün sahibi durumu görüp:

“Ey karanlıkta benim öküzümü aşıran, neden benim öküzümü kestin? Nerede senin insafın?” diye çıkıştı. Adam ise;

“Ben, Allah’tan rızık istiyordum. Bunun için gece-gündüz dua ediyordum. İşte duam kabul oldu. Allah, bana bunu rızık olarak verdi.” dediyse de öküzün sahibi hem adamı tokatladı, hem de onu çeke çeke Dâvûd  (a.s.)’ a götürüp davacı oldu.

Davada halk toplandı. Herkes öküz sahibinin tarafını tutuyordu.

Dâvûd (a.s.) iki tarafın davasını dinledi ve adamın (öküzü kesenin) haksızlığına karar verdi. Bunun üzerine adam secdeye kapanıp:

“Ey benim yanıp yakıldığımı gören Allah’ım! Dâvûd (a.s.)’un gönlüne de o nuru ver. Gönlüme saldığın ziyayı onun gönlüne de sal, ey ihsan sahibi Rabbim!” diye yakardı.

Onun bu niyazı Dâvûd (a.s.)’un gönlünü yerinden oynattı. Öküz sahibinden bir günlük müsaade istedi ve halvete girip duaya yöneldi. Allah da bu işin gerçek yüzünü ona bildirdi.

Ertesi gün dava için divan kurulduğunda Dâvûd (a.s.) öküz sahibine,

 “Bu davayı bırak, öküzü bu Müslümana helal et de git.” teklifinde bulununca öküz sahibi de davayı dinleyenler de bu kararı zulüm olarak gördüler. Dâvûd (a.s.) ise,

“A inatçı, bütün malını, mülkünü hemencecik ona bağışla. Yoksa bak, işin fena olur, yaptığın zulüm ortaya çıkar.” diye ikaz etti. Öküzün sahibi buna da karşı çıktı ve kabul etmedi Dâvûd (a.s.) üçüncü defa,

“Ey bahtı körleşmiş adam, sen laf anlamaz mısın? Yürü, sen de çocukların da onun kölesidir, karın da! Artık fazla söylenip durma.” dedi. Öküz sahibi Dâvûd (a.s.)’u kınayıcı sözler söylüyor, halkta onu tasdik ediyordu. Bunun üzerine Dâvûd (a.s.) halkı bir ovada, bir ağacın yanında toplayarak durumu şöyle açıkladı:

Öküz sahibi, dua eden adamın babasının kölesiydi. Karısı da aynı adamın cariyesiydi. Bu köle ve cariye birleşerek efendilerini bu ağacın altında kestiler. Onların kendisini keseceklerini anlayan adam, onlara para verdi, vaad de bulundu, yalvardı, ağladı. Ama dinlemediler. Adamı kestiler; vücudunu bir yere, başını da, üzerinde katilin adı yazılı bulunan bıçakla birlikte ağacın yanına gömdüler. Parasını ve malını gasp ettiler.

Dâvûd (a.s.)’un emriyle gösterilen yerler kazıldı. Öldürülenin cesedi, başı ve suç aleti bıçak bulundu. Aynı bıçakla katil öldürülüp kısas yapıldı.

Hak da bu şekilde yerini buldu. (Mevlana/mesnevi)

{{“Ve ahiru davanâ enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.}}

(Devam edecek)

 

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Temmuz 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,