RSS

ESMA DERSLERİ – 14 – EL MÜHEYMİN (A)

el-muheymin

………Euzübillahimineşşeytanirracim,

………Bismillahirrahmanirrahim

………Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

………De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

………“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

………Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 ………“Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

………Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

………************************************

………EL MÜHEYMİN

………El Müheymin; kendi katında ve mülkünde olan her şeyi kendisine ait ve üzerinde bulunduğu her şey ile gören-adil kimse demektir.

………El Müheymin; gizliyi ve açığı bilen, şükrü ve şikâyeti işiten, zarar ve sıkıntıyı giderendir. Buna göre bu makamı gören kimse kendi halini gözetir, vakitlerini muhafaza eder, nefeslerini sayar.

………Bilinmelidir ki; Haklar, haklık/hakkıyyet mertebesi ile halklık/halkıyyet mertebesi arasında gider gelir. Varlık mertebelerinden olan her bir ayn’ın bir hakkı ve bir de görevi vardır. Her hak sahibinin de kendi hakkına bakan, bu hakkın eksiklik ve artışını gözlemleyen birisi olması gerekir.

………Kuşkusuz ki Allah’ın kulları üzerinde bir takım hakları vardır. Bunlar yüce katına yaraşır tarzda tâzim, emrine uyma ve ibadet gibi haklardır. Buna karşık kulların da Hakkın kendi nefsine vacip kıldığı keremine karşılık Allah üzerinde bazı hakları vardır.

………Buna göre Hakkın kulları üzerinde ki hakkı, itaatlerde emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak. Kulların hakkı ise derecelerin meydana gelmesidir. Bu nokta da Hakka ait olanlar, “zatî”, buna karşın kul için olanlar ise va’didir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur;

………“Sizinle ahit yaptığımda benim ahdimi yerine getiriniz.” (Bakara/40)

………Bu bağlamda kulun hakları konusunda görüş belirtenler farklı düşünceler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bunların hakkın ihsanından olduğunu belirtmişlerdir. Bunun nedeni Hakkın herhangi bir şeyi yapmak zorunda kalmaktan münezzeh olmasının gereğidir.

………Bazıları bu hakların kulun bir hakkı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur;

……...“Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır.” (En’an/54)

………Kuşkusuz ki Allah kendisini en iyi bilendir. Ve O, kendisini de kullarına “şeriat” yaptığı hükümlerin altına dâhil etmiştir.

………Bu bağlamda Allah Teâlâ haram hakkında şöyle buyurmuştur; “Kendime zulmü haram kıldım.” Mekruhluk hakkında ise; “.. kerih görürüm. O kulları için küfre razı olmaz.” Mübahlık hakkında şöyle buyurmuştur; “Dilerse sizi giderir”. Mendupluk hakkında ise şöyle buyurmuştur; “Yaptığınız herhangi bir hayrı inkâr etmeyeceğiz.”

………Binaenaleyh Hak, işin/emir kendisinden onlara yönelik olması için kullarına “şeriat” diye gönderdiği her hüküm ile kendisini nitelemiştir. Çünkü hüküm Rab ile merbub arasında gider gelir ve Rab’den merbubuna akseder.

………Nitekim ehl-i Keşfin bilgisinde meselenin böyle olduğu sabit olmuştur.

………Buna göre her iki tarafın da şahitliği, elde edilen şeyin bir açıdan lehte, bir açıdan ise aleyhte olması durumudur. Binaenaleyh her varlık, yaratanının kemâli üzerinde bulunmakla bir “Şahit”’ tir. Yaratan da her şeye “Yaratma” ile şahittir. Şu halde meydana gelen her şey, şahidinin aynıdır. Bunun nedeni akislerin birleşmesi ve hakikat ile kaim olmaktır. (Sadreddin Konevî-Esma-i Hüsna şerhi/50-52)

………*******************************************************************

………el’MÜHEYMİN

………Bu ismin, Allah hakkındaki mânası şudur: O (Allah), yaratmış olduğu mahlûkatının amelleri, rızıkları, ecellerini bilip muhafaza eder. Her muhafaza ile memur olana Müheymin derler. Bir şeye göz kulak olan kişi o şeyin koruyucusu ve müheymindir demektir. Şu halde israf (gözlem) ilme, istilâ ise Kudretin kemaline, muhafaza ise akla racidir. İşte bu manaların hepsini ancak (Müheymin) ismi içine alır. Bu mânâları tam mânâsiyle ve kayıtsız şartsız ancak Allah tahakkuk ettirir, başkası değil. Bu sebepledir ki,

………(El-Müheymin) ismi, kadim kitaplarda da Allanın isimlerinden sayılmıştır.

………TENBÎH :

………Kendini murakabe eden, kendi kusurlarını anlayan ve düzeltmeye çalışan, kendisini iyi hal üzere devam ettirmeyi başaran her kul kalbine hakim olma itibari ile müheymindir. İsraf ve ittilaı daha da genişletip Allah’ın kullarına yol gösterme imkânına sahip, feraset ve istidlal tariki ile iç ve dış yüzlerine de vak’f olup da onları irşat edebilirse tabii ki bu manadan nasibi son derece fazla olmuş olur. (Gazali-Esma-i Hüsha şerhi/78)

………******************************************

………EL MÜHEYMİN.

……Taallûk

………Hz. Muhammedi’in ümmetinden olmak ve onu tasdik edenler arasında bulunmak amacıyla bu isme ihtiyaç duyulur.

……...Tahakkuk;

………Müheyminiyyet, varlığa şahitlik yapıp ve onlar hakkında değerlendirme de bulunmak demektir. Eğer evrende ki hareket ve sükûneti gözlemlemek ve onlarda ki hafiziyeti müşahede etmek istenirse bu ismin tahakkuku gerekir. Müheymin’de Hafîz ve Rakîb isimlerinin anlamları da bulunmaktadır.

………Tahalluk

……...“İşte böyle sizi bütün insanlar üzerine adalet örneği, hak şahitleri olasınız, peygamber de sizin üzerinize şahit olsun diye doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen ir toplum yaptık.” (Bakara/143)

………Ayetinde ki “en nâs” terimi, çıkarılan her ses şeklindedir. “en nevs” kelimesi ses anlamında olup bir rivayete göre “Nâs” kelimesi de bu kökle bağlantılıdır. Böylece insan kendisine şahitlikte bulunan her şey (in sesini duymak), evrende ki gelişmeleri gözlemlemek ve böylece hikmetli yaratılışla şahitlik yapmak suretiyle tekâmüle ulaşarak yeryüzünde Hakkın şahidi olma şerefine yükselir. (İbn. Arabi-Allah’ın isimlerinin sırları ve manalarının keşfi/51)

………*****************************************************************

         EL MÜHEYMİN

         Muheymin ismi Kur’an da Haşr suresinin son ayetlerinde şöyle geçmektedir.

………“O Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mu’min’dir, Muheymin’dir.” (Haşr/23)

………Ez Züccaci, el Hatıbi ve diğerleri bu ismi şöyle açıklar; “Müheymin” kelimesinin aslı “Müeymin”dir. Kolaylık için kelimede ki hemze harfi “ha” harfine dönüştürülmüştür. Arap dilinde bu tür dönüşümler vardır.”

………el-Halîmî der ki: “Müheymin, kıyamet günü, kendisine ibadet edenle­rin ibadetinden ve sevabından bir şey eksiltmeyendir. Allah, sevap vermekten aciz kalmadığı gibi onu zorlanarak veren de değildir. Bu yüzden kullarının bazı iyi amellerini gizleme veya inkâr etme ihtiyacı duymaz. O, cimri değildir ki, verdiği sevapları çok görsün ve bu nedenle bazı amelleri gizlesin. Sevap vermekle kendisinden ve mülkünden bir şey eksilmez ki, sevabını kısıp sınır­lasın. O, mülkünden faydalanan değil ki, başkası faydalandığında mülkünden bir şey eksilsin.

………Allah, iyilerin iyiliklerinden ve sevabından bir şey eksiltmediği gibi, asile­rin de isyanlarından ve hak ettikleri cezalardan bir şey arttırmaz. Zira yalan ve haksızlık O’nun hakkında mümkün değildir. Allah, cehennem ehlinin azabını “ceza” (amellerin karşılığı) olarak adlandırmıştır. Bu yüzden günah olmayan şeyin cezası (karşılığı) yoktur. Bu da Allah’ın inkârcıların ve asilerin cezalarını arttırmayacağını göstermektedir.

………Müfessirler, Allah’ın Müheymin ismini “Güvenilir” olarak işte böyle açıklamışlardır. İbn Abbas, Maide sûresi 48. âyette geçen “Müheyminen aleyh” ifadesini doğrulayıcı olarak açıklamış ve şöyle söylemiştir: “Müheymin, doğrulayıcı, tasdik edici ve güvenilir anlamındadır. Kur’an, kendi­sinden önceki kitapları doğrulayan bir kitaptır.”

………Mücahid de söz konusu ifadeyi benzer şekilde açıklamış ve şöyle söyle­miştir: “Müheyminen aleyh”, kendisinden önceki semavi kitapları tasdik eden, doğruluğuna tanıklık edendir.”

………Ebû Süleyman ise bu ismi şöyle açıklamıştır: “Müheymin, kullarının sözlerine ve fiillerine şahit olandır. Şu âyet bu anlama işaret etmektedir:

………“Se­nin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldı­ğınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabb’inden uzakta (saklı) kalmaz.” (Yûnus/61)

………Bazı âlimler Müheymin’i “Bir şeyi gözetleyen ve koruyan” şeklinde ta­nımlamışlardır. Zira bazı dilbilimciler kelimenin aslı olan “heymene”nin, bir şeyin başında durmak, gözetlemek ve korumak anlamında olduğunu söyle­miş ve şu mısrayı delil göstermişlerdir:

………Peygamberden sonra insanların en hayırlısı İyilik ve kötülükte Allah’ın yolunu koruyanlardır. (Beyhaki)

………İbn Kesir der ki: “İbn Abbas ve diğerleri, aşağıdaki âyetler de olduğu gibi bu ismi gören-gözetleyen anlamında, “Kullarının amellerini görüp-gözeten” şeklinde açıklamışlardır.

………“Allah her şeyin üzerinde şahit olandır.” (Buruc/9)

………“Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (başkaldırılır?)” (Ra’d/33)

………Râzî ise Müheymin ismini şöyle açıklar: “Müheymin, doğrulayan, güvende kılan anlamındaki Mü’min ile eşanlamlıdır.” Hasan Basri bu ismi “Tasdik eden, doğrulayan” şeklinde açıklamıştır. Özetle bütün bu tanımla­malar, Müheymin isminin Mü’min ismine yakın anlam ifade ettiğini göstermektedir. Elbette Allah, en doğrusunu bilir.” (F. Razi)

………BU İSİMLERİ BİLMENİN FAYDALARI (Mü’min-Müheymin)

………1- Bu ismi bilen her Müslüman, Allah’ı gönülden tasdik etmeli, O’nun indirdiği her şeye içtenlikle inanmalıdır. Daima O’nun adını zikrederek kalbini huzur ve güvene kavuşturmalıdır.

………2 – İsyan edip günah işleyeceğinde, O’nun seni gördüğünü hatırlayıp O’ndan hayâ etmeli ve cezalandırmasından korkmalısın. Kendisine itaat etti­ğinde yine O’nun seni gördüğünü hatırlamalı, O’nun affını, lütuf ve ihsanını ümit etmelisin.

………3 – Sana fayda veya zarar versin, sevindirsin veya kızdırsın daima doğru şahitlik yapmalısın. Senin, anne babanın ve yakın akrabaların aleyhinde bile olsa doğru şahitlik yapmaktan kaçınmamalısın. (İbn. Kesir*Kurtubi-Beyhaki-Es Sadi-İbn Kayyım el-Cevziyye/ Esmaü’l-Hüsna-333-335))

………************************************************************

………EL MÜHEYMİN

………Bu vasıf hakkında da oldukça değişik açıklamalar yapılmıştır. Aralarında İbn Abbas’ın da bulunduğu bir kısım müfessirler “İnsanların yaptıklarını gözeten” diyerek Şehîd, Rakîb anlamını verirler. Ez Zemahşeri; “Koruyan (el Hafîz) manasını da ekler. Bazı bilginler ise el Emîn anlamı üzerinde dururlar.

………El Halimî’ye göre “El Müheymin; kıyamet gününde itaat ehlinin sevaplarından hiçbir şey ekşitmeyip mükâfatlarını verendir.” El Cübbaî; “Eşya ve varlıklar üzerinde emîn olan” diyor. Zira Müheymin-en’aleyhi; emîn-en anlamındadır.

………Bir başka açıklamaya göre ise Müheymim; “tasdik eden” olmalıdır. Yani Allah her söylediğinde doğrudur”

………Lügatçi ez-Zebidî de şöyle diyor; “Eski (Kur’andan önceki) kitaplarda ve Kur’an da Allah’ın sıfatlarındandır. Başkasını korkudan emin kılan, yani el mu’min, veyahut Şâhid diye tefsir edilmiştir. Blachere; Süryani’de ki mehaymana kelimesiyle ilgili görmekte ve “koruyan-saklayan anlamını vermektedir.

………Kur’an ın tamamında bu kökten sadece muheymin sıfatı gelmekte ve iki yerde geçmektedir. Birinde Kur’an ı kerimin vasfıdır;

………“Kendisinden önceki kitabı tasdik edici ve ona şahit (muheymin-en) olarak gerçekle sana indirdik. (Maide/48)

………Burada muheymin hakkında tâbiun müfessirlerinden bir kısmı “şehîd”, bir kısmı “emîn”, bir kısmı da “Hâkim” demiştir. İbn. Abbas’tan ise her üç tefsir ayrı ayrı yollarla nakledilmiştir. Aslında bunların hepsi de birbirlerine yakın anlamlardır ve muheymin bu izahların bütününü içine alır.

………Şu halde Kur’an kendisinden önce ki kitaplar üzerinde Şâhid, Emîn, Hâkim’dir. Çünkü son ilahi kitap olarak öbürlerinin de güzelliklerine sahip bulunmakla birlikte, başka meziyetleri de vardır. Bir ayette ise liflamlı ve mücerret olarak Allah’ı tavsif eder. (Haşr/23) (Prof. Dr. Suad Yıldırım- Kur’an da Ulûhiyet/270-271)

………**************************************************************

         “EL MÜHEYMİN”

………El Müheymin ismi ihtivai yani çok kapsamlı olan bir isimdir. Kur’an da;

………“O öyle bir Allah’tır ki O’ndan başka ilah yoktur. El Melik’tir (mülkün sahibi), el Kuddûs’tür (son derece mukaddestir), es Selâm’dır (selâmete erdirendir), el Mü’min’dir (güveni sağlayandır) el Müheymin’dir (görüp gözetendir), el ‘Azîz’dir (Üstündür), el Cebbar’dır (zorludur), el Mütekebbir’dir (büyüklükte eşi olmayandır) Allah müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir. (Haşr/23)

………Ayetinde isim olarak geçer. İçerik olarak kuvvet delaletleri ve tam bir egemenlik ihtiva eder. Çünkü el Müheymin; egemen olduğu her şeyi yapma gücüne sahip olan demektir. Eğer bir şeyde hayır yani iyilik murat ederse onu işler, eğer bunun dışında bir başka şey murat ederse onu işler. Bütün bunların hepsi içinde sebepler vardır.

………Çünkü el Müheymin isminin ihtivai yani çok kapsamalı bir manaya sahip olması, yüce Allah’ın isimlerinin manalarını kapsaması itibarıyladır. Zira bu Allah’ın vahdaniyetine, yani birliğine delalet eder. Bu isim aynı zamanda mülkünde el Melik ismini kapsar, kutsiyeti veya kutsallığı itibarıyla bu el Kuddûs ismini kapsar. İşte bu nedenledir ki el Müheymin ismi, mefhum ve kavram olarak olsun, yüce Allah’ın bundan sonra sırasıyla gelen en güzel sıfatlarına delaleti itibarıyla olsun hepsini mana olarak kapsamına alır. Bu itibarla el Müheymin ismi, kendisinden sonra gelen isimleri de mana olarak içerdiğinden el ‘Azîz, el Cebbar, ve el Mütekebbir demektir. Çünkü Allah müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir. O yaratıcı olması hesabıyla el Hâlık’tır, var eden itibarıyla el Bâri’dir, varlıklara şekil vermesi yönünden el Musavvir’dir. Zaten en güzel isimler de O’nundur. İşte el Müheymin ismi bütün bu isimlerin manalarını içermektedir.

………Çünkü el Müheymin her şey emrinde olan demektir. O’nun emri ile güçlü olanı da zayıf olanı da aynı gezegende, güçlünün zayıf üzerinde baskı kurmaksızın yan yana yaşarlar. Aslında ibret almak ve ders çıkarmak isteyenler için bu bir ibrettir, bir derstir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

………Baksana şu gerçeğe, Allah bir bulut sevk ediyor, sonra onun açlığını birleştiriyor, sonra onu yoğunlaştırıyor da sen onun içinden yağmurun çıktığını görüyorsun. Bir de gökten, ondaki dağlardan bir dolu yağdırıyor ve onu dilediğine isabet ettiriyor, dilediğinden uzaklaştırıyor. Şimşeğin parıltısı da neredeyse gözlerini alıverecek. Allah gece ile gündüzü art arda çeviriyor. Şüphe yok ki bunlarda gözü olanlar için kesin bir ibret vardır.” (Nûr/44)

………El Müheymin; Her hayır ve iyilik elinde olan, şeriki ve ortağı olmayan, her şeyden münezzeh olan, Kendisinden başka ilah olmayan ve Kahhâr olan zat demektir. Çünkü rabbimiz şöyle buyurmaktadır;

………O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “ol” demektir, o da oluverir.” (yasin/82)

………Bu itibarla hiçbir şüphe ve kuşkuya yer kalmaksızın Allah, el Müheymin’dir. Çünkü her şey O’nun elindedir. Her şeyin O’nun elinde olması itibarıyla da her emrinde de tasarruf sahibidir. Bu nedenle dilediği şekilde istediğini yapar. Çünkü O şöyle buyuruyor;

………Yoktan var eden de, tekrar dirilten de O’dur. Bununla beraber çok bağışlayıcıdır, sevgi doludur. Arşın sahibidir, şanı yücedir dilediğini yapandır. (Buruc/16)

………El Müheymin el Hak; Bidayeti ve nihayeti idrak edendir. Böyle olması itibarıyla O, küçük ve büyük hiçbir şeyden gaflette değildir. Küçük ve büyük her ne varsa hepsi O’nun elindedir. O her emri, her şeyi ve her şeyin durumunu en ince teferruatına kadar bilir.

………İzafetle müheymin olan kimse ise yüce Allah’ın Hak Müheymin olduğunu idrak eder, emredilenin neler olduğunu da kavrar dolayısıyla O’na uyar. Yasaklananın da ne olduğunu anlar ve ondan kaçınır. İşte bu nedenle Hak olan Müheymin’le olan ilişki, O’na iman bağı ile tabi olmak, O’nun emrine uymak ve O’na teslim olmaktır. Çünkü Ayette şöyle buyurulmuştur;

………Hani Karşılaştığınızda Allah, o yapılması gereken işi yerine getirmek için onları sizin gözlerinizde azaltıyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Öyle ya bütün işler yalnız Allah’a döndürülecektir.” (Enfal/44)

………Çünkü el Müheymin, her şeyin ve her emrin durumunu bilendir. Nitekim ayette şöyle buyurulmuştur;

………Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları ancak O bilir Bir yaprak düşmez ve yerin karanlıklarına bir tane girmez ki O bilmesin. Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, o şeyi açıklayan kitapta bulunmasın.” (En’am/59)

………Çünkü el Müheymin gaflete düşmez gafil değildir. Uyumaz, uyuklama O’nu tutmaz Çünkü o hiçbir şeyden gaflette değildir. Eğer böyle olmuş olsaydı hiç el Müheymin olabilir miydi? Bu mümkün olabilir miydi? Kendi hükümranlığı altında olanların durumlarını hiç bilebilir miydi?

………“el Müheyminetu” kelimesi korumak ve kollamak demektir. El Müheymin kelimesi ise hükümranlığı altında bulunanları koruyan ve kollayan demektir. Eğer Allah yaratmış olduğu varlıklar üzerinde egemen ve hükümran olmamış olsaydı tüm ilişkiler alt-üst olur düzen bozulurdu veya ilişkiler tamamen yok olurdu. İşte bunun içindir ki eğer Yüce Allah yarattıklarını koruyup kollama gücüne sahip olmasaydı bu manada bir hükümranlığı bulunmasaydı o takdirde bizler korkulardan korunamaz tehlikelerden kurtulamazdık.

………Çünkü bizler; altında ateş ve volkanlar bulunan bir dünya üzerinde yaşamaktayız. Eğer O’nun hükümranlığı ve koruması olmasaydı o takdirde insanların ve cinlerin, tüm varlıkların durumları sarsılır, hiçbir dayanakları da kalmazdı. Bu itibarla el Müheymin olan Yüce Allah’a hamdolsun. Çünkü O şöyle buyurmuştur;

………Bir de cennetlikler, cehennemliklere şöyle seslenirler. “gerçekten biz, rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu bulduk. Siz de rabbinizin size vadettiğin gerçek olduğunu buldunuz mu?” Onlar da “Evet” derler. Derken aralarında bir çağrıcı şöyle bağırmaya başlar; “Allah’ın laneti o zalimlerin üzerine olsun ki, Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğip bükmek isterler ve onlar ahireti de inkâr eden kâfirlerdi.” (‘Araf/45)

………Hiç kuşkusuz el Müheymin, her şeyi ihata eden ve kuşatan demektir. Çünkü O, ihata ve kuşatma yoluyla kendi hükümranlığı altında olanların durumlarını bilir. Zaten o hükümranlığının altında olmayan hiçbir güç, kuvvet ve kudret de yoktur. Allah el Müheymin olarak her varlığı ceset olarak, şekil olarak, söz ve amelleri olarak ihata eder, bilir ve kuşatır. Bu itibarla ihata kuşatmak demek, Allah’ın yarattığı tüm varlıklar üzerinde tam bir hükümranlığa sahip olması ve onlara egemen olması demektir ve onları koruyup kollamasıdır. Çünkü Allah;

……...“Allah kâfirleri kuşatmıştır” (Bakara19)

………El Müheymin; el Mutlak; Mutlak olmada baki olan ve koruyup kollayan demektir. Oysa izafetle Müheymin olan ise, kendisine hile yapacaklardan, tuzak kuracaklardan, haset edeceklerden, zaaflarından ve ihtiyaçlarından dolayı koruyup kollayacak birine muhtaçtır. Bu itibarla izafetle Müheymin olan kimse de hem beka sıfatı eksik ve hem özellikleri eksiktir.

………Bütün bunlara rağmen izafetle Müheymin olan hayatla ilgili sıfatını Hak “el Müyeymin”den alır ve onu güven duyulan biri kılar. Çünkü buna göre şahitlik eder, buna göre adaletle hüküm verir, kendi hükümranlığı altında olanlara karşı bu esaslara göre hareket eder ve haddini tecavüz edip kimseye zulüm ve haksızlık etmez.

………Gücünü ve kuvvetini, güç ve kudret sahibi olan Hak Teâlâ dan alır Böylece kendileri için halifelik murat olanları, sarsacak olanlara veya yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak durumda olanlara ve böyle bir istek içinde olanlara karşı üstünlük kazanıp egemen olur. Bu sayede kendi adına söz, fiil ve davranışlarıyla egemen olan bir kimse, Hükümran olan halife vasfını alır. Bu manada egemen olan ve hükümdarlık süren halifeler hakkında yüce Allah şöyle buyurmaktadır.

“O tevbe edenler, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruç tutanlar, o rükûya varanlar, o secdeye kapananlar, o iyiliği emredip kötülükten alı koyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırı koruyanlar..! Müjdele o mü’minleri.” (Tevbe/112)

………Yüce Allah’ın aslında insanları yaratmasında ki temel hikmet onların hepsinin yeryüzünde kendisi adına halife olmalarını murat etmiş olmasıdır. Kendi kendilerine zülüm ve haksızlık edenler dışında yüce Allah hiçbir kimseyi bu görevden istisna etmemiş, halife olma dışında tutmamıştır. Yüce Allah sadece kendilerine zulüm ve haksızlık edenler bundan istisna etmiştir. Nitekim ayette bu gerçeği ortaya koymaktadır; Rabbimiz şöyle buyuruyor;

……...“Biz onlara zulmetmedik fakat onlar kendilerine zulmettiler”. (Hûd/101)

………Çünkü el Müheymin olan yüce Allah’tır. O her şeye hükümran olması hasebiyle el Musaytir dir.Kısan ve daraltan olarak el Kabîz dir. Genişleyip yayma açısından el Basît dır. O el Hafîz, el Mu’si, el Mukîd, el Hasîb ve4 er Rakîb tir.

………İşte saydığımız bu sıfatlar ve bunlardan başka olan sıfatlar ey Müheyminü’l-Hak olan, sevap verme ve cezalandırma elinde bulunan Allah’a has olan sıfatlardır.

………NEDEN HEYMENET (HÜKÜMRANLIK)

………Bazı Kimseler neden hükümranlık veya heymenet diye sorarlar. Heymenet veya hükümranlık şu sebeplerden dolayı zorunludur;

………1 – Kötülükten korumak için.

………2 – Muhakeme olunmak isteyenler arasında adaletle hüküm vermek için.

………3 – Ortaklar arasında eşitliği sağlamak için.

………4 – Rahmet ve merhamet için, yani kendileriyle akrabalık bağı bulunanlara karşı şefkatle yaklaşmak, onlarla olan akrabalık bağlarını koparmamak için.

………5 – Haksızlıkları önlemek, hile ve tuzak kuranların hile ve tuzaklarının önünü almak için.

………6 – Hareket ve sükûnet arasında ki dengeyi ve ölçüyü sağlamak için. Mülk üzerinde egemen olabilmek için.

………7 – Emri kavramak ve cevap vermeyi de algılamak için.

………8 – Aynı zamanda farz olan şeyi yapmak ve olmayanlardan uzak durmak için gereklidir.

………Hak Müheymin olan yüce Allah’a tevekkül etmek, O’na icabet etme manasında olan bir tevekkül demektir. Çünkü her şey kendisine tevekkül olunanın elindedir. Oysa ki el Müheymin olmayan birine tevekkül etmek ise, isteklerine cevap vermeyecek ve elinde hiçbir şey olmayana icabet etmek demektir. Çünkü onun hiçbir şey üzerinde hükümranlığı yoktur. Bu itibarla el Müheymin olan yüce Allah’a tevekkül etmekte, isteklerine cevap almak vardır, icabet vardır. O’ndan başkasına tevekkül etmekse isteklerine cevap alamayacak olan birine istekte bulunma demektir.

………El Müheymin her şeyi kapsayan, amellere sevap veya ceza ile karşılık verendir. O her istediğini dilediği gibi yapandır. O her şeyi bilir ne kadar küçük olursa olsun, ya da ne kadar büyük olursa olsun hiçbirisinden gafil olmayandır. Nitekim rabbimiz şöyle buyuruyor.

………“Hangi durumda bulunsan, Kur’an da her ne okusan ve her ne iş yapsanız, siz ona dalıp coşarken biz üzerinizde şahidiz. Rabbinden ne yerde, ne gökte zerre kadar, ondan ne küçük ne büyük hiçbir şey kaçmaz. Bunların hepsi apaçık kitaptadır.” (Yûnus/61)

………“Her ne söylerse, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kaf/18)

………El Muheymin; cevap veren isteklere icabet eden manasında el Mûcib demektir. Nitekim şöyle buyurmuştur;

………“Yoksa darda kalan kendisine dua ettiği zaman onun duasını kabul edip kötü durumdan kurtaran ve sizleri yeryüzünün yöneticileri kılan mı? Allah’la birlikte İlâh mı var. Siz pek az düşünüyorsunuz.” (Neml/62)

………Yine rabbimiz buyuruyor;

………“Şayet kullarım beni senden sorarlarsa gerçekten ben çok yakınım. Bana dua edince duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana layıkıyla iman etsinler ki doğru yola gidebilsinler.” (Bakara/186)

………Zorda kalan yani muztar olan bir kimse sadece kendisini sebkat eden zat, kendisine dua edildiğinde ve çağrıldığında o duaya ve çağrıya icabet eder. Yani kişi ancak böyle bir zattan istekte bulunur. Oysa ki çağrılarına hiçbir şekilde icabet etmeyecek olandan istekte bulunanların çağrılarına bir karşılık verilmez. Onlar ise herhangi bir icabet konusunda kendilerini çağıranları duymazlar, işitmezler. Çünkü kabirdekiler hiçbir çağrıya cevap veremezler, icabet edemezler. Allah şöyle buyuruyor;

…..….“Gerçi Allah her dilediğine işittirirse de sen kabirdekilere işittirecek değilsin.” (Fatır/22)

………Çünkü mutlak manada el Muheymin, duaya ve çağrıya icabet edendir. Allah her şeye egemendir ve hükümranlık sadece O’nundur. Bu itibarla her şeye cevap veren de O’dur. Oysaki izafetle muheymin olan bir kimse izafetle mucib’tir. Mutlak manada Muheymin değildir. Böyle olunca elbette mutlak olarak icabet etmeye de gücü yoktur.

………Çünkü külli manada el Muheymin olan zat her cüzü ve her parçayı ihata eder, kapsar. Oysa ki cüzi manada muheymin olan ise o sadece söz konusu parçalar ve cüzler üzerinde hükümranlık sürdürebilir. Onun alanı her şeyi kuşatacak derecede uzayan bir hükümranlık değildir, sınırlıdır. Nispi olan kurala uygun olarak geçerlidir.

………İnsana kendi zatında bir bütün olarak baktığımızda onun parçalanan cüzlerden oluştuğunu, bir tek parça olmadığını görürüz. Örneğin her hangi bir organına veya cüzüne bir elem, bir acı isabet edince cesedin diğer organları da uykusuz kalmada, ateşlilikte, sıtmada ona eşlik ederler. Aynı acıyı ve rahatsızlığı hep birlikte duyarlar. İşte bu durum bütünün kendisini oluşturan parçalarını hissetmesi, duymasıdır. Bu bakımdan kül olan yani bir bütün olan şey, cüz olanı, parça olanı hisseder ve ona icabet eder.

………İşte bu yönü cüzi manada Muheymin olanın seviyesine be düzeyine göredir. Ki o da insandır. Ancak Hak olan el Muheymin tarafından yaratılanlar arasında kendilerine bakıldığında bu defa onun münferit yani bir tek cüz olduğunu görürüz. Nitekim organlar da o bütünden meydana gelir, onun cüzleri ve parçalarıdırlar. Ondan meydana gelen parçalar, cihazlar onun birliğini oluşturur ki, bu da sanki o zatı itibarıyla bağımsız, müstakil bir bütünmüş gibi görülür.

………Bu nedenle insana, zatı itibarıyla bağımsız bir tek fert (Bireymiş) gibi baktığımızda, onun aynı zamanda kendi cinsinden olanlarla bir irtibat içinde olduğunu görürüz. Bu da değişik durumlara uygun olarak müteaddit alanlarda müteaddit düzeylerde olan ilişkilerle olur.

………O halde el Muheymin ilmiyle her şeyin elinde olduğunu ihata eden, kuşatan zattır. Her şey O’nun hükümranlığını, melekûtu ve tuzağı altındadır. O mühlet verir, süre tanır ve fakat kendisi ihmal edilmez. O büyük ve küçük her ne varsa hepsinden haberdardır. Hepsinin de üzerinde tam olarak hükümranlığı geçerlidir, egemendir.

………El Muheymin; Kadir olan, her şeye gücü yeten demektir. Bu nedenle mutlak manada hükümran olan bir zatın her şeye mutlak manada kadir olmaması mümkün değildir. Mutlak hükümran olan aynı zamanda mutlak olarak ta her şey üzerinde kadirdir. Çünkü heymenet veya hükümranlık yüce Allah için söz konusu olunca onunla şu kast olunur.  O, yaratandır, görüp gözetendir. Yerde ve gökte kendisine hiçbir şey asla gizli kalmayandır. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur.

………“Hamd O Allah’adır ki, göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. Ahirette de hamd O’nun. O hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa hepsini bilir. O çok merhametli, çok bağışlayıcıdır. Küfredenler ise; “Bize o kıyamet gelmez” dediler. De ki; “Hayır gaybı bilen rabbime yemin ederim ki o size kesinlikle gelecektir. O’nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz, ondan daha büyüğü de, hep apaçık bir kitaptadır. Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlar için de pislikten acı bir azap vardır.” (Sebe’/5)

………Yüce Allah’ın mutlak hükümranlığının sırrı, O’nun mutlak olan gözetimindedir. Bu konuda hiçbir mahlûkun O’na ortaklığı asla mümkün değildir. Çünkü O, mutlak Rahîm’dir. Bu nedenle O’nun için böylesi tam ve kâmil bir hükümranlık gereklidir. Ki bu kâmil hükümranlık O’nun bilinmesinin imkânını sağlar. Ne kadar küçük olursa olsun veya ne kadar büyük olursa olsun, ne oranda ortaya çıkarsa çıksın veya ne nispette gizli kalırsa kalsın her şeyi idrak etmesini gerektirir.

………Yüce Allah hakkında Müheymin isminin ifade ettiği mana her şeyi ve her varlığı gözetmesi, gücünün yetmesi yani kadir olması ve rahmet sahibi olması itibarıyla onlara şahit olandır, onları görüp gözetendir. Yüce Allah şöyle buyuruyor;

……...“Şüphe yok ki iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler, bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eden ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların rableri yanında mükâfatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır. (Bakara/62)

………Allah Teâlâ  heymeneti yani hükümranlığı sayesinde bütün kullarının amellerini değerlendiren, hepsini rızıklandırandır. Onların kaderleri ile alakalı şeyleri de değerlendiren kendisidir. Bu O’nun birliğinin delilidir. O’nu Muheymin kılan da bu vahdaniyeti sebebiyle her şeye egemen olması, hükümran olmasıdır.

………O halde Hak kudret, ancak heymenetinin kemaliyle tam ve mutlak manada egemen ve hükümran olmakla olabilir. Çünkü bu manada eğer heymenet denen hükümranlık ve egemenlikte eksiklik olursa, hatta unutma yoluyla da olsa cılız bir şekilde bir eksilme olursa ya da gaflet yoluyla böyle bir noksanlık söz konusu ise, o takdirde adalet yok olur. Hüküm ve hikmette ki rahmet ve merhamette kalmaz. Oysa Celâl ve azamet sahibi olan yüce yaratıcı hükmünde mutlak olarak adildir. Çünkü bir uyuklama dahi O’nu tutmaz ve zaten O, uyumaz da. Şanı yüce olan Allah her türlü eksikliklerden uzak ve berîdir, münezzehtir.

………El Muheymin Mutlak olarak Malik’ül Mülk’tür. Bunun içindir ki O zatı itibarıyla kulları üzerinde egemendir, hükümranlık O’nundur çünkü el Muheymin O’dur. O her şeyin, her varlığın üstündedir. Ve fakat O’nun üstünde asla hiçbir şey yoktur olamaz, yükselemez, çıkamaz ve O mutlak olarak Melik iken hiç O’nun üzerinde bir şey olabilir mi? O Müteal olan, yüceler yücesi olan el-Melik’ül-Müteal’dir. Emriyle kullarını hükümranlığı altına almıştır. Nitekim yaratmış olduğu her şey O’nun hükümranlığındadır. Allah sonradan var olan her şeyi bilir ve O kendi mülkünde sonsuza dek istediği gibi deveran eder.

………Allah her şeyi mutlak olan ilmiyle ve her şeyi sebkat eden bilgisiyle bilir. Her şeyi tüm detaylarıyla en ince ve hassas olan yönleriyle olsun bilir. Çünkü yeryüzünde olsun gökte olsun O’nun bilgisi ve idraki dışında hiçbir şey yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

………“Biz ise kıyamet günü için dürüst teraziler koyarız. Hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmez. Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir koyarız. Hesap gören olarak da biz yeteriz.” (Enbiya/47)

………Bu dünyada hiçbir kimseden çekinmeyen ve istedikleri gibi davranan bir takım zalimlerin ve asilerin istedikleri gibi davrandıklarını gördüğümüzde bundan “Allah bunlardan habersiz mi, bunları bilmiyor ve görmüyor mu? Ya da onları unutmuş mu” gibisinden asla bir düşünce aklımıza gelmemelidir. Aksine yüce Allah onlara yeryüzünde yani bu dünya da bir süre tanıyor, onların durumlarını erteliyor ki böylece azapları artsın, en kötü sonları da hesap gününde ortaya çıksın istiyor. Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor;

………“Gerçekten senin, benim o kullarım üzerinde hiçbir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar bunların dışındadır.” (İbrahim/42)

………O kulları için azap ve sevaba hak kazanmış olanların bu azap ve sevaplarını öne alma ve erteleme işi elinde olan Melik’tir. O itaatkâr üzerinde de, isyan edenler üzerinde de, mü’minler üzerinde de, kâfirler üzerinde de hükümran olan el-Melik’ül-mMuheymin’dir.

………İnsanın konumu dünyada ne oranda yücelirse yücelsin ve şanı dünya hayatında ne kadar değer kazanırsa kazansın, o yine de her zaman ve her an el-Melik, el Ğanîy, el Kavîy, el Muheymin ve el ‘Azîz olan Allah’a muhtaçtır. Yüce Allah şöyle buyuruyor;

………“Rabbin zengindir, merhametlidir. Yoksa dilerse sizi ortadan kaldırır ve nasıl ki, sizi başka bir kavmin soyundan getirdi ise arkanızdan yerinize dilediğini getirir.” (En’am/133)

………“Ey insanlar, sizsiniz hep Allah’a muhtaç fakirler. Allah ise zengin ve hamd ile övülecek olan O’dur. Ancak dilerse sizi yok eder ve yeni bir halk getirir. Ve bu Allah’a göre zor bir şey değildir.” (Fatır/17)

………Çünkü O’nun hükümranlığı, yaratmış olduğu şeylerin hiçbirine muhtaç olmamayı gerektirir. Bu itibarla el-Melik olan Allah, mülkünde idaresi altında bulundurduğu yaratıklarından herhangi birine muhtaç değildir. Zira o birdir, tektir, Hükmünde hükümranlığında ve her şeye egemen olmasında O’nun bir ortağı yoktur.

………O her hak sahibine hakkını veren Melik’tir Kullarının haklarından ne bir şeyi eksiltir, ne de artırır. O sinelerin gizlediğini bildiği gibi nefislerde gizli olanı da bilir. Onlar üzerinde egemen ve hükümran olması itibarıyla, onları hesaba çekecek olan adil muhasiptir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

……...“De ki; içinizdekileri gizleseniz de belli etseniz de Allah onu bilir ve bütün göklerde ve yerde ne varsa bilir. Allah her şeye gücü yetendir.” (A. İmran/29)

………Allah semavi olan kitaplar üzerinde egemendir. O kitapların tamamını insanlara bildiren Allah’tır Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor;

………“Peygamberler, rabbimden ne indirildiyse ona iman etti, mü’minler de. Hepsi. Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve;İ “peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız” diye peygamberlerine inandılar ve; ”İşittik ve boyun eğdik. Bağışlamanızı dileriz. Ey rabbimiz dönüş sanadır dediler. “ (Bakara/285)

………Semavi kitapların tamamı bir tek amaç için Allah tarafından indirilmiştir. O amaçla da insanların doğru yola iletilmesidir ve hücceti kaldırmak içindir. Allah o hücceti semavi kitapların sonuncusu kılmıştır ki o da Kur’an ı Kerim’dir. Daha önce geçen tüm semavi kitapların içerdiği manaları da kapsamaktadır. Ve Allah onlar üzerinde hükümrandır. Allah hem dünya hayatına ve hem ahiret hayatına egemendir. İster dünya hayatı olsun ister ahiret hayatı olsun her ikisinde de yaşayacak olan ve yaşayan insandır.

………Allah kıyamet gününde onları hesaba çekme konusunda mutlak manada üzerlerinde egemendir. İster küçük ister büyük olsun Allah kullarının işlediği hiçbir şeyi kaçırmaz. Çünkü O, bizim dünya hayatında iken önceden gönderdiklerimiz ile hüküm verecek olan adil şahittir. Ne yazık ki dünya hayatına kimileri, bir oyun ve eğlence olarak bakarlar. Bu konuda ahiret hayatını hiç hesaba katmazlar. İşte bunlar hem dünya hayatlarını ve hem ahiret hayatlarını kaybetmiş olanlardır. Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor;

……...“Yoksa siz, bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Demek ki Allah, o hak, padişah yüksek, çok yüksek. Başka ilah yoktur ancak O vardır. O şanlı arşın sahibidir.” (Mü’minûn/116)

………O Allah hem bu dünya da ve hem ahirette el Muheymin dir Şanı yüce olan Allah her şeyden münezzehtir. (Prof. Dr. A. Hüseyin Akil-Esma-i Hüsna şerhi/113-125)

………**********************************************************************

 

         KÂİNÂTIN BÜTÜN İŞLERİNİ GÖRÜP GÖZETEN VE YÖNETEN: EL-MÜHEYMİN

………“Yüce Allah’ın el-Müheymin isminden alacağımız hisse şu olmalıdır: Hepimizin başta davranışlarımız olmak üzere¸ rızık ve ecellerimize kapsayıcı kudretiyle hâkim olanın O olduğunu bilmeliyiz. Bizi koruyan¸ gözeten¸ içimize¸ dışımıza hükmeden O’dur. Bütün bu mânâları kendisinde toplayan el-Müheymin ismidir.”

………El-Müheymin; “bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve yönetmek” mânâsındaki “heymene” kökünden türemiş bir sıfat olup¸ “kâinâtın bütün işlerini yöneten” anlamına gelir. El-Müheymin¸ Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden birisidir.[1][1]  Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geçmektedir. Bunlardan birinde muheymin Kur’an-ı Kerim’in vasfı olarak zikredilir:

………“(Ey Muhammed!) sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak¸ önündeki kitapları doğrulayıcı¸ onları gözetici (müheyminen) olarak indirdik.”[1][2]

………Bu âyette geçen “müheymin”in anlamı¸ “Kur’an ken­disinden önce gelmiş olan semâvî kitapları tasdîk edici¸ koruyucu ve onlara hâkim” olarak inmiştir demektir.

………Ünlü Kur’an yorumcusu Zemahşerî¸ “Kur’an” diğer kitapları gözetleyici olarak inmiştir. Çünkü Kur’an onların varlıkları ve doğrulukları hak­kında şahitlik eder.” derken bu mânâyı kastetmiştir.[1][3]

………İbn Kesîr ise¸ müheymin isminin; “Kur’an emindir¸ şahittir ve kendisinden önceki bütün ki­taplara hâkimdir. Allah¸ önceki kitapların güzelliklerini bunda toplamıştır. Ayrıca ona diğer kitaplarda bulunmayan yüce vasıflar vermiştir anlamlarını ihtiva ettiğini” dile getirir.[1][4]

………Koruyup Gözeten Rabbimiz

………Müheymin¸ diğer bir âyette ise¸ Yüce Allah’ın en güzel ismi olarak geçer: “Esenliğin kaynağı¸ güven veren¸ gözetip koruyan (el-müheymin).”[1][5] Bu âyette geçen “el-müheymin” ise; gözetici¸ koruyucu¸ korkudan emin kılıcı gibi mânâlara gelmektedir.

………Yüce Allah’ın el-Muheymin isminin birçok anlamı vardır. Onlardan bazıları şunlardır:

………El-Müheymin¸ şâhit demektir. Bir şâhit olarak Yüce Allah yarattığı varlıkta canlı-cansız her şeyi görüp gözetendir. Hiçbir şey¸ O’nun engin kuşatıcılığının dışında değildir. Mahlûkatı üzerinde şâhit olan Yüce Allah¸ onlardan gizli açık ortaya çıkan söz ve davranışları bilir¸ görür¸ işitir. Hiçbir şey O’na gizli kapaklı değil¸ her şey münkeşiftir.

………El-Müheymin¸ râgıb demektir. Bu anlamda Cenâb-ı Hak kullarını ve bütün canlıları koruyucu¸ himâye edici¸ savunan ve gözetendir. İnsan Yüce Allah tarafından denetlendiğinin¸ gözetlendiğinin farkında olmalıdır. Bir başka açıdan¸ varlıkta fizikî¸ maddî ve arkası olmama anlamında güçsüz canlılar vardır.

………Bu anlamda Yüce Allah¸ onları yaşatma¸ düşmanlarından koruma¸ büyütüp besleme bağlamında da koruyucudur. Mânevi koruma¸ her türlü maddî korumanın üstündedir. İnsan¸ Yüce Allah’ın gördüğünü düşünerek ve buna inanarak hareket etmeli;  eline¸ diline ve beline sahip olmalıdır. Helâl ve haram dairesinde bir hayat yaşamalıdır. Öte yandan asla ümitsiz olmamalı¸ mazlum ve mağdur da olsa¸ Allah’tan ümit kesmemeli¸ içinde bulunduğu hali sürekli Rabbine arz etmelidir. Bu kuvvetli inanç ona mânevi anlamda güç verir ve kendisine yardım edilenlerden olur.

………Bütün peygamberler de sıkıştıkları ve kavimleri tarafından sıkıştırıldıkları zaman ragîb olan Allah’a sığınmışlardır. Bunlardan birisi de Şuayb (a.s.)’dır. O kavmiyle olan mücadelesinde onlara şöyle demişti:

………“Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azâbın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözetleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” (Hûd/93)

………El-Müheymin¸ hâfız demektir. Hâfız¸ görüp-gözeten¸ unutmayı ortadan kaldıran¸ hiçbir şeyi unutmayan¸ bir şeyi telef ve kaybolmaktan koruyan¸ her şeyi ilminde tutan¸ bir şeye müvekkel olan kimseye denir. (Isfahani) Yüce Allah¸ el-Hâfiz’dır.  Kendisinden hiçbir şey gizli kalmaz. Kullarının bütün yaptıklarını muhafaza altına alır¸ saklar.  Kullarına ait; hayır ve şer¸ gizli ve açık¸ büyük ve küçük bütün fiilleri saklar. Her şey ilâhî yazılımda kayıt altına alınır.  O’ndan hiçbir şey kaybolmaz. Herkesin yaptığı korunur¸ kaydedilir. Kıyamet günü¸ herkese yaptığının karşılığı tam olarak ödenir. (Bkz.Tevbe/95; Secde/17; Ahkâf/17).

………O gün¸ bütün depolanan bilgiler açılır. Herkes günah ve sevap¸ iyi ve kötü ne yaptıysa hepsini karşısında bulur. Şu âyette bu husus çok açık olarak anlatılır:

………“Kitap ortaya konur. Suçluları¸ kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. ‘Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük¸ büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!’ derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” Kehf/49)

………İnsan bütün bu uyarılardan ibret almalı ve intibâha gelmelidir. Beklenen o gün gelmeden hazırlığını bugünden yapmalı ve hayatını Allah’ın çizdiği istikâmette yaşamalıdır.

………Yine Yüce Allah müheymindir¸ koruyucudur. Kudretiyle yeri ve göğü belirlenmiş süreye kadar yok olmaktan muhafaza eder. O’nun kâinatı dengede tutması da bir koruma biçimidir. Nitekim şu ayetlerde bu hususa işaret edilir:

………“Şüphesiz Allah¸ gökleri ve yeri¸ yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor.” (Fatır/41)

………“Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O¸ yücedir¸ büyüktür.” (Bakara/255)

………El-Müheymin¸ hâkim demektir. Yüce Allah; rızkları ve ecelleriyle mahlûkatına hâkimdir. O¸ er-Rezzâk’tır. Mahlûkatına¸ tekrar tekrar rızk veren¸ onu sürekli artırıp çoğaltandır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de Rezzâk¸ sadece Allah hakkında kullanılmıştır:

………“Şüphesiz Allah rızık verendir¸ güçlüdür¸ çok kuvvetlidir.” (Zariyat58)

………Bu sebeple “er-Rezzâk” ismi sadece O’na izâfe edilebilir. Allah’tan başkası adına kullanılamaz. Nasıl ki Yüce Allah¸ kullarının hayatlarını sürdürmeleri ve bedenlerinin maddî ihtiyaçlarını karşılamaları için onlara yiyecek ve içecek cinsinden sayısız rızk veriyorsa¸ aynı şekilde kalp ve ruh dünyalarının açlığını gidermek için onlara ilim¸ zikir¸ iman ve marifet gibi mânevi rızıklar da vermektedir. Nitekim şu âyette mânevi rızka dikkatlerimiz çekilir:

………Şuayb şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Söyleyin bakayım¸ ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızk vermişse!… Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum. (Hûd/88)

………Burada rızk¸ risâlet ve nübüvvet anlamına gelir. Diğer yandan kullarının ecellerine de Allah hâkimdir. Her canlı için Allah tarafından takdir edilen bir yaşam süresi vardır. Bu sürenin sonu da O’nun kudretindedir. Dünyaya gelirken bizler karar vermediğimiz gibi¸ giderken de kendimiz karar vermeyeceğiz.

………Her şeyin doğum ve ölümü Allah’ın elindedir. Bu noktada insana düşen görev¸ sınırlı olduğunu bildiği yaşama süresini Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda yaşamak¸ tertemiz bir şekilde O’nun huzuruna varabilmektir. Bu sebeple açları doyuran ve bize belli bir yaşam süresi tayin ve takdîr eden Yüce Allah’tır.

………Güven Veren Allah’tır

………El-Müheymin¸ eşya ve varlıklar üzerinde emin olan demektir. Başkalarını korkudan emin kılan¸ güven veren Allah’tır. Her türlü korkunun gittiği ve nefsin huzur bulduğu hal¸ el-Emîn ve el-Mü’min olan Allah’a inanmakla sağlanabilir.  Hiç kuşkusuz kullarından her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran¸ isteyenlere iman ve korku içinde olanlara emniyet veren ancak Yüce Allah’tır. O’na inanan ve O’na güvenen kimseler yegâne güven kaynağına tutunmuş olurlar.

………İşte Allah’tan gelen ilahi öğretiyi diliyle ikrar eden ve kalbiyle tasdik eden kimseye de  ‘mü’min’ denilir. Bu bağlamda mü’min de¸ Allah’a güven vermelidir.  Aynı zamanda müminlik sıfatıyla özdeş olan kimse¸ kendini ontolojik anlamda güvende hissettiği gibi¸ aynı şekilde hemcinslerine¸ tabiat ve bütün bir varlık alanına kendisinden güvende olduğunu hissettirir

………İman¸ varoluşsal bir güvenlik sağlar¸ birey ve topluma. Gerek maddî ve gerekse inanç bakımından her türlü yoksulluğun dibe vurduğu bir toplumda¸ güven¸ güvenilirlik ve güven içinde olma gibi durumlar ahlâkî açıdan tartışılır. Bu sebeple açlık ve her çeşit güvensizliğin ortadan kaldırılması sağlam bir şekilde asıl güven kaynağı olan Allah’a imanla sağlanabilir. Bundan dolayı Kur’an’da:

………“Sizi açlıktan doyuran ve korkudan emîn kılan bu beytin Rabbine kulluk ediniz.” (Kureyş/3-4)

………Buyrulmuştur. Çünkü Allah’a iman¸ insana toplumsal sorumluluk duygusu ve vazife ahlâkı yükler. Varlıklı olan Müslümanlar¸ toplum tabakaları arasında yer alan iktisadi bakımdan zayıf olan kimselere haklarını verme gibi bir vazifeyle yükümlüdürler. Bunun için el-Mü’min olan Allah’a iman ve bu vasıfla anılan bir insan¸ kendisini daima güven ve huzur içinde bulur. Eşrefoğlu Rûmî; “Gökten belâ kar gibi yağsa¸ anın adına aşk denir.” derken bu mânevi güven kaynağını işaret etmiştir. Kullarına yegâne güven ve huzur veren Allah’tır. Yine O¸ korkanların ve zayıfların sığınacağı yegâne güven kaynağıdır.

………Yüce Allah’ın el-Müheymin isminden alacağımız hisse şu olmalıdır: Hepimizin başta davranışlarımız olmak üzere¸ rızık ve ecellerimize kapsayıcı kudretiyle hâkim olanın O olduğunu bilmeliyiz. Bizi koruyan¸ gözeten¸ içimize¸ dışımıza hükmeden O’dur. Bütün bu mânâları kendisinde toplayan el-Müheymin ismidir. Eğer bizler de kendimizin ilâhî denetim altında olduğunu düşünerek¸ İslâm’a uygun bir hayat yaşamak suretiyle murakabe edersek¸ kalbimize hâkim olabiliriz. Beden ülkesinin başkentine hâkim olan bir kimse¸ kolluk kuvvetleri hükmünde olan bütün organlara da hâkim olmuş olur. İşte o zaman bizde ferâset ve basîret gücü artar¸ tam da o zaman ricâlullah oluruz. “Allah adamı olmak” demek¸ söz ve eylemlerinde Allah’ın hoşuna gitmeyecek şeylerden uzak duran ve O’nun rahmetini ve yardımını celb edecek işler yapan kimselerin ahlâkına bürünmektir. (Prof. Dr. Ramazan Altıntaş)

………*****************************************************************

EL MÜHEYMİN İSMİNİN TECELLİSİNE BİR ÖRNEK

………FÜSUS-UL HİKEM’inİbrahim Fassı, Müheyyeme Hikmeti ile başlıyor. Müheyyeme, yoğun sevgi demek. İnsan bir şeye önce meyl ediyor, sonra iştiyak duyuyor, sonra iştiyak artıp muhabbete, sonra muhabbet katlanıp aşka dönüşüyor, muzaaf aşkı ise incizap, ya da cezbe diye anıyorlar. Müheyyeme ile kast edilen yoğun sevgi, işte tam da bu incizaba bakıyor.

………İbrahim aleyhisselamın Rabb-i Hass’ı, ism-i Müheymin. İbn’ül Arabi terminolojisindeki Rabb-i Hass’ı Risale diline ism-i Azam diye çevirmek mümkün. (Kuşkusuz hiçbir kelime tam olarak diğerinin yerini tutmaz ama yakın anlamlı olabilir, aslında her muhakkikin terminolojisini kendi dilinden öğrenmek en iyisidir.)Hz. İbrahim tüm isimleri Müheymin isminin penceresinden bakarak görüyor ve onda en baskın isim el Müheymin.

………Füsus şarihleri Müheymin isminin heymandan geldiğini, heymanın ise bir şeyin haşmetli güzelliği karşısında cezbeye kapılmak ve kendini ve alemi unutup sadece onu bilmek olarak tarif ediyorlar. Hatta ‘Müheyyeme melekleri’ diye bir melek türü var. İbn’ül Arabi Fütuhat-ı Mekkiye’de Müheyyeme meleklerinin Allah’ın cemali karşısında her şeyi unuttuklarını, kendilerinden geçtiklerini, bu yüzden alemi bilmediklerini, hatta Adem’e secdeye çağırılmadıklarını söylüyor. Bunlar çok büyük melekler ve Müheymin ismi etrafında tavaf ediyorlar.

………Hz. İbrahim’in ayn-ı sabitesi de Müheymin ismine bakıyor. Bir bakıma o da Müheyyeme melekleri gibi Allah’ın cemali karşısında kendinden geçmiş, yoğun bir sevgi onu bir cazibeli daireye çekmiş ve âlemi (kendileri adına) unutturmuş gibi. Gibi diyoruz, çünkü insan melek değil ve onun Rabbi bilmesi kendini yani âlemi bilmesine bağlı. Bu yüzden bir insan hiçbir zaman secdeye çağırılmayacak kadar kendinden geçmez. Olsa da bu geçici bir haldir.

………Ancak bu meleklerin halini öğrenmemiz, Hz. İbrahim’e hâkim halin, yani aslında onun makamının ne olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. (Hal devamlıysa ona makam denir.) Hz. İbrahim seyr-i sülukunu Müheyyeme makamına kadar sürdürüyor, oraya yerleşiyor ve o makam ona tam geliyor. Öyle ki tam üzerine biçilmiş bir elbise, ne dar, ne geniş, tıpkı o. Böylece peygamberleri suret, hikmetleri ise mana yapan, fass meselesine geri dönüyoruz. Müheyyeme hikmeti Hz. İbrahim faşına (yüzük taşının içine oturduğu yer, taşı tutan oyuk) tam oturuyor. İbrahim aleyhisselam tecessüm etmiş bir müheyyeme oluyor. Ona bakan el Müheymine bakmış sanki….. (Karakalem.net)

………***************************************************************

………el-MÜHEYMİN isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar:

………1 – “Biz her şeyi apaçık bir kitapta yazıp saymışızdır.” (Yasin 12)

………Allah, kullarının yaptığı her şeyi tespit eder, muhafaza eder. Ne yaparsak yapalım Rabbimiz bizi kontrol etmektedir. Yaptıklarımızı görmekte ve bir gün karşımıza çıkarmak için bunları yazmaktadır. İyilik yaptığımız zaman insanlar bize teşekkür etmeseler bile, Rabbimiz bu iyiliği bilmektedir ve karşılığını mutlaka verecektir.

………Müheymin ismine iman eden bir kimse, yaptığı her şeyi sadece Allah’ın hoşnutluğu için yapmalı, kimseden bir karşılık beklememelidir. Yine sakındığı her günahtan da, Allah kendisini gözetlediği için sakınmalı ve uzaklaşmalıdır. Hz. Lokman oğluna nasihat ederken şöyle buyurur:

………“Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik ya da kötülük) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut da yerin derinliklerinde bulunsa yine de Allah onu senin karşına getirir. Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Lokman/16)

………Bizler de çocuklarımızı veya çevremizdeki insanları eğitirken özellikle ihsan duygusunu onlara yerleştirmeye çalışmalıyız. Allah’ın bizi her an gözetlediğini, yaptığımız en ince işi bile kayda aldığını, biz O’nu göremesek de O’nun bizi gördüğünü çocuklarımıza ve çevremizdeki kardeşlerimize öğretmeliyiz.

………Cibril hadisinde, Cibril Rasulullah (s.a.v)‟a: “İhsan nedir?” diye sorduğunda, O şöyle buyurmuştu:

………“İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk yapmadır. Sen onu göremesen de O seni görmektedir.” (Müslüm, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, Beyhaki..)

………“Rabbin her an gözetlemededir.” (Fecr 14)

 ………“İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. Ağzından ne zaman bir söz çıksa hemen yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kaf/17-18)

………2 – Bu isme iman eden her kişi bilmelidir ki, Allah, zalimlerin karşısında Müslümanları yardımsız bırakmayacaktır. Kâfirler de yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını zannetmesinler. Allah onların da cezalarını eksiksiz verecektir.

………Bu isme iman etmek, bizlere güven ve mutluluk verecek. Çünkü Rabbimiz içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumdan haberdardır. Kâfirlerin bizim üzerimizde tasarladıkları oyunları da çok iyi bilmektedir. Allah elbette onların tuzaklarını bozacaktır. Bizler Rabbimizden bir emân altındayız. O halde onların böbürlenmeleri, zulmetmeleri bizleri korkutmayacak. Allah Müslümanlara mutlaka ve mutlaka yardım edecektir. (Dr. Ramazan Sönmez-el-ESMÂÜ’L-HÜSNÂ)

………***********************************************************************

“Rabbi evzı’niy en eşküre nı’metekelletiy en’amte aleyye ve alâ valideyye ve en a’mele salihan terdahu ve edhılniy Bi rahmetiKE fiy ıbadiKEssalihıyn” (Neml/19)

………“Rabbim… Bana ve ana-babama bahşettiğin nimete şükretmeme, razı olacağın sâlih amel yapmama beni muvaffak kıl ve (hakikatimdeki Rahıym isminden gelen) rahmetinle beni sâlih kullarının içine dâhil et.”  (Amin)

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Eylül 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,