RSS

Kategori arşivi: ESMA ÜL HÜSNA

ESMA DERSLERİ – 26 – EL FETTAH (B)

 Euzübillahimineşşeytanirracim,

Bismillahirrahmanirrahim

Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. İsra/80)

De ki; “Rabbim, girdiğim yere sıdk halinde girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkart. Ledünnünden zafere erdirici bir kudret oluştur bende.

“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.”

Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sâbitle!

 “Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.”

Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt.

**************************************************************

EL FETTÂH

Bismillahirrahmanirrahim

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaiyn. Emma ba’d.

Bugün Allah’ın izni ile rabbimizin güzel isimlerinden el Fettah ismini işleyeceğiz inşallah. El Fettah ismi Arap lügatında ki fe te ha kelimesinden geliyor, fetheden bunun manası da açan demek. Yani herhangi bir şey kapalı ise, çözümsüz ise tıkanmış ise bunu açmaya fetih deniyor. El Fettah demek te çokça açan, kapalılıkları gideren demek.

Kur’an ı kerimde bu isim Allah için isim olarak 2 defa kullanılmış. Bir yerde Allah kendisi için:

… ve HUvel Fettahul’ ‘Aliym (Sebe/26) O, Fettah ve Alîm olandır.  Diyor. Bir başka yerde ise tekil değil de çoğul kullanılmış

…. ve ente hayrul fatihıyn. (A’raf/89) Sen fethedenlerin, açanların en hayırlısısın. Bu da Şuayb AS. ın Allah’a olan sözüdür.

Kur’an ı kerimde Allah için daha ziyade fethetmek, açmak fiil olarak kullanılmış. Allah sürekli açtığı için, sıkıntıları giderdiği için, karışık meselelere çözüm getirdiği için sürekli açtığından isimden ziyade fiil olarak kullanılmış.

Peki, Allah’a biz Fettah’tır dediğimizde tam olarak ne demiş oluyoruz? Şunu demiş oluyoruz; el Fettah olan Allah, yani kullarına rahmet ve ihsan kapılarını sürekli bir şekilde açan ve açık tutan Allah demektir. El Fettah olan Allah kullarının arasındaki anlaşmazlıkları hem dünyada hem de ahirette gideren ve onların arasında hükmeden Allah demektir. El Fettah olan Allah çarelerin tükendiği, insanların çaresiz kaldığı yerlerde insanların önlerinde ki engelleri kaldıran ve insanlara çözüm kapılarını açan Allah demektir.

Peki bu el Fettah isminin müminin hayatında ki tecellisi ve mümine faydaları tam olarak nedir?

1 – Allah; El Fettah ismi ile müminler ile kâfirler arasında ki anlaşmazlıklara dünyada iken hükmeder ve onların çekiştiği kavga ettiği meselelerde son sözü söyler.

Biliyorsunuz, müminler ile kâfirler başta akide olmak üzere ne doğrudur ne yanlıştır, ne bizi Allah’a yakınlaştırır, ne yakınlaştırmaz, hangisi uygun bir hayat sistemidir veya değildir. Bu konular hep insanlık tarihi var olduğundan beri Allah’a iman edenlerle etmeyenler arasında tartışma konusudur ve kör düğüme dönüşmüştür. O kadar peygamber gelmiş, o kadar kitap indirilmiştir ama aralarında ki bu husumet, anlaşmazlık bir türlü bitmemiştir.

İşte el Fettah; Anlaşmazlıklarda hükmeden, insanların arasını açan ve son sözü söyleyen demektir. Onun için peygamberler kavimleri ile aralarında ki anlaşmazlığı çözmesini istediklerinde Allah’a; Bu isim ve bu ismin gereği olan sıfatla yönelmişler. Meselâ şuâra, suresinde Nuh AS. 950 sene kavmini tevhide davet etti. BU 950 sene içerisinde hiçbir konuda anlaşamadılar. En son Nuh AS. Elleri kaldırıp dedi ki;

Kale Rabbi inne kavmiy kezzebun. (Şuârâ/117)

Rabbim, kavmim beni yalanladı.

Feftah beyniy ve beynehüm fethan ve necciniy ve men me’ıye minel mu’miniyn; (Şuârâ/118)

Benimle onların arasını aç, benimle onların arasındaki son sözünü söyle, hükmünü ver. Ben ve benimle beraber müminleri bu azgın insanların arasından kurtar. Dedi. Ne istedi Allah’tan Nuh AS.; Feftah beyniy ve beynehüm fethan yani Fettah isminin bir sıfatını istemiş oldu.

Aynı şekilde A’raf suresinde Şu’ayb AS. da kavmini tevhide davet etti, kabul etmediler, anlaşmazlıkları çözülmedi, o da Allah’a aynısını söyledi dedi ki;

… Rabbeneftah beynena ve beyne kavmina Bil Hakkı ve ente hayrul fatihıyn. (A’raf/89)

Rabbim, bizimle kavmimin arasını aç, aramızdaki hükmünü ver. Sen hüküm verenlerin, açanların en hayırlısısın. Dedi.

Demek ki Fettah olan Allah dünyada iken müminler ile kâfirlerin aralarında ki anlaşmazlıklarda Allah el Fettah ismi ile devreye girip onların aralarında hükmediyor.

Peki, bu nasıl oluyor? Kur’an ı Kerimi incelediğimiz zaman Allah’ın 3 şekilde hüküm verdiğini görüyoruz.

A – Allah kâfirlerin ellerinde ki en büyük dayanağı onların elinden alıp insanların gönüllerini, kalplerini İslâm davetine açar. Düne kadar batılı, küfrü destekleyen kalabalıklar bir den iman saflarına geçmeye başlarlar ve Allah böylece hükmünü vermiş olur. Siz kalabalık olmayı hakkın ölçüsü kabul ediyordunuz ya, işte artık kalabalık değilsiniz, kalabalık olanlar müminlerdir, muvahhitlerdir der, böylece onların arasında hükmeder.

Buna örnek olarak neyi verebiliriz? Hudeybiye anlaşmasını verebiliriz. Yani Hudeybiye anlaşmasından sonra Allah şu ayeti indirdi;

İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ. (Feth/1)

Şüphesiz ki biz sana apaçık bir fetih ihsan eyledik. Dedi. Ortada bir savaş yok, bir zafer yok. Bir anlaşma yapılmış, sahabeler bile bu anlaşmayı kabullenememişti. Çünkü Müslümanların aleyhine görünüyordu. 2 taraf arasında 10 yıl boyunca savaş olmayacak, dileyen kabile ister Mekke’liler, ister Muhammed AS. ile anlaşma yapabilecekler. Bu süre zarfında Müslümanlardan biri Mekke’ye giderse geri verilmeyecek, ama Mekke’lilerin çocuklarından biri Medine’ye kaçarsa tekrar Medinelilere geri verilecek. Yani ortada bir zafer olmadığı gibi sahabelerin bile kabul edemediği bir durum var. Ama Allah dedi ki;

İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ. (Feth/1)

Biz sana apaçık bir fetih ihsan eyledik. Dedi. Bu neyin fethi idi? Bu 10 senelik süre zarfında Allah resulü gönülleri fethetti. İnsanlar daha önceden peygamberimizi hep müşriklerden dinlemişlerdi. Onun; kavmini bölen, liderlik peşinde olan bir kişi olduğunu, mal sevdalısı olduğunu dinlemişlerdi. Ama bu sulh döneminde insanlar peygamberi bizzat gördüler, tanıdılar, onun davetini ondan ve ashabından dinlediler. İnsanların gönülleri kazanıldı. Daha sonra Mekke’min fethiyle Allah büyük fethi nasip edince zaten akın akın insanlar islam dinine girmeye başladılar.

Demek ki birinci hüküm çeşidi budur. Çünkü Kâfirler sürekli müminlere derler ki; Eğer siz hak olmuş olsaydınız çok olurdunuz. Bu kadar az insan size ittiba etmezdi diyerek bunu bir delil olarak kullanırlar. Bu sözü biraz güncellersek; “Bu kadar insan yanlış biliyor, bir tek siz doğru biliyorsunuz öylemi?” sözünü söylerler genelde. Allah’ta bazen kalabalıkların gönlünü açar İslâm’a, kâfirlerin ellerinde ki bu hücceti ellerinden alır. Ashabı Hud’un kıssasını da buna örnek verebiliriz. Yani tek bir çocuk ile Kral ve avanesi dışında ki bütün kavim tek bir sahne ile Allah’a iman ettiler.

B – Allah müminleri hiç yormadan kâfirleri helâk eder. Onların arasında hükmünü bu şekilde verir. Siz batıl üzeresiniz, değeriniz yoktur ve bundan dolayı da sizi helâk ediyorum der ve helak ederek hükmünü böyle verir. İbrahim suresinde Allah buyuruyor ki;

Ve kalelleziyne keferu li Rusulihim le nuhricenneküm min Ardına ev lete’udünne fiy milletina* feevha ileyhim Rabbuhüm lenühlikennez zâlimiyn; (İbrahim/13)

Kafirler peygamberlerine dediler ki ya bizim dinimize geri döneceksiniz ya da biz sizi bu memleketten süreceğiz. Ya sevecek, ya da terk edeceksiniz dediler.

Ve lenüskinennekümül’Arda min ba’dihim* zâlike limen hafe mekamiy ve hafe ve’ıyd; (İbrahim/14)

Allah onlara vahy etti dedi ki ben zalimleri helak edeceğim sonra sizi de getirip o zalimlerin yaşamış olduğu yerlere yerleştireceğim ve siz orada yaşayacaksınız.

Allah bu vaadde bulununca Allah’tan fetih talep ettiler.

Vesteftehu ve habe küllü cebbarin ‘aniyd;. (İbrahim/15)

Ne kadar zorba, inatçı kâfir varsa hepsi hüsrana uğradı, kayboldu gitti. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Yani Kur’an ı kerim de ki, kıssaların hemen tamamı Allah’ın bu şekilde hükmetmesinin birer delilidir. Müminlerle Kâfirler karşı karşıya geldikleri zaman,bir yerden sonra kâfirler işi cozutup Allah’ın vaadine hakaret edip dalga geçmeye başlarlar. Hani o bahsettiğiniz azap nerede? Hani bizi kendisiyle korkuttuğunuz Allah’ın helaklar nerede demeye başladıklarında artık gayretullah’a dokunan bu durumda Allah hükmünü indirir, kâfirleri helâk eder, aralarından müminleri alır kurtarır.

C – Allah’ın üçüncü hükmetme biçiminde Allah kâfirleri müminlerin eliyle helâk eder. Allah müminlerin içerisinden seçkin bir zümrenin canlarıyla mallarıyla O’nun yolunda cihat edip mücadele etmeyi onlara müyesser kılar, onları hazırlar. Ondan sonra Allah ordularıyla onlara yardım eder. Çünkü hiçbir Müslüman ordu kendi silahı, kendi gücüyle Kâfirlerin karşısında dengeli bir savaş verememiştir. Allah yerin ordularını, göğün ordularını onların emrine amade kılar, rüzgâr onlarla beraber esmeye başlar. Allah’ın bu tür orduları müminlerin yanına gelince Allah nihai hükmünü verir ve kâfirleri müminlerin eliyle yeryüzünden siler. Bedir gününde olduğu gibi, Allah orada müminlere dedi ki

İn testeftihu fekad caekümül feth… (Enfal/19)

Bu güne kadar eğer fetih istiyor idiyseniz işte size zafer geldi. Onun için Allah el Fettah’tır kullarının aralarındaki anlaşmazlıklarında hükmeder.

Bu anlattığımız hüküm çeşitleri dünya için geçerlidir.

2 – El Fettah olan Allah dünyada dahi çözülememiş ahiret gününe kalmış olan anlaşmazlıkları da Allah o gün bütün kullarının arasında hükmedecek ve son sözü söyleyecektir.

Sebe’ suresinde ki isim olarak geçen El Fettah kıyamet gününde Allah’ın kullarının arasında hükmetmesiyle alakalıdır. Peygamberimiz müşriklere diyor ki;

Kul men yerzukuküm mines Semavati vel Ard* kulillâhu ve inna ev iyyaküm leâla hüden ev fiy dalâlin mubiyn. (Sebe’/24)

De ki sizi yerden ve gökten kim rızıklandırıyor, ihtiyaçlarınızı gideriyor, sen de ki “Allah’tır.” Ya biz ya da sizden birimiz hak üzereyiz, ya da apaçık bir sapıklık içerisindeyiz. Başka bir yolu var mı? İki iddia sahibi varsa birinden biri mutlaka hak üzeredir, diğeri de sapıklık üzeredir. Peygamber de onlara böyle söylüyor.

Kul lâ tüs’elune ‘amma ecramnâ ve lâ nüs’elü ‘amma ta’melun. (Sebe’/25)

Siz bizim yaptığımız cürümlerden hesaba çekilmeyeceksiniz, biz de sizin yapmış olduğunuz amellerden hesaba çekilmeyeceğiz.

Kul yecme’u beynena Rabbüna sümme yeftehu beynena Bil Hakk* ve HUvel Fettahul’ ‘Aliym. (Sebe’/26)

De ki Allah hepimizi bir araya toplayacak, sonra da bizim aramızda hak olan hükmü verecek. Çünkü O el Fettah ve el ‘Alîm olan Allah’tır.

Bazı husumetler vardır dünyada iken çözülmez, onun için Kur’an ı kerimde defaten tekrar eden bir ayeti kerime var;

… fAllâhu yahkümü beynehüm yevmel kıyâmeti fiymâ kânû fiyhi yahtelifun; (Ör; Bakara/113)

Kıyamet gününde anlaşmadığınız konularda Allah sizin aranızda nihai hükmünü verecektir.

Nasıl verecek Allah nihai hükmünü? Bütün din sahiplerini bir araya toplayacak;

İnnelleziyne amenû velleziyne Hadu vesSabiiyne venNesara vel Mecuse velleziyne eşrekû* innAllâhe yefsılu beynehüm yevmel kıyameti, innAllâhe alâ külli şey’in Şehiyd. (Hac/17)

İman edenler,  Yahudi olanlar, yıldızlara gök cisimlerine tapanlar, Hıristiyanlar, Mecusiler ve müşrik olanlar. Bu 6 din sahibini kıyamet gününde bir araya toplayacak, onların arasında ki son sözünü söyleyecek, hükmünü verecektir. Bu yüzden kıyamet gününün isimlerinden bir tanesi yevmel feth (Secde/29)  dir. Allah bu günü fetih günü diye isimlendiriyor.

Ve yekulûne metâ hâzelva’dü in küntüm sadikıyn. (Secde/28 v.b.)

Kafirler dediler ki bu fetih, bu hüküm ne zamandır eğer siz doğru söylüyorsanız. Allah diyor ki;

Kul yevmel fethı lâ yenfeulleziyne keferu iymanuhüm ve lâ hüm yünzarun. (Secde/29)

De ki feth günü hüküm günü geldiğinde kâfirlerin imanları onlara fayda vermeyecek ve ertelenmeyecektir.

O gün herkes iman etmek isteyecek, çünkü Allah hükmünü vermiş, iman edenlerin hak ve doğruluk üzere olduğunu açığa çıkarmış, onlar da biz de öyle iman edelim öyle ise diyecekler. Ama Allah Fetih günü hiç kimsenin imanı kendisine fayda vermeyecek ve onların azabı da ertelenmeyecektir diyor Allah.

3 – El Fettah isminin üçüncü tecellisi; Allah, kullarına rahmet ve ihsan kapılarını sürekli açar. Yani bizde var olan rızıklar, yeteneklerimiz, hibe etmiş olduğu çocuklar, sosyal çevremiz, işimiz bunların hepsi semada olan şeylerdir.

Ve fiys Semai rizkuküm ve ma tu’adun. (Zariyat/22)

Sizin rızkınız da vaad olunduğunuz şeyler de semadadır diyor Allah. Rızık kapıları, hazineleri Allah’ın katındadır. O dilediğine dilediği kadar kapı açar, rahmetini dilediği kadar indirir.

Fatır suresinin girişinde Allah şöyle buyuruyor;

Ma yeftehıllahu linNasi min rahmetin fela mümsike leha* ve ma yümsik fela mursile lehu min ba’dihi ve HUvel ‘Aziyzül Hakiym; (Fatır/2)

Allah kullarına rahmet kapılarından bir şey açmışsa hiç kimse Allah’ın açtığı bu rahmet kapısını tutamaz, engel olamaz. Eğer Allah bir rahmet e engel olmuşsa, hiç kimse Allah’ın kapattığı o rahmet kapısını açıp kullarına eriştiremez. Neden? ve HUvel ‘Aziyz çünkü Allah ‘Azîz dir, hükmünde galip olandır. Bu böyle olacak demişse bu böyle olacaktır. Ve Hakîm olandır. Kime rahmetten ne kadar pay düşer, kime düşmez her şeyi yerli yerine yerleştirecek olan Allah’tır.

Allah sürekli bir şekilde ya bazı kullarına rahmet kapılarını açıp rahmetini eriştiriyordur, ya da bazı kullarının rahmet kapılarını kapatıp onları bazı hayırlardan, bazı rahmetlerden mahrum ediyordur. Allah bir yere rahmet kapılarını açmışsa, zenginlik, genişlik, huzur vermişse bunun iki sebebi olabilir. Biri iman ve takvadır, yani bir toplumun imanları yüksektir, Allah’ta semanın bütün kapılarını onlara açar, Allah’ın bütün rahmet hazineleri onların üzerine yağar neredeyse. Araf suresinde ;

Velev enne ehlel kura amenû vettekav le fetahna aleyhim berakatin mines Semai vel Ardı ve lâkin kezzebu feehaznahüm Bi ma kânu yeksibun. (A’raf/95)

Eğer o beldenin ehli iman edip takva sahibi olsalardı biz yerin ve göğün rahmet kapılarını onlara açardık. Buyuruyor Allah.

İman ve takva, buna neyi örnek verebiliriz Medine’de ki İslâm devletini buna örnek verebiliriz. Yani açlıktan, hicretten, kayıptan, yokluktan sonra Allah Medine de onlara rahmet kapılarını sonuna kadar açtı, ticaretlerini bereketlendirdi, savaşlarını bereketlendirdi. Çıplak ayakla atsız, devesiz, 10 kişinin deveye nöbetleşe binerek savaşa gittiği savaşlardan dönerken aldıkları ganimetlerle deve alıp aldıkları ganimetleri de develerle Medine’ye taşıdılar. Hurmaları koltuklarının altına koyup arada çıkarıp emdikten sonra bitmesin, çürümesin diye tekrar geri koydukları durumları yaşamışlardı. Bu şartlarda gittikleri seferlerden Kisranın altınlarını bileziklerini, tacını parçalayıp Medine’nin hazinelerine koymuşlardı. Niçin? Çünkü Allah’ın vaadinde olduğu gibi, onlar iman ettiler, takva ile Allah’a kulluk ettiler, Allah’ta yerin göğün bütün kapılarını sonuna kadar onlara açmış oldu. Bu birinci açış biçimidir.

Bazı toplumlar da Allah’a isyan edenler, günahın, fısk ve fücurun her türlüsünü işlerler, bütün bunlara rağmen Allah onlara yerin göğün bütün kapılarını açar. En’am suresinde;

Felevla iz caehüm be’süna tedarre’u ve lâkin kaset kulubühüm ve zeyyene lehümüşşeytanu ma kânu ya’melun. (En’am/43)

Keşke bizim belamız, musibetimiz onlara geldiği zaman, onlar boyun eğip utansalardı, sıkılsalardı. Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onların yaptıkları amelleri onlara süslü gösterdi.

Buyuruyor Allah. Devam ediyor;

Felemma nesu ma zükkiru Bihi fetahna aleyhim ebvabe külli şey’* hatta izâ ferihu Bi ma utu ehaznahüm bağteten feizâhüm mublisun; (En’am/44)

Onlar kendilerine gelen öğüdü, uyarıyı unutunca, yani Allah’ın emir ve yasaklarını unutup tam bunun zıddını yapınca biz her şeyin kapısını onlara açtık. Ticaret o biçim, turizm o biçim, siyaset o biçim, hizmet o biçim. Neden? İyi olduklarından dolayı değil, Allah’ın onlara verdiği öğüdü unutmuşlar Allah’ta buna karşılık olarak bütün her şeyin kapılarını onlara açıyor. Onlara verdiklerimizden ötürü sevinmeye, şımarmaya başlayınca Birbirlerine diyorlardı ki “bak görüyor musun nereden nereye geldik, bütün kapılar bize açıldı diye sevinmeye başladıklarında biz onları aniden yakalayıverdik ve onların bütün ümitlerini kestik diyor Allah. Öyle bir yakaladık ki onları artık kurtuluşlarına dair en küçük bir ümit bile bırakmadık onlarda.

Eğer Allah bir kavim için son hazırlıyorsa, yok etmek istiyorsa, içinde bulundukları durumun muhasebesini yapmasınlar diye onlara yerin göğün bütün kapılarını açar. Sebep? Düşünmesinler diye. İnsan genelde ne zaman düşünür? Başına bir musibet geldiği zaman düşünür. Acaba niye böyle oldu, benim ne yapmam lazım diye. Tabii bu akıllı insanlar için geçerli bir şey. Olur ki bu Allah’ın helâk etmek istedikleri de başlarına gelen bir musibetten ötürü oturup düşünürler. Ama Allah düşünmelerini istemiyor, onları helâk etmek istiyor. Son sözünü söylemiş, hükmünü vermiş, onlara her şeyin kapılarını sonuna kadar açmış. Tam böyle övünüp sevinmeye başlayınca biz onları öyle bir yakalarız ki, artık onların hiçbir ümidi kalmaz, müblis bir şekilde öylece kalırlar diyor rabbimiz. Bu genelde kâfir ve mümin toplumlarla ilgili Allah’ın genel sünneti diyelim.

Bir Müslüman el Fettah ismini kendi hayatına bireysel olarak ta mutlaka bunu, sünnetullah’ı bilmesi lazım. Yani Allah sana bir nimet veriyorsa, bir şeylerin kapısını açmışsa bu soruyu sorman lazım. Bu benim imanımın ve takvamın sebebiyle mi bana gelen bir nimettir, yoksa bu benim ma’siyetim sebebiyle mi bana gelen nimet midir? Bunu insan mutlaka kendisine sorması lazım.

Şimdi sen diyelim ki bir ticaret yapıyorsun, çok az çalışıyorsun ama Allah sana çok çok veriyor. Yani şunun farkındasın. Bu kazandığın senin çalıştığının karşılığı değil. Allah sana daha fazlasını veriyor, yani sana bir kapı açılmış bunu hissediyorsun. Hemen sorman lazım; imani olarak, takva olarak ben ne durumdayım. Eğer imanım ve takvamdan eminsem elhamdülillah, bol bol Allah’a hamd etmen lazım. Bu dünyada ki mükâfat, ahiretteki şüphesiz ki bundan çok daha fazla olacaktır. Ama senin hayatında ma’siyetler var ve sen sürekli bir şekilde bunları yapıyorsan ve sonunda tevbe de etmiyorsan orada durman lazım. Çünkü Allah resulü buyurdu ki, “Sen Allah’ın birinin ma’siyetlerine rağmen sevdiği şeyleri ona verdiğini görürsen bil ki bu istiraçtır. Allah onu adım adım azaba çekiyordur.” Ve hemen akabinde Allah resulü biraz önce En’am suresinden okuduğumuz ayeti kerimeleri okudu diyor İ. Ahmed. Bu da üçüncüsüydü.

Dördüncüsü, Allah el Fettah olan ismi ile insanı Allah’a yaklaştıran kapıları kullarına açar. Bu O’nun Fettah isminin bir tecellisidir. Bununla alakalı daha önce anlattığımız iki âlim arasındaki konuşmadan bahsedeyim;

Medine de Abdullah el Ömerî adında bir âlim var. Bu Âlim hadisçi bir zat. Belli bir zaman sonra şöyle düşünmüş. Âlim olan insanlar toplumun içinde oldukları ve sürekli konuştukları için riyaya düşebilirler, kendilerini beğenebilirler, insanların aşırı saygısı onu şımartabilir diye kenara çekilmiş. Kendisini evine kapatmış sürekli ibadetle iştigal ediyor. Bir süre sonra İmam Mâlik ile uğraşmaya başlamış, ona bir mektup yazarak içinde bulunduğu durumun yanlış olduğunu, mutlaka onun da kendisini evine kapatıp, toplumdan uzaklaşıp Allah’a ibadet etmesi gerektiğini, ilim şöhretinin zararlarını anlatmış.

İmam Malik te ona bir cevap yazmış demiş ki; “Allah insanların rızıklarını insanların arasında dağıttığı gibi, insanların amellerini de insanların arasında dağıtmıştır.”

Allah insanların rızıklarını nasıl dağıtıyor? Hem rızkımızı kazandığımız vesile farklı, hem de oran farklı. Aynı şekilde Allah kulları arasında onların amellerini de taksim etmiş dağıtmıştır. Bazı kullara namaz kapısını açmıştır, oruç kapısını kapatmıştır. Bazı kullara sadaka kapısını açmış, namaz kapısını kapatmıştır. Bazı kullarını Allah yolunda cihat etme kapısı açmıştır.

“Ben ilmi yaymanın ve ilmi insanların arasında hayrın yollarından bir tanesi olduğuna inanıyorum ve ne kendimin senden iyi olduğuna, ne de senin benden geride olduğuna itikat etmiyorum. İnanıyorum ki inşallah ikimizde hayır üzereyiz.” Diyerek mektubu kapatıp cevap olarak gönderiyor.

İmam Malik’in bu mektubu aslında Allah resulünün İmam Ahmed’in müsnedinde rivayet ettiği bir şerhi gibi. Allah resulü bir hadisinde diyor ki;

“Allah sizin aranızda rızıklarınızı taksim edip dağıttığı gibi, ahlaklarınızı da aranızda taksim edip dağıtmıştır.” Diyor.

Şimdi demek ki bazılarını, mesela Hz. Ebu Bekir’e olduğu gibi, kişiyi Allah’a yakınlaştıracak bütün kapıları birden açar. Sadaka dersiniz en öndedir, namaz dersiniz en öndedir, Kur’an tilaveti derseniz en öndedir, ilim dersiniz en öndedir, cihat dersiniz en öndedir. Yani Allah onu kendisine yakınlaştıracağı bütün kapıları ona açmıştır. Ama bu tip insanlar arasında milyonda bir gelir. Çoğunlukla Allah resulünün sahabesinde olduğu gibi bazı amel kapılarını bazılarına açar, bazılarına da kapatır.

Mesela Hz. Ömer’i örnek verebiliriz. Hz. Ömer cihat konusunda biz onu pek tanımıyoruz, komutan olarak pek bilmiyoruz. Ama adalet konusunda ve Allah resulüne karşı edepsizlik yapan insanların karşısında neredeyse İslâm’ın ve Allah resulünün onurunu koruyan bir sahabe olarak tanıyoruz. Bir başka örnek mesela Hz. Osman’ı cihatta pek bilmeyiz, hatta münafıklar fitne çıkarırken onu en fazla hakaret ettikleri konu buydu. Yani savaşlardan geri kalmasıydı. Ama sadaka ve Kur’an okuma kapılarını sonuna kadar açmıştı.

Şimdi burada söylemek istediğimiz şey şu; Bütün hayır kapıları Allah’ın elindedir, dilediği kullarına tamamını açar, dilediği kullarına da bazılarını açar. Eğer Allah’ın Fettah ismiyle sana bir kapı açtığını hissediyorsan o kapıya dört elle yapışman lazım, onun eşiğine baş koyman lazım ve ne kadar toplayabiliyorsan o kadar toplaman lazım.

Peki, diyeceksin ben nereden bileyim hangi kapıyı açtığını? Eğer Allah bir kapıyı sana açmışsa onu yaparken gönlünde bir huzur hissedersin, içinde böyle Allah resulünün ifadesi ile söylüyorum; Allah senin ağzına bir parmak bal çalar, on8u yaptığında kendini iyi hissedersin.

İ. Ahmed’in rivayet ettiği bir hadiste Allah resulü buyuruyor ki;

“Allah bir kulu için hayır diledi mi onu tatlandırır.” Sordular;

Nedir bu tatlandırma şekli? Dedi ki;

“Allah o ölmeden önce ona bir taat kapısı açar be onun üzere de onun canını alır.” Yani mutlaka ömrünün herhangi bir zaman diliminde bir taat kapısını ona açar, onu tatlandırır, zevk almasını sağlar, sonra da o amel üzere onun canını alır.

Bir Müslüman bir salih amel yaparken kendini iyi hissediyorsa bunu el Fettah olan Allah’ın bir lütfu bilmelidir. O amel üzerinden elinden geldiği kadar toplaması lazım. Niçin? Çünkü açılmış kapılardan topladığın fazlalık, kapalı kapılardan dolayı sende ki kayıpları onunla telafi edeceksin. Mesela diyelim ki, Allah namaz kapısını açmış, sadaka kapısını kapatmış. Bu kapıyı kapatmış ama sen oradan bir cürüm kazanıyorsun. Yani yapmadığından ötürü senin amel defterine günah yazılıyor. İşte sen açılmış namaz kapısından toplayabildiğin kadar sevap toplayacaksın ki, yarın neden sadaka vermedin dendiğinde veya neden bu ilmi talep etmedin dendiğinde diyeceksin ki ya rabbi benim mazeretim yok, ama ben bu namaz amelini çok sevdim en çok onu yaptım diyeceksin. Belki Allah orada ki fazla sevapla diğer taraftaki günah eksikliğini giderecek, senin yüzünü aydınlık kılmış olacak.

Onun için seleften biri diyor ki; “Eğer bir hayır kapısı sana açılmışsa bunu bir fırsat olarak bil ve değerlendirebildiğin kadar değerlendir. Tabir caizse kapıp kaçırabildiğin kadar bunu yap, bu fırsatı değerlendir.”

El Fettah isminin kulların üzerindeki Son olarak tecellisi, kapıların kapandığı, çarelerin tükendiği, hiç kimsenin birbirine fayda sağlayamayacağı ve zahiri olarak bütün sebeplerin tükendiği yerde el Fettah olan Allah kulunun önündeki engel neyse onu giderir onun kapılarını kuluna açar. Hatta buna bir kıssa ile bir örnek te verelim;

İman Buhari ve Müslim, Allah resulünden navara ashabı diye meşhur olmuş üç kişinin kıssasını anlatıyorlar. Allah resulü buyuruyor ki; “Üç adam yolda giderken şiddetli yağan yağmur nedeniyle bir mağaraya sığındılar. Sonra bir kaya yuvarlandı gelip mağaranın ağzını kapattı. Yani zahiren bütün sebepler tükendi çıkış yok. Dediler ki kendi aralarında daha önceden yaptığınız salih amellere bakın onlar ile Allah’a dua edin. Umulur ki Allah bizim bu sıkıntımızı giderir.

Bir tanesi elini kaldırdı dedi ki; “Ya rabbi sen biliyorsun ki benim yaşlı anne babam var, ben her gün hayvanları otlattıktan sonra süt sağarım eve süt getiririm. Önce ana babama süt içiririm ondan sonra hanım ve çocuklarıma süt veririm. Bir gün eve geldim baktım ki anne ve babam uyumuşlar, çocuklar da açlar ve ayaklarıma dolandılar süt istiyorlar. Ben onlara vermedim önce anne ve babama vereceğim ondan sonra size vereceğim dedim. Elimde iki bardak sabaha kadar onların başında bekledim onlar uyandılar, sütlerini onlara içirdim, ondan sonra çocuklarıma verdim. Eğer sen bunu sadece ve sadece senin rızan için yaptığımı biliyorsan şu kayayı aç bizim sıkıntımızı gider.

Allah resulü diyor kaya biraz açıldı onlar gökyüzünü görmeye başladılar ama tamamı açılmadı. İkinci adam ellerini kaldırdı; “Ya rabbi dedi benim amcamın bir kızı vardı, bir erkeğin bir kadını sevebileceği en derin aşk neyse ben onu öyle bir sevgiyle sevdim. Sonra onunla beraber olmayı talep ettim, kabul etmedi. Günün birinde paraya ihtiyaç duyduğu için bana geldi, 100 dinar borç istedi. Ben de ona dedim ki bu dinarı sana bir şartla veririm, benimle beraber olursun, -yani ona fuhuş teklif ediyor- sana bunu veririm dedi. O da tamam dedi. Ben tam onunla beraber olacakken bana; Allah’tan kork ve hakkın olmayanı kendine mal etme. Dedi. Ben hemen onun üstünden kalktım hatta karşılıksız olarak o parayı da ona verdim. Eğer sen benim bu ameli sadece senin rızan için yaptığımı biliyorsan bizim bu sıkıntımızı gider, bu kayayı aç.” Dedi.

Allah resulü diyor ki; kaya biraz daha açıldı, ama tam açılmadı. Üçüncü adam geldi; “Ya rabbi dedi ben ücretli bir işçi tuttum, akşam olduğunda ücret olarak anlaştığımız miktar pirincini ona verdim. O pek rağbet etmedi yüz çevirdi gitti. Ben onun pirincini ektim, tarladan aldığım mahsulle gidip hayvan aldım, getirdim o hayvanları da besledim. Günün birinde işçi gelip bana dedi ki bana zulmetme, o zaman benim almadığım hakkımı bana geri ver. Ben de ona dedim ki bak orada duran hayvanlar senin hakkındır git onları al.” Dedi ki ey Allah’ın kulu benimle dalga mı geçiyorsun, benim sende olan hakkım bir ölçek pirinçti. Nasıl bu hayvanlar benim olur.? Ben ona durumu anlattım ve bunlar senin hakkın gidip onları alabilirsin dedim. Eğer ben bunu senin rızan için yaptıysam sıkıntımızı gider ve bu kayayı kaldır.” Dedi.

Allah resulü buyurdu ki önlerindeki kaya tamamen açıldı Allah onların sıkıntılarını giderdi ve onlar oradan çıkıp gittiler.

Bu kıssa neyin tecellisidir? Bu kıssa el Fettâh isminin bir tecellisidir. Dağdasın, mağaradasın, taş gelip girişi kapatmış. Ne onu kaldırmaya senin gücün var, ne de onu oradan kaldırabilecek insanlar var. Bir tek Allah var. İşte Allah senin o sıkıntını giderdiği zaman bunun adı el Fettah olan Allah’ın isminin tecelli etmesidir.

Burada asıl mesele şudur, her Müslümanın kendisine şu soruyu sorması lazım. Bu kıssa dört kişi olsaydı ve o biri de ben olsaydım acaba ne dua ederdim Allah’a şeklinde düşünmesi lazım. Yani ben ve arkadaşlarım dara düştüğümüzde Allah’a şunu söyleyecek kadar yüzümün olduğu, Allah’a “bunu senin rızan için yaptıysam benim bu sıkıntımı gider” Diyebilecek bir amelim var mı? Varsa ne güzel, elhamdülillah. Ama yoksa mutlaka insanın böyle bir ameli sermeye olarak kenarda tutması lazım. Yapacak, kimseye söylemeyecek, sadece Allah ile onun arasında olup bitecek bir ameli olması lazım.

İnsanoğlu genel itibarıyla çarelerin tükendiği yerde Allah’a isyan eder. Yani bu kıssadan bir örnek alabilirsiniz. İffetli kadın, normalde zina yapacak bir kadın değil ama paraya muhtaç olmuş, önünde başka bir yolda kalmamış, adam da ona şunun karşılığında parayı sana veririm deyince kadın tamam demek zorunda kalmış.

Hatırlarsanız daha önce bir derste de anlatmıştık. İmam Ahmed’in ve Tirmizinin rivayet ettiği bir kıssa daha vardı kiflin kıssası. Allah resulü dedi ki İsrail oğullarının arasında Kifil adında bir adam vardı ve hiçbir günahı yapmaktan çekinmezdi. Bir gün ihtiyaç sahibi bir kadın kendisine geldi. Kadına ihtiyacı olan şeyi vermek yerine dedi ki; sana 60 dinarı veririm ama benimle beraber olman şartıyla. Kadın da tamam dedi. Kifil tam kadına yaklaşacakken kadın sarsıldı ve ağlamaya başladı. Kiril sordu; “beni kerih mi gördün dedi.” Hayır. “Peki, ben seni zorladım mı bu işe? Hayır. Ben bu kötü ameli asla yapmazdım ama muhtaç olduğum için bu ameli yapmak zorunda kaldım dedi. Kifil de ağladı kalkıp Allah’a tevbe etti, kadına parayı da verdi al git dedi.

Allah resulü sonra Tifil öldü dedi. Sabah insanlar onun cenazesini almaya geldiklerinde baktılar ki kapının üzerinde yazıyor Allah Kifilin günahını bağışladı başka bir rivayette “Allah Tifilin tevbesini kabul etti.”

Bu kıssada da dikkat ederseniz öyle muttaki, takvalı bir kadın ki bu Allah onun tevbesinin samimiyeti ile günahkâr birinin tevbesini kabul ediyor. Yani kadının tevbesindeki samimiyet sadece kendisine değil başkasına da fayda veriyor, ama çareler tükendiğinde, imkânsızlıklar başladığında insanlar yanlış işler yapıyorlar. Onun için bütün şer odakları insanların çaresiz anlarını beklerler. Ne zaman ki adam çaresizliğe düştü, bütün imkân kapıları önünde kapandı, o zaman insi de cinni de adamın başına çökerler, normal zamanda yapmayacağı bir kötülüğü o zamanında yaptırmaya başlarlar.

İşte Müslüman hep bunu bilmelidir, bütün kapılar da kapansa Fettah olan bir Allah var. Eğer sen Allah’ın haram kıldığına değil de ellerini kaldırıp desen ki “Ya rabbi, Sen Fettah olan Allah’sın sen bütün çarelerin tükendiği yerde kullarına dilediğin kapıları açacak olan Allah’sın. Eğer sen bu kapıyı bana açmazsan senin kulların beni yanlış yapmaya zorluyorlar, isyana zorluyorlar. Ya rabbi bu kapıyı bana aç ve beni sana isyan etmekten muhafaza eyle.” Dersen Fettah ismi işte böyle zamanlar için var. Yani nefsin sana galebe çalıp seni Allah’a isyan ettirip başkaldırmana zorlayabilir. Hâlbuki Fettah olan rabbimiz var, sen bunu bilmezsen çarelerin tükendiği yerlerde maalesef insanlar çok yanlış işler yapabiliyorlar, normal zamanlarda yapmak istemeyecekleri kötülükleri o dönemlerinde yapabiliyorlar.

Allah Teâlâ dan temennimiz el Fettah olan ve bütün güzel ve yüce isim ve sıfatların sahibi olan rabbimizden temennimiz her daim hayır ve ihsan kapılarını sonuna kadar bize açmasıdır. Fettah olan rabbimizden temennimiz dünyada bizim ie kâfirler arasında kör düğüm haline gelmiş husumetlerde ya insanların yüreklerini hidayete açarak, ya da kâfirleri helâk ederek, ya da müminlere onların karşısında izzetli, onurlu bir zafer ihsan ederek aramızda hükmetmesidir. Fettah olan Rabbimizden temennimiz bizi O’na yaklaştıracak ne kadar hayır kapısı varsa sonuna kadar bize açması, eğer açtığı bir kapı varsa da bize hissettirip o kapıdan Allah’a gitmemizi, yürümemizi bize kolaylaştırmasıdır. Hangi işimiz zora düşmüşse, hangi meselede önümüze bir engel çıkmışsa, hangi konuda kapılar yüzümüze kapanmışsa Fettah olan rabbimizden o kapıları bize açmasını, bizi kullarının karşısında muhtaç ve mahcup duruma düşürmemesi temennimizdir. Şüphesiz ki O kullarının sesini işiten, onların hallerini bilendir. Allahümme amin.

Ve ahiru davanâ enil hamdülillahi rabbil alemiyn. (Ebu Hanzala esma dersleri videosundan derleme)

********************************************************************

EL FETTAH

El-Fettâh (kapalı şeyleri açan; sıkıntıları ortadan kaldıran ve sorunları çözen; hakla batılın arasını açan) güzel ismin kökü olan feth, “açmak” anlamına gelir. Bu maddi ve manevi olabilir. İnsanın yaşamında sınıfını geçmesi, bir sınavı kazanması; kalfanın usta olması, bir iş yeri açması, ev satın alması; kişinin nişanlanması, evlenmesi… Birer maddi fetih olduğu gibi tövbe etmesi, namaza başlaması, namazdan zevk alması, namazla ilgili bazı sırları yaşaması da birer manevi fetih olarak zikredilebilir.

Bu açıdan her ne kadar bu fetihler kulun çalışması ve gayreti ile elde ediliyorsa da bunların her biri Allah’ın izniyle ve El-Fettâh güzel isminin tecelli etmesiyle meydana gelmektedir. Bunun için bir insan, tıpkı rızık hususunda nasıl çalışma ve gayret ile fiili duada bulunuyorsa ve bunun sonucu olarak er-Rezzâk (rızık veren) olan Allah’ın nimetlerine eriyorsa hayatındaki sıkıntıları ortadan kaldırmak, sorunları çözmek, bazı nimetlere ermek için gösterdiği ve birer fiili dua hükmünde olan çalışma ve gayretlerle de Allah’ın el-Fettâh güzel isminin tecellisine vesile olabilir.

Allah’ın El-Fettâh güzel isminin tecellilerini hayatımızda görüp ona şükretmek gerekir. Bütün sıkıntıların çözümünde bu güzel isim tecelli eder. Hayır kapıları bu güzel ismin tecellisi ile açılır. Müslüman birisi etrafındaki nesneleri ve kişileri nasıl duyu organları ile algılıyorsa manevi organları ile Allah’ın bu güzel isminin hayatındaki tecellilerinde de dikkat kesilmelidir. Böyle durumlarda Allah’a şükretmelidir. Ayrıca bu tür tecellileri zaman zaman hatırlayarak duygusallaşmalı, Allah’ı övmeli ve yüceltmelidir.

Ve emma Bi nı’meti Rabbike fe haddis. (Duha/11)

‘Ama, Rabbinin nimetlerini söyle (say, anlat, hatırla…)!

İnsanın hayatı baştan sona El-Fettâh güzel isminin tecellileri ile doludur. Zira her birimiz annemizden doğduğumuz zaman çaresiz, zayıf, bilgisiz birisi idik. Okullar okuduk, iş hayatına atıldık. Pek çok şeyler öğrendik. Pek çok şeylere sahip olduk. Bu sırada pek çok sıkıntı ile karşılaştık. Bunların bazısını veya çoğunu aştık. Pek çok hayır kapısı bize açıldı. Tüm bunlarda yüce Allah’ın El-Fettâh güzel ismi üzerimizde tecelli etti.

Ve ataküm min külli ma seeltümuHU, ve in te’uddu nı’metAllâhi lâ tuhsuha* innel İnsane lezalumün keffar; (İbrahim/34)

‘O istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isteseniz sayamazsınız. Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür’

İnsan şöyle bir düşününce, Allah’ın El-Fettâh güzel isminin her gün defalarca kez üzerinde tecelli ettiğini görecektir. Evdeki musluk bozulur, yapılmasa evi su basacaktır. Tamirci gelir, bu sıkıntıyı giderir. Para sıkıntısı çektiğimiz an bir yerden gelen para ile rahatlarız vb. Böyle durumlar dışında iş hayatımızda büyük bir rahatlamaya girebiliriz. Allah hiç beklemediğimiz kapıları açarak iş hayatımızda El-Fettah güzel ismini tecelli ettirebilir. Bütün bu durumlar şükrü icap ettirir.

El-Fettah güzel ismi tasavvuf ve tarikat yoluna giren kişilerde daha bir anlamlı tecelli eder. Çünkü zikir ve rabıta ile yaşanacak binlerce hal vardır. Nakşibendiyye tarikatında zikre 5.000 Lafza-i Celalle (Allah) başlanır.

Bu zikir önce kalbe vurulur. Kalp normal şartlarda iki ay içerisinde harekete geçer. Nasıl hamile bir bayanın karnındaki çocuk belli bir zaman sonra harekete geçerse bu zikir de önce karın kısmını yılan gibi oynatmaya başlar. Bu, zikrin kalbe tesir ettiğinin göstergesidir. Bir anlamda manevi bir fetihtir. Sonra başka haller tek tek fethedilir. Letaif noktalarının yanması, ağrıması, açılması gibi. Öyle ki burada bunları tek tek anlatmanın imkânı yoktur. Kısacası Allah’ın El-Fettâh güzel ismi sofide yeni bir halle birkaç ay içerisinde başka bir şekilde tecelli eder. Bunun sonu yoktur. İlahi tecelliler her kişide farklı tecelli ettiği gibi kişinin hayatı boyunca da bu farklılık devam eder.

Tabii feth deyince aklımıza hemen büyük bir ibadet olan cihat gelir.

Tarihte İslam devletlerinin bir fetih üslubu ve yönetim anlayışı vardı. Allah onlara el-Fettâh güzel ismiyle yeni toprakları fethetmeyi nasip eylediğinde sivil halka ilişmiyorlardı. Amaçları o topraklarda kurulan İslam devletiyle insanların Allah’ın diniyle tanışmalarını sağlamaktı. Adaleti, insanlığı görüp yaşamalarını gerçekleştirmekti.

Lâ ikrahe fid Diyn… (Bakara/256)

“Dinde zorlama yoktur”

Ayeti gereği tarihteki İslam devletlerinde farklı dinlerin mensuplarına saygı ve hoşgörü gösterilmiştir. Müslümanlar, Gayri Müslimlerle gerek bireysel gerek toplumsal ilişkilerinde kendi dinlerinin hak olduğunu bunlara kanıtlamak zorunda hissetmişlerdir. Gayri Müslimlerin büyük çoğunluğunun gönüllerini Allah’ın el-Fettâh güzel isminin tecelli etmesiyle kazanmışlardır. Onları inançlarında özgür bıraktıkları halde büyük kısmının gönül rızaları ile Müslüman olmalarına vesile olmuşlardır.

Bugün fetih genellikle manevi alanda gerçekleşmektedir. Kalpler İslam dinine kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bunda da tıpkı atalarımızın fethettikleri topraklar üzerinde Gayri Müslimlere gösterdikleri hoşgörüyü, saygıyı insan ilişkilerinde temel almak zorundayız. Çünkü İslam dini başka dinlerdeki ve ideolojilerdeki zorbalığın ve baskının yerine bu yüce kuralı ile gönülleri fethetmektedir.

Kuran-ı Kerim’deki Fetih suresi de Allah’ın El-Fettâh güzel ismi gibi bir fazilete sahiptir. Fetih suresi okunduğunda hayatımızdaki sıkıntıları ortadan kaldırmak, sorunları çözmek, bazı nimetlere ermek gibi nimetlere vesile olur. Onun içindir ki peygamberimiz (s.a.s), Fetih suresi nazil olduğunda şöyle demişlerdir:

‘Bana bu gece öyle bir sure nazil oldu ki o sure benim için hem dünyadan hem de dünyadaki bulunan her şeyden daha hayırlıdır.’

Peygamberimizin (s.a.s) bu surenin faziletlerini, nimetlerini dünya ve dünya içerisindeki nimetlerle kıyaslaması manidardır. Bunun altında yatan bir hikmet bulunmaktadır. Zira bu sure öncelikle hediyelerini dünyalık nimetlerde göstermektedir. Sıkıntıların ortadan kalkması, hayırlı işlere kapı açılması dünyaya ait büyük nimetlerdir. Aslında bu sure dünyanın bütün nimetlerini kapsamaktadır. İşte bu sure-i şerife Allah’ın izni ile bütün dünya nimetlerine vesile olmaktadır. İnsan kendisine haftalık sure-i şerife virdi edindiğinde en az haftada bir gün de olsa bu sure-i şerifenin okunmasına da yer verebilir. Kur’an ı kerimde Allah şöyle buyuruyor;

… ve ‘asa en tekrahu şey’en ve huve hayrun leküm, ve ‘asa en tuhıbbu şey’en ve huve şerrun leküm* vAllâhu ya’lemü ve entüm lâ ta’lemûn. (Bakara/216)

… “Sizin için hayır olan bir şeyden hoşlanmayabilir; sizin için şerr olan bir şeyi sevebilirsiniz. Allâh bilir, ne var ki siz bilmezsiniz!”

İnsan kendi küçük aklı ile kendisine neyin lazım olduğunu bilemez. Hayırlı gördüğü bir şey hakkında şer olabilir. Yine şer olarak gördüğü bir şey de hakkında büyük hayırlar barındırabilir 

Bunları bizim önceden bilmemiz imkânsızdır. Onun için dualarda istek genel olarak belirtilmeli yani hakkımızda hayırlı ne ise onun gerçekleşmesi istenmelidir. Bu aynı zamanda edebe de uygundur.

Allah’ın güzel isimleri ile tevessül yapılabilir. Hususiyle El-Fettâh güzel ismi ile de tevessül yapılabilir.

Allah’ın güzel isimleri ile dua etmek, yani uygun düşen güzel isimlerle Allah’a tevessül etmek, duanın kabul olmasında çok etkilidir. Tevessül etmek duada bu isimleri vesile kılmaktır.

Allah’a güzel isimlerle tevessül etmek, Allah’a hamd u senâ edip peygamberine ve âl u ashâbına salât ve selâm getirdikten sonra dua konumuza uygun olan güzel isim yada güzel isimleri seçmekle ve duamızda zikrederek bunun yada bunların hakkı, fazileti, bereketi üzerine Allah’tan istemekle olur. Örneğin El-Fettâh güzel ismi ile şöyle tevessül yapılabilir: ‘Allah’a sonsuz hamd u senalar olsun. Peygamberimize çokça salât ve selam olsun. Ey yüce Allah’ım, Senin El-Fettâh güzel isminin hürmetine şu sıkıntılarımızı kaldır, şu hayırları nasip eyle. Âmin.’

Zikir ise sadece Allah rızası için yapılmalıdır. Bu Allah’ın güzel isimleri için de böyle olmalıdır. Zira zikir aşk gibi bir yüce duyguyla çekilir. İsimleri arka arkaya söylemenin başka bir mantığı yoktur. Allah’ın güzel isimleri Allah’ı övmek ve yüceltmek gibi bir ulvi gaye ile çekilmelidir. Dünyevi bir maksatla zikrettiğimizde bu her şeyden önce edebe aykırıdır. Allah’ın rızası niyeti ile zikir çekildiği zaman yüce Allah o kişiye ilgili Esma-i Hüsnanın dünyaya bakan faziletlerini, nimetlerini de armağan olarak verir.

… ve ennelfadle Biyedillâhi yü’tiyhi men yeşa’ … * (Hadîd/29)

kesinlikle lütuf Allâh’ın eliyledir (onların kazanması değil), onu dilediğine verir..

 Allah sonsuz lütuf ve ihsan sahibidir Allah, kapısına geleni boş göndermez. Zira zikirle insan Allah’ın kapısını çalar.

Her Esma-i Hüsnanın dünyaya bakan faziletleri, hediyeleri vardır. Yani bir kişi herhangi bir Esma-i Hüsna zikrini çekerse havas bilgileri olarak kitaplarda geçen nimetlere Allah’ın izni ile erişebilir. Ama burada yanlış olarak gördüğümüz husus, kişilerin zikri çekerken Allah rızası dışında bir gayelerinin olmalarıdır. Dünyevi maksatlarla zikir çekmeleridir. Zikir sadece Allah rızası için çekilmelidir. Bundan başka Allah’ın güzel isimlerini zikir ile amaçlanan şey, Allah’ı övmek, yüceltmektir. Gerçi bu da Allah’ın rızasına muvafık olan bir şeydir.

Kalp saniyede halden hale girer. Değişkendir. Onu bir noktada tutmak zordur. Hele zikir sırasında bu daha çok olur. Nefis ve şeytan vesveseleri ile kalbi bulandırırlar, zikri dünyevi bir amaç haline dönüştürebilirler. O yüzden Nakşibendiler, Lafza- Celal zikrini her tespih devredişinde (100 adetten sonra) ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allah’ım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’ demektedirler. Böylece sapmış, sapacak, dönek, renkten renge giren, girecek olan kalbe rotasını gösterirler. Kalp bu rotadan saptı mı zikir yarar değil insana zarar vermeye başlar. Bu durum Esma-i Hüsna zikrinde daha çok kendisini gösterir. Yani kalp Esma-i Hüsna zikrinde rotasını şaşırmaya daha müsaittir. Esma-i Hüsna zikrini çekerken kalp O’nun rızası dışında başka yerlere takılabilir. Onu uyarmak ve doğru yola sevk etmek gerekir. Onun için Esma-i Hüsna zikri çekerken ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’ sözünü en azından başta ve sonda birer kere de olsa söylemek ve bu konuda kalbi uyarmak gerekir. Daha çok söylemek daha büyük yararlar sağlar.

Dualarımızda dünyevi şeyleri isteyebiliriz. Ama duada ahreti de unutmamak gerekir. Aslında dinin ruhu ahret olduğu için öncelikle ahrete talip olmamız gerekir.

Men kâne yüriydü harsel ahıreti nezid lehü fiy harsih* ve men kâne yüriydü harsed dünya nü’tihi minha ve ma lehu fiyl ahıreti min nasıyb. (Şûra/20)

“Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz.”

Allah, El-Fettâh (kapalı şeyleri açan; sıkıntıları ortadan kaldıran ve sorunları çözen; hakla batılın arasını açan) güzel isminin hürmetine bizlerin bütün sıkıntılarımızı gidersin, bizlere bütün hayır kapılarını da açsın. Âmin. (Muhsin İyi)

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Devam edecek…

 

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Ağustos 2017 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,