RSS

İslamoğlu Tef. Ders. SÂFFÂT SURESİ (083-182) (141)

22 Mar

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 Sevgili Kur’an dostları Sâffât suresinin geçen dersimizde ilk 82 ayetini işlemiştik. Surede 9 peygamberin kıssası anlatılıyordu. Bu kıssalar surenin ana fikrini, ana temasını da veriyordu. Bu tema Allah’ın salih kullarına, başta peygamberler olmak üzere onların yolunu izleyen herkese bittim ya rabbi dediğinde nasıl yardım ettiğini, edeceğini ifade ediyordu. Peş peşe zikredilen bu peygamber kıssaları iman küfür mücadelesinin insanlık tarihi boyunca süren bu mücadelenin özeti mahiyetinde idi.

Geçen ders işlediğimiz ayetlerde bir kıssayı da işlemiştik. Hz. Nuh kıssası, ki bütün peygamber kıssaları bu surede Hz. Nuh kıssasıyla başlıyordu. Kendisinden sonraki insanlığın iman atası olan Hz. İbrahim’e getiriliyordu söz. Aslında Hz. İbrahim’den söz edilen her yerde şöyle bir sorunun cevabı veriliyordu. “Bir kişiden ne çıkar.” Bu sorunun cevabını merak eden, eğer o bir kişi alemlerin rabbine teslim olmuş bir kişi ise, ahlakıyla, erdemiyle, imanıyla, yaşantısıyla, sabrıyla, direnciyle örnekse, bir kişiden bir dünya çıkar. Cevap işte şimdi geliyor.

83-) Ve inne min şi(y)atihi le İbrahiym;

Muhakkak ki İbrahim de Onun anlayışındandır. (A.Hulusi)

083 – Şüphesiz İbrahim de onun kolundan. (Elmalı)

Ve inne min şi(y)atihi le İbrahiym Nuh’un tarafında, bir önceki kıssaya atıf yapıyor çünkü, orada ki “h” zamiri ona, Nuh’a işaret. Nuh’un tarafında saf tutanlardan biri de elbette İbrahim idi. Şi(y)a; taraftar, yandaş, kafadar anlamlarına gelir.

Her peygamberin aynı safta olduğunu ifade eden bir ibare. Yani insanlık tarihi iki yatakta akar. Bu yataklardan birinden Nûr, diğerinde kir akar. Birinden ak, diğerinden kara bir nehir akar. Birinden iman akar, öbüründen küfür. Birinden ruh akar, öbüründen nefis. Benlik, ego, dürtü, içgüdü. Ve tabii burada muhataba sen de ne taraftan olduğunu seç. Hangi yatakta akıyorsun, dön de bak. Kendine bir yatak seç ve o yatakta ak. Seçtiğin yatağa layık ol, kirletme, kendini temizle ama yatağı kirletme. Ak yatağı seçiyorsan ak bir alna sahip ol, ak bir yüreğe sahip ol, ak bir bakışa sahip ol, ak bir hayata sahip ol. Söylenen bu.

84-) İz cae Rabbehu Bi kalbin seliym;

Rabbine selim bir kalp ile (şuurunda Esmâ hakikatini yaşamakta olarak) yönelmişti! (A.Hulusi)

084 – Çünkü rabbine selîm bir kalp ile geldi. (Elmalı)

İz cae Rabbehu Bi kalbin seliym hani o rabbine arı, duru, seliym, sağlıklı bir kalp ile, daha doğrusu bir iç dünya ile gelmişti. Bi kalbin seliym; sağlıklı bir iç dünya manasına geliyor. Parçalanmamış, heder edilmemiş, rehin bırakılmamış, sakatlanmamış bir iç dünya. Bir parçası şeytana satılmamış bir iç dünya. Virüs bulaşmamış bir iç dünya. Mikroba kurban gitmemiş bir iç dünya. Allah’tan başkasına satılmamış bir iç dünya. İhanet edilmemiş bir iç dünya. Evet,

Yevme lâ yenfe’u malun ve lâ benun.

İlla men etAllâhe Bi kalbin seliym. (Şû’arâ’/88-89)’

Biz, Kur’an da ki bir başka ayetten daha hatırlıyoruz bu ibareyi. O gün, o hesap günü ne mal, ne evlat fayda verir. Hiçbir yarar sağlamaz bunlar. Kişiye fayda verecek olan bir tek şey vardır., o da seliym bir kalp. Yani ihanet edilmemiş bir iç dünya, bir yürek. Bütünlüğünü koruyarak, emanete riayet edilerek, Allah’ın verdiği saflığı bozmadan Allah’a teslim edilmiş, avuçlarınızda getirip; Ya rabbi bana emanet ettiğin en değerli hazineyi çaldırmadan sana geri getirdim. Pirupak olarak kirletmeden geri getirdim. Demek. İşte bu fayda verir.

 85-) İz kale li ebiyhi ve kavmihi ma zâ ta’budun;

Hani (İbrahim) babasına ve kavmine: “Neye tapınıyorsunuz?” (A.Hulusi)

085 – Çünkü babasına ve kavmine şöyle dedi: siz nelere tapıyorsunuz? (Elmalı)

İz kale li ebiyhi ve kavmihi ma zâ ta’budun İbrahim o zaman babasına ve kavmine şöyle demişti. “Sizler nelere tapıyorsunuz böyle bakayım.”

Aslında bir nükte var burada. Babasına ve kavmine. Atalar yolunun yolcusu, vahyin ilk muhatabı olan müşriklere nispet ediliyor. Kendisiyle övündüğünüz İbrahim, öz atasının, öz babasının yoluna karşı yiğitçe direndi. Babamın yoludur diye “Eyvallah” demedi. Babam söylüyorsa doğrudur demedi. Babamın canı sağ olsun demedi. Eğer yanlışı babamda yapsa kabul etmem dedi. İşte bu ayet o. Onu veriyor.

86-) Eifken aliheten dunAllâhi türiydun;

“Asılsız şeyler uydurarak, Allâh dûnunda tanrılar mı ediniyorsunuz?” (A.Hulusi)

086 – Yalancılık etmek için mi Allah dan başka ilâhlar istiyorsunuz? (Elmalı)

Eifken aliheten dunAllâhi türiydun ne yani Allah’ı bırakıp ta uyduruk tanrılara tapmak mı istiyorsunuz.

87-) Fema zannüküm Bi Rabbil alemiyn;

“Rabb-ül âlemîn’i ne zannediyorsunuz?” (A.Hulusi)

087 – Siz rabbül’âlemîni ne zannediyorsunuz? (Elmalı)

Fema zannüküm Bi Rabbil alemiyn sahi siz Alemlerin rabbini ne zannediyorsunuz.

Ne dehşet sorular bunlar. Bunlar sadece o çağın soruları değil, bu çağın da soruları. Bunlar sadece münkirlere sorulacak sorular değil, aynı zamanda iman ettiğini iddia edenlere de sorulması gereken sorular. Sahi siz Allah’ı ne zannediyorsunuz. Ve ma kaderullahe hakka kadrih.. (Zümer/67) Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edebiliyor musunuz, sormak lazım. Bu büyük bir şey, bu basit bir şey değil.

88-) Fenazara nazreten fiyn nücum;

Sonra (İbrahim) yıldızlara (akıl gözüyle) bir bakıp düşündü de. (A.Hulusi)

088 – Derken bir bakım baktı da nücume. (Elmalı)

Fenazara nazreten fiyn nücum ardından İbrahim yıldızlara şöyle bir göz attı.

89-) Fekale inniy sekıym;

Dedi ki: “Hasta oluyorum (bu yaptığınıza)!” (A.Hulusi)

089 – Ben dedi: hastayım. (Elmalı)

Fekale inniy sekıym ve ben galiba rahatsızım dedi. Bu bizce tıpkı Yusuf peygamberin Yusuf/23. ayetinde ki; Kale me’azâllahi inneHU Rabbiy…(Yusuf/23) Yusuf dedi ki Allah’a sığınırım ben, O benim rabbimdir, O benim efendimdir. Sözünde ki tevriyeye benziyor. Yani ikili kullanım var. Duyan sizi bir şey söylüyor zannediyor ama siz farklı bir şey kastediyorsunuz İnneHU Rabbiy.. O benim efendimdir. Yani Mısır’lı bakanı kastetmiş oluyor hesapta. Ama aslında me’azallah derken Allah’a sığınırım demişti. Bu ikinci cümlede bence sığındığı Allah’a atfedilmeli, O benim rabbimdir. Yani kendisi Allah’ı kastederken muhatabının farklı bir şey anlamasına da izin veren bir kullanım.

Burada da böyle bir şey var. Kıssanın arka planında şöyle bir ilave anlatım var muhatabı olan putperestler Hz. İbrahim’den kuşkulanmışlardı. Bu kuşkularını dağıtmak için bir bayram günü, ben sizinle bulunmuyorum, size karşı duruyorum diye onları terk etmek yerine ben rahatsızım diye terk ettiği anlatılır. Fakat burada aslında ben sizin bu tavrınızdan rahatsızım demiş olmalı. Çünkü bağlam bunu gerektiriyor. Sizin bu tavrınız rahatsız edici, iç burkucu bir tavır. İnniy me’riydun demiyor. Ben hastayım demiyor sakıym, özellikle bu kelime bedensel bir rahatsızlıktan daha çok kalbi bir rahatsızlığı ifade eder. Yani muhatabın eyleminden rahatsız olmayı ifade eder. Ki bizce de isabetli anlam bu.

90-) Fetevellev ‘anhü müdbiriyn;

Bunun üzerine dönüp Ondan uzaklaştılar. (A.Hulusi)

090 – O vakit arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler. (Elmalı)

Fetevellev ‘anhü müdbiriyn bunun üzerine etrafındakiler ondan yüz çevirip gittiler.

91-) Ferâğa ila alihetihim fekale ela te’külun;

(İbrahim de) onların tanrılarına yaklaşıp yöneldi de: “Yemez misiniz?” dedi. (A.Hulusi)

091 – Derken kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da buyursanız a, dedi, yemez misiniz? (Elmalı)

Ferâğa ila alihetihim fekale ela te’külun derken İbrahim onların putlarına usulca yaklaştı ve dedi ki önünüze konulanları neden yemiyorsunuz, yesenize onları. Neden yemiyorsunuz. Yani önünüze bir yığın işte çelenk konuluyor, yiyecek sunuluyor, bir takım sumaklar sunuluyor, insanlar en sevdiği şeyleri getiriyorlar putlara. Gariptir insanoğlunun en garip tavırlarından biridir kendi eli ile putunu kendi yapar, kendi tapar. Yemeyeceğini bile bile getirir önüne bir şeyler koyar. Onun için İbrahim de dedi ki; neden yemiyorsunuz, hadi yesenize.

Peki Kur’an bunu niye verir? İbrahim onların yemeyeceğini bilmiyor muydu. Onların cansız birer nesne olduğunu bilmiyor muydu. Aslında ders veriyor. Hem İbrahim ders veriyor, hem de onun ebedileşmiş bu hikayesini anlatan Kur’an ders veriyor.

92-) Ma leküm lâ tentıkun;

“Niye konuşmuyorsunuz?” (A.Hulusi)

092 – Neyiniz var söylemiyorsunuz. (Elmalı)

Ma leküm lâ tentıkun size ne oldu böyle neden konuşmuyorsunuz, bana cevap vermiyorsunuz?

93-) Ferağa aleyhim darben Bil yemiyn;

(İbrahim) yaklaşıp sağ eliyle darbe vurdu tanrı heykellerine! (A.Hulusi)

093 – Diyerek bir takrip ile onlara kuvvetli bir darbe indirdi. (Elmalı)

Ferağa aleyhim darben Bil yemiyn ve onların üzerine abanıp bütün gücüyle vurmaya başladı. Evet, demin söylediğim burada da geçerli. İbrahim aslında puta tapanlara mı vurmalıydı, putlara mı. Bu soru önemli. Putlara vursanız ne ifade eder? Onların canı yanmaz. Peki niye İbrahim puta tapanlar dururken putlara vurdu ve Kur’an bunu böyle naklediyor. Aslında İbrahim’in ne yaptığından çok Kur’an ın bize neyi naklettiği, neyi verdiği burada önemli. Üzerinde durmamız gereken bu. O bilmiyor mu putların canının yanmayacağını, onların birer nesne olduğunu, taş olduğunu. Kendilerini ayaklarınızın altında ezseniz balyozla kırsanız da bunun hiçbir şey ifade etmeyeceğini.

Biliyordu tabii. Ama o bir ders veriyordu. Onun şahsında rabbimiz ders veriyordu. Suçluyu hedef alma suçu hedef al. İnsanı hedef alma insanın hatasını hedef al. Yanlışa yönel, yanlışa sık kurşunu, insana değil. Çünkü sen yanlışı hedef alırken aslında insanı sevdiğin ve savunduğun için hedef almış olmalısın. O yanlışa olan buğzun, insana olan sevginin ifadesi olmalı. Yoksa insanı da hedef alacaksan, yani bir vızdan, bir de bizden gidecekse o zaman bir sinek uğruna bir insan feda edilmiş olmaz mı. İşte verilen ders, asıl ders bu.

94-) Feakbelu ileyhi yeziffun;

Bunu görenler hızla dönüp Ona geri geldiler. (A.Hulusi)

094 – Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler. (Elmalı)

Feakbelu ileyhi yeziffun Derken etraftan koşuşarak başına üşüştüler.

Kur’an da ki ender kelimeleri, Türkçede ki ender kelimelerle çevirdim. Bunu hep gözettim. Hatta Kur’an da bir yerde kullanılan nadir kelimeleri mealim boyunca Türkçe çeviride de bir tek yerde kullandım. Yani çevirimde o kelime 2. sefer geçmedi. Çünkü Kur’an ın bütününde o kelime bir sefer geçiyor. Buna elimden geldiğince dikkat ettim çevirim sırasında. Onun için nadir kelimeleri, az kullanılan kelimeleri, ben de Türkçede ki nadir kelimelerle karşılamaya çalıştım ki Kur’an ın edebi değeri mümkün olduğu kadar kaynak dilden hedef dile taşınabilsin.

95-) Kale eta’budune ma tenhıtun;

(İbrahim) dedi ki: “Elinizle yapıp tanrı kabul ettiğiniz heykellere mi tapıyorsunuz?” (A.Hulusi)

095 – A, dedi siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? (Elmalı)

Kale eta’budune ma tenhıtun İbrahim dedi ki elinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz. Demiştim ya insanoğlunun en garip taraflarından biri, bir putunu kendi yapar, kendi tapar diye.

96-) VAllâhu halekaküm ve ma ta’melun;

“Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allâh yaratmıştır!” (A.Hulusi)

096 – Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı. (Elmalı)

VAllâhu halekaküm ve ma ta’melun oysa sizi de yarattıklarınızı da yaratan, sizi de yonttuklarınızı da, yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır.

97-) Kalübnu lehu bünyanen feelkuhü fiyl cahıym;

Dediler ki: “Onun için bir bina yapın da Onu, yakanın (ateşin) içine atın!” (A.Hulusi)

097 – Haydin dediler, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın. (Elmalı)

Kalübnu lehu bünyanen feelkuhü fiyl cahıym onlar onu yakmak için bir yapı yapın ve onu çılgınca yanan ateşin ortasına atın dediler.

Aslında bu tarih boyunca küfrün imana tavrının bir göstergesi. Bakınız İbrahim’in tavrıyla imana karşı savaşanların tavrını karşılaştırın. İbrahim insanı hedef almadı. Ama onlar kendileri gibi düşünmeyen birini dinlemek yerine yok etmeye kalktılar. İnsanoğluna yapılabilecek en ağır işkenceyi ateşte yakma suretinde yaptılar. Onun içinde yakın diyor. Küfrün tabiatı bu, söyletmen, vurun. Aslında İbrahim onlara sadece gerçeği söyledi. Sadece düştükleri komik durumu söyledi, sadece hakka davet etti, onların iyiliğini düşünüyordu. Komik duruma düştüklerini göstermek istiyordu. Rableriyle ilişkilerini bozunca kendileriyle de ilişkilerini bozduklarını hatırlatıyordu. Ama onların cevabı böyle oldu. Tarih boyunca küfrün cevabında olduğu gibi. Bir ateş ocağı yapın ve yakın onu, atın içine.

Aslında bu Firavunun da önünde iman eden sihirbazlara yönettiği tehdidi hatırlatmıyor mu? Ne demişti sihirbazlar iman edince; …amentüm lehu kable en azene leküm. (Tâhâ/71)şimdi siz benden izin almadan iman ettiniz ha? Evet, izin almanız gerekiyor. Firavununuzdan izin almadan iman edemezsiniz. Tüm firavunların tabiatı bu. Veyahut ta onların izin verdiğinden fazla iman edemezsiniz ve hemen sizi tehdide başlarlar. Güç kullanırlar. fele ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve le usallibenneküm fiy cüzû’ınnahl. (ecmaıyn yok.) (Taha/71) işte böyle yaparlar. Yemin olsun ki diyordu firavun sizin bu muhalefetinizden dolayı ellerinizi ve ayaklarınızı kestireceğim, topunuzu asacağım.

Nemrutta, firavun da aslında aynı yerden bakıp aynı düşünüyorlar. Onun içinde farklı çağlarda, farklı zamanlarda, farklı kültürlerde, farklı yerlerde olsalar da aynı tepkiyi veriyorlardı. Aynısı günümüz içinde geçerlidir aslında.

[Ek bilgi; HZ. iBRAHİM’İN ATEŞE ATILMA OLAYI DETAYLARI , (hikayesi) ]

98-) Feeradu Bihi keyden fece’alnahümül esfeliyn;

Ona tuzak irade ettiler… Biz de onları esfelîn (en aşağılar) kıldık. (A.Hulusi)

098 – Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük. (Elmalı)

Feeradu Bihi keyden fece’alnahümül esfeliyn böylece ona zarar vermek istediler. Fakat biz onları zelil ettik rezil ettik.

İnsanın gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar, aslında söylenen bu. EleysAllâhu Bi kâfin abdeH. (Zümer/36), Allah kuluna yetmez mi? diyordu ya Kur’an. ve kâne hakkan aleyna nasrul mu’miniyn. (Rum/47) müminlere yardım etmek boynumuza borç oldu diyordu ya. Aslında gereği gibi iman etmiş olan mü’minler imanlarının yani Allah’a güvenlerinin karşılığını hemen almışlardır. Hiç yarı yolda bırakılmamışlardır. Bu sure ve bu sure de anlatılan peygamber kıssaları bunu veriyor.

99-) Ve kale inniy zâhibün ila Rabbiy seyehdiyn;

(İbrahim) dedi ki: “Muhakkak ki ben Rabbime gidiciyim… (O), bana hidâyet edecek.” (A.Hulusi)

099 – Bir de dedi ki: ben rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir. (Elmalı)

Ve kale inniy zâhibün ila Rabbiy seyehdiyn ve İbrahim ben rabbime kulluk edebileceğim bir yere gideceğim. O bana yol gösterecektir diyerek şöyle yalvardı.

100-) Rabbi hebliy mines salihıyn;

(İbrahim): “Rabbim, bana sâlihlerden hibe et!” (dedi). (A.Hulusi)

100 – Rabbim! bana salihînden ihsan buyur. (Elmalı)

Rabbi hebliy mines salihıyn rabbim bana erdemli bir evlat bağışla.

101-) Febeşşernahu Bi ğulamin Haliym;

Bunun üzerine Onu Haliym bir oğul ile müjdeledik. (A.Hulusi)

101 – Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik. (Elmalı)

Febeşşernahu Bi ğulamin Haliym bunun üzerine ona uyumlu ve olgun bir oğlan çocuğu müjdeledik. Bu oğlun İsmail mi, İshak mı olduğu tartışılmış. İsrail oğullarından gelen rivayetler bunun İshak olduğunu tabiatıyla söylemiş, iddia etmişler ısrarla. Çünkü biliyorsunuz İsrail oğulları Hz. İshak vasıtasıyla Hz. İbrahim’e ulaşır. Ama şu da bir gerçek ki Kur’an da Hz. İbrahim’in iki oğlunun nitelikleri ayrı ayrı zikredilir. Hz. İshak’tan bahseden ayetlerde ki ikisi de müjdedir aslında. İkisi de müjdelenmiştir. İsmail’de müjdedir, İshak’ta müjdedir. Fakat ikisinin müjde oluşu süreçleri farklıdır. İsmail ilk evlattır, ilk çocuk. Hz. Hacer den olma ilk çocuk. Müjdedir, Hz. İbrahim’in duasının bir müjdesidir. Yani ilk çocuk müjdesi o. Ama Hz. İshak’ta müjdedir. O da dua etmeksizin bir mucize olarak müjdedir.

Hz. Lut’un kavmini helâk için gönderilen melekler Hz. İbrahim’e uğrayıp ona bu müjdeyi vererek geçmişlerdir, yol uğrağı müjdesidir adeta. Ama Hz. İsmail duasının eseridir ve ikisinden iki ayrı sıfatla bahsedilir. Hz. İshak’tan bahseden ayetlerde onun Aliym, yani bilgili. Ama birde Haliym var. Burada Haliym geçiyor. Oysa ki İshak adıyla yapılan dualarda aliym bir evlat, ama burada Haliym. Biz anlıyoruz ki iki çocuğun vasfı da ayrı. Hz. İsmail ve Hz. İshak aynı babadan olmasına rağmen iki farklı karakterde. Bu aynı zamanda insanoğlunun tabiatını da veriyor. Dolayısıyla Burada geçen Hz. İsmail’dir diyoruz.

Sadece buna dayanarak demiyoruz, aynı zamanda 112. ayette, hemen ilerde gelecek İshak ayrıca müjdelenecek. Onu da birlikte düşündüğümüzde. Fakat bu konuyu yine de ilk otoriteler arasında ihtilafa necar olmuş, medar olmuş. Ebu Hüreyre, Ebud Tufeyl, İbn. Ömer, İbn. Abbas, Said bin Müseyyeb, tabiinden tabii. Şabi, Mücahit, Alkame, Kelbi, Rebi bin Enes; Bu Hz. İsmail’dir demişler. Abdullah İbn Mesut, Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Abbas, Abbas bin Abdulmuttalip, Hz. Cabir, Ata, İkrime, Zühri gibi otoritelerse İshak’tır demişler. Çünkü burada yine de bir müphemlik var. Bilinçli bir müphemlik, kapalılık.

Ben bu bilinçli kapalılığın bize verdiği mesajın şu olduğunu düşünüyorum. Siz bunun kim olduğunu tartışıyorsanız, parmak ayı gösterirken aya bakmıyorsunuz, parmağa bakıyorsunuz. Eğer parmağın gösterdiği yere baksaydınız bu kıssanın verdiği ahlaki öğüdü alırdınız. O zaman bunun kim olduğunu tartışmayı bırakın, kendinize pay çıkarmayı bırakın da, parmağın gösterdiği yere bakın. O zaman şunu görürsünüz; Bu bir teslimiyet abidesidir. Bu insan oğlunun Allah’a teslimiyetinin nasıl ödüllendirildiğinin de bir kıssasıdır. Siz ibret almaya, örnek almaya, model almaya bakın. Demektedir aslında.

Tevrat’ın Tekvin kitabının 22-2. cümlesinde biricik oğul der. Çok ilginç biricik oğlunu al ve Moriya diyarına götür. Tekvin kitabının 2. ayeti böyle başlar. 18. ayete kadar da bu kıssa verilir. Fakat hemen arkasından hiç ilgisi olmaksızın İshak’tan bahseder. İshak ismi iyi bakan, dikkatli bakan, İshak isminin oraya sonradan konulmuş gibi durduğunu görür. Zaten Tevrat’a göre de biricik oğul İsmail’dir. Yani ilk oğul. İshak ikinci kardeştir. İshak geldikten sonra artık biriciklik kalkmıştır. Hem biricik oğul deyip hem de arkasından bağlama ters bir biçimde İshak’ı yerleştirmek sanırım Tevrat yazıcılarının mahareti olsa gerek. O da kendini orada gösteriyor.

102-) Felemma beleğa maahüs sa’ye kale ya büneyye inniy era fiyl menami enniy ezbehuke fenzur mazâ tera* kale ya ebetif’al ma tü’mer* setecidüniy inşaAllâhu minas sabiriyn;

(Oğlu İsmail) Onunla birlikte yürüme olgunluğuna ulaşınca, (İbrahim) dedi ki: “Ey oğulcuğum! Muhakkak ki ben seni uykuda görüyorum ve ben seni kurban ediyorum… Bak bakalım sen ne dersin bu işe?”… (Oğlu) dedi ki: “Ey babacığım… Emrolunduğun şeyi yap! İnşâAllâh beni sabredenlerden bulacaksın.” (A.Hulusi)

102 – Vakte ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emr olunuyorsan yap! beni inşallah sabirînden bulacaksın. (Elmalı)

Felemma beleğa maahüs sa’ye kale ya büneyye inniy era fiyl menami enniy ezbehuke fenzur mazâ tera derken çocuk onun çaba ve tasasına ortak olacak olgunluğa eriştiğinde İbrahim şöyle dedi. ya büneyye yavrucuğum inniy era fiyl menami enniy ezbehuk kendimi rüyada seni kurban ederken görüyorum fenzur mazâ tera bir bak sen bu işe ne dersin, ne düşünüyorsun der. kale oğul da der ki ya ebetif’al ma tü’mer ey babacığım emr olunduğun şeye hiç tereddüt etme, yap setecidüniy inşaAllâhu minas sabiriyn Allah’ın izni ile, Allah dilerse beni sen sabredenlerden biri olarak bulacaksın.

Evet, Görülen bir rüya var, bir rü’yet belki de, bir ilham veya ilham benzeri bir başka şey. Her ne ise adını ne koyarsak. Peygamber rüyası ya vahiydir, ya salih bir ilhamdır. Diğer rüyalardan farkı da budur. Rüya ile amel edilmez. İslam ilim tarihinin tüm otoritelerinin ortak görüşüdür. Rüya bilgi kaynağı olmaz. Ama neden olmaz, çünkü rüyanın kaynağının nereden olduğunu biz kesinlikle tespit etmekte zorlanırız. Eğer kaynağını tespit etmemiz kesin olarak mümkün olsaydı rüya bilgi kaynaklarından biri olurdu. Peygamber rüyası onun için bilgi kaynağıdır. Çünkü kaynağı sahihtir, seliymdir, temizdir.

Ama onların dışında ki insanların rüyalarına müdahil olan birden çok kanal vardır. Şeytani müdahale mümkün, nefsani müdahale mümkün, bilinçaltı mümkün, içgüdü mümkün, her şey mümkün. Onun için rüya ile amel olunmaz denilir.

Fakat bu rüya Hz. Peygamberin rüyası ise, bu rüya Hz. İbrahim’in rüyası ise, bu Rüya Hz. Yusuf’un rüyası ise işte o zaman başkalaşır iş. Çünkü onların yürekleri Allah’ın yed’i kudretindedir. Sabitlenmiştir. Sebbit kalbi ‘ala diynik, sebbit kalbi ‘ala muhabbetik diyen Resulallah’ın yüreğinin sabitlenmesi gibi.

Ömür sonunda gelen biricik evlatla sınanmak. Anne ve baba olmak gerekir böyle bir sınavın ne demeye geldiğini hissetmek için. Yetmez, anne ve baba olmak, bir ömrü çocuksuz, evlat hasretiyle geçirmekte gerek. Evlat hasretiyle geçen bir ömrün arkasından size ömrünüzün sonunda son bahar goncası gibi sunulan hediye olması gerekir. Hediyenin de İsmail gibi olması gerekir. Çünkü o da yetmez. Kurban edeceğiniz yavru öyle bir yavru ki adeta insanlık güzeli övmüşte yaratmış cinsinden, böyle gerekir.

Bütün bunları bir araya getirdiğinizde Hz. İbrahim’in baba yüreğinin nasıl çırpındığını siz anlayabilirsiniz, veya anlayabilir miyiz acaba.

103-) Felemma eslema ve tellehu lil cebiyn;

İkisi de (hükme) teslim olup Onu (İsmail’i) yüzüstü yatırdığında. (A.Hulusi)

103 – Vakte ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı. (Elmalı)

Felemma eslema ve tellehu lil cebiyn sonunda o ikisi Allah’a teslimiyetlerinin bir gereği olarak, Rüyayı yorumlayarak vardıkları sonucu uygular ve babası onu yüz üstü yatırınca,

104-) Ve nadeynahu en ya İbrahiym;

Biz Ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik. (A.Hulusi)

104 – Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim! (Elmalı)

(Aşağıdaki ayetle bitiştirildi)

105-) Kad saddakterrü’ya* inna kezâlike neczil muhsiniyn;

“Gerçekten rüyanı doğruladın… Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak’tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız (yaptığının sonucunu yaşatırız).” (A.Hulusi)

105 – Rüyayı gerçek tasdik eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte Muhsinlere. (Elmalı)

Ve nadeynahu en ya İbrahiymu Kad saddakterrü’ya biz kendisine Ey İbrahim diye seslendik. Artık rüyanı gerçekleştirmiş bulunuyorsun.

Bu bir senaryo değil dostlar. Senaryo değil, Hz. İbrahim de bir oyuncu değil. Yani ben bu senaryo da oynayayım nasıl olsa film icabıdır falan demiş değil. Yavrusunun kurbanlık koç gibi yatırdığında bittim diye davranmış. Ağır bir imtihan, çok ağır. En sakındığınız şeyle sınanmak, en çok sevdiğiniz şeyle sınanmak. Kaybetmekten korktuğunuz, tir tir titrediğiniz, üzerine kol kanat gerdiğiniz şeyle sınanmak. Sınanmak budur zaten, sınavların en çetini budur. Sakındığınız göze çöp batar, genellikle onunla sınanırsınız.

Rüyasını yerine getirdi Kad saddakterrü’ya diyordu ya, rüyanı yerine getirmiş bulunuyorsun. Çünkü kestiğini değil, kurban ederken görmüştü. Metin bu. enniy ezbehuke, inniy zebahüke değil. seni kesmiş olduğumu kurban etmiş olduğumu görüyorum değil metin. Muzari fiille geliyor. Seni kurban ederken görüyorum. İnce bir fark gibi duruyor ama ciddi bir fark. Onun için rüyanı yerine getirdin çünkü bu kadarını görmüştün zaten. Ötesini görmedin. Kesmiş olarak görmedin, kurban etmiş olarak görmedin.

inna kezâlike neczil muhsiniyn işte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Ödülle mi, ödül 4.200 yıl öteden gök kubbeye koy verilmiş bir çığlık. İşte bugün bile bu çığlık yüreğimizin ta ortasında güm güm ötüyor. Bugün bile bu çığlığın arkasına milyonlarca kadın ve erkek dökülüyor. İnanmayan gitsin Kâbe nin etrafından insanları seyretsin. Bu çığlığın ardına geldiler o milyonlar. 4.200 yıldan beri bu çığlık gök kubbede yankılana yankılana bir çok insanın peşine takılmasına neden oluyor. Yüz milyonların gönlünde çoğala çoğala yayılıyor. İşte ödül bu. Asıl büyük ödül bu.

106-) İnne hazâ le hüvel belaul mubiyn;

Muhakkak ki bu apaçık bir belâdır (öğretici, idrak ettirici deneyim)! (A.Hulusi)

106 – Şüphesiz ki bu açık bir iptilâ, katî bir imtihan. (Elmalı)

İnne hazâ le hüvel belaul mubiyn hiç şüphesiz bu elbet apaçık bir sınavdı. Açık belâ diyor, ağır sınav. Bu noktada bir menkıbe anlatılır. Menkıbeler mitolojiktir onun içinde kaynağı aranmaz. Onun içinde bilgi kaynağı olmazlar. Yani sıhhatleri konusunda herhangi bir ispat yükümlülüğü de taşımazlar. Sadece öğüt vermek için anlatılır. Kıssadan hisse almak için anlatılır. Ben de o manada bu menkıbeyi kıssadan hisse almak için çok etkili olan bu menkıbeyi anlatmak isterim bu olay sadedinde.

Hz. İbrahim menkıbeye göre Rabbine sormuş, hani serde meraklılıkta var ya. Allah ın nasıl yarattığını da soruyordu ya. Ya rabbi benden öncekileri çok farklı imtihanlarla sınadın. Hepsi de aslında benim imtihanıma göre daha kolaydı. Fakat beni ömrümün sonunda bulduğum biricik yavrumu kurban etmekle sınadın, bu çok ağırdı, neden ya rabbi.

Menkıbeye göre cevap şu; İbrahim hani bir zaman bir kulumu bana günah işlerken, isyan ederken görmüş ve ellerini kaldırıp ya rabbi sana isyan eden bu kulunu kahret demiştin. Ben onu kahrettim. Fakat bir annenin evladına olan şefkatinden çok daha fazla kuluna şefkati olan rabbine kulunu kahrettirmek için dua etmek neymiş bunu gör anla diye öz yavrunun kurban edilmesi ile seni sınadım. Yani Allah’ın kullarına olan sonsuz şefkat ve merhametini anla diye.

Bu bana çok etkili gelir. Üzerinde gerçekten düşünülüp ibret alınası bir menkıbe olarak gelir. Menkıbelerin biraz önce de dediğim gibi kaynağı olmaz ama ibret verir, ders verir.

[Ek bilgi 1 ; İbrahim (a.s.) Kurban kıssası;

İbrahim (a.s.)’e bir gece rüyasında Allah ü Teâlâ tarafından oğlunu kurban etmesi emredildiği söylenir. Bu rüyanın rahmani değil, şeytani olduğuna hükmederek kalkar, sabaha kadar ibadet eder. İkinci akşam aynısını görür, «Şeytandan Allah’a sığınırım» diyerek, yine kalkar sabaha kadar ibadet eder. Üçüncü akşam yine aynısını görünce «şayet bu rüya şeytani olsaydı, defolur giderdi. Bu hüküm Allah’tandır. Bize, emr olunanı yerine getirmek düşer» diyerek sabahı bekler.

Sabah olunca hanımına «Ey Hacer, Allah’ın emrini yerine getirmem gerekiyor, onun için çıkıyorum» der ve İsmail (a.s.)’i de beraberinde götürmek ister. Her şeyden habersiz olan Hacer validemiz biricik yavrusunu süsler, babasına katar. Her ikisi Mine’nin yolunu tutar ve Hacer validemizden uzaklaşırlar.

Onlar gözden kaybolunca şeytan hemen Hacer validemize gelir, oğlunun nereye gittiğini sorar. O da, babasıyla beraber gittiğini söyler. Şeytan «babası onu kurban etmek İçin götürdü» der. Bunun üzerine Hacer validemiz «niçin kurban edecek?» diye sorar. Şeytan «Rabbinin emri olduğu için kurban edecek- der Hacer validemiz hiç tereddüt etmeden «Rabbi emrettiyse, emrini derhal yerine getirmesi gerekir» der.

Hacer validemizden bu cevabı alan şeytan söyleyecek bir şey bulamaz yanından kaçar. Doğru ismail (a.s.)*e gelir. Ona nereye gittiğini sorar. O da, babasıyla beraber bir İhtiyaç İçin gittiklerini söyler. Şeytan -baban seni kurban etmeye götürüyor, seni Öldürecek» der. İsmail (a.s.) de, şeytana babasının kendisini niçin kurban edeceğini sorar. Şeytan da, •Rabbinin emri olduğu için seni kurban edecek» der. Küçük yavru hiç tereddüt etmeden «babamın beni kurban etmesi Rabbimin emri ise, derhal yerine getirmesi gerekir» der.

Şeytan onu da kandıramayınca bu defa İbrahim (a.s.)’e sokulur ve «Ey İbrahim, sabahın erken saatinde bu çocuğu alıp nereye götürüyorsun” diye sorar. İbrahim (a.a.) bir ihtiyaç için gittiklerini söyler. Şeytan «sen, bunu bir ihtiyaç için değil, kurban etmek için götürüyorsun» der. İbrahim (a.s.) de hiç tereddüt etmeden «evet ben. onu Rabbimin emri olduğu için kurban etmeye götürüyorum. Rabbimin emrine boyun eğip hükmünü yerine getireceğim» der. Şeytan onu da kandıramayınca emeline ulaşamadan yanlarından ayrılıp gider.

Baba-oğul Minâ’ya geldikleri zaman İbrahim (a.s.) oğluna «Ey oğulcuğum, seni kurban etsem ne dersin?» diyerek görüşünü sorar. O halim, selim ve Rabbinin emrine teslim olan yavru «Ey babacığım, sana emr olunanı yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın» diye cevap verir.

Böylece Rabbimin emrine teslim olmanın sevincini yaşar. Her ikisi de bu hareketleriyle Rablerine olan teslimiyetlerini gösterirler. Allah da onları en güzel şekilde mükafatlandırır.

(Ebü’l-Leys Semerkandi – Tefsirü’l-Kur’an)]

[Ek bilgi 2 ; İbrahim’in Denenmesi

1 – Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. “İbrahim!” diye seslendi. İbrahim, “Buradayım!” dedi.

2 – Tanrı, “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”

3 – İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak’ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı’nın kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı.

4 – Üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü.

5 – Uşaklarına, “Siz burada, eşeğin yanında kalın” dedi, “Tapınmak için oğlumla birlikte oraya gidip döneceğiz.”

6/7 – akmalık sunu için yardığı odunları oğlu İshak’a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. Birlikte giderlerken İshak İbrahim’e, “Baba!” dedi.

İbrahim, “Evet, oğlum!” diye yanıtladı.

İshak, “Ateşle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?” diye sordu.

8 – İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.

9 – Tanrı’nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı.

10 – Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.

11 – Ama RAB’bin meleği göklerden, “İbrahim, İbrahim!” diye seslendi.

İbrahim, “İşte buradayım!” diye karşılık verdi.

12 – Melek, “Çocuğa dokunma” dedi, “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.”

13 – İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.

14 – Oraya “Yahve yire” adını verdi. “RAB’bin dağında sağlanacaktır” sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.

15 – RAB’bin meleği göklerden İbrahim’e ikinci kez seslendi:

16 –  “RAB diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum. Bunu yaptığın için, biricik oğlunu esirgemediğin için,

17 – seni fazlasıyla kutsayacağım; soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağım. Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinecek.

18 – Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak. Çünkü sözümü dinledin.”19

19 – Sonra İbrahim uşaklarının yanına döndü. Birlikte yola çıkıp Beer-Şeva’ya gittiler. İbrahim Beer-Şeva’da kaldı. (Tekvin/22)]

 

107-) Ve fedeynahu Bi zibhın Azıym;

Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik. (A.Hulusi)

107 – Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. (Elmalı)

Ve fedeynahu Bi zibhın Azıym ve biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban bahşettik.

Burada ki muhteşem kurban, muazzam kurban, Bi zibhın Azıym nedir? Bazı rivayetler bunun İsmail yerine kesilen koç olduğunu ifade eder. ki bu koç bir ikramdır ama Azıym i ifade etmez. Daha büyük bir şey olmalı. Bi zibhın Azıym daha büyük bir şey olmalı ki bizce Azıym olması çok daha öte bir şey olduğunu gösteriyor, Kurban ibadetinin ondan sonra insanlık tarihi boyunca Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in anısına devam etmiş olmasıdır. Yani İsmail yerine bir koç kesmesinden çok daha Azıym, çok daha muhteşem bir baş yapıt. Onun için bu ibadet o günden beri bu hatırayı canlı tutar. Kurban, takarrub, Allah’a yaklaşmak.

Aslında yaklaşmak değil insanın Allah’a zaten yakın olduğunu, hatırladığını ifade etmez. Rabbinin şah damarından daha yakın olduğunu unutmadığının ifadesidir kurban. Kurban hayvanın insana verdiği en soylu derstir. Kurban; Ya rab, her şeyimi sana borçluyum, borçluluğumun bilincindeyim. Onun için eğer bir hayata sahipsem bu hayatımı senin uğruna adıyorum sözleşmesidir. Adak sözleşmesidir.

Aslında Allah için kesilen her kurban insanın Allah ile yaptığı bir sözleşmedir. İşte bu kurbanın ruhudur ve bu ruhu haber veren ayetlerin içinde O’na kestiğimiz kurbanların ne kanları ne etleri ulaşır. …ve lâkin yenalühüt takva minküm. (Hac/37) fakat sizden ona ulaşan sadece Allah’a karşı sorumluluk bilincinizdir, takvanızdır, saygınızdır derken ayet bunu söylüyor. Kurban bir sorumluluk bilincidir.

Aynı zamanda kurban hayvan dahi olsa hiçbir canlının canının Allah adı olmaksızın, yani sadece Allah adına alınabileceği, bir canlının canına sadece Allah adına kıyıla bileceğini de ifade eder. Bu cana olan hürmeti ve değeri gösterir aynı zamanda.

Bayram oldu onun için. Milyonların kutladığı Kurban bayramı aslında İbrahim’in sevincine ortak olmak. Milyonların kutladığı kurban bayramı, yüzlerce yıldan, hatta binlerce yıldan beri rabbin; İbrahim’in sevincini paylaştığını ve paylaştığı bu sevinci insanların da paylaşmasını istemesinin bir neticesidir. Kurban bayramı İbrahim’in, İbrahim’lerin bayramıdır. Onun için her kurban İbrahim’in çağa taşınmasıdır. Eğer bu yapılabiliyorsa Kurban bayramı o zaman mübarek olmuştur.

108-) Ve terekna aleyhi fiyl ahıriyn;

Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık. (A.Hulusi)

108 – Namına da bıraktık sonrakiler içinde. (Elmalı)

Ve terekna aleyhi fiyl ahıriyn geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin örnek bir hatıra bıraktık. Şair Bakî öyle diyordu ya;

Avazeni bu cihanda Davut gibi sal,

Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.                                                                Bâki

        İşte, avazeni bu cihanda Davud gibi sal. Eğer bir çığlık koy vereceksen Davud’ça bir çığlık koy ver bu gök kubbeye. O baki kalıyor. İşte bunun en tipik örneği burada İbrahim bu gök kubbeye bir çığlık koy vermiş, 4.200 yıldan beri bu çığlık yanılana yankılana geliyor. Hac bunun en büyük göstergesi.

Aslında Resulallah Hacer-ül Esved’i göz yaşları içinde öperken bu çığlığın sahibi atası İbrahim’in elini öper gibi öpüyordu. Çünkü Hz. İbrahim’den geriye kalmış tek orijinal parçaydı Hacer-ül Esved. Ve bizler de Hacer-ül Esved’i öperken iman atamız İbrahim’e olan sevgimiz ve minnetimizi dile getirmiş oluyoruz.

Dahası Resulallah Namazların tahıyyatlarında, son oturuşlarında, salâvatlarda iman atası İbrahim’e salâvat getirirken, dua ederken, salât ederken aslında vefa borcunu ödemiş oluyordu. Biz de peygamberimize salât ederken, desteğimizi ifade ederken, dua ederken onun atası İbrahim’e yaptığından farklı bir şey yapmış olmuyoruz. Sünnet işte bu. Resulallah’ın bir şeyi yaptığı maksadı gerçekleştirmek için yapmak. O iman atasına vefa borcunu ödemek için salât ediyordu, biz de hem ona, hem de Resulallah (S.A.S.)e salât ederek, selâm ederek vefa borcumuzu ödemiş oluyoruz. Veya ödemek için gayret ettiğimizi ifade ediyoruz.

 109-) Selâmun alâ İbrahiym;

Selâm olsun İbrahim’e. (A.Hulusi)

109 – Selâm İbrahim’e. (Elmalı)

Selâmun alâ İbrahiym selâm olsun İbrahim’e. Tabii ya, çağlar ötesinden selâm olsun İbrahim’e. Allah selâm ediyor İbrahim’e. Düşüne biliyor musunuz, Allah selâm ediyor. Efendimiz bir gün, hem de zor bir gün, belki hayatının en zor gününde can yoldaşı Hz. Hatice’yi, tüm malını, tüm varlığını, vahyin uğruna sadaka etmiş olan ve en sonunda yiyecek bir lokmaya muhtaç olmuş olan ve bu zorluklar içerisinde ölüm döşeğine düşen Hz. Hatice’ye; Cibril bana rabbinin sana olan selâmını getirdi. Deyince, bitmiş tükenmiş olan Hz. Hatice adeta hücrelerine yeniden kan gelmiş gibi hem hıçkıra hıçkıra ağlıyor, hem de ben kimim ki rabbim bana selâm etmiş..!

Selam olsun İbrahim’e. Aslında bu eğer Allah’ı memnun eden bir hayat yaşarsanız, eğer onların izinden giderseniz size de selâm olsun demektir.

110-) Kezâlike neczil muhsiniyn;

Muhsinleri (Allâh’a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız. (A.Hulusi)

110 – Böyle mükâfat ederiz işte Muhsinlere. (Elmalı)

Kezâlike neczil muhsiniyn iyileri biz işte böyle ödüllendiririz.

111-) İnnehu min ıbadinel mu’miniyn;

Muhakkak ki O, iman eden kullarımızdandır. (A.Hulusi)

111 – Çünkü o bizim mü’min kullarımızdan. (Elmalı)

İnnehu min ıbadinel mu’miniyn zira bizim mü’min gerçek kullarımızdan biriydi o. Yani Allah’a güvenen, güvendiği için de Allah’ın kendisine güvendiği kimse. Allah’a güvenini de böyle ispat eden biri. Güveniyorum ya rabbi onun için varlığımı sana adıyorum, çünkü bana fazlasıyla vereceğini biliyor ve inanıyorum. İşte bu. İman güven demektir.

112-) Ve beşşernahu Bi İshaka Nebiyyen minas salihıyn;

Ona, sâlihlerden bir Nebi olarak İshak’ı müjdeledik. (A.Hulusi)

112 – Bir de onu salihînden bir Peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik. (Elmalı)

Ve beşşernahu Bi İshaka Nebiyyen minas salihıyn bir de ona kendisini salih kullardan biri olan bir peygamberi yani İshak’ı müjdeledik. Kurban’ın İsmail olduğuna bu ayet delil olsa gerektir demiştim, işte bu ayetti o.

113-) Ve barekna aleyhi ve alâ İshak* ve min zürriyyetihima muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubiyn;

Onun üzerine de İshak’ın üzerine de bereket lütfettik… O ikisinin neslinden muhsin de var, kendi nefsine apaçık zulmeden de var. (A.Hulusi)

113 – Hem ona hem İshak’a bereketler verdik. İkisinin zürriyetinden de hem Muhsin olan var hem de nefsine açık zulmeden. (Elmalı)

Ve barekna aleyhi ve alâ İshak dahası, onu ve İshak’ı mübarek kıldık. Burada ki aleyhi deki o zamiri İbrahim’e gidebilir, ama Allah’u alem İsmail’e gitse gerektir. Çünkü hemen arkadaki cümle şöyle geliyor; ve min zürriyyetihima muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubiyn ama ikisinin soyundan dürüst ve erdemli olan da var, kendisine açıktan zulmeden de. İkisinin soyu dediği İki kardeşin soyu olsa gerek. Babanın değil de oğulların soyu olsa gerek.

Aslında bu ayet bir şeyi hatırlatıyor, bir başka ayeti, Hani İbrahim tüm sınavları başarıyla geçmişti de rabbimiz ona demişti ki: kale inniy caılüke linNâsi imâma. (Bakara/124) bu sınavlarda ki başarından dolayı seni insanlığa önder edeceğim. O da ne demişti; kale ve min zürriyyetiy, demişti ki ya rabbi beni imam etmen yetmez zürriyetimden, neslimden de imamlar, önderler, liderler çıkar. Ve cevap şöyle olmuştu. kale lâ yenâlu ahdiyzzalimiyn. (Bakara/124) senin neslinden de gelmiş olsa, atası İbrahim de olsa zalimler sözümün dışındadır.

Aslında bu müthiş bir ders, tokat gibi bir cevap. Yahudileşmiş her mantığa. İsrail oğullarının iddiasını hatırlayın, yine müşriklerin de iddiası. Kutsal ırkçılık. İbrahim’in soyundan gelmiş olmayı Allah nezdinde bir ayrıcalık olarak sunmak. İşte bu. Yani ırkçılığı kutsallaştırmak ırkçılığın en zararlısı, en çirkinidir. Bu içkiye besmele çekmek gibi korkunç bir cinayettir.

114-) Ve lekad menenna alâ Musa ve Harun;

Andolsun ki Musa ve Harun’a da lütufta bulunduk! (A.Hulusi)

114 – Celâlim hakkı için Musâ ile Harûn’u da minnettar eyledik. (Elmalı)

Ve lekad menenna alâ Musa ve Harun Yeni bir kıssaya girdik. Doğrusu biz Musa’ya ve Harun’a da lütufta bulunmuştuk.

115-) Ve necceynahüma va kavmehüma minel kerbil ‘azıym;

O ikisini ve onların kavimlerini aziym tasadan kurtardık. (A.Hulusi)

115 – Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık. (Elmalı)

Ve necceynahüma va kavmehüma minel kerbil ‘azıym o ikisini ve onların kavmini büyük bir musibetten, beladan kurtarmıştık. Yukarıdan beri bütün örnekler Allah’ın has kullarına desteğini dile getiriyor unutmayalım. Burada da bu kıssanın anlatılışı ve vurgusu buna ait. Yani Ha. Musa ve Hz. Harun’a da Allah’ın nasıl yardım ettiğini vurgulayıp geçiyor.

116-) Ve nesarnâhüm fekânu hümül ğalibiyn;

Onlara yardım ettik de galip geldiler. (A.Hulusi)

116 – Hem yardım ettik onlara da galipler onlar oldular. (Elmalı)

Ve nesarnâhüm fekânu hümül ğalibiyn ve kendilerine yardım etmiştik de sonunda galip gelen onlar olmuşlardı.

117-) Ve ateynahümel Kitabel müstebiyn;

İkisine (Musa ve Harun’a) bilinen bilgiyi verdik. (A.Hulusi)

117 – Hem kendilerine o belli kitabı verdik. (Elmalı)

Ve ateynahümel Kitabel müstebiyn onlara hakkı batıldan seçip ayıran bir kitabı vermiştik. Yani Tevrat’ı.

118-) Ve hedeynahümes sıratal müstekıym;

O ikisini de sırat-ı müstakime yönlendirdik. (A.Hulusi)

118 – Ve kendilerini doğru yola çıkardık. (Elmalı)

Ve hedeynahümes sıratal müstekıym ve o ikisini dosdoğru yola yöneltmiş,

119-) Ve terekna aleyhima fiyl ahıriyn;

Sonrakiler içinde, Onların anılmasını sağladık. (A.Hulusi)

119 – Sonrakiler içinde de namlarına şunu bıraktık. (Elmalı)

Ve terekna aleyhima fiyl ahıriyn nihayet geriden gelen herkesin zihninde o ikisine ilişkin örnek bir hatıra bırakmıştık. Yani insanlık onları andığında yüzü aydınlanıyor, içi aydınlanıyordu. Hep hayırla anıyorduk onları.

120-) Selâmun alâ Musa ve Harun;

Musa ve Harun’a Selâm olsun! (A.Hulusi)

120 – Selâm Musâ ile Harun’!a. (Elmalı)

Selâmun alâ Musa ve Harun Selâm olsun Musa ve Harun’a, selâm olsun. Ne mutlu onlara, onların yolunu izleyin demek. Eğer onların yolunu izlerseniz Allah’ın selamı sizin içinde geçerli, selâm olsun size.

121-) İnna kezâlike neczil muhsiniyn;

Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh’a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız! (A.Hulusi)

121 – Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne. (Elmalı)

İnna kezâlike neczil muhsiniyn iyileri biz işte böyle ödüllendiririz.

122-) İnnehüma min ‘ıbadinel mu’miniyn;

Muhakkak ki ikisi de iman eden kullarımızdandır. (A.Hulusi)

122 – Çünkü ikisi de bizim mü’min kullarımızdan. (Elmalı)

İnnehüma min ‘ıbadinel mu’miniyn zira onlar bizim gerçek mü’min kullarımız arasındaydılar.

123-) Ve innel İlyase le minel murseliyn;

Muhakkak ki İlyas da irsâl olunanlardandı. (A.Hulusi)

123 – Şüphesiz İlyas da mürselînden. (Elmalı)

Ve innel İlyase le minel murseliyn yeni bir peygamber kıssasına daha girdi; Şüphe yok ki İlyas’ta elçilerden biriydi.

İsrail oğulları peygamberlerinden Eliyya, Elija, ya da, Kitab-ı Mukaddeste 1. krallarda da 2. krallarda da bu peygamberin kıssası anlatılır. MÖ. 9. yy. da yaşamış bir peygamber. Kuzey İsrail krallığında yaşamış, özellikle Kral Ahab döneminde yaşamış bir peygamber ve ondan sonra da Elişa peygamber, yani Elyesa diye Arapçalaşmış o geldi.

Her peygamber bizim peygamberimizdir işte bunun için. Burada hiç biri diğerinden ayırt edilmiyor. lâ nuferriku beyne ehadin min RusuliH (Bakara/285) Biz O’nun peygamberlerinden hiç birini ayırt etmeyiz. Onun için bizim sorunumuz yok. Biz Musa’ya ve İsa’ya inanmadığımız zaman Muhammed AS. a da inanmamış sayılırız. Sorunu olanlar sorunlarını halletsinler.

124-) İz kale li kavmihi ela tettekun;

Hani halkına: “Korunmaz mısınız?” dedi. (A.Hulusi)

124 – Zira kavmine demişti: siz Allah dan korkmaz mısınız? (Elmalı)

İz kale li kavmihi ela tettekun hani kavmine demişti ki ne o, sorumluluğunuzu idrak etmemekte direnecek misiniz, hala Allah’a saygı duymayacak mısınız.

125-) Eted’une ba’len ve tezerune ahsenel halikıyn;

“Ba’l’e (dört yüzü olan altından heykel) tapınıp ve yaratanların en güzelini mi (Ahsen-ül Hâlıkîn) bırakıyorsunuz?” (A.Hulusi)

125 – Bir ba’le mi yalvarıyorsunuz bırakıp da o ahsenülhâlikîni. (Elmalı)

Eted’une ba’len ve tezerune ahsenel halikıyn Ba’le (putuna) yalvarıp yakararak sanatkarların en iyisini en güzelini göz ardı edeceksiniz ha? Ba’l; Fenikelilerin büyük putu. Erkek tanrısı yani. İsrail oğulları tek tanrıcı idi. Burada Ba’l’in geçmesinin münasebeti ne? İsrail oğullarıyla ilgili bir kıssa anlatılıyor, İsrail oğulları peygamberlerinden biri ama Ba’le tapan İsrail oğulları. Puta tapan. Hikayesi ilginç. Kısaca şöyle anlatayım. Fakat tek tanrıcı olan İsrail oğullarının garip bir Yahudileşme sorunu var. Bu sorun tarihlerinde çok görülüyor zaten. Canları sıkılınca Allah’a nispet edercesine puta tapmaya başlıyorlar. Hikaye kısaca şöyle.

Kral Ahab, yani İlyas peygamberin gönderildiği Kral Ahab bir adamın arazisine haksız yere el koyar. Adam bu haksız tasarrufu zamanın peygamberine şikayet eder. Çünkü başka hiç kimsenin gücü yetmez Kral Ahab’a. Zalim mi zalim bir adamdır. Kuzey İsrail oğulları devletinin Kralıdır. Kendisi de Yahudi, üstelik unutmayalım Krallar Hz. Harun’un soyundan olurlardı. Böyle bir Kral. Ve İlyas peygamber bu araziyi sahibine geri vermesini ister ve vermediği takdirde günahkar olacağını ilan eder.

Kral Ahab bu sözü dinleyeceği ve adaletle hükmedeceği yerde el koyduğu, gasp ettiği araziye sahip olmakta ısrar eder. Madem sen benden yana değilsin, ben de senden yana değilim deyip emreder topluma komşu putperest kabilenin, Fenikelilerin putuna ibadet edilmesini bundan sonra onların Ba’l putlarının her yere yapılmasını emreder ve yaptırır. Böylesine tipik, ilginç bir süreçtir. Yani peygambere kızmak, Allah’a kızmak ve bunu da putperestlikle yapmak.

Aslında Yahudileşmenin bu tipi, bu türü sadece o güne mahsus değil. Bugün de buna benzer tavırlar davranışlar görüyoruz.

126-) Allâhe Rabbeküm ve Rabbe abaikümül evveliyn;

“Rabbiniz Allâh, önceki atalarınızın da Rabbi’dir!” (A.Hulusi)

126 – O rabbiniz ve evvelki atalarınızın da rabbi olan Allah’ı? (Elmalı)

Allâhe Rabbeküm evet, ahsenel Halikıyn aslında devam ediyor ve Rabbe abaikümül evveliyn Ba’l e yalvarıp yakararak sanatkarların en güzelini göz ardı edecek siniz öyle mi? Yani Allah’ı, sizin ve önden giden atalarınızın rabbi olan Allah’ı göz ardı edeceksiniz.

127-) Fekezzebuhu feinnehüm lemuhdarun;

Onu (İlyas’ı) yalanladılar! Muhakkak ki onlar zorunlu huzura çıktılar! (A.Hulusi)

127 – O vakit onu tekzip ettiler, şüphesiz ki onlar da ihzâr edildiler. (Elmalı)

Fekezzebuhu feinnehüm lemuhdarun derken onu da yalanladılar. Bu yüzden onlar elbette yargılanacaklar.

128-) İlla ıbadAllâhil muhlesıyn;

Sadece Allâh’ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları müstesna. (A.Hulusi)

128 – Müstesnâ Allahın ihlâslı kulları. (Elmalı)

İlla ıbadAllâhil muhlesıyn ancak Allah’ın imanını saf ve temiz tutma çabasını desteklediği kulları müstesna. Onlar böyle yapmadılar.

129-) Ve terekna aleyhi fiyl ahıriyn;

Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık. (A.Hulusi)

129 – Ona da sonrakilerde şunu bıraktık. (Elmalı)

Ve terekna aleyhi fiyl ahıriyn ve geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin örnek bir hatıra ve anı bıraktık. Yani adı dillere destan oldu. Muhabbeti geriden gelenlerin gönlünde hep kaldı. İşte bizim gönlümüzde kaldığı gibi.

130-) Selâmun alâ İlyasiyn;

Selâm olsun İlyâsîn yolundan gidenlere! (A.Hulusi)

130 – Selâm, İlyas’a. (Elmalı)

Selâmun alâ İlyasiyn selâm olsun İlyas’lara, selâm olsun İlyas ve onun inanç soyundan gelenlere. Selâm olsun İlyas gibilere. İlyasiyn ‘ali Yasin diye de okunmuş bazı kariler tarafından. İlyas’ın inancını izleyenler manasına, yani bir tür çoğul. İbn. Mes’ud İdrasiyn diye okumuş bu kelimeyi, Buradan İlyas ve İdris’in aynı peygamberin iki ismi, ya da iki vasfı olduğu sonucunu çıkaranlar da olmuş. Ki mümkindir. Hatta bu konuyu istismar eden bazı irfan ekolü müntesipleri tenasüh’ü çağrıştıran yorumlar yapmışlar. İlyas’ı ölümsüzleştiren yorumlar. Oysa ki Kur’an bu konuda son sözü söylemiş. Enbiya/34. ayeti açık. Ve ma ce’alna li beşerin min kablikel huld. (Enbiya/34) senden önce hiçbir insan türüne ebedilik vermedik. Bu yetmeli.

131-) İnna kezâlike neczil muhsiniyn;

Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh’a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız. (A.Hulusi)

131 – Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne. (Elmalı)

İnna kezâlike neczil muhsiniyn iyileri biz işte böyle ödüllendiririz.

132-) İnnehu min ‘ıbadiNEl mu’miniyn;

Muhakkak ki O, iman eden kullarımızdandır. (A.Hulusi)

132 – Çünkü o bizim mü’min kullarımızdan. (Elmalı)

İnnehu min ‘ıbadiNEl mu’miniyn zira onlar bizim gerçek kullarımızdandı.

133-) Ve inne Lutan le minel murseliyn;

Muhakkak ki Lût da irsâl olunanlardandı. (A.Hulusi)

133 – Şüphesiz Lût da mürselînden. (Elmalı)

Ve inne Lutan le minel murseliyn yeni bir peygamber kıssasına getirdi sözü Kur’an. Burada da vurgu yine Allah’ın yardımına, kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar ilkesi. Şüphe yok ki Lût’ta elçilerden biriydi.

134-) İz necceynahu ve ehlehu ecme’ıyn;

Hani Onu ve Onun yakınlarını toptan kurtardık. (A.Hulusi)

134 – Zira kurtardık onu ve bütün ehlini. (Elmalı)

İz necceynahu ve ehlehu ecme’ıyn kavmi helâk olduğu zaman onu ve yakınlarını toptan kurtarmıştık.

135-) İlla acuzen fiyl ğabiriyn;

Sadece geride kalanlar içinde olan bir kocakarı (Lût a.s.ın iman etmeyen karısı) hariç. (A.Hulusi)

135 – Kalan bir karıdan başka batanlar içinde. (Elmalı)

İlla acuzen fiyl ğabiriyn geride kalanları tercih eden yaşlı bir kadın dışında. Tabii bu kadının Hz. Lût’un eşi olduğunu biliyoruz. Çünkü Kur’an ın başka yerlerinde bunu açıkça söyleyen ibarelerde var. Aslında neden bunu hep dile getirir? Nedeni açık, akrabalık ve hısımlık kişinin hakikate nispetinde hiçbir artı değer taşımaz. Peygamberin eşi de olsa. Eğer onun yolundan gitmiyorsa hayır onunla olan hısımlık ve akrabalığın ona getirdiği hiçbir değer olmaz. Söylediği bu.

136-) Sümme demmernel âhariyn;

Sonra diğerlerini yerle bir ettik! (A.Hulusi)

136 – Sonra diğerlerini temdir (yok etmek) eyledik. (Elmalı)

Sümme demmernel âhariyn en sonunda diğerlerinin tamamını kahrettik.

137-) Ve inneküm le temürrune aleyhim musbihıyn;

Muhakkak ki siz sabahları onların yurtlarından geçersiniz. (A.Hulusi)

137 – Ve siz elbette onlara uğrar ve üzerinden geçerseniz, sabahleyin. (Elmalı)

Ve inneküm le temürrune aleyhim musbihıyn ve siz onların mekanlarından,

138-) Ve Bil leyl* efela ta’kılun;

Geceleri de… Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız? (A.Hulusi)

 138 – Ve geceleyin, ya akıl edip de düşünmez misiniz. (Elmalı)

(le temürrune aleyhim musbihıyn) Ve Bil leyl ki cümle aslında burada bitiyor, siz onların mekanlarından gelip geçmektesiniz her sabah, her akşam. Çünkü Mekke ve Medine’lilerin yolu üzerindeydi bu belanın indiği Sodom ve Gomora. Lût gölü civarında. Bu da Akdeniz’de güney Arabistan arasında ki yolun üzerindeydi. Her geçişte aslında belanın kokusunu alıyorlar, görüyorlardı. Şimdi de gidenler belayı açıkça görürler. Koca Lût gölünde hiçbir canlının yaşamadığı, som bir zehir olduğunu, Yer yüzünde en çukur parça olduğunu ve Lût gölünün içinde Lisan denen bir parçanın 6o metreden birden bire 400 metreye indiğini, bir kırık olduğunu şimdi bile görürler.

efela ta’kılun hala aklınızı kullanmayacak mısınız.

139-) Ve inne Yunuse le minel murseliyn;

Muhakkak ki Yunus da irsâl olunanlardandı (Hakikat bilgisiyle açığa çıkarılanlardandı). (A.Hulusi)

139 – Şüphesiz Yunus da o mürselînden. (Elmalı)

Ve inne Yunuse le minel murseliyn Şüphe yok ki Yunus’ta elçilerden biriydi. Biliyorsunuz Yunus Peygamber Ninova’ya gönderilmişti. Kitabı Mukaddes’te Yunus kitabında gerçekten de ayrıntılı bir biçimde kıssası anlatılır.

140-) İz ebeka ilel fülkil meşhun;

Hani o dopdolu gemiye kaçmıştı (Hakikat bilgisine rağmen halkına yararlı olamadığı düşüncesiyle sıradan yaşamına dönmüştü). (A.Hulusi)

140 – Hani bir vakit dolu gemiye kaçmıştı, (Elmalı)

İz ebeka ilel fülkil meşhun hani o efendisinden kaçan bir köle gibi dolu bir gemi ile kaçmıştı.

Kitabı Mukaddes’te ki anlatıma bakarsak Hz. Yunus kavmini uzun süre davet etmiş, fakat İsrail oğulları adam olmamakta direnmişler ve en sonunda Hz. Yunus bu kavmin başına bir bela geleceğini düşünmüş, bu belaya uğramamak için izin almadan, rabbi kendisine işaret etmeden görev yerini izinsiz terk etmişti. İşte onun gerçekten ilginç kıssası anlatılıyor burada.

Efendisinden kaçan bir köle gibi diyor. Allah’tan mı kaçacaksın diyor yani. Allah’tan eymel mefer, nereye kaçacaksın diyor. Fefirrû ilAllâh (Zariyat/50) cevabı yine Kur’an da Allah’a kaçınız. Ayrıca diyor ki hiç siz bahçeye küsen bahçıvan gördünüz mü. Bahçıvanın bahçeye küsme lüksü var mı? Mühendisin demir ve çimentoya küsme lüksü var mı? Marangozun ahşaba küsme lüksü var mı? Davetçi, hele bir peygamber insana küser mi. Yok böyle bir lüks. Aslında verdiği ders çok derin.

141-) Fesaheme fekâne minel müdhadıyn;

(Yunus) kura çekti (seçim yaptı) de delili geçersiz kılınanlardan oldu (bu tercihi – seçimi onu yanlışa sürükledi ve). (A.Hulusi)

141 – Kur’a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu. (Elmalı)

Fesaheme fekâne minel müdhadıyn bunun ardından kura çekilmiş ve hayatı kayıp denize atılmıştı. El müdhadiyn, aslında hayat kaymak manasına gelir. Ben bunu hayatı kaymak diye çeviriyorum. Bindiği gemi fırtınaya yakalanmıştı Hz. Yunus’un. Fırtına kopunca gemidekiler telaşa düşmüşler çünkü gemi batmak üzereydi. Ve o günün yaygın uygulamalarından biri olarak içinizde aşırı bir günahkar var, o kimse çıksın yoksa Kura çekeceğiz demişler, Kura çekmişler ve kurada Hz. Yunus çıkmış ama o da en sonunda evet o bendim demiş, itiraf etmiş ve beni atın demişti ve onu suya attıktan sonra gemi batmaktan kurtulmuş ve fırtına dinmişti. Yunus kitabında anlatılan kıssaya göre, Tevrat’ta ki Yunus kitabında.

142-) Feltekamehul hutü ve huve müliym;

(Yunus) levmedici olduğu hâlde balık Onu yuttu (pişmanlık duygusuyla karışık bir hâlde, balık = dünya yaşamı onu yuttu); (A.Hulusi)

142 – Derken kendisi balık yuttu melâmette idi. (Elmalı)

Feltekamehul hutü ve huve müliym derken o iri balık tarafından yutulmuş ve derin bir pişmanlık yaşamıştı. O derin pişmanlığı biz biliyoruz değil mi. Öyle diyordu;

lâ ilâhe illâ ente subhâneKE inniy küntü minez zâlimiyn. (Enbiya/87) senden başka ilah yok, tapılacak varlık yok. Senin şanın ne yücedir ya rabbi, ben zalimlerden oldum. Ben kendime zulmettim. Senin koyduğun yerde durmadım. Zulüm Allah’ın yerleştirdiği yerde durmamak demektir. Senin koyduğun yerde durmadım.

Çok ilginç Mevdudi tefsirinde 1891 Ağustosunda İngiltere de gerçekleşen bir olayı anlatır. Balina avcılarından biri yaralı bir balina tarafından yutulur. James Börtli diye bir adam bu. Ve 60 saat sonra yaralı balina ölü olarak kıyıya vurur. Balinanın karnını yardıklarında James Börtli balinanın karnından diri olarak çıkar. Çok ilginç 19. yy. yaşanmış böyle bir olay tarihe geçmiş.

143-) Felevla ennehu kâne minel müsebbihıyn;

Eğer (Yunus) tespih edenlerden (işlevini hatırlayanlardan) olmasaydı (eğer tespih ile hakikatini hissederek Allâh’a vechini dönmeseydi); (A.Hulusi)

143 – Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi. (Elmalı)

Felevla ennehu kâne minel müsebbihıyn (aşağıdaki ayetle birleşti)

144-) Lelebise fiy batnihi ila yevmi yüb’asûn;

Bâ’s olunacakları güne kadar (Yunus) balığın karnında kalırdı (ölüm tadılma sürecine kadar dünyasında bedensellikte kalırdı). (A.Hulusi)

144 – Her halde ba’s olunacakları güne kadar onun karnında kalırdı. (Elmalı)

Felevla ennehu kâne minel müsebbihıyn Lelebise fiy batnihi ila yevmi yüb’asûn evet, iki ayeti birden manalandırayım. Fakat o eğer rabbinin yüceliğini sürekli hatırda tutan biri olmasaydı, yeniden diriliş gününe kadar onun karnında kalacaktı. Yani oradan çıkamayacaktı.

145-) Fenebeznahu Bil ‘arai ve huve sakıym;

Biz Onu hasta (yıpranmış – sağlıksız) olarak çıplak arazide (kuvvelerin bilinmediği bir ortamda) bıraktık. (A.Hulusi)

145 – Hemen biz onu alana attık hasta idi. (Elmalı)

Fenebeznahu Bil ‘arai ve huve sakıym sonunda biz onu bitkin bir halde ıssız ve çorak bir kıyıya çıkarttık.

146-) Ve enbenta aleyhi şecereten miy yaktıyn;

Üzerine kabak türünden (gövdesi olmayan bitki cinsi) bir ağaç bitirdik (Onda ilâhî marifet meyveleri açığa çıkardık). (A.Hulusi)

146 – Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik. (Elmalı)

Ve enbenta aleyhi şecereten miy yaktıyn ve onun başı ucunda bodur, bol hevenkli, bol yapraklı bir bitki yeşerttik. Bu bir tür. Kabak diye çeviriyorlar ama, hasetsen kabağın ismi değil. Bu bir tür. Ebu Ubeyde Muammer bin Müsenna bunu gerçekten de güzel açıklamış ben de oraya dayanarak söylüyorum.

147-) Ve erselnahu ila mieti elfin ev yeziydun;

Onu (Yunus’u) yüz bin (kişiye) yahut daha da fazlasına irsâl ettik. (A.Hulusi)

147 – Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı. (Elmalı)

Ve erselnahu ila mieti elfin ev yeziydun yine onu 100.000, belki daha fazla kişiye yeniden elçi olarak gönderdik.

148-) Feamenû femetta’nahüm ila hıyn;

(Onlar) iman ettiler de, biz onları bir süre mutlu yaşattık. (A.Hulusi)

148 – O vakit ona iman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik. (Elmalı)

Feamenû femetta’nahüm ila hıyn bu kez onlar iman ettiler o yüzden biz de onlara bir müddet müreffeh bir hayat, refah içinde bir hayat yaşattık.

Hz. Yunus Kur’an da iki defa gönderilen tek Nebiy olarak anılır. İlk surelerden kalem suresinde de anılır ki, Resulallah’a bir uyarı mahiyetindedir bu. Yunus’tan söz edilen her yerde aslında bahusus özellikle Hz. Peygambere bir uyarı var. Bu uyarının ne demeye geldiğini bu ayetlerin indiği yılın takriben 7. yıl, peygamberliğin 7. yılı, yani müşriklerin boykotunun ayyuka çıktığı, bir yudum suya hasret yaşanan günler olduğunu hatırlarsanız o zaman durumun ne kadar kritik olduğunu da bilirsiniz.

149-) Festeftihim eliRabbikel benatü ve lehümül benun;

O hâlde sor görüşlerini onlara (o müşriklere): “Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları onların mı?” (A.Hulusi)

149 – Şimdi sor o seninkilere: rabbine kızlar, onlara oğullar öyle mi? (Elmalı)

Festeftihim eliRabbikel benatü ve lehümül benun imdi onlardan şu sorunun cevabını iste. Senin rabbinin payına kızlar, onlara da oğullar düştü öyle mi. Böyle bir mantık vardı vahyin ilk muhataplarında. Hoş, model muhatapların içinde böyleleri yok mu. Yani Allah’ı tanımlamaya varlığı ikiye ayırıyorlar. Şu benim, şu senin. Allah’a kendi kafalarına göre bir pay veriyorlar ama suçüstü yakalanıyorlar. Kendilerine ayırdıkları ile rablerine ayırdıkları farklı.

150-) Em halaknel Melaikete inâsen ve hüm şahidun;

Yoksa biz, onlar seyrederken mi melekleri dişiler olarak, yarattık? (A.Hulusi)

150 – Yoksa biz Melâikeyi dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış? (Elmalı)

Em halaknel Melaikete inâsen ve hüm şahidun yoksa melekleri dişiler olarak yarattık ta buna onlar tanık mı oldular. Elekümüzzekeru ve lehül ünsâ. (Necm/21)Yani erkekler size dişi Allah’a öyle mi. Tilke izen kısmetun dıyza.(Necm/22) Bu ne biçim taksimat diyordu ya Kur’an ayette, öyle bir taksimat yapıyorlardı. Melekler Allah’ın kızlarıdır derlerdi.

151-) Ela innehüm min ifkihim leyekulun;

Dikkat edin, muhakkak ki onlar iftira atarak şöyle derler: (A.Hulusi)

151 – Ha!.. onlar şüphesiz ki yalancıdırlar. (Elmalı)

Ela innehüm min ifkihim leyekulun bakın işte bu tiplerin iftiraya düşkünlüklerinden dolayı ısrarla dedikleri şudur;

152-) VeledAllâhu, ve innehüm le kâzibun;

“Allâh doğurdu (Allâh’ın oğlu dediler)! Muhakkak ki onlar kesinlikle yalancılardır!” (A.Hulusi)

152 – «Allah doğurdu» derler ve elbette bunlar yalancıdırlar. (Elmalı)

VeledAllâh Allah doğurdu. Allah’ı tanımlamaya kalkıyorlar. Allah’a görev biçmeye kalkıyorlar. Yani kulun haddini bilmezliğinin zirvesidir bu aslında. ve innehüm le kâzibun elbette yalan söylüyorlar.

153-) Astafel benati alelbeniyn;

(Allâh) kızları oğullara tercih mi etmiş? (A.Hulusi)

153 – Kızları oğullara tercih mi etmiş? (Elmalı)

Astafel benati alelbeniyn sahi O, kızları oğlanlara tercih mi etmiş.

154-) Ma leküm* keyfe tahkümun;

Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz? (A.Hulusi)

154 – Nah sizlere! nasıl hükmediyorsunuz? (Elmalı)

Ma leküm* keyfe tahkümun ne oluyor size nasıl böyle hüküm veriyorsunuz? Suçüstü demiştim ya, kendisine bir kız çocuğu müjdelendiğinde, evet müjdelendiğinde diyor Kur’an çünkü kız müjdelenir. Ne yapar?…zalle vechuhu müsvedden.. (Nahl/58) ayeti öyle diyor ya, yüzü simsiyah kesilir. Fakat kendi hoşuna gitmeyeni Allah’a verir. Böyle bir tablo.

155-) Efela tezekkerun;

Hatırlayıp düşünemiyor musunuz? (A.Hulusi)

155 – Hiç demi düşünmezsiniz? (Elmalı)

Efela tezekkerun hiç mi düşünmüyorsunuz. Yani bunun bir suçüstü hali olduğunu, bir çelişki olduğunu. Yoka kız çocuğu müjdelenir, rabbimiz müjdelik bir şey olarak söylüyor onu.

156-) Em leküm sultanün mubiyn;

Yoksa apaçık bir deliliniz mi var? (A.Hulusi)

156 – Yoksa sizin için açık bir ferman mı var? (Elmalı)

Em leküm sultanün mubiyn yoksa elinize apaçık bir belge mi geçti.

157-) Fe’tu Bi Kitabiküm in küntüm sadikıyn;

Eğer doğru söylüyorsanız bildiğinizi koyun ortaya! (A.Hulusi)

157 – O halde getirin kitabınızı sadıksanız. (Elmalı)

Fe’tu Bi Kitabiküm in küntüm sadikıyn eğer doğru söylüyorsanız haydi varsa kendi kitabınızı getirin de görelim.

158-) Ve ce’alu beynehu ve beynel cinneti neseba* ve lekad alimetil cinnetü innehüm lemuhdarun;

O’nunla (Allâh ile) cinler (normal insan duyularının algılayamadığı bilinçli varlıklar) arasında bir bağ oluşturdular! (Onlara Allâh dûnunda tanrısallık atfettiler)… Andolsun cinler de bilir ki, muhakkak onlar muhdarîndir (zorunlu olarak huzurda hazır tutulacaklardır)! (A.Hulusi)

158 – Bir de onunla Cinler beyninde bir nesep uydururlar. Celâlim hakkı için Cinler bilirler ki onlar ihzar olunacaklardır. (Elmalı)

Ve ce’alu beynehu ve beynel cinneti neseba bir de Onunla, görünmez ruhani varlıklar arasında bir yakınlık bağı kurdular. Özellikle işte cin, melek ve görünmez varlıklar arasında bağ kurmak. Ne demek bu? Müşrikçe bir davranış ve cinlere dair müşrik tasavvurunu reddediyor burada aslında.

ve lekad alimetil cinnetü innehüm lemuhdarun evet, oysa bu görünmez varlıklar da bilirler ki onlar kesinlikle yargılanacaklar. Yani Allah’ta görünmüyor, cinlerde görünmüyor. O zaman ikisi arasında bağ var. Mantığa bakın. İşte müşrik mantık nasıl çalışır onu söylüyor.

159-) SubhanAllâhi amma yesıfun;

Allâh onların vasıflandırmalarından münezzehtir! (A.Hulusi)

159 – Münezzeh sübhan o Allah onların isnat ettikleri vasıflardan. (Elmalı)

SubhanAllâhi amma yesıfun yüceler yücesi olan Allah onların her tür tasavvur ve tanımlarının çok çok ötesindedir. Aynı zamanda Allah hakkında ki tanımaya değil, tanımlamaya yönelik her teşebbüs mantıki bir imkansızlık ve ahlaki bir sorumsuzluğun eseridir. Her yerde ve her zaman.

160-) İlla ‘ıbadAllâhil muhlesıyn;

Sadece Allâh’ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları müstesna (gerisi “muhdarîn” olarak anlatılan sınıftandır). (A.Hulusi)

160 – Lâkin Allahın ihlâs ile seçilen kulları başka. (Elmalı)

İlla ‘ıbadAllâhil muhlesıyn ancak Allah’ın inancını saf ve temiz tutma çabasını desteklediği kulları müstesna.

161-) Feinneküm ve ma ta’budun;

Muhakkak ki siz ve tapındıklarınız, (A.Hulusi)

161 – Çünkü siz ve taptıklarınız. (Elmalı)

Feinneküm ve ma ta’budun çünkü ne siz ne de taptıklarınız hiç biriniz,

162-) Ma entüm aleyhi Bi fatiniyn;

O’nun aleyhine (kimseyi) ayartıp kandıramazsınız! (A.Hulusi)

162 – Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz. (Elmalı)

Ma entüm aleyhi Bi fatiniyn O’na karşı kimseyi ayartamazsınız.. Evet, yeterli, anlamı açık.

163-) İlla men huve salil cahıym;

Ancak cehennemî yanışa gidecekler müstesna. (A.Hulusi)

163 – Meğer ki Cahîme saldıran olsun. (Elmalı)

İlla men huve salil cahıym ancak göz göre göre ateşe koşan kimseler hariç. Onları ayartabilirsiniz. Zaten onlar ateşe koşuyorlar, biraz daha hızlandırmış olursunuz.

164-) Ve ma minna illâ lehü mekamun ma’lum;

(Bütün açığa çıkan melekî Esmâ kuvveleri): “Bizden, bilinen bir işlevi olmayan yoktur!” (A.Hulusi)

164 – Bizden ise her birimiz için bir makamı malûm vardır. (Elmalı)

Ve ma minna illâ lehü mekamun ma’lum hem samimi kullar derler ki içinizde Allah tarafından kendisine bir yer tayin edilmemiş hiç kimse yoktur.

Bu ayet müthiş bir ayet dostlar. 160. ayette ki samimi kullara atıf aslında. 161 de ki cinler, melekler ve ruhani varlıklara da atıf bizce. 166. da ki gelecekte müsebbihun dan yola çıkarak bütün varlığa atıf aslında. ve in min şey’in illâ yüsebbihu Bi hamdiHİ… (İsra/44) Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tespih etmemiş olsun.

Yunus olayı yerini terk etme idi hatırlayınız bu da varlığın her birinin yeri var diyor. Yerin var diyor ey insan. Yerini asla terk etme. Bir ağaç yerini terk ederse odun olur. Yerinde ise ağaç denir. Onun için yersiz insan yoktur, insanın atığı olmaz, bunu söylüyor. Senin yerin neresi. Seni Allah’ın koyduğu yerdir senin yerin. Bunu söylüyor.

165-) Ve inna le nahnus saffun;

“Muhakkak ki biz, evet biziz o saf saf dizilenler (varlıkta boyutları ve içindekileri meydana getirenler).” (A.Hulusi)

165 – Ve biz elbette biz o saf dizenleriz. (Elmalı)

Ve inna le nahnus saffun evet, biziz emre amade olup saf saf dizilenler, elbette biz. Unutmayınız surenin girişinde ki ayetlere atıf.

166-) Ve inna lenahnul müsebbihun;

“Muhakkak ki biz, evet biziz o tespih edenler (işlevlerini yerine getirmek suretiyle kulluğunu ifa edenler {tespihin anlamı}).”(A.Hulusi)

166 – Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz. (Elmalı)

Ve inna lenahnul müsebbihun yine biziz O’nun yüceliğini dile getirenler elbette biz. Eşyanın tespihi konulduğu yerde durmasıdır. Allah nereye koymuşsa orada tutmak. Onu oradan etmekte zulümdür. Orada tutmak hikmettir.

167-) Ve in kânu le yekulun;

Muhakkak ki (o müşrikler) şöyle de diyorlardı: (A.Hulusi)

167 – Ve gerçek evvel şöyle diyorlardır: (Elmalı)

Ve in kânu le yekulun ama bir de ısrarla şöyle diyenler var.

168-) Lev enne ‘ındeNA zikren minel evveliyn;

“Eğer bizim yanımızda da atalarımızdan bize ulaşmış bir bilgi olsa idi…” (A.Hulusi)

168 – «Eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikrolsa idi. (Elmalı)

Lev enne ‘ındeNA zikren minel evveliyn (bir sonraki ayetle birlikte.)

169-) Lekünna ‘ıbadAllâhil muhlesıyn;

“Elbette biz de Allâh’ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları olurduk.” (A.Hulusi)

169 – Her halde Allahın ihlâs ile seçilmiş kullarından olurduk. (Elmalı)

Lev enne ‘ındeNA zikren minel evveliyne , Lekünna ‘ıbadAllâhil muhlesıyn eğer geçmiş atalarımızdan bize tevarüs eden ilahi bir uyarı devralmış olsaydık, elbet biz de Allah’ın imanını saf ve temiz tutma çabasını desteklediği kullarından olurduk. Diyorlar. Tabii ki doğru söylemiyorlar. Bi namaz mazereti bu. Neden? İşte cevabı.

170-) Fekeferu BiHİ, fesevfe ya’lemun;

Şimdiyse hakikat bilgisini inkâr ettiler… Yakında anlayacaklar! (A.Hulusi)

170 – Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler. (Elmalı)

Fekeferu BiHİ, fesevfe ya’lemun fakat vahiy gelince de onu inkar ettiler. Hem böyle diyorlar, hem de vahiyi inkar eden oluyorlar. Ama zamanı gelince ne fena yaptıklarını bilecekler.

171-) Ve lekad sebekat kelimetüna li ‘ıbadinel murseliyn;

Andolsun ki irsâl olunan kullarımıza (şu) sözümüz geçerli olmuştur: (A.Hulusi)

171 – Celâlim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat (Geçmek, ilerlemek.) etmiştir: (Elmalı)

Ve lekad sebekat kelimetüna li ‘ıbadinel murseliyn ama doğrusu has kullarımız olan elçilerimize geçmişte verilmiş bir sözümüz vardı. Bana sorarsanız bu surenin ana temasının hepsini ifade eden en öz ayet bu. Has kullarımız olan elçilerimize geçmişte verilmiş bir sözümüz vardı ve devamında ki ayet;

172-) İnnehüm lehümül mansurun;

Muhakkak ki onlar, elbette onlar zafere erdirilmişlerdir. (A.Hulusi)

172 – «Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır. (Elmalı)

İnnehüm lehümül mansurun mutlaka kendileri yardıma mazhar olacaklar. Bu aynı zamanda onların yolundan giden herkesi de içerir. İlahi yasa halen geçerli. Risalet mirasına ihanet etmeyenler için bugün de geçerli. Düşünsenize bir Nuh suyun yardımını gördü. İbrahim ateşin yardımını gördü, Lût karanın yardımını gördü. Musa ve Harun denizin yardımını gördü. Yunus hayvan ve bitkinin yardımını gördü. Ne kaldı geriye. Şuursuz kardeşleriniz eğer başınız sıkışırsa şuurlu mü’min kardeşinin yardımına koşuyor. Burada verilen oydu işte.

173-) Ve inne cündena lehümül ğalibun;

Muhakkak ki bizim ordumuz, onlar galiptirler! (A.Hulusi)

173 – Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galip geleceklerdir»(Elmalı)

Ve inne cündena lehümül ğalibun ve elbette sonunda galip gelecek olan bizim ordumuz olacaktır. Orada ki cündena, bizim ordumuzdan kasıt; Allah’ın varlığın içine koyduğu o güçtür ve bütün bu saydığım Nuh’a yardım eden su, Musa ve Harun’a yardım eden deniz, Yunus’a yardım eden balık ve bitki. Hepsi aslında Allah’ın ordusunun neferidir. Bunu böyle bilmek lazım.

174-) Fetevelle ‘anhüm hattâ hıyn;

Artık bir süre onlardan yüz çevir! (A.Hulusi)

174 – Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar. (Elmalı)

Fetevelle ‘anhüm hattâ hıyn bu yüzden artık bir süreliğine onlardan uzak dur. Bu ayetleri iyi anlamak lazım. İyi anlamak içinde  bu ayetlerin indiği dönemi unutmamak lazım. Biraz önce hatırlatmıştım 7. yıl takriben. Yani müşriklerin uyguladığı boykotun en çok acı verdiği yıl. İnkarcılar bu dönemde Resulallah’ı hiç ciddiye almıyorlardı. Düşünsenize bir 3 yıl dışarı çıkması yasak, içeri gıda girmesi yasak. Kaçak göçek bir deve sürülecekte bir yığın insan onunla karın doyuracak. Böylesine zor ve kor bir dönem. Ama Allah’ın sözünün nasıl gerçekleştiğini bugün biz daha iyi görüyoruz. Çeyrek asır içinde çağın süper güçlerini dize getiren küresel bir güce dönmüştü imanın gücü. Biz bunu biliyoruz.

175-) Ve ebsırhüm fesevfe yubsırun;

Onları seyret… Yakında görecekler! (A.Hulusi)

175 – Gör onları: yakında görecekler. (Elmalı)

Ve ebsırhüm fesevfe yubsırun ve sen onların zavallı halini gör. Zamanı gelince onlar da kendi hallerini görecekler.

176-) Efe Biazâbina yesta’cilun;

Azabımızın varlıklarında açığa çıkışını (ölümü) acele mi istiyorlar? (Ölüm, hakikati inkâr eden için azabın başlaması, iman eden içinse rahmete ermektir.) (A.Hulusi)

176 – Ya şimdi bizim azâbımızı mı iviyorlar? (Elmalı)

Efe Biazâbina yesta’cilun acaba onlar azabımızın bir an önce gelmesini gerçekten istiyorlar mı?

177-) Feizâ nezele Bi sâhatihim fesae sabâhul münzeriyn;

Onların alanına indiğinde, uyarılanların uyanışı ne kötü olur! (A.Hulusi)

177 – Amma onların sahasına indiği vakit ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı! (Elmalı)

Feizâ nezele Bi sâhatihim fesae sabâhul münzeriyn fakat o aniden kendi mekanlarında başlarına indiğinde azabımız, uyarılmış olanlar berbat bir sabaha uyanacaklar.

178-) Ve tevelle anhüm hattâ hıyn;

Artık bir süre onlardan yüz çevir. (A.Hulusi)

178 – Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar. (Elmalı)

Ve tevelle anhüm hattâ hıyn yine de sen onlardan bir süreliğine uzak dur.

179-) Ve ebsır fesevfe yubsırun;

Onları seyret… Yakında görecekler. (A.Hulusi)

179 – Gör, yakında görecekler. (Elmalı)

Ve ebsır fesevfe yubsırun ve onların zavallı halini gör. Bir gün gelecek, zamanı gelince onlar da kendi zavallılıklarını öğrenecekler, görecekler.

180-) Subhane Rabbike Rabbil ızzeti ‘amma yasifun;

Senin Rabbin, İzzet sahibi Rab olarak, onların tanımlamalarından münezzehtir! (A.Hulusi)

180 – Tesbih o izzetin sahibi rabbine onların vasıflarından. (Elmalı)

Subhane Rabbike Rabbil ızzeti ‘amma yasifun izzet ve azamet sahibi rabbin, insanların her türlü tasavvurlarının ötesinde aşkın bir yüceliğe sahiptir.

181-) Ve Selâmun alel murseliyn;

İrsâl olunanlara Selâm olsun! (A.Hulusi)

181 – Ve selâm mürselîne. (Elmalı)

Ve Selâmun alel murseliyn O’nun bütün elçilerine selâm olsun.

182-) Vel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn;

Hamd, Rabb-ül âlemîn Allâh’a aittir. (A.Hulusi)

182 – Ve hamd âlemlerin rabbi Allaha.(Elmalı)

Vel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun.

Biz de tüm nebilere ve hassaten bu vahyi bize getiren alemlere rahmet Hz. Muhammed Sallallahu aleyhi ve selemle selâm ediyoruz, selâm olsun diyoruz bize vahiy ile tenezzül buyuran Allah’a da hamd olsun diyoruz.

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mart 2013 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: